Azerbaycan’da son yılların en büyük hayvan katliamlarından biri yaşanıyor. Son günlerde sosyal medyada Azerbaycanlı hayvansever vatandaşların isyanı gözlerden kaçmıyor. Azerbaycan’da sahipsiz olan sokak köpeklerine karşı bir katliam başlatıldığı iddia ediliyor. Azerbaycan’da sokaklarda yaşayan sahipsiz ve yardıma muhtaç sokak köpeklerini vatandaşlar Azerbaycan devletinin de desteğiyle katlediyor.

Hayvanlara yönelik muamelesiyle hayvan aktivistleri tarafından eleştirilen ülkeler arsında olan Azerbaycan’da yine bir hayvan katliamı yaşanıyor. Sosyal medyada hızla yayınlanan görüntülerde, Bakü sokaklarında silahla vurulduğu iddia edilen köpeklerin can çekiştiği görülüyor.

“KÖPEK BAŞINA 6-10 MANAT PARA ÖDENİYOR”

Edinilen bilgilere göre, sokak köpeklerini katleden vatandaşlara 6-10 manat arası para ödendiği iddia ediliyor. Azerbaycan’da gerçekleşen köpek katliamı içinse henüz Azerbaycan devletinden açıklama yapılmazken televizyon kanallarından skandal ötesi çağrılar yapıldığı görüldü.

“KAMU SAĞLIĞI İÇİN SAHİPSİZ HAYVANLARIN ÖLDÜRÜLMESİ VACİP”

Azerbaycan’da yayın yapan yerel bir kanalda yayınlanan görüntüler ve skandal ötesi sözler büyük infial oluşturdu. Sahipsiz köpekler için ‘Kamu sağlığı için sahipsiz hayvanların öldürülmesi vaciptir’ çağrısına başta Azerbaycan halkı olmak üzere bir çok dünya ülkesinden sert tepkiler geliyor.

2015 YILINDA DİRİ DİRİ YAKMIŞLARDI

Azerbaycan’da 2015 yılında düzenlenen Avrupa Oyunları için yine aynı vahşet ve katliam yaşanmıştı. Azerbaycan devleti, 2015 senesinde ülkede düzenlenecek Avrupa Oyunları öncesinde köpekleri toplatıp diri diri yakmıştı ve benzer katliamları yapmıştı.

TÜRKİYE’DEN KINAMA MESAJLARI VE KONSOLOSLUĞA BASKI

Türkiye’de yaşayan ve olaya karşı büyük tepki gösteren Türk vatandaşlar ise başta Azerbaycan konsolosluğu olmak üzere sosyal medya mecralarından tepkilerini dile getirmeye devam ediyor. Köpeklerin katledilmesi başta hayvanseverler olmak üzere vicdan sahibi her insanı derinden yaralamış durumda. Başta hayvanseverler olmak üzere pek çok Türkiye vatandaşı konuyla ilgili olarak açılan imza kampanyasına desteklerini sürdürüyor.

SEMİH BİŞKİN

TGRT HABER

 25 yerinden bıçaklanarak öldürülen 5 yaşındaki Muhammet Derviş’i katleden kişi ya da kişilerin bulunması için özel ekip tatil beldesindeki 200’ü aşkın güvenlik kamerası kaydını saniye saniye izliyor. Aile fertlerinin yanı sıra beldede ikamet eden çok sayıda vatandaşın da konuyla ilgili ifadelerine başvuruldu. Ekiplerin toplanan delil, bilgi ve izlenen görüntülerden yola çıkarak soruşturmayı derinleştirdiği öğrenildi.

Çocuğun cesedi duş kabininde bulunmuştu

Ülkelerindeki iç savaştan kaçarak geldikleri Kızkalesi’nde 3 yıldır ikamet eden Suriyeli Derviş ailesinin çocukları 5 yaşındaki Muhammet Derviş 18 Eylül akşamı eve dönmeyince ailesi küçük çocuğu aramaya çıktı. Bir sonuç alamayan aile çocuklarını sabah saatlerinde de aramayı sürdürdü. Tam da arama esnasında çocuğun duş kabininde cesedi bulundu. Çocuğun babaannesi olduğu belirtilen Emine Derviş olayın şokuyla çocuğun cesedini kucağına alıp 200 metre mesafedeki polis noktasına getirdi. Aileyi polis ekipleri ve çevredekiler sakinleştirdi. Yapılan otopside çocuğun 25 yerinden bıçaklandığı belirlendi.

