Diyarbakır Valiliğinden yapılan açıklamada, Hazro, Kulp, Silvan ve Lice ilçeleri mülki sınırları içerisinde dağlık ve ormanlık alanda faaliyet yürüten, aralarında üst düzey örgüt yöneticilerinin de bulunduğu değerlendirilen bölücü terör örgütü mensupları ve işbirlikçilerini etkisiz hale getirmek, teröristler tarafından kullanıldığı değerlendirilen sığınak, barınak, depo alanlarını ve uçaksavar mevziilerini tahrip etmek ve malzemeleri ele geçirmek maksadıyla operasyon düzenleneceği belirtildi.

Açıklamada, “Operasyon icra edilen bölgelerde halkın can ve mal güvenliğinin sağlanması ve sivil vatandaşların zarar görmemesi amacıyla, 5442 sayılı İl İdaresi Kanununun ilgili maddeleri gereğince, Lice ilçesine bağlı olan, Budak, Dallıca, Tepe, Türeli, Kabakaya, Kutlu, Yalaza, Ortaç, Bağlan, Oyuklu, Çavundur, Dolunay köyleri ve Hevselbey, Kolbağı, Alataş, Kalkanlı, Bakanlar, Hacıcemil, Esenli, Çaylarbaşı, Göçer, Kerpiçören, Çanak mezraları, Hazro ilçesine bağlı olan, Çitlibahçe, Ormankaya köyleri ve Güzdamı ve Şahgeldi mezraları, Silvan ilçesine bağlı olan, Mutluca, Çaldere, Dolaplıdere, Dağçılar köyleri ve Üçdirek, Ergeçiti, Kayabağı ve Erkenciler mezraları, Kulp ilçesine bağlı olan, Çukurca, Demirli, Düzce, Bayıkköy, Taşköprü köyleri ve Zümrütlü, Keçiveren, Yukarıpolat, Aşağıpolat, Mevik ve Taşköprü mezraları 21 Eylül 2017 Perşembe günü saat 05.00’dan itibaren geçerli olmak üzere ikinci bir duyuruya kadar bu bölgelerde sokağa çıkma yasaklanmıştır. Söz konusu yasağa uyulması, vatandaşlarımızın can ve mal güvenliği yönünden önem arz etmekte olup, yasağın bitim süresi ayrıca duyurulacaktır” denildi. 

Almanya’dan tatil için Antalya’ya gelen üniversite öğrencisi 25 yaşındaki Melis Gökkaya, sokağa bırakılmış hayvanları annesi Vildan Sertel ile birlikte yaklaşık 5 yıldır evlerinde besliyor. Annesi Almanya’da tatil yaparken, Antalya’ya tatil için gelen genç kız, deniz, kum ve güneş keyfi yerine hayvanlarla birlikte vakit geçirmeyi tercih ediyor. 65 kedi, 5 köpek, 4 ördek ve 6 horoz için 3 odalı müstakil evlerini adeta hayvanat bahçesine çeviren anne ile kızına, bir arkadaşı da gönüllü olarak yardımcı oluyor. Evin ayrı bir odası uyku bölümü olarak kullanılırken, mutfak kısmı ise yaralı hayvanların tedavi alanı olarak kullanılıyor. Ördekler için su küvetlerinin yer aldığı evin geniş bahçesinde ise tüm hayvanlar iç içe birlikte yemek yeyip, oyunlar oynuyor. Annesinin emekli maaşıyla baktıkları hayvanları özel mamalarla besleyen genç kızın tek sorunu ise evinin önünden geçen yol.

ANNESİNİN EMEKLİ MAAŞIYLA BAKIYORLAR

Tatile giden annesinin evine 5 yıldır gelip hayvanlara baktığını anlatan Melis Gökkaya, “Annem Almanya’ya gidince ben burada oluyorum. Annem tatil için Almanya’ya gidiyor, ben de tatil için buraya geliyorum. 65 kedi, 5 köpeğimiz, 4 tane ördek, 6 tane de horozumuz var. Annemin emekli maaşıyla bakıyoruz. Her hafta veterinerimiz geliyor kontrol ediyor. Sokakta hasta olanları alıp iyileştiriyoruz. Sonra bizde kalıyor gitmiyorlar. Cami avlusu gibi, evin kapısına bırakanlar da oluyor çitlerin üstünden bahçeye atanlar da” dedi.

