KKTC’ye gitmek üzere dün akşam saatlerinde Atatürk Havalimanından havalandıktan kısa süre sonra geri dönerek iniş sırasında pistten çıkıp alev alan özel jetin pilotu ve Kule arasındaki diyaloglar telsiz konuşmalarına yansıdı. Telsiz konuşmalarına yansıyan diyaloglarda özel jetin pilotu, kalkıştan kısa süre sonra Atatürk Havalimanı Hava Trafik Kontrol Kulesi ile irtibata geçerek acil iniş yapmak istediğini bildiriyor. Bunun üzerine Kule görevlisi inişi onaylıyor. Uçak kazası yaşanmadan önce acil iniş yapmak isteyen pilot ile Kule arasındaki diyaloglar şu şekilde gerçekleşti:

Kule: ‘Tango, Charlie, Kilo, Oscar, November (TC-KON)
Pilot: ‘Devam edin’
Kule: ‘Efendim Emergeny (acil) deklare ettiğinize mutabık mıyız?’
Pilot: ‘Mutabıkız, mutabıkız’
Kule: ‘3-5 sağ pisti için iniş serbest’

Kule ve pilot arasında yaşanan bu diyalogların ardından kaza gerçekleşiyor. Kule görevlileri kazadan sonra ise havalimanına iniş ve kalkış yapmak için bekleyen pilotları uyararak, “Küçük uçak bizden kalkmıştı. Teker arızası oluştu. Emergeny deklare etti. Son 3 milde emergeny deklare ettiği için pistten çıktı. Patladı gibi gözüküyor şu anda” şeklinde konuşuyor. Başka bir pilot ise “Anladım, kırım yani” şeklinde cevap veriyor.

TC-KON kuyruk tescilli Cessna Citation VII C650 tipi özel jet dün akşam saat 21.20’de Atatürk Havalimanında acil iniş yaptığı sırada pistten çıkarak alev almış, kazada yaralanan 3 mürettebat ve bir yolcu hastaneye kaldırılmıştı. 

Ferhat Yasak

Kadın Hastalıkları Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Op. Dr. Betül Görgen, “Küçük miktarlarda sık sık beslenin, yağlı ve baharatlı gıdalardan uzak durun. 2 saatte bir küçük öğünlerle beslenmeye çalışın, böylece asla aç kalmazsınız. Son küçük öğün gece yatmadan olmalı ki sabah uyandığınızda mideniz bulanmasın. Yiyecekleri yavaş ve iyi çiğneyin. Kuru ve soğuk gıdalar tüketin (kraker vb) Sıvı tüketimi öğün aralarında olsun. Limonata bulantınızı azaltacaktır. Alkollü ve kafeinli içeceklerden uzak durun. Kokulardan uzak durun, mümkünse yemek yapmayın” dedi.

“KIZARMIŞ, YAĞLI YİYECEKLER YEMEYİN”

Kızarmış ve yağlı yiyeceklerin mide bulantısını tetiklediğini ifade eden Op.Dr. Görgen, “ Yemek sonrası uzanırsanız, başınız yüksek olsun. Bulantı ve kusmayı provoke edecek güçlü kokulardan, sıcaktan ve gürültüden uzak durun. Dışarı çıkın ve temiz hava alın. Sıvı kaybını, B vitamini takviyesi ve elektrolit dengesini düzeltin. Zencefilin olumlu etkisi vardır, deneyebilirsiniz. Elektrik uyarılı bileklikler ve akupunkturun etkinliği şüphelidir. B6 vitamini yıllardır tedavide kullanılmaktadır” açıklamalarında bulundu.

“BULANTI VE KUSMANIN NEDENİ TAM OLARAK BİLİNMİYOR”

Sabah bulantılarının gebeliğin erken dönemlerinde başladığını kaydeden Op.Dr. Görgen, “Oldukça yaygın bir şikayet olduğu için sıklıkla hekimler tarafından çok önemsenmez. Bazen de anne adayları, tedavide kullanılan ilaçların güvenirliğinden endişe duyduklarından, tedaviyi reddeder. Oysa bulantı ve kusmalar başladıktan sonra belirtileri kontrol etmek güçleşir. Erken dönemde uygulanan tedavi daha ciddi komplikasyonların ortaya çıkışını (hastanede yatmak gibi) önleyebilir. Hafif olgularda diyet ve yaşam tarzını değiştirerek çözüm bulmak mümkündür, daha ciddi vakalarda ise etkili ve güvenilir tedavi seçenekleri bulunabilir. Maalesef kesin nedeni bilinmemektedir ama hormonal durum, gebeliğe adaptasyon ve psikolojik yatkınlık olası nedenler arasındadır. Mol gebeliği veya çoğul gebelik gibi plasenta hacminin arttığı durumlarda bulantı-kusma oldukça sık görülür” diye konuştu.

