Mersin’in Erdemli ilçesinde 26-29 Ocak tarihlerinde düzenlenen Havalı Silahlar Türkiye Kupasında Diyarbakırlı Ömer Akgün ile kızı Esin ve yeğeni Yılmaz Akgün, kendi kategorilerinde hem birinci oldular hem de Türkiye rekoru kırdılar. 21 yıldır atıcılık sporu ile ilgilenen ve 13 Türkiye rekoru bulunan milli atıcı Ömer Akgün, “100’den fazla da madalyam var. 23 kez milli formayı giydim. Merakım ağabeylerimden başladı. İkisi de atıcı. Onlara özenerek başladım. Onların nezaretinde çalışıyoruz. Ailece atıcıyız” dedi.

“HEDEFİMİZ 2020 OLİMPİYATLARINA KATILMAK”

Ailece aynı sporu yapmalarının ve aynı başarıları elde etmenin kendilerini çok mutlu ettiğini ifade eden 20 yaşındaki milli atıcı Yılmaz Akgün, “Bu mutluluğu kelimelere dökemiyorum. Hedefimiz 2020 olimpiyatlarına katılmak. Bütün çalışmalarımızı ona göre yapıyoruz. Şu an olimpiyat hazırlık merkezindeyim. Beden eğitimi öğretmenliği okuyorum. Bu sporda Diyarbakır olarak başarı açısından değil de katılım açısından geride kalmış bulunuyoruz” diye konuştu.

“3 YILDA 6 MADALYA”

Babasına özenerek bu spora başladığını ve hedeflerinin olimpiyatlarda da rekor kırmak olduğunu dile getiren Esin Akgün (15), “2014’te başladım. 4 birincilik, 2 ikincilik madalyam var. Üçümüz birden Türkiye rekoru kırınca çok mutlu oldum. Milli takıma girdiğim için özel bir okulda burslu okumaya başladım. Hedefimiz yine babamla ve kuzenimle beraber olimpiyatlara gitmek ve orada rekor kırmak. Bu sporun bütün dünyaya yayılmasını çok istiyorum. Aileler atıcılık, tüfek kelimesini duyunca çok korkuyorlar. Aslında öyle bir şey yok. Buraya gelenler, silahın gerçek tehlikelerini öğreniyorlar. O yüzden gerçek hayatta silahlardan uzak duruyorlar” ifadelerinde bulundu.

(Emrah Kızıl / İHA)

Olay, saat 01.00 sıralarında merkez Meram ilçesi Çaybaşı Caddesi Paşalı Köprü kavşağında meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, taksi şoförlüğü yapan 40 yaşındaki Mustafa Kıyak, 42 TT 827 plakalı aracına kimliği henüz belirlenemeyen tanıdığı bir kişiyi müşteri olarak aldı. Taksi şoförü Mustafa Kıyak, bir süre sonra aracından indirmek istediği şahısla tartışmaya başladı. Araçtan inmek istemeyen şahsı, ikna etmeye çalışan taksi şoförü bu sırada da cep telefonu kamerasıyla o anları çekmeye başladı.

“Mustafa abi yarın gelir seni vururum”

Arka koltukta oturan şahıs, araçtan inmesi için kendisine ısrar eden Mustafa Kıyak’a “Mustafa abi yarın gelirim seni de vururum” diyerek tehdit etti. Kendisini aşağıya indirmeye çalışan taksi şoförüne öfkelenen şahıs, daha sonra aşağıya indi. İddiaya göre, taksi şoförünün kendisini korumak için araçta bulundurduğu bıçağı alan şahıs, Mustafa Kıyak’ı kalbinden bıçakladıktan sonra olay yerinden kaçtı. Ağır yaralanan taksi şoförü Mustafa kıyak, ihbar üzerine olay yerine sevk edilen ambulansla Konya Eğitim ve Araştırma Hastanesine kaldırıldı. Ameliyata alınan taksi şoförünün hayati tehlikesinin sürdüğü öğrenildi. Cep telefonu görüntülerinde taksi şoförünün arka koltukta oturan şahsı uygun bir dille ikna etmeye çalıştığı, ardından taksiden inen şahsın, ‘ver bıçağı vurmayanın…’ dediği görülüyor. 

Polis, kaçan şüpheliyi yakalamak için çalışmalarına devam ediyor. 

Yönetmen Sinan Çetin’in oğlu Rüzgar Çetin’in, bir barda arkadaşını muştayla darp ettiği iddiasıyla yargılandığı davanın görülmesine devam edildi. İstanbul 50’inci Asliye Ceza Mahkemesinde görülen davanın ikinci celsesinde tutuksuz şikayetçi sanık Rüzgar Çetin ve İhsan Ahmet Tigrel ve avukatları hazır bulundu.

Davanın bugünkü oturumda tanıklar dinlendi. Şikayetçi sanık Ahmet Tigrel’in arkadaşı Murat Yalçın, olay gecesi Tigrel ile birlikte bir gece kulübüne gittiklerini belirterek, “Gece kulübündeyken bir ara Ahmet ile Rüzgar kavga ediyordu. Güvenliklerle beraber kavgayı ayırdık. Rüzgar’ı dışarı çıkardılar. Yaklaşık 15 dakika sonra ortam sakinleşmiştir diye dışarı çıktık. Rüzgar hala dışarıdaydı. İlk önce konuşacak gibiydiler ancak Rüzgar, Ahmet’e tekrar saldırdı. Elinde bir şey vardı ama ne olduğunu tam olarak göremedim” dedi.

“Rüzgar yumruk attı”
Tanık Yasemin Yapanar ise bardaki kavgayı görmediğini, barın önündeki kavgaya şahit olduğunu söyleyerek, “Ben barın dışında arkadaşlarımla beraberken Ahmet ile Rüzgar’ın karşılıklı konuştuğunu gördüm. Bu esnada Rüzgar Ahmet’e yumruk attı” ifadelerini kullandı. Ara kararını açıklayan mahkeme, kavgaya ilişkin görüntülerin inceleme raporuna karşın savunma hazırlamaları için taraflara süre vererek duruşmayı erteledi.

Çetin önce saklandı sonra kaçtı
Duruşmanın sona ermesinin ardından, Çetin avukatıyla birlikte salondan çıktı. Gazetecilerin kendisini görüntülediğini gören Çetin açıklama yapmaktan çekinerek, önce mahkeme kaleminin önüne gizlendi. Salondan tutanakların verilmesiyle birlikte Çetin, adliye merdivenlerinden koşar adımlarla indi. Avukatının ise Çetin’in arkasından hızlı adımlarla inmesi ise dikkat çekti.

İlk duruşmada taraflar savunma yapmıştı
Duruşmanın Eylül ayında görülen ilk duruşmasında, Tigrel ve Çetin’in savunması alınmıştı. Tigrel ifadesinde “Olayın neyden kaynaklandığını bilmiyorum. Muhtemelen kız meselesinden kaynaklanmıştır. Rüzgar’la önceden sadece merhabamız vardır. Tanışıklığımız ve husumetimiz yoktur. Şikayetçiyim davaya katılmak istiyorum” ifadelerini kullanmıştı.

“Ben muşta ile gezen bir insan değilim”

Rüzgar Çetin ise olay anında elindeki aletin muşta olmadığını öne sürerek, “Ben muşta ile gezen bir insan değilim. Olay gecesi eğlence mekanında önceden tanıdığım ve samimiyetim olan Ahmet isimli arkadaşımı gördüm. Kendisinden makas aldım. Faka ben makas alınca bana yumruk atı. Neden yaptı bilmiyorum. Belki tanımadığı için yumruk attı. Ben o an şaşırdım. Araya güvenlik görevlileri girdi. Dışarı çıktım. Konuşmak için tekrar mekana girdim, Ahmet ile görüştüm. Amacım benden özür dilemesiydi. Fakat özür dilemedi, eğer dileseydi bu mesele kapanacaktı” şeklinde ifade vermişti.

