Vücutta aşırı miktarda yağ birikmesi sonucu ortaya çıkan obezite, mutlaka tedavi edilmesi gereken hastalıkların başında geliyor. Son on yılda dünyada Obezite oranı yüzde 33 artarken, önümüzdeki yirmi yıl içinde ise bu hastalığın en önemli sağlık sorunu haline geleceği öngörülüyor.
Obezite, yalnızca estetik bir problem değil, aynı zamanda şeker hastalığı, hiper tansiyon, uyku apnesi, yürüme bozuklukları ve kanserde artış gibi ciddi sağlık sorunlarına da yol açıyor. Bu sorunlar hastanın yaşam kalitesini düşürürken, sebep olduğu diğer hastalıklardan ötürü insan ömrünü kısaltıyor.
Türkiye’de obezite ve diyabet ile mücadele denince akla gelen ilk isimlerden biri olan ve sorularımızı yanıtlayan Obezite ve Diyabet Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Oktay Banlı, ülkemizde obez olup, kilo probleminin yanında söz konusu hastalıklarla da mücadele etmek zorunda kalan iki milyona yakın kişi olduğunu ve yılda yaklaşık on bin kişinin bu yüzden ameliyat geçirdiğini söyledi.

Yaşam süresi kısalıyor
Prof. Dr. Oktay Banlı obezite ile savaş veren insanların durumunu şöyle açıkladı:
“Aşırı kilo ile mücadele, tıpkı maraton koşmak gibidir. Bu kişiler yıllarca diyet, spor, akupunktur, içecekler gibi yöntemlerde çare arıyorlar ancak sonuç çoğunlukla başarısız oluyor. Bunun yanında şeker hastalığı, yüksek tansiyon, kalp ve damar hastalıkları, diz ve eklem ağrıları, felç ve inme gibi sorunlarla da boğuşuyorlar. Aşırı kilolu olmanın getirdiği sosyal sorunlar ise durumu tam bir çıkmaza sürüklüyor. Özellikle gençlerde ve genç kadınlarda estetik sorunlar ve kaygılar karşımıza çıkıyor. Eve kapanan, sosyal ortamlardan uzaklaşan ve depresyona girerek kendisini sigara, alkol ve yeme bağımlılığına bırakan obez kişi, çaresiz bir kısır döngüyle günden güne daha da büyük bir çıkmaza giriyor. Kısaca obez kişi, ciddi organik hastalıklar, psikolojik sorunlar, depresyonlar, hayata dair kaygısal problemler yaşıyorlar”.

Banlı, ayrıca obezitenin, kişinin sağlık kalitesini ve hayat konforunu ciddi bir şekilde tehdit eden ve yaşam süresini 13-14 yıl kısaltan bir süreç olduğunu da belirtti.

Teknolojik gelişmelerle artık ameliyatlar çok güvenli ve konforlu
Teknolojik gelişmeler her yerde olduğu gibi Obezite cerrahisine de yenilikler getirdi. Aşırı kilolarından ameliyatla kurtulmanız mümkün. Uygulanan ameliyat yöntemleri, klasik ameliyatlara fark atıyor. Ameliyatlar, kapalı yani laparoskopik yöntemle yapıldığından, açık ameliyatlara kıyasla çok daha güvenli, daha az ağrılı ve daha konforlu. Her cerrahi operasyonda olduğu gibi obezite cerrahisinde de komplikasyon riski var ancak bu oran yüzde 1’ in altında olduğu için çok düşük. Hastalar ameliyat sonrası iki-üç gün hastanede kaldıktan sonra normal yaşamlarına dönebiliyorlar.

Ameliyat kadar hastanın takibi de önemli
11 yıldır obezite ameliyatları yapan ve bu alanda sayısız başarılara imza atan Prof. Dr. Oktay Banlı’nın sayısı 2 bin 500’ü bulan ameliyatlarının arkasında donanımlı bir ekip var. Türkiye’nin her yerinden ekipçe çalıştıkları Obezite Cerrahi Merkezi’ne başvuran hastalar olduğunu söyleyen Banlı; operasyon öncesi hastaların deneyimli ve tecrübeli bir ekip tarafından iyi değerlendirilmesi ve tedavide farklı disiplinlerden sağlık uzmanlarının bir arada olacağı bir yaklaşımla hastaların takip edilmesi gerektiğinin altını çizdi.
Prof. Dr. Oktay Banlı, cerrahi tedavide sıklıkla uygulanan iki yöntem olduğunu söyledi. Yöntemlerden biri, halk arasında “tüp mide” olarak bilinen Sleeve Gastrektomi. Tüp mide ameliyatı esasen hastanın mide hacminin küçültüldüğü ve iştah kontrolünün sağlandığı bir ameliyat. Tüp mide ameliyatlarından sonra hastalar az miktarda yemekle doyabiliyor ve daha az kalori alarak, sağlıklı bir şekilde fazla kilolarından kurtuluyorlar.

İkinci cerrahi yöntem ise Gastrik Bypass ameliyatları. Bu yöntemde, hastanın mide hacmi küçültülürken, bağırsaklarda besin öğelerinin ve kalorinin emildiği alanlar da azaltılıyor. Böylece bypass ameliyatı hastanın hem az gıda tüketmesine hem de aldığı gıdanın kalori ve besin öğesi olarak belirli bir miktarının kullanılmasına neden olduğu için, kişinin kilo vermesi sağlanıyor.