Op. Dr. Betül Görgen, “Belirtilerin şiddeti kişiden kişiye değişmekle beraber, 9. haftada en üst seviyeye ulaşır. Erken tedavi ve diyetteki düzenleme belirtilerin ilk 3 ayın sonuna doğru azalmasını sağlar. Nadiren 20. haftaya kadar devam edebilir. Bazen gebeliklerin bir kısmında (yüzde 3 ila 0,3 kadarında) durum gittikçe şiddetlenir ve bu süreç uzar. Gebeliklerin yalnızca yüzde 25’inde bulantıya rastlanmaz” ifadelerini kaydetti.

Büyükşehir Belediyesi Kent Tarihi ve Tanıtımı Dairesi Başkanlığı, uzun süredir çalışmalarını yürüttüğü, Antalya tarihine ışık tutacak Akdeniz Gazetesi’nin kayıp nüshalarına ulaştı. Elmalılı Dr. Ferruh Niyazi Ayoğlu tarafından yayımlanan ve 9 Mart 1925 tarihinde yayın hayatına başlayan Akdeniz Gazetesi, 1920’li yıllar Antalya’sına dair belge niteliği taşıyor. Akdeniz Gazetesi’nde yer alan birçok haberde kentin sorunlarına ve Antalyalıların ihtiyaçlarına değiniliyor.

ARŞİV ÇIKAN YANGINDA YOK OLDU

Kent Tarihi ve Tanıtımı Dairesi Başkanı Zülfü Çelik, Akdeniz Gazetesi’nin Antalya’nın en eski gazeteleri arasında yer aldığını, ancak gazetenin 1926 yılında çıkan bir yangın nedeniyle kapanmak zorunda kaldığını belirterek, yangında gazetenin çok değerli arşivinin de yok olduğunu ifade etti. Çelik, bu nedenle Akdeniz’in orijinal nüshalarına ulaşmanın çok güç olduğunu ve bu güç işin üstesinden geldikleri için mutlu olduklarını da sözlerine ekledi.

GAZETELERİN PEŞİNE DÜŞÜLDÜ

Londra, Marsilya, Atina, İstanbul gibi kentlerde arşivlerde çalıştıklarını anlatan Zülfü Çelik, Antalya’ya ilişkin tarihi belgelerin peşine düştüklerini, Akdeniz Gazetesi’nin kayıp 58 nüshasına da bu çalışmalar sayesinde ulaştıklarını ifade etti. 1925 ve 1926 yılları arasında Elmalı’da kaymakamlık yapan Mehmed Bahaaddin Bey’in koleksiyonuna ait olan gazetelerin Kent Tarihi ve Tanıtım Dairesi Başkanlığı’nın araştırmaları neticesinde satın alınarak Antalya’ya kazandırıldığını söyleyen Çelik, arşive alınan gazetelerin bir süre sonra araştırmacıların kullanımına açılacağını belirtti. Akdeniz Gazetesi, kuruluş çalışmaları devam eden Antalya Kent Müzesi sergilerinde de kullanılacak.

100 YILLIK GAZETENİN HABERLERİ NELER?

Yaklaşık 100 yıl öncenin Antalya’sının tarihine ışık tutan Akdeniz Gazetesi’nde yer alan birçok haberde kentin sorunlarına ve Antalyalıların ihtiyaçlarına değiniliyor. Gazete haberlerine en çok konu olan kurum ise Antalya Belediyesi. Antalya Belediyesi yeri geldiğinde takdir ediliyor, yeri geldiğinde eleştiriliyor. Örneğin gazetenin 25 Mart 1925 tarihli nüshasında yayımlanan “Aferin Belediyeye” başlıklı haberde İmaret Kapısı civarındaki harap dükkânları yıktırdığı için Antalya Belediyesi takdir ediliyor. Gazetenin 9 Mayıs 1925 tarihli nüshasındaki “Belediye Unuttu Mu?” başlıklı haberde ise Kadın Yarında biriken suları temizlemeyen belediye eleştiriliyor.

Bir başka örnekte ise gazetenin 5 Ağustos 1925 tarihli nüshasında yayımlanan bir makalede Antalya Belediyesi, çöpleri denize atmadığı için sert bir dille eleştiriliyor. “Belediye çöpçüleri çöpleri şehrin en havadar yeri olan hastane civarına atmaktadır. Geceleri halkın en çok hava almak için gittiği yere çöp atmak herhalde belediyeye şeref veren bir iş değildir” sözleriyle başlayan bu makale, “Deniz olan yerde çöpler denize atılır, Belediye Reisi’nin nazar-ı dikkatine!” uyarısıyla bitiyor.