“Kül tablası ile kendimi savunmak için hamle yaptım”

Tekrar dışarı çıktığını, mekanda kalan montunun getirilmesini beklediğini söyleyen Çetin, “Ben beklerken Ahmet bir ara dışarı çıktı. Yanıma gelerek bana hakaret etti. Üzerime gelince o anki korkuyla elime geçirdiğim kül tablası üstü ile kendimi savunmak amacıyla hamle yaptım. Sonra beraber yere düştük, kendisine vurmadım bile. O an gazeteciler geldiği için olay yerinden uzaklaşmaya çalışıyordum. Eve gittim. Çok sinirliydim ve Ahmet’e mesaj attım, konuyu kapattık” diye konuşmuştu.

İddianameden
30 Kasım 2013’te Propaganda adlı gece kulübü çıkışında bir arkadaşını “muşta” diye tabir edilen kesici aletle yaraladığı iddiasıyla Rüzgar Çetin’in, “silahla yaralama”, “tehdit”, “bıçak veya diğer aletleri izinsiz olarak kullanma” suçlarından 3 yıl 10 aydan, 10 yıl 10 aya kadar hapsi isteniyor. Ahmet Tigrel’in ise “hakaret” ve “yaralama” suçu kapsamında 3 yıla kadar hapsi talep ediliyor.

Başak Akbulut

İHA’ya açıklamalarda bulunan Anadolu Üniversitesi Yer ve Uzay Bilimleri Esntitüsü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Muammer Tün, Çanakkale’de meydana gelen depremlerle alakalı açıklamalarda bulundu. Uzmanların araştırmaları sonucunda, Çanakkale’de meydana gelen depremlerin artarak 7 büyüklüğüne çıkabileceğinin üzerinde durulduğunu kaydetti. Gerçekleşen depremlerin normal fay üzerinde olduğunu fakat bu hareketlerin fay üzerindeki stresi arttırdığına dikkat çeken Tün, “Çanakkale Ayvacık bölgesinde meydana gelen depremlerle ilgili birçok açıklama yapılıyor. Takip ettiğimiz kadarıyla hem sosyal medya üzerinden hem de devletin ilgili otorite kurumu Başbakanlık AFAD tarafından. Bu tür yorumlar genelde şurada birleşiyor. Ayvacık mevkiinde normal bir fay sistemi üzerinde meydana geliyor. Bu faylar, boyu 10 kilometreyi geçmeyen normal faylar. Dolayısıyla büyüklüğü 4 ile 5 arasında değişen, 5.3 şiddetinde deprem üretebilen fay segmentleri. Fakat bu fay segmentleri üzerindeki hareketler, faylar üzerindeki stresi arttırdığı yönünde özellikle İstanbul Teknik Üniversitesi’ndeki öğretim üyesi Prof. Dr. Cenk Yaltırak hocamız tarafından şu şekilde yorumlanıyor; bu stresin artmasından kaynaklı diğer fay segmentlerinin hareket etmesiyle bölgede daha büyük depremler meydana gelebileceği belirtiliyor. Bu konuda tarihte geçmiş zamanda normal faylarla ilişkili diğer doğrultu atımlı segmentler üzerinde 7 büyüklüğünün üzerinde depremler meydana gelmiş. Dolayısıyla da günümüzde tekrar bu stresin artmasından kaynaklı tekrarlanabileceği olasılığı üzerinde duruluyor. Bundan dolayı özellikle vatandaşların hasarlı yapılara girmemesi üzerinde oldukça duruluyor. Yani bu sabah 5 büyüklüğünün üzerinde bir deprem meydana geldi. Normal fay üzerinde deprem üretti. Bu doğru atımlı fay segmentleri üzerinde stresin arttığı yorumu Cenk Yaltırak hocamızın bu yorumunu dikkate almak gerekiyor diye düşünüyoruz” dedi.

“Türk-Yunan ortak karasularında sismik araştırma yapılamıyor”
Türk-Yunan ortak karasularındaki diplomatik sorunlar yüzünden sismik çalışma yapılamadığını anlatan Tün, şöyle devam etti:
“Yine Cenk Yaltırak hocamızın uluslararası projeleri ile ilgili bu bölgede çeşitli, özellikle Ege Denizi üzerinde sismik çalışmalar yapmışlar. Bu sismik çalışmalarla o 7 büyüklüğünde deprem üretebilecek doğrultu atımlı segmentler üzerinde detaylı çalışmalar var fakat belirli bölgede ise hiç çalışma yapılamamış. Bu Türk-Yunan ortak karasularında araştırma yapılamaması sanıyorum diplomatik sorunlarla alakalı olabilir. O bölgede sismik çalışmalar yapılamamış. Çalışma yapılamadığı için oradaki fay segmetleriyle alakalı detaylı sismik yorumlamaların maalesef ellerinde mevcut olmadığını vurguluyor. Bu çalışmaların yapılabilmesi, oradaki sismik aktivitenin ve risklerinin ortaya çıkması açısından son derece önemli. Bu tür diplomatik sorunların aşılarak, o bölgedeki sismik araştırmaların yapılması, sismik tehlikenin ve bu tehlikeden kaynaklı risklerin ortaya konulması açısından son derece önemli. Özellikle son günlerde yaşadığımız sismik olaylar bölgedeki çalışmanın gerekliliğini de ortaya koyuyor. Çünkü doğrultu atımlı fay segmentleri üzerindeki stresin arttığı şeklindeki yorum, bu çalışmalarında bir an evvel başlatılması gerekliliğini ifade eden bir açıklama şeklinde değerlendiriyoruz.” 

Burak Tekin – Kadir Çetin
 

Başbakan Binali Yıldırım, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, insanların olduğu gibi ülkelerin de kaderinin olduğunu belirterek, “Tarihin akışı içerisinde her memleket kendi kaderini yaşar. Her ülke toplumuyla birlikte imtihandır. Bizim ülkemizin son bir asırdaki kaderi malumunuz, darbeler, ekonomik krizler, siyasi belirsizlik ve terör. Bunlar, bardağın boş tarafı. Bir de dolu tarafı var ki imtihanımız her daim ona dönük, o da yiğit milletimiz. Bu gazi ve aziz millet tüm zorluklara tarihin her döneminde göğüs gerdi, göğüs germeye devam ediyor. İnsanlık mazisinde bir örnek daha gösterin ki 16 kez yıkılsın ama milleti 17’nci kez devletini kursun. Bu devletin adı, Türkiye Cumhuriyeti bu milletin adı aziz Türk milletidir” ifadelerini kullandı.

AK Parti olarak girilen her seçimden yüzlerinin akıyla çıktıklarını anlatan Yıldırım, “Seçimlerin ertesi günü yine insanımıza koşup hizmet üretmeye devam ettik. Kurucu Genel Başkanımız, Cumhurbaşkanımız siyasi yasaklı olduğu dönemleri yaşadı. E-muhtıralar gördük, parti kapatmalarına şahit olduk, iç karışıklık çıkaranların hedefi olduk. Hepsini en acı şekilde tecrübe ettik ama milletimiz için yeri geldi duymadık, yeri geldi sustuk, yere geldi görmedik. Ancak, hep mücadele ettik. Ne dedik, olanda bir hikmet var” dedi.