Sosyolog, psikolog, aile hekimi, doktor ve davranış bilimleri uzmanların katıldığı eğitimde, yeni evlenecek çiftlere mutlu ve huzurlu aile yapısıyla ilgili bilgiler verildi. Eğitimin ilk gününe 4 çift katılırken, eğitime katılan çiftlere katılım sertifikası verildi.

Toroslar Belediyesi, örnek bir projeyi daha hayata geçirdi. Günümüzde artan boşanma vakalarının üzerine harekete geçen Toroslar Belediyesi, ‘Evlilik Okulu’ adı altında yeni evlenecek çiftlere eğitim vermeye başladı. Toroslar Belediyesi Evlendirme Müdürlüğü’ne evlenmek için başvuru yapan çiftler, artık önce eğitimden geçecek ardından nikahları kıyılacak. İlk etapta 2 saat olarak planlanan eğitimler, önümüzdeki günlerde çiftlerin de istekleri doğrultusunda 5 gün, günde 2 saat olmak üzere toplamda 10 saate çıkarılabilecek. Sosyolog, psikolog, aile hekimi, doktor ve davranış bilimleri uzmanların katıldığı eğitimde, yeni evlenecek çiftlere mutlu ve huzurlu aile yapısıyla ilgili bilgiler verildi. 4 çiftin katıldığı ilk günkü eğitimlerde, aile danışmanı Zeliha Vurgun tarafından bilgilendirme yapıldı. Uygulamalı olarak da çiftlere ‘mutlu’ aile yapısı anlatılırken, eğitimin sonunda çiftlere katılım sertifikası verildi.

“Erkek egemenliği öne çıktığı zaman evlilikte sıkıntılar yaşanabiliyor”
Yaptıkları eğitim çalışmasıyla ilgili açıklamalarda bulunan Toroslar Belediye Başkanı Hamit Tuna, belediye olarak bugünden itibaren nikah olacak çiftlere ‘Evlilik Okulu’ adı altında bir eğitim programı düzenlemeye başladıklarını ifade ederek, “Bu eğitim programlarına bir sosyolog, bir psikolog, bir aile hekimi, bir doktor katılacak. Ayrıca davranış bilimleri uzmanından da destek alacağız. Özellikle son zamanlarda ayrılık olaylarının çok fazla görüldüğü şehrimizde ve ülkemizde, evlilik öncesinde böyle bir eğitim vermek suretiyle çiftlerin gelecekte, evlilik sonrasında birbirlerinden talepleri, istekleri genelde yetiştiği aileden gördükleriyle götürülür. Tabi sosyalite, toplum değişiyor. Dolayısıyla eski o atadan görülen modeller, özellikle ataerkil bir yapının olması, kadının bu yapıda biraz daha geride olmasından dolayı erkek egemenliği öne çıkmak suretiyle zaman zaman sıkıntıların yaşandığı evlilik durumları oluyor. Talep ettikleri takdirde bize gelen nikah kıymak üzere çiftlere bu önerimizi sunuyoruz” diye konuştu.

“Mutlu, huzurlu aileleri oluşturma gayreti içerisinde olacağız”
Birinci etapta 2 saatlik programlar şeklinde eğitimler verileceğini belirten Tuna, “Çiftler sorabilecekleri her türlü soruyu da uzman kişilerden öğrenmek suretiyle mutlu aileler, huzurlu aileleri oluşturma gayreti içerisinde olacağız. Allah herkese bir ömür vermiştir. Önemli olan bu ömrü sağlıklı, mutlu bir şekilde yaşamak. Evlendikten sonra çocuklar üzerinde çok etkili olan evliliğin durumu ve o çocukların gelecekteki toplumu oluşturmasından baktığımızda çok anlamlı bir proje diye düşünüyorum. Tabii ki konular uzman arkadaşlarımız tarafından her detayda ayrı ayrı etüt edilecek, çiftlerimize öğretilecek. İnşallah bu programı sürekli devam ettireceğiz. Zaman anlamında şimdilik 2 saatlik program şeklinde düzenliyoruz. Ancak çiftler isterse bunu daha da genişletmek suretiyle haftada 5 gün, günde 2 saat olmak üzere toplamda 10 saat eğitim verebiliriz” ifadelerini kullandı.

“Bu çiftler artık bizim akrabamız gibi sürekli takip edilecek”
Eğitimin ardından da çiftlerin sürekli takip edileceğini vurgulayan Tuna, “Yani aradaki farkın ne olduğunu, verilen bu eğitimin o aile üzerindeki etkilerinin ne olduğu, eğitim alanla, almayan arasındaki farkın arasını da görmek niyetindeyiz. Bu çiftler artık bizim akrabamız gibi sürekli takip edilecek çiftlerimiz olacak. Zaten biz Toroslar’ın bütününü bir aile olarak görüyoruz. Biz büyük bir aileyiz. 300 binlik bir aileyiz. Bu ailenin de huzurlu, mutlu olması bizlerin mutluluğu demektir. Bugün 4 çiftimiz bu eğitime geldiler. Allah mutluluklarını daim eylesin. Çocuklarıyla mutlu bir hayatları olsun diliyorum. Attığımız bu adımın da evliliklerine bir katkısı olursa bizler de çok mutlu oluruz” şeklinde konuştu. 

