Cumhurbaşkanı Erdoğan: Onlar birer mankurt

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde düzenlenen TÜBA Ödül Töreni’nde konuşma yaptı. Medeniyet ve kültürümüzde, dünyada iyi olanı almak, kullanmak ve geliştirmek olduğunu vurgulayan Erdoğan, “Burada sorun bilgisayarın kendisi değil, o bilgisayarın insanların hayatına nasıl gireceğini ve nasıl kullanılacağını vazeden değerler sistemidir. Biz bu ilişkiyi kurmakta yaşadığımız tıkanıklıktan, eksiklikten şikayetçiyiz. Günümüzde dahi bilimin abide isimleri sayılan Farabi’yi, İbn-i Sina’yı, Biruni’yi, Hayyam’ı, İbn-i Haldun’u, Ali Kuşçu’yu ve daha nicelerini yetiştirmiş bir medeniyetin mensupları olarak başka bir sıkıntımız kesinlikle söz konusu olamaz. Bu serzeniş hasetlikten değil. Bilim ve teknolojide öncülüğü kaybetmiş olmanın verdiği üzüntüden kaynaklanıyor. Neredeydik, nerede kaldık. Biz, geçtiğimiz 14 yılda bilime, bilim insanlarına, bilimsel çalışmalara verdiğimiz önem ile bu konuda çok önemli mesafe katettik. Çok kısa bir zaman içerisinde ulaşımda, boğazın gerek altından, derinliklerinden, üstünden inşa ettiğimiz dünyada sayılı ilk 5 içerisindeki gerek Marmaray ile gerek Avrasya ile gerek Yavuz Sultan Selim Köprüsü ile gerek Osmangazi Köprüsü ile attığımız bu adımlarda kendi bilim, teknoloji anlayışımızı dünya bilim ve teknoloji anlayışı ile birleştirdik ve onu insanımızın hizmetine sunmanın bahtiyarlığını yaşadık” diye konuştu.

“SELÇUKLU’YU KALBİNDEN VURAN HAŞHAŞİLER İŞTE BU BOŞLUKTAN FAYDALANMIŞLARDIR”

Ar-Ge harcamalarının, tarihte ilk defa 2015 yılında 20 milyar doları aştığını kaydeden Erdoğan, konuşmasına şöyle devam etti:

“Milli gelirimize oranını 14 yılda yüzde 0.5’ten yüzde 1.06’ya ki kesinlikle yeterli değil. İnşallah buna da yüzde 3’e çıkaracağız. Burada aslolan özel sektörün de bu Ar-Ge çalışmalarında nasibini alması lazım. Onların da buraya katkı vermesi lazım. Her şey devlet devlet devlet dememeleri gerekir. Ar-Ge’de çalışan personel sayısı göreve geldiğimde 29 bindi, şuanda 122 bine yükseldi. Bu sayının da 200 binleri hatta 300 binleri bulması gerekiyor. Yapılanlar önemli ama yapmamız gereken daha çok şey olduğunu biliyoruz. İnşallah bilim insanlarımız ile birlikte bunu başarabileceğimizi biliyorum. Bilim, sadece somut çıktıları itibari ile değil, zihinlerde yol açtığı değişim ve dönüşüm ile aydınlanmayla da ülkeler ve milletler için önemlidir. Tarihimizdeki çalkantılara, istikrarsızlıklara baktığımızda hepsinin de arkasında cehaletin, ilmi geriliğin, kültürel yozlaşmanın bulunduğunu görüyoruz. Selçuklu’yu kalbinden vuran haşhaşiler işte bu boşluktan faydalanmışlardır. Osmanlı’yı uğraştıran pek çok sorunun da temelinde aynı sıkıntılar vardır. Esasen bu sorunla günümüzde de mücadele ediyoruz. FETÖ denilen şer şebekesi, milletimizin eğitim konusundaki, yardımlaşma konusundaki hassasiyetlerini istismar ederken, en çok bu tür eksiklerden faydalanmıştır. Bu örgütün içindeki akademisyenler, yargı mensupları, polisler, askerler, iş adamları, öğretmenler iyi eğitim almış, fiyakalı okullardan mezun olmuş olabilirler ama bu durum hakikatler karşısındaki körlüklerini, cehaletlerini, kalplerini ve zihinlerini bir şarlatana kiralamış oldukları gerçeğini ortadan kaldırmıyor. Bunun için hep ilim ile birlikte atalarımız, ecdadımız dikkat ederseniz irfanı ilmin yanına koymuştur. İlmin yanına atalarımız hikmeti koymuştur. İlim ile hikmeti beraber anmıştır. İrfan olmazsa o ilmin hiçbir anlamı yok. Hikmet olmazsa o bilginin hiçbir anlamı yoktur. Eğer bilgiyi gönül süzgecinden geçirip hikmet ile taçlandırırsanız işte o zaman irfana ulaşırsınız.”

“FETÖ’NÜN TBMM’Yİ BOMBALAMASI İLE OSMANLI MECLİSİ MEBUSA’NIN KAPATILMASI AYNI ŞEYDİR”

“Herkes Osmanlıya matbaanın geç girmesi üzerine ahkam keser ama hiç kimse kağıdın Semerkant üzerinden dünyaya yayıldığını söylemez” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bizim coğrafyamızda rasathanelerde gözlemler yapılırken, gemiler pusula ile yolunu bulurken, şifahanelerde ameliyatlar yapılırken dünyanın kalanında neler olduğunu hepimizin iyi bilmesi gerekir. Her fırsatta doğrudan ve dolaylı olarak İslam mani terakkidir diyenler, yani İslam gelişmeye manidir diyenler tarihimizdeki İslam gelişmeyi terakkiyi emreden örneklerini asla gündeme getirmezler. Kendimize gelebilmemiz ancak kendimizi bilmemiz ile mümkündür. Biz kendimizi bilmezsek birileri gelir bize ne olduğumuzu anlatmaya, bunun sınırlarını çizmeye başlar. Pek çok sapkın yapı gibi FETÖ’cüler de burada yollarını kaybetmişlerdir. Ne olduklarını, kim olduklarını unutarak, her biri sadece sahiplerinin emrettiğini yapan birer mankurta dönmüşlerdir. 15 Temmuz’da bu örgüt mensuplarının yaptıkları ihanetin büyüklüğünü ancak bir asır önceki işgal günleri ile mukayese edebiliriz.

Mesela, FETÖ’nün TBMM’yi bombalaması ile Osmanlı Meclisi Mebusa’nın kapatılması aynı şeydir, aynı amaca yöneliktir. Orada bir fark yoktur. Her ikisi de milli iradenin tecelligahı olan bu kurumları işlemez hale getirerek, ülkenin işgaline zemin hazırlama amacı gütmektedir. Ülkenin en parlak beyinlerini bünyesine toplamak ile övünen bir örgütün böylesine bir ihanet çukuruna yuvarlanmasının sebebi, ilmini irfana dönüştürmek yerine, iradesini karanlık bir güce teslim etme tercihinden kaynaklanıyor” açıklamasında bulundu.

“BU KÖR TESLİMİYETİN NE İNANCIMIZDA, NE KÜLTÜRÜMÜZDE, NE DE BİLİMDE YERİ VARDIR”

İslam dininde 2 önemli kavramın olduğuna dikkat çeken Erdoğan, “Bunun bir tanesi ubudiyettir, bir tanesi de uluhiyettir. Biz ilah olarak Allah’tan başka bir güç asla tanımayız. Bu bizim inancımızın en önemli başlıklarından bir tanesidir. Fakat kalkıp da siz Pensilvanya’ya bu iki önemli itikadi başlığı teslim ederseniz işte orada her şey kaydı demektir. Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de bize defalarca ‘Akletmez misiniz, düşünmez misiniz’ hep bu uyarılar var. Buna karşın onlar akletme, düşünme, sadece sana söyleneni yap. Söyledikleri bu. Bunun adı cehalettir. Bu cehaletin ne yazık ki havuzuna düşmek çok büyük tehlike getiriyor. Bu kör teslimiyetin ne inancımızda, ne kültürümüzde, ne de bilimde yeri vardır. Ülkemizdeki bilim ve eğitim kuruluşlarımızdan beklentimiz akleden, düşünen, tecessüs eden, araştıran, soruşturan, sürekli daha ileriye gitmeyi hedefleyen bir anlayışı toplumumuza yerleştirmeleridir. TÜBA’ya da bu konuda önemli görevler düşüyor. Bugünkü ödül töreninde olduğu gibi ‘marifet iltifata tabidir’ anlayışıyla bilim insanlarımızı teşvik eden TÜBA, bilim ve teknoloji alanında kendi kültürümüzü oluşturacağımız bir zeminin inşasına da öncülük yapmalıdır” ifadelerini kullandı.

Abdullah Sarıca – Derya Yetim – İlker Turak