Survivor Kim Elendi kim gitti? Survivorda dokunulmazlık oyunları gün geçtikçe daha da önem kazanıyor. Kişi sayısı azaldıkça yarışmacılar dokunulmazlığa daha da çok önem veriyor. Survivorda elenen kişi artık daha çok üzülecek. Ünlüler takımı uzun bir aradan sonra ilk kez dokunulmazlık oyunu kaybetti. İlk dokunulmazlık oyunu kaybettiklerinde aralarından Nihat Doğan’ı elemişlerdi. Uzun zamandır konseye gitmeyen takım konseye gittikten sonra oldukça gerildi. İlk dokunulmazlık oyunundan sonra ikinci dokunulmazlığıda kaybeden Ünlüler takımında sinirler hat safaya ulaştı. Survivorda kim eleneceği soruları şimdiden sorulmaya başladı.Oyun sonrasında Ünlüler takımından Turabi, sinirlerine hakim olamayarak parkuru yıktı. Parkudaki aletleri bir bir kıran Turabiyi arkadaşları da sakinleştiremedi.  Bu akşam konseyde ünlüler takımından 3 kişi elemede. İlk dokunulmazlık oyunundan sonra elemeye çıkan isimler Adem ve Sahra olmuştu. İkinci dokunulmazlık oyunundan sonra ise takım elenmek üzere Mustafa Kemal Kurt’u aday olarak çıkarttı. Mustafa Kemal Kurt takıma sonradan katılmış ve yüksek bir performans göstermişti. Survivorda bu akşam bizi heyecanlı bir eleme bekliyor. Peki Survivorda kim elendi kim gitti? Survivorda elenen isim kim oldu? Survivorda kim elendi? İşte Survivor eleme ile ilgili tüm detaylar…

SURVİVOR İZLEMEK İÇİN TIKLAYINIZ…

SURVİVOR ADA KONSEYİNİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYINIZ…

SURVİVORDA ELENENİ İLK SİZ ÖĞRENMEK İÇİN TIKLAYINIZ…

Survivor 22 Nisan Dokunulmazlık Oyununu Kim Kazandı? Survivor’da Kim elendİ? (Survivor 23 Nisan ELEME)

ELENME ADAYI OLARAK ÇIKAN ADEM’İN SİTEMİ!

Dokunulmazlığı kaybeden Ünlüler takımında elenmek üzere potaya çıkan adaylardan biride Adem Kılıççı oldu. Bireysel sembolu kazanan Elif, takım arkadaşı Adem Kılıççı’nın ismini verdi. Adem’in ismi hem karşı takımı hem de Adem’i şok etti.  Konsey sonrası röportaj veren Adem, bu duruma çok sinirlenerek. Biz deneme tahtası değiliz dedi. Adem Kıllıççı geçen sene Sabriye’den sonra pota rekoru kıran kişi oldu. Geçen senin sevilen yarışmacısı Sabriye Şengül, tam 11 kişiyi eleyerek potaların kraliçesi olmuştu. 

SURVİVOR YENİ BÖLÜMDE NELER OLACAK? ‘Bu kadar mı yere düştün?’

Survivorun yeni bölümünde sinirler oldukça geriliyor. Ünlüler takımı konseyin gerginliği bir türlü üstünden atamıyor. Ünlüler takımı yarışmacısı Merve Aydın, Turabi’ye olan sitemi bu akşama damga vuracak gibi gözüküyor. Turabi’nin dokunulmazlık oyununda attığı taklaları şov olarak değerlendiren Merve Aydın, Sahra ile bu konuyu konuşuyor. Turabi için Cumali varken sürekli Cumaliyi seçiyordu, Şimdi ise Murat’ı seçiyor diyor. Turabi için sert sözler sarfeden Merve, ‘Bu kadar mı yere düştün? diyor. 

ADEM VE YİĞİT ARASINDA GERGİNLİK!

Ödül oyununda bu akşam Adem ve Yiğit arasındaki gerginlik damga vuracak. Adem Yiğit’e sitem ederek Sabahtan beri burada konuşuyorum. Niye konuşuyorum ben ya? diyor. Bu akşam oynanacak ödül oyununda sinirler bir kez daha geriliyor.

ACUN’DAN BERNA AÇIKLAMASI!

Acun Ilıcalı, sakatlığı dolasıyla Survivor’a veda eden Berna Canbeldek hakkında açıklamalarda bulundu. Survivorda bu sezon sakatlıklar ve diskalifiyelerle geçiyor. İki takımından da bir çok kişi sakatlığı dolayısıyla yarışmadan ayrılmak zorunda kaldı. Bunlardan biri de yarışmaya sonradan katılan Berna Canbeldek. Acun Berna Canbeldek ile ilgili şunları söyledi; ‘Berna ile ilgili bir haber vermem lazım; Santa Domingo’da ameliyat oldu ve ameliyatı iyi geçti. Doktorumuz Metin Kuş bizzat ilgilendi. Ondan gelen rapğor doğrultusunda kısa zamanda vedalaşmak için buraya gelecek. Onu getireceğiz, vedalaşıp gidecek. ‘Geçmiş olsun’ diyoruz. Çok üzüldüğümüz bir sakatlık yaşadı”

PEKİ SURVİVORDA KİM ELENECEK?

Survivorda elenme adayları belli oldu. Ünlüler takımı uzun bir aradan sonra ilk kez konseyde. Yüzler asık moraller bozuk. Ünlüler takımı konseyin etkisinden çıkamadığı için adada gerginlikler de oluyor haliyle. Bu akşam gönüllüler takımından 3 kişi potada. Bunlar Adem, Sahra ve Mustafa Kemal Kurt. Peki bu akşam kim elenecek? Survivorda kim gitti? Survivorda kim elendi? Survivorda elenen kişi belli olduğu an haberimizden takip edebilirsiniz.

MUSTAFA KEMAL KURT KİMDİR?

Bu akşamki eleme potasında Mustafa Kemal  Kurt var. Mustafa Kemal Kurt Ünlüler takımına sonradan katılan yarışmacı. Adada performansı en iyi olanlardan birisi. Bakalım bu elemeden çıkabilecek mi? Peki Mustafa Kemal Kurt kimdir?

MUSTAFA KEMAL KURT KİMDİR?

Profesyonel Rugby oyuncusu olan Mustafa Kemal Kurt aynı zamanda Türk Rugby Milli Takımı’nın kaptanı ve 8 yıllık oyuncusudur. Rugby’nin yanında Crossfit ilede ilgilenen Mustafa Kemal Kurt, bu alandada uluslararası müsabakalarda yer almıştır.

Samsun 19 Mayıs Üniversitesi Beden Eğitimi Bölümünden mezun olan Mustafa Kemal Kurt yaşamına İstanbul’da devam etmektedir. Son olarak Survivor 2018’e dahil olması ile adından söz ettiren Mustafa Kemal Kurt, Gönüllüler Takımının iddialı yarışmacılarından biri olacak.

SURVİVOR ADEM KILIÇÇI KİMDİR?

Survivor’da geçen senede sürekli potaları çıkıp adada kalmayı başaran Adem Kılıççı, bu akşam eleme potasında aday. Geçen sene finalde şampiyonluğu Ogeday’a kaptıran Adem Kılıççı bu akşam adada kalabilecek mi? Peki Adem Kılıççı kimdir?