CHP’ye referandum çağrısı yaptı

Yıldırım, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Bazı çevreler bunu suistimal etmeye kalkmadı mı? Elbete kalktılar, merhum Akif’in deyimiyle milletimiz için takındığımız yumuşak başlığımızı anlayamadılar, bizi uysal koyun zannetiler, boynumuzdan çekip sürüklemek istediler. O zaman da duvara çarptılar. Siyaset mühendisliği yapmaya çalıştılar. Yüzyıl sonra bile hukuk ve siyaset çevrelerinde 367 icadını çıkardılar. Milletin öz iradesine ipotek koymaya çalıştılar. Bir şeyin iyi bilinmesi lazım, bu anayasa değişikliğinin müsebbibi CHP’dir. 2007’de meclisin en büyük partisine 363 milletvekiline, Cumhurbaşkanı seçtirmeyen anamuhalefet partisi bu işin başlangıcına sebep olmuştur. O gün Cumhurbaşkanını seçtirmemek için vesayet odaklarının sözcülüğünü yapan anamuhalefet partisi aydınlık yarınları için yapılan değişikliği engellemek için bütün marjinal odaklarla aynı fotoğrafı veriyor. Biz dedik ki evvelsi gün, PKK hayır dediği için, FETÖ hayır dediği için biz bu değişikliğe evet diyoruz. Biz cevabı muhataplarından beklerken cevap CHP’den geldi. CHP zaten onların kayığına binmiş vaziyette. CHP’yi Allah ıslah etsin. Siz PKK, FETÖ ile bölücü örgütlerle iş tutarak milletin gönlüne giremezsiniz. Milletin yolundan saparsanız arasına almaz, millet de sizi arasına almaz, size hak ettiğiniz cezayı da verir. Eğer 15 yıldır bunu anlamadıysanız, bugün bir fırsat düştü önünüze. Hiç değilse bu referandumda ıskalamayın, milletin gönlüne girmeyi başarın. Ondan sonra da sizin de bahtınız açılsın.”
“2017 Türkiye’nin kaderi ve bahtının güneş gibi parlayacağı bir yıl olacak” diyen Yıldırım, “Gelecek daha güzel olacak, yarın bugünden daha güzel olacak. Çünkü, genci yaşlısı bütün insanımız tek vücut sandığa gidecek. TBMM’de, 339 oyla milletvekili oyuyla kabul edilen bu değişiklik milletin onayına ve takdirine sunulacak. Bu referandum sonucunda Türkiye aydınlık yarınlara daha hızlı bir şekilde yol alacak” şeklinde konuştu.

Anayasa değişikliğini hazırlarken çok titiz bir çalışma yapıldığını belirterek, sürecin şeffaf bir şekilde geliştiğini ifade eden Başbakan Yıldırım, bu zaman zarfında Meclis çatısı altında milletin hiçte arzu etmediği olayların yaşandığını hatırlatarak “Muhalefet sözlü, fiziksel, psikolojik şiddetin her birini kullanmaktan çekinmedi. Vuku bulmuş hadiseleri milletimizin takdirine sunuyorum. İçimiz rahat, vicdanımız rahat, AK Parti kapalı kapılar ardında gizli gündem kurgulayan bir parti değil” dedi.

Mecliste grubu bulunan bütün parti genel başkanlarına çağrı yaptıklarını hatırlatan Yıldırım, “‘Gelin biraraya gelelim’ dedik. Bu mesele üzerinde mutabık kalmayı arzu ettik. Bizatihi anamuhalefet partisi genel başkanı, biliyorum siz Cumhurbaşkanlığı sistemine karşısınız, o halde ne yapmamız lazım? Biz istiyoruz ki hep birlikte bu değişikiliği yapalım. O halde buyurun, siz teklifinizi getirin, biz de getirelim, millete sunalım. Daha ne yapacaktık? Ama tıs yok. Niye? Millete gitmeye korkuyorlar, milletin kararı en doğru karardır” diye konuştu.

Bahçeli’ye teşekkür etti

Aynı çağrının MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye yapıldığını ve bu çağrıya Bahçeli’nin verdiği cevabı hatırlatan Yıldırım, aldıkları tavır dolayısıyla Bahçeli ve milletvekillerine teşekkür etti. Yıldırım, MHP’nin ülke menfaatleri konusunda parti hesaplarını her zaman bir kenara bıraktığını belirtti.

“Bu bir genel seçim değildir”

Yıldırım, “Ortada bir sandık var, siyasi rekabet havası da aldı başını gidiyor. Bu havaya kapılıp kimse şunu unutmasın, bu referandum 18 maddelik Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemini öngören, yargı ile ilgili, milletvekilleri ile ilgili hususları öngören bir anayasa değişikliği oylamasıdır. Bu bir genel seçim değildir. Öyle inanıyorum ki sadece AK Parti ve MHP seçmeninden değil, diğer parti seçmenlerinden de Türkiye’nin bekasını ilgilendiren, daha hızlı Gazi Mustafa Kemal’in muasır medeniyetler seviyesine ulaşma hedefini sağlayacak bu değişliğe yüksek oranda oy verecek. Biz de meydanlarda vatandaşlarımıza bu değişikliğin, ülkemiz, Türkiye için, milletimiz için ne anlama geldiğini anlatacağız. Görülecek ki yapılacak değişiklik milletin lehinedir. Milletimiz sandığa gidecek gönül rahatlığı ile evet diyecek. O yüzden referanduma partiler cephesinden bakmak yanlış olur. Bu referandum ülkenin çağ atlaması meselesidir” diye konuştu.
“Biz, üstünlerin anayasasının korumak için değil, milletin anayasasını oluşturmak için referanduma gidiyoruz” diyen Yıldırım, “Millet siyaset okus pokusçularına asla itibar etmeyecek. Referandum süresince her yere gideceğiz. Her vatandaşlarımızla buluşacağız. Türkiye’ye yeni bir merhale sağlayacak bu tarihi fırsatı her yerde vatandaşlarımıza anlatacağız, onlarla paylaşacağız. Vatandaşlarımızla dertleşeceğiz. Yaptığımız bu işi anlatacağız. Niye siyaset okus pokuşçuları dedik? Bunlar bayılıyorlar olmayan şeyleri var göstermek için ellerinden geleni yapıyorlar. En sevdikleri iş korku senaryoları ile milletin aklını karıştırmak, yağma yok başaramazsınız, çünkü bunlar samimi değil” açıklamasında bulundu.

Üniter yapı ve rejim tartışmaları

Üniter yapının bozulacağı iddialarına cevap veren Yıldırım, “Tek meclis var. Rejim tartışması 1923’te Cumhuriyet kuruldu, bu mesele orada bitti. Ama kardeşlerim, şaşmayın, bunlar başörtüsü sorununda da aynı şeyi yaptılar. Rejim meselesi dediler, sorunu çözdük rejim hala dimdik ayakta. Bunların rejim sorunu diyorlar da asıl sorun rejim sorunu değil, zihniyet sorunudur, zihniyet” dedi.

“Yargının tarafsız olması CHP’yi niye rahatsız ediyor?” diye soran Yıldırım, ilk defa milletin iradesinin yansıdığı, iki erkin, yargı mensuplarının seçileceğini ifade etti.

Anayasa değişikliği konusundaki eleştirilere işaret eden Yıldırım, “CHP’ye buradan ekmek de çıkmaz, patates de. Neymiş, Meclis pasif konuma düşecekmiş? Yahu bunu diyenler, söylediklerinin önünü arkasını hiç mi düşünmüyor?” diye konuştu.

“Gündemi değiştirmek için yapmadıkları hokkabazlık yok”
Anayasa değişikliği ile Türkiye’de milletin tam iktidarının gerçekleşeceğine dikkati çeken Yıldırım, “Bu sistemle, Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde önümüze iki tane sandık gelecek. Birinde Cumhurbaşkanı seçeceğiz, birinde de milletvekilleri, aynı anda seçeceğiz. Aylarca güvenoyu aldı almadı, hükümet kuruldu kurulmadı, öyle birşey yok. Seçilen Cumhurbaşkanı kabinesini oluşturacak, ‘Vira Bismillah’ deyip işlere başlayacak. 5 yıl boyunca vatandaşın ihtiyacı olan hizmeti verecek. İnsanların siyasi, kültürel, sosyal ve ekonomik tercihlerine asla bir engel konulamayacak. Gündemi değiştirmek için yapmadıkları hokkabazlık yok. Neymiş, insanların yaşam tarzına müdahale edilecekmiş. Madem müdahaleden bahsediliyor, şöyle bir geçmişe bakalım. 27 Mayıs, öğrenciler kıyma makinelerine atıldı deniliyor. Tanklarla sadece sokaklardan değil, bir milletin istikbalinden geçtiler. Üniversite önlerinde kurdukları ikna odaklarıyla, genç kızlarımızın yaşam hakkına tecavüz ettiler. İnanç özgürlüğüne darbe vurdular” ifadelerini kullandı.