Koray Ünlü

Yüreğir ilçesi, Yunus Emre Mahallesi Çukurova Caddesi’nde 6 Kasım 2016 tarihinde bölücü terör örgütü PKK yandaşları tarafından yapılan korsan gösteri sırasında polis memuru Mustafa Yeli’nin şehit edilmesi olayını azmettirdiği ve silahı temin ettiği ileri sürülen Zeki B. (39) isimli şahsın yerini belirleyen polis, şafak vakti operasyon yaptı. Seyhan ilçesinde saklandığı yere yapılan operasyonda yakalanan zanlı emniyete getirildi. Terörle mücadele şube müdürlüğünde sorgulanan zanlı bugün adliyeye sevk edildi. Zanlı çıkarıldığı mahkeme tarafından “silahlı terör örgütüne üye olmak, polisin şehit edilmesini azmettirmek ve silah temin etmek” suçlarından tutuklandı.

Daha önce 16 kişi tutuklanmıştı
6 Kasım 2016 tarihinde HDP’li milletvekillerine yönelik gerçekleştirilen operasyonu protesto etmek isteyen bölücü terör örgütü PKK yandaşları, akşam saatlerinde cadde üzerinde yolu kapatıp korsan gösteri yapmış, polisin ‘Dağılın’ uyarılarına aldırış etmeyen gruba terörle mücadele şube müdürlüğü, özel harekat ve çevik kuvvet şube müdürlükleri ekipleri müdahale etmiş, bu sırada açılan ateş sonucu polis memuru Mustafa Yeli şehit edilmişti. Polis yaptığı çalışmada korsan gösteriyi organize eden, polisin şehit edilmesini planlayan, korsan gösteriye katılan ve tabancayı kullananların yakalanması için 24 Kasım günü şafak vakti 40 adrese operasyon düzenledi. PKK yandaşı 42 kişi gözaltına alınırken, aralarında polisi şehit eden silahı kullanan “Saddam” lakaplı Sedat Şimşek’in de bulunduğu 16 zanlı tutuklanmıştı. 

Bu tutuklamayla birlikte polisin şehit edilmesiyle ilgili 17 kişi tutuklanmış oldu. 

Fatih Keçe

15 Temmuz darbe girişimine ilişkin 27 kişi hakkında açılan davanın ilk duruşması Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesince Sincan Cezaevi’ndeki duruşma salonunda yapılıyor. Duruşmaya suç tarihinde albay rütbesiyle Özel Hava Alay Komutan Yardımcısı olarak görev yapan tutuklu sanık Ahmet Balaban’ın savunmasıyla başlandı. 15 Temmuz gecesi evindeyken kendisini arayan nöbetçi amir Kara Pilot Binbaşı Hüseyin Çakıroğlu’nun, “Alarm verildi. Acilen birliğe gelmeniz lazım” dediğini, bunun üzerine birliğe gittiğini belirten Balaban, alayda ilk kez bir alarm durumuyla karşılaştığını ve terör endişesi nedeniyle alarm verildiğini değerlendirdiğini ifade etti.

Sanıklardan Kara Pilot Yarbay Halit Kabil’in kendisine, “Genelkurmay Birinci Başkanının emriyle kritik personelin Alay Komutanı Albay Ümit Tatan’ın, acilen Akıncılar Üssü’ne götürülmesi gerekiyor” dediğini aktaran Balaban, Kabil’in, bu emrin Özel Kuvvetler Harekat Şube Müdürü Albay Ümit Bak tarafından kendisine verildiğini söylediğini anlattı.

Bu durum karşısında şaşırdığını ve Bak’a ulaşmaya çalıştığını bildiren Balaban, Bak’ın, “Genelkurmay Başkanının emriyle alay komutanının kritik personel olduğunu, gerekirse alıkonularak götürülmesi” gerektiğini söylediğini de sözlerine ekledi.

Özel Kuvvetler Komutanı Tümgeneral Zekai Aksakallı’nın şehir dışında olduğunu öğrendiğini anlatan Balaban, daha sonra Tatan’ın helikopter ile Akıncılar Üssü’ne götürüldüğünü ifade etti.

“Ben de en kıdemli personel olarak Semih Terzi’nin yanına gittim, ‘Hoşgeldiniz’ dedim”
İlerleyen saatlerde nöbetçi amir Çakıroğlu’nun, Diyarbakır’dan Tuğgeneral Semih Terzi’nin bir taburla geleceğini ve Oğulbey Gölbaşı’na geçeceğini bildirdiğini söyleyen Balaban, “Zekai Aksakallı makamında olmadığı için Semih Terzi’nin Oğulbey’e geçmesinin normal olduğunu değerlendirdim. Konuştuğum Ümit Bak, Diyarbakır’dan gelen personelin karayoluyla Oğulbey’e gitmesinin güvenli olmadığını söyledi. Görüşmede, personelin hava yoluyla gönderilmesi gündeme geldi. Alaydaki en kıdemli personelin generalleri karşılaması gerekir. Ben de en kıdemli personel olarak Semih Terzi’nin yanına gittim, ‘Hoşgeldiniz’ dedim. Ümit Tatan’ın, Genelkurmay Birinci Başkanının emri gereği Akıncılar Üssü’ne bırakıldığını söyledim. ‘Emir komuta bende. Bu saatten sonra alay nizamiyesinden giriş çıkış olmayacak’ dedi” ifadelerini kullandı.
Gece boyunca iki helikopterin üç uçuş gerçekleştirerek, Terzi’nin de aralarında bulunduğu personeli Oğulbey’e taşıdığını kaydeden Balaban, bu uçuşların planlı değil, acil uçuşlar olduğunu bildirdi.

