Çocuğa güven aşılanmazsa gelişim sağlıklı olmaz

Ebeveynlerin tutum ve davranışları ile sosyal çevre, çocukların karakterlerinin oluşmasında etkilidir. Çocuğuna aşırı düşkün, ona sorumluluk vermeyen, onu sınırlayan ve sürekli uyaran, çocuğuna güven aşılamayan ya da psikolojik sorunları olan anne-babalar, çocuklarının gelişim aşamasını sağlıklı bir şekilde atlatamamaktadır. Bu tip ailelerin çocukları, yaşamları boyunca psikolojik sorunlarla karşılaşmaktadır. Bu sorunların en önemlilerinden biri ayrılma anksiyetesi bozukluğudur. Okula ilk kez başlayacak çocuklarda ortaya çıkan bu sorun beklenenden daha fazla yenilenen kaygıya neden olmaktadır. Çocuk, bağlandığı kişiyi kaybedeceğini ya da başına kötü bir şeyler geleceğini düşünerek aşırı derecede kaygılanır. Bu tür çocukların kaygı nedeniyle okul ya da başka bir yere annesiz gitmek istemediği görülmektedir.

Aşırı korumacı davranış çocuğu olumsuz etkiler

Ayrılma anksiyetesi bozukluğunun ortaya çıkmasında annenin psikolojik duruma da önemlidir. Özellikle çalışan annelerin bir bölümü, okul çağı öncesinde çocuklarını bakıcıya ya da aile bireylerinden birine bıraktığında suçluluk düşüncesine kapılmaktadır. Suçluluk düşüncesi nedeniyle bazı anneler anormal derecede çocuğa bağımlı hale gelmektedir. Bu bağımlılık sonucunda ortaya çıkan aşırı korumacılık çocuğun psikolojisini olumsuz etkilemektedir. Yani aşırı korumacı ve bağımlı annelerin çocukları da anneye karşı anormal derecede bağımlı olmaktadır. Genetik, çevresel ve sosyal faktörler nedeniyle annede ortaya çıkan kaygıya bağlı psikolojik sorunların çocukta da çıkma ihtimali yükselmektedir. Ayrılma anksiyetesi bozukluğu olan çocukların annelerinde kaygı ve depresif bozukluklar sıkça görülebilmektedir. Sonuç olarak ilk temel ilişki olan anne ve çocuk arasındaki ilişkide ortaya çıkan yetersizlik ve aksamalar bağlanmayı olumsuz yönde etkileyebilmektedir.

Bastırılan kaygı ileriki yaşamda sorun olur

Ayrılma anksiyetesi bozukluğu nedeniyle okula gitmek istemeyen çocukların uygun terapi teknikleri ile kaygılarının minimum seviyeye indirilmesi gerekmektedir. Tamamen düzeltilemeyen ve bastırılan kaygı çocukların ileriki hayatlarında farklı psikolojik sorunlara neden olmaktadır. Yetişkinlerin psikolojik sorunlarının oluşmasında çocukluk ve ergenlik dönemindeki travmatik olayların etkisinin bulunduğu artık kabul edilir bir gerçek haline gelmiştir. 

Olay, geçtiğimiz sabah saatlerinde Maltepe Bağlarbaşı Mahallesi Cemalbey Caddesi’nde bulunan bir apartmanda meydana geldi. Güvenlik kamerasına yansıyan görüntülerde, sabah saatlerinde binanın girişine gelen bir şahıs, önce şifreli kapıyı açmaya çalışıyor. Şifre ile açmakta başarılı olamayan şahıs, cebinden çıkardığı bir nesneyle kapıyı zorlayarak açıp içeri giriyor. Hemen asansöre binerek en üst kata çıkan şahıs buradan merdivenle tüm katları dolaşıyor. Yaklaşık 3 dakika binada kalan şahıs, elinde dolu olduğu belli olan büyük bir poşetle binadan ayrılıyor.