Yıldırım, diktatörlük tartışmalarına da değinerek “Buradan açıkça ifade ediyorum, malum çevrelerin tedirginlik duyduğu şey tek adam rejimi falan değil. Eğer böyle bir rahatsızlık varsa o zaman işe tek parti döneminden başlamak ve onların hesabını görmek gerek. Tek adam masalını topluma satmaya çalışanlar şunu iyi bilmelidir ki bu anayasa değişikliğinin güçlendirmeye çalıştığı şey, ‘tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet’. Masala bakın, Cumhurbaşkanı keyfine göre Meclis’i feshedecek. Kardeşim, fesih yetkisi yok. Hiç kimsenin fesih yetkisi yok. Seçime götürme yetkisi var” diye konuştu.

Dolar

“Dolar 4 lira” yaygarasını koparanların, doların 3.70’e inmesiyle sus pus olduğunu anlatan Yıldırım, “Sesleri çıkmıyor. Millet de haliyle kim kendisi için mücadele ediyor, kim etmiyor bunu kenardan izliyor. Milletimiz biliyor ki bu kervan 2002’de yola çıktı. Kervanın başında da Recep Tayyip Erdoğan var” şeklinde konuştu.

“CHP, HDP’nin kayığına binmiş vaziyette”
“Bu hizmetler devam etsin istiyor musunuz?” diye soran Yıldırım, partililerden ‘evet’ cevabını aldı. Bunun üzerine AK Parti grubunda alkış sesleri yükseldi. Yıldırım, “O zaman güçlü Türkiye için ‘evet”. Tüm çalışmalarımızı yaptık. Anadolu’nun yollarını aşındıracağız. İnanıyorum ki iyi günde, kötü günde, hastalıkta sağlıkta hep gurur duyduğumuz Anadolu insanı ‘evet’ diyecek. Tüm bu çalışmalar boyunca en önemli işimiz, her evetle bir gönül kazanmak. Yunus Emre’nin dediği gibi, ben gelmedim kavga için, ben işim sevgi için. Bizim işimiz kavga değildir. Bizim işimiz, ülkenin istikbalini olumlu yöne döndürecek bu tercihi milletimize en iyi şekilde anlatmak. Milletim hayır diyenlere şöyle göz ucuyla baksa olayı çok net görür. Kim hayır diyor? PKK’nın sözde üst düzey yöneticileri, FETÖ’nün kaçak terörist sürüsü. Bunlar Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşı bile değil. Hayır deseler ne olur? Bunlar terörist, terörist. Bunların ‘hayır’ dediği yerde biz zaten dünden ‘evet’ diyoruz. Başka kim ‘hayır kampanyası’ yapıyor? HDP ve CHP. Belli ki CHP, sırtını terör örgütüne yaslamış, HDP’nin kayığına binmiş vaziyette. Onlar için hayırlı olsun” açıklamasında bulundu.

“Kararsız vatandaşlarımız var”
Yıldırım, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Diğer taraftan farklı sebeplerle kararsız olan vatandaşlarımız var. Bizim görevimiz, herkese ulaşmak. Onlara da ulaşmak. Türkiye’nin geleceğini düşünen vatandaşlar olarak bütün vatandaşlarımıza meseleyi anlatmak. Diyeceğiz ki, birlik ve beraberlik içinde yaşanacak Türkiye için evet. Daha müreffeh bir Türkiye, muasır medeniyetler seviyesine ulaşmak için, her türlü vesayete karşı milli iradenin tüm gücüyle tecellesi için, küresel çapta itibar sahibi bölgesinde güçlü Türkiye için, terörün bir daha bu topraklarda yaşam hakkı bulmaması için, laf üstüne laf değil taş üstüne taş koymak için evet. Ülkemiz üzerinde karanlık senaryolar çizen kirli emelleri boşa çıkarmak için evet.”

“Vefakar hanımefendiler, iş size düşüyor”
“Milletvekili arkadaşlarım seçim bölgelerinde var gücüyle çalışacak, seçmenle buluşacaklar” diyen Yıldırım, “Teşkilatlarımızla birlikte vatandaşlarımıza meseleyi enine boyuna anlatacağız. Eminim ana kademe yöneticilerimiz tüm milletle bütün kapasiteleriyle çalışacaklar. Vefakar hanımefendiler, iş size düşüyor. Yine kadın kollarımız bütün il ve ilçelerde ev ev gezeceğiz, tamam mı? Türkiye’nin istikbaline oy isteyeceğiz. Gençlik kollarımız bulundukları şehirlerin her noktasında olacak. Bu ülkenin aydınlık yarınları için el ele olacağız. Çalışacağız değil mi? Biz, bugüne kadar hep sırtımızı millete dayadık. Millet bize inandı. Asla milletimizi kandırmadık. Söz verdiğimiz her şeyi yaptık. Yapamayacağımız hiçbir şeyin sözünü de vermedik. Milletimiz de bizden desteğini esirgemedi. Yine millete gidiyoruz, sözü millete bırakıyoruz. Türkiye’nin geleceği için güzel neticeler doğacağına inanıyoruz, bu iş için bütün arkadaşlarımızın seferber olacağına yürekten inanıyoruz. Bu tarihi görevi de sizler tarihe önemli bir iz bırakacaksınız. Şartlar ne olursa olsun AK Parti duruşuna yakışmayacak herhangi bir hareketin içerisinde bizler olmayacağız. Gerçekten başka hiçbir şeye ihtiyacımız yok. Türkiye’nin her köşesine gideceğiz, milletimize bu meseleyi anlatacağız.” 

Görevine 2014 yerel seçimlerinde ilçenin Taşkesen köyünde başlayan Azize Atlı, 250 haneli ve bin 500 nüfuslu köyde kar kış demeden çalışıyor. Ağrı’nın ilk kadın muhtarı unvanını taşıyan 58 yaşındaki Atlı, köyün yolunu asfaltlarken, fırın, taziye evi ve kütüphane yapmak için de çalışmalarını sürdürüyor. Yüzde 85 engelli kadın muhtar olarak Guiness Rekorlar Kitabına giren Atlı, giydiği takım elbise, şapkası ve tespihiyle çoğu zaman erkeğe benzetiliyor.

Aşiret kavgalarının ve kan davalarının önüne geçerek barışı da sağlayan Azize Atlı, bölgede kadın muhtar olmanın zor olduğunu söyledi. Atlı, “Ağrı’nın ilk kadın muhtarı emekli bir eğitmenim. Bin 500 nüfusumuz var. Köyümüzün durumu çok da iyi değil. Taziye evimiz, fırınımız, kütüphanemiz yok. Kadınlara söz vermişim ve bu yüzden Cumhurbaşkanımıza selamlarımızı gönderiyoruz, bize el uzatsın. Bende verdiğim vaatleri yerine getireyim. Kadınlar için el sanat kurslarını da açacağız. Ben zaten kadınların isteği üzerine muhtar oldum. Bölgede kadın muhtar olmak çok zor. Burası aşiret bölgesi, 25 köy olarak bir aşiretiz ve aşiretin içindeki bütün erkekler bir kadın olarak muhtar olmama karşıydı. Ben bundan sonra Diyadin’de en az 30-40 kadın muhtar olsun diye çabalayacağım. Birlik beraberlik içinde köydeki kan davaları ile aşiret kavgalarına son verdik. 9 ay karın içinde kalıyoruz, o yüzden ihtiyaçlarımız da fazla. Ben emniyet için oturdum yoksa ihtiyacım yoktu muhtarlığa. 25 yıl boyunca öğretmenlik yaptım. Ben muhtar olmadan önce, inşallah muhtar olursam bu köyü güzel bir düzene sokacağım dedim. Nice muhtarlar gelip geçti, ama halen gençlerimiz iş için batıda, kimse bir şey yapmadı” dedi.