Güvenlik kamerası görüntüleri yürek burktu

5 yaşındaki Muhammet Derviş’in kaybolduğu 18 Eylül akşamı güvenlik kamerasına yansıyan görüntüsü izleyenlerin yüreğini burktu.

5 yaşındaki çocuk elindeki su şişesi ile güvenlik kamerasının açısına giriyor. Sallanarak ve etrafı izleyerek işletmenin kapısına gelen çocuk bir süre burada bekliyor. Elindeki küçük su şişesini sallayıp kendince oyun oynuyor.

Özel ekipler tarafından çevredeki işletmelere ait güvenlik kamerası görüntülerinin saniye saniye izlediği, alınan ifadelerden yola çıkarak soruşturmanın derinleştirildiği ve en küçük bir ipucunun dahi değerlendirildiği öğrenildi. 

Oktay İnce
 

M.Ö. 2000 yılına kadar dayanan tarihi ile tarihi kalıntıları ve doğanın eşsiz güzelliğini yansıtan, halk arasında ise “Torosların damı” olarak adlandırılan Tarsus’un Gülek Mahallesi’nden 8 kilometre yukarısında bulunan Gülek Kalesi, seyir tepesindeki fotoğraf hileleriyle uçurumun kenarında duruyormuş hissi veriyor. Kalenin seyir tepesinde vatandaşların çekildiği fotoğrafların sosyal medyada paylaşılmasının ardından kale, ziyaretçilerin ilgi odağı haline geldi.

Akdeniz’i İç Anadolu’ya bağlayan Gülek Boğazı’na hakim tepede bulunan kaledeki seyir tepesi deniz seviyesinin bin 650 metre yukarısında bulunuyor ve vatandaşlar fotoğraf çektirmek için adeta sıra bekliyor. Alçakta bulunan nokta, fotoğraf çekiminde aşağı bölüm gösterilmediği zaman, uçurumun kenarında durulduğu hissi uyandırıyor. Kadrajlamayla “uçurumun kenarında bir kayada oturulup aşağıdaki otobanın izlendiği” görüntüsü verilen fotoğrafların çekilebildiği bölgenin ziyaretçi sayısı her geçen gün artıyor.

Müşterilerini uçurum kıyısına götürüp tıraşlarını yaptı

Sosyal medyadan ünü her gün biraz daha yayılan Gülek Kalesi’nde kimi sevgililer evlenme teklifinde bulunurken, kimi yurt dışından kaleye fotoğraf çektirmeye geliyor. Adanalı kuaför Ahmet Ocak da müşterilerini kaleye götürdü. 3 müşterisini burada tıraş eden Ocak, 15 yıllık erkek kuaförü olduğunu belirterek, “Ne zaman Facebook’u açsam herkesin kalede çektirdiği görüntüleri görüyordum. Ben de merak ettim gittim ve 3 arkadaşımı tıraş ettim. Tabii ki kolay bir durum değil yaptığımız iş tehlikeliydi. Oraya göre burada tıraş etmek kolay ama ustayım diyorsanız sizin için mekan önemli değil. Yeter ki malzememiz olsun havada ve karada her yerde tıraş ederiz hiç fark etmez. Yapılan iş kolay değil tam bir çılgınlık ama Adanalıyız o yüzden fark etmez” dedi.

Kalede uçurum kenarında tıraş olan Metin Göksoy ise Ahmet ustanın kendisine ulaştığını ve kalede tıraş yapmak istediğini söyleyerek, “Yapabildiğimizin en iyisini yapmaya çalıştık ve gidebildiğimiz kadar uç tarafa gittik. Rahat davrandık gördüğünüz gibi orası uçuruma benziyor ve orada herhangi bir korku ya da panik hata yapmamıza neden olabilirdi. Orada tıraş olmak gerçekten muhteşemdi. O ortam ve manzarayı yaşamak güzeldi yani eğlendik tıraşımızı olduk. Daha önce açık havada tıraş olmadım benim için güzel bir deneyim oldu. Ahmet kardeşimiz de tıraşımızı yaptı herkese tavsiye ederim” diye konuştu.