Son yıllarda en çok tercih edilen estetik uygulamalarından yağ enjeksiyonu ile ciltteki çöküntüler ve çukurlar doldurularak daha genç görünümlü bir vücuda ve yüze sahip olunabiliyor. Op. Dr. Deniz Küçükkaya, cerrahi bir yöntem olan yağ enjeksiyonu hakkında bilgiler verdi.

Bazı durumlarda hastalardan alınan yağların inceltilerek tekrar enjeksiyon yöntemi ile vücuda verilmesi işlemi olan yağ enjeksiyonunun vücuttaki uygulama alanları hakkında bilgi veren Op. Dr. Deniz Küçükkaya, “Vücudunda herhangi bir nedenle çöküklük olan hastalarda, ani kilo alıp verme sonucunda oluşan çukurlarda, orantısız vücut yapılarını dengelenmesinde ve problemli bölgelerin önceden tespit edilip yine vücuttan alınan yağların tespit edilen bölgelerde yağ enjeksiyonu yöntemi ile var olan sorunlar ortadan kaldırılıyor. Çökük yüzler, düz ve elmacık kemiklerinin belirgin olmaması, bacaklardaki çarpıklıklar, düz ve kıvrımsız kalçalar, yaşlılığa bağlı olarak el ve yüzde oluşan kırışıklık vb. gibi daha birçok durumda da cerrahi bir yöntem olan yağ enjeksiyonu işlemi uygulanıyor” dedi.

”Daha çok yüz gençleştirmede kullanılıyor”

Yağ enjeksiyonu uygulamasını en çok yüz gençleştirmede operasyonlarında kullandığını belirten Op. Dr. Küçükkaya, “Yüz germe hastalarımda çoğu zaman orta yüz bölgesini yani elmacık kemiklerinin olduğu bölgeleri yağ enjeksiyonlarıyla dolduruyorum. Böylece ciltteki sarkmalar giderken aynı zamanda dolgunluk da sağlanmış oluyor. Bununla beraber çok daha küçük müdahale isteyen hastalarımda özellikle sadece yağ enjeksiyonuyla tatmin edici sonuçlar almak mümkün oluyor. Yağ enjeksiyonu sadece dolgunluk vermekle kalmıyor. Aynı zamanda içerdiği kök hücreler sayesinde cildin canlılığında ve güzelliğinde de belirgin olarak artış sağlıyor. Elmacık kemikleriyle beraber alın bölgesine de uygulanan enjeksiyonlarla totale yakın bir yüz gençleştirme sağlamak mümkün olabiliyor. Orta yüz bölgesi geride olan bazı hastalarda bu bölgeye üst dudakları da içerecek şekilde yapılan uygulamalarda özellikle profil görüntülerinde belirgin düzelme sağlamak mümkün olmaktadır. Yüzüne yağ enjeksiyonu yaptığımız hastaların büyük bir çoğunluğunun ellerine de yağ enjeksiyonu yapıyorum. Böylece yüzün uyumuyla beraber ellerdeki yaşlılık belirtilerini de hafifletmek mümkün oluyor” şeklinde konuştu.

”Liposuction için gelen hastalarda avantaj sağlıyor”

Yağ enjeksiyonunun yüz bölgesinde çökük yanaklarda, düz ve belirsiz elmacık kemiklerinde, cilt kırışıklarında dudaklarda, alın bölgesinde, alt ve üst göz kapağına, çene konturunu belirginleştirmek için kullanılabileceği bilgisini veren Op. Dr. Küçükkaya, ”Bu alanlar dışında ameliyatlı ve ameliyatsız çökük burunları düzleştirmek amacı ile rahatlıkla uygulanabilir. Bacaklarda şekil bozukluğu bulunan hastalara da benzer uygulamaları yapmak mümkün oluyor. Bununla beraber uygun hastalarda kalça büyütmek için de kullanılıyor. Özellikle liposuction için gelen hastalarda avantaj sağlıyor. Liposuction istemeyen kişilerde ise sadece ihtiyacımız kadar yağı karın, bel veya vücudun başka yerlerinden temin etmek mümkün oluyor. Kişinin kendine ait bir doku olmasından dolayı reaksiyon riski önemli ölçüde ortadan kalkıyor” diye konuştu.