Babası 4 kadınla evlenen ve 14 kardeşi olan Atlı, anne ve babasını kaybettikten sonra yalnız yaşamaya başladı. Hiç evlenmeyen Atlı, ilkokulu bitirip Erzurum’da el işi kurslarını başarıyla tamamladıktan sonra Diyadin Halk Eğitim Merkezi Müdürlüğü bünyesinde 25 yıl boyunca eğitmenlik yaptı.
Köylülerden Hüdeyda Bakır ise kadın muhtara desteklerini belirterek, “Kendisinden çok memnunuz. Bize söz verdi; taziye evi, fırın yapacak ve buralarda kadınlar çalıştırılacak. Bize yol sözü de vermişti, onu yerine getirip yolumuzu yaptı. Muhtarımız bizler için iyi şeyler yapmaya çalışıyor” diye konuştu.

Bülent İba 

 

İlk olarak Başkanlık ofisinde akademisyenler ile tanışan Büyükelçi Kılıç, GAÜ’nün Moldova yapılanması ve Uluslararasılaşma vizyonu hakkında yetkililerden bilgi aldı.

Moldova Amerikan Üniversitesi Yöneticiler Kurulu Başkan Yardımcısı Saffet Özarslan buluşmada yapmış olduğu açıklamasında, GAÜ Kurucu Rektörü ve Yöneticiler Kurulu Başkanı Serhat Akpınar’ın vizyonu ile ilerlediklerini bildirerek, GAÜ’nün Kıbrıs’tan tüm dünyaya ulaşarak, 2015 yılı itibariyle Moldova Kişinev’de eğitim vermeye başladıklarına dikkat çekti. 

Özarslan, uluslararasılaşma vizyonları çerçevesinde ilerleyen günlerde, daha fazla bölüme ve kapasiteye sahip olmak için inşaat çalışmalarının devam ettiğini söyleyerek, amaçlarının ülkeye daha fazla yabancı öğrenci çekmek ve ülke çapında daha fazla kişiye uluslararası eğitim fırsatını sunmak olduğunu iletti. 

Ayrıca, Moldova Amerikan Üniversitesi bünyesinde bulunan Dil Okulu’ndan bahseden Özarslan, bünyelerinde Türkçe, İngilizce, Rusça ve Romence başta olmak üzere, dil eğitimlerine de başladıklarını belirterek, Büyükelçilik ile birlikte her türlü işbirliğine hazır olduklarını vurguladı. 

Büyükelçi Hulusi Kılıç bilgilendirmelerin ardından yaptığı açıklamasında, GAÜ’nün Moldova’da bulunan yapılanmasından gurur duyduğunu ve emeği geçen herkesi kutladığını belirtti. 

Büyükelçi Kılıç bilgilendirmenin ardından, GAÜ Kıbrıs Yerleşkesi Girne Kampüs’ten Moldova’ya gelen 100’ün üzerinde öğrenci ile de bir araya gelerek sohbet etti. Görüşmelerin ardından kısa kampüs turu gerçekleştiren Kılıç, öğrencileri kendi makamında da görmekten mutluluk duyacağını ifade etti.

 

Fetullahçı terör örgütünün (FETÖ) para kuryesi olarak kullanıldığı iddiasıyla tutuklu bulunan Betül Karalürt, sevgilisi olan evli firari iş adamı Kemal Elibal’la aralarındaki iş ilişkisinin gönül ilişkisine dönüşmesi üzerine mağdur olduğunu ve FETÖ ile ilgisi olmadığını iddia etti. Karalürt, “Duygusallığımın kurbanı oldum. Beni sevdiğini düşünerek, zarara atmayacağını düşündüm. Gözaltına alındığımda cebimde babamın verdiği 150 lira vardı ama hesabımda trilyonlar dönmüş” diyerek kendisini savundu. 

Adana’da Fetullahçı terör örgütü (FETÖ) Paralel Devlet Yapılanmasına (PDY) yönelik soruşturma kapsamında 36’sı tutuklu 103 sanığın yargılanmasına bugün de devam edildi.

FETÖ/PDY lideri Fetullah Gülen’in de aralarında bulunduğu 14’ü firari 103 iş adamına ‘terör örgütüne üye olmak’ suçundan 15 yıl, ‘terör örgütüne finans sağlamak’ suçundan da 10 yıl olmak üzere toplam 25’er yıl hapis cezası ile cezalandırılmaları istemiyle dava açıldı.

FETÖ/PDY’ye yönelik soruşturma kapsamında örgüte finans sağladıkları iddia edilen 36’sı tutuklu 103 sanığın yargılanmasına Adana 11. Ağır Ceza Mahkemesinde bugün ikinci gününde devam edildi.
Tutuklu sanık Birol Tekin Ünaldı, mahkeme başkanına verdiği savunmasında, işsiz kaldığı süreçte cemaate ait bir okul, daha sonra bir dershanede aşçı olarak işe başladığını, ardından üniversiteye hazırlanan kızına dershane indirimi yapmadıkları için dershaneden araları bozuk olarak ayrıldığını, daha sonra ise 2 yurtta görev yaptığını dile getirdi. 

Bank Asya’ya para yatırmakla da suçlanan Ünaldı, bankaya yatıracak parasının bile bulunmadığını belirterek suçlamaları kabul etmedi. Gözyaşları içerisinde tahliyesini isteyen Ünaldı, 2 çocuğunun eşiyle birlikte mağdur olduğunu, tek mal varlığının 600 liralık bir motosiklet olduğunu ve tedbir olduğu için onu satamadıklarını, eşinin eve gelen faturaları ödeyemediğini söyledi. Ünaldı, yurt dışına çıktığı iddialarını da reddetti.

Tutuklu iş adamı Ali Kazım Başaran da şirketine TMSF el koymadan önce ayda ortalama 100 bin lira geliri olduğunu ifade ederek savunmasına başladı. Örgüte ticari finansman sağlamakla suçlanan Başaran, telefon kayıtları dahil bütün ilişkilerinin ticari olduğunu ve bunların belgelerle kanıtlı olduğunu savunarak suçlamaları reddetti. Bir çocuğunun engelli olduğunu ve tutuklu bulunduğu süre içerisinde aile yaşantılarının kötüye gittiğini ifade eden 2 çocuk babası Başaran, şirketinin de TMSF yöneticileri tarafından zarara uğratıldığını, iflas etme noktasına geldiklerini vurguladı. Beraatını ve şirketinin kendisine devredilmesini isteyen Başaran, hapishanede sağlık sorunları yaşadığını dile getirdi.

“Kaçma riskim olsa bir kamyon parayla kaçardım”
Hakkındaki soruşturmanın sosyal medyada aleyhinde yazılan paylaşımlar nedeniyle başlatıldığını öne süren Başaran, kaçma riski bulunduğu için tutuklu olduğunu söyleyerek, “Mal kaçırmadım, kaçmaya da çalışmadım. Kaçma riskim olsa mallarımı satar bir kamyon parayla kaçardım. Tek bir gayrimenkul satmışımdır o da şirketimin borçlarını sıfırlamak, gücüne güç katmak içindir. Şirketim kötü durumda. Kayyumlar hak ettiklerinden çok daha fazla parayı, emek harcamadan kazanıyorlar. Şirket küçülmeye gittiği için personel sayısını yarı yarıya azalttılar. Şu an 300 civarı personel çalışıyor ama sigortaları ödenmiyor, şirketin vergi borçları ödenmiyor. Buradan çıksam düzeltmem yıllar alır. Adana’da bütün önemli işlerde Başaran imzası var. Yurt dışına çıkış sebeplerim de fuarlara katılmaktır. Devletin bana ‘sen iş adamısın, daha çok gezmen lazım, niye bu kadar az gezdin’ diye kızması lazım. FETÖ ile ilgim yoktur. Tahliyemi ve beraatımı talep ediyorum. Ekonomik olarak şirketi toparlamam uzun yıllar alacak ama işimin başına dönmek istiyorum” dedi.

