Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Başbakan Binalı Yıldırım’ın 14 Nisan Cuma günü düzenleyeceği Konya mitingi öncesi AK Parti’nin seçim işlerinden sorumlu genel başkan yardımcısı ve Konya milletvekili Ahmet Sorgun, AK Parti İl Başkanı Musa Arat, Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Akyürek, merkez ilçe belediye başkanları, Konya milletvekilleri ve parti yöneticileriyle birlikte ‘Basın buluşması’ programında gündemi değerlendirdi.

“Sis bombasını temizlemeye çalışıyoruz”

Anayasa değişikliğine ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisinde (TBMM) maddeler görüşülürken CHP ve HDP milletvekillerinin öneri yerine sadece maddelerin geri çekilmesini isteyerek çalışmaları sekteye uğratmaya çalıştığını kaydeden Sorgun, “Meclisten daha maddeler geçmeden tezviratlar başladı. Tabiri caizse sis bombası atıyor, arkasından onu temizlemeye çalışıyorsunuz. Sürekli algılar üzerinden yürütmeye çalıştılar. Ama gerçeklerin bir huyu vardır. Gerçekler geldimi algılar yalanlar gider. Gerçekler gizlenemez. Bunu da çok net bir şekilde sahada gördük. Sadece basit bir örnek vermek istiyorum. Birisi 2 sene milletvekilliği yaparsa genç yaşta emekli oluyormuş. Emeklilik için hangi yaş beklenmesi gerekiyorsa hangi prim günü yatırılması gerekiyorsa vekillerde buna tabi. Öyle bir söz söyleniyor ki birisi 2 yıl için milletvekilliği yaptı mı yan gel keyfim gibi bir şey yok” diye konuştu.

“Şimdi değilse ne zaman”

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Sorgun, devleti bir binaya benzeterek, bu binayı da en olumsuz şartlara göre hazırlamak için anayasa değişikliğine gidildiğini ifade etti. Sorgun, ‘Tek adam veya otoriterleşme’ söylemine de tepki gösterdi. Sorgun şöyle konuştu; “Evet bu anayasa değişikliği gerekiyordu şimdi değilse ne zaman. Yetki ya millette ya da milletin seçtiklerinde. Bunun özü özeti budur. En olumsuz şartlara göre dizayn edilmiştir. Anayasal metinler çok çok önemli metinlerdir ama kutsal metinler değildir. İnsan ürünüdür, olabildiğince bir uzlaşma üstüne kurulmuştur. En olumsuz şartlara göre dizayn edilmiştir. Yoksa Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın karizması üzerinden, Başbakanımızla olan uyum üzerine kurulmuş olsa buna ihtiyaç yok zaten. Ama millet binasını, devlet binasını en olumsuz şartlara göre hazırlamak gerekiyor. İçinde bulunduğumuz Asya’dan Avrupa’ya geçiş coğrafyası beşeri olarak birinci derece deprem bölgesi. Bunun için en olumsuz şartlara göre dizayn etmek zorundayız. 14 günlük kelebek ömrü gibi hükumetler gördük. 24. turda seçilemeyen 66. turda seçilemeyen TBMM Başkanlarını gördük. Burada yasamanın da yargının yürütmenin de tek patronu var millet. Bunun esası özü bu. Bütün maddeler buna göre dizayn edilmiştir. Tek adam veya otoriterleşme iddiasının Abdülhamit Han’a karşı da kullandıklarını görüyoruz. Ve Abdülhamit Hanı devirdikten 5 sene sonra Osmanlı’nın nasıl tuz buz olduğunu biliyoruz. Aynı iddianın Menderes’e, Özal’a karşı kullanıldığını biliyoruz. Birileri eğer kendi düşüncelerini dikte edemiyorlarsa, pijama ila Başbakan karşılayamıyorlarsa, manşetlerle Başbakan değiştiremiyorsa, güçleri yetmiyorsa, diz çöktüremiyorlarsa onların kullanacağı yüz yıllık cetvel ifade belli. Bu bakımdan aslolan milletin patronluğudur. Recep Tayyip Erdoğan ve hepimiz faniyiz kalıcı olan Allah’tır, ülkemizdir, milletimizdir, devletimizdir. Bu hesap edilerek yapılmıştır.“

“1 milyon kişiye ulaşıldı”

AK Parti Konya İl Başkanı Musa Arat ise konuşmasında, halk oylaması için yapılan saha çalışmalarını değerlendirdi. Arat, “Halk oylaması için sahaya çıktığımız 6 Mart’tan bugüne kadar 31 ilçemizi ve bin 196 mahallemizi karış karış dolaştık. Toplamda 1 milyon kilometre yol yaparak 1 milyona yakın vatandaşımıza ulaştık. Peki, bu 38 günlük süreç boyunca biz teşkilat olarak neler yaptık, kısaca değinmek istiyorum. Her gün bin teşkilat mensubumuzla sahaya inerek toplamda 31 ilçemiz ve bin 196 mahallemizi ziyaret ettik” şeklinde konuştu.
Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Akyürek de, Konya’dan yeni hükumet sistemine güçlü bir ‘Evet’ denilmesini beklediklerini söyledi. Akyürek, “2023, 2053 ve 2071 hedeflerine ulaşabilmemiz için yeni bir sisteme, yeni bir başlangıca, yeni bir sıçrama yapacak olguya ihtiyacımız vardı. Mevcut sistem aslında arızalıydı” diye konuştu.