BİNA SAKİNİYLE SOHBET ETTİ, AYNI ASANSÖRE BİNDİ

Olaydan yaklaşık yarım saat sonra binanın önündeki cadde de iki şahıs daha güvenlik kameralarına yansıyor. Şahıslardan biri sırtındaki çuvalla karşı sokağa doğru geçerken, diğer şahıs apartmana doğru yöneliyor. Apartman girişinde şifreli kapıyı kurcalayan şahıs, o sırada bina içerisinde bulunan bir apartman sakini tarafından fark ediliyor. Kapıyı açan apartman sakinine binada oturan vatandaşlardan birinin ismini söyleyen hırsızlık zanlısı, akrabası olduğunu söyleyerek içeri giriyor. Bina sakiniyle birlikte asansöre binen şahıs, katları dolaşmaya başlıyor. Apartman boşluğunda bulunan dolapları kontrol eden şahıs, yaklaşık 15 dakika bina içerisinde dolaşıyor. Bu sırada da apartman sakinleriyle karşılaşan şahsın, telefonu ile oynayarak sergilediği rahat tavırlar görenlere “Pes” dedirtiyor. Zaman zaman apartman girişinde bulunan aynada şahsın saçlarını düzeltmesi de rahatlığını bir kez daha gözler önüne seriyor. Bina sakinlerinden birine ait olan bir pazar arabasının çantasına çaldığı ayakkabıları dolduran şahıs rahat tavırlarla binadan ayrılıyor.

Bina sakinleri, yarım saat arayla gerçekleşen iki hırsızlık neticesinde toplamda 5 bin liralık ayakkabılarının çalındığını belirterek şahıslar hakkında suç duyurusunda bulundu.

Türkiye’de son 100 yılın en gözde mesleklerinden biri olan kalaycılık, gelişen teknolojiye yenik düşerek birçok meslek gibi unutulmaya yüz tuttu. Elbistan’da bu mesleğin son temsilcileri olan 63 yaşındaki Ali Kılınç ile 77 yaşındaki Muharrem Gökçecik isimli kalay ustaları, mesleklerinin can çekiştiğini söyledi.12 metrekarelik derme çatma dükkanda mesleğini sürdüren kalay ustası Ali Kılınç, kalaycılığı amcasının yanında öğrendiğini ve 40 yıldır da ara vermeden yaptığını ifade ederek, “Ben bu mesleği amcamdan öğrendim. 40 yıldır kalaycılık yapıyorum. Bizim meslek eskiden parlaktı. Evlere çelik, plastik, alüminyum ve cam eşyalar girince bizim meslek de cazibesini kaybetti. Mutfaklardaki bakır eşyalar süs eşyası olunca bizim meslek de rafa kalktı. Elbistan’da bir sürü kalaycı vardı. Şimdi ise kala kala Muharrem usta ile ikimiz kaldık. Bizden sonra da bu işi yapacak kimse yok. Çocuklarımız geleceği olmadığı için bu mesleği yapmak istemiyor. Zaten başkaları da çocuklarını çırak olarak yanımıza vermiyor. Durum böyle olunca bizden sonra bu mesleği yapan olmayacak” şeklinde konuştu.

Kalayla kaplanmış kapların, alüminyum ve plastik olanlara göre daha sağlıklı ve hijyenik olduğunu belirten Kılınç, bu özelliğinden dolayı bakıra yeniden dönüş olduğunu hatırlatarak, “Kalay, bakteri barındırmaz. Kalay, hijyen demek, sağlık demek. Kalaylanmış kabın içerisinde yemek 10 gün de dursa bakteri oluşmaz ve bozulmaz. İnsanlığın başlangıcından beri bu meslek devam etmiş ama şimdi can çekişiyor. Alüminyumu, teflonu, plastiği yasaklayanlar var. Bazı insanlar da sağlıklı olduğu için yeniden bakıra dönüş var. Bakıra rağbet artıyor” dedi.

Kalaycılığın ekonomik getirisinin de az olduğunu anlatan 40 yıllık usta Ali Kılınç, “Kalaycılık bir bakıma sezonluk iştir. Kalaylanacak kap kışın çok nadir olur. Baharda çok olur. Maddi olarak fazla bir karşılığı yok bu işin. Köylerden ve kırsal kesimden getiriyorlar. Afşin ilçesinde kalaycı olmadığı için oradan da gelenler oluyor. Leğenleri 20 liraya kalaylıyoruz. Kazanlar da büyüklüklerine göre değişiyor” diye konuştu.

60 seneden beri kalaycılık yaptığını ifade eden 77 yaşındaki Muharrem Gökçecik isimli usta da, başlarını soktukları dükkanın yıkılacağı endişesi taşıdıklarını söyledi.

Yeni yapılan dükkanlarda yer bulamadıklarını belirten Gökçecik, kendilerine yardım eli uzatılmasını istedi. Mesleklerinin unutulmaya yüz tuttuğuna vurgu yapan Gökçecik, şöyle konuştu:

“İdarecilerimiz bizlere sahip çıksın. Dükkan alacak imkanımız yok. Köhne ya da kuytu yerlerde olursa bu mesleğe devam edebiliriz. Yeni dükkanlarda kalaycılık yapmaya kimse izin vermiyor. Dükkan bulamıyoruz. Şu anki dükkanımız yıkılacak. Burası yıkılınca nereye gideriz bilmiyoruz. Perişanız. 60 senedir bu işi yapıyorum. Bu mesleği yapan bir tek biz kaldık. Mesleğimizi devam ettirmek için desteğe ihtiyacımız var. Faizsiz kredi olabilir. Şu anda kalay alacak parayı bulamıyoruz.” 