”Yağ enjeksiyonu işleminde verilen yağın bir miktarının erime olasılığı var”

Yağ enjeksiyonu işleminde verilen yağın bir miktarının erime olasılığı olduğunu ifade eden Op. Dr. Küçükkaya, “Kendi yağımız olmasına rağmen vücut bunun bir kısmını eritiyor. Bu erimenin oranı kişiden kişiye göre değişiklik gösterebiliyor. Erime tamamlandıktan sonra geriye kalan yağ dokusu yeterli sonucu sağlamışsa tekrar bir işleme gerek olmuyor ve işlem kalıcı olarak bir değişim sağlıyor. Kalıcılığı en iyi olan yağ ise karın ve uyluk iç taraftaki yağdır” dedi.

İyileşme süreci

İyileşme sürecine değinen Op. Dr. Küçükkaya, ”Yağ enjeksiyonu genelde lokal anestezi altında yapılsa da bazı hastalarda genel anestezi ile de yapılıyor. İşlem ortalama 1- 1,5 saat sürüyor. Lokal anestezi altında yapılan işlem sonrasında hastalar yarım saat dinlendikten sonra evine dönebilir. İşlemin genel anestezi altında yapılması durumunda ise 4-6 saat sonra hastaların evine dönmesi mümkün olabiliyor” ifadelerini kullandı.

Unutkanlık her yaştan kişinin sık bir yakınmasıdır. Her toplumda olduğu gibi toplumumuzda da unutkanlıktan yakınan kişiler en çok da alzheimer hastalığından endişe etmektedir. Ancak akılda tutulmalıdır ki, unutkanlıktan yakınan kişilerin büyük bir kısmını da tedavi edilebilir sebepler oluşturmaktadır ve unutkanlık hastaları titizlikle değerlendirilmelidir.

Alzheimer belirtileri

Sık bilinen hafıza sorunları yanında edinilmiş beceriler olan giyinme, düzgün bir biçimde yemek yapma, alet kullanma, kişilik – davranış değişiklikleri, dili kullanmada veya konuşulanları anlamada bozukluk, yol bulamama, tekrar tekrar aynı soruları sorma, hesap yapamama, içe kapanma, canlı hayaller görmenin Alzheimer hastalığının belirtileri olarak görüldüğünü söyleyen Doç. Dr. Amber Eker Bakkaloğlu, ailede bulunan hasta bireylerin, beyin damar hastalığı için risk faktörleri (yüksek tansiyon, yüksek kolesterol, şeker hastalığı) bulunmasının, sık geçirilen kafa travmasının, düşük eğitim seviyesinin ve en önemlisi ileri yaşın, hastalık için risk faktörleri olarak görüldüğünü belirtti. Doç. Dr. Amber Eker Bakkaloğlu, en önemli risk faktörü olan yaşlanmanın önüne geçilemeyeceğini, ancak hastalık sürecinin başlangıcını önemli oranda ertelemek için kontrol edilebilir risklerden, beyin damar hastalığına sebep olabilecek risk faktörlerinin iyi kontrol edilebileceğini söyledi.

İlk kez Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi’nde

Teşhis sürecinde hasta ve mutlaka onu iyi gözlemleyen bir yakını ile görüşme yapılması gerektiğini söyleyen Doç. Dr. Amber Eker Bakkaloğlu, hafızanın, işlem yeteneğinin, şekilleri kopyalama becerisinin ve daha birçok beyin işlevinin kontrol edilmesine imkân sağlayan nöropsikolojik testlerlerin, adamızda ilk kez Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi’nde uygulanmaya başlandığını ifade ederek, böylelikle hastalığın teşhis ve takibinin yapılabildiğini, hastalığının erken teşhisi ve tedavisi ile sürecin yavaşlatılmasının mümkün olduğunu, ayrıca her hastada tedavi edilebilir unutkanlık sebebi olabilecek tiroid hormonları ve vitamin B12 düzeyine de bakılması gerektiğini hatırlattı.

Doç. Dr. Amber Eker Bakkaloğlu: “İletişim kurarken, kısa ve basit cümlelerle, yüzüne bakarak konuşmak ve dokunmaya özen göstermek, dikkatini size vermesini sağlayacaktır.”