“ISINMALARI İÇİN KALORİFERLERİMİZ DE VAR”

Tüm hayvanlara isim verdiğini belirten Gökkaya, evin bölümleriyle ilgili ise, “Evin içerisinde hasta olanlara bakıyorum, uyumaları için ayrı bir yer yaptık. Akşamları orada uyuyorlar, kışın orada ısınıyorlar, kaloriferlerimiz de var. Zil çalarak çağırıyoruz veya çocuklar diye bağırıyoruz. Yemek vakti geldiğini anlıyorlar” dedi.

“BİRAZCIK HİS, BİRAZCIK EMPATİ”

Daha önceki evlerinde de hayvanları beslediklerini anlatan Gökkaya, 5 yıl önce taşındıkları şu anki evlerinde ise tek sorunun evlerinin önünden geçen yol olduğunu söyledi. Geçen hafta bir kedinin arabanın altında kaldığını anlatan Gökkaya, “Tabelamızı da astık. Geçen hafta bir kedimizi kaybettik. Onlar bir can, onların da canı yanıyor ve her şeyi hissediyorlar. Geçen hafta onu çarpan kişi bunu hiç fark etmedi. Biz burada günlerce perişan olduk. Arkasından hastanelerde ağladık. Ama onun hiç haberi yok. Hissetmiyor bunu. Birazcık his, biraz empati. Can sonuçta bu” diye konuştu.

“PARA İÇİN YAPILACAK BİR İŞ DEĞİL BU”

Hayvanların bakımında genç kıza yardımcı olan arkadaşı Gülay Çayır ise, “Otogar tarafında oturuyorum tramvayla buraya geliyorum. Para için yapılacak bir iş değil bu, gönül işi, severek yapılacak bir iş. Gelemediğimde çok eksiklik hissediyorum. Onları yalnız bırakmamak için her gün geliyorum” dedi.

Suat Metin 

DÜ Çocuk ve Ergen Psikiyatristi Yrd. Doç. Dr. Serhat Nasıroğlu, küçük yaştaki çocukların kontrolsüz bir şekilde internet ve cep telefonu kullanımlarıyla ilgili ailelere uyarı ve tavsiyelerde bulundu. Teknolojinin gelişmesiyle birlikte çevrenin internet ağlarıyla dolu olduğunu belirten Nasıroğlu, çocukların bu konuda çok fazla korunamadığını ifade etti. 5 yaşındaki çocuğun da, 15 yaşındaki çocuğunda elinde telefon olduğunu ve bazı çocukların sosyal medya hesaplarının bulunduğunu anlatan Nasıroğlu, “Küçük yaştaki çocuklara sosyal medya hesabı açtığınız zaman, yeryüzünde herhangi kötü niyetli birinin çocuğa ulaşma riskini göze almış oluyorsunuz. Bu online oyunlar aracılığıyla ya da sosyal medya üzerinden olabilir. Böylece çocuğu her türlü istismara açık hale getiriyorsunuz. Mesele burada sadece olayın bağımlılık boyutu değil. Çocuklar dış dünyadan gelebilecek tehlikelere de açık hale geliyor. Bunlara dikkat etmemiz gerekiyor” dedi.