1986 yılında Ağrı’da dünyaya gelen Adem Kılıçcı’nın Türkiye’ye Kafkasya’dan göç etmiş Karapapak Türkleri’nden olduğu biliniyor. İstanbul’daki Fenerbahçe Boks Şubesi’nin üyesi olan Kılıççı Antalya’da düzenlenen 2004 Dünya Boks Şampiyonası’nda gümüş madalya aldı. Şikago’nun ev sahipliğini yaptığı 2007 Dünya Amatör Boks Şampiyonası’nda bronz madalya elde etti. 2008 yılında yapılan Yaz Olimpiyatları çerçevesinde de 69 kiloda mücadele ettiği İngiliz rakibi Billy Joe Sanders’e 14-3 skor ile yenildi. İngiliz boksör ile yaptığı mücadeleden yenilgi ile ayrılınca Adem Kılıççı, 2008 yılı Yaz Olimpiyatları’na da veda etti.

İtalya’nın Pascara kentinde, 2009 yılında gerçekleştirilmiş olan Akdeniz Oyunları’na da katılan Adem Kılıççı, yarışmalardaki üstün performansı sayesinde Akdeniz Oyunları’ndan gümüş madalya alarak ayrıldı. 2011 yılında Ankara’da gerçekleştirilen Büyükler Avrupa Şampiyonası’na da katılan başarılı boksör buradan da gümüş madalya alarak ayrıldı.

SURVİVOR SAHRA IŞIK KİMDİR?

Survivor 2018’de yarışan Sahra Işık bu akşam potada. Herkes bu akşam kimin eleneceğini merak ediyor. Peki Bu akşam survivorda kim elenecek? Sahra Işık kimdir? İşte detaylar…

SAHRA IŞIK KİMDİR?

1991 yılında dünyaya geldi, aslen Selanik göçmeni bir aileden gelen Sahra Işık, volyebolcu olarak biliniyor. Fenerbahçe’de forma giyerken, bir yandan da modellik kariyeri üzerine çalışmalarda bulundu. 2013 yılında düzenlenen Best Model yarışmasında 3. olarak dikkatleri çeken ve ülkemizi Malezya’da temsil etti.

Sahra Işık’ın ekranlarla tanışması ise Survivor 2014 oldu. Yarışmanın en iddialı kadın isimlerinden olan Sahra Işık, Turabi Çamkıran ile yakınlığı nedeniyle sık sık eleştirilmişti. 2017 yılında Acun Ilıcalı tarafından düzenlenen “Boksun Yıldızları” adlı yarışmada da yer alan Sahra Işık burada adından sıkça söz ettirmiştir.

Survivor 2018’in kadrosunda yer alan iddialı bir yarışmacı Sahra Işık, yarışmada şu ana kadar topladığı 34 puanla 12. sırada buluyor.

Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz, bir dizi açılış ve ziyaretlere katılmak üzere geldiği Burdur’un Bucak ilçesinde, AK Parti İlçe Başkanlığını ziyaret ederek, 24 Haziran seçim startını vererek, yeni sistem hakkında bilgilendirme yaptı. Bakan Yılmaz’ın AK Parti Bucak İlçe Başkanlığı ziyaretinde Burdur Milletvekilleri Reşat Petek ve Bayram Özçelik, Burdur İl Başkanı Volkan Mengi, Bucak İlçe Başkanı Adem Şengül ve partililer yer aldı. 

Başkan Şengül: “Bucak’tan 24 Haziran’da yüzde 70 bekliyoruz”
AK Parti Bucak İlçe Başkanı Adem Şengül, yaptığı konuşmasında “2017 yılı Temmuz ayında göreve geldik, Ekim ayında ilçe kongremizi gerçekleştirdik. Gençlik Kolları ve Kadın Kolları kongrelerimizi gerçekleştirdik. Bu sürede köy köy, mahalle mahalle, ev ev müthiş bir çalışmanın içerisindeyiz. Sürekli sosyal etkinlik ve ziyaretlere katılıyoruz. Örneğin geçen hafta 11-12 civarında düğün, 3-4 sosyal etkinlik ve cenazelere katıldık. İnşallah 24 Haziran’daki seçimlerde de Bucak’taki hedefimiz yüzde 70’lerde oydur. Bunu da hep birlikte yakalayacağımıza inanıyorum” dedi. 

Başkan Mengi: “Bizim çalışma aşkımız bugün daha da arttı”
AK Parti Burdur İl Başkanı Volkan Mengi, 24 Haziran seçimleri için gece – gündüz çalışarak seçimleri kazanacaklarını belirterek “İl Teşkilatımız olarak gece – gündüz çalışarak bu zaferi hep birlikte kutlayacağız Sayın Bakanım. Sizler de Burdur’umuzu ve Bucak’ımızı ziyaret ederek bizleri onurlandırdınız ve aşkımıza aşk kattınız. Bizim çalışma aşkımız bugün daha da arttı. Bize getirdiğiniz müjdeler, bilgiler Bucak’ımızı gerçekten mutlu etti. İnşallah 2019, 2023 hedeflerimizde de bunları bir adım daha ileriye taşıyacağız Burdur’umuzda. Bizleri bugün onurlandırdığınız için teşkilatım adına çok teşekkür ediyorum” diye konuştu. 

Milletvekili Petek: “Başarılarımızın devamını diliyorum” 

AK Parti Burdur Milletvekili Reşat Petek, gereken gayretin gösterilmesi gerektiğini hatırlatarak, “Bugüne kadar çalışan ve bundan sonra aşkla – şevkle çalışacak olan tüm dava arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. Hepsini gözlerinden öpüyorum, başarılarımızın devamını diliyorum” ifadelerini kullandı. 

Bakan Yılmaz: “Millet Hükümet Sisteminde inşallah bir daha zaman kaybına uğrayamayacağız” 

“Bizler bir aileyiz, AK Parti ailesinin mensuplarıyız” diyerek sözlerine başlayan Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz, “Gerçekten tüm Burdur’un genelinde yüzde 51 başarılı bir oy. Başarının çıtası yarıdan fazla olması demektir. Burdur’da bu başarıyı yakaladık. Bucak’ta yüzde 60’tan fazla, kat kat yakaladık. Yüzde 50 kriteri, şu anda önümüzde yeni bir dönem başlıyor. Yeni dönemin adı Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ama ben ise buna ne isim verilirse verilsin, ‘Millet Hükümet Dönemi’ diyorum. Şimdiki dönemin adı neydi, Parlamenter Hükümet Sistemiydi. Hükümeti parlamenterler kurarsa, parlamenter hükümet olur. Bazı ülkelerde krallık var. Hükümeti o atarsa, majestelerinin hükümet sistemi denir. Ama yeni dönemde hükümeti halk ve millet kuracak. Yetkiyi o verecek, yani yetki vermezse kuramayacak. Hükümeti millet kuracak, sabah gidip oyunu kullanacak, akşam sandıkları açıldığında hükümeti kimin kurduğunu bilecek. Eskiden siz Ankara’ya vekillerinizi gönderiyordunuz. Ama Haziran’da bakın, hükümet kuramadık, değil mi? Haziran’da bakın, kim kiminle olur. MHP ile mi olur CHP ile mi olur, millet zaman kaybetti, değil mi? Dolayısıyla Türkiye çok zaman kaybetti şimdiye kadar. Cumhuriyet kuruldu, 95 yıl geçildi. Türkiye Büyük Millet Meclisi kuruldu, 98 yıl geçti. Binali Yıldırım’ın hükümeti 65. Hükümet. Her hükümete 2 yıl düşse, 130 yıl olurdu ama her hükümete 2 yıl düşmüyor. Nitekim, bir buçuk yıllık dönemlerle. Bir buçuk yıllık hükümetlerle proje mi yapabilirsiniz? Belediye Başkanlarımız burada. Proje mi yaparsın, ihaleye mi çıkarsın? İhaleye çıktığın şeyi tamamlayabilir misin? Türkiye zaman israf ederdi, kaynak israf ederdi, bu zamana kadar da çok yaptı. Yeni sistemde, Millet Hükümet Sisteminde inşallah bir daha zaman kaybına uğrayamayacağız. Ülkemizin kaynaklarını boşuna harcamayacağız. 5 yıllık süre vereceksiniz, size verdiği vaatlerin arkasında durursa, millete hizmet ederse 5 yıl sonra yeniden önünüze gelecek, bu millet en doğru kararı verecek. Azerbaycanlı kardeşlerimizin güzel bir sözü var, ‘Halkın gözü terazidir’ diye. Millet bakar, ne, neyi, nasıl, niçin yaptı ve söyledi bilir. Bu zamana kadar bu milletin terazisinin şaştığı hiç görülmemiştir. Millet hiç kimsenin karakaşına, kara gözüne bakarak destek olmaz, yatırımlarına bakar. Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz. İnşallah biz, AK Parti ailesi ve kadrosu olarak, bu millete çok büyük hizmetler götürdük her alanda, vatandaşımız zaten görüyor bunu. Bazen hatırlatmak lazım ama yine de bugün meydanların sözü var ya: Cancağzım, dünle ilgili ne var hepsi gitti, bugün yeni şeyler söylemek lazım” ifadelerini kullandı. 