Hastalık sürecinde ortaya çıkabilecek davranış değişiklikleri, hırçınlık ve depresyon gibi durumların da görülebileceğini söyleyen Doç. Dr. Amber Eker Bakkaloğlu, bu durumların ilaçlar ile kontrol altına alınabileceğini belirtti. Alzheimer hastalarıyla iletişim kurarken takınılması gereken tutumların da bu olumsuz durumların kontrol edilmesi açısından önemli olduğunu söyleyen Doç. Dr. Amber Eker Bakkaloğlu şöyle devam etti: “İletişim kurarken kısa ve basit cümlelerle yüzüne bakarak konuşmak ve dokunmak, dikkatini size vermesini sağlayacaktır. Ona düşünmesi ve tepki vermesi için zaman tanıyın ve zorlandığını fark ederseniz, her zaman zarifçe yardımcı olun. Hastalık sürecinde bakım veren kişilerin de desteklenmesi oldukça önemlidir. Çok sevdiği yakınının bazı becerilerini kaybetmesi, değişen davranışlarına tanıklık etmek hasta yakınlarını doğal olarak üzmektedir. Ayrıca hastalık sürecinde bazen hasta yakınlarını çok zorlayıcı hırçınlıklar, hasta bakımı ile ilgili güçlükler olabilir. Tüm bunlar ile baş etmek herkes için yıpratıcı olabilir ve destek almak gerekebilir. Ancak bu süreçte her zaman unutulmamalıdır ki, karşınızdaki hala o çok sevdiğiniz insandır; değişen yalnızca hastalık nedeniyle davranışlarıdır” dedi.

Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından cuma namazında ‘Besmele’ ile ilgili hutbenin okutulacağının duyurulmasına rağmen son dakikada hutbede değişiklik yapıldı.

Hicri yeni yıl dolayısıyla cuma hutbesinde hicret konusunun işlenmesine karar verildi. Cuma hutbesinde, 15 Temmuz darbe girişimi sonrası yurt dışına kaçan FEÖT’cülere de göndermede bulunuldu. Hutbede, “Hicret ahlakına sahip olmanın ölçüsü Allah’a kul, Rasulüne ümmet olma bilinciyle yeryüzünde iyiliğin hâkim olması için gayret göstermektir. Sevgi, saygı, paylaşma, yardımlaşma duygusuyla, samimiyetle kardeşine, milletine, değerlerine gönülden bağlı olmaktır. Dolayısıyla İslam’ın bütün değerlerini istismar ederek, vatanına ve milletine her türlü hainliği yapanların, hicret kelimesinin arkasına sığınmaları beyhude bir çabadır. Böylelerinin içine düştükleri acizliği hicret kelimesini kirleterek müntesiplerine izah etmeye çalışmaları, hicret gibi ulvi bir kavramı istismardan başka bir şey değildir” ifadelerine yer verildi.

Diyanet’in cuma hutbesinin tam metni şöyle:

“Cumanız mübarek olsun aziz kardeşlerim!

Okuduğum âyet-i kerimede Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor: “İman edenler, hicret edenler, Allah yolunda cihad edenler, şüphesiz bunlar Allah’ın rahmetini umarlar. Allah çok bağışlayan ve merhamet edendir.”[i]
Okuduğum hadis-i şerifte ise Peygamberimiz (s.a.s) şöyle buyuruyor: “Müslüman, elinden ve dilinden diğer Müslümanların emin oldukları kimsedir. Muhacir ise Allah’ın yasakladığı şeyleri terk edendir.”[ii]

Kardeşlerim!

Müminler olarak dün hep birlikte Muharrem ayının ilk gününü idrak ettik. Hicri 1439 yılına girmenin heyecanını yaşadık. Bizleri yeni bir hicri yıla ulaştıran Yüce Rabbimize sonsuz hamd-ü senalar olsun. Cennetten yeryüzüne adım atışımızla başlayan hicret hikâyemizin cennette hitama ermesi niyazıyla hicri yeni yılınızı kutluyorum. Yeni yılın İslam ve insanlık âleminin huzur ve kurtuluşuna vesile olmasını Yüce Mevlâ’dan niyaz ediyorum.

Aziz müminler!

Âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamberimizi (s.a.s.), insanî erdemlerden ve kulluk bilincinden uzaklaşmış cahiliye toplumu hazmedemedi. Mekkeli müşrikler, kendilerine bir şahit, müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderilen merhamet Peygamberine akla hayale gelmedik baskı ve zulmü reva gördüler. Ona kucak açmak, onunla yeniden kendilerine gelmek yerine onu dışladılar, onun hayatına kastettiler. Bu baskı ve şiddet ortamında İslam’ı yayma ve yaşama imkanı kalmadığını gören Peygamberimiz, önce sahabeden bazılarını gönderdi, sonra da kendisi gitti fedakar insanların şehri Medine’ye.

Kardeşlerim!

İşte Allah Resûlü ve ashabının bu kutlu yolculuğunun adı hicrettir. Bu hicret, sıradan bir göç değildir. Hz. Ömer döneminde takvim başlangıcı kabul edilen hicret, Müslümanlar için bir milattır. Hicretle beraber İslam’ın yüksek hakikatleri Medine’den bütün yeryüzüne dalga dalga yayılmaya başlamıştır.