“10 yaşındaki çocuğun odasında bilgisayar olmamalı”

Çocukları internet ve bilgisayardan korumanın zorluğuna da dikkat çeken Nasıroğlu, “Ama evde güvenli internet kullanmaya dikkat etmemiz lazım. Bazı programlar var ve bu programlarda özellikle tehlikeli sitelere girilmesi engelleniyor. Bilgisayarların ailenin görebileceği bir yerde olması gerekiyor. 10 yaşındaki bir çocuğun odasında özel bilgisayarı olmamalı. Salonda olur ya da aile bireylerinin görebileceği şekilde ekranın ortada olduğu bir durumda olması gerekiyor. Çocuklarınızın bir başka kişiyle yazışmalarını görmeniz, bunu sormanız ve konuşmanız da fayda var” diye konuştu.

“Sahte hesaplarla çocuklarınız istismar edilebilir”

Yetişkin olan ama çocukmuş gibi davranan kötü niyetli kişilerin varlığına dikkat çeken Nasıroğlu, “Sosyal medya hesabına çocuk fotoğrafı koyup, kendini çocuk gibi tanıtarak, çocuğa güven duygusu verip daha sonra özel fotoğraflar isteyerek onu cinsel anlamda istismar etmeye çalışan zararlı ve kötü kişiler var. Bu anlamda çocukları korumamız gerekiyor” ifadelerinde bulundu.

“6-16 yaş grubuna cep telefonu verilmemeli”

Çocukları hem tehlikelerden hem de cep telefonu ve internet bağımlılığından korumak için 6-16 yaş grubuna cep telefonu verilmesini uygun görmediklerini aktaran Nasıroğlu, şunları kaydetti:

“Onun da ötesinde uzun süre ekrana maruz kalmak çocukta beyin gelişimini olumsuz yönde etkiliyor. Özellikle 0-3 yaş grubundaki bir çocuğun cep telefonu ya da herhangi bir ekrana bakmasını istemiyoruz. Dünya Sağlık Örgütü de aynı öneride bulunuyor. O nedenle çok dikkatli olmamız lazım. Ailelerden, ‘Hocam biz başa çıkamıyoruz, engelleyemiyoruz’ şeklinde tepkiler geliyor. Şunu düşünmemiz gerekiyor, 10 yaşındaki çocuğunuz ben buradan bilet aldım şehir dışına çıkacağım dediğinde izin verecek misiniz? Ya da eve zararlı bir madde getirdiğinde izin verecek misiniz? Demek ki bazı şeylerde sınır koyabiliyoruz. Ülkemizde yaşayan insanların ezici bir çoğunluğu çocuğun eve zararlı bir madde getirip içmesine izin vermeyecektir. Doğal olan da budur zaten. Peki, televizyon, cep telefonu ya da internete niye izin veriyoruz. Bu da bu konuyu ciddiye almadığımızı gösteriyor. O yüzden otorite önemli. Otorite derken keyfi otoriteden bahsetmiyoruz. Anne-babanın her şeye yok dediği, keyfi bir otoritenin olduğu, çocuğun baskı altında olduğu bir otoriteden değil ama bir şekilde çocuğun da korunabileceği bir otorite figürüne ihtiyaç var. Bir anne ve babanın çocuğuna hayır diyebilmesi de gerekiyor. ‘Senin sınırın buydu bundan daha fazlası olmayacak’ diyebilmesi gerekiyor. Genel olarak bizde bir sınırsızlık söz konusu. Bazen anne ve babalar çok yoğun oluyor. Eve geldikleri zaman çocuklar internet veya cep telefonuyla uğraştıklarında daha az meşgul oluyorlar. Bunlar da olayı etkiliyor. Çocukların internet üzerinden ya da bilgisayar oyunlarıyla uzun süre vakit geçirmelerinin zararlı etkilerinin olduğu çok uzun süredir bilinen bilimsel bir gerçek. Cep telefonundan, internetten bağımsız bir hayat artık çok zor. Onları cep telefonundan, internetten uzak tutalım düşüncesinde değiliz ama her şeyin belli bir yaş grubu var. Belli bir yaş grubunda verilen ama verilmemesi gereken oyunlar ya da internet çocuğunuzun ruh sağlığını olumsuz yönde etkileyecektir. Bu anlamda çocuklarımızı korumak için ya güvenli internet ya da belirgin bir yaşa gelmeyene kadar çocukların sınırsız bir internete girmesini engelleyecek önlemleri almamız gerekiyor.” 