Bakan Yılmaz’ın konuşması sonrasında, partililerle bir süre basına kapalı şekilde görüşme gerçekleştirildi.
Görüşmenin ardından Bucak Öğretmenevi’nde Bakan Yılmaz’ın da katılımıyla, basına kapalı olarak Burdur İli Değerlendirme Toplantısı yapıldı.  

Başarılarla bir yaş daha büyümenin mutluluğunu yaşıyoruz…
Gazeteniz Türkiye, medya sektöründeki müstesna konumuyla her zaman gıpta edilen bir yayın organı oldu. Ülkemizin büyük sıkıntılarla karşı karşıya kaldığı en zor zamanlarda bile, itidalli yayın politikasıyla, topluma güven telkin eden bir moral kaynağı oldu. Son bir yılda, bu durumun en çarpıcı örneklerini peş peşe yaşadık. Evet, Türkiye gazetesi sorumlu yayıncılık anlayışı ile toplumsal barışa daima büyük katkıda bulunuyor…
22 Nisan 1970’te, pek mütevazı ekonomik imkânlarla yayın hayatına başlayan Türkiye gazetesi, medya sektöründeki zorlu rekabet şartlarına rağmen, 48 yıl boyunca, istikrarlı ve kaliteli bir yayıncılık anlayışı ile Türk halkına başarıyla hizmet verdi
Adını güzel ülkemizin isminden alan, 48 yıllık tarihi boyunca bu milleti incitecek tek satır yazmamış olan bu gazetenin sloganı, okuyucusunun ona verdiği en değerli paye:

“Huzur Veren Gazete”
Çünkü bu gazete hiç tahrik, kavga ve kışkırtıcı haber peşinde koşmadı.
Prensibi net:
Büyüklerin küçüklere rahatça uzatabileceği bir gazete olmak…
Türkiye’de gazeteler ne yazık ki “muhalif olma” ya da “kavga ederek” prim yapma peşinde…
Huzur ve sükûnet arayan insanımız, medyanın oluşturduğu yüksek tansiyon sebebiyle her geçen gün gazetelerden uzaklaşıyor.
Gelişmiş ülkelerde 2 kişiye 1 gazete düşerken, nüfusu 80 milyona dayanan ülkemizde toplam gazete tirajı 4 milyonu bulmuyor… Yani 20 kişiye 1 gazete düşüyor.
Biz bu gerçeğin farkında olarak insanımıza istediği şeyi sunuyoruz; doğru haber, sağduyu ve huzur.
Sadece Türkiye gazetesi olarak değil, zengin ilim ve kültür hizmetleriyle de, ülkemizin müstesna bir yayın kuruluşu hüviyetini kazandı. Türkiye Çocuk dergisi ile büyüyen çocuklar, günümüzde yetişkin ve nitelikli, donanımlı insanlar olarak, bu ülkenin her yerinde ve her alanında çok önemli hizmetler vermekte…
Şunu önemle belirtelim ki, Türkiye gazetesi 48 yıl boyunca âdeta bir okul gibi, sayısız bilimsel ve kültürel yayın hizmetleri sundu. Gençlerimizin iyi yetişmesi için, gazetemizin verdiği seçkin kitap, dergi ve ansiklopedi ciltleri, bugün ülkenin dört bir tarafında evlerin kitaplığını doldurmaktadır. Büyük âlim ve rehber insanların hayatını doğru biçimde anlatan kasetler, bambaşka bir eğitim kaynağı oldu. Türkiye gazetesinin yayınladığı kitap, ansiklopediler, dergi ve yöresel ekler, başlı başına bir kütüphane teşkil edecek çaptadır. Türkiye Gazetesi Takvimi, keza her sene milyonlarca vatandaşımızın duvarında, masasında; dakik bir rehber misali, zamanını programlamaktadır.
Türkiye gazetesinin bugünlere gelmesinde en fazla emeği ve hizmeti geçmiş olan, her vakit en büyük fedakârlığı yapmış olan; müessesemizin kurucusu, merhum Dr. Enver Ören’i, bu vesile ile bir kere daha rahmetle ve şükranla yâd ediyoruz. Yarınlarımıza dönük olarak, Türk toplumuna daha iyi hizmetler vermek için, Ahmed Mücahid Ören’in önderliğinde, Enver Ağabeyimizin çizdiği istikamette yürümeye devam edeceğimize söz veriyoruz.
Hep beraber nice yıllara…

O BİR GAZETE DEĞİL BAYRAK
Sene 1970…
Anarşinin kol gezdiği yıllar…
İşçiler grevde, fakülteler işgalde, memurlar boykotta…
Tayyareler kaçırılıyor, mahkûmlar ayaklanıyor. TÖS gündem belirliyor.
Paşa’nın başı Ecevit’le belada. Oğlu Erdal ODTÜ’de, Deniz Gezmiş’leri ağırlıyor.
CHP, sol dernekler, İTÜ Mimarlık ve Mühendislik öğrencileri Boğaz Köprüsü’nü protesto ediyor.
Kütahya Gediz’de zelzele, bin ölü. Evlerin yüzde 80’i yıkılıyor, 90 bin insanımız sokakta kalıyor.
Nixon Vietnam’dan asker çekeceğini söylüyor, Apollo 13 uzaya fırlatılıyor. Soyuz II’deki kozmonotlar ölü bulunuyor.
Japonlar elektronik hesap makinesi yapıyor, Soljenitsin, Nobel alıyor. Sosyalist Polonya’da işçiler ayaklanıyor.
Libya’da Muammer Kaddafi, Suriye’de Hafız Esad darbe yapıyor. Bir muhtıra da Muhsin Batur’dan geliyor.