“Ankara içindeki uçuşların izin makamı Alay Komutanlığıdır”
Balaban, şunları kaydetti:
“Ankara içindeki uçuşların izin makamı Alay Komutanlığıdır. Personeli Diyarbakır’dan Ankara’ya getiren pilotlar nasıl suçlanmıyorsa, helikopter pilotları da suçlanamaz. O sırada elimde Semih Terzi hakkında olumsuz hiçbir bilgi yoktu. Tam tersine, Semih Terzi hakkında olumlu bir inanç ve güven duygusu vardı.”
Helikopterler geri dönerken Bak’ın kendisini arayarak, Terzi’nin yaralandığını ve acilen helikopterle GATA’ya nakledilmesini istediğini ifade eden Balaban, “Normal yöntem helikopterle intikaldi. Ümit Bak benden helikopter istedi. Yaralı tahliyesine öncelik verdim. Halit Kabil, 2 helikopterden birine ulaşıp tahliyeyi başlattı” diye konuştu.

Balaban, Zekai Aksakallı ile telefonda görüştüğünü, yaptıkları işleri anlattığını söyleyerek, Aksakallı’nın kendisine, Semih Terzi için “Hain geberdi” dediğini ifade etti.

En büyük şoku burada yaşadığını söyleyen Balaban, bu yaşananların ardından Özel Kuvvet Tim Komutanı Ahmet Kemal Yılmaz’ın kendisine odasında kalması gerektiğini söylediğini, odasının kapısında nöbet tutanlar bulunduğunu kaydetti.

Bu süreçte yaptığı telefon görüşmesinde, Aksakallı’nın kendisine güvendiğini söylediğini ve Genelkurmay Başkanının, Akıncı Üssü’nden alınması için güvendiği personelden tim oluşturmasını istediğini belirten Balaban, daha sonra bu uçuşa ihtiyaç kalmadığının söylendiğini aktardı.

Sabah saatlerine doğru, odadaki personelin kendisine ters kelepçe taktığını, gözlerinin bağlandığını belirten Balaban, 24 saat su dahi verilmediğini, işkence ve kişisel hakarete maruz kaldığını iddia etti.
Bugüne kadar TSK dışındaki kimseden emir ve talimat almadığını söyleyen Balaban, “Askerlik mesleğinin değerlerine önem verdim. Mutlak itaat ilkesi gereği emirleri yerine getirdim. FETÖ/PDY ile herhangi bir iltisakım yok. Bu örgüte üyeliğimi iddia edecek kimse yok. 15 Temmuz 2016’da ülke genelinde bir terör eylemi olduğu düşüncesiyle alaya geldim. Televizyonlar haber verebilir ama bir askeri alanda ne yapılacağını söylemez. Tüm şoklara rağmen ben rutine uygun davrandım. Hiçbir zaman darbe yaptığımı düşünmedim. Darbecilerle fikir ve eylem birliğim yok. Gece yarısı Diyarbakır’dan havalanan uçağa kim kalkış izni vermişse, helikopterlere de aynı kişi izin vermiştir. Beraatıma karar verilmesini istiyorum” dedi.

“Şehidimiz Ömer Halisdemir, Semih Terzi’yi vururken bunu sorguladı mı? Bende emir okmuta zincirini yerine getirdim”

15 Temmuz’da yarbay rütbesiyle Pilot Tabur Komutanı olan tutuklu sanık Halit Kabil ise savunmasında, birliğe alarm emri verildiğini, emir komuta içinde hareket ettiğini anlattı.
Alarm talimatının gerekçesinde, Genelkurmay Birinci Başkanının emriyle kritik personel Alay Komutanı Alay Ümit Tatan’ın, acilen Akıncılar Üssü’ne götürülmesi gerektiğinin belirtildiğini aktaran Kabil, Fransa’da çok ciddi terör saldırısı olduğunu, ortada ciddi bir durum olduğu için bu nedenle alarm verildiğini değerlendirdiğini kaydetti.

Alarm emri verildiği sıralarda darbe lafının geçmediğini, emrin gereğini yerine getirdiklerini söyleyen Halit Kabil, şöyle konuştu:

“Terzi’nin vurulması bazı soru işaretlerini oluşturdu ama başka şansımız yoktu. Ortada bir çift başlılık olduğunu da anladım. Bekleme kararı aldım. Zaten bir icraatımız yoktu. Darbenin bir parçası olsam niye alayda kalayım. Baktım işler kötüye gidiyor kaçardım.”

Kabil, Ümit Tatan’ı helikoptere bindirirken koluna girerek, “Şu an darbe gerçekleşiyor, zorluk çıkarmayın” dediğinin hatırlatılması üzerine, koluna girdiğini ancak bu sözü söylemediğini savundu.
Tatan’ı neden Akıncı Üssü’ne götürdüğünü sorgulayıp sorgulamadığının sorulması üzerine ise Kabil, “Şehidimiz Ömer Halisdemir, Semih Terzi’yi vururken bunu sorguladı mı? Bende emir komuta zincirini yerine getirdim” yanıtını verdi.

Kabil, Albay Ümit Bak’tan emir aldığını, aldığı alarm emrini, Fransa’daki terör saldırılarının ardından önemli terör olayları olacağı ve ülkenin sıkıyönetime doğru gideceği şeklinde algıladığını anlattı.
Duruşmada, savunmaların alınmasına devam ediliyor.