H.İbrahim Parlak – İsmail Bulut

 

İç Hastalıkları, Gastroenteroloji ve Hepatoloji Uzmanı Prof. Dr. Yüksel Gümürdülü, şişkinlik ve gaz şikayetlerinin kaynağı olan hastalığın, günümüzde her 5 kişiden ya da 10 kişiden birinde görüldüğünü ifade etti. Hastalıkta bağırsakta iltihap olmadığını; hastalığın kramp tarzında ağrı, gaz, şişkinlik ve dışkılama bozukluğuyla kendini gösterdiğini belirten Gümürdülü, IBS’nin, orta yaşlarda ve kadınlarda daha sık görüldüğünü kaydetti.

Hassas Bağırsak Sendromuna (IBS) yakalananlarda yapılan tüm tetkiklerin genellikle normal çıktığını ifade eden Prof. Dr. Gümürdülü, “Pek çok hasta şikayetlerinin şiddetlenmesini belirli gıda maddeleri bağlamakla birlikte gıdanın tipi genellikle şikayetlere katkıda bulunmaz. Bununla birlikte bazı gıdalar, şikayetlerin alevlenmesine neden olabilmektedir. Bunların başında yağlı gıdalar, gaz üreten fasülye, nohut, bezelye, soğan, havuç, muz, kaysı, Brüksel lahanası, kereviz, erik, turp, karnıyarık, brokoli, kabak, pırasa ve sarımsak gibi gıdalar ile gazlı yiyecek gelir, bazı olgular aşırı lifli yiyecekler olabilir. Çikolata, kafein, fazla alkol alımı, kahve de olumsuz etki yapar. Hastaların gereksiz kısıtlı diyet yapmamaları gerekir. Yeni araştırmalar psikolojik iç çatışma veya stresin de etkili olduğunu gösteriyor. Hastaların bağırsak faaliyetleri strese veya duygusal faktörlere göre değişebilir. Bilinen bir başka şey de bu hastaların bağırsak kaslarının olması gerekenden daha hassas olmasıdır” dedi.

En çok saptanan 3 belirti

IBS hastalarında en çok saptanan 3 belirtinin şişkinlik, karın ağrısı ve tuvalet alışkanlığı değişikliği olduğunun altını çizen Prof. Dr. Yüksel Gümürdülü, Hassas Bağırsak Sendromunun genel anlamda ‘yemekle birlikte şişkinlik ve gaz şikayetleri, dışkılama sayısında ve kıvamında değişiklik, sık tuvalete çıkma ve tam rahatlayamama, tekrarlayan karın ağrısı ve huzursuzluğu, yorgunluk, sırt ve bel ağrısı, bu semptomlarla ilgili yapılan tetkiklerde herhangi bir anormallik saptanmaması’ olarak özetlenebileceğini ifade etti.
Yapılan araştırmalara göre nüfusun yüzde 10 ile 20’sinde bu sendromun görüldüğünü, tüm gastroenteroloji kliniklerine başvuran hastaların büyük bir çoğunluğunda Hassas Bağırsak Sendromu tanısı konulduğunu aktaran Gümürdülü, “Bununla birlikte yine çalışmalar göstermektedir ki IBS vakalarının yaklaşık yüzde 70’i doktora başvurmamaktadır. Bu hastaların mutlaka hekim ile iletişim kurmalarında fayda vardır” diye konuştu.

“Tedavi sonrası hastanın hayatı kolaylaşıyor”

IBS semptomlarının bir başka hastalığa yol açtığına dair hiçbir ipucu bulunmadığını da dile getiren Prof. Dr. Gümürdülü, şöyle devam etti:
“Bu açıdan genellikle selim bir hastalıktır ve cerrahi operasyon gerektirmez. Ancak IBS yıllarca sürebilen ve kişilerin hayat kalitesini önemli ölçüde düşüren bir rahatsızlıklar bütünüdür. Bu açıdan hastaların hekime başvurarak alabilecekleri tedaviler hayatlarını kolaylaştıracaktır. Bu nedenle hastalar, bu sendromla yaşamak yerine hekime danışmayı seçtiklerinde uygun tedavi ile şikayetlerinden kurtulmakta ve günlük hayatlarına devam etmektedir. Bahsettiğimiz belirtilere ek olarak ateş, kilo kaybı, kansızlık belirtileri görülen veya 50 yaş üzerindeki hastalarda altta yatan başka hastalıklar olabileceğinden bu kişilerin hekime başvurmaları ve tedavi almaları önemle tavsiye edilmektedir.”

“Düzenli beslenme şikayeti azaltıyor”

İç Hastalıkları, Gastroenteroloji ve Hepatoloji Uzmanı Prof. Dr. Yüksel Gümürdülü, hekime başvuran hastanın sahip olduğu belirtilere IBS tanısı konulmasının bile hastanın güvenini kazanmasına ve semptomlarda azalma olmasına yardımcı olduğunu kaydetti. Hekim kontrolünde alınacak ilaçların, bağırsak alışkanlığının düzenlenmesinde büyük önem taşıdığını dile getiren Prof. Dr. Gümürdülü, “Bunun için düzenli beslenmenin yanında probiyotik içeren tabletlerin kullanımı, yaşam tarzının değiştirilmesi etkili olacaktır. Ancak probiyotikler normalde mide asidinden etkilendikleri için yoğurt benzeri gıdalardansa eczanelerde satılan içeriğini bağırsaklara kadar ulaştırabilen film kaplı tablet formundaki kombinasyonlar tercih edilmelidir” ifadelerini kullandı.
Tedavide beslenme ve günlük desteklerin de büyük önem taşıdığına dikkat çeken Prof. Dr. Gümürdülü, birçok hastada uygun diyetin şikayetleri azalttığını söyledi. Gümürdülü, hastanın şikayetlerinin hafiflemesine yardımcı olacak önerileri şu şekilde sıraladı:
“Öğün sayısını artırmak ama az yemek. Öğün atlamamak. Akşam yemeğini yatmadan 3-4 saat önce yemek. Bağırsak düzeninin devamını sağlamak için probiyotik ya da probiyotik multivitamin desteği almak. Posadan zengin yiyecekler tüketmek. Kuru baklagiller, lahana, bezelye gibi gaz yapan yiyecekleri ve kişiye dokunan yiyecekleri az tüketmek. Günde en az 2 litre su içmek. Sigara ve alkol tüketmemek.”
 

Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Ahmet Arslan ile Sağlık Bakanı Recep Akdağ, Erzurum Valiliğini ziyaret etti. Ziyaretin ardından 2017 yılı 2. İl Koordinasyon Kurulu toplantısına katılan iki bakan açıklamada bulundu. Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Ahmet Arslan, ülkenin bugününün dünden çok iyi olduğunu kaydederek, “Ama yarının bugünden çok daha iyi olabilmesi için bir fırsat geldi. Bu fırsatı doğru değerlendirip, hizmet etmenin, ülkeyi kalkındırmanın, coğrafyamıza hatta dünyadaki mazlumlara, mağdurlara sahip çıkmanın yolu çok daha büyük, çok daha güçlü Türkiye’den geçiyor. Onun da yolu 16 Nisan’da olacak ‘evet’lerden geçiyor” dedi.

14 yıldır ulaştırma, sağlık ve diğer alanlarda AK Parti hükümetlerinin çığır açtığını, adeta devrim niteliğinde projeler yaptığını, vatandaşların hayatını kolaylaştırdığını söyleyen Bakan Arslan, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Bunların birbirini desteklemesini de özellikle dikkate alarak hem devam eden süreçlerin hızlanabilmesi hem bundan sonraki süreçlerin hızlı bir şekilde hayata geçirilmesi konusunda çok verimli bir toplantı yapacağız. Bütün genel müdür arkadaşlar da bölgedeki bu işin tarafı olan arkadaşlar da burada. 16 Nisan sürecini de doğru anlatmak adına hep beraber sahalardayız. Bazen Erzurum’da, bazen Kars’tayız ama 81 ildeyiz. Çünkü biliyoruz ki bu ülkenin bugünü dünden çok iyi ama yarının bugünden çok daha iyi olabilmesi için bir fırsat geldi. Bu fırsatı doğru değerlendirip, hizmet etmenin, ülkeyi kalkındırmanın, coğrafyamıza hatta dünyadaki mazlumlara, mağdurlara sahip çıkmanın yolu çok daha büyük, çok daha güçlü Türkiye’den geçiyor. Onun da yolu 16 Nisan’da olacak ‘evet’lerden geçiyor. İnşallah dünkü olağanüstü ilgi de gösteriyor ki Türkiye bu konuda ciddi bir mesafe katedecek ve 16 Nisan’dan sonra çok güçlü bir şekilde yeni dönemine, hükümet etme sisteminde özellikle yeni döneminde sahip çıkacak, biz de çok daha rahat, çok daha hızlı hizmet edebileceğiz.”

Sağlık Bakanı Recep Akdağ da bölgenin projeleriyle ilgili bilgilerini ve hamiliğini bildiklerini belirterek, “Kendilerine müteşekkiriz. 10 aydır değerli Bakanımla birlikte kabinede yan yana birlikte görev alıyor olmak ve elbette ki 81 ile hizmet ediyorken bölgeyi daha iyi biliyor olmamız nedeniyle bölgenin ihtiyaçlarını ve bölgesel kalkınma çerçevesinde takip ediyoruz” diye konuştu.

“Akdağ’dan Arslan’a teşekkür”

Sağlık Bakanı Akdağ, Bakan Aslan’ın Türkiye’de çok önemli projelere imza attığını söyledi. Arslan’a teşekkür eden Akdağ, “Sayın Arslan’ın Kars gibi bizim kadim dostumuz. Komşu şehrimizden bakan olması bölgeye de güç veriyor. Bir taraftan Türkiye’nin kalkınmasına büyük katkı verirken bir taraftan da Doğu Anadolu’nun kalkınmasına büyük güç veriyor. Kendisine yaptığı ve gerçekleştireceği hizmetlerden dolayı teşekkür ediyorum” ifadelerini kullandı.

Erzurum Valisi Seyfettin Azizoğlu ise, Erzurum’da devam eden yatırımlarla ilgili bilgi verdi. Azizoğlu, “Erzurum, bölgemizin en önemli kavşak noktalarından bir tanesidir. Umuyoruz ki yapılmakta olan ve yapılacak yatırımlarla Erzurum, hem Anadolu’ya hem Anadolu’dan Orta Asya cumhuriyetlerine bağlanan önemli bir kavşak noktası olacaktır. Sizin gelişinizle de bu projelere hız verildiğini görüyoruz” dedi.

“İbrahim Erkal’ın maalesef durumu ciddiyetini muhafaza ediyor”

2017 yılı 2. İl Koordinasyon Kurulu Toplantısı sonrası gazetecilerin sorusu üzerine açıklama yapan Sağlık Bakanı Recep Akdağ, Suriye’deki kimyasal saldırı ve Erzurumlu sanatçı İbrahim Erkal’ın sağlık durumu hakkında bilgi verdi. Bakan Akdağ, şöyle konuştu: “Biz Türkiye olarak kucak açtığımız Suriyeli kardeşlerimizin hele hele böyle zalimce bir saldırıdan sonra kucak açtığımız Suriyeli kardeşlerimize kucak açtık tedavilerini yaptık. Bu işleri hiç bilmeyenler bile şunu bilirler. Bir sağlık kuruluşu hastalarını aldığı zaman o adli tabiple birlikte değerlendirir, meselenin adını koyar. Biz bu vazifeyi yerine getirdik. Ayrıca Dünya Sağlık Örgütünden, Kimyasal Silahları Yasaklama Örgütünden gözlemcileri de çağırdık. Ayrıca İbrahim Erkal’ın sağlık durumuyla ilgili bu sabah ben malumat aldım, dün de görüşmüştüm başhekimle. Maalesef İbrahim Erkal’ın sağlık durumu ciddiyetini muhafaza ediyor. Herhangi bir olumlu yöne doğru eğilim yok. Arkadaşlarımız gayret ediyor.”