SAVAŞTAN ÇIKMIŞ GİBİ
Cağaloğlu İstanbul’un en berbat semti … Çöpler nadiren alınıyor, yollar sıkça kazılıyor.
Kıratçı Fahri pek ortalıkta görünmüyor. Sokaklarda derince kanallar, yağmurlu havalarda zemin cıvıyor.
Şimdi milyon dolarlara satılan binalar o zaman yarı metruk. Bodrumlarında Heidelberg’ler tepiniyor, çatılarda Juki’ler yırtınıyor.
Harabelerin bacaları çalışmıyor. Her camdan bir boru çıkıyor. Çingene sobalarında plastik parçaları, tokyo artıkları, kırpıntıları yakılıyor ve çok pis kokuyor. Ateşi düştükçe şöyle bir tiner gezdiriliyor. Ya parlarsa? Parlasın küflü duvarlar alev almıyor nasıl olsa…
Direklerde küçük ilanlar. Pikoya kalfa, ramoyözcüye maaş artı sigorta, son ütücüler filan numaraya…
Henüz park edilecek kadar yer var. Nakliye hayvan gücü ile sağlanıyor, Nuriosmaniye Caddesi’ni Şerefefendi Sokak’a bağlayan aralıkta at arabaları sıralanıyor. Kemikleri çıkmış beygirciklerin gözlerinde yeşil sinekler, idrar kokusu burnunuzun direğini kırıyor.
Han girişlerinde duvar diplerinde hamallar… Sırtlıklarına yaslanıyor, tütün sarıyorlar. Her ne kadar büyüklerimiz “sen bu kafayla hamallık yaparsın anca” deseler de o iş herkese nasip olmuyor. Hava parasıyla devrediliyor, Malatyalılarla, Niğdelilerden soruluyor.
Apartman girişlerinde tombalacılar. “Kent var, Palmall var”. Bir kart, 5 taş bir lira, kazanan sigarayı cebine koyuyor (hiç görmedim daha.) Tombalacıların ceket astarları zula, beşer Astor sıkıştırıyorlar çoraplarına.
Yerler izmarit, balgam, tükürmek delikanlılığın raconundan. Ustası ağzını açmadan fışkırtıyor, on ikiden vuruyor.

GÜNEŞ GİRMEYEN MATBAA
Semtin viran binalarından biri de Güneş Matbaası.
Karanlık koridorlarında sürekli kurşun kaynıyor. Eriyen mayi leş gibi kokuyor, genzinize sarıyor. Duman, duman, duman. Direkt ciğer yoluyla ağır metal! Belki bu yüzden yamaklara yoğurt veriliyor.
Binanın kasveti kifayetsiz gelmiş olmalı ki duvarların ilk 1,5 metresi siyaha boyanmış, daha yukarısı kirli sarı. 40 mumluk ampuller örümcek ağlı, kendini bile aydınlatamıyor.
Odalar tahta döşeli, yere mazotla karışık bir talaş dökülüyor, tozla birlikte süpürülüyor. Mazot haliyle tebahur ediyor, saçınız başınız kamyon şoförü gibi kokuyor.
Kapı girişinde iki oda var (sanırım bekçiler için) sağdakinde Enver Abi oturuyor, soldakinde sayfa çatılıyor, hesap tutuluyor, malzeme saklanıyor, tashih yapılıyor.
Her iş Mahmud Amca’dan soruluyor, o hem muhasip, hem musahhih. Muhabir, muharrir, mürettip, muallim.
Henüz gazetemiz bayiilerde bulunmuyor.

YAZIYOOO
Seyyarların kral olduğu yıllar. Arnavut ciğerciler, lahmacun sandıkları, pilav arabaları, hıyar soyanlar, ayva doğrayanlar, turşucular… Keskiiin nane baş ağrısına mide bulantısına…
Balık ekmekçiler, tükrük köfteciler, mısır, kestane, kokoreç. Ne yana baksan ızgara, ekmek arası saran sarana..
Bu arada ayaklı ajanslar dolanıyor, bağıra çağıra… Vatandaşın kırk yılın başı gazete alacağı tutuyor, onda da pişman oluyor. “Filan artist çocuk düşürdü yazıyoo!” Adam alıyor, “Bkz tafsilat 6. sayfada.”
Sonra ufacık bir küpür. Yok Maksim gazinosundan hızla çıkan sanat güneşi, kaldırımda simit satan bir çocuğa çarpmış da, düşen çocuk üstünü silkelemişmiş filan.
Zaten iş olsun kabilinden çıkıyorlar, Basın İlan Kurumundan alınan para yetiyor onlara.
Diyelim gazete satıyorsunuz. Siz olsanız nerede dolanırsınız? İstasyonda, garajda, vapurda… Onlar da öyle yapıyor, Harem Eminönü, hattında mevziye yatıyorlar.
Bizim gazetemiz de akşam gazeteleri arasında. Onlar gibi olmuyor ama. Bir kere adı Hakikat. Altında “Hakikati söylemeyen Hakk’ın sillesini yer” vecizesi yer alıyor.
Memleket için temenniler, endişeler taşıyor, “doğru” ve “dürüst” şeyler yazmaya çalışıyor. Zor iş vesselam…
Altın satılır mı saman pazarında? Satılırmış be, başında Enver Ağabey olunca…        

Türk İslam ülküsünün bayrak şahsiyetlerinden, mütefekkir merhum yazarımız Seyyid Ahmet Arvasi Hoca, Balıkesir’de yâd edildi. Balıkesir Büyükşehir Belediyesi’nin ev sahipliğinde, Balıkesir temsilciliğimizin ve Türk Ocakları Balıkesir Şubesinin organizasyonuyla Salih Tozan Kültür Merkezi’nde düzenlenen “Vefatının 30. Yılında Seyyid Ahmet Arvasi” başlıklı paneli gazeteci Hüseyin Sarıkoç yönetti. Panele katılan Genel Yayın Yönetmenimiz Dr. İsmail Kapan, Necmettin Erbakan Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Akgül, Marmara Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mustafa Aksoy ve Balıkesir Üniversitesi Necatibey Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Fuat Özer birer konuşma yaptılar. Bu toplantının çok önemli iki özelliği olduğuna dikkati çeken Hüseyin Sarıkoç “Birincisi, Arvasi Hoca’nın bu şehre 59 yıl önce tayini… Savaştepe’de öğretmenliğe başlaması.. İkincisi ise, vefatının 30. sene-i devriyesi olması. 1980 öncesinin buhranlı döneminde bir neslin vatanına ve milletine, dinine, devletine bağlı yetişmesinde çok büyük emeği olan fikir va dava adamı Seyyid Ahmet Arvasi’yi anma toplantısının yapılması hususunu Türkiye Gazetesi yöneticilerine söyleyen ve bu toplantının gerçekleşmesine çok büyük destek veren İhlas Holding Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Ahmet Mücahid Ören Beyefendiye huzurlarınızda teşekkür ediyorum. Arvasi Hoca, ‘Ben, İslâm iman ve ahlâkına göre yaşamayı en büyük saadet bilen, Türk Milletini iki cihanda aziz ve mesut görmek isteyen ve böylece İslâm’ı gaye edinen Türk Milliyetçiliği şuuruna sahibim’ derdi. Ayrıca aksiyon adamı olarak; döneminde gençliği hedef alan komünizme, Marksizme, ateizme, sonu ‘izm’le biten ideolojilere, bölücülüğe ve ırkçılığa karşı fikrî yönden tavrını ortaya koymuş bir şahsiyettir” dedi.