Benan Özben 

 

Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi, ‘Yardım edilmezse 4 çocuğuyla sokakta kalacak’ haberine ilişkin inceleme başlattı. Kahramanmaraş Büyükşehir Belediye Başkanlığından yapılan yazılı açıklamada, “Yardım edilmezse 4 çocuğuyla sokakta kalacak” başlıklı haber tarafımızca incelenmiş olup, haberde bahsi geçen şahsın iddialarının asılsız olduğu tespit edilmiştir” denildi.

Vatandaşların yardımlarıyla ve devletten gelen sosyal yardımlarla hayata tutunmaya çalışan Arzu Taş, yetkililerden ve hayırsever iş adamlarından çocuklarının eğitimi için destek ve başlarını sokacakları, elektriği, suyu olan sıcak bir yuva istiyor” şeklinde çıkan haber üzerine Büyükşehir Belediyesi yetkilileri Taş ailesini evlerinde ziyaret etti.

Engelliler Şube Müdürü Fatih Mehmet Akşam, Psikolojik Danışman Samittin Akagündüz ve Sosyal Hizmetler Şube Müdürü İbrahim Altun’dan oluşan inceleme heyeti ziyaret sırasında Arzu Taş’ın eşi Düzgün Taş’ın evde olduğu ve herhangi bir ayrılığın söz konusu olmadığı tespit edildi.

Ayrıca Düzgün Taş’ın Sosyal Hizmetler Şube Müdürlüğüne yardım için yaptığı başvuru beyanında, hurdacılık yaptığı ve ortalama 1200 TL aylık kazanç sağladığı tespit edildi. Bunun haricinde engelli her iki çocuğu için devletten 3 ayda bir 2200 TL yardım aldığı, bunun haricinde Sosyal Hizmetler Şube Müdürlüğü kanalıyla kendilerine odun ve gıda yardımı, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı’ndan kömür yardımı aldığını ve oturdukları evin akrabalarına ait olduğu için kira vermedikleri de yapılan incelemelerde anlaşıldı. 

Duruşmada savunma yapan askerlerin hepsi darbe girişiminden habersiz olduklarını ve toplumsal bir olaya müdahale etmek için AK Parti binasına girme emri aldıklarını söyledi. 

15 Temmuz hain darbe girişimi sırasında Sütlüce’de bulunan AK Parti İstanbul İl Başkanlığını işgal eden askerlerin yargılandığı davanın ilk duruşması bu sabah başlamıştı. İddianamede adı geçen 14’ü tutuklu, 74 sanığın kimlik tespitlerinin yapılmasının ardından iddianamenin özeti okunmuştu. Kimlik tespiti sırasında tutuksuz askerlerden 20’sinin duruşmaya katılmadığı tespit edildi. İddianamenin özetinin okunmasının ardından öğle arası verildi. Öğle arasından sonra sanıkların savunmalarına geçildi. Akşam saatlerine kadar süren ilk duruşmada, Uzman Çavuş Hüreyre Can Çatal, Uzman Çavuş İbrahim Tıraş, Uzman Çavuş Şahin Kurt, Uzman Çavuş Reşat Ardıl ve Uzman Çavuş Feyyaz Yörük’ün savunmalarını yapmalarının ardından duruşma bugünlük sona erdi. Savunmalarını yapan 5 asker de emir komuta zincirinde hareket ettiklerini söyledi. Bazı sanıklar durumun kendilerine Metris Kışlasından AK Parti binasına tatbikat olarak aktarıldığını ifade ederken, bir kısmı ise terör olayına müdahale etmek için oraya geldikleri şeklinde kendilerine bilgi verildiğini iddia etti.
Sanıklarının savunmalarının alınmasına yarın sabah devam edilecek. 

Caner Sönmez – Hüseyin Coşkun

Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi Konukevinde kanaat önderleri, sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri, iş adamları ve muhtarların katılımıyla değerlendirme toplantısı yapıldı. Burada konuşan Vali Musa Işın, “Bizim için; şeffaflık, açıklık, hesap verilebilirlik söz konusudur. Yaptığımız her işi halkımızla paylaşmayı uygun görüyoruz. Toplumun her kesimiyle sohbetler yaptık. Sizin görüşlerinizi aldık, Ağrı için ne yapabiliriz, düşüncelerinizi aldık. Amacımız arkadaşlarımızla birlikte ilimize güzel hizmetler yapmaktır. Kimse aç kalmasın, kimse açıkta kalmasın gayreti içerisindeyiz. Sizin duanızdan başka hiçbir talebimiz yoktur” dedi.