FETÖ’nün Türkiye’deki paralarını yurt dışına kaçırdığı iddia edilen firari iş adamı Kemal Elibal’a 500 bin dolar himmet parası gönderirken yakalanarak gözaltına alınan ve daha sonra tutuklanan Betül Karalürt ise mahkemede ağlayarak, “Duygusallığımın kurbanıyım” diye konuştu. 

Babasının hastalanması üzerine üniversite öğrenimi göremediğini ve bu sırada evlendiği eşinden boşandıktan sonra ekonomik zorluklar yaşadığını anlatan Karalürt, 2013 yılında firari iş adamı Kemal Elibal’ın yanında işe başladığını ifade etti. FETÖ ile hayatının hiçbir kesitinde bağı bulunmadığını öne süren Karalürt, işe başladıktan sonra Kemal Elibal ile aralarındaki iş ilişkisinin duygusal ilişkiye dönüştüğünü söyledi.

Elibal’ın yurt dışında işleri olduğunu ve o işler için muhasebeci İsmail Burak’a, Kemal Elibal’ın talimatıyla noterden vekalet verdiğini aktaran Karalürt, “Bu süreç tamamen afaki oldu. Güvendiğim için hiçbir şey okumadım bile. Hesabımın yurt dışında arsa alımları, yatırımlar hakkında kullanıldığını biliyordum. ‘İsmail’e güven’ dedi. Daha sonra yurt dışına çıktık. Yabancı bir şirkette beni hissedar yapmak istedi. Resmi nikahlı eşine pay vermek istemedi. Daha sonra 20 dolar gibi bir rakamla o şirkete hesap açtık. Dil bilmediğim için sözleşmeyi okuyamadım. 19 Temmuz’da Türkiye’ye dönecektim ama 20 Temmuz’da döndüm. Hesabımda 317 bin para olduğunu gördüm. Hesabımdaki diğer paraları ifadem alınırken öğrendim. Bankalardan mesaj bile almadım” diyerek kendisini savundu.

“Cebimde 150 lira vardı ama hesabımdan trilyonlar dönmüş”
Kemal Elibal’a çok güvendiği için hesabını kullandırttığını söyleyen Karalürt, yaşadıklarını şöyle anlattı:
“Beni sevdiğini düşünerek, zarara atmayacağını düşündüm. Kemal ile yurt dışına çıktık ama sosyal olarak çok zaman geçirmedik. Tek sosyalliğimiz, benim biraz nazımla onun engelli oğlunu ziyaret etmekti. Gözaltına alındığımda cebimde babamın verdiği 150 lira vardı ama hesabımda trilyonlar dönmüş. Bir gün çocuklarına Bank Asya’ya 100’er bin atmış. Bana zarar gelmemesi için başka bir bankaya atmış. Ocak 2016’da ise ‘diğerlerinin hesabını bozmak istemiyorum, senin hesabı bozalım’ dedi bir para aktarımında. Kemal’in üzerimizde emeği de var. Yıllar önce eşimden ayrıldığım için 9 yaşındaki çocuğum ona ilk kez baba dedi.”

Sanıkların duruşması aranın ardından devam edecek. 

Nuri Pir
 

Ayazlı Mahallesi’nde kendi evinin bahçesinde 120 metrekare alanda oluşturduğu kafeslerde her cinsten kuşlara bakan 50 yaşındaki Ahmet İnan, bu işi hobi olarak yaptığını söyledi. Kuşları çok sevdiğini belirten Ahmet İnan, “Araştırmalar yaptım ve bu kafesleri kurdum. Sülün çeşitleri, ördek çeşitleri, papağanlar, kanaryalar, güvercinler olmak üzere 40 çeşit kuşumuz var. Her hafta sonu ve iş çıkışı köydeki evime gelerek onlara bakımlarını yapıyorum. Kuşlarla stres atıyorum. Bu işi hobi olarak yapıyorum. Buraya mahalledeki çocuklar da geliyor ve çok hoşlarına gidiyor. İleriki zamanlarda burayı tüm herkese açacağım. Herkes gelip buradaki kuşlara bakabilecek” dedi.

Kuşları İzmir’den getirdiğini belirten Ahmet İnan, “Kendimi onlara adadım ve moralim bozuk olduğu zaman buraya gelip onlarla konuşuyor ve stres atıyorum. Çocuklarım da kuşları çok seviyor ve birlikte bakıyoruz. Bakımları çok zor değil. Belli günlerde yem ve sularını veriyoruz. Bunları görüp de bizden bu kuşları satın almak isteyenler var ama biz satmıyoruz. Satmak için değil bakmak için burada bakıyorum” diye konuştu.
Evlerindeki kuşları çok sevdiğini belirten Recep Utku İnan ise, “Babam kafesleri kurunca çok mutlu oldum. Kuşları çok seviyorum ve onlarla oyun oynuyorum. Arkadaşlarım da geliyor ve onlarla burada güzel zamanlar geçiriyor. Okuldaki arkadaşlarım da zaman zaman kuşlarımızı sevmeye geliyorlar” şeklinde konuştu.  

Ahmet Altay

Koalisyonun bu ülke için her bakımdan büyük zarara sebep olduğunu ifade eden Kuzu, bakanlık sayısının AK Parti iktidarı öncesinde 40’a kadar çıktığını, bu ülkede Meteoroloji Bakanlığı diye bir bakanlık kurulduğunu belirterek, “İsraftan başka bir şey olmadı. Ne gerek var Meteoroloji Bakanlığına. Dedenize, ninenize zorun dizlerindeki sızının şiddetine göre size kar mı yağacak yağmur mu yağacak, fırtına mı çıkacak söylerlerdi. Ben bile söylerim para da almam” dedi. Burhan Kuzu, muhalefetin en önemli argümanlarından biri olan, Meclisin denetlenemeyeceği iddiasının da aslının olmadığını, gensoru dışında da denetleme mekanizmaları olduğunu söyledi. Kuzu, “Meclisteki çoğunluğun bakanını muhalefet gensoruyla düşürecek biz de ona uyup evet diyerek bakanı düşürecekmişiz. Kendi bakanımı niye düşüreyim, böyle şey olur mu aklımdan zorum yok ki. Muhalefet vermiş gensoruyu, çoğunluk bende. Niye düşürsünler sana uyarak. Şeytana uymak gibi bir şey bu bana sorarsan” dedi.

Antalya Birlik Vakfı tarafından Mimar Sinan Kongre Merkezinde düzenlenen ‘Yeni Türkiye ve yeni hükümet modeli’ konulu konferansta konuşan Kuzu, konuşmasının başında özgeçmişindeki doğum tarihi üzerinden Türkiye’nin geçmişte yaşadığı sıkıntılara örnek verdi. Nüfus kaydında 1.1.1955 doğumlu olduğunun yazıldığını hatırlatan Kuzu, “1.1.1955 deyince zaten yalan olduğu oradan belli, hele köyün yüzde 89’nun doğum tarihi 1.1’ise bunda bir yanlışlık var. Bu da o yıllarda memleketin o zamanki halinden kaynaklanıyor. Çocuk kışın doğuyor baba kıştan gidemiyor, yazın doğuyor işten gidemiyor, tam okul başlayacağı zaman çocuğu götürüyor okula, nüfus cüzdanı olmayınca git al ilçeden diyorlar, ne zaman doğdu bu çocuk diye soruyorlar hani bir sene çok kar yağmıştı ya diyor o zaman doğdu, sanki müdür oralı da, belki adam yeni geldi yaz yavrum 1.1. diyordu. Seninle mi uğraşacak” diye konuştu.