GÜNÜMÜZE IŞIK TUTUYOR
Asrın Yesevîsi diye takdim ve tarif edilen Arvasi’nin Türk gençliğine büyük hizmetler verdiğini, müstesna bir eğitimci ve fikir adamı ve bugün fikir hayatımızın kutup yıldızlarından biri olduğunu belirten İsmail Kapan “Merhum Ahmet Arvasi Hocamız, hayatta iken, şüphesiz kendisini el üstünde tutan büyük bir milliyetçi – ülkücü gençlik vardı. Lakin bu demek değildir ki, Arvasi Hoca bütün toplum tarafından layık-ı veçhile tanındı, takdir gördü… Öyle olsaydı, bu ülkeye hizmet etmek için cansiparane gayret eden Arvasi Hoca’yı; mahkemelerde, hapishanelerde süründürmek gibi bir gaflet sergilenir miydi? Maalesef bu acı yaşanmıştır” dedi. Ahmet Arvasi Hoca’nın, 16 Eylül 1985 günü, Türkiye gazetesine yazdığı ilk yazısında “Türk – İslâm kültür ve medeniyetinin yılmaz savunucusu olacağız. Türk Devleti güçlü ve Türk milleti birlik ise, İslâm dünyası da mutludur ve ayaktadır” diye yazdığını belirten Kapan, son nefesini daktilosu başında yazı yazarken veren Arvasi Hoca’nın vefat edinceye kadar her biri tek başına bir kitap çapında, bilgi ve fikir yüklü makaleler kaleme aldığını ifade etti. Arvasi’nin 14 Kasım 1985’te yazdığı “İslâm Dünyasının bugünkü durumu” başlıklı yazısının âdeta günümüzde cereyan eden hadiseleri tahlil ettiğini belirten Kapan, yazıdaki “Java’dan Afrika’ya kadar pek çok Müslüman ahalinin şu anda bile ümidi Türkiye’dir. Türklüktür. Onlar ümit ediyorlar ki, Müslüman Türkoğlu, yine tarihî misyonuna eş bir silkinişle ayağa kalkacak, içtimaî, iktisadî, harsî, medenî, siyasi ve askerî bir güç geliştirerek bütün İslâm Âlemini, bütün esir Türklüğü, bütün mazlum milletleri, emperyalizmin pençesinden kurtaracaktır” ifadelerini aktararak, “Bugün, Mısır, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkelerin kapalı kapılar arkasında, İsrail ile iş tutmalarına, ülke varlıklarını Amerika’ya, İngiltere ve Fransa’ya peşkeş çekmelerine, Türkiye’ye karşı takındıkları tavırlara baktığımızda, vaziyet Arvasi Hoca’nın söyledikleriyle bire bir örtüşüyor” şeklinde konuştu.

ADI PARKTA YAŞAYACAK
Merhum yazarımız Seyyid Ahmet Arvasi Hoca’nın adı 5 yıl boyunca öğretmenlik yaptığı Balıkesir’de yaşatılacak. Dün “Seyyid Ahmet Arvasi Parkı”nın açılışında konuşan Altıeylül Belediye Başkanı Hasan Avcı, Arvasi Hoca’nın ‘çile’nin en yoğun olduğu zamanda memlekete ve millete sahip çıktığını belirterek, “Onun değerlerini yaşatmak adına parkımıza Ahmet Arvasi Hocamızın adını vermiş bulunuyoruz” dedi. Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanı Zekai Kafaoğlu da, “Onun hatırasına katkı sağlayabilmek için bir aradayız. Gelecek nesiller de ‘Ahmet Arvasi kimdir, bu parka neden adı verilmiştir?’ mutlaka araştıracaklardır. Onun ülküsünü öğreneceklerdir” ifadelerini kullandı.

Balıkesir’deki panele ve park açılışına Arvasi hocanın oğlu Murat Arvas ile iki torunu da katıldı.

“HOCA” LAFZINI SONUNA KADAR HAK ETTİ
Panelde ‘Eserleri ve Dünya Görüşü Üzerinden Arvasi Hoca’yı anlamak’ başlıklı konuşma yapan Mehmet Akgül, Ahmet Arvasi’nin “hoca” lafzını sonuna kadar hak ettiğini söyledi. Akgül “Dilimizde ‘hoca’ lafzını sıfat olarak hak eden kişiler, rastgele insanlar değildir. Bu sıfatı hak eden insanlar, yaşadıkları zaman dilimine kadar bir toplumun biriktirdiği ilim, irfan anlayışı ve kültürünü yeni yetişen nesillere bir gelecek tasavvuru hâlinde takdim ederek ‘geçmişi bugüne, bugünü yarına’ taşıyan büyük insanlardır. Bu insanları büyük yapan vasıflar, ilim ve kültürleri yanında, birer ahlak ve fazilet timsali olmalarıdır” dedi. Arvasi’nin dünyanın ve ülkemizin büyük değişimler ve bu değişimlere bağlı olarak büyük buhranlar yaşadığı zaman dilimlerine şahitlik ettiğini belirten Akgül şu ifadeleri kullandı: Bugün onu hayır ve dualarla yâd ediyor isek, ömrünü vakfettiği gençler onun istediği istikamette yetişmiş ve insanları çağırdığı kutlu mesaj hedefine ulaşmış demektir. Söz konusu yıllarda gençliğin yoğun bir şekilde yaşamakta olduğu kültürel ve dini yabancılaşmaya karşı Türk millî kültürünü yoğuran İslam’ı bir dünya görüşü ve bir hayat tarzı olarak onlara en güzel üslup ve dil ile takdim etmiştir. Onun dini tebliğ ve temsil etme gücü müstesna bir yerde durmaktadır.

ARVASİ’NİN MİLLİYETÇİLİĞİNDE IRKÇILIĞA YER YOK
Panelde “Doğu Anadolu’nun Sosyal Yapısı ve Seyyid Ahmet Arvasi’nin Millet ve Milliyetçilik Anlayışı” başlıklı konuşma yapan Mustafa Aksoy, Arvasi’nin millet ve milliyetçilik anlayışında ırkçılığa kesinlikle yer olmadığını söyledi. Arvasi’ye göre “hem Türk olmak, hem Müslüman olmak, hem de muasır dünyaya öncülük etmenin” mümkün olduğunu kaydeden Aksoy “Arvasi’nin ifade ettiği Kürtçülerin yalanlarını aslında Kürdoloji’nin kurucuları da ifade etmekte. Kürtler hakkındaki ilk yazılı İslam kaynağının yazarı olan Mesudî, eserinde Mezopotamya ve Doğu ile Güneydoğu Anadolu’da Kürt varlığını Türklerin akınlarıyla beraber açıklar ve IX. asırdan önce bu coğrafyada bir Kürt varlığından söz etmez” diye konuştu. Bugün Türkiye’de özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da Döğer, Avşar ve Beğdili (Beydili) boyuna mensup olup da Türkçe, Kürtçe ve Zazaca konuşan insanlar olduğuna değinen Aksoy “Bu insanları konuştukları dile göre mi, tarihi Döğer, Avşar ve Beğdili boyuna göre mi, yoksa geleneksel kültüre göre mi tasnif edeceğiz? Eğer bu sorulara sağlıklı cevaplar verilebilirse, Türkiye’deki kimlik tartışmaları, sağlıklı tartışılmaya başlanmış demektir” dedi.

Türkiye’de çeşitli sebeplerde yediemin otoparklarına bırakılan milyonlarca araç çürümeye terk ediliyor. Bazı araçların otopark ücretlerinin kendi değerini aştığı ifade edilirken, çürümeye terk edilen bu araçlar satılarak değerine değer katacak. Yapılması planlanan projeyle, haciz, borç veya başka bir sebeple otoparklara çekilen araçlar kısa sürede satılarak altın olarak devletin kasasına yatırılacak. Bu projeyle birlikte hem devletin kazanması, hem de araç sahibinin zarar etmemesi sağlanacak.

Sadece Bursa’daki otoparklarda bulunan araçlardan devletin 154 milyon lira zarara uğradığını ifade eden Bursa Yediemin Otoparkçılar ve Çekiciler Dernek Başkanı Hüseyin Yıldız, “Bursa’daki yaklaşık 50 adet yediemin otoparkında binlerce araç çürümeye terk edilmiş vaziyette. Bu, sistemdeki bazı tıkanıklardan kaynaklanıyor. Biz derneK çatısı altında hepsini bir araya getirip, sistematik bir çalışma neticesinde bu zararı önlemeye çalışıyoruz. Şehrimizde yaklaşık 750 araç, bin 200’e yakın motosiklet bulunmaktadır. Bunların her geçen gün açık havada bu şekilde durması değer kaybına sebep oluyor. Bu değer kaybı devletimizin ve otoparkçımızın kaybıdır. Biz buna yeni bir vizyonla, yeni bir oluşumla iktisadi bir şirket neticesinde çare bulmak istiyoruz” dedi.