Emrah Kızıl
 

Küçükçekmece sahilinde 17 Nisan 2017 tarihinde lise öğrencisi Mustafa Mert Peker’in öldürülmesine ilişkin soruşturma tamamlandı. Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede, Peker’i sigara vermediği için öldürdükleri öne sürülen 18 yaşından küçük 3 şüphelinin ” kasten öldürme, silahla yağma ve yaralama” suçlarından cezalandırılmaları istendi.

Olay günü 16 yaşındaki Mustafa Mert Peker’in 17 Nisan 2017’de Gülşah Danki ve Semih Karaal’la birlikte Küçükçekmece Gölü’nün sahilinde bir bankta oturdukları anlatılan iddianamede bu sırada yanlarına gelen üç kişiden Ö.O.’nun (15) sigara istediği belirtildi. Peker’in ‘yok’ cevabı üzerine Ö. O’nun masadaki sigara paketini göstererek “Bu ne?” dediği, iki gencin sigaranın kız arkadaşlarına ait olduğunu söylemesiyle birlikte aralarında kavga çıktığı ifade edildi.

Ö.O.’nun Semih Karaal ve Mustafa Mert Peker’in karnına yumruk attıkları, bu sırada çenesine yumruk isabet eden Ö.O’nun cebinden çıkardığı bıçağı Peker’in göğsüne sapladığı, ardından yumruk attığı kaydedildi. Şüphelilerden T.A.’nın da (17) bankın üzerine çıkarak Peker’in suratını tekmelediği, ağır yaralanan ve yere düşen Peker’in yüzüne Ö.O’nun bu kez elindeki bıçağın sapıyla vurduğu, olayın ardından 3 şüphelinin kaçtığı belirtildi. Soruşturma kapsamında alınan Adli Tıp Kurumu raporunda, şüphelilerin suçun hukuki ve fiili sonuçlarına algılama yeteneklerinin tam olduğu kaydedildi. 

Gercüş’te ikamet eden 27 yaşındaki Hüseyin Şimşek, 6 yıl önce Ankara’da vatani görevini yaparken, çene kanseri hastalığına yakalandı. Uzun süre Gülhane Askeri Tıp Akademisinde (GATA) tedavi gördüğünü ancak buranın dönüştürülmesinden sonra İstanbul ve Ankara’daki çeşitli hastanelere gittiğini belirten Şimşek, 6 yılda 8 ameliyat, 6 kemoterapi ve 3 ışın tedavisi gördüğünü, bunlara rağmen sağlığına kavuşmadığını anlattı. Şimşek, sağlığına kavuşabilmek için yardım istedi.

Vatani görevini yaparken ateşli travma geçirdiğini anlatan Şimşek, “Yüzümün ortasında zeytin yarısı kadar bir şişlik oluştu. 3-4 ay sonra GATA’da ameliyat geçirdim ve çene kanseri hastalığına yakalandığımı öğrendim. O günden beridir tedavi görüyorum. Bütün tedavimi GATA karşılıyordu. 2 yıl boyunca tahlillerim temiz çıkmaya başladı. Daha sonra askere elverişsizdir raporu verildi. Bana SSK’lı olduğun müddetçe bir ömür bakabileceklerini söylediler. Daha sonra tedavilerimi 6 ayda bir almaya başladım. Ancak hastane dönüştürüldükten sonra buradan tedavi hizmeti alamamaya başladım” dedi.

Son iki yıldır Ankara ve İstanbul’daki birçok hastaneyi gezdiğini ve ameliyatlarını ücret karşılığında yaptırdığını ifade eden Şimşek, “2 ay önce bir ameliyat daha geçirdim. Bana iyileşeceğimi söylemelerine rağmen hastalık tekrar lüks etti. Şimdi Diyarbakır’da özel bir hastanede tedavi görüyorum. 6 yıldan beri 8 ameliyat, 6 kez kemoterapi, 3 kürde ışın tedavisi gördüm. Şimdi doktorlar ne yapacaklarını bilmediklerini söylüyor. Bütün masraflarımı cebimden karşılıyorum. Kaymakamlığa dilekçe vererek, 200 TL yardım alıyorum. Tedavimi artık nasıl yapacağımı bilmiyorum” diye konuştu.