Doğa Alca – Selçuk Kaya 

Uluslararası Akademik Geriatri Kongresi, Antalya’nın Serik ilçesine bağlı turizm bölgesi Belek’te başladı. 16 Nisan’a kadar devam edecek kongre kapsamında düzenlenen basın toplantısına İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Geriatri Bilim Dalı Başkanı ve Akademik Geriatri Derneği Başkanı Prof. Dr. Akif Karan, Gülhane Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hüseyin Doruk, Ankara Güven Hastanesi İkinci Bahar Geriatri Merkezi’nden Prof. Dr. Teslime Atlı ve Cerrahapaşa Tıp Fakültesi’nden ve Akademik Geriatri Derneği Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Ülev Deniz Erdinçler katıldı.

“Alzheimer hastalığının dünyaya maliyeti 2016 yılı için 818 milyar dolar”

Alzheimer hastalığının günümüzde hızla arttığını ifade eden Gülhane Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hüseyin Doruk, “Mevcut hastalıklar içinde tedavisi olmayan bir hastalık. Burada eken tanı ön plana çıkmaktadır. 2015 Dünya Alzheimer Raporlarına göre dünyamızda 50 milyon alzheimer hastası var ve her 3.2 saniye de yeni bir alzheimer vakası ortaya çıkıyor. Bunlarında dünyaya maliyeti 2016 yılı için 818 milyar dolardır. Bu maliyet 2018 yılı için 1 trilyon dolar, 2025 yılı içinde 2 trilyon dolara ulaşması öngörülüyor” dedi.

“Ülkemizde 500 bin alzheimer hastası var”

Belirtilen rakamların Türkiye’ye uyarlanması durumunda oluşan rakamları dile getiren Doruk, “Ülkemizde 500 bin alzheimer hastası var. Bunların sadece 75 bini tedavi almakta. Yani 7 alzheimer hastasından sadece 1 tanesi tedavi olmakta. Bu durumda ülkemiz için hastalığın ileriki dönemler için çok önemli boyuta ulaşacağının göstergesi olmakta” diye konuştu.

“Her 3.2 saniyede yeni bir alzheimer vakası meydana geliyor”

Alzheimer hastalığının 65 yaşından sonra görülme sıklığının arttığını belirten Prof. Dr. Hüseyin Doruk, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“65 yaş olan grupta yüzde 2 iken, her 5 yılda bir bu 2’ye katlanarak 85 yaşına gelmiş insanların yüzde 50’sinde Alzheimer hastalığı gözükmekte. Bildiğimiz gibi dünyada da artmakta olan yaşlı nüfusa bağlı olarak hastalıkta artmaktadır. Ülkemiz için doğumdan itibaren beklenen yaşam süresi kadınlarda 80, erkeklerde 75 yaş olarak düşünecek olursak bu zaten alzheimer hastalığının görülme sıklığının artacağı aşikardır. Dünyada 10 milyon yeni alzheimer vakası oluşmakta ve her 3.2 saniyede yeni bir alzheimer vakası maalesef hastalık olarak toplumda girmekte.”

“Hastalık oluşsa bile hastanın yaşam süresini 2-5 yıl uzatma imkanımız var”

Alzheimer hastalığının önlenmesi için erken tanının önemine değinen Doruk, konuşmasını şöyle tamamladı:
“Alzheimer hastalığının özelliği şu, hastalığın oluşmadan belli bir zaman önce hafif kongetik bozukluk dediğimiz bir dönem oluşmakta. Bu hafif kongetik bozukluk döneminde biz hastalığı yakalarsak tanının oluşmasını engelleyebiliyoruz. Hastalık oluşsa bile hastanın yaşam süresini 2-5 yıl arası uzatma imkanımız var. bu şekilde uzattığımız içinde hem hastanın yaşam kalitesini arttırıyoruz hem de maliyetlerini azaltma imkanımız oluşmakta.”
İstanbul Tıp Fakültesi Geriatri Bilim Dalı Öğretim Üyesi ve Akademik Geriatri Derneği Başkanı Prof. Dr. Mehmet Akif Karan ise yaşlılarda uygunsuz ilaç kullanımının getirdiği olumsuzluklardan bahsetti. Karan, “Böyle durumda yaşlılarımızda işlevsellikte azalma, düşkünlük, unutkanlık, kafa karışıklığı, idrar kaçırma, düşmeler ve kalça kırıkları, kanamalar, kalp yetersizliğinin alevlenmesi, böbrek fonksiyonlarının bozulması gibi sorunlar ortaya çıkabiliyor” dedi.

“Yaşlanmayla acıkma hissi ve yemek yeme alışkanlığı azalıyor”

Yaşlanmayla acıkma hissi ve yemek yeme alışkanlığının azaldığını ifade eden Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Geriatri Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ülev Deniz Erdinçler ise, “Üç yaşlıdan ikisi bir öğünü atlamaktadır. Bu nedenle yaşlıların çoğu günlük enerji ve besin ihtiyaçlarını karşılayamazlar. Tat ve koku alma duyusu, tatları ayırt edebilme yeteneğindeki azalma iştahı olumsuz etkiler. Ağız hijyeninin bozuk olması, diş ve çiğneme problemleri beslenmeyi etkiler. Yalnız yaşama, yoksulluk, eğitimsizlik, fiziksel olarak bağımlı olma, demans, depresyon gibi hastalıklar beslenmeyi etkileyen diğer faktörlerdir” şeklinde konuştu.