‘PKK 32 yıldır bölücülük faaliyetlerini sürdürüyor’

Devlet ile millet arasında bir perde kalmadığını söyleyen Vali Işın, “Yediden yetmişine genç, yaşlı, zengin, fakir demeden kapılarımız herkese açıktır. Eski devlet anlayışı yoktur. ‘Bugün git yarın gel’ anlayışına hakim bir idarecilik anlayışı yok. Bizde insanlarımızı yaşatmaya gayret gösteriyoruz. Biz istiyoruz ki Ağrımızda huzur olsun, sükunet olsun. Terör örgütü PKK 32 yıldır bölücülük faaliyetlerini sürdürüyor. Kürtler, bu süre zarfında yürütülen propagandalara rağmen sorunun parçası haline gelmedi. Terör örgütü son zamanlarda Ağrı’da da huzuru bozmaya çalıştı. Gelin hep beraber bu terör örgütün ve uzantısının ilimizde cirit atmasına fırsat vermeyelim. Bunlar bütün mukaddes değerlerimize düşman. Bunlar Kürt değildir, bunu bilelim. PKK, DEAŞ, FETÖ, El Nusra, El Kaide, her ne zıkkım varsa hepsi bu bölgede Müslümanları öldürmek için tezgahlanmış, Batı ülkeleri tarafından taşeron olarak kullanılan terör örgütleridir. Biz 15 Temmuz’da ülkemizi, vatanımızı ipten aldık. Bu halk, bu millet, bu terör örgütünü o gece tarih sahnesinden sildi. Aynı şekilde PKK’yı da silmek zorundayız. Nasıl ki DEAŞ terör örgütü Müslümanları temsil etmiyorsa, nasıl FETÖ terör örgütü Müslümanları temsil etmiyorsa, PKK terör örgütü de aynı şekilde Kürtleri temsil etmiyor. Terör örgütü PKK dış güçler tarafından besleniyor. PKK’nın silah fabrikası mı var? Hayır. Merkez Bankası mı var? Hayır. Peki 32 yıldır bu silahlar, bu paralar nereden geliyor? Yakaladıklarımızın üzerinde 10-15 bin dolar çıkıyor. İstanbul’da gece kulübünde katliam yapan teröristin üzerinden 194 bin dolar çıktı” dedi. 

‘PKK Kürtleri dinsizleştirmek istiyor’

Bölgedeki her devletin birden fazla terör örgütüyle mücadele ettiğini dile getiren Işın, “Bu terör örgütlerinin tümü Müslümanları katletmek için vardır. Biz Hristiyan aleminde insanlar öldürülsün demiyoruz. Ama ne hikmetse PKK, DEAŞ, El Kaide, El Şebab, Boko Haram, Müslümanları öldürüyor. Bu milletin ferasetiyle Kürt kardeşlerimiz de vatandaşlarımız da Allah’a çok şükür, PKK’nın ne mal olduğunu anladı, desteğini çekti. Mahremimize el uzatan her kimse, bu eli kıracağız. Canımız pahasına Kürtlerin güzel haysiyetlerinin yok olmasına fırsat vermeyeceğiz. PKK esas itibarıyla Kürtleri dinsizleştirmek istiyor” diye konuştu. 

Ahmet Genç

YÖK Başkanı Prof. Dr. Yekta Saraç tarafından kamuoyu ile paylaşılan yükseköğretim tarihinde ilk “alana özgü” dil yeterliliğini belirlemeye yönelik sınav olan YÖKDİL’in başvurularının alınması süresi, gelen yoğun talep üzerine uzatıldı. Adaylar, 10 Şubat 2017 Cuma günü saat 18.00’e kadar http://yokdil.yok.gov.tr adresinden sınav başvurularını yapabilecek. Sınava giriş belgeleri ise 27 Şubat’ta yayımlanacak.

Sınav 5 Mart 2017’de 30 ilde düzenlenecek

YÖKDİL, ilk kez 5 Mart 2017’de tek oturumda 30 ilde gerçekleştirilecek. Başvuru ücretinin 75 lira olarak belirlendiği sınav için adaylar başvuru esnasında kredi/banka kartı ile ödeme yapabilecek.

YÖKDİL, mevcut Yabancı Dil Sınavı’nın (YDS) yanında adayın alanındaki (fen ve mühendislik, sosyal ve beşeri bilimler, sağlık alanlarında) dil yeterliliğini belirlemeye yönelik akademik yabancı dil sınavı niteliği taşıyor. YDS yapılmaya devam edilecek ve adaylar her iki sınava da girebilecek. Her iki sınavın da eşit geçerliliği olacak. İlgili mevzuat düzenlemelerinde ve YDS’de uygulandığı gibi sınavdan adayların doktora başvuru süreci için en az 55, doçentlik başvuru süreci için ise en az 65 puan alması gerekiyor.

Sınav soruları Ankara Üniversitesince hazırlanacak

YÖK tarafından başlatılan YÖKDİL, Yükseköğretim Kurulu Başkanlığınca Anadolu Üniversitesi ve Ankara Üniversitesi işbirliği ile düzenlenecek. Sınav soruları Ankara Üniversitesince hazırlanacak, sınav organizasyonunu ise Anadolu Üniversitesi gerçekleştirecek.

Sınava başta yükseköğretim kurumlarındaki lisansüstü eğitim ve doçentlik sınavına başvurmak isteyen adaylar olmak üzere yabancı dil bilgisi seviyesini tespit ettirmek isteyenler, üniversitelerce kendilerinden dil yeterliliği puanı istenen öğrenciler ve diğer adaylar da katılabilecek. Bu dönem için sadece İngilizce alanında yapılacak olan YÖKDİL, gelecek dönemlerde Almanca, Fransızca, Arapça olarak da genişletilerek yılda iki kez gerçekleştirilecek. 