Maddi durumlarının olmadığını anlatan baba Şirin Şimşek ise, “Oğlum askerlik görevini yaparken bu hastalığa yakalandı. 6 yıldan beri tedavi görüyor. Artık masrafları karşılayamıyoruz. Hayırseverlerden oğlumun tedavisinin devamı için yardım bekliyorum” ifadelerini kullandı.

Yardım kuruluşları ise ailenin durumunun değerlendirileceğini belirtti.  

Mehmet Şükrü Yıldırım
 

Basın Kartı Komisyonu toplantısının açılış konuşmasını yapan Basın Yayın ve Enformasyon (BYEGM) Genel Müdürü Mehmet Akarca, Batı medyasında Türkiye aleyhinde yürütülen algı operasyonlarına karşı BYEGM’nin gerçekleri duyurmak için olağanüstü çaba gösterdiğini ifade etti. Akarca, medya sektörünün ve çalışanlarının standartlarını belirlemek üzere ilgili devlet kurumlarıyla işbirliği içinde yürüttükleri çalışmaların son aşamaya geldiğini belirterek, “Muhabir kimdir, editör kime denir, haber kameramanı kimdir, genel tarifleri yapıldı. Bu tariflerin hemen ardından bu alanda görev alacaklar için yeterlilikler ortaya konulacak” dedi.

Akarca, yürütülen çalışmalarla dünyanın belki de en zor ve meşakkatli işleri arasında yer alan basın sektörünün belirli bir seviyeye çıkartılmasının amaçlandığını vurguladı. BYEGM olarak 15 Temmuz haftasında yaptıkları etkinlikleri de hatırlatan Akarca, 340 yabancı gazetecinin Türkiye’de ağırlandığı ziyaretlere değindi.

Gerçekleştirilen etkinliklerin ardından söz konusu yabancı basın mensuplarının ülkelerine bilgiyle donanmış olarak gittiklerine işaret eden Akarca, basın mensuplarının ülkelerine döndüklerinde yazdıkları makaleleri de iki büyük ciltlik kitapta topladıklarını aktardı. Akarca, yabancı basın mensuplarının Türkiye ziyaretlerinin ardından binlerce makale kaleme aldıklarına işaret ederek, “Bunların genel bir analizini yaptırdık. Yüzde 80’i olumluydu bu yazıların, yüzde 20’si de tarafsızdı. Türkiye aleyhine yazılmış bir yazı yoktu” bilgisini paylaştı.

Dünyada 15 Temmuz’a ilişkin çıkan tüm yazıları da 5 cilt halinde derlediklerini ifade eden Akarca, bunların incelenmesinin, devlet kütüphanesi ve bazı kurum kütüphanelerinde bulunmasının yararlı olacağını dile getirdi.
BYEGM-AFAD işbirliği ile gerçekleştirilen “Yüreğimize Sığınanlar” isimli sergiye de değinen Akarca, programa Başbakan Yardımcıları Recep Akdağ ve Hakan Çavuşoğlu’nun da katıldığını, konuklar arasında yer alan AB ve BM yetkililerinin Türkiye’ye mültecilere yönelik çalışmaları dolayısıyla bir kez de BYEGM kürsüsü aracılığıyla teşekkürlerini ilettiklerini belirtti.

Basın Kartı Komisyonu Başkanı Nazmi Bilgin de Akarca’yı başarılı çalışmalarından dolayı kutladı.