Adem Akalan 

 

Yavuzaslan, bayrak krizinde gösterdiği tavır nedeniyle Türkmenler tarafından iletilen teşekkür mesajlarını ve Kerkük Valiliği önünde gerçekleştirilen yürüyüş sonrası üniversiteli gençlerin çektiği teşekkür videolarını da Bahçeli’ye iletti. Kerkük Valiliği önünde gerçekleştirilen yürüyüşte ilk açılan bayrağı Bahçeli’ye teslim eden Yavuzaslan, bayrak krizi sırasında yaşanılanları ve Kerkük’teki son durumu Bahçeli’ye anlattı.

Kerkük Üniversitesi Türkçe Bölümü Öğrencisi Yusuf Eyüp’ün videosunu Bahçeli’ye izleten Yavuzaslan, Bahçeli’ye Kerkük’te büyük sevgi ve saygı duyulduğunu ifade etti. Videoyu izlerken Bahçeli’nin duygulandığını söyleyen Yavuzaslan, Yusuf Eyüp’ün videoda şu ifadeleri kullandığını belirtti; “Başkanımız Sayın Devlet Bahçeli’ye bütün gençler adına teşekkürlerimi sunuyorum. O bizim hep yanımızda oldu. Kerkük’ten kucak dolusu sevgi ve saygılarımı Başkanımız Devlet Bahçeliye gönderiyorum”

Cephe hattı ile ilgili bilgiler verdi

DEAŞ’la mücadelenin yaşandığı cephe hattı ile ilgili Bahçeli’ye bilgiler veren Yavuzaslan, “28 Mart’ta Kerkük İl Meclisi tarafından tek taraflı alınan Kerkük’e IBKY Bayrağı asılması kararı sonrası yaşanan krizi alandan dünyaya duyurdum. Kerkük Tazehurmatu nahiyesine bağlı Beşir Köyü’ne giderek, Türkmen askerler ile bir araya geldim. DEAŞ’la mücadelenin yaşandığı cephe hattına giderek cephede nöbet tutan Türkmen gençlere moral verdim” dedi. Türkmen bayrağını memnuniyetle kabul eden Bahçeli, Yavuzaslan’a ziyaretinin anısına Kur’an’ı Kerim hediye etti.

Ziyaretten memnun kalan Bahçeli, Bartın’a ve Kerkük’e selam gönderdi.

Akif Yaman

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, sabah saatlerinde Trabzon’a gelerek Beşikdüzü ilçesinde düzenlenen referandum mitingine katıldı. Vakfıkebir, Şalpazarı, Tonya ve Çarşıbaşı ilçeleri sakinlerinin de katıldığı mitingde partililere seslenen Bakan Soylu, terörle mücadelenin kararlılıkla sürdüğünü dile getirerek, “Bu yeni sistemin terörle mücadeleye ne getireceğini, nasıl bir değişim getireceğini, hangi kuvveti, hangi gücü getireceğini ifade etmek istiyorum. Terörle mücadele Meclisteki sandalye sayısıyla yapılmaz. Terörle mücadele kararlıkla yapılır. Terörle mücadele siyasal güçle, iradeyle, milletin yanında olunmasıyla yapılır. Bu sistemde 7 Haziran’ı hep birlikte yaşadık. AK Parti hükümet kuramadı. Kılıçdaroğlu Cumhurbaşkanından görev istedi. Eğer Cumhurbaşkanı görevi verseydi Kılıçdaroğlu azınlık hükümeti kuracaktı. Güvenoyuna ihtiyaç duymayan bir azınlık hükümeti kuracaktı. O gün ülkede dikkat edin çukurlar kazıldı, özerklik ilan edilmeye çalışıldı değil mi? Bu memlekette bu bölge bizimdir demeye çalışıldı dimi? Bütün bunları sağlayan ve gerçekleştirenler eğer 7 Haziran’da kurulacak CHP hükümetini bir şekilde dışarıdan desteklemiş olsaydı biz hangi evladımızı terörle mücadele yaptırabilecektik” dedi.

“ZAYIF HÜKÜMETLERLE TERÖRLE MÜCADELE YÜRÜMEZ”

Bugün terörle mücadelenin arkasında kaya gibi duran bir milletin olduğunu kaydeden Bakan Soylu, “Terörle mücadele eden kaya gibi bir hükümet var. Şimdi bu mücadeleyi iç güvenlikle yürüten bizleriz ama bunu kararlıkla yürütüyoruz. Zayıf hükümetlerle terörle mücadele yürümez ve ne zaman da zayıf hükümete düşeceğimizi hiçbirimiz bilmiyoruz. Terör fırsat kollar, terör zayıflık kollar, terör bir vücudun güçsüzleşmesini kollar. Bu terör örgütleri zaten Batı hormonlu değil mi? Hepimiz bilmiyor muyuz? Elde ettiğimiz ve tarumar ettiğimiz sığınaklardan elimize geçen yepyeni silahların, yepyeni kanasların, yepyeni roketatarların, yepyeni tanksavarların hangi ülkelerden geldiğini, PYD üzerinden PKK’ya nasıl intikal ettirildiğini bilmiyor muyuz? Yüzlerine çarpıyoruz. Ama nerede onda alınacak yüz” şeklinde konuştu.