Hicret, Müslümanlar için birçok dersler içermektedir. Her şeyden önce bu hicret, bir kaçış değil, yüce değerlerin yeryüzünde neşv-ü nemâ bulması için girişilen kutlu bir yolculuktur. Hicret; şiddetten merhamete, esaretten özgürlüğe gidişin adıdır. Allah’a itaatin, sadece ona kul olmanın göstergesidir.

Hicret, İslam davası uğruna anadan, babadan, evlattan, hatta candan vazgeçişin ibretli ve meşakkatli kıssasıdır. Hicret, yârını, diyârını, malını-mülkünü Allah için göz kırpmadan terk eden muhacir ve onları bağırlarına basan [iii] ensârın destanıdır. Bu destanda fedakârlık, kardeşlik, ahde vefa, birlik ve beraberlik, sevgi, saygı, paylaşma ve kucaklaşma vardır. Hâsılı hicret, Allah’a ibadete, insanî erdemlere, rahmet ve medeniyete gönlünü açanların azmi ve kararlılığı, bu değerlere kapılarını kapatanların ise hüsranıdır.

Kıymetli müminler!

Resûlullah Efendimizin hadisi doğrultusunda asıl hicret, haram ve günahları terk ederek Yüce Allah’a teslimiyettir. Allah Resulüne gönülden bağlılığın, sadakatin, ümmet olabilme gayret ve samimiyetinin ifadesidir. Hicret, insanlık onurunu zedeleyen her türlü süflî duygu ve emellere sırt çevirmektir. Ulvî değerler uğruna mücadele etmektir. Hicret; bâtıldan, boş şeylerden, ömrü israf eden her türlü arzu ve istekten uzaklaşmaktır. Hakk, hakikat ve ahlak yolunda ilerlemektir. Yüce Mevlâ’nın yarattığı tertemiz fıtratımızı muhafaza edebilmektir. Şirkten, küfürden, nifaktan uzak durup, imana sadık kalabilmektir.

Kardeşlerim!

Hicret ahlakına sahip olmanın ölçüsü Allah’a kul, Rasulüne ümmet olma bilinciyle yeryüzünde iyiliğin hâkim olması için gayret göstermektir. Sevgi, saygı, paylaşma, yardımlaşma duygusuyla, samimiyetle kardeşine, milletine, değerlerine gönülden bağlı olmaktır. Dolayısıyla İslam’ın bütün değerlerini istismar ederek, vatanına ve milletine her türlü hainliği yapanların, hicret kelimesinin arkasına sığınmaları beyhude bir çabadır. Böylelerinin, içine düştükleri acizliği, hicret kelimesini kirleterek müntesiplerine izah etmeye çalışmaları hicret gibi ulvi bir kavramı istismardan başka bir şey değildir.

Kardeşlerim!

Geliniz! Bu mübarek saatte iyilik ve hayırlara hicrete, hakiki bir muhacir olmaya söz verelim. Salih ve sadık kul olmak, muhacir ve ensar kardeşliğini aramızda yeniden kurmak ve ilahi rahmeti tecelli ettirecek hicretlere koyulmak adına bu günümüzü milat bilelim. Peygamberimizin (s.a.s) öğrettiği şekilde, Allah’ın emrettiklerini yapıp yasaklarından uzak kalalım ve böylece bizler de hicret sevabına nâil olalım. Gönül yesribimiz, İslam’ın nuruyla erdemi, ahlakı, insaniyeti temsil eden tenvir edilmiş Medine olsun.

Ne mutlu hayat yolculuğunu kutlu bir hicrete dönüştürebilenlere!

Ne mutlu bu hicretin sonunda Allah’ın rızasına ulaşabilenlere.”  

TBMM’de bir basın toplantısı düzenleyen Altay, eğitim sistemi ile ilgili bir konunun taksi durağında açıklanmasına itiraz ederek, “Eğitimde çocuklarını denek gibi kullanan tek ülkeyiz. Eğitimin nitelik gibi, erişim, başarı eşitlik fiziki kapasite, öğretmen yeterliliği gibi çok temel sorunları var. Derslikler, okullar, bölgeler arası seviyenin bu kadar açık olduğu ülkede ‘sınavı kaldırdım’ diyerek kaldıramazsınız. En ideali bulmak zorundayız” ifadelerini kullandı.

Milli Eğitim Şura Yönetmeliğinin değiştirilerek bilimselliğe bağlanması ve derhal toplanması gerektiğini söyleyen Altay, “Eğitim sistemini tesadüfler zincirine terk edemezsiniz. Okulların bütçesi yok. İlkokulların, ortaokulların, liselerin bütçesi yok. Özel okulları destekleyeceğinize, çocuklarını özel okula gönderen ailelere bin 300 lira para vereceğine bu paraları devletin okullarına bütçe yapmakta kullanın. Liyakat esasına göre yönetici atayın” şeklinde konuştu.