Konuşmaların ardından komisyon, 472 başvuruya ait dosyayı değerlendirmeye aldı. Komisyon, ilk kez basın kartı alacaklara ait 392 başvurudan 348’ine onay, 5’ine şartlı onay, 39’una da ret kararı verdi. Sürekli Basın Kartı başvurularının ise 77’sine onay, 1’ine şartlı onay, 1’ine ret, 1’ine de iade kararı çıktı. Komisyon kararları http://basinkartlari.byegm.gov.tr/BK/Pages/Basvuru/KomisyonSonuclari.aspx ve e-devlet üzerinden kişi bazında sorgulanabilliyor.  

Türkiye, İran ve Irak Dışişleri Bakanları New York’ta Irak Kürt Bölgesel Yönetiminin (IKBY) yapacağı referandumu görüşmek üzere dün biraraya geldi. Türkiye-Irak-İran Dışişleri Üçlü Toplantısı ertesinde ortak bildiri kabul edildi. Ortak bildiride, “Üç Bakan, Irak’ın toprak bütünlüğü ve siyasi birliği konusundaki kararlılığını tekrar teyit etti.

Ninova kentinde DEAŞ’a karşı kazanılan zaferi memnuniyetle karşıladıklarını dile getirildi. DEAŞ’LA mücadele eden Irak halkının azim, kararlılık ve özverisinin takdir edildi. DEAŞ kontrolü altında olan alanların özgürleşmesine odaklaşmanın önemi ve Irak’ta kalıcı güvenlik ve istikrarı sağlamak için DEAŞ sonrası istikrarın devam etmesi çabalarının önemini vurgulandı.

25 Eylül’de yapılacak olan referandumun Irak’ın DEAŞ’a karşı kazanımlarını risk altına sokacağı dair edişeler dile getirildi. Planlanan referandumun anayasaya aykırı olduğu ve bölgede yeni çatışmalara yol açma ihtimali taşıdığı yönündeki endişeler dile getirilirken, IKBY liderinin referandumdan kaçınmaya çağırma kararı alarak referandumun ne Kürtler ne de IKBY için yararlı olmayacağı konusunu vurgulandı. Toplantıda ayrıca, Türkiye ve İran’ın tırmanan gerginliği çözme konusunda verecekleri desteğin önemi ve IKBY’nin referandumu feshetme konusunda ikna etmek için yapılacak uluslararası çabaların planlı bir hale getirilmesi gerektiği konusu görüşüldü. Uluslararası toplulukları bölgede meydana gelenlere karşı daha ilgili olmaları için çağrıda bulunuldu” ifadeleri kullanıldı.

2017-2018 eğitim öğretim yılının açılışında, kamu yönetimi ve siyaset dünyasının birçok önemli ismi, Başkent Üniversitesi Özel Ayşeabla Okulları’nda buluştu. İl Milli Eğitim Müdür Yardımcısı Celal Yıldırım, CHP İzmir Milletvekili Mustafa Balbay, Başkent Üniversitesi Mütevelli Heyeti Üyeleri, Başkent Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ali Haberal, Üniversite Üst Yönetimi ve Mezunlar Derneği Başkanı Taşkın Tahmaz, törene katılan isimler arasındaydı.

Başkent Üniversitesi Özel Ayşeabla Okulları Kurucu Temsilcisi ve Genel Müdürü Hilal Erdinç açılış konuşmasında, öğrencilerin heyecanını paylaştığını ifade ederek şunları söyledi; “Sosyal gelişim ve akademik başarının birlikte yürütülmesi esas olan Başkent Üniversitesi Özel Ayşeabla Okulları’nda; sevgi, saygı ve huzurun temel alınıyor. Atatürkçü düşünce ışığıyla beslenen köklü eğitim anlayışımız giderek artan sosyal, bilimsel, kültürel ve sportif başarılarla taçlanıyor diyen Erdinç, Başkent Üniversitesi Kurucusu Prof. Dr. Mehmet Haberal’a, Rektör Prof. Dr. Ali Haberal’a, Yönetim Kurulu’na, öğretmenlere, öğrencilere ve güvenleri ile destek olan velilere teşekkür etti.