Ahmet Doğanay ise kalenin güzel bir yer olduğunu ifade ederek, “Daha önce böyle bir şey görmemiştim. Çok şehir gezdim ve birçok kuaförde tıraş oldum ama Ahmet Ocak’ta bir ilk yaşadım. Çok hoşuma gitti herkese tavsiye ederim uçurumun kenarında ve korkunç bir manzara ama güzel bir gün geçirdik. O ortamda acayip korktuk çünkü uçurumun kenarı, aşağıdan arabalar geçiyor ve altımızda güvenliğimiz yok” dedi.

Osman Safi de Ahmet ustanın tıraş edeceği iki kişinin görüntülerini çekmeye gittiğini ancak bir süre sonra kendisini tıraş sandalyesinde bulunduğunu belirterek, “Orada fotoğraf çekilen kişiler vardı ve herkes korkuyordu. Biz orada bir cesaretle tıraş olduk ve hem onlara cesaret verdik hem de biz rahatladık ama gerçekten çok güzeldi. Genelde oraya fotoğraf çekilmeye gidiyorlar ama biz orada bir çılgınlık yaptık yani çılgın Ahmet ustanın çılgın müşterileriyiz” şeklinde konuştu. 

Fatih Keçe – Serkan Çetinkaya
 

İşte Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil’in o yazısı;

Sosyal Bilgiler 6. sınıf kitabında, “çan, hazan, ezan sesi buluştu” başlıklı eski bir gazete haberinden hareketle, “Dinler Arası Diyalog”u devam ettiriyoruz, mesajı verilirken şu anda bununla en büyük mücadeleyi sürdürmekte olan Sayın Cumhurbaşkanımızı da bunun hamisi gibi göstermek nasıl bir münafıklıktır.
Bir de tarih kitabında yer alan bir şiirdeki şu kıtaya bakın:

Halkın ne söz hakkı vardı ne oyu
Mutlak hâkim idi padişah soyu
Uyutulmuş idi asırlar boyu
Uyandı, silkindi durdu bu millet

Bu şiirleri okuyan bir gence, 622 yıllık Osmanlı Devleti’ni nasıl okutacaksınız, Allah aşkına söyler misiniz? Asırlar boyu narkoz verilip uyutulan bir millet diye mi? Bunlar Osmanlı Devleti’ne hâlâ Kılıçdaroğlu kafası ile mi bakıyorlar acaba? Şeker üretemeyen, tüfek yapamayan, okuma yazma bilmeyen Osmanlı gibi(!)
Sadece Osmanlı mı? Bu zihniyetle bakılırsa Selçuklu, Gazneli, Karahanlı da aynı değil midir? Gerçekte bu düşmanlık İslâm’a yöneliktir.

Yazık gerçekten yazık! Bu kafa doktora tezlerine konu olacak bir kafadır. Böyle bidon bir kafaya her köyümüzde mutlaka bir ad verilmektedir. Artık doktora araştırmaları ile bunu ortaya çıkarma vakti gelmiştir.
Muhafazakâr anlayış diye günlerce ahkam kesen bidon kafalıların tarih zihniyeti yıllardır bu söylemlerle oluştu. Bunların Türk milletini uykuda diye itham etmeleri şaşılacak bir durum da değildir. Zira bu FETÖ’cüler ve Batının uşakları nazarında, siz ülkeyi Haçlılara teslim etmediğiniz sürece, uyuyanlar safında bulunuyor olacaksınız. Nitekim onlara sorarsanız, millet bugün de uyumaya devam etmektedir. 15 Temmuz günü millet sokaklara taşarken “sakın evinizden çıkmayın” diyerek canhıraş gayret sarf edenler bunlar değil miydi? Ah uykucu millet(!) Hep uyur böyle işte…

Söylediğim gibi müfredattaki bu skandallar tam bir FETÖ aklıdır. Cumhurbaşkanımız 2013 yılından beri bu fitneye bütün gücüyle dikkat çektiği hâlde hâlâ bunların oyun ve projeleri ile karşılaşmamız çok garip değil mi? Bu kitapların bazılarının 2013 yılı Talim ve Terbiye Kurulunca onaylandığı da söyleniyor. Öyle ise bu denli gaflet ne ile izah edilebilir. Bakanların, müsteşarların bu fitneye karşı son derece uyanık bulunmaları gerekmekte değil midir?