Mustafa Elitaş’ın açıklamasına ilişkin olarak Altay, Meclisi toplamanın yolarını hatırlattı. Altay, tezkerenin 30 Ekim’e kadar süresi olduğunu belirterek, “Tezkereyi görmedik. Tezkere Türkiye’ye yönelik terör örgütleri kapsayan, terörle mücadeleyi esas alan, Türkiye’ye yönelik terör tehdidi bertaraf etmeye yönelik içerikte ise hiç şüpheniz olmasın destek vereceğiz” dedi.  

İbrahim Berat Yılmaz – Ahmet Umur Öztürk

Edinilen bilgiye göre, Köprübaşı ilçesinin Beşköy mahallesi Arpalı mezrasında dün akşam saatlerinde meydana gelen kazada sürücüsü ve plakası belirlenemeyen panelvan tipi araç sürücünün direksiyon hakimiyetini kaybetmesi sonucu yaklaşık 100 metreden dereye düştü. Kaza sonrası olay yerine Jandarma, 112 acil ve AFAD ekipleri sevk edildi. Kazada araçta bulunan Ali Rıza Sarı (51) hayatını kaybederken, Şaban Karali (59), Orhan Karali (49) ve Süleyman Hamza (63) yaralandı. Yaralılar, AFAD ekipleri çalışmalarının ardından 112 ekiplerine teslim edildi. Yaralılar buradaki ilk müdahalenin ardından hastaneye sevk edilirken, olayla ilgili soruşturma sürüyor.

KARABÜK’TE 1 ÖLÜ, 4 YARALI

Karabük’ün Yenice ilçesinde iki otomobil kafa kafaya çarpıştı. Kazada 1 kişi öldü, 4 kişi yaralandı.

Edinilen bilgiye göre, kaza, Karabük-Yenice karayolu Şeker Kanyonu Köprüsü’nde meydana geldi. Karabük istikametine seyir halinde olan Atakan M. (23) idaresindeki 67 ET 225 plakalı otomobil ile karşı istikametten gelmekte olan Erol A. (44) idaresindeki 78 AZ 489 plakalı otomobil köprü üzerinde kafa kafaya çarpıştı. Yoldan geçen diğer sürücülerin haber vermesi üzerine olay yerine 112 Acil Sağlık ekipleri sevk edildi. Kazada durumu ağır olan Kudret Mekikçi Yenice Devlet Hastanesine, diğer yaralılar Erol A. (44), Nazım Fatih A. (17), Atakan M. (23) ve İlknur M. ise KBÜ Eğitim ve Araştırma Hastanesine kaldırıldı. Kazada ağır yaralı olarak Yenice Devlet Hastanesine kaldırılan Kudret M., tüm müdahalelere rağmen kurtarılamayarak hayatını kaybetti.

Kazayla ilgili soruşturma başlatıldı.

Çetin Uzunkara-Ozan Köse

12 senelik zorunlu eğitimi sınıf tekrarı yapmadan tamamlayan Güler, şuanda ise geçen sene kıl payı kaçırdığı üniversite sınavını tekrar kazanmak için yoğun bir şekilde ders çalışıyor.

Antalya’nın Kepez ilçesinde yaşayan 2 çocuk annesi, 3 torun sahibi 72 yaşındaki Emine Güler, 2003 yılında 58 yaşındayken televizyonda yaşlı bir kadının okuma yazmayı öğrendiğini gösteren bir haber izledi. Haberden etkilendikten sonra halk eğitim merkezine başvuran Güler, burada kısa süre içerisinde okuma ve yazmayı öğrendi. Daha sonra açık öğretime başvurarak eğitime başlayan Güler, 12 senede ilköğretim ve ortaöğretimi bitirdi. Evinde kendisine özel bir çalışma odası hazırlayan yaşlı kadın, her iki diplomayı alabilmek için günde 3-4 saatlik ders çalıştı. Yüzlerce ders kitabını bitiren Güler, liseden mezun olduktan sonra ise üniversite sınavına girdi ancak 128 puanda kalarak girmeyi başaramadı. Şu sıralar ise Güler, üniversiteyi kazanabilmek için yoğun bir şekilde ders çalışıyor. Amacının ömrü yettiğince tüm diplomaları toplamak olduğunu söyleyen yaşlı kadın, yabancı dil olarak da Almanca öğreniyor.