Başkent Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ali Haberal ise konuşmasında; akılcılık ve bilimin ışığında hizmet veren Başkent Üniversitesi kurumlarında Atatürk değerlerinden asla ödün verilmediğini belirterek; tüm yönetici, öğretmen ve velilere teşekkür etti, öğrencilere başarılar diledi. Törende ayrıca, Başkent Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Mehmet Haberal’ın 2017-2018 eğitim öğretim yılı için gönderdiği kutlama mesajı da okundu. 

Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) Adana İl Kadın Kolları tarafından kentteki bir otelde düzenlenen “Kadınlar Konuşuyor” isimli toplantıda konuşan Bakan Sarıeroğlu, kadınların iş ve siyaset hayatında daha iyi noktalara gelmesi için çalıştıklarını kaydederek, “İş hayatında yönetim kademelerindeki kadın sayısını artırmak, kadınlarımızın sıkıntılarına daha iyi cevap verme, yoğun bir şekilde işe girişlerini sağlama ve yeni niteliklerle donatma noktasında çalışmalarımız sürüyor” dedi.

Kadınların daha iyi yerlere gelmesinin sadece devlet ve siyaset eliyle ulaşılabilecek bir hedef olmadığına dikkat çeken Bakan Sarıeroğlu, “Bu ancak tüm toplum kesimlerinin ortak bir bakış açısıyla, çabasıyla olabilecek bir şey ve en önemlisi zihinsel dönüşümle olabilecek bir şey. Bunda iyi aşamaya geldik. Son zamanda yaptığımız düzenlemeler toplumsal alanda ciddi farkındalık oluşturdu. Mücadele ve çalışmalar henüz kadınlar açısından bitmedi. Engelleri ortadan kaldırmak için hareket etmek zorundayız. İnşallah başaracağız diye inanıyorum” diye konuştu.

“230 bin kadın işe girdi”

Bakan Sarıeroğlu, yaptıkları çalışmalara ilişkin şunları aktardı:

“Anayasada değişiklik yaptık, eşitlik ilkesini güçlendirdik. Pozitif ayrımcılıkla ilgili hükümler ekledik. Medeni kanundan ceza kanununa kadar, aile mahkemelerinin oluşturulmasına kadar yasal düzenlemeler yaptık. Yüzde 33’lere ulaşmış iş gücüne katılım gücüne sahibiz. İstihdam oranında hızlı artış trendini yaşıyoruz daha da artması için elimizden gelen çabayı gerçekleştireceğiz. Çocuk bakım yükümlülüğünün daha azalması için kanuni düzenleme yaptık. Doğum öncesi sonrası izinler Avrupa’da bile en yüksek oranlarda. Kadınların iş hayatından uzaklaşmasına neden olan temel etkenlerden biri doğum sonrası. Doğum sonrasında iş hayatından kopmasınlar diye yıllık izinleri doğum izinlerinden sonra esnek olarak çalışabilme, yarı zamanlı çalışıp 2, 4, 6 ay süreyle tam zamanlı maaş almalarını sağlama çalışmaları yaptık. Engelli çocuğu olan kadınlarımızın erken emeklilik olanağına sahip olmasıyla, engelli çocuğu olup iş hayatından ayrılmamasıyla ilgili düzenlemeleri devreye soktuk. Ocak-Ağustos döneminde 230 bin kadını işe yerleştirdik. İlk 8 ayda 2 bin 367 kadınımız Adana’da meslek edindirme kurslarına katıldı. Bin 91 kadın girişimcilik eğitim programına katıldı. Bin 633 kadın da İŞKUR tarafından toplum yararına çalışma programında 6 ya da 9 ay süren çalışma hayatındaki faaliyetlere katıldı.”