Murat Sürücü
 

Olay D-100 karayolu Avcılar mevkiinde saat 20.00 sıralarında meydana geldi. İddiaya göre, bir şirketin servis işlerini yaptığı öğrenilen minibüs sürücüsü içtiği bonzainin etkisiyle önünde seyreden üç araca çarpmaya başladı. Minibüs sürücüsünün çarptığı aracın şoförü Hasan Sarı, kendisine çarpan servis şoföründen şüphelenmesi üzerine cep telefonu kamerasıyla kayda girdi. Servis şoförünün bonzai kullandığını düşünen araç sahibi Sarı, “Ne içtin sen” diye sorunca minibüs şoförü “Bonzai içtim” diyerek ağlamaya başladı. Sarı, çektiği telefon görüntülerini televizyon ve gazetelere vereceğini söyleyince bonzai kullandığı belirtilen şoför Z.G. tarafından tehdit edildi. Kazaya karışan araçların sürücülerinin ihbarı üzerine olay yerine polis ekipleri sevk edildi.

AĞLAYARAK BONZAİ KULLANDIĞINI SÖYLEDİ

Minibüs şoförünün çarptığı aracın şoförü Hasan Sarı, “Saat 20.00 civarlarında Yeşilköy istikametinde Avcılar yokuşunda yoğun bir trafikte 10-15 kilometre hızla sağ şeritten seyrederken arkamdan çok hızlı bir şekilde iki sefer darbe aldım. Nereden kaynaklandığına bakmak isterken bir tane servis minibüsü benim arkamdan çıkıp diğer araçlara vurduğunu gördüm. Diğer araçlardan savrularak gelip tekrar bana vurdular. İndiğimizde 4 tane aracın pert olduğunu gördüm. Yalnız servis aracındaki şahsın bonzai kullandığını gördük. Servis aracına gittiğimizde şahıs, kilitlenmiş kendinden geçmiş bir şekildeydi. Kendisine sorduğumuzda ağlayarak bize bonzai kullandığını söyledi. Polislere bildirdik. Polisler geldiler. O şahsı alıp karakola götürdüler. 4 tane aracımız pert oldu” dedi.

“DENETİMLERİN DAHA SIK OLMASINI İSTİYORUM”

“Ben kendisine dedim. Bu servis aracını veren şirketin sizin bonzai kullandığınızdan haberi yok mu? Dediğimde kendisi böyle bir şey yapmayın. Hayatımla oynarsınız diyerek bana cevap verdiğini gördüm. Denetimlerin daha sık olmasını istiyorum. Yetkililerden bu konu üzerine daha dikkatli gidilip şoforlerin daha sık denetlenmesini istiyorum. Mutlaka şikayetçi olacağız. 4 tane araç burada pert olmuş. Allah’tan şükrediyoruz. Kendimize, bedenimize bir şey olmadı. Araçlarımız pert oldu ama kendimize bir şey olmadı. Şükrediyoruz” dedi.

Servis aracı içinde uyuşturucu içmek için kullanılan malzemeleri bulan polis ekipleri servis şoförü Z.G.’yi gözaltına alarak emniyete götürdü. Polis, kan testi yapılmak üzere Z.G.’yi hastaneye sevk ederken konuyla ilgili çalışma başlattı.

Türkiye’nin yerli dijital müzik platformlarından fizy, Megastar Tarkan ile yaptığı işbirliğiyle birçok yeniliğe de imza attığını duyurdu. Tarkan’ın son albümü 10’u sevenleriyle buluşturan fizy, en yeni özelliklerini de Tarkan’ın albüm ve konser çalışmalarıyla açıkladı. Yapılan açıklamada, şimdiye kadar toplamda 11.7 milyon kez indirilen fizy ile kullanıcılar müziğin tadını sonuna kadar çıkarırken, video seçeneği sayesinde, Megastar’ın yeni klibini de ilk kez izleme ayrıcalığı fizy kullanıcılarının oldu. fizy üzerinden dinlenen şarkı adedi geçen yıla oranla tam 3 katı artış gösterdi.