Yıldız, “Bu araçlarda her yıl yüzde 70 değer kaybı yaşanıyor. Bu da 154 milyon gibi yıllık devletimizin kaybı oluyor. Buna da dur dememiz gerekiyor. Türkiye genelini düşünürsek muazzam kayıplar yaşandığını görebiliriz” diye konuştu.

Bursa’da çalıştığı 10 yıl içerisinde yediemin otoparklarını inceleme fırsatı bulduğunu ifade eden BURBAK’ın kurucu genel müdürü kasım Şahin, “Yaklaşık 1 senedir bu proje üzerinde duruyoruz. Sadece yediemin otoparkında binlerce araç çürümeye terk edilmişken, bunu Türkiye çapında düşündüğünüz zaman çok çok daha büyük rakam olduğunu görmek mümkündür. Ayrıca binlerce vatandaşımız da mağdur oluyor. Bir kişinin 20 bin liralık bir borcu varsa, 100 bin liralık arabası bağlanıyor. Bu 20 bin lirayı buladığı için veya buluncaya kadar aracı çürümeye terk ediliyor. Biz istiyoruz ki, bütün yediemin otoparklarını bir kurum altında buluşturalım. 100 bin metreye yakın bir arsayı devletten talep ettik. Burada arabalar gelir gelmez hemen kayıt altına alınacak. Sesiyle, görüntüsüyle, çalışmasıyla kayıt edilecek. Eğer 6 ay içerisinde araba alınmadığı zaman re’sen satılmasını tavsiye ediyoruz. Yani böyle emtiayı sanallaştırma yasası diye bir kanun istiyoruz” şeklinde konuştu.

Satışa çıkacak araçların kamuoyuna açık ihale sistemiyle satışa çıkarılacağını belirten Şahin, “Satışa sunulduktan sonra bu araçların paraları altın olarak devlet bankasına yatacak. Ne kadar sürerse sürsün, problem bittikten sonra, altın olarak bankada kalan bu imkanlardan herkes kendi miktarınca faydalanacak. Tabii ki en mühimi devletin faydası olacak. Çünkü bu arabalar, gerek yakıtından, sigortasından ve motor vergisinden olsun, sürekli devlete gelir getiren emtialar. Bunların böyle hapsedilmesi Türkiye’yi büyük bir gelirden mahrum etmiş oluyor. Satılıp paraları altına tahvil edilince, belki de devletin bir sürü sıkıntısına çare olacak. Yani kısacası çürüyen arabaları altına dönüştürmek istiyoruz” dedi.  

Abdullah Çibir
 

Fenerbahçe ile ilgili şike davası çıktığında Türkiye’de hemen herkes Fener’in şike yapıp yapmamasına odaklanmıştı. Talebelerim de hep bu yönde konuşup tartışırlarken onlara:

“Evladım bunun şike ile ilgisi yok! Dikkat ediniz bu başka bir mesele”, demiştim. Aslında bunları söylemek için kâhin olmaya da ihtiyaç yoktu. Sadece Türkiye’de oynanan oyunlara, kurulan tuzaklara ülkenin işgaline götürülecek yola dikkat çekmekti. Gezi olaylarından itibaren bütün çıkarılan hadiseler ülkede kargaşa oluşturmaya ve meşru hükûmeti yıkmaya yönelik değil miydi?

Dönemin başbakanı Sayın Erdoğan bu oyunu en iyi gören kişi olarak o zaman ülkeyi kaosa sokacak küme düşürme hareketini bir kanunla önlemişti.

Abdullah Gül Bey Cumhurbaşkanı olarak çıkarılan bu kanunu veto ederken Bülent Arınç Bey de bir daha Meclis’e gelmemesi için gayret sarf etmişti. Fakat Sayın Erdoğan’ın kararlılığı neticesinde problem çözülmüştü. Ertesi gün ise Zaman gazetesinde şu ibretlik yazı çıkmıştı:

“Eskiden iyi bir başbakanımız vardı diyeceğiz.”

Böylece sen artık bizim başbakanımız da değilsin diyorlardı. Sporda bir kanunun çıkması veya Fenerbahçe’nin küme düşürülüp düşürülmemesi bunları neden bu kadar ilgilendiriyordu.
İşte burada çok ince düşünmeliyiz! Mısır’da darbeye giden yolun stadyumlardan başladığını hiç hatırdan çıkarmamalıyız.

Maalesef din tutar gibi takım tuttuğumuzu takımın menfaatleri söz konusu olduğunda hiçbir şeyi gözümüzün görmediğini yıllarca müzik, spor, siyaset ile uyutulduğumuzu unutmamalıyız.

Savaş bitmedi!

Bazıları hâlâ 15 Temmuz’da sokağa bir adım atmakla darbeyi önlediğini zannediyorlar. Asıl savaşın ondan sonra başladığını bir türlü görmek istemiyorlar. FETÖ’cüler de bu noktada toplumu çok iyi yönlendirebiliyorlar.
Oysa o günden sonra Amerika ile derin bir savaş başladı ve hız kesmeden de devam ediyor. Ajanlar üzerinden çatışmalar, ülkemizi ekonomik çökertme, Rusya ile birlikteliğimizi engelleyip yalnız bırakma, Rakka olayı, Referandum hadisesi, ABD’nin beş bin tır silahı bölgeye yığıp, otuz bin kişilik bir ordu kurması ve nihayet Afrin harekâtı hep bu savaşın devamıdır.

Şunu asla hatırdan çıkarmayalım ki Amerika derin yapısı 15 Temmuz’daki şanlı direnişle kırk yıllık planlarının suya düşmesini kabullenemeyecektir. Mutlaka intikamını almak isteyecektir. Bütün çalışmaları bu yöndedir. Şu ana kadar dışarıda istediği neticelere ulaşamadı. İçeride de savaşı sürdürecektir.

Bunun için elbette ki bekledikleri en uygun ortam seçim dönemidir! Nitekim seçim kararı alınmadan önce, yazın yeni kaos planlarının düşünülmekte olduğu haberleri sık sık duyulmaya başlanmıştı. Fenerbahçe-Beşiktaş kupa maçındaki olaylar bana yeniden eski günleri hatırlattı. Bu yazıyı Almanya’ya gittiğim için maçın hemen ertesinde cuma günü kaleme aldım. Henüz hadiselerin ne boyutta niçin ve kimler tarafından gerçekleştirilmiş olduğu konusunda hiçbir bilgi almadan düşündüklerimi yazıyorum…

Kumpas olduğu o kadar açık ki!

Evet geçtiğimiz perşembe akşamı Ziraat Türkiye Kupası yarı final rövanş maçında Fenerbahçe ve Beşiktaş karşı karşıya geldi. Yaşanan tribün olayları sebebiyle maçın hakemi Mete Kalkavan tarafından müsabaka tatil edildi. Peki neydi bu olayların başlamasının sebebi anlayabilen var mı bilemiyorum?

Fenerbahçe en kötü sezonu diyebileceğimiz bir sezonda ligde liderin sadece üç puan gerisinde. Üstelik önündeki takımların kendi aralarında maçları da var. Fikstürü en kolay olan takım Fenerbahçe. Buna karşılık rakiplerinin kaybetmesini de mutlaka beklemek durumunda!

Ziraat Türkiye Kupası’nın en favori takımı olan ezeli rakibi Galatasaray bir önceki gün yenilerek kupadan elenmiş! Fenerbahçe ise Beşiktaş’la oynadığı ilk maçta aldığı 2-2’lik bir skor avantajıyla ikinci maçına çıkıyor.
Maçın ilk yarısının ortalarında Beşiktaş’ın en önemli oyuncularından biri olan Pepe kırmızı kart yemiş. Artık Fenerbahçe rakibi karşısında skor avantajının yanında sayısal avantajı da sağlamış durumda. On kişi kalan Beşiktaş’la yapacağı 45 dakikalık bir devreyi aynı skorda tutabilirse finale adını yazdıracak.