“BİZ SENİN VİZENİ DE BAŞINA ÇALARIZ, PKK’YI DA BAŞINA ÇALARIZ”

Avrupa’nın Türkiye’yi güçsüzleştirmek için elinden gelen her şeyi yapacağını vurgulayan Bakan Soylu, “Vize serbestîsinde biz sözümüzü yerine getirdik. Yeni kabul anlaşması yaptık onlarla. Onlar söz verdiler yerine getirmediler. Son dakikada önümüze bir madde çıkardılar ve kabul edeceğiz dediler, terörle mücadele kanununun değişmesini istediler. Aslında bize şunu demek istedi; ‘PKK’yı Türkiye’ye ortak edin, Güneydoğu’yu PKK yönetsin, ondan sonra da vize kanunu biz serbest bırakalım.’ Biz senin vizeni de başına çalarız, PKK’yı da başına çalarız. Bu anlayışla Avrupa’nın ne yapacağı açık ve nettir. Avrupa Türkiye’yi güçsüzleştirmek için elinden gelen her şeyi yapacaktır. Güçlü bir Türkiye’yi istemiyorlar. Elinde kullanabileceği maşa gibi bir Türkiye istiyor. Biz bunun farkındayız” ifadelerini kullandı.

Ersen Küçük – Ozan Köse

Dünya genelinde olduğu gibi Türkiye’de internet kullanıcıları arasındaki aktif ve bireysel kullanıcı sayısı her geçen gün daha da artmaktadır. Toplamda 48 milyon kişinin internete bağlandığı araştırmalar sonucunda ortaya çıkarıldı. İnternete bağlanan kullanıcıların büyük bir çoğunluğunun da sosyal medya hesaplarının olduğu bilinen bir gerçektir. Araştırmalar bu noktada mobil bağlantılarla hesaplarına ulaşan kişilerin 42 milyon olduğunu gösteriyor. Birkaç yıllık sürece bakıldığında sürekli olarak gelişme gösterdiği gözlenmekte olan internet kullanıcı sayıları ve internet kullanımındaki en büyük pay ise sürekli olarak gelişen cihazlardan dolayı ortaya çıkıyor. Türkiye’de internet kullanımı gerçekleştirilen platformlarda akıllı telefonlar ve dizüstü ile masaüstü bilgisayarlar ilk sırada geliyor. Cihazların sayısının her geçen gün daha da arttığı günümüzde araştırmalar kullanıcıların günde 7 saat bilgisayar, 6 saat da telefonla uğraştığını ortaya koyuyor. 6 saatlik mobil cihaz kullanımlarının 3 saati ise sosyal medya kullanımı olarak araştırma sonuçlarına yansımış durumda.

Araştırma sonuçları dikkatle incelendiğinde Türkiye’deki internet ve mobil cihaz kullanımlarının ne kadar güçlü bir etkiye sahip olduğunu görmek mümkün olmaktadır. Sosyal medyanın da tüm bu kullanımlar arasındaki payına dikkat edildiğinde sosyal medyanın farklı kanallarının Türkiye’de ne kadar etkili olabileceği de biraz olsun tahmin edilebilmektedir. Sosyal medya platformları arasında kullanım süreleri bakımından en çok kullanılan platform Youtube olurken Facebook, Instagram ve Twitter da bu sırayı takip etmeye devam ediyor.

Sosyal Medya Gücünü Nerden Alıyor?

Sosyal medya insanların eğlenceli vakitler geçirmesinden de öte çok daha büyük bir amaca uygun şekilde kullanılarak büyük faydalar ortaya çıkarabiliyor. Bu noktada ilk dikkat çeken avantajları geniş toplulukların bir arada hareket etme gücünü artırması, insanlar arasındaki iletişimin kolay bir şekilde kurulmasına olanak sağlaması, bir düşüncenin en hızlı şekilde yayılmasına araç olması ve tüm bu organizasyon ve iletişim için harcanan maliyetleri oldukça düşük rakamlara getirmesi olmaktadır. Sosyal medyanın gücünü aldığı bu noktalara dikkatle bakıldığında özellikle günümüzün siyasetinde böylesine bir platformun ne kadar etkili olabileceğine de dikkat etmek gerekir.

Daha çok insana ulaşmak asıl amacı olan politikacılar sosyal medyayı bu amaçla kullandıkları takdirde sosyal medyanın faydaları konusunda oldukça verimli bir süreci takip etmiş oluyorlar. Politikaların birlikte hareket etmiş olduğu topluluklar ve partilerin yer aldığı sosyal medya platformlarında olduğu gibi aynı zamanda politikacıların kendisi de bu platformları kullanarak kendisini takip eden çok sayıda kişiyle aynı anda iletişime geçebilmektedir. Modern zamanda artık siyasi yarışların çok daha çekişmeli bir hale geldiği ve kaynakları kullanma bakımından geride kalanların bu yarışta söz sahibi olamayacağına dikkat edilirse sosyal medyanın faydaları daha açık bir şekilde ortaya çıkma fırsatı bulacaktır. Özellikle aynı anda birden fazla kişiye ulaşma imkanının somut bir şekilde gerçeğe dönüştüğü yerler olan mitinglere bakıldığında buradaki kişi sayısının sosyal medyada ulaşılabilecek kişi sayısından ne kadar düşük olduğu gözlenerek durum daha iyi bir şekilde ortaya konabilir.