Pelin Üzek

Çanakkale’nin Ayvacık ilçesine bağlı Gülpınar yakınlarında saat 06.51’de yaşanan 5,3 büyüklüğündeki deprem Yukarı, Ahmetçe, Çam, Babakale, Koyunevi, Gülpınar, Kızılkeçili, Tuzla, Balabanlı, Bademli köylerindeki evlerde hasara neden olmuş, aynı bölgede 13.58’de 5.3 büyüklüğünde bir deprem daha meydana gelmişti. Çok sayıda artçı sarsıntının da yaşandığı bölgede, vatandaşların endişeli bekleyişi sürüyor. Çok sayıda evin hasar gördüğü Yukarı köyde, güvenlik nedeniyle vatandaşların evlerine girmelerine izin verilmiyor. Dışarıda bekleyen vatandaşlar için köy ilkokulunun bahçesine aş evi, futbol sahasına ise çadır kent kuruldu.

70 çadır, 352 battaniye 10 arama kurtarma personeli

Balıkesir’den Kızılay ekiplerinin, 5 adet 105 metrekare, 3 adet 63 metrekare çadır, 50 adet barınma çadırı 200 battaniye ve 200 yatak desteği bölgeye ulaştı. Bursa’dan AFAD ekipleri çadır ve battaniye yardımlarıyla yola çıktı. Balıkesir AFAD ekipleri, 70 çadır, 352 battaniye 10 arama kurtarma personeliyle çalışma başlattı.

Çanakkale İl Özel İdaresine bağlı ekipler, bölgede hem arama kurtarma ve enkaz çalışması yaptı, hem de vatandaşların günlük ihtiyaçlarını sağladı. Çanakkale İl Özel İdare Genel Sekreteri Can Aksoy, gün boyunca çalışmaları Yukarıköy’den takip etti.

Çanakkale AFAD ve UMKE ekipleri de hem Yukarı köyde hem de hasar gören diğer köylerde çalışma yapıyor. Ayvacık Belediyesi ekipleri, vatandaşların yaşamsal ihtiyaçları için 11 köyde çalışma yaptı.
170 haneli Yukarı köyde yaşayan yaklaşık 800 kişi, geceyi kurulan çadırlarda geçirecek. 

Emrah Elmas – Gürkan Düzenli

15 Temmuz hain darbe girişimi sırasında, Metris Kışlası’ndan hareket edip Sütlüce’de bulunan AK Parti İstanbul İl Başkanlığı’nı işgal eden askerler, bu sabah ilk kez hakim karşısına çıkmıştı. 14’ü tutuklu, 74 sanığın yargılandığı davanın ilk duruşmasında, iddianamenin okunmasının ardından öğle arası verildi. Öğle arasından sonra sanıkların savunmalarının alınmasına geçildi. Sabah saat 10.00 sıralarında başlayan ve akşam saat 18.20’yi gösterdiğinde sona eren duruşmanın ilk gününde, sırasıyla Uzman Çavuşlar Hüreyre Can Çatal, İbrahim Tıraş, Şahin Kurt, Reşat Ardıl ve Feyyaz Yörük savunmalarını yaptı. Savunmalarını yapan 5 sanık da benzer ifadeler kullanırken, darbe girişiminde habersiz şekilde emir komuta zincirine uyarak hareket ettiklerini söyledi.

“Oraya terör olayı nedeniyle binanın emniyetini sağlamaya gittiğimizi sanıyorduk”
Davada ilk olarak 15 Temmuz’da 47. Motorlu Piyade Tugayı’nda görevli olan uzman çavuş Hüreyre Can Çatal yaptı. Darbe girişiminden habersiz olduğunu söyleyen Uzman Çavuş Çatal, “Bir hareketlilik oldu, hazır olmamız istendi. Gezi olayları gibi bir şey sandım. Tabur Komutanımız Yarbay Recep Karaçam’ın emriyle hazırlandık ve silahlarımızı doldurduk. Birçoğumuz da tatbikat olduğunu sanıyordu. Araçlara bindiğimizde yanımızda tanımadığımız rütbeliler vardı. Nereye gittiğimizi bilmiyordum; ama yolda giderken bazı vatandaşlar bize “En büyük asker, bizim asker” diye tezahürat yapıyordu. Oraya gittiğimde de oranın AK Parti binası olduğunu bilmiyordum. Biz oraya terör nedeniyle binanın emniyetini almaya gittiğimizi sanıyorduk. Orada da binada bomba olduğu söylendi çünkü. Oraya girmek isterken az sayıda vatandaş bize tepki gösterdi. G-3 silahlarıyla ateş edildi, ama kimin ateş ettiğini görmedim. Bunun üzerine sayısı giderek artan yüzlerce vatandaş bize saldırdı, bazıları da bizi korudu. O gece yanımda akıllı telefon olduğunu kabul ediyorum. Sadece babamla konuştum, o bana bir şeyler anlatmaya çalıştı, ama çok gürültü olduğu için onu anlayamadım. Orada hiçbir eylemde bulunmadan kontrolümdeki askerlerle beraber polis tarafından belediye araçlarına bindirilip sabaha karşı kışlamıza getirildik” şeklinde savunma yapan Onbaşı Çatal’ın, savunmasını yaparken heyecandan kekelemesi ve cümlelerini toparlamakta zorlanması dikkat çekti.