GÖZLERİ KATARAKT OLDU

2000 yılında geçirdiği kalp ameliyatı sonrası, doktorların çalışıp yorulursan ölürsün dediğini belirten Güler, uyarılara aldırış etmeyip diplomaları toplamak için çalışmaya başladı. Son olarak 1,5 sene önce sınava girdiğinde tahtaya yazılan yazıları göremediğini anlayan Güler, gözlerinde bir sorun olduğunu anladı. Doktora giden Güler, gözlerinde katarakt olduğunu, dinlendirmesi gerektiğini ve ameliyat olması gerektiğini söyledi. Buna rağmen çalışmaya devam eden Güler, gözlük yardımıyla ders çalışmaya devam edip üniversiteye hazırlanıyor.

“BEN ZORU SEVİYORUM”

Eğitiminde en büyük destekçisinin eşi olduğunu söyleyen Emine Güler, “Sınavlara eşim götürüyor. En büyük destekçim o oldu. Hiç okuma yazma bilmiyordum, sıfırdan başladım. Şimdi şuanda olan mevcut olan derslerim ve kitaplarımla meşgulüm. 12 Mart’ta en son üniversite sınavına girdim. Yanlışlar doğruyu götürdüğünü bilmiyordum. Yanlışlar doğruyu götürünce 128 puan aldım. 150 puan almam lazımdı. Üzülüyorum giremedim diye, devam ediyorum çalışmaya. Ölünceye kadar devam edeceğim.” dedi.

“OKUYARAK KENDİMİN DOKTORU OLDUM”

Sayısal derslerde zorlanmadığını da belirten Güler, cevapları mantık yoluyla çözdüğünü ifade etti. Tüm dersleri çok sevdiğini de dile getiren Güler, en çok zorlandığı dersin ise fizik ile fen dersi olduğunu söyledi. Güler, “Türkçeden kolay geliyor. Çünkü paragrafları az. Formülleri de aklımda tutabiliyorum. Cevap anahtarını işaretledikten sonra doğru ise eğer, mantıkla aklımı kullanarak bu neden doğru diye sorguluyorum. Hastalığım olduğu için okuduğum kitaplar sayesinde kendimin doktoru oldum. Fen bilgisiyle, fiziği doktorlar kadar ben de biliyorum. Ben zoru seviyorum. Önüme ne gelirse, hangi diploma gelirse almaya çalışacağım” diye konuştu.

GENÇLERE NASİHAT: “OKUYUP DA NE OLACAK DEMEYİN”

Son olarak gençlere nasihatte bulunan Güler, “Değerli gençler, değerli yetişkinler, okuyup da ne olacak dememeliyiz. Hastayım, yaşlıyım diye bir kenara çekilmemeliyiz. Çalıştıkça beyin ve beden kendini yenileyecektir. Bilgi olmadan, bilim olamaz. Başarının anahtarı kendine güven duygusudur. Gençlik istikbalin güneşidir. Bütün mutluluklar çalışma ve cesarete bağlıdır. Bilim insanı özgürleştirir, çağdaş uygarlı düzeyine ulaştırır” ifadesini kullandı.

Suat Metin – Adem Akalan

Yeni kimlik kartındaki fotoğrafın bir erkeğe ait olduğunu, imzanın ve parmak izi bilgilerinin de kendisine ait olmadığını gören kadın, kimliği almadan müdürlükten çıkıp iptal işlemi başlattı. 

Diyarbakırlı 53 yaşındaki Nezahat Barutçuoğlu, geçtiğimiz gün İl Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Müdürlüğünden aranarak adına düzenlenen kimliği teslim alması için müdürlüğe davet edildi. Telefondaki kişiye başvuru yapmadığını belirten Barutçuoğlu, kimliğin kendi adına düzenlendiğine dair ısrar edilmesi nedeniyle dün İl Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Müdürlüğüne gitti. Sabah saatlerinde gittiği müdürlükten zarfı alan Barutçuoğlu, zarftan çıkan yeni çipli kartı görünce şok geçirdi. TC numarası ve nüfus bilgileri doğru olan çipli kartta iş kadınının fotoğrafı yerine bir erkeğin fotoğrafı, başka bir imza ve parmak izi kullanıldığını gören Barutçuoğlu, kartın kendisine ait olmadığını yetkililere bildirdi. Bir süre müdürlükte sorunun çözülmesini bekleyen Barutçuoğlu, kimlik kartının yanlış basıldığını öğrenince kartı almadan müdürlükten çıkıp avukatının yolunu tuttu. Barutçuoğlu, yaşanan bu olayın ardından fotoğraf, imza ve parmak izinin kendisine ait olmadığı kimlik kartının başkalarının eline geçmemesi için suç duyurