İŞİTME TARAMASI

Güler, işitme taramasının, basit bir test ile bebeğin veya kişinin işitme fonksiyonunun normal olup olmadığını anlamaya yönelik bir inceleme olduğunu ifade etti. İşitme taramasının çok kısa süren ve kulakta sorun olup olmadığını gösterebilen basit bir başlangıç testi olduğunu belirten Güler, testin sonucunda sorun olduğu izlenimi edinildiği hallerde daha kapsamlı incelemeler gerekebileceğini ifade etti.

YENİ DOĞAN BEBEKLERDE İŞİTME TARAMASI NE ZAMAN YAPILMALI?

Yeni doğan bebeklerde işitme taramasının bebek hastanedeyken yapılması gerektiğini söyleyen Güler, herhangi bir nedenle bebek hastaneden test yapılamadan çıkmışsa, ya da bebek hastane dışında doğmuşsa, bebeğin ilk 2 ayını doldurmadan testin uygulanması gerektiğine dikkat çekti.

İŞİTME TARAMASINDA UYGULANAN TESTLER

Güler, en yaygın olarak yapılan işitme tarama testinin, bebek uykudayken uygulanan OAE (oto-akustik emisyon) testi olduğunu ifade ederek, işitme taramasıyla ilgili sözlerine şöyle devam etti, “Yenidoğan işitme testi, bebek doğal uykusundayken, dış kulak yoluna yerleştirilen küçük bir probe ile iç kulağa özel bir ses gönderilir ve iç kulaktaki dış saç hücrelerinin sese tepkisi ölçülür. Bu işlem bebeğe hiçbir zarar vermez ve canını acıtmaz. Birkaç dakika süren basit bir ölçümdür. İşitme objektif olarak değerlendirilir, bebeğin hiçbir katılımı gerekmez. Doğumdan sonra 48 saatini doldurmuş her bebeğe işitme testi yapılabilir”.

BEBEKLER DÜNYAYA GELDİKTEN KISA BİR SÜRE SONRA YAPILAN İŞİTME TESTLERİ NE SIKLIKLA TEKRARLANMALI?

Bebeğin yeni doğan döneminde işitme sorunu olmadığı saptanmış ise, testin düzenli aralıklarla yinelenmesi gerekmediğini söyleyen Güler, ancak uygulanan testten sonra bebeğin önemli hastalıklar geçirmesi ya da geç beliren işitme kayıplarına yol açan genetik hastalığı olduğu anlaşılması durumunda bebeğe işitme testinin yeniden uygulanması gerektiğini ifade etti.

Bebeklerde işitme kaybına yol açacak risklerden bahseden Güler, “Bu riskler doğum öncesi ve sonrası olarak ikiye ayrılabilir. Doğum öncesine ait olan riskler; anne ya da babada genetik işitme kaybı hastalığı, akraba evliliği, annenin gebeliği sırasında geçirdiği ciddi rahatsızlıklar ya da kullandığı ilaçlar.
Doğum ve hemen sonrasındaki döneme ilişkin riskler; düşük doğum ağırlığı, sarılık, yoğun bakım gerekliliği, mekanik havalandırma gerekliliği (özellikle 5 günden daha uzun süreyle gerekmişse), kulağa zarar veren ilaç kullanımı, erken doğum (prematüre bebek), İşitme kaybı da yaptığı bilinen çoklu hastalıkların varlığı (sendromlar)” şeklinde konuştu.

YENİ DOĞAN İŞİTME TESTİNİN ÖNEMİ

Güler, testin öneminin işitmeyen bebeklerin bir an önce saptanması olduğunu ifade etti. Bebeklerin yaşamının en erken aşamalarında sesi tanımaya başladığını ve beyinlerinin de o yönde gelişme sürdürdüğünü söyleyerek şöyle devam etti: “Bebeğin işitmiyor olduğu geç saptanacak olursa, bebeğin işitsel gelişiminin çok değerli bir aşaması yitirilmiş olacaktır. Yitirilen bu aşamanın telafi edilmesi belki çok kısıtlı olacak, belki de hiçbir zaman olanaklı olamayacaktır. Bu nedenle tüm yeni doğanlara işitme taraması yapılması tercih edilmektedir”.

İŞİTME PROBLEMİNE RASTLANILAN BEBEKLERDE İZLENMESİ GEREKEN TEDAVİ YÖNTEMLERİ

İşitme probleminin saptandığı andan itibaren bebeğe sırasıyla, işitme kaybının doğrulanması için ileri testler, kayıp doğrulandığı zaman boyutu, türü ve olası gelişme yönlerini belirleyici incelemeler ve düzeltici – tedavi edici seçenek araştırmaları uygulanması gerektiğini ifade eden Güler, hemen akabinde bebeğin sesleri duyabilmesini sağlayıcı işitme cihazlarının kullanımı, çocuğun velilerinin eğitimleri ve süreçte etkin şekilde yer almalarının sağlanması, çocuğa uzman eğitmenlerin bulunması ve zaman içinde gerek görüldüğü takdirde ileri tedaviler uygulaması gerektiğini vurguladı.

YETİŞKİN ÇOCUKLARDA İŞİTME KAYBININ BELİRTİLERİ NELERDİR?

Bebeklik aşamasındaki bir çocuğun işitme kaybının kolaylıkla gözden kaçabileceğini söyleyen Güler, gözden kaçıp işitme kaybı yaşayan çocukların konuşmada gecikmesi, sesin geldiği yönü fark edememesi ile çocuğun işitme kaybı yaşadığının dikkatli anne-babalarca fark edilebileceğini belirtti. Güler, yetişkin çocukların ise kendilerinin işitme kaybının başladığı anı fark edebileceğini ve durumu büyüklerine bildirebileceğini, hafif-orta işitme kayıplarında çocuklarda yüksek sesle TV izleme, seslenildiğinde duymama, okul başarısında düşme, çevre gürültülerini algılayamama gibi bulgular görülebileceğinin altını çizdi.