‘Devlet Bahçeli, referandum sonucu ne olursa olsun tarihteki yerini alacaktır’
Yeni Türkiye ve yeni hükümet modelinin Türkiye’nin gelmiş geçmiş belki de bir numaralı meselesi olduğunu, Başkanlık modeli dendiği zaman akıllara çok değişik çağrışımlar gelebildiğini söyleyen Kuzu, hele bir de Kemal beyi dinleyerek gelinmişse kafaların iyice karışmış olabileceğini ifade etti. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun söylemlerine hakikaten cevap verecek bir tablo olmadığının görüldüğünü hatırlatan Kuzu, “Görüyorsunuz, diktatörlük, tek adamlık, Cumhuriyet kalktı, laiklik elden gitti diyor, bizim işimizi zorlaştıran havayı bulandıran ve hepimizi rahatsız eden birtakım tespitlerde bulunuyor. Bir siyasetçi buralara girmemeli, neyse onu doğrudan söylemeli. Öyle anlaşılıyor ki getirilen sistemle alakalı çok fazla şeyi söyleyemeyince bu sefer bel altından vurmalar ve nasıl bunu çamur atarız şeklindeki birtakım iftiralarla işi götürmeye çalışıyorlar. Bu konu benim 40 yıldır emek verdiğim bir ürün. Ak Parti’nin tek başına bir projesi değil senelerden beri bunu birçok siyasetçi yapmak istedi ama biz bunu buraya kadar getirebildik. Bu büyük gelişme Türkiye bakımından. Ben hep şunu söylüyordum, biri çıksa AK Parti’ye dese ki arkadaş senin 316 vekilin var, muhalefetten bir ses gelse halka götürme imkanı veriyorum git halka anlat derdini dese dye konuşuyorduk. Sayın Bahçeli’den Allah razı olsun. Asıl 15 Temmuz’da yaşanan vahşette görüldü ki sıradan hükümetler iktidarlardaki boşluklar sebebiyle bu gibi meselelerde dik durmakta zorlanacaklar. Bu çerçevede AK Parti’ye elini uzattı ve gelin bu işi yapalım dedi. Bu tarihe geçek bir davranıştır sonucu ne olursa olsun Bahçeli görevini yapmıştır, zaman içinde tarihteki yerini alacaktır” dedi.

“30 yaş altı gençlik, bizden önceyi hatırlamadığı için bizi bizimle kıyaslıyor”
Benzer çağrıyı gerek Bahçeli gerek Başbakanın Kılıçdaroğlu’na ilettiğini söyleyen Kuzu, maalesef CHP’nin o masaya gelmediğini ama şimdi gelen metni de çok ağır şekilde eleştirdiğini kaydetti. Eleştirinin en doğal hakları olduğunu ama asıl rahatsızlığın dozu kaçırılan, doğru olmayan yalan yanlışların anlatılması olduğuna dikkat çeken Kuzu, “Meclis elden gidiyor rejim elden gidiyor gibi birtakım ipe sapa gelmez şeyler anlatıyor. Bugün elimizdeki yönetim nedir biz ne getirmeye çalışıyoruz. 15 yıldır hükümettesiniz, doğru, çok da fazla oy oranlarıyla geldiniz işler de yaptınız. Bu da doğru o zaman Allah’tan belanızı mı arıyorsunuz gibi bir soru var. Haklı bir soru gibi duruyor salonda olan 30 yaş altındakiler sorarsa ona hak verebilirim ama 30 yaş üstü sorarsa ona hak verememem, Türkiye’nin bizden önce nasıl nerelerden geçerek geldiğini en iyi onların bilmesi gerekir. 30 yaş altı olanlar biz geldiğimizde 15 yaşındaysa şimdi yaptı 30. Bizden önceki hükümetleri bilmiyor, bizden önceki sıkıntıları bilmiyor ama bizi bizimle mukayese ediyor. 2002 ‘de böyleydiniz bugün öyle oldunuz diye bizi kenti içimizde tartıp biçiyor. Kötünün kötüsünü görenler bugünkü hükmetin yaptığı icraatların ne kadar tatminkar olduğun görür. 7 Haziran tarihinde bir sıkıntı geçirdi Türkiye, o tablo yeni seçimle 1 Kasım’da düzelmeseydi bugün Türkiye perişan haldeydi. Bu darbe teşebbüsün 7 – 8 Haziran da planlandığını düşünün ülkenin ne hale geleceğini tahmin edin. 7 Haziran’a baktığımızda Google’de en çok tıklanan kelime koalisyon nedir olmuş, koalisyon var ama gençilik bilmiyor, baktılar ki hiç de yenir yutulur bir şey değil” diye konuştu.

“Parlamenter sistemin huyu bozuktur, arıza yapar”
Koalisyonlardan Türkiye’nin her zaman zarar gördüğünü, 2002 de AK Parti’nin göreve geldiğini hatırlatan Kuzu, “Ama Türkiye her zaman böyle gidemez, bu parlamenter sistemin huyu bozuktur bu modelin araba olarak düşündüğünüzde fabrikasyon hatalar vardır bu sistem bu ülkede yaşatmak mümkün değildir, kör topal götürüyoruz ama bu modelden dünya çok çekti Amerika başkanlık modeline geçerek kendini kurtardı, Fransa 70 yılda 104 hükümet kurdu, 11 anayasa eskitti, 5 cumhuriyet eskitti geçti yarı başkanlık sistemine. İtalya sürüm sürüm sürünüyor,, Yunanistan sürüm sürüm sürünüyor, sadece İngiltere’de bu model işleyebilir çünkü kendi modelidir orada doğmuştur ama başka ülkelerde yürümemiştir” dedi.

“Bu ülkeye Meteoroloji Bakanlığı kurdular”
Koalisyonda hizmet olmadığı gibi hükümet ortaklarına pay verebilmek için Bakanlık sayılarının artırıldığını ve görev geldiklerinde Türkiye’de 40 Bakanlık olduğunu hatırlatan Kuzu, 340 milyon nüfusu bulunan Amerika’da 12 bakanlık bulunduğunu hatırlattı. Kuzu, “Ne oluyor koalisyon hükümetlerinde. yüzde 20 alan, 18 alan, 16 alan bakanlıkları bölüşüyor. Kaç vekilin var diyor başbakan 20 vekilim var diyor ne istersin diyor 10 tane bakan isterim diyor, diğerine soruyor 40 vekile 20 bakan istiyor, bir topluyorlar, 50’den fazla bakan oluştu ne yapacak bakanlıkları bölüyor bir bakanlığı üçe dörde bölüyor kurumlar bazında bakanlık kuruyor. Geldiğimiz zaman Meteoroloji Bakanlığı vardı, yağmurdan kardan doludan fırtınadan sorumlu. Bunlar için bakanlığa gerek var mı evdeki ninenize dedenize sorun dizine baksın sızının durumuna göre söylesin size kar mı gelecek dolu mu gelecek yağmur mu gelecek. Ben bile söylerim para almadan. Her bir bakanlık israf masraf, bankaları bölüşüyorlar geldiğimiz zaman 23 milyar dolar bankaların görev zararı vardı. Geldiğimizde 40 bakanlık vardı, indi 25’e. Bu da çok. 340 milyon nüfusu olan Amerika’da 12 bakan var” diye konuştu.
Koalisyonda başka sıkıntıların da olduğunu pazarlıklar yapıldığını kaydeden Kuzu, Mesut Yılmaz hükümetini örnek verdi. Kuzu, “Mesut Yılmaz vardı bir zamanlar, bir işadamının evinde hükümet kuruldu işadamı onu pijamasıyla karşıladı, benim pijamam yok eşofmanım vardı üzerimde dedi ben işin pijamasında eşofmanında değilim ben nasıl oluyor da bir işadamının evinde hükümet kurulabiliyor, bu memleket bakımından benim ciğerimi sızlatıyor şahsı önemli değil işadamının” şeklinde konuştu.