“Olayın takipçisi olacağız”

Cumhuriyet Kadınları Derneği Gaziantep Şube Başkanı ve Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği 2’nci Başkanı Sevilay Çete Kale’nin 4 kişi tarafından kaçırılıp dövülmesine de tepki gösteren Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Jülide Sarıeroğlu, şöyle konuştu:

“Hem ülkemizde hem de dünyada kadın meselesi siyaset üstü, ideolojiler üstü görülen bir mesele. Ülkemizde de bu şekilde ele alıyoruz. Kadına karşı her türlü ayrımcılığın karşısındayız. Her türlü şiddetin karşısındayız. Kadına yönelik şiddete sıfır tolerans ilkesiyle yaklaşıyoruz. Gaziantep’te dün bir dernek temsilcimizin, şiddete maruz kalan birisine destek verdiği için şiddete maruz kaldığını hep birlikte takip ediyoruz. Bunu üzüntüyle karşıladığımı ve bu tarz şeylerin tüm kadınlar olarak ortak şekilde karşısında olduğumuzu belirtiyorum. Asla kabul edilemez bir şey. Kim olursa olsun, hangi siyasi görüşe sahip olursa olsun kadın dayanışması içerisinde bir sıkıntı yaşayan hemcinsimize elini uzatmış birisine şiddet uygulanmasının herkes tarafından kınanması gerekiyor. Kınadığımı da belirtiyorum. Olayın takipçisi de olacağız. Aynı şekilde sıkıntı, sorun yaşayan, ihtiyaç duyan, el uzatılması talebinde bulunan herkese sosyal devlet anlayışıyla, ‘insanı yaşat ki devlet yaşasın’ anlayışıyla yanında yer almak durumundayız, bu ilkeyle hareket etmek durumundayız.”

Toplantının sonunda Bakan Sarıeroğlu, katılımcıların sorun ve önerilerini dinledi.

Nuri Pir – Umutcan İşledici
 

Diplomatlar Birliği Başkan Yardımcılığı görevi kapsamında New York’ta bulunan Serhat Akpınar, Birleşmiş Milletler 72. Genel Kurulu kapsamında Birleşmiş Milletlerin düzenlediği BM Küresel İlkelerinin hayata geçmesinde ki ekonomik boyutlarının değerlendirildiği BM toplantısında hazır bulundu. BM Baskanı Antonio Guterres’in başkanlığında gerçekleşen toplantıda, BM Genel Sekreter Yardımcısı Amina Mohammed, Arjantin Başbakan Yardımcısı Gabriela Michetti ve diğer üst düzey katılımcılar da katıldı.

Akpınar ayrıca, Danimarka Başbakanı’nın liderliğinde gerçekleşen İklim Değişikliği konferansında, global şehirlerin iklim degişikliğiyle mücadelede nasıl roller üstlenmesi gerektiği ve dünya çapında alınan önlemler hakkında çeşitli sivil toplum örgütleri, belediye başkanları ve Amerikan İçişleri Bakanliği temsilcileri hazır bulunduğu toplantıda temsiliyet gösterdi.
Akpınar yaptığı açıklamasında, “Birleşmiş Milletler 72. Genel Kurul ve Programı gündeminde güne yoğun güvenlik tedbirleri altında başlıyoruz. Uluslararası Diplomatlar Birliği DMW Başkan Yardımcısı ve Kıbrıs DMW Başkanı olarak katılım göstermiş bulunuyorum. Hem Girne Amerikan Üniversitemizi; hem de Ülkemiz Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetini temsil edebiliyor olmaktan büyük bir gurur duyuyorum” dedi.
Gündem ile ilgili bazı detaylara da değinen Akpınar, dünya üzerinde ki kara para aklanmasında alınması gereken önlem ve tedbirler ile ilk gün gündeminin açılğını belirterek, gelişmekte olan ülkelerde ki vergi boşlukları ile IMF ve Dünya Bankası’nın önemine değinildiğini bildirdi. Sürdürülebilir ekonomi için işbirliğinin şart olduğu mesajını veren Akpınar, Hollanda Dış İşleri Bakanı Bert Koenders’in özel sektör ile devletin işbirliği ile oluşturdukları başarılarını anlattığını söyledi.