Siyasilerin Sosyal Medya Kullanımına Örnekler

Sosyal medyadaki farklı platformların kendine has konseptleri sayesinde insanlara ulaşma ve onları bilgilendirme noktasında ne kadar etkili araçlar oldukları bilindiği için hemen hemen her siyasetçi kendine ait sosyal medya hesabını bir tür resmi kanal olarak kullanmayı tercih ediyor. Hatta pek çoğu açıklamalarını ve duyurularını da bu kanallardan yapmaktadır. Genellikle politikacılar daha resmi bir görünüme sahip olan Twitter’ı kullanmayı tercih ediyorlar. Siyasilerin twitter kullanımı denildiğinde ilk akla gelen isimlerin başında Cumhurbaşkanımız Sn. Recep Tayyip Erdoğan gelmektedir. Sadece Türkiye içindeki politikacılar ve siyasi isimler arasında değil aynı zamanda dünyanın pek çok ülkesinin liderleri arasında da ilk sıralarda yer almaktadır.  Twitter’da ”@RT_Erdogan” kullanıcı adına sahip olan Cumhurbaşkanımızın yaptığı konuşmaların bir dökümünün yayınlanmasının yanı sıra aynı zamanda kendi fikirlerine de yer verilmektedir. Toplamda 10 milyonu aşkın kullanıcı sayısı ile twitter kullanımı söz konusu olduğunda bunun ne kadar etkili sonuçlar doğurabileceği Erdoğan’ın hesabı üzerinden de görülebilir.

Cumhurbaşkanımız Sn. Recep Tayyip Erdoğan sosyal medya kullanımını da farklı boyutlara getiren hamlelere imza atıyor. Kendisi hakkında çizdiği bir resmi paylaşıp onu görmesini dileyen bir engelliye hesabı üzerinden teşekkür etmişti. Ardından Gülşah Yağmur Yazıcı isimli bu engelli kızı Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ne de kabul ederek sosyal medyanın iletişimde ne kadar güçlü olabileceğini de ortaya koydu.

Referandum için Sosyal Medya Ne Diyor?

Sosyal medya siyasi açıdan sadece politikacıların metinlerinin yayılmasına olanak sağlaması ile değil aynı zamanda seçmenlere ulaşma ve halkın ne tür görüşlere sahip olduğunu izleme noktasında da en ideal platformlardan biri olmaktadır. Daha önceleri sadece gençlerin bulunduğu yerler olsa da internet ve mobil cihaz kullanımlarının artması ile birlikte sosyal medyada her yaştan insanın siyasi görüşüne dair fikirlerini bulabilmek mümkün oluyor.

Önümüzdeki referandum ile ilgili olarak sosyal medyada her iki cepheden de yoğun bir şekilde kampanya yürütülmektedir. Ancak bunlar arasında Evet cephesinin ortaya koyduğu projeler çok daha geniş bir alana yayılma ve daha fazla kişi tarafından ilgi görme olanağı buluyor. Hayır cephesi ise bu konuda kendini yenileyemeden devam ediyor. Bu durumun ortaya çıkmasındaki en temel sebepler ise insanların sosyal medyada güvenini etkileyen noktaların paylaşımların yapıldığı hesapların kaynakları, doğrulukları ve paylaşımların kalitesi olmaktadır.

Özellikle kararsız seçmenlerin aklını karıştıran noktaların netleşmesi adına mutlaka güçlü içeriklerle sosyal medya üzerinden referandum kampanyasına devam etmek gerekiyor. Sosyal medya anketlerinde güvenilir isimler ortaya koyduğu bilgilere göre Evet sonucunun çıkacağı bir adım daha önde gözüküyor. Seçimlere katılımı azaltmak ve geçersiz oylar atılmasına sebep olmak amacıyla daha çok Hayır cephesi tarafından pusulaların Hayır kısımlarının yırtılacağı yönünde dezenformasyonlar da yapılmakta. Referandumu sabote etmeye yönelik bu hareketlere karşı herhangi bir not eklenmeden, yırtılıp koparılmadan pusulaların sandığa atılması gerekmektedir. 

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Balıkesir’in Gönen ilçesinde halka seslendi. Kılıçdaroğlu, “Sandığa giderken hepimizin düşünmesi lazım. Bunun bir parti ile seçimle ilgisi yok bu bir demokrasi itibar meselesi. 80 milyonu tek adama teslim edecek miyiz? 80 milyon aklı tek adamın aklına teslim edecek miyiz? Hayır diyeceğiz çünkü atalarımız dedelerimiz bize akıl akıldan üstündür dediler. Şimdi deniyor ki 80 milyona gerek yok bütün yetkileri bir kişiye verelim o istediği gibi memleketi yönetsin. Bunun A partisi ile B partisi ile ilgisi yok. Herhangi bir partinin üyesi olan veya hiçbir partinin üyesi olmayan 80 milyon vatandaşıma sesleniyorum sandığa gideceğiz hayır oyunu kullandığımız zaman bu ülkeye en büyük hayrı yapacağız” dedi.

3 bin kişinin takip ettiği mitingte eleştirilerini sürdüren Kılıçdaroğlu, “Anayasa değişikliğini neden anlatmıyorsunuz millete? Şu kanaate vardım ben olmasam onlar miting de düzenleyemeyecekler. Ben olmasam onlar miting de düzenlemeyecekler. İstiyorlar ki onlara cevap vereyim. Ben millete söz verdim hiçbir zaman kısır çekişmelerin içine girmeyeceğim çatlasalar da patlasalar da onlara cevap vermeyeceğim. Yetkisi alınmış parlamento güçlü parlamento değildir. Sandığa güle oynaya gideceğiz. Birlikte huzur içinde yaşamak için, onur içinde yaşamak için… Deniyor ki bu anayasa değişikliği gelirse istikrar gelecek. Sanki 15 yıldır bu ülkeyi başkası yönetiyor. 15 yılda hangi kanunu çıkaramadınız siz? Millete anlattıkları tek konu var o da benim’’ dedi.