(ABR/BERA) TESTİ NASIL UYGULANIR? 

İşitsel Beyin Sapı Davranımı (ABR/BERA) testinin objektif, yani bebeğin katılımını gerektirmeyen ve odyolojik tanıda yaygın olarak kullanılan en geçerli elektro fizyolojik yöntem olduğu bilgisini veren Güler, bu yöntemin yeni doğan bebeklere genellikle doğal uykusunda yapılabileceğini kaydetti.

(ABR/BERA) testinin, doğal uykusunda yapılamayan bebeklere ve daha büyük çocuklara sedasyon altında yapılabileceğini ve bu işleminin bebeğe hiçbir zarar vermediğini de sözlerine ekleyen Güler sözlerine şöyle devam etti, “Bebeğin alnına ve kulak arkalarına yerleştirilen ufak elektrotlar ve kulaklara takılan kulaklık ile özel bir sesli uyaran gönderilir ve işitme sinirinin uyarana cevabı kaydedilerek işitme eşikleri saptanır. Sağlıklı ve işitme kaybı açısından risk faktörü bulunmayan bebekler tarama testinden üç kez kalırsa ABR testi uygulanır. Yeni doğan yoğun bakım ünitesinde kalmış olan veya işitme kaybı açısından diğer risk faktörleri taşıyan bebekler ise tarama testine ek olarak mutlaka ABR ile de değerlendirilmelidir”.

İŞİTME KAYBINI ENGELLEYEN CİHAZLAR

Birçok işitme kaybında, cihaz öncesi tedavi şansı bulunduğu bilgisini veren Güler, son olarak tedavi edilerek düzeltilememiş olan işitme kayıplarında, kulak dışına ya da kanalının içine yerleştirilebilen işitme cihazları kullanılabileceğini söyledi. Güler dışarıdan takılan cihazların yerine, vücuda takılan işitme cihazlarının yanı sıra, iç kulağa ya da iç kulak siniri – beyin sapı bölgesine yerleştirilen, biyonik kulaklar da uygulanabileceğini ifade etti.
 

Yılbaşı gecesi 39 kişinin ölümüyle sonuçlanan gece kulübü saldırısına ilişkin, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alınan 10 şüphelinin emniyetteki işlemleri tamamlandı.

Çağlayan’daki İstanbul Adalet Sarayı’na getirilen 10 şüphelinin, savcılık sorgularının ardından “silahlı terör örgütü üyeliği” ve “anayasayı ihlal” suçlarından tutuklanması istendi. Şüpheli Abdurrauf Sert’in ayrıca 29 kez “kasten adam öldürmeye yardım” suçundan tutuklaması talep edildi.
Savcılığın sevk yazısında, şüpheli Muhammed Ebulhasan’ın, saldırgan Abdulkadir Masharipov ile birlikte Afganistan’daki Veziristan bölgesinde siyasi ve silahlı eğitim gördüğü ve DEAŞ terör örgütü mensubu olduğu belirtildi. Şüpheli Ebulhasan’ın, saldırgan ile eylem öncesi 4 kez görüştüğünün tespit edildiği kaydedildi.

“İş yerini DEAŞ militanlarının irtibatı için kullandırmış”
Saldırıyı planlayanlardan ‘Tulpar’ kod adlı DEAŞ militanıyla irtibatlı olan şüpheli Maıerdan Tuersun’un Küçükçekmece Fevzi Çakmak Mahallesi’ndeki iş yerini DEAŞ militanlarının irtibat yeri olarak kullandırdığı ifade edildi. ‘Tulpar‘ kod adlı DEAŞ mensubunun yardımcısı şüpheli Maımaıtalı NuerMaımaıtı’nın, telegram üzerinden ‘Tulpar’ kod adlı kişiyle çok sayıda görüşme yaptığının tespit edildiği belirtildi.

Suriye’ye geçmek üzere yakalandılar
Sevk yazısında şüphelileri Abulıkemu Maıtırehemu, Maımaıtıtuohetı Balatınıyazı ve Abudureheman Aıhemaıtıtuohet’in DEAŞ terör örgütüne katılmak amacıyla Hatay’dan Suriye’ye geçmek üzereyken yakalandıkları ifade edilerek, “Birlikte yakalanan şüphelilerden Aıhemaıtıtuohet’in üzerinde bulunan defterde patlayıcı madde ve bomba yapımını gösteren bilgiler elde edilmiştir” denildi.
Şüpheli Maımaıtıtuersun Sulaıman’ın kardeşi Muahmmed kod adlı şahsın halen Suriye’de çatışma bölgelerinde DEAŞ militanı olduğunun tespit edildiği, bu şüphelinin ‘Tulap’ ve ‘Muhammed’ kod adlı DEAŞ militanlarıyla irtibatlı olduğu belirtildi.

