Marmara Üniversitesi Rektörlüğü bazı yayın organlarında çıkan eski Başbakan ve AK Parti Konya Milletvekili Ahmet Davutoğlu ile ilgili haberler üzerine yazılı açıklama yaptı. Türkiye Cumhuriyeti’nin 62., 63. ve 64. Hükümetlerinin başbakanı ve değerli bilim insanı Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu’nun, üniversite bünyesinde faaliyet gösteren Sosyal Araştırmalar Öğrenci Topluluğu adlı öğrenci kulübünün daveti üzerine bir konferans vermesi hususunda medyada çıkan haberler dolayısı kamuoyunun doğru bir şekilde bilgilendirilmesi adına yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Bilindiği üzere Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu 1996-1999 yılları arasında üniversitemiz bünyesinde bulunan Sosyal Bilimler Meslek Yüksekokulunda doçent doktor kadrosunda görev yapmış ve sonrasında istifaen ayrılmıştır. üniversitemizde öğrenci kulüplerinin faaliyetleri Öğrenci Kulüpleri Yönergesine uygun olarak yürütülmektedir. Yönergeye göre, bütün öğrenci kulüpleri, herhangi bir etkinliği düzenlemeden önce, planlanan etkinlik tarihinden en az on beş (15) gün önce Rektörlüğe yazılı olarak müracaat eder ve Rektörlükten onay alır (md. 16). Bu hüküm, A grubu protokole dâhil şahsiyetlerin üniversitemizdeki etkinliklere katılımı halinde, daha hassas bir şekilde uygulanmaktadır.

Söz konusu etkinliğin planlanması, gerekli izinlerin alınması ve ön hazırlıkların yapılması sürecinde yönergenin ilgili maddesine uygun bir şekilde hareket edilmemesinden dolayı, Davutoğlu’nun katılımından Rektörlüğümüzün çok geç haberi olmuştur. Ayrıca, kulübün gecikmeli olarak yaptığı başvuruda ise Rektörlük onayı bulunmamaktadır.

Türkiye Cumhuriyeti’ne hizmet etmiş değerli bir devlet adamı ve saygın bir bilim insanı olarak Davutoğlu’nun üniversitemizde konferans vermesi, taşıdığı sıfatlar dolayısıyla özel önem taşımaktadır. Bu nedenle, hem güvenliğin sağlanması hem de gerekli hazırlıkların kapsamlı bir şekilde yapılması bir zarurettir. Davutoğlu’nun uygun bir zamanda teşrif etmesi halinde, etkinliğin en iyi şekilde gerçekleştirileceği hususu, hem öğrenci kulübünün yetkililerine hem de ilgili diğer çevrelere açıkça ifade edilmiştir.

Bir öğrenci kulübünün, yönergeye aykırı olarak sebep olduğu fiilî durum, köklü bir mazisi ve yerleşmiş gelenekleri olan üniversitemizi müteessir etmiştir. Ortaya çıkan bu durumun, Davutoğlu’nun şahsı ve üniversitemizin duruşu ile herhangi bir ilgisi bulunmamaktadır. Yaşanan bu durumun malûm çevrelerce başka mecralara çekilmesi ve iyi niyetle bağdaşmayan bir kampanyaya dönüştürülmesi, Marmara Üniversitesi camiasını derinden üzmüştür. Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu’nun üniversitemizdeki bilimsel ve kültürel faaliyetlere katılımının, camiamızı her zaman memnun edeceğini özellikle belirtmek isteriz”.

Adana Emniyet Müdürlüğü Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünde görevli polis memuru Arda Can (25), 8 Haziran 2017 tarihinde operasyona gitmek üzere motosiklet ile yola çıktı. Can, Alparslan Türkeş-Mavi Bulvar Kavşağı’na geldiği sırada bir otomobil ile çarpıştı. Kazada ağır yaralanan polis memuru Can, Adana Şehir Hastanesi’nde tedaviye alındı. 2 yıllık polis olan ve 1 çocuk babası Can, yapılan müdahalelere rağmen bugün sabaha karşı hayatını kaybetti. 

Şehit polis memurunun Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik Öğretmeni olan eşi Derya Can ise en mutlu günlerinden biri olan Öğretmenler Günü’nde hayatının en büyük acısını yaşadı. 

Şehit polis memuru Arda Can için Sabancı Merkez Camisi’nde tören düzenlendi. Tören alanına gelen Can’ın annesi Dilek Kılıç ve babası Serdar Can gözyaşlarına boğuldu. Baba ve anneyi şehidin meslektaşları teskin etti. Şehidin eşi Derya Can da yine polislerin yardımıyla güçlükle ayakta durabildi. Şehidin eşi tören boyunca gözyaşlarına boğuldu. 

Adana Emniyet Müdürü Selami Yıldız, yaptığı konuşmada, polislerin vatandaşların güvenliği ve huzuru için gece gündüz çalıştığını, şehit olan Arda Can’ın da onlardan biri olduğunu belirterek, ailesine ve yakınlarına sabır diledi.
Cuma namazı sonrası Adana Müftüsü Hasan Çınar, cenaze namazını kıldırdı. Cenaze namazının ardından şehidin naaşı meslektaşlarının omuzlarına alındı. Bu sırada şehidin eşi, göğsündeki şehidin fotoğrafını öperek veda etti. Daha sonra da tabutun arkasından ağlayarak ilerledi. Şehidin naaşı toprağa verilmek üzere memleketi Kozan ilçesine götürüldü. 

Törene Adana Valisi Mahmut Demirtaş, siyasi parti il başkanları, belediye başkaları, polis müdürleri ve komutanlar katıldı. 

Fatih Keçe – Serkan Çetinkaya
 

Maliye Bakanı Naci Ağbal, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda 2018 Merkezi Yönetim Bütçe ve 2016 Kesin Hesap Kanun Tasarısı ile Sayıştay Raporları görüşmelerine katıldı. Burada yaptığı konuşmada elektronik fatura ile yeni harcama sistemi kurulacağını belirten Bakan Ağbal, kamu harcamalarının şeffaflığını sağlayacaklarını vurguladı. Ağbal, program bazlı bütçe performansı projesini yapacaklarını, Türkiye’de bütçe sistematiği içerisinde uygulamaya konulabilecek programların belirlendiğini ifade etti. Bakan Ağbal, son iki yıldır Bakanlık olarak yatırımı, üretimi, ihracata dönük düzenlemeleri gerçekleştirdiklerini kaydederek, “Özellikle ekonomide büyüme trendini yukarı çeken son derece önemli yapısal düzenlemeleri Bakanlıkça yaptık, hükümetimize arz ettik. AR-GE kapsamında yapmış olduğumuz düzenlemeler son derece önemli” ifadelerini kullandı.

Katma Değer Vergisi’ne (KDV) ilişkin Ağbal, “Katma Değer Vergisi ile ilgili kanun çalışmasını inşallah yıl bitmeden önce Bakanlar Kuruluna getirmeyi hedefliyoruz. KDV sisteminde son derece radikal değişiklikler yapan bu kanunun inanıyorum ki önümüzdeki dönemde reel ekonomiye ciddi anlamda katkı verecek unsur olduğunu söylemeliyiz” diye konuştu.

KDV maliyetlerini düşürecek çalışmalar yaptıklarını belirten Ağbal, “KDV iade sürecinde yeminli mali müşavirler tarafından KDV iade raporu düzenleniyor. Burada belirlenmiş bir tarife var. Katma Değer Vergisi iadesi alırken, yeminli mali müşavirlerle yapmış olduğumuz ödemeler iadeden yüksek. Meslek odaları ile görüşerek, KDV iadesi raporlarının düzenlemesine ilişkin olarak yeminli mali müşavirlere yapılacak ödemelerin daha da aşağı çekilmesi konusunda bir çalışmamız var” dedi.  

Ahmet Umur Öztürk – İbrahim Berat Yılmaz
 

Kültür ve Turizm Bakanı Numan Kurtulmuş, Rus-Türk İş Adamları Derneği (RTİB) Yönetim Kurulu Başkanı Naki Karaaslan ile dernek üyelerini kabul etti. Kabulde dernek üyeleri, Ankara’da uğradığı silahlı saldırı sonucunda yaşamını yitiren Rusya’nın Ankara Büyükelçisi Andrey Karlov adına Moskova’da “Andrey Karlov Çocuklara Yardım Fonu” kurulduğunu Bakan Kurtulmuş’a iletti.

Türkiye ile Rusya arasındaki ilişkilerin yeniden canlandırılması ve turizm sektöründe yeniden yüksek bir noktaya ulaşılması için gayret sarf ettiklerini dile getiren Bakan Kurtulmuş, Rusya ile yaşanan krizlerin artık geride kaldığını söyledi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile birlikte en üst düzeyde sürdürdüğü temaslar sonucunda aşılan krizlerden kalan sıkıntıların da bundan sonraki süreçte telafi edileceğini kaydeden Bakan Kurtulmuş, Türk iş adamlarının Rusya ile dostluk köprülerini sağlamlaştıracak faaliyetlerine destek olacaklarını dile getirdi.

Rusya’nın Ankara Büyükelçisi Andrey Karlov adına oluşturulacak fona yönelik çalışmaları takdirle karşıladıklarını ifade eden Bakan Kurtulmuş, “Rusya’nın Türkiye ile dostluğunu artırmak için gayret sarf eden Andrey Karlov’un hatırasını yaşatacak olan adımların atılması, vakıfların kurulması, onun adına düzenlenecek bir takım etkinliklerin ortaya konulması Türk-Rus dostluğunun gelecek nesillere aktarılması bakımından önemlidir” dedi.

Önümüzdeki dönemde iki ülke arasında ekonomi ve turizm ilişkilerinde yapılabileceklerle ilgili derneğin deneyimlerinden yararlanmayı istediklerine vurgu yapan Bakan Kurtulmuş, sözlerine şöyle devam etti:

“Rusya’nın Türkiye ile dostluğunu artırmak için gayret sarf eden Karlov, Türkiye’nin her alanda geri gitmesi için uluslararası bir çete ile birlikte hareket eden ve karanlık bir çete olan FETÖ mensubu birisi tarafından katledildi. Milletimizin duyduğu derin üzüntüyü bir kere daha iletmek istiyorum. Türkiye dostu olan bir büyükelçinin katledilmesi bizleri de fevkalade üzmüştür.”  

Pelin Üzek Kılıç
 

Antalya’nın son dönemde popülaritesi artan doğa turizmi noktası Ormana, deneyimleyenleri kendisine hayran bırakıyor. Doğal yaşamının yanı sıra, Antalya sıcağından kaçanlar için adeta saklı bir cennet olan Ormana’da en çok dikkat çeken aktivitelerin başında Altınbeşik Mağarası’nda yapılan kano turu geliyor. Türkiye’nin en büyük, dünyanın da en büyük 3’üncü yeraltı gölü olan Altınbeşik Mağarası’nın 350 metrelik bölümü kanolarla gezilebiliyor. Mağaraya kanoyla girildiğinde su altına yerleştirilen özel spot ışıklar dikkat çekiyor.Şu ana kadar keşfedilen bölümü 7 kilometreyi bulan Altınbeşik Mağarası’na, Ormana köyünden ulaşım mümkün oluyor.

“ANTALYALI İŞ ADAMLARI BURAYA YATIRIM YAPSIN”

Yaklaşık 10 gün önce göreve başlayan İbradı Kaymakamı Mustafa Çelik de ayağının tozuyla çalışmalara başladı. İbradı’da özellikle turizmi yukarıya çekmek istediklerini belirten Çelik, “İbradı sadece Osmanlı döneminde değil, Selçuklu döneminde Alaeddin Keykubat’ın bile yaz dönemlerinde burada konakladığı bir yer. Keykubat yaz aylarında sıcak havalardan kaçıp İbradı’ya yerleşiyordu. Bizler de aynı şekilde yerli ve yabancı turistleri buraya bekliyoruz. İbradı, Osmanlı’ya en çok kadı yetiştiren ilçe. İbradılı yaklaşık 100 kadı olduğu ve 3 şeyhülislam olduğu biliniyor. Burada Kadıların eğitim aldığı kadıkonakları mevcut. Bu konaklar unutulmaya yüz tuttu. Antalya’nın saygın isimlerinin burada yatırım yapmasını talep ediyoruz” dedi.

“AMACIMIZ TURİST SAYISINI YUKARIYA ÇEKMEK”

Mevcut şartları iyileştirerek bölgenin hareketlenmesi için çalışacaklarını söyleyen Çelik, “Altınbeşik Mağarası’nın şu anda kullanılan kısmı 350 metre ve toplamda 7 kilometre. Hala keşfedilmeyen bölümleri olduğu biliniyor. Burayı tamamen kullanıma açmayı talep ediyoruz. Burada Arapastı Kestanesi, Düğmeli Evler, Kadıkonakları, Eynif Ovası ve Altınbeşik Mağarası gibi turizme açık noktalarımız var. Buralar sayesinde sezonda 50-60 bin arasında turist İbradı’yı ziyaret etmekte. Bizim amacımız bu sayıyı 150 bine çıkarmak” diye konuştu.

BİN 100 YILLIK ARAPASTI KESTANESİ

İbradı’da bulunan bir kestane ağacı ise, ziyaret edenleri kendisine hayran bırakıyor. Ağaç, hikayesiyle de dikkat çekiyor. 1861 yılında bölgenin ağalarından birisinin evinde cariye olarak çalışan Zeynep adındaki bir Arap kızı, evin sahibine kızarak, konağı ateşe veriyor. Çıkan yangının ardından alevler diğer evlere de sıçrıyor ve İbradı’nın neredeyse tamamı yanıyor. Olayın ardından Zeynep için ölüm emri çıkartılıyor ve bu ağaçta asılarak idam ediliyor. Bu olay sonrasında ağaca Arapastı Kestanesi adı konuluyor. Ormana’yı ziyaret edenlerin uğrak noktası olan Arapastı Kestanesi için bakım çalışmaları da yapılıyor. Bölgede yer alan küçük şelaleler etrafında yapılan yoga aktiviteleri de oldukça ilgi gösterilen bir başka organizasyon.

Bangladeş tarihinde en çok izlenen dizileri arasında ön sırada yer alan Muhteşem Yüzyıl dizisi, her perşembe günü akşam saatinde yayınlanıyordu. Osmanlı tarihini ve Kanuni Sultan Süleyman dönemini anlatan bu dizinin sona ermesi izleyicilere büyük üzüntü yaşattı. 7’den 70’e herkes tarafından izlenen bu dizinin bitmesini kabul edemeyen izleyiciler sosyal medya üzerinden üzüntülerini paylaştı. Bangladeş halkı dizinin tekrar yayınlanmasını istedi. Ayrıca, 6. sezonun sonunda Sultan Süleyman’ın ölümü de seyircileri son derece üzdü.

Türk dizileri Bangladeş’te yeni dönem oluşturdu

Bangladeş’teki televizyonlarda yayınlanan Türk dizileri arasında Muhteşem Yüzyıl ve Diriliş Ertuğrul dizileri ön sırada yer alıyor. Dublaj olarak yayınlanan Türk dizileri kısa bir zamanda büyük başarıya ulaştı. Türk dizilerinin yayın hayatına girmesi ile Hint dizilerinin izleyici sayısı azaldı. Meşhur olan Türk dizilerinde yer alan karakterlerin adı kullanılarak birçok esnaf yeni ürün üretti ve ürünlerin satışlarında büyük artış yaşandı.

Dizide ölen paşa için protesto yapmışlardı

Muhteşem Yüzyıl dizisinin 82. bölümünde 1536 yılının 14-15 Mart gecesi iftardan sonra dört dilsiz cellat tarafından Pargalı İbrahim Paşa’nın boğularak öldürülmesi işlendi. Pargalı İbrahim Paşa rolünü oynayan Okan Yalabık’ın ölümü izleyiciler tarafından kabul edilemedi ve sokakta protesto gösterileri düzenlendi. Bangladeş tarihinde 90’lı yıllardan bu yana ilk kez yabancı dizilerden etkilenen halk sokağa çıkmıştı.

İzleyiciler yeni Türk dizileri istiyor

Bangladeş’te Türk tarihini anlatan özellikle Osmanlı dönemi dizileri en çok izlenen diziler arasında yer alıyor. Bangladeş halkı, buna benzer yeni diziler beklediklerini ifade etti. Şubat ayında ise yeniden Muhteşem Yüzyıl dizisinin “Kösem” dönemini anlatan dizi Bangladeş halkıyla buluşacak. Yeni Türk dizisini bekleyen halkın Muhteşem Yüzyıl dizisinden memnun olduğu kadar diğer diziden memnun olup olmayacağı ise merak konusu.  

Moshiur Rahman
 

Proje Tasarımını, Yapımcılığını ve Senaristliğini Mehmet Bozdağ’ın üstlendiği, Yönetmenliğini Metin Günay’ın yaptığı Engin Altan Düzyatan, Hülya Darcan, Cemal Hünal ve Esra Bilgiç’in başrollerini paylaştığı “Diriliş Ertuğrul” Dizisi’nden bir rekor daha. Dizi, Ertuğrul’un obasına döndüğü, ‘Dündar’ın ‘Hanlı Pazar’ı satmasını engellediği ve Selçuklu Sultanı ‘Alaaddin Keykubat’ tarafından ‘Uç Beyi’ olarak ilan edildiği bölümü ile izleyicileri televizyon ekranlarına kilitledi. AB’de 20,53 reyting ve 42,02 share, ABC 1’de 20.32 reyting ve 39.35 share, TOTAL’de 16,40 reyting ve 34,69 share oranlarıyla yeni bir rekor kırdı. Reyting ve Share oranlarına göre önce ki akşam her iki kişiden biri Diriliş Ertuğrul’u izlemiş oldu.

Senaryo tekniği, drama, aksiyon, duygusal dokunuşlar ve global ölçekli prodüksiyon zenginliği ile izleyicilerin takdirini kazanan “Diriliş Ertuğrul” Dizisi aldığı reyting oranlarıyla eşsizliğini bir kez daha pekiştirirken bugüne kadar ki en başarılı dizi yapımı olduğunu da göstermiş oldu.”Diriliş Ertuğrul” Dizisi’nin Yapımcı ve Senaristi Mehmet Bozdağ, dizilerinin sürekli yeni bir izlenme rekoru kırdığını ve Çarşamba günü yayınlanan son bölümde de kendi rekorlarını kırarak en yüksek izlenme oranını yakaladıklarını söyledi. Erişilmesi zor bir rekor daha kırdıklarını ifade eden Bozdağ,” Büyük bir başarıya daha imza attık. Her bölüm, Türkiye’de, Avrupa’da ve yayınlandığı ülkelerde reyting rekorlarında ilk sırada” dedi.

Diriliş Ertuğrul’da sürprizlerle dolu bölümlerin izleyicileri beklediğini söyleyen Bozdağ, “Bin yıllık değerleri olan bu toprakları kendi hikayesiyle buluşturduk. Ayrıca değerlerimizi ve tarihi hikayemizi dünyanın farklı coğrafyalarındaki izleyicilere taşımayı başardık. Ertuğrul Gazi ve Kayı Boyunun bir avuç kahramanla beraber adım adım tarihi değiştirişinin hikayesini, bütün dünyaya izletmek bizleri ayrıca mutlu ediyor. Diriliş Ertuğrul artık Türkiye’nin değil bütün dünyanın dizisi olmayı başardı” şeklinde konuştu.

Fatih Belediyesi her yıl düzenlediği Öğretmenler Günü özel etkinliğini bu yıl da, Fatih Belediye binasının fuaye alanında gerçekleştirdi. Belediye Başkanı Mustafa Demir’in ev sahipliğinde gerçekleşen kutlama yemeğine Fatih’te görev yapan öğretmenler ile birlikte Fatih İlçe Milli Eğitim Müdürü Mucip Kına, Şube Müdürleri ve Fatih Belediye Başkan Yardımcıları da katıldı.

Yemeğin ardından Fatih Belediye Başkanı Mustafa Demir etkinliğe katılan öğretmenlere seslendi. Öğretmenlik mesleğinin önemi hakkında konuşan Demir, Türk tarihinde yer edinmiş öğretmenlere de değindi. Ecdadın kurduğu imparatorluğun temelinde öğretmenlerin olduğunu ifade eden Başkan Demir konuşmasında şu ifadelere yer verdi:

“Bizim ecdadımızın o muhteşem tarihinin, medeniyetinin temelinde öğretmenlerimiz var. Bunlara biz Muallim Sani’ler, Sultaniler diyoruz. Anadolu’yu Türklere yurt yapan Alparslan’ın hemen yanı başında hocası olan Nizamülmülk’ü görürüz. Osman Bey’in yanında Şeyh Edebali’yi görürüz. Orhan Bey’in yanında Alâeddîn Esved’i görürüz. 2. Murat’ın yanında Hacı Bayram-ı Veli ve onun öğretilerini görüyoruz. Fatih Sultan Mehmet Han’ın yanı başında, Fatih’i küçük bir çocuktan muazzam bir devlet, siyaset ve bilim adamı yapan Akşemsettinleri, Molla Güranileri görüyoruz.”

Başkan Demir ayrıca yeni bir toplumun ve yeni bir insanın oluşturulmasında da öğretmenlere büyük görev düştüğünü sözlerine ekledi. Konuşmaların ardından Öğretmenlerarası Spor Turnuvalarında dereceye girenlere kupa ve ödülleri, Belediye Başkanı Mustafa Demir ve Fatih İlçe Milli Eğitim Müdürü Mucip Kına tarafından takdim edildi. 

Serdal Altıntepe

Dominik Cumhuriyeti’ndeki diktatörlüğe karşı savaşan Mirabal Kardeşlerin rejime karşı mücadele ederken tecavüz edildikten sonra döverek öldürülür. Mirabel Kardeşlerin mücadelesi ve uğradıkları şiddet dolayısıyla 25 Kasım günü Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından ‘Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’ ilan edilir. 1999 yılından bu yana 25 Kasım günü dolayısıyla kadına yönelik şiddete karşı toplumsal bilinci diri tutmak ve farkındalık sağlamak amacıyla çeşitli etkinlikler düzenleniyor. BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon’un başlattığı “Kadına Yönelik Şiddeti Sonlandırmak İçin Birleşin” (UniTE) kampanyası adı altında kadın ve kız çocuklarına yönelik şiddetle mücadelede farkındalığı artırmak amacıyla her ayın 25’i “Turuncu Gün” olarak kabul edildi. Turuncu renk kadın ve kız çocukları için şiddetin olmadığı bir geleceği temsil ediyor. İstanbul Aydın Üniversitesi Türkiye Araştırmaları Merkezi (İAÜTAM) bünyesinde faaliyet gösteren Kadın Araştırmaları Koordinatörlüğü (İAÜKAK) de ‘Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’ dolayısıyla bir panel gerçekleştirdi.

Son dönemde kadına yönelik şiddete karşı mücadele için mevzuatta son yıllarda birçok iyileştirme yapıldığını ifade eden İstanbul Aydın Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yadigâr İzmirli, hukuki iyileştirmenin yanında kolluk kuvvetlerinin ve yargı organlarının titizlikle çalışmasının kadına karşı birçok şiddet vakıasının önüne geçeceğini söyledi. Tek oturumda gerçekleşen ve moderatörlüğünü İAÜ Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Ganime Aydın’ın yaptığı panelin konuşmacıları arasında, Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi Vakfı Kurucu Üyesi ve Yönetim Kurulu Başkanı Aslı Davaz, Sunucu-TV Programcısı İnci Ertuğrul, KADER Kadın Adayları Destekleme Derneği Genel Başkanı Nuray Karaoğlu, İAÜ Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Pakize Ezgi Akbulut ve Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı Gönüllüsü Avukat Perihan Meşeli yer aldı.

“Kadın bedeni basın ve medyada bir obje olarak kullanılıyor”

Panele konuşmacı olarak katılan Sunucu-TV Programcısı İnci Ertuğrul, kadına yönelik bakışı ve şiddeti medyadaki boyutuyla ele alarak, “Medyadaki kadın olgusunu üç başlık altında toplayabiliriz. İlki medyada çalışan kadın olmak. Maalesef medya sektöründe yönetim kademelerine bakıldığında gazetelerde ve televizyonlarda kadın yönetici görülmüyor. İkinci olarak medyanın ulaşmaya çalıştığı kadın, yani hedef kitle dediğimiz seyirci. Son olarak da medyada kadının yansıtılma biçimi. Kadın bedeni basın ve medyada bir obje olarak kullanılıyor. Kadın medyada mağdur, cinsel bir obje, ezilmiş, fedakâr anne ya da bir erkeğin arkasında onun başarısında rolü olan kadın olarak gösteriliyor. Gazetelerde birinci sayfaya çıkan kendisi bir başarı elde etmiş bir kadın göremezsiniz. Şiddet, maalesef hayatın her alanında ve şiddetten de en çok etkilenen her zamanki gibi kadınlar ve çocuklar. Sokakta, trafikte, aile hayatının içinde, televizyon dilinde, gazetede haber dilinde, spor sahalarında, spor yorumcularında ve hatta sanat hayatında içerisinde bile artık fazlasıyla yer alıyor. Ancak bunun eninde sonunda çok büyük zararları olduğunu biliyoruz. Öfke toplumda gittikçe artıyor. Her gün haberlerde şiddet nedeniyle hayatını kaybeden, yaralanan ve onun ötesinde de sesini hiç duymadığımız içten içe yüreği yaralı yüzlerce binlerce insan olmaya başladı” değerlendirmesinde bulundu.

“Kadınlar Daha Fazla Siyasette Yer Almalı”

Kadınların siyasette ve karar alma mekanizmalarında daha fazla rol alması için 20 senedir faaliyet gösterdiklerini ifade eden KA.DER Kadın Adayları Destekleme Derneği Genel Başkanı Nuray Karaoğlu, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kadın milletvekillerinin oranı hiçbir zaman yüzde 20’yi geçmedi tespitinde bulunarak, dünyada karar alma mekanizmalarında kadınların en çok yer aldığı ülkeler arasında Ruanda, Bolivya, Küba, İzlanda ve İsveç’in olduğunu belirtti. Ayrıca, Türkiye’de kadınlara seçme ve seçilme hakkının verilmesiyle kadın haklarında ilerlemenin başladığını ancak Osmanlı Devleti zamanında da çok aktif kadın hareketleri olduğunu unutmamak gerektiğinin altını çizdi.

“İstanbul Sözleşmesi kadına yönelik şiddette caydırıcılığı sağladı”

İstanbul Aydın Üniversitesi’nde düzenlenen panelde konuşan KA.DER Kadın Adayları Destekleme Derneği Genel Başkanı Nuray Karaoğlu, İstanbul Sözleşmesi’nin önemli olduğunu ifade ederek, “İstanbul Sözleşmesi Türkiye’de imzalanan bir sözleşmedir. 2011 yılında imzalandı ve 2014 yılında da uygulanmaya başladık. Yasalara baktığımızda sözleşmemizdeki tüm revizyonlar yapılmış durumda fakat uygulamaya baktığımızda kadına karşı her türlü şiddetin, yani cinsel şiddet, fiziksel şiddet ve ısrarlı takibin yıllara göre sürekli arttığını görüyoruz. Yasalarla alınan önlemler şiddetin her türlüsünü içeriyor. İstatistiklere baktığımızda kadına yönelik şiddetin 2011 yılında Türkiye’de düşük oranda olduğunu görüyoruz. Çünkü 2011 yılında İstanbul Sözleşmesi imzalandı. İstanbul Sözleşmesi’nin imzalandığı yıl aslında caydırıcı bir nitelik taşımıştır. Fakat daha sonra yasalardaki maddelere göre hareket edilmediğinden, yani kadına şiddet uygulayan suçlu mahkeme önüne çıkarken takım elbisesini giyip, tıraş olduğunda ve pişmanım dediğinde ‘iyi hâl indirimi’ alarak serbest bırakıldığından kadınların bu konudaki mağduriyeti devam ediyor. Gelinen noktada kadına uygulanan şiddetin her geçen yıl arttığını görüyoruz” dedi.

“Kadın ‘hayır’ dediği zaman şiddete daha fazla maruz kalıyor”

Mor Çatı Gönüllüsü Avukat Perihan Meşeli, kadınların mücadelesini unutmamak gerektiğini ve bundan 200 sene öncesinde kadın yazarların erkek isimleri kullanırken bugünlere gelindiğini belirterek kadınlara yönelik şiddetin daha çok kadınlar ‘hayır’ diyerek erkeklere itiraz ettiği zaman daha fazla şiddete maruz kaldığını iddia etti.

Bağcılar Belediyesi Kadın Meclisi tarafından “25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele ve Uluslararası Dayanışma Günü” dolayısıyla bir panel düzenlendi. Moderatörlüğünü yönetmen Yeşim Tonbaz’ın yaptığı panelin konuğu ise Türk sinemasının ünlü ismi Hülya Koçyiğit oldu. Koçyiğit’in geleceğini duyan Bağcılarlı kadınlar, seminer salonunu hınca hınç doldurdu. Ünlü oyuncu, yoğun ilgiden büyük bir memnuniyet duyduğunu dile getirdi.

“Kadına şiddet” konusuna aile penceresinden, dini açıdan ve televizyon dünyasından bakan Koçyiğit, “Kadına şiddet sadece tabanca veya bıçakla olmaz. Sözle tacizle ve elle dokunarak da olur. Kadın değerli bir varlık. Onun bir onuru var. Onun onuruna, haysiyetine izni olmadan kimse müdahale edemez. Biz Müslüman toplumu olarak önce buna riayet etmeliyiz. Allah’ın yarattığı en değerli varlık olan insana başka bir insanın söz, temas veya cinayete kadar varan şiddetle müdahale etmeye hakkı yok. Zaten öldürmek en büyük günah. Allah hiçbir erkeğe böyle bir hak vermemiştir. Bu sadece benim ülkemde değil dünyanın çeşitli ülkelerinde oluyor. Olay olduktan sonra vah vah demenin bir anlamı yok. Önce vatandaş olarak, sonra toplum olarak sesimizi çıkarmalıyız. En ağır cezayı almasını sağlamalıyız. Toplum olarak şiddete karşı gelmeliyiz” dedi.

“ERKEK ÇOCUKLAR İÇİN BABA BİR ROL MODELDİR”

Erkek çocuklar için babanın bir rol model olduğunu ifade eden Koçyiğit, “Kadına şiddeti uygulayan erkekleri de yetiştiren, hayata hazırlayan biz anneleriz. Onlara o kadar çok şefkat, sevgi ve güven duygusu verirsek, onları huzurlu bir yuva içinde yetiştirebilirsek ister kız, isterse erkek olsun kendiyle barışık, hayatla barışık, özgüveni olan, dünyaya umutla bakan ve dünyayı değiştirmek için çalışan, bilgiyle donanmış genç nesiller olacağına inanıyorum. Temelde mutlaka ve mutlaka bir çocuğun yetişirken anne ve baba ilgisiyle, sevgisiyle yetişmesi gerekiyor. Erkek çocuklar için baba bir rol modeldir. Evin içinde kavga varsa, anne baba birbirine hakaret ediyorsa ve baba şiddete eğilimliyse işte bu evde yetişen çocuk yarın öbür gün o şiddeti doğal kabul edip kendisi uygulayacaktır” diye konuştu.

“İLK YAPACAĞIMIZ ŞEY O KANALI KAPATMAK”

Yeşim Tonbaz’ın “Televizyonlarda dizi ve filmlerde kadına şiddet sahnelerinin gösterilmesiyle ilgili ne diyorsunuz?” sorusuna Koçyiğit, “Filmlerde ve dizilerde şiddet sahnelerine seyirci tepki gösterecek. Reaksiyon gösterecek izlemeyecek. Yayınlarda bizim kültürümüze ahlakımıza geleceğimize arzu etmediğimiz bir eğilim varsa burada toplum olarak reaksiyon göstermeliyiz. İlk yapacağımız şey o kanalı kapatmak. Zaten reytingi düşer, sonra o film yayından kalkar ve toplum o şiddeti gösteren yayından kurtulmuş olur. Ama biz beğendiğimiz yakışıklı veya güzel oyuncu oynuyor diye seyredersek şuur altında şiddeti de benimsemeye başlıyoruz. Bu kadar şiddeti seyredince artık şiddet doğal gelmeye başlıyor” diye cevap verdi.