Konserleri ‘canlı’ izleme ayrıcalığı

fizy’nin canlı konser yayınları sayesinde, Tarkan’ın Harbiye’deki konserleri Türkiye’nin her yerindeki izleyiciye canlı ulaştı. Turkcell Pazarlamadan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı İsmail Bütün, “Kullanıcılarımız, fizy markamız ile Megastar’ı çok yakıştırdı. fizy’nin en çok dinlenen sanatçısı Tarkan’ın şarkıları, kullanıcılar tarafından 37 milyondan fazla dinlendi. Tarkan’ın fizy’den yayınlanan canlı konserlerini toplamda 1.2 milyon kişi izledi. Tarkan’ın yeni albümünün yayınlanmasından itibaren 1 hafta içinde fizy’de indirilen Tarkan şarkıları 200 bin adedi geçti. Bu performansla Tarkan, fizy’de tüm zamanların en çok indirilen sanatçısı oldu. Dijital platformlarda ilk kez fizy’den yayınlanan Yolla video klibi ise kısa sürede 1.25 milyondan fazla izlendi. Bugüne kadar toplamda 11.7 milyon kez indirilen fizy, en popüler uygulamaların ilk sırasında yer aldı. Bu rakamlar doğru işbirlikleriyle müşterilerimize en iyi hizmeti en yüksek kalitede sunma çalışmalarımızın meyvesini verdiğini bir kez daha gösteriyor” dedi.

Yerli yabancı milyonlarca şarkı fizy’de

fizy, Türkiye’nin en popüler radyo kanallarını dinleyicilerle buluştururken, Turkcell’li kullanıcılar sevdikleri müzikleri, radyo kanallarını dinlerken veya video klip izlerken mobil datalarından harcamadığı bildirildi. Kullanıcılar ayrıca, Haftalık Keşif Listesi özelliği ile dinleme alışkanlıklarına özel yeni şarkılar dinleyebiliyorlar. Yerli yabancı milyonlarca şarkı ve video klibin yer aldığı fizy’de, geçen yılın ilk yarısında 228 milyon şarkı dinlenirken, 2017’nin ilk yarısında fizy’den şarkı dinleme rakamı 722 milyona ulaşarak geçen yıla göre 3 kat arttı. 

ABD’nin New York şehrinde gerçekleştirilen BM 72. Genel Kurul toplantısı devam ederken, BM binasının karşısındaki Manhattan’de bulunan Trump kulelerinin bulunduğu 36’ıncı ve 37’nci Cadde arasında kalan Dag Hammarskjold Park’ı eylemcilere ayıran New York Polis Departmanının sıkı güvenlik önlemleri arasında insanlar ve grupların yaptığı eylemler renkli görüntülere sahne oldu.

ABD ve grupların kendi ülkelerinin bayraklarının taşındığı eylemlerde Mısır Devlet Başkanı Abdülfettah el-Sisi yanlıları bir tarafta liderlerine destek verirken, alanın diğer ucunda ise seçimle ilk defa devlet başkanı seçilen devrik lider Muhammed Mursi yandaşları seslerini duyurmaya çalıştı. 1967 ile 1970 yılları arasında bağımsız bir devletken çıkan savaş sonucu Nijerya’nın egemenliği altına giren Biafralılar yıllar yılı süren asimilasyonun fotoğraflarını taşıyarak bağımsızlık mücadelelerini savundular. New York Ortodoks Yahudi Cemaati üyelerinin hedefinde ise İsrail vardı. Asılan ve taşınan afişlerde İsrail’in Yahudileri temsil etmediği vurgulanarak, Siyonizm lanetlendi. Dünya’da 100 milyondan fazla taraftarı bulunan ve ‘Doğruluk, Merhamet ve Hoşgörü’ ilkelerine dayalı geleneksel bir Çin meditasyon ve ruhsal meditasyon uygulayıcıları olduklarını vurgulayan Falun Gong grubu, alanın en dikkat çeken eylemci grubu oldu. Astıkları afişlerden çok alanın farklı bölgelerinde geleneksel Uzakdoğu müzikleri eşliğinde yaptıkları meditasyon dikkat çekti. 

Candemir Sarı
 

Nişantaşı Psikiyatri Merkezinden Psikiyatrist Yrd. Doç. Dr. Rıdvan Üney, “Ergenlik dönemindeki hormonal değişim, gencin duygularının yoğunluğunu arttırır. Bu nedenle ani öfke patlamaları ve sebepsiz ağlamalara sıklıkla rastlanır. Ergenlikteki gencin duygusal tepkileri de değişken olabilir. Çünkü bu değişken ve yoğun duyguları kontrol etmek ergen için zordur” dedi.