“Eylemin planlayıcılarından Sert de sevk edildi”
Sevk yazısında şüpheli Abdurrauf Sert’in halen gözaltında bulunan DEAŞ terör örgütünün güvenli evlerinden sorumlu emir düzeyinde faaliyet gösteren şüpheli Eyüp Korkusuz’un yardımcısı olduğu anlatılarak, “Reina eylemini gerçekleştiren saldırganın Esenyurt’ta yakalandığı, Yabancı Terörist Savaşçıların (YTS) barındırıldığı evin kira kontratı fotoğraf olarak dijital ortamda şüpheli Abdurrauf Sert’in cep telefonundan elde edilmiştir. Reina eyleminin planlayıcılarındandır” denildi.
Terör örgütü DEAŞ bünyesinde Ebu Muhammed El Horasani kod adını kullanan saldırgan Abdulkadir Masharipov ile birlikte aktif faaliyet yürüten ve benzer eylem potansiyelleri bulunan DEAŞ üyesi şüphelilerin tutuklanması talep edildi. 

Başak Akbulut

Ayşe Ersayın kalp krizi geçirdi. Ünlü yönetmen Ersayın kalp krizi geçirrerk hayata veda etti. Ayşe Ersayın’ın vefatı bütün sanat camiasını yasa boğdu. Peki, Ayşe Ersayın kimdir? Ersayın’ın hayatı ve filmlerine dair bütün detaylara haberimizden ulaşabilirsiniz…

Ünlü sanatçıların klip yönetmenliğini yaptı

Ajda Pekkan, Bülent Ersoy, Yıldız Tilbe, Müslüm Gürses, Hülya Avşar gibi birçok ünlünün klip yönetmenliğini yapan Ayşe Ersayın bugün geçirdiği kalp krizi sonrası hayatını kaybetti.  

AYŞE ERSAYIN KİMDİR

Ayşe Ersayın, Özel Yükseliş Koleji’ni bitirdikten sonra Bülent Osma ile evlendi. Uzun süren evliliğinin ardıdan, ayrıldıktan sonra İstanbul’ a yerleşti. TRT de yayınlanan bir cumartesi eğlencesi programında Aydoğan Ergezen’e asistanlık yaptı.

Star televizyonunun kurulması ile Aydoğan Ergezen’le birlikte bu kanala geçti.
Bir sene yönetmen yardımcılığı yaptıktan sonra Mustafa Mayadağ ile birlikte Pazarlık isimli müzik eğlence programını yapmaya başladı. Kısa bir süre sonra Cuma Postası isimli programla yapımcı yönetmenliğe adım attı.

Star TV’de Piknik, Salı Pazarı, Kabere Kiboş, Şamata, Benimle Oynarmısın yarışması, Jazz Festivali gibi programlara imza attı. Uzun bir süre bayram özel proglamları ve yılbaşı eğlence programları hazırladı.

Star TV’de çalışırken yüze yakın konser çekti.

Konser çektiği bazı sanatçılar:
Ajda Pekkan, Sezen Aksu, Nilüfer, Zerrin Özer, Muazzez Abacı, Bülent Ersoy, Müslüm Gürses, Kenan Doğulu, Ayşegül Aldinç, Ahmet Kaya, Ebru Gündeş, Seda Sayan, Yıldız Tilbe, Hülya Avşar, Zuhal Olcay, Diana Ross, Shirley Bassey, Dionne Warwick, Al Jarreau, David Sanborn, Salif Kama.

Edinilen bilgilere göre, İstanbul Asayiş Şube Müdürlüğü Oto Hırsızlığı Büro Amirliği ekipleri, İstanbul’da bazı taksicilerin, kendilerine hiç gitmedikleri yerlerde kesilmiş trafik cezası geldiğini iddia etmesi üzerine çalışma başlattı. Çalışmalar kapsamında, Yenibosna’da trafik denetleme uygulaması yapan sivil trafik polis ekipleri, 12 Ocak 2016 tarihinde çevirdikleri bir ticari taksinin ikiz plaka takılı ve çalıntı olduğunu tespit etti. Gözaltına alınan taksi şoförünün, verdiği ifadede “Ben taksileri kiralayarak çalışıyorum. Bu aracı da Murat P. isimli birinden kiraladım” demesi üzerine, çalışmalar Murat P. üzerinde yoğunlaştı. Kimliği tespit edilen Murat P. için yapılan teknik takip çalışmalarının sonuç vermesi üzerine, şüpheli 17 Kasım 2016 tarihinde Silivri’de çalınan başka bir aracın ardından, 7 Ocak 2017 tarihinde Küçükçekmece’de kıskıvrak yakalandı.

Anadolu Yakası’ndaki ticari taksilerin plakalarını kopyalayıp Avrupa Yakası’nda kiralamış
Murat P.’nin kopyaladığı gerçek plakalardan birinin sahibi Tuncay K., şüphelinin yakalanmasının ardından Emniyete gelip çalıntı ve ikiz plakalı araçları inceleyerek, “Arkadaşlar görmüş plakanın aynısını. Sonra bana haber verdiler. Ben de gittim, Sirkeci’deki karakola başvurdum, dilekçemi aldım. Bugün polis arkadaşlarımız yakalamış. Ben bundan davacıyım, suç duyurusunda bulundum. Bana 2 sene önce ceza geldi, ondan sonra kesildi” dedi.

İstanbul Asayiş Şube Müdürlüğü Oto Hırsızlığı Büro Amirliği’ndeki işlemleri tamamlanan şüpheli Murat P., Çağlayan’daki İstanbul Adalet Sarayı’na sevk edildi.
 

Hüseyin Coşkun – Murat Horoz
 

Adana, Bartın, Burdur, Bursa, Gaziantep, Giresun, İzmir, Karabük, Kastamonu, Mersin, Niğde, Sivas, Yozgat ve Zonguldak’tan gelen muhtarların katıldığı 36. Muhtarlar Toplantısı’nda konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin 1923 yılında cumhuriyete geçerek rejim tercihini yaptığını belirtti. Erdoğan, “Cumhuriyet dönemimizin darbelerle, muhtıralarla, krizlerle dolu olması herhalde mevcut yönetim sistemimizin mükemmeliyetinden kaynaklanmıyordu. Burada eksikliği cumhuriyette veya demokraside değil, yönetim sisteminde arıyoruz” dedi.