Şunu net ifade edeyim ki hal böyle iken, gaflet içinde olanların gafları da ihanettir. Uyanın artık kardeşim!

İşte Yücel Koç’un yazısı;

O ayının gösterdiği; FETÖ’nün parmağı

Bu karikatür, 6. sınıf Türkçe kitabına girdi.
Doğruysa 6 uzman inceledi, hiçbiri o parmağı görmedi (!)

           ***

Biz, ‘Nasıl olur’u konuşurken, bir başka parmak, lise öğrencilerinin felsefe kitabından çıkıverdi.
Tuhaf çizime, ustaca gizlenmişti.
Ve yine kimse görmemişti (!)

           ***

Bunlar, sağdan soldan toplanmış görseller…

Gözden kaçmıştır diyecektik ki…

Sosyal Bilgiler 7. sınıf kitabına sokuşturulan sözde ‘basın özgürlüğü’ metni, mevzunun o kadar basit olmadığını gösterdi.

FETÖ’nün 17/25 Aralık’ta kullandığı ifadelerin neredeyse tamamı, fütursuzca kitaba sokuşturuluvermişti.
Hedef açıkça AK Parti, metin apaçık FETÖ’nün “Ben buradayım” işaretiydi.

           ***
Ve bir başka skandal…

Yine 7. sınıf…
Din Kültürü kitabı…
Cabbar Kulu’ndan Öğütler başlıklı yazının altında, hazırlayanın adı var.
Kim mi?
FETÖ’nün Alevilerden sorumlu firari imamı Osman Eğri.

           ***
Peki bitti mi?
Elbette hayır…
6. sınıf Sosyal Bilgiler kitabı…
Sayfa 148.
“Medeniyetler Ülkemizde Buluştu” başlıklı metinde, FETÖ’nün Vatikan adına yürüttüğü dinler arası diyalog projesine methiyeler dizildi.
Bunca yaşanandan, onca söylenenlerden sonra…
Ne cesaret değil mi!..

           ***

4. sınıf Türkçe kitabında anlatılan, ‘Müziğin yeryüzüne inişi’ sapkınlığını,
Bir başka kitapta, Osmanlı padişahlarına ağır hakaret ve iftiraları saymadım bile…
Sizce yukarıda saydıklarımız sadece ‘hata’ olabilir mi?

Fikrimi sorarsanız, subliminal mesaj vermeyi seven alçak örgüt, o parmağı hepimize gösteriyor.
Açıkça “Ben buradayım, n.h bulursunuz” demek istiyor.

           ***
Bunları söyledik diye kimse kızmasın, gücenmesin…
Bu örgüt kamuflaj ustası ve sızmadığı yer yok.
Şimdi bize düşen, ne yapıp edip, onları ortaya çıkarmak…
Ve kulaklarından tutup, gereğini yapmak…

Gaziantep’te bakır işlemeciliğini öğrenen 26 yaşındaki Martin Moon, 8 yıldır bu meslek için yaz aylarında Gaziantep’e geliyor. Bu yaz da 20 günlük bakır sıvama ve kalay dersleri için Gaziantep’e gelen Moon, Türkiye’nin Amerikan televizyonlarında gösterildiği gibi olmadığını söyleyerek, Türkiye ve Gaziantep’i çok sevdiğini ifade etti. Moon, “Amerika’da tıp fakültesi 2. sınıfta bu mesleği öğrenmek için okuldan ayrıldım. Bakırcılık mesleğini çok seviyorum. Orada Türkiye hakkında olumsuz haberler var. Gelirken tereddüt yaşadım. Ancak burayı görünce bütün düşüncelerim değişti. Buradaki insanlar çok sıcak kanlılar. Türkiye ve Gaziantep’i çok seviyorum. Amerika’ya gidince bunları çevreme anlatacağım” diye konuştu.