Bir de bu arada 43 maçtır sahasında yenilmeyen Fenerbahçe’den bahsediyoruz.

Bu başarıdaki en önemli faktör tabii ki Fenerbahçe taraftarı idi.

Fenerbahçe taraftarına gelince 3 Temmuz sürecinde fevkalade bir biçimde takımına ve başkanına sahip çıkmıştı.

Hatırlayalım, Play-off’lu sezonda son maçta evinde Galatasaray’la berabere kalıp şampiyonluğunu ezeli rakibine kaptırdığında bile hiçbir saha olayı yaşanmamıştı.

Beşiktaş maçında da stat olaylarına sebep olabilecek bir durum ortada olmadığı gibi futbolcular arasında da bir gerginlik söz konusu değildi.

Bir köşe vuruşu sırasında atılan maddeler yüzünden Beşiktaşlı oyuncu atışı kullanmadı. Bu hadise stadın dört köşesinde de gerçekleşti. Maçın hakemi ise son köşe vuruşu sırasında birdenbire iki ihtarı birden yaptırdı. Artık köşeler bitti sıra Beşiktaş yedek kulübesinin bulunduğu stadın orta kısmında, belki de localardan sonra en fazla paranın verilerek biletlerin alındığı, fiyatlarının 1500-2000 TL olduğu yerden maddeler atılmaya başlandı ve herkesin bildiği hadiseler yaşandı. Maçın hakemi de müsabakanın tatil edildiğini bildirdi. Peki biz bu ortada hiçbir şey yokken yaşanan hadiselere bireysel olaylar olarak mı bakacağız?

Beşiktaşlı futbolcuların maçı germek istedikleri malumdu. Bunları normal karşılayabiliriz. Fakat Fener seyircisini bu denli gerecek bir durum söz konusu değildi. Ancak hakemin korner kullanmayan oyunculara müsamahalı tavrı kafa karıştırdı.

Özel güvenlik görevlileri kimlerdir? Niçin müdahale etmiyorlar?

Her köşe vuruşunda kimlerin yabancı madde attığı ve bunların bağlantıları. En son telefon görüşmeleri, passo’ligi ne zaman temin ettiklerine kadar çok ciddi bir biçimde araştırılmalıdır. Zira bu mesele münferit yapılan taşkınlık kesinlikle değildir. Federasyonun kararlarında çok dikkatli davranması lazımdır. Kulüp başkanları ve antrenörleri gerginliği tırmandıracak sözlerden uzak durmalıdır. Kim gerginlik istiyorsa FETÖ’cülerin ekmeğine ballı kaymak sürmektedir veya kripto FETÖ’cüdür.

Bu itibarla maçı tatile götüren süreci kimler yönlendirdi? Çok iyi ve çok süratli araştırılması gerekir. Zira bundan sonra ülkeyi kaosa sokmak için her yol denenecektir. Her kurumda hâlâ iş başında bulunan FETÖ’cülerin varlığı ve bunların sinsi hareketleri bilinmeli ve gaflet uykusuna düşülmemelidir.
Meral Akşener’in gerginliğe kapı açacak “gökkubbeyi başınıza yıkarım”, sözleri de bunun devamıdır. Karamollaoğlu kalkışmadan bahsedebilmektedir. Kılıçdaroğlu’nu ise söylemeye hacet yok! Bunların tek arzusu kaos ve kargaşadır. Amerika da bu gerginliği tırmandıracak her desteği verecektir.

OHAL döneminde bunlar olabiliyorsa oturup yüz kez düşünmelidir. Ya OHAL kalksa bunlar neler tertipleyeceklerdir?

Spor medyası, köşe yazarları, milletini seven herkes ülkenin nasıl bir savaştan geçmekte olduğunu unutmamalıdır. Gerginliğe yol açacak yazılara dikkat etmelidir.

Zira erken seçim kararı ülke düşmanlarını çıldırtmaya yetmiştir. Vatanın selameti ülkenin dirlik ve düzenliği futboldan, şampiyonluklardan önde gelmelidir.

Yoksa bu ülkede ne takım, ne saha, ne top, ne de bunları düşünecek hâl bulacaksınız. Sadece 15 Temmuz’da kazanmış olsalar ne olurdu düşününüz yeter!

TEFEKKÜR

İyiliğe elverişli olmayan kimse,

Faidelenemez peygamberi de görse… 

Yaklaşık bir ay önce yüzünde yaralar çıktığını belirten Berkant Bekfelavi, maddi imkansızlıklar ve herhangi bir sosyal güvencesi olmadığından hastalığının nedenini ve çaresini bulamıyor. Bir kahvede çalışan ve yaklaşık bir aydır hastalığı yüzünden işe gidemediğini, evinin kira olduğunu yakında ev sahibinin kendisini çıkarmasından endişe ettiğini ifade eden Bekfelavi, iş yerinde kimsenin kendi elinden çay içmediğini, bulaşıcı mı korkusuyla insanların kendisinden uzak durduklarını söyledi.

Bir aydır rahatsızlığı nedeniyle yattığını ve arada İskenderun Devlet Hastanesi acil servisine giderek yüzüne pansuman yaptırdığını belirten Bekfelavi, “Hemen hemen bir aydır böyleyim. Gittikçede yayılıyor, vücudumda çıkıyor. Arkadaşlarımın vasıtasıyla iki üç doktora gittik. Cilt kanseri olabilirsin dediler. Daha detaylı baktırmam gerektiğini söylediler. Maddi imkansızlık ve sosyal güvencem olmaması nedeniyle herhangi bir yere gidemedim. Yüzümde biber şeklinde yanmalar oluyor. Bir ay içerisinde yaklaşık 13 kilo zayıfladım. Görme sorunlarımda başladı. Zaten MS hastalığım da var. Yüzümde çok kötü şekilde iltihap şeklindeki yarayı sıyırttırıyorum, acilde temizliyorlar. Büyükşehirlere gitmemi daha ileri tetkik ve tedavi için gitmem gerektiğini söylüyorlar. Ancak dediğim gibi herhangi bir sosyal güvencem olmadığı gibi, maddi imkansızlıklar nedeniyle gidemiyorum” dedi.
Evden dışarıya pek çıkmadığını, yüzündeki yaranın güneş gördüğü zaman daha çok yandığını belirten Bekfelavi, “Birde insanların bana bakış açısı tuhaf oluyor. Oturmakta istemeyebilirler ona da bir şey demiyorum. İnsanlar benden uzak duruyor. Yani kendilerine herhangi bir şekilde bulaşır mı diye çekiniyorlar. Dışarıya da pek çıkamıyorum” dedi.

Oğlu ile birlikte yaşadığını ve oturduğu evinde kira olduğunu, kirayı da ödeyemediğini söyleyen Bekfelavi, “Oturduğum ev kira. Ondan yana da sıkıntımız çok. Ödeyemiyoruz. Zaten çalışamıyorum. Büyük bir ihtimalle de evden çıkartılacağız” diye konuştu.  

Mustafa Mert
 

Daha önce ayakkabı imalatçısının yanında çırak olarak çalışan 48 yaşındaki Sibel Yurttutan, kendi işini kurmaya karar verince yaklaşık 7 yıl önce ayakkabı imalat ustaları Hasan Keskin ve Aşkın Demirtaş’la birlikte ayakkabı üretim atölyesi kurdu. El yapımı ve kişiye özel üretim yapan atölyede ise günlük 50 çift erkek ayakkabısı hazır hale geliyor. Yurttutan, bu işin kadın mesleği olmadığın ancak kadınların kendilerini güvenmeleri sonucu her zorluğun üstesinden gelebileceğini söylüyor.

“Ayakkabının ne olduğunu bilmezken, üretir hale geldim”

Daha önceden ayakkabı üretimi hakkında bir fikir sahibi olmadığını ve şimdilerde ise deriyi şekillendirerek ayakkabıya dönüştürdüğü aktaran Sibel Yurttutan, “Herhangi bir iş diyerek iş aradım. Bana da bu iş denk geldi. Yaklaşık 4 sene çıraklık dönemim oldu, birkaç farklı yerde çalıştım. O zamanlarda ayakkabının ne olduğunu bilmiyordum. Ama baya bir uzun yoldan sonra bu ayakkabıları üretmeye kadar ilerledim” dedi.

“İlk başlarda erkek işi diye bayağı yadırgandım”

Yurttutan, ayakkabı üretiminin kadın işi olmadığını ve ilk başlarda yadırgandığını ifade ederek, konuşmasına şöyle devam etti:

“İlk başlarda erkek işi diye bayağı yadırgandım ama ben onları duymazdan geldim. ‘Ben yapabilirim, aklım kesiyor’ dedim. İlk ustanın eline baktığımda ‘ben yarın geliyorum, çalışabilirim’ dedim ve o şekilde başladım. Şimdi burada beraber 3 arkadaşız, her bölümde kendimiz çalışıyoruz, terzi usulü ilk iş benden başlıyor. Deriyi parça parça kesip dikim ve çekim bölümü şeklinde devam ediyoruz.”

“Meslek ölmesin diye 3 arkadaş başladık”

Tamamen el yapımı ve el işçiliği ayakkabılardan günlük 50 tane ürettiklerini ve ilk başlarda meslek ölmesin diye böyle bir fikir ortaya çıktığına değinen Yurttutan, “İşin içinde bayan olunca görenlerin biraz tuhafına gidiyor. Bayanlar evde oturmasın, kafalarındaki bir işi araştırsın. En azından ev ekonomilerine katkıları olur. Bayanların yapamayacağı bir ley yoktur” ifadelerini kullandı.

“İş arkadaşımızdı, patronumuz oldu”

Sibel Yurttutan ile daha önce farklı atölyelerde, yaklaşık 5 yıldır da birlikte çalıştıkların söyleyen Şenel Güngör ise, “Sibel abla ile daha önce aynı firmada işçi olarak çalışmıştık. Bu işte çok istekli ve özverili olduğu için, iş arkadaşımızdı ama şimdi bizim patronumuz oldu. Allah nasip etti ve kendisi patronluğa kadar yükseldi. Önce işi sevmek lazım, Sibel abla da bu bayanlardan bir tanesi. Bizler erkek olarak, kadınların böyle atılımlarda bulunmasından gurur duyuyoruz, kendisiyle çalışmaktan da zevk alıyoruz” şeklinde konuştu.  

Selim Kuşcu
 

Almanya’nın Kuzey Ren Vestfalya eyaletinde savaş döneminde yapılan 69 sığınak satışa çıkartıldı. Satışa çıkartılan sığınaklar kültür merkezi, eğlence mekanları gibi yerlere dönüştürülüyor. Almanya’daki tüm sığınaklar, Federal Bölge Temsilcilikleri Ajansı (BİMA) tarafından idare ediliyor. 2007’den bu yana sığınaklar satışa çıkartılmaya başlandı. Son on yılda 260’dan fazla sığınak Almanya genelinde satışa çıkartılırken, bunların 107’si Kuzey Ren Vestfalya eyaletinde yer alıyor. Berlin, Düsseldorf, Frankfurt, Hamburg ve Münih gibi şehirlerde bir sığınak için milyon euro ödenirken, küçük şehirlerdeki sığınakların daha az bir fiyata satıldığı belirtildi.
BİMA Sözcüsü Anja Kremzow, şu anda ellerinde 120 sığınak olduğunu, bunların 69 tanesinin Kuzey Ren Vestfalya eyaletinde bulunduğunu söyledi. Kremzow, sığınakların kullanılmadığını, ıssız bir halde olan bu yapıların yenilenmesinin de çok ciddi bir maliyet gerektirdiğini vurgulayarak, bu yapıların satışının ekonomik anlamda da bir dönüşüm sağlayacağını ifade etti.
Savaş döneminde halk için yapılan sığınakların beton duvar kalınlığı 2 metre ve bombalara dayanıklı yapılar. Nazi Almanyası lideri Adolf Hitler’in ve eşi Eva Braun’un İkinci Dünya Savaşı’nın son aylarını geçirdiği ve 30 Nisan 1945’te birlikte intihar ettikleri Berlin’deki “Liderin Sığınağı (Führerbunker)” bunlardan en ünlüsü. Şimdilerde ise Führerbunker dahil birçok sığınağın olduğu alanlar yerleşim merkezi olarak kullanılıyor.  

Türk Kızılayı İstanbul Şubesi, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı etkinlikleri kapsamında, 81 ildeki şube başkanlıkları ile belirledikleri 81 çocuğu, Kızılay görevlileri eşliğinde İstanbul’a getirdi. Bu yıl 4’üncüsü yapılan ’81 İl 81 Çocuk’ projesi kapsamında çocuklar, 3 gün boyunca birçok etkinliğe katılacak. Etkinliklerden bir tanesi olan boğazda tekne turu ile çocuklar eğlenceli anlar yaşanırken, tekne turu ile bazı çocuklar ilk defa denizi ve İstanbul’u gördü. Teknede çalan şarkılara eşlik eden çocuklar, daha sonra halk oyunlarına katılıp doyasıya eğlendiler. Balkan ülkelerinden çocuklar da misafir edildi.

Teknede çocuklara, Diriliş Ertuğrul dizisinde Bamsı Karakteri oynayan Nurettin Sönmez ve Muhyiddin İbnü’l Arabi karakterini oynayan Osman Soykut eşlik etti. Çocuklar oyuncuları karşısında görünce bol bol fotoğraf çektirip imza aldı.

Proje hakkında bilgi veren Türk Kızılayı İstanbul Şube Başkanı İlhami Yıldırım, ”Türk Kızılayı İstanbul Şube Başkanlığı olarak ’81 il 81 çocuk’ projesi kapsamında 23 Nisan etkinliklerimize başladık. 81 ilden ve 6 tane Balkan ülkesinden çocuklar, refakatçileri ve Kızılay Başkanı ve yönetim kurulu üyeleriyle beraber programımıza katıldılar. Panorama 1453 Müzesi ziyareti, Dolmabahçe Sarayı gezisi ve tekne turuyla devam etti. Programımız Salı sabahına kadar devam edecek. Bütün tarihi yerlerimizi, kültürel yerlerimizi ve eğlence yerlerimizi gezdireceğiz. Daha sonra çocuklarımızı memleketlerine yollayacağız. Bu çocuklarımız ilk defa ilçelerinin dışına çıkıp ilk defa uçağa bindi ve ilk defa İstanbul’a geldiler. Bizleri kırmayı bu davetimize eşlik ettikleri ve katıldıkları için onlara teşekkür ediyorum. Onları buraya gönderen şube başkanlarımıza da ayrıca teşekkür ediyorum” dedi.

’81 İl 81 Çocuk’ projesindeki etkinlikler

Hayatlarında ilk defa uçağa binen çocuklar, İstanbul’da üç gün sürecek eğlenceli bir programa katılacak. Türk Kızılayı İstanbul Şube Başkanı İlhami Yıldırım’ın misafiri olan çocuklar, tarihi ve turistik yerleri gezecek. Tekne turu ile bazı çocuklar ilk defa denizi gördü. Çocuklar, 15 Temmuz Şehitler Anıtı’na illerinden getirdikleri toprakları bırakacak ve Fenerbahçe-Antalyaspor maçında gösteri maçı yapacak 

Adem Gürer – Murat Ergin