Bu dönemdeki fiziksel değişimler sebebiyle ergen gencin dış görüntüsü ile normalden fazla ilgili olduğunu ifade eden Üney, “Ayna karşısında uzun vakit geçirir, kıyafet seçmekte zorlanır. Çevresindeki insanların onun kıyafetlerini, yüzünü, vücudunu, saçlarını beğenmemesinden korkar. Dış görüntüsü ile ilgili eleştiriye karşı oldukça hassastır. Ergen, etrafındaki herkese büyüdüğünü, artık çocuk olmadığını kanıtlamaya çalışır. Yetişkinlerin kendisini anlamadığını düşünür. Anne ve babası yerine arkadaşları ile vakit geçirmeyi tercih eder. Arkadaş grubuna kabul edilmek onun için çok önemlidir” diye konuştu.

“Ergenlik döneminde yaşanan sevgililik durumuna dikkat”

Ergenlik döneminde karşı cinse duyulan ilginin artmasının normal gelişimin bir parçası olduğunu kaydeden Yrd. Doç. Dr. Rıdvan Üney, “Bu dönemde yaşanan flörtler genç için çok önemlidir. Böylece ergen büyüdüğünü, duygusal olarak bağımsız olduğunu hisseder. Flört ederken aynı zamanda yetişkin rollerini prova eder. Ergenlikte yaşanan aşklar, gencin kendisini tanıması için faydalı bir araçtır. Yaşanan flört aracılığıyla genç, kendisinin nelerden hoşlandığını, nelere değer verdiğini, ne gibi durumlardan rahatsız olduğunu da fark etmeye başlar. Ayrıca yaşadığı ilişki, arkadaş grubu içinde popülerleşmesine de yardımcı olabilir. Ergenlik döneminde platonik aşklara sık rastlanır. Gerçek bir ilişkiye henüz hazır olmayan ergen, bu duyguları platonik olarak yaşamayı seçer.

Özellikle ünlü birine duyulan platonik aşk ergenlikte oldukça sık görülür. Bu dönemde duygular yoğun yaşandığı için karşı cinsle ilişkiler de daha coşkulu olabilir. Âşık olunan kişi tarafından reddedilmek, sevgiliden ayrılmak gibi durumlar ergen için büyük bir üzüntüye neden olabilir. Ancak bu dönemde yaşanan ilişkiler sayesinde ergenin ilişkilerdeki sorunlarla baş etmeyi öğrendiği unutulmamalıdır. Bu dönemde yaşanan sorunlardan biri de yeterli ve doğru bilgi sahibi olmadan yaşanan cinsel ilişkilerdir. Yeterli bilgi sahibi olmadan erken yaşta ve hazır değilken yaşanan cinsel birliktelikler genellikle pişmanlık, utanç, öfke gibi olumsuz duygulara sebep olmaktadır” ifadelerini kullandı.

Üney, ailelere şu önerilerde bulundu:

“Ergenlik döneminde çocuğunuzun sizden biraz uzaklaşma ihtiyacı hissetmesi normaldir. Bunun geçici bir dönem olduğunu hatırlayın ve çocuğunuzun bu ihtiyacına saygı gösterin. Ergenin karşı cinsle ilişkisine müdahale etmek, onunla görüşmesine engel olmak, gencin o kişinin etkisi altına daha fazla girmesine ve yalan söylemesine neden olabilir. Bu sebeple çocuğunuzun seçimine saygı duyun ve ona baskı uygulamayın. Çocuğunuzun kız/erkek arkadaşı ile yaşadığı herhangi bir problemi size anlatabilmesi için sizden korkmaması gerekir. Bu sebeple her koşulda ona inanacağınızın ve destek olacağınızın garantisini verin. Sevgilisi ile ilgili konuşurken eleştirmemeye özen gösterin. Böylece sizinle daha fazla ve gerçek bilgileri paylaşacaktır. Eğer çocuğunuz ilişkisini sizinle paylaşmak istemiyorsa endişelenmeyin. Bu normal bir süreçtir. İlişkisini size anlatması için baskı kurmayın. Anne-baba olarak çocuğunuza değerli olduğunu hissettirin. Saygılı davranın. Böylece karşı cinsle ilişkisinde saygısız tavırları daha kolay fark edebilir.