“Yüzbaşı bize, ‘Ezin şu şerefsizleri’ dedi”
Metris Kışlası’nın 47. Motorlu Piyade Tugayı 2. Tabur 5. Bölüğünde görevli olan Uzman Çavuş İbrahim Tıraş da benzer bir savunma yaparak, “Bulunduğumuz kışla iç güvenlik kışlasıydı. Kolluk Kuvvetlerini Toplumsal Olaylarda Destekleme Timi (KOKTOT) eğitimi almıştık, bunlar kışla içerisinde mühimmatsız eğitimlerdi. Saat 8.30 sıralarında Tabur Komutanımız Recep Karaçam’dan KOKTOT hazırlığı emri verildi. Derhal hazırlandık. Çıkış hazırlığı sırasında kışlamıza beyaz lüks bir araç içerisinde tanımadığımız subaylar geldi. Recep Karaçam tanımadığımız subaylarla konuşurken, “Bu iş ciddiye bindi” dedi. AK Parti binasına Yüzbaşı Hasan Hüseyin Altınsoy ile gittik. Yolda önümüzü kesmeyen bir aracı görünce, Altınsoy tarafından şoför arkadaşımıza, “Ez şu şerefsizleri. Hep bunların yüzünden oluyor” denildi. AK Parti İl Başkanlığı’na geldiğimizde Binbaşı Faruk Şimşek’in emri üzerine onunla birlikte İl Başkanı Selim Temurci’nin odasına çıkıp kendisiyle görüşmek istedik, ama Temurci’nin özel kalem müdürlüğünü yapan kişi silahlarımızı bırakmadan bizi odaya alamayacağını söyledi. Biz binaya girerken henüz vatandaşlar gelmemişti, şüphelenmedim. Sonra Binbaşı Şimşek’in hal ve hareketleri ve güvenliğini sağlamak için geldiğimiz binadaki tavırlarımız beni şüpheye düşürdü. Aşağıdan 2-3 el silah sesi duydum. Aşağıya indiğimde vatandaşlar da gelmişti, gittikçe kalabalıklaşıyordu. O zaman neden burada olduğumuzu sorguladım. Halkın bize vatan haini dediğini duyunca inanamadık, bazı vatandaşlar da bizi korudu. Vatandaşların daha da kalabalıklaşması üzerine bir köşeye geçip bekledik. Polis tarafından kontrol altına alındık” dedi.

“Polis bizi korudu”
İlk duruşma gününün son savunmasını yapan Uzman Çavuş Feyyaz Yörük ise başka bir görevdeyken içtima alanına çağrılıp Gazi Mahallesi’nde bir olaya müdahale etmeye gidileceği bilgisiyle askerlerin arasına dahil edildiğini ifade ederek, “Kışlamızda devir teslim töreni hazırlığı vardı ve ben o hazırlıklardan sorumluydum. Gün içerisinde birkaç kişiden tatbikat yapılacağı şeklinde iddialar duydum. Bunu bir arkadaşımız bölük komutanımıza da sordu, ama cevap alamadı. Devir teslim töreninin iptal olduğunu duyunca içtima alanına gittim ve herkesin hazırlandığını gördüm. Emir üzerine ben de hücum yeleğimi giydim ve hazırlanıp bir araca bindim. Bu sırada Gazi Mahallesi’nde bir olay olduğunu ve oraya müdahale etmeye gittiğimizi duydum. Araçtan indiğimizde AK Parti binasına geldiğimizi gördüm. Hepimizi farklı noktalara dağıttılar. Komutanlarımız bu binanın emniyetinin bizden sorulduğunu ve kimseye müsamaha göstermememizi emretti. Kendisini ilk defa o akşam gördüğüm ve daha sonra Binbaşı Faruk Şimşek olduğunu öğrendiğim komutan yanıma 3 asker verip beni halkın barikat kurduğu yere gönderdi. Barikatta yaşanan arbede sırasında Binbaşı Şimşek silahının namlusu yere doğruyken birkaç el ateş etti. Bana da uyarı ateşinde bulunmamı istedi. Havaya doğru bir el ateş ettim. Polisle karşı karşıya geldik, ama onlarla asla birbirimize zarar vermedik. Bu sırada Bölük Komutanımız Muzaffer Dikenci de kontrolü kendi elinde toplamaya çalışıyordu. İki arada, bir derede kalmıştım. Nasıl yapabilirdim? Onlar benim polisimdi. Son olarak AK Parti binasına girme emrini alınca artık ne yapacağımı bilemez hale gelmiştim. Bölük komutanımızın emrine itaat etmeyip binaya girmedim. TOMA’nın olduğu bölüme doğru yöneldim. Orada bir tam anlamıyla bir karışıklık vardı. Bazı vatandaşların askerlere şiddet uyguladığını, bazılarının ise askerlere sahip çıkmaya çalıştığını görünce o karışıklığı dağıtmak için havaya bir el ateş ettim zaten. Mesela benim emre itaat etmeyip binaya girmediğimi gören bazı vatandaşlar bana sarıldı, destek oldu. Polis de bizi muhafaza etti. Bunlar basına yansıyan ve iddianamede de bulunan güvenlik kamerası görüntülerinde mevcuttur” şeklinde konuştu. Uzman Çavuş Yörük, kendisine yöneltilen iddiaların ardından söz alan eski komutanı Binbaşı Şimşek’in, “Benim ateş ettiğim silah tutukluluk yapmış mıydı, yapmamış mıydı?” şeklindeki sorusuna, “Bunu senin daha iyi bilmen lazım” diyerek cevap verdi.

Bugün ilk duruşması yapılan davada, savunmaların alınmasına yarın devam edilecek. 

Caner Sönmez – Hüseyin Coşkun