Anayasa değişikliğine ‘hayır’ diyecek olan siyasi partileri eleştiren Erdoğan, “Sadra şifa olacak, ülkeyi büyütecek hiçbir adımın yanında bunlar yer almazlar. Müzmin muhalifler gibi sürekli çarpıtma ile yalanla, iftira ile meseleleri ters yüz etmeye çalışırlar. Son anayasa değişikliğinde de aynı taktiği izliyorlar” diye konuştu.

15 Temmuz darbe girişiminin yaşandığı gece Türk milletinin gösterdiği kahramanlığı anlatan Erdoğan, Etiyopya Cumhurbaşkanı Teshome’nin “Siz ekranda görünüp de FaceTime’dan İstanbul’a geleceğinizi açıkladığınız anda ben rahatladım” dediğini belirterek, Ankara’da büyükelçilik görevi yapan Teshome’nin Etiyopya’dan Türkiye’yi takip ettiğini söyledi.

Demokrasinin lafla olmadığını kaydeden Erdoğan, “Eğer lider taşın arkasına saklanırsa millet dağın arkasına saklanır” ifadelerini kullandı. Erdoğan, “En modern silahların karşısına yüreğindeki imanı ve çıplak elleriyle dikilen Türk milleti, dünya demokrasi tarihine altın harflerle yazılacak bir zafer kazandırmıştır. O gece milletimin elinde silah yoktu, bayrak vardı, onunla yürüdü onların üzerine. Biz seçilmişlere düşen milletimizin bu fedakarlığı bu kahramanlığını bu sağlam duruşunu kendi görev alanlarımızda hakkıyla hizmet vererek taçlandırmaktır” dedi.

“Türkiye’nin rejim sorunu yok”
Türkiye’nin 1923 yılında cumhuriyete geçerek rejim tercihi yaptığını söyleyen Erdoğan, “Artık milletimizin böyle bir meselesi yoktur. Şu anda anamuhalefetin başındaki zat ‘rejim rejim’ deyip duruyor ya, Türkiye’nin böyle bir sorunu yok. Rejim olayı 1923’te atılan adım ile yoluna devam ediyor. Cumhuriyetten geri adım atmaya çalışanlar karşılarında milletimizle birlikte şahsımı bulur. Bununla birlikte yönetim sistemi arayışı hangi rejimde olursa olsun son 200 yıldır sürekli devam eden bir mesele olarak karşımıza çıkıyor. Bugün dünyadaki devletlere baktığımızda monarşi ile parlamenter sistemin, cumhuriyet ile başkanlık sisteminin bir arada bulunabildiğini görüyoruz. Nitekim bizde de İstanbul’daki Meclis-i Mebusan şehrin işgali üzerine 11 Nisan 1920’de kapanırken, 23 Nisan 1920’de Ankara’da Büyük Millet Meclisi adıyla bir bakıma yeniden açıldı. Aynı meclis 1923 yılında cumhuriyeti ilan ederek ülkemizi yeni bir rejime geçirmiştir. Ama aynı meclis geçirmiştir. Hiçbir rejim ve hiçbir yönetim sistemi tek başına ülkeleri belirli bir kategoriye yerleştirmeye kafi değildir. Ülkemizde asırlardır süren yönetim sistemi arayışı ise dünyadaki yönelimlerin yanında ortada milletimizi mutmain etmeyen bir durumun olduğuna işaret ediyor. Biz damdan düştük, bu işi iyi biliriz. Damdan düşmeyenler bu işin farkında değil. Cumhuriyet dönemimizin darbelerle, muhtıralarla, krizlerle dolu olması herhalde mevcut yönetim sistemimizin mükemmeliyetinden kaynaklanmıyordu. Burada eksikliği cumhuriyette veya demokraside değil, yönetim sisteminde arıyoruz, aramak zorundayız. TBMM’de geçtiğimiz haftalarda görüşülerek kabul edilen ve Cumhurbaşkanı olarak şahsımın onayına sunulan bir anayasa değişikliği var. Bu değişiklik paketi asırlara sari yönetim sistemi arayışımızda yeni ve çok önemli bir reformun ifadesidir. Türkiye yetki ve sorumluluğun cumhurbaşkanında toplandığı, yürütme, yasama ve yargı arasındaki sınırların daha açık ve net bir şekilde çizildiği yeni bir yönetim sistemine inşallah geçiyor. Meclis anayasa değişikliğini görüşüp kabul ederek üzerine düşeni yapmıştır. Cumhurbaşkanı olarak ben de incelememi tamamladıktan sonra mesele milletimizin önüne gelecektir. Artık söz de karar da milletindir. Milletten bu kararı kaçırmak isteyenler olmuştur. Niye korkuyorsunuz, bırakın millet versin kararı. ‘Biz bunu millete havale edelim’ niye demediler. Milletten korkuyorlar da onun için. Hak gelip geldi, şimdi millete gidiyor, millet de kararını verecek” diye konuştu.