Ergenlik döneminde aileler çocuklarının kız/erkek arkadaşı tarafından zarar görmesinden korkarlar. Bu sebeple çocuklarının kendilerine yalan söylediğini düşünüp, pek çok davranışına kuşku ile yaklaşabilirler. Bu şüpheci yaklaşım, ergeni daha fazla kısıtlamalarına sebep olabilir. Ancak genç, anne babasının kendisine güvenmesine ihtiyaç duymaktadır. Bu nedenle sözlerine güvendiğinizi çocuğunuza hissettirin, kuşkucu bir tutum izlemeyin. Gençlerin arkadaş ortamında ve internette cinsellikle ilgili yanlış bilgiler edinmesi mümkündür. Buna engel olmak için çocuğunuzun doğru kaynaklardan cinsel eğitim almasını sağlayın (Cinsellikle ilgili bilgilendirici kitaplar gibi). Eğer çocuğunuz aşk acısı yaşıyorsa yaşadığı üzüntüyü küçümsemeyin. Duygularının gerçek olduğunu unutmayın. Ancak yaşadığı üzüntü çok yoğunsa ve bunun üstesinden gelemediğini düşünüyorsanız bir uzmandan yardım alın.” 

Yaşamı tehdit eden acil durumlarda, ani olarak hastalanan ya da kazaya uğrayan kişilere, esas tedavisi yapılıncaya kadar geçen sürede uygulanan hızlı, etkin ve doğru müdahale büyük önem arzediyor. Bu konuda müdahaleyi yapan ilk ve acil yardım teknisyeninin deneyimi hayat kurtarabiliyor. İstanbul Aydın Üniversitesi (İAÜ) Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu İlk ve Acil Yardım Programı öğrencileri, gördükleri uygulamalı eğitimlerle insanlara can suyu verecek bir eğitim süzgecinden geçiyor. İAÜ Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu İlk ve Acil Yardım Programı Başkanı Öğr. Gör. Mukaddes Avşar, ilk ve acil yardım eğitiminin, bu alanda kazanılacak deneyimin insan hayatı için kritik bir öneme sahip olduğuna vurgu yapıyor.

Hastane öncesi acil bakım konusunda teorik ve uygulamalı eğitim almış, acil sağlık hizmetlerinde, yaşam zincirinin anahtarı olarak tanımlanan ve hastane öncesi acil bakımın önemli bir parçasını oluşturan İlk ve Acil Yardım Programı’nda acil bakımı, hastane dışında potansiyel şekilde uygulayan ‘ilk ve acil yardım teknikeri’ (ambulans ve acil bakım teknikeri) yetiştirdiklerini belirten Öğr. Gör. Avşar, Hayat Kurtarma Zinciri’nin bir parçası olarak, sağlıktaki değişimlere ayak uydurabilen, gelişen, değişen, etkin, bilimsel ve çağdaş bir ortamda sorumluluk duygusu yüksek bireyler yetiştirme gayretinde olduklarını ifade ediyor.

Paramediklerin sağlık alanında kritik rol üstleniyor

Öğr. Gör. Mukaddes Avşar, İlk ve Acil Yardım Programı’nın yaralı/hastaya intravenöz girişim yapma, hastaneye ulaşıncaya kadar, kabul edilen acil ilaçları ve sıvıları uygulama, oksijen verme, monitörizasyon, endotrakeal entübasyon, kardiyo-pulmoner-resüsitasyon (CPR) ve defibrilasyon yapma, travma stabilizasyonu yaparak hastayı nakle hazır hale getirme, temel yaşam desteği protokollerini uygulama, kırık-çıkık ve burkulmalarda stabilizasyonu sağlama, yara kapatma ve basit kanama kontrolü yapma, acil doğum eylemine yardımcı olma gibi görevleri yürütecek teknikerlerin sağlık alanında önemli bir rol üstlendiğini söylüyor.

İlk ve acil yardım eğitimi alan öğrencilerin teorik derslerin yanı sıra uygulamalar için ilk ve acil yardım beceri laboratuvarlarında vaka çalışmaları yaptığını kaydeden Öğr. Gör. Avşar, “Öğrencilerimiz, paramedik (Ambulans ve Acil Bakım Teknikeri) görev, yetki ve sorumlulukları dahilinde öğrenmeleri gereken tüm cihaz ve ekipmanları içeren İlk ve Acil Yardım Beceri Laboratuvarlarında, teorik derslerde edindikleri bilgileri uygulama imkanı bulmaktadırlar” diyor.

Uygulamalı laboratuvarlarda yaşam desteği eğitimi

Öğr. Gör. Avşar, İlk ve Acil Yardım Beceri Laboratuvarlarının öğrencilere temel yaşam desteği maketleri üzerinde ilk yardım kabiliyeti kazanmalarına imkan tanıdığına vurgu yapıyor: “Öğrenciler İlk ve Acil Yardım Programına ait temel yaşam desteği maketleri (yetişkin – çocuk – bebek), ileri yaşam desteği maketi, EKG cihazı, entübasyon maketleri, intramüsküler, intravenöz girişim maketleri, kadın ve erkek kateterizasyon maketleri, taşıma ekipmanları (ana sedye, kombinasyon sedye, faraş sedye, vakum sedye, omurga tahtası), atel setleri, yardımcı ekipman ve tıbbi sarf malzemeleri ile uygulama yapma imkanı bulmaktadırlar. Öğrencilerimiz aynı zamanda tam donanımlı eğitim ambulansımız ile araçtan ambulansa kazazede taşıma pratikleri yapmaktadırlar.”

Yerinde uygulama tecrübe getiriyor

İstanbul Aydın Üniversite’nin İlk ve Acil Yardım Programı eğitimlerini uygulama ağırlıklı bir eğitim üzerine inşa ettiğini belirten Öğr. Gör. Mukaddes Avşar, “Hastane öncesi acil müdahale hizmetlerini uygulayacak, hasta ve yaralıların esas tedavisi yapılıncaya kadar geçen süre içerisinde gerekli merkezlere uygun koşullar ile taşınmasını sağlayacak, hayat kurtarıcı ve sakat kalmayı önleyici tıbbi müdahalelerde bulunacak sağlık personeli yetiştirilmesi amacı doğrultusunda gerekli teknolojik ve akademik alt yapıya sahibiz. Uygulama laboratuvarlarının yanı sıra, öğrencilerimize dönem sırasında haftada bir gün özel veya devlet hastanelerinde, acil yardım ve hasta nakil ambulanslarında yerinde uygulama fırsatı sunuyoruz” diyor.

Paramediklerin çalışma alanları

İlk ve Acil Yardım programından mezun olan paramediklerin aydın, yenilikçi ve sorumluluk sahibi bireyler olarak mesleğe adım attıklarını belirten Öğr. Gör. Mukaddes Avşar, İlk ve Acil Yardım teknikerlerinin Sağlık Bakanlığı’na bağlı 112 ambulansları ve özel ambulans şirketlerine bağlı acil yardım ve hasta nakil ambulanslarında sağlık personeli veya sürücü; Komuta Kontrol Merkezlerinde çağrı karşılama personeli olarak çalışabileceği bilgisini paylaşırken; aynı zamanda üniversitelerde, hastanelerin acil servislerinde, kara, hava ve deniz ambulanslarında çalışma olanağına sahip olduklarına vurgu yapıyor: “İlk ve Acil Yardım Bölümünden mezun olduktan sonra en temelde Sağlık Bakanlığı 112’de istihdam elde eden paramedikler için gelecekte üniversite, eğitim ve araştırma hastaneleri acil servislerinde triyaj sorumlusu olmak gibi daha fazla çalışma sahası açılması beklenmektedir.”

Lisansa tamamlama

YGS-2 puan türü ile öğrenci alınan ve eğitim süresi 2 yıl olan İlk ve Acil Yardım Programı’ndan mezun olan öğrenciler, iş hayatında ‘paramedik’ ünvanı ile görev alıyor. Önlisans eğitimini başarıyla tamamlayan adaylar, İstanbul Aydın Üniversitesi’nin ön lisans öğrencilerine ücretsiz olarak sunduğu Dikey Geçiş Sınavı (DGS) kursunun ardından ‘Acil Yardım ve Afet Yönetimi’, ‘Hemşirelik’ ve ‘Hemşirelik ve Sağlık Hizmetleri’ lisans bölümlerine geçiş yapabiliyor.
 

Suriye’ye gitmeden önce Kilis’te basın mensuplarıyla bir araya gelen ünlü sanatçı Metin Şentürk, “Bu gelişimizin gönül aleminde başka bir yeri var. Suriye’deki Azez kampındaki yavrularımız için geldik buraya, onlar için hem bir moral, hem bir psikolojik destek, bir nebzede olsa acılarını bir nebze, sevinçlerini, duygularını, paylaşmaya geldik. Bu benim için ömrümün çok farklı bir yerinde her zaman ayrı olacak bir gündür. İnsanoğlu hayatında şunu bilir, ‘Her acı acıdır ama savaş en acıdır’, O yüzden Allah kimseyi yerinden yurdundan, malından, mülkünden, anasından, babasından, kızından, yavrusundan böyle bir nedenle ayırmak zorunda bırakmasın, Allah böyle acıları dünyanın neresinde yaşanıyorsa, dünyanın neresinde yaşatılıyorsa, bir an önce son versin, bunlardan beslenen, bunlardan nemalanan, savaş baronlarını rabbim bir an önce kahretsin, yerin dibine soksun inşallah, bu tarif edilecek bir acı değildir” dedi.

Şentürk, Türkiye olarak başta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere hassasiyet gösteren herkesin gönlünde bu duyguların olduğunu ifade ederek, “Suriye’de dünyada yaşanan bu acılar için diliyorum ki biz bugün oraya gidip geleceğiz. Acıları bitiremeyeceğiz. Biz bunu biliyoruz. Birazcık onların acılarını paylaşarak, psikolojilerini destek oluruz. Hem de tarafımızı belli etmiş oluruz. Allah hepimizin yardımcısı olsun” diye konuştu. 

Mehmet Ali Dağ
 

Koru Ankara Hastanesi Nöroloji ve Ağrı Kliniği Uzmanı Prof. Dr. Ali Kemal Erdemoğlu, Alzhaimer hastalığında düzensiz hayatın hastalığın en önemli sebeplerinden biri olduğunu söyleyerek, mücadele etmek için birkaç altın öneride bulundu. Özellikle yoğun stres ve baskı altında çalışan kişilerin hafıza bozukluğu yaşayabileceğini belirten Prof. Dr. Erdemoğlu, stres yönetimi konusunda daha etkili stratejiler üretmek için bireylerin kendilerini geliştirmeleri gerektiğini dile getirdi. Uzun süreli uykusuzluk ve yorgunluğun ilk etkilediği bilişsel mekanizmalardan birinin hafıza olduğunu ifade eden Prof. Dr. Erdemoğlu, unutkanlık ve dalgınlık şikayetleriyle mücadele etmek için yeterli, sağlıklı ve dinlendirici bir uyku düzeni olması gerektiğine vurgu yaptı. Unutkanlığın bir diğer sebebinin de hatırlanması gereken şeye ilk başta yeterince dikkat sarf edilmemesi olduğunu belirten Prof. Dr. Erdemoğlu, “Her gün alışveriş yaptığınız manavın giydiği kazağın rengine dikkat etmediyseniz, sonrasında hatırlamanız da mümkün değildir. Bilhassa yeni tanışılan kişilerin isim ve soyadına, mesleğine, bedenindeki ve simasındaki ilginç olabilecek noktalara özel dikkat gösterin” dedi.

Etkili bir hafıza performansı için beynin aktif tutulmasının şart olduğunu ve beyni sürekli aktif tutacak alıştırmaların büyük önem kazandığını ifade eden Prof. Dr. Erdemoğlu, Alzheimer hastalığının eğitimsiz kişilerle kıyaslandığında eğitimli kişilerde çok daha az görüldüğünü, bulmaca çözmek, sudoku benzeri zeka oyunları oynamak, satranç oynamak ve yabancı dil eğitimi almanın ileri yaşlarda daha iyi bir hafıza için herkesin kolayca uygulayabileceği etkinlikler olduğunun altını çizdi. Ancak yalnızca zihnin değil bedenin de aktif tutulması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Erdemoğlu, düzenli aerobik ve egzersizin kan dolaşımını daha etkili hale getirerek beynin beslenmesine ve atık materyallerin beyinden uzaklaştırılmasına neden olduğunu ifade etti. Nöroloji ve Ağrı Kliniği Uzmanı Prof. Dr. Erdemoğlu, “Dahası aktif yaşam tarzını benimsemiş kişiler daha iyi uyur, stresle daha iyi mücadele eder, zihinsel performansı olumsuz yönde etkilediği bilinen alkol, ilaçlar, sigara, uyuşturucu gibi faktörlerden de uzak dururlar” diye konuştu.

Hafızayı güçlü tutmak içiğin beslenmenin önemine de değinen Prof. Dr. Erdemoğlu, sadece 3 öğün yemeğin sağlıklı bir beslenme için yeterli olmadığını, özellikle B, C, E vitaminlerini sağlayacak özellikte meyve ve sebze de tüketilmesi gerektiğini söyledi. Günümüzde obezitenin hem tek başına çok ciddi bir sağlık sorunu teşkil ettiğini, hem de kalp-damar hastalıkları, şeker hastalığı ve çeşitli metabolik bozukluklara zemin hazırladığını belirten Erdemoğlu, “Aşırı kilo nasıl kalbi besleyen damarları daraltarak kardiyovasküler sorunlara davetiye çıkarıyorsa, yine benzer şekilde beyni ve sinir hücrelerini besleyen damarları da tıkayarak çeşitli zihinsel becerileri sekteye uğratmaktadır” dedi.

Alışkanlıklarda yapılacak değişikliklerle de hafızanın güçlendirilebileceğini vurgulayan Prof. Dr. Erdemoğlu, ev-araba anahtarı, uzaktan kumanda, cüzdan, saat gibi gündelik eşyalar hep belli yerlerde bulundurarak alışkanlık edilirse onları aramak için zaman kaybedilmeyeceğini ifade etti. 

Behçet Aksoy