Kılıçdaroğlı sözlerini şöyle sürdürdü: “Her türlü baskıyı yapıyorlar. Hep birlikte demokrasiye sahip çıkacağız. Yeni bir demokrasi destanı yazacağız. Buna yürekten inanıyorum. Herkesin işi, aşı olsun istiyoruz. Demokrasi gereği milletvekillerini seçelim diyoruz. Öyle bir düzen getiriyorlar ki; her türlü yolsuzluğu yapsalar dahi hesap sorulamayacak. Mütedeyyin kardeşlerim; kul hakkı yemenin günahını siz bilirsiniz. Kul hakkı yiyenden hesap sorulmayacaksa buna nasıl evet diyeceksiniz? Yolsuzluk yapan, tüyü bitmemiş yetim hakkı yiyen bir bakana soru dahi soramayacağım. Meclis kürsüsünden neden diyemeyeceğim”

CENAZEYE KATILDI

Kılıçdaroğlu, konuşmasının ardından Gönen CHP İlçe teşkilatına geçti. Kılıçdaroğlu’nun yürüyüşü esnasında izdiham yaşanırken, bir çok kişi ezilme tehlikesi atlattı. Kılıçdaroğlu, daha sonra Gönen’de hayatını kaybeden Hilal Üstündağ’ın ailesine camide taziye ziyaretinde bulundu. Kılıçdaroğlu, TEOG sınavında bütün soruları doğru cevaplayarak derece elde eden Hilal’in ailesine baş sağlığı diledi.

Bahadır Demirçeviren – Hüseyin Tokmak

Menderes Belediye Başkanı AK Partili Bülent Soylu, kentteki Ömer Halisdemir Parkından Egetürk TV canlı yayınına katıldı. Egepostası yazarı Mithat Umutoğulları ile Egetürk TV Genel Koordinatörü Refik Pak’ın sunduğu ’Egepostası ile Gündem’ programında soruları yanıtlayan Soylu, kentteki yatırımlar ve Türkiye’nin merakla beklediği referandumla ilgili açıklamalarda bulundu. Canlı yayın sırasında ise ilginç bir olay yaşandı. Soylu konuşmasını sürdürürken bir vatandaş, aniden canlı yayına dahil oldu. Hızlıca AK Partili Başkan Soylu’nun yanına gelip elini öpen, Umutoğulları ve Pak ile de tokalaşan vatandaş, “Şu anda canlı yayındayız” uyarılarına da aldırmadı.

“Televizyon programı var da, müsaade et” dedi; ama..

Başkan Soylu, “Televizyon programı var da, müsaade et” dese de vatandaş bu uyarıları dikkate almayarak, “İhtiyacım var Bülent hocam. Yardımcı olabilir misiniz?” dedi. Vatandaşın bu isteği karşısında hem gazeteciler, hemde Başkan Soylu şaşırdı. Vatandaş ise sözlerini yinelemeye devam etti. Bunun üzerine Başkan Soylu, “Arkadaşlarım size yardımcı olacak. Adresini, telefonu alalım, ne gerekiyorsa yapalım” talimatı verdi.

Daha sonra vatandaş yayından çıkarılırken, Başkan Soylu, yaşanan anı değerlendirdi. Soylu, şaşkınlığa neden olan olayla ilgili, “Olacak bunlar; organik yani. Vatandaşımız buraya gelecek, sıkıntı yok. Arkadaşlarım gerekeni yapacaklar” dedi.

Bolulu gazeteci İmdat Aslan, eski Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın katıldığı bir televizyon programında kendisine hakaret ettiği iddiasıyla Arınç’tan şikayetçi oldu. Bolu Asliye Ceza Mahkemesi’nde ‘sesli, yazılı veya görüntülü bir ileti ile hakaret’ suçlamasıyla yargılanan Bülent Arınç sabah saatlerinde Bolu’ya geldi.

Bülent Arınç’tan şikayetçi olan gazeteci İmdat Aslan mahkeme öncesinde açtığı dava ile ilgili bilgiler vererek, “2015 yılında şuanda kırmızı bültenle aranan imam ve kasa olarak tabir edilen Adnan Daylan ve şürekasının işlettiği Highway’de mola veren zamanın başbakan yardımcısı ve zamanın meclis başkanı Arınç’ın orada konakladığını gördük. Bunun bir algı operasyonu olduğunu, FETÖ’ye bir destek ziyareti gibi algılanacağını, doğru olmadığını twitter hesabımdan açık şekilde ifade ettim. Sayın Arınç buna teşekkür edeceği yerde tam tersi CNN televizyonunda Taha Akyol’un sunduğu bir programda, ‘adam neymiş, bir araştırdım ki, bana söylediler geçmişi karanlık. İtirafçı pozisyonuna gelmiş’ diyerek, hem FETÖ’ye hedef göstermiştir hem de benim bu konudaki devlete olan yardımımı örselemeye çalışmıştır. Bu anlamda ben şikayetçi oldum” dedi.

Karar mahkemesi Mayıs ayında

Basın mensuplarının alınmadığı mahkeme salonunda hakim karşısında ifade veren Arınç, çıkışta yaptığı açıklamada, duruşmanın gayet güzel geçtiğini ifade ederek, “İmdat Aslan isimli bir kişinin şahsım hakkında şikayetçi olduğu bir dava için geldim. Kendisine hakaret ettiğimi ifade etmiş ve davacı olmuş. Bugün duruşma görüldü. Daha öncekilere gelememiştim. Bugün hem Bolu’ya geleyim hem adliyeyi bir ziyaret edeyim hem de mahkemede bizzat bulunayım diye düşündüm. Gayet güzel geçti duruşma. Taraflar iddialarını ve savunmalarını söylediler. Hakim karar vermek üzere Mayıs ayına erteledi” dedi.

Referandum hakkında görüşleri sorulan Arınç, “Bugün benim referandumum zaten. Şimdi onu görmüş olduk. Ama 16 Nisan’dan sonra gelirsek onu da sorarsınız. Söz size” şeklinde cevap verdi. 

Faruk Çidem