Martin’in Anadolu ile Amerikan kültürü arasında köprü görevi gördüğünü belirten Gaziantep Bakırcılar ve Sedefçiler Odası Başkanı Celal Açık, “Martin bakırcılığı öğrenmek için okuduğu tıp fakültesini bıraktı. Bu bize çok tuhaf gelebilir ama orada bu çok normaldir. Martin burada öğrendiği bakır işlemesini Amerika’da bir sürahiye işleyerek 3 bin 200 dolara satıyor. Bu büyük bir gelir kaynağıdır. Martin buraya gelmeden önce Türkiye hakkında olumsuz haberlerin olduğunu söyleyerek beni aradı, ben de ona böyle bir şey olmadığını ve gönül rahatlığıyla gelebilirsin dedim. O da geldi. Şuan bana burada problemin olmadığını ancak Amerika’da problemin olduğunu söylüyor” dedi. 

Lider Olgun
 

Birleşmiş Milletler (BM) 72. Genel Kurulu görüşmeleri için New York’a gelen Kuzey Kore Dışişleri Bakanı Ri Yong Ho, ABD’nin bombardıman savaş uçaklarını uluslararası hava sahasında uçurmasının ardından açıklamada bulundu. Ri Yong Ho, ABD’ye “en üst düzey” eylem ile verilecek cevabın, “Pasifik’te güçlü bir hidrojen bombası denemesi olabileceğini” söyledi. Kim Jong-un, devlet televizyonunda yayınlanan konuşmasında, ABD Başkanı Donald Trump için “meczup” ifadesini kullanmış ve ülkesini “tamamen ortadan kaldırma” tehdidinin pahalıya mal olacağını belirtmişti.

ABD Başkanı Trump ilk BM’ye hitabında, dünya genelindeki bazı “haydut devletlerin” milletlerin baş ağrısı olduğunu anlatmış, bu sözlerinin ardından Kuzey Kore rejimini sert sözlerle eleştirmişti.

Trump, nükleer programını sürdürmesi halinde bu ülkeye karşı gerekli tüm adımları atmaya hazır oldukları mesajını vererek, “(Kuzey Kore lideri) Roket adam, hem kendisi hem de rejimi için intihar misyonunda. Eğer ABD, kendini ve müttefiklerini savunmak zorunda kalırsa Kuzey Kore’yi tamamen yok etmekten başka seçeneği kalmayacak. ABD buna hazırdır, isteklidir ve bunu yapabilir. Ancak buna gerek kalmamasını umuyorum” ifadesini kullanmıştı.

Pentagon sözcüsü Dana White, “Bu görev, ABD’nin kararlılığının gösterilmesi ve başkanın herhangi bir tehdide son verme konusunda birçok askeri seçeneğinin bulunduğunun açık bir mesajıdır” dedi.

White, ABD vatandaşlarını ve müttefiklerini savunmak ve korumak için tüm askeri yetenekleri kullanmaya hazır olduklarını açıkladı. Dana White, “Kuzey Kore, bu yıl onlarca füze fırlattı ve bunların birçoğu nükleer başlıklıydı. Balistik füze ile ABD’yi hedeflemeyi amaçlayan programını hızlandırdığından 3 Eylül’de Japonya üzerinden altıncı ve en büyük nükleer deneyi yaptı ve Pasifik’teki bir hidrojen bombasını test etmek tehditlerinde bulunuyor” açıklamasını yaptı. 