Bulunduğumuz coğrafyada uyursanız çayınızı bardağınızı çalarlar’
Bülent Ecevit’in de tek başına iktidara gelemeyeceğini düşündüğü için zaman zaman bu memlekette koalisyon olsa iyi olacağını söylediğini hatırlatan Burhan Kuzu o zaman başka ülkede var mı denildiği zaman da özellikle bu kuzey ülkelerini örnek verdiğini söyledi. Kuzu, “Örnek verdiği ülkeler İsveç, Norveç, Danimarka falan, buralarda 4 milyon nüfus var Konya kadar toprak var, Anadolu da bir laf var babam da yönetir diye 70 bin dolar kişi başına düşen milli gelir var. 4’lü koalisyon olsa ne olur 5′ li koalisyon olsa ne olur. Başlarında Esad yok, fesat yok, DEAŞ yok, Kemal yok. Adamlar rahat . Böyle bir ülkede işler kolay. Bizim bulunduğumuz topraklar zor yerler. Bu bölgede gözünü yumduğun an çayın bardağın gider burada mecazi anlamda söylüyorum elinde silah her tarafa bakacaksın. Biz bu bölgelerde çok daha dikkatli gözümüzü dört açarak bu ülkeyi yönetmemiz gerekiyor. Yeni gelecek metin ömür billah koalisyonu reddediyor öyle pazarlık falan yok kim yüzde 51 alırsa o yönetecek. O defter kapandı artık. İkincisi iki başlılık denilen bir istem var biri başbakan biri Cumhurbaşkanı. Bizim ülkede olsun başka ülkede olsun. Yer yer sıkıntılar çıkıyor karşılıklı. Aynı parti olmak yetmez, Çiller’le Demirel örneği var. Kızım diye Başbakanlığı verdi partiyi teslim etti sonra bir kavga, kızı ziyarete geldiği zaman camdan atıyordu. Mesut Yılmaz, Özal kavgaları, Özal’la Demirel kavgaları, Ecevit’le Sezer kavgaları. Bir kitapçık fırlattı Türkiye ne hale geldi biliyorsunuz. Şimdi Başbakan ve Cumhurbaşkanı iyi geçiniyor ama bu her zaman öyle gitmiyor iki başlılık bu memlekette bir sorundur, getireceğimiz modelde başbakanlık olmayacağı için iki başlılık paydos. Bu iki özellik tek başına savunmak için yeter de artar”‘ dedi.

Sezer eleştirisi
Konuşmasında Cumhurbaşkanlığı makamının tarafsızlık ilkesi konusuna da değinen Burhan Kuzu, bir kişinin partili olduğu zaman tarafsız olamayacağı anlayışının yanlış olduğunu söyledi. Kuzu, “Tarafsız olmak hukuken haklının yanında yer almaktır. Gelmiş geçmiş Cumhurbaşkanları partili değildi bugün de öyle anayasa gereği aslında. Bu işi en iyi uygulayanlardan birisi Sezer oldu ama Sezer tarafsız olabildi mi bana sorarsanız en tarafgir Cumhurbaşkanı Sezer’dir. Rektör atayacak 1 oyu olan rektörü filan mezhepten diye atamıştı. O bir oy da kendi oyu. Anayasa Mahkemesine üye seçiyor diyelim ki 40 yaşını doldurma şartı var öyle bir ayarlıyor tam 40 yaşına yeni girmiş olanı, kendine en yakını seçiyor hiç de konuşmuyor kırmızıda duruyor yeşilde geçiyor marketten kendi alışverişini kendi yapıyor ne oluyor yani. Ben de diyorum ki madem böyle sevdiğiniz bir insan Sezer, aday olsun bakalım ne kadar oy alıyor” diye konuştu.

‘Gensoruda muhalefete uymak şeytana uymak gibidir’
Mecliste denetim yetkisinin kaldırılacağını iddia eden Kılıçdaroğlu’nu eleştiren Kuzu, denetim yetkisinin gensorudan ibaret olmadığını söyledi. kuzu şöyle devam etti: “Bugün var mı diyorsun var diyor ne var gensoru varmış. Ne demek gensoru, bir bakanın düşürülme meselesi. Muhalefet gensoruyu verir filan bakan icraatları sakat bunu düşürelim der gensoruyu veren kim muhalefet, kim için veriyor bir bakan için veriyor, kimin bakanı çoğunluğun içinden çıkan bakan. Ben şimdi Allah aşkına muhalefete uyarak evet diyerek kendi bakanımı niye düşüreyim, böyle şey olur mu aklımdan zorum yok ki. Muhalefet vermiş çoğunluk bende. Niye düşürsünler sana uyarak. Şeytana uymak gibi bir şey bu bana sorarsan. Bugüne kadar 260 adet gensoru verilmiş ikisi kabul görmüş. Yeni sistemde bal gibi denetim var hem meclis araştırması hem meclis soruşturması var. Bunu önemsiyorum. Demek ki denetim kalktı diye bir şey doğru değildir.’

‘CHP’nin derdi bu modelde iktidar şansının bulunmaması’
CHP’nin bu sisteme kaşı çıkmasının sebebinin bu modelde iktidara gelemeyeceği endişesi olduğunu söyleyen Burhan Kuzu, bu sözünün doğruluğunun nereden bakıldığına göre değişeceğini ifade etti. Burhan Kuzu sözlerini şöyle tamamladı: “Onlar şöyle diyor yüzde 65 sağ var, yüzde 35 sol var Türkiye genelinde. Biz gelemeyiz. 60 yıldır parlamenter rejim var kaç defa geldin tek başına. O modelde gelemiyorsun ama bu modelde gelirsin. Yanılgı şu, 1970’lerde Anadolu’da baba ölürken çağırır, zannedersin ki giderken bir şey bırakacak. Kırattan koparsan hakkımı helal etmem, kırat Demirel, diğeri çağırır altıoktan koparsan hakkımı helal etmem. Altıok da CHP. Yıllarca sırf babamdan vasiyet diye yoldan gitmiştir. Ben 15 yıldır sahadayım sağdan dört kişilik aile, sorduğunuzda dördünün farklı partiye verdiğini görüyorsunuz, biz diyeceğiz ki babamıza senin tuttuğun partiyi tutmuyorum ekmeğimizi keser nasıl söylersin. Sana yol gösteriyorum artık kazanabilirsin ama sen değişeceksin Toplum değişmiş seni bekliyor. Sol kesim sağ kesim olsun getirdiğimiz modelin özeti şu, yüzde 20’lerle memleket yönetilmeyecek, yüzde 51 alacaksın bunun için ne kadar çok insanı kucaklarsan o kadar kazanacaksın. Yoksa bir taraftan irtica diyeceksin, bir taraftan yaşam biçimlerine müdahale diyeceksin sonra çıkıp başkanlığa heves edeceksin tabii ki olmaz. Biz bu modelde merkeze yakın insanlar gelsin istiyoruz. Ortayolu bulsun, yüzde 51’in bulduğu yol orta yoldur. Bu model Ekmeleddin Bey gibi merkezdeki insanlara şans verip Ahmet Necdet Sezer gibi adayların gelmesinin önünü tıkayan bir modeldir’.

Burhan kuzu, konferansın sonunda dinleyicilerden gelen soruları da cevapladı. Konferansa, Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Menderes Türel, AK Parti Antalya İl Başkanı Rıza Sümer, milletvekili Mustafa köse, Kepez Belediye Başkanı Hakan Tütüncü, Birlik Vakfı Antalya Başkanı Bekir Asri ile vatandaşlar katıldı.

CAFER ESER