“Sadra şifa olacak, ülkeyi büyütecek hiçbir adımın yanında bunlar yer almazlar”
Türkiye’de bir kesimin gündeme gelen her konuya aynı tavrı gösterdiğini belirten Erdoğan “Bunların memlekete ve millete faydalı olacak hiçbir teklif, hiçbir proje ortaya koydukları vaki değildir. Köprü yaparsın karşı çıkarlar, Marmaray’ı yaparsın karşı çıkarlar, hızlı tren yaparsın karşı çıkarlar. Yeni havalimanları yaparsın karşı çıkarlar, bombalarlar. Hakkari’de havan topları ile Hakkari Havalimanını. Biz mecburen oraya uçuşları durdurduk. Bunlarda insanilik yok. Burada Hakkari’nin halkına, Kürt kardeşlerime, Hakkari’nin havalimanına in, köyüne git, dünyanın değişik ülkelerine git, bütün bu imkanları sana devlet veriyor, ‘burada Kürtler yaşıyor’ demiyor. ‘burada insan yaşıyor’ diyor. Burada benim vatandaşım yaşadığı için Hakkari, Iğdır, Ağrı, Kars’ı yaptık. İstanbul’da, Ankara’da, İzmir’de ne varsa Güneydoğu’da ve Doğu’da da olacak dedik ve bunun için bunları yaptık. Çünkü ayrımcılık yapamazdık. Bu bizim yaradılışımıza ters. Bundan sonraki süreçte bunlara sesleniyorum, sizler bu ülkede hangi hayırlı iş yapılırsa yapılsın bunun karşısına dikildiniz. Onların ağzına yakışan hayır başka. Sadra şifa olacak, ülkeyi büyütecek hiçbir adımın yanında bunlar yer almazlar. Müzmin muhalifler gibi sürekli çarpıtma ile yalanla, iftira ile meseleleri ters yüz etmeye çalışırlar. Son anayasa değişikliğinde de aynı taktiği izliyorlar. Türkiye’nin yaşadığı darbelerin, muhtıraların, krizlerin, sıkıntıların müsebbibi olan mevcut sistemi göklere çıkartarak sürekli cumhurbaşkanlığı hükümeti sistemini karalıyorlar. Tarihimizin en büyük yönetim reformlarından birisi olan bu anayasa değişikliğini engellemek için mecliste sergilenmedik çirkinlik bırakmadılar. Tekme, tokat her şeyi yaptılar. Şimdi aynı işi meydanlarda yapmaya çalışacakları anlaşılıyor. Halbuki milletimiz için bu yeni bir mesele değildir.

2007 Cumhurbaşkanlığı Seçimi krizi sırasında sorunu aşmak için atılan adım ülkemizi bugünkü noktaya getirmiştir. Cumhurbaşkanının seçimini meclisten halka veren anayasa değişikliğinin 21 Ekim 2007 yılındaki halk oylamasında halkımız yüzde 69 oy verdi. Bu yüzde 69 bunları çıldırttı. Asırlık arayış yeni bir yola girmiştir. Bu sistemin ne anlama geldiğini pek çok kimse ancak ilk uygulaması olan 10 Ağustos 2014 Cumhurbaşkanlığı seçiminin ardından anlayabilmiştir. Orada da malum kardeşiniz yüzde 52 ile Cumhurbaşkanı oldu. Türkiye 10 Ağustos’un akabinde her ikisi de meşruiyetini milletten alan iki ayrı yürütme gücünün olduğu bir sistem ile karşı karşıya kalmıştır. Mevcut anayasanın meclisin seçtiği cumhurbaşkanına çok fazla yetki verdiği hep tartışılmıştır. Cumhurbaşkanı bir de meşruiyetini doğrudan halktan aldığında bu yetkilerini daha da güçlü şekilde kullanmak durumunda kalacaktır. Ülkemizin 2014 yılından beri yaşadığı krizleri Cumhurbaşkanlığı makamının bu meşruiyet gücüne dayanarak ortaya koyduğu liderlikle aştığı inkar edilemez bir gerçektir. Burada söz konusu olan şahsım değildir. Elbette bu süreç şahsımla birlikte yaşandı. O makamda kim oturuyor olursa olsun kendisinden aynı liderlik beklenecekti. Sorunun şahıslardan değil, sistemden kaynaklandığını kabul etmediğimiz sürece çözüme oluşamayız. Siyasi hayatları birçok krizlerle geçen rahmetli Özal’ın, rahmetli Demirel’in nihai aşamada geldikleri yer bugünkü ile aynıdır. Merhum Erbakan’dan rahmetli Türkeş’e kadar tarihimizde iz bırakan tüm liderlerin de benzer görüşlere sahip olduklarını biliyoruz. Milletimiz 2007 yılında ilk adımı atılan düzenlemeye verdiği destek ile bu yol ayrımında tercihini cumhurbaşkanlığı hükümeti sisteminden yana kullandığını ilan etmiştir. Nisan ayında milletimizin takdirine sunulacak olan anayasa değişikliğine 10 yıl önce atılan bu adımın tamamlanması olarak bakmak gerekiyor. Milletimizin o zaman yüzde 69 ile ‘evet’ dediği reformun nihai hedefine ulaşmasını sağlayacak bu değişikliğe de aynı şekilde sahip çıkacağına ben inanıyorum” şeklinde konuştu.

“Kentsel dönüşüm ve değişimde gelin devletimize, hükümetimize yardımcı olun”
“Ülkemizde eskiden beri ‘hayırcı’ blok vardı. İstanbul’a ilk köprü yapıldığı zaman bu hayırcılar neler yapmadılar ki. Baraj inşasına başlanır, bunlar engellemeye çalışır, özelleştirme denilir, bunlar hemen ortalığı velveleye verir. Uluslararası sermaye ülkemize gelsin, yatırım yapsın, istihdam oluştursun denir bunlar yine homurdanmaya başlar” açıklamasında bulunan Erdoğan, kaynak çeşitlendirme yöntemine ilişkin bilgi verdi.
Eğitim, sağlık, adalet ve emniyet temel direkleri üzerinde Türkiye’nin yükseltilmesi çalışmaları yapıldığını, buna ulaşım, enerji, gıda ve tarımı ilave ettiklerini kaydeden Erdoğan, “Buna toplu konutları ilave ettik. Şu an itibariyle 760 bini bulan toplu konut var. Bunları modern şehirlere kavuşalım diye yaptık. Özel sektörün yaptığı konutları söylemiyorum. Şimdi yeni bir süreç, kentsel değişim ve dönüşüm dedik. Bununla çirkin yapılaşmaları şehirlerimizden kaldıralım. Cumhurbaşkanlığı Külliyesinden milletimize sesleniyorum, kentsel dönüşüm ve değişimde gelin devletimize, hükümetimize yardımcı olun. İnanın bu yapılacak değişim ile çok daha mutlu olacaksınız. Sürekli olarak bu güzelliklerle anılacaksınız. Devlet ve hükümet hiçbir zaman kentsel değişim ve dönüşümde halkını dara sokmanın peşinde değildir. Tek derdimiz var, bunu yapalım ki şehirlerimiz çok daha güzel olsun” ifadelerini kullandı. 

Derya Yetim – İlker Turak

Fırat Kalkanı Operasyonu kapsamında Suriye’nin El Bab kentinde DEAŞ saldırısı sonucu şehit olan Uzman Çavuş Gökhan Kılıç’ın 3 aylık evli olduğu ve şehit olmadan 3 gün önce izinden döndüğü öğrenildi.
El Bab şehidi Gökhan Kılıç’ın ölüm haberi memleketi Adana’nın Sarıçam ilçesi Sarıçam Mahallesi 2424 Sokak’ta yaşayan ailesine görevli askerler tarafından verildi. Şehadet haberini alan yakınları fenalık geçirdi. Mehmet-Fadime Kılıç çiftinin en küçük çocukları olan 25 yaşındaki Gökhan Kılıç’ın Tatvan’da görev yaptığı, 4 yıllık uzman çavuş olduğu, 2 kız 1 erkek kardeşi bulunduğu ve eşi Hasret ile de 3 ay önce dünya evine girdiği öğrenildi.
Şehidin evine Türk bayrağı asılırken, sokakta da bir ambulans hazır bekletiliyor.

ŞEHİT ATEŞİ İZMİR’E DÜŞTÜ

 Fırat Kalkanı Harekatında şehit düşen iki askerden birisi olan Astsubay Kıdemli Çavuş Yahya Efiloğlu’nun şehadet haberi İzmir’deki ailesi ulaştı. Şehit askerin akrabası Alia Efiloğlu, “Kendisi izne geldiğinde ‘Ben şehit olacağım, beni hava şehitliğine defnedin’ diye vasiyette bulunmuş. Bu vasiyeti yerine getirmek şehadet mertebesinin yüceliği gereği silah arkadaşlarının yanına defnetmeye hava şehitliğine karar verdik” dedi. 
Fırat Kalkanı Operasyonu kapsamında Suriye’nin El Bab kentinde DEAŞ saldırısı sonucu şehit olan askerlerden Astsubay Kıdemli Çavuş Yahya Efiloğlu’nun şehit haberi memleketi İzmir’in Karabağlar ilçesinde yaşayan ailesine askeri yetkililer tarafından verildi. Aile oğlunun şehadet haberini olgunlukla karşılarken, şehit evi haberin ardından Türk bayraklarıyla donatıldı. Acı haberi öğrenen vatandaşlarda şehit evine akın ederek, aileye taziye dileklerini iletti. 

Şehit olmadan saatler önce babasıyla görüşmüş 
Şehidin acılı babası Abdullah Efiloğlu’un ayakta durmakta güçlük çekerken, gözyaşlarına boğuldu. Şehit babası, “En son dün konuştum. İyi olduğunu söyledi ve bir dakika kadar konuştuk” dedi. 

“Şehit olmak istiyorum” demiş 
Şehidin akrabası Ali Efiloğlu ise şehidin ailenin tek asker çocuğu olduğunu söyledi. Astsubay Kıdemli Çavuş Efiloğlu’nun şehit olmak istediğini ifade eden Ali Efiloğlu, “Görev bölgesinde görevini severek yaptığını zamanla anlatır, zaman zaman benimle de görüştüğünde dua isterdi. Kendisi izne geldiğinde ‘Ben şehit olacağım, beni hava şehitliğine defnedin’ diye vasiyette bulunmuş. Bu vasiyeti yerine getirmek şehadet mertebesinin yüceliği gereği silah arkadaşlarının yanına defnetmeye hava şehitliğine karar verdik. Devamlı sınır bölgelerinde görev yaptığından dolayı evliliği geciktirdik biraz bilinçli olarak. Böyle bir durum düşünmedik; ama takdir ilahi tecelli eder sınır bölgesindeki görevi bittikten sonra evlilik gerçekleşir diye düşünüyorduk. Bu sezon sonunda da böyle bir teşebbüsümüz vardı” şeklinde konuştu. 
Astsubay’ın Üstçavuş Efiloğlu’nun cenazesi Cuma günü öğle namazına müteakip kılınacak cenaze namazının ardından askeri törenle son yolculuğuna uğurlanacak. DEAŞ terör örgütünün hain saldırısında, Yahya Efiloğlu ile beraber Uzman Çavuş Gökhan Kılıç şehit düşmüş, 15 askerde hafif şekilde yaralanmıştı. 
 

HDP Ağrı Milletvekili Leyla Zana, hakkında yürütülen 3 ayrı soruşturma nedeniyle, Silvan ilçesinden Diyarbakır’a geldiği sırada kent girişindeki uygulama noktasında, gözaltına alındı. Polislerce kendisine hakkında yakalama kararı bulunduğunun iletildiği Zana, kendi aracıyla Diyarbakır Adliyesine getirildi. Burada savcıya ifade veren Zana, hakkında adli kontrol şartı kararı alınması talebiyle Nöbetçi Sulh Ceza Hakimliğine sevk edildi. Zana, mahkemece adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. 

LEYLA ZANA KİMDİR?

3 Mayıs 1961 yılında dünyaya gelen Leyla Zana aslen Diyarbakırlıdır. 1975 senesinde, 14 yaşında iken Diyarbakır Belediye Başkanı Mehdi Zana ile evlenen Leyla Zana okuma ve yazmayı sonradan öğrendi.

Leyla Zana, 14 yaşında iken bölgenin büyük ailelerinden birinin oğlu olan Diyarbakır Belediye Başkanı Mehdi Zana ile evlendi ve Diyarbakır’a yerleşti. 12 Eylül Darbesi sonrasında tutuklanarak cezaevine giren Mehdi Zana Diyarbakır, Aydın, Afyon ve Akşehir cezaevlerinde 14 yıl kalırken, bu yıllar Leyla Zana için okuma yazmayı da öğrendiği bir eğitim süreci oldu.

1991 Türkiye genel seçimleri’nde, bölge kadınlarının büyük desteğini aldığı bir seçim çalışması sonrasında zamanın Sosyaldemokrat Halkçı Parti listesinden Diyarbakır milletvekili olarak TBMM’ye girdi. 6 Kasım 1991’de, TBMM 19. Yasama Dönemi için yapılan yemin töreninde, başında Kürt ulusal renkleri olan bir bantla, Türkçe başladığı yemini Kürtçe “Bu yemini Türk ve Kürt halklarının kardeşliği adına ediyorum” cümlesiyle tamamlaması nedeniyle meclis salonunda tepkiyle karşılaştı. 2 Mart 1994’te [1] , ABD’de yaptığı bir konuşma yüzünden, TBMM Genel Kurulu’nda yapılan oylamada, Orhan Doğan, Hatip Dicle, Ahmet Türk, Sırrı Sakık ve Mahmut Alınak’la beraber milletvekilliği dokunulmazlığı kaldırıldı. Ertesi gün dokunulmazlıkları kaldırılmış olan diğer 5 milletvekiliyle birlikte gözaltına alındı.

17 Mart 1994’te, grup arkadaşları Hatip Dicle, Selim Sadak ve Orhan Doğan ile birlikte tutuklanarak cezaevine gönderildi. 8 Aralık 1994’te yasadışı örgüt üyeliği suçundan mahkûm olarak 15 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Hapishaneden yazdığı mektuplar önce bir gazetede yayımlandı, daha sonra kitap haline getirildi.

Aydın Yorat
 

Cumhurbaşkanı Sözcüsü İbrahim Kalın, Fırat Kalkanı Harekatı ile ilgili yaptığı açıklamada, “Birliklerimiz El Bab’ın merkezine girdi. Esad güçleri ile karşılaşmamak için Rusya ile görüşüyoruz” dedi.

“Birliklerimiz El Bab’ın merkezine girdi”

Katıldığı televizyon programında gündemi değerlendiren Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, Amerika’nın artık PYD’yi kullanmayacağı yönündeki bilgilerle ilgili açıklamasında, “Bizim telkinimiz bu yönde ama bu sadece temenni ve telkinden ibaret değil biz ortaya somut bir plan da koyuyoruz, Fırat Kalkanı Harekatıyla Suriye’de DEAŞ’a karşı etkin olarak mücadele veren tek güç PYD ve YPG’dir efsanesi çökmüş oldu. Şimdi Türkiye’nin kendi imkan ve kabiliyetleriyle yürüttüğü bu harekat, Suriye ordusuna verilen destek ile 20 bin kilometre karelik bir alan zaten DEAŞ’tan tamamen temizlendi. Bugün DEAŞ’a karşı gerçek manada mücadele veren ülkeleri sayacak olursanız bunların başında Türkiye gelir. Bizzat mücadeleyi yürüten bir ülke olarak Türkiye burada çok büyük bir sorumluluk almış durumda. Bu konuda sorumluluk almaktan kaçınmayan bir Türkiye olduğunu tüm dünya gördü. Şuanda güçler şehir içindeler, şehrin içini temizlik bir yandan yürüyor. Dün Cumhurbaşkanımız ile Trump bu konuyu görüştü. Biz burada sadece El Bab’a indirgenen bir mücadeleden bahsetmiyoruz. El Bab’ın alınması aynı daha önceden Azez’in ve Cerablus’un DEAŞ’tan temizlenmesi gibi DEAŞ’a vurulmuş bir darbe olacak ve Rakka’ya yönelik yürüteceğimiz müşterek bir harekatın hem zeminini hazırlayacak hem de süresini hızlandıracak. Rakka’nın DEAŞ’tan temizlenmesi konusunda Türkiye’nin sunduğu somut bir plan var. Şuanda El Bab’ta mücadele eden Suriye Ordusu mensuplarının da burada güvence altına alındıktan sonra Rakka Operasyonu için hazır hale gelecekler. Önümüzdeki haftalarda Dışişleri Müsteşarımız Washington’a gidecek bu konu detaylı bir şekilde ele alınacak. Bu konuda sayın Trump’tan da olumlu tepkiler aldık” şeklinde konuştu. 

 

10 gündür Yunan askerleri tarafından sınır ihlalli yapılan Kardak Kayalıkları bölgesinde bugünde hareketli saatler yaşandı. Yunanistan’a ait Kalalimnos Adası yakınlarında kayalıklara 2 mil uzakta bekleyen Yunan botu, saat 14:55 sularından Kardak kayalıklarını geçerek sınır ihlali yaptı. Yunan Botları kovalayan Türk askeri yaklaşık 15 dakika boyunca Yunan askerlerini kovaladı.
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar ve kuvvet komutanlarının 29 Ocak pazar günü ziyaret gerçekleştirdiği Kardak’ın çevresinde, Türk sahil güvenlik botları 24 saat boyunca nöbet tutarak çevrede kuş uçurtmuyor.

Burun buruna geldiler
Bu gün sabah saatlerinde Kardak kayalıklarında hareketsizlik gözlenirken, öğleden sonra Yunan askerlerinin Türk kara sularına girmesiyle hareketlilik başladı. Yunanistan’a ait Kalalimnos Adası yakınlarında Kardak kayalıklarına 2 mil uzakta bekleyen Yunan botu, kayalıklara birkaç kez yanaşmak için yönelince Türk botlarının engel olduğu görüldü. Daha sonra Türk karasularına yönelen Yunan askerleri sınır ihlali yaparak Türk karasularına girdi. Bunun üzerine Türk sahil güvenlik ekipleri Yunan sahil güvernlik ekiplerine telsizden anons geçerek “Şu anda Türk kara sularını ihlal ediyorusun. Sularımızı terk edin diyerek” uyarılarda bulundu. Uyarılara aldırış etmeyen Yunan askerleri bir süre daha Türk kara sularını ihlal etmeye devam etti. Türk Sahil güven komutanlığına ait TTCG – P 1203 botu Yunan askerlerinin peşine düşerek Kayalıkların etrafında kovalamaca başladı. Türk botları yaptıkları manevralarla Yunan botlarını kovaladı. Yaklaşık 15 dakika boyunca süren kovalamacada zaman zaman Türk ve Yunan botları burun buruna geldi.
Öte yandan Türk savaş gemisi ise Kardak kayalıklarının yakınlarına gelerek yaklaşık 30 dakika Kardak nöbeti tuttu. Daha sonra çatal adanın arka tarafına geçerek nöbet tutmaya maya devam etti. 

Eren Ayhan
 

Avrasya tünelini bisikleti ile geçtiği anları kameraya alan ve ardından sosyal paylaşım sitelerinde paylaşarak biranda gündem oluşturan çılgın genç İsmail Öznam, Avrasya Tünelini bisikleti ile geçerken yaşadığı heyecan dolu anları İhlas Haber Ajansı kameralarına anlattı.

Bisiklet tutkunu genç, Avrasya tünelini çok merak etmesine rağmen aslında öyle bir niyeti olmadığını ancak antrenman sırasında tünelin yanından geçerken birden karar verip bisiklet ile tünele girdiğini söyledi.
Küçüklüğünden beri bisiklet kullandığını ve yarışlara katılmak için antrenman yaptığını belirten İsmail Öznam, “Ben yarışlara hazırlandığım için iş çıkışı antrenman yaparım. Sahilden, Bakırköy yönüne doğru gidecektim ama Avrasya tünelini gördüm. Tüneli de çok merak ediyordum. Bunun üzerine Avrasya Tünelinden geçmeye karar verdim. O an çok heyecanlandım. Ben geçince anonslar yapıldı. Biraz da hız yaptım. Heyecandan kalp atışlarım yükseldi. Tünelden geçerken çekim de yaptım. Maksimum 80 kilometre hız yapabildim yokuş aşağı olduğu için. Denizin altındaki o havayı hissedebildim. Çok iyiydi yalnız kimsenin denemesini istemiyorum çünkü çok tehlikeli bir deneyimdi” diye konuştu. 

Tünele girmesinin ardından sıkça anonslar yapıldığını belirten Öznam, “Tünele yayaların girişi yasaktır diye 10-15 defa anons ettiler. Tünelin içinde yokuş çıkarken motosikletli görevli yakaladı. Bana eşlik ederek çıkışa kadar takip etti. Tünelin içinde durmak yasak olduğu için beni durdurmadılar. Tünelin çıkışında da ceza yiyeceğimi düşündüğüm için bende korkup kaçtım. Trafikten yararlanarak, Sağa sola makas atarak ve kaldırımlara çıkarak kaçtım” dedi. 

“PİŞMAN OLDUM”

Sonradan pişman olduğunu da sözlerine ekleyen çılgın genç, “Bu yaptığımın çok yanlış olduğunu fark ettim. Lütfen herkes kurallara uysun. Bende bundan sonra kurallara uyacağım. Görevlilerden de özür diliyorum” ifadelerini kullandı. 

Bu arada tünelden geçtiği sırada görevlinin gelmesi ile çılgın genç İsmail Öznam ile görevli arasında ilginç diyaloglar yaşandığı duyuldu. Görevlinin uyarısı üzerine önce çıkıyorum diyen Öznam, “Çok yoruldum sana tutunayım mı” dediği duyuldu. Bir yandan bisikletini süren Öznam, bir yandan da “acaba ceza kesecekler mi? Kafamda deli sorular” diyerek şarkı söylediği duyuldu. 

Tünelden çıktıktan sonra görevliye ceza kesecek misiniz diye soran Öznam, görevlinin “hayır sadece bir daha girmeyeceğine dair yazı yazacaksın” demesine rağmen korkup kaçtığı görüldü.

Mehmet Altunışık