Hasan Çelik
 

Diyarbakır Valiliğinden yapılan açıklamada, Lice güneyi ile güneybatısı, Hazro kuzeyi ve Silvan kuzeybatısı arasında kalan dağlık ve kırsal alanda 20 Eylül’de saat 22.00’den itibaren icrasına başlanılan “Bayrak-60 Şehit Jandarma Uzman Çavuş Polat Özbek-2 Operasyonu”nun bugün saat 02.00 itibariyle başarıyla tamamlandığı belirtildi. Açıklamada, operasyonda teröristler tarafından kullanılan 5 doğal mağara, 3 sığınak ve 3 farklı bölgeye gömülü halde 5 ayrı jelikan bidon ile ağaçlık ve makilik alan içerisinde arama yapıldığı kaydedildi. Açıklamada, “Aramada 1 adet tabanca, 1 adet av tüfeği ve bu tüfeğe ait 66 adet fişek, 2 adet Dragunov keskin nişancı tüfeğine ait şarjör ve bu silaha ait 17 adet fişek, 5 adet el telsizi, 1 adet Kaleşnikof kütüklüğü, 150 kilogram amonyum nitrat ve şekerle hazırlanmış 2 adet mayın/EYP düzeneği, mayın/EYP yapımında kullanılan 3 adet elektronik devre kartı, 1 adet ağız kısmı kesilmiş mutfak tüpü, 3 adet el telsizi anteni, 1 adet video kamera, 1 adet çelik kaynak yapıştırıcı, 45 adet hızlı yapıştırıcı, 1’i yanmış halde 3 adet akü, 1 adet tornavida takımı, 1 adet akım ölçer, 1 adet çadır, 1 adet küçük boy güneş paneli, 1 adet el feneri, 2 adet kelepçe, 5 kilogram tütün ve sarma kağıdı, 4 adet tencere, 4 adet çaydanlık, 200 kilogram muhtelif yiyecek maddesi, çok sayıda yaşam ve giyim malzemeleri ele geçirilmiştir. Cumhuriyet Savcılığının talimatı uyarınca mayın/EYP yapımında kullanılanlar ile yaşam ve giyim malzemeleri yerinde imha edilmiş, delil niteliğine haiz silah ve mühimmat muhafaza altına alınmıştır” denildi.

Açıklamada, adli makamlardan alınan kararlara istinaden 106 konutun adli araması, 736 şahsın da kimlik sorgulamasının gerçekleştirildiği bildirilerek şunları kaydedildi:

“Yol kontrol ve arama faaliyetlerinde 324 araç ve 602 şahsın kimlik sorgulaması yapılmış, daimi arama kararı bulunan 3 şahıs tutuklanmış, ‘Kasten Öldürme’ ile çeşitli suçlardan aranma kaydı bulunan 4 şüpheli gözaltına alınmış, 20 şahıs 1111 sayılı Askerlik Kanunu gereğince tebligatta bulunulması sonrasında serbest bırakılmıştır.”

101 milyon 751 bin 750 TL’lik esrar ele geçirildi

Operasyonda narko-terörizmle mücadele kapsamında da çalışma yapıldığına dikkat çekilen açıklamada, “Bu çerçevede Lice ilçesine bağlı 7 köy/mezra mülki sınırları içerisinde piyasa değeri 101 milyon 751 bin 750 TL olan 2 bin 834,35 kilogram toz ve 298,2 kilogram kubar olmak üzere toplam 3 bin 132,55 kilogram esrar maddesi ile 190 bin kök kenevir bitkisi ele geçirilmiştir. Cumhuriyet Savcılığının talimatı uyarınca esrar maddesi muhafaza altına alınmış, kenevir bitkisi numune alınmasını müteakip yerinde imha edilmiştir. Bölgemizde yaşayan vatandaşlarımızın huzur ve güvenliğinin sağlanması ve teröristle mücadele kapsamında yürütülen çalışmalara artan bir azim ve kararlılıkla devam edilmektedir.”

Sokağa çıkma yasağı kaldırıldı

Açıklamada, operasyon nedeniyle Lice’ye bağlı Budak, Dallıca, Tepe, Türeli, Kabakaya, Kutlu, Yalaza, Ortaç, Bağlan, Oyuklu, Çavundur, ve Dolunay köyleri ile Hevselbey, Kolbağı, Alataş, Kalkanlı, Bakanlar, Hacıcemil, Esenli, Çaylarbaşı, Göçer, Kerpiçören ve Çanak mezraları, Hazro’ya bağlı Çitlibahçe ve Ormankaya köyleri ile Güzdamı ve Şahgeldi mezraları, Silvan’a bağlı Mutluca, Çaldere, Dolaplıdere, Dağçılar köyleri ile Üçdirek, Ergeçiti, Kayabağı ve Erkenciler mezraları ve Kulp ilçesine bağlı Çukurca, Demirli, Düzce, Bayıkköy ve Taşköprü köyleri ile Zümrütlü, Keçiveren, Yukarıpolat, Aşağıpolat, Mevik ve Taşköprü mezralarında 21 Eylül 2017 Perşembe günü saat 05.00’den itibaren geçerli olan sokağa çıkma yasağının bugün 05.00 itibariyle kaldırıldığı da duyuruldu. 

Böbrek yetmezliği tanısıyla hayatı bir anda altüst olan 22 yaşındaki Emrullah Kırlıoğlu, karamsarlığa kapılmayarak hayallerine tutundu. Organ naklinden üç gün önce sevgilisi Zeynep’i kaçıran Emrullah, nakilden sonra da düğün yapıp dünya evine girdi. Sağlığına ve sevdiğine kavuşarak çifte mutluluk yaşayan Emrullah, babası Ali Kırlıoğlu’na can aşısı olduğu için teşekkür ederek, “İkinci hayatım evliliğimle taçlandı” dedi.

Annesini kaybetti

Aydın Kuşadası’nda yaşayan ve bir markette çalışan Emrullah Kırlıoğlu, ilk kez 4 yıl önce karın ağrısı şikayetiyle Aydın’da bir hastaneye başvurdu. Kırlıoğlu, burada yapılan muayene ve tetkiklerden sonra kendisine, “Korkulacak bir şey yok” denildiğini belirtirken, gündeme 39 yaşındaki annesinin sağlık sorunları geldi. Genç, nişanlısı Zeynep ile gelecek hayalleri kurarken, annesini meme kanserinden kaybetti. Bu süreçte sevdiği kızla da sorunlar yaşayıp ayrılan Kırlıoğlu, geçen Mayıs ayında kusma, iştahsızlık, kilo kaybı şikayetleriyle tekrar Aydın Devlet Hastanesine gitti. Kırlıoğlu’na kronik böbrek yetmezliği tanısı koyuldu. Diyalize başlanan genç, böbrek nakli kararı üzerine İzmir’de özel hastaneye başvurdu. Yapılan tetkikler sonunda baba Ali Kırlıoğlu’nun (48) verici olabileceği belirlendi. 21 Temmuz’da Opr. Dr. Işık Özgü, Opr. Dr. Uğur Saraçoğlu ve Doç. Dr. Ebru Sevinç Ok’tan oluşan ekip tarafından gerçekleştirilen operasyonla baba Kırlıoğlu’ndan alınan bir böbrek oğul Kırlıoğlu’na nakledildi.

Nakilden önce sevdiği kızı kaçırdı

Nakilden üç gün önce eski nişanlısı Zeynep’i kaçıran Emrullah, nakilden 1,5 ay kadar sonra sokak düğünü yapıp dünya evine girerken, yaşadıklarını ve duygularını şöyle anlattı:

“Son 4 yılda hayatımda çok şey, üzücü olaylar yaşadım. İlk hastalandığımda ‘böbreklerinde küçük bir sıkıntı var ama sorun yok’ dediler. Benim başıma bunların gelebileceği konusunda herhangi bir uyarıda bulunmadılar. Sonrasında annemin hastalığı, onun vefatı, nişanlımdan ayrılmam derken üzerine hastalığım ortaya çıktı. Diyaliz benim için çok zordu. Zeynep ile yeniden görüşmeye başlamıştık, zaten birbirimizden hiç kopmamıştık. Nakil öncesi kaçırdım, nakilden sonra taburcu olunca nikahımızı yaptık. Şimdi de düğünümüzü yaptık. Çok mutluyum. Babama, doktorlarıma çok teşekkür ederim. Allah’a bin şükür ediyorum, her şeyimiz dört dörtlük gidiyor” diye konuştu. 

Düğünlerinde kocasıyla doyasıya dans edip eğlenen gelin Zeynep mutluluğunu anlatacak söz bulamadığını söylerken, baba Ali Kırlığolu da, “Evlat demek can demek, senden can demek, esirgeyemezsin ki. Her annenin, babanın gözünü kırpmadan vereceği organ. Oğlum sağlığına kavuştu, diyalizden kurtardım oğlumu, 4 saat psikolojisini bozuyordu. Şimdi yuvasını açıyor, mürüvvetini görüyorum. Bundan güzel duygu mu olur” diyerek duygularını dile getirdi.

Evlilik için bizden izin istedi

Öte yandan Kent Hastanesi böbrek nakli ekibinden Doç. Dr. Ebu Sevinç Ok, Emrullah’ın evlilik konusunda kendilerini sürekli sıkıştırdığını belirterek, şöyle konuştu: 

“Emrullah çok coşkulu bir genç. Hastalığını öğrendiğinde de aktif olarak çalışıyordu. Hastalığı hayatını, aile sürecini çok kötü etkiledi. Bir an önce çözüm bulmaya çalıştılar. Baba sağlıklı bir kişi olduğu için hızlıca babadan nakil yaptık. O da bir an önce normal hayatına dönmek istiyordu. Bu süreçte de çok sevdiği nişanlısıyla aralarında daha önceden sorun yaşamış. Ne zaman evlenebilirim diye bizi sıkıştırdı. Her şey çok yolunda gitti, böbrek çok iyi şekilde çalışıyor, Emrullah çok iyi. Nakil yaptıktan 1,5 ay kadar sonra evlendiler, mutlular. Biz de mutluluklarını daim olmasını istiyoruz. Böbrek nakilli hastaların hayatlarına bir an önce dönmeleri arzumuz. Ama bu tabii ki sağlık sınırlarını zorlayıcı derecede değil. Kadınlar için, erkekler için süreç biraz farklı olabilir. Gebelik için daha uzun süreler gerekebilir ama her ne kadar hayatlarına dönme istekleri devam ediyorsa biz de o kadar mutlu oluyoruz. İşlerine, okullarına, evliliklerine hemen bir an önce dönmeleri için elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz. Bu süreçte sık kontroller önemli, her şeyin iyi gittiğinden emin olmamız, aksatmayacak olmalarını bilmemiz önemli. Emrullah bize bu güveni verdi.” 

TEOG sisteminin yerine alternatifler konuşulurken Biltes Koleji, okul müdürleri, idarecileri ve öğretmenleri ile öneriler sunduğu bir çalıştay düzenleyerek TEOG sisteminde neler var neler yok öncelikle bu konuyu ele aldılar. TEOG öncesi Seviye Belirleme Sınavı (SBS) dönemini inceleyen idareci ve öğretmenler bu dönüşüm esnasında olan farklılıklar analiz etti. Öğrencilerin akademik yetkinliklerinin yanında kişisel özelliklerini ön plana çıkaran, sanat, spor ve sosyal sorumluluk projelerinin önemi üzerinde durulan çalıştayda anadil ve yabancı dil algısının güçlendirilmesi vurgulandı. Merkezi sınav sisteminden sonra okul başarısında öğrenci portfolyolarının önemli olacağı ve hedef liselere yerleştirilmesi üzerinde duruldu.

“Farklı niteliklerde öğrenci yetiştirmeliyiz”

Yeni eğitim sistemi öğrencinin kişisel özelliklerini geliştiren sporu, sanatı, sosyal sorumluluk projelerini öne çıkaran bir sistem olmalıdır diyen Can Uysal, “Sosyal sorumluluk projeleriyle topluma fayda sağlayan bunları ön palana çıkaran çok farklı niteliklerde öğrenci yetiştirmeliyiz. Orta öğretim kurumları da bu farklılıkları buna göre değerlendirerek öğrencilerini seçmelidir. Akademik olarak bir taraftan öğrenci kendini yenilerken yeni sistemde sosyal anlamda da kendini yenilemeli. Müzikle sanatla sporla desteklemeli, kişisel gelişimini sosyal sorumluluk projeleriyle mümkün olduğu kadar arttırmalı. Topluma fayda sağlayan, kendini geliştiren nitelikli öğrenci seçimi yeni orta öğretim kurumlarının tercihi olacaktır” ifadelerini kullandı.

“Öğrenciler çalışmaya devam etsin”

Bundan sonraki süreç için önerilerde bulunan Uysal, “Aileler hiç endişelenmesinler öncelikle sakin olsunlar, derin bir nefes alsınlar. Her şey hızlı bir şekilde çözülecektir. Öğrenciler çalışmaya devam etsinler. Çünkü orta öğretim kurumlarından bazıları akademik sınavlar da isteyecekler. Onun için çalışmayı asla bırakmasınlar, demotive olmasınlar. Çalıştayın hedefi bakanlığımıza mümkün olduğu kadar destek olmak. Bu çalıştayın bütün donelerini bakanlığımıza ileteceğiz. Sayın Milli Eğitim Bakanımız İsmet Yılmaz’ın söylediği gibi bir parça tuzumuz olursa çorbada ne mutlu bize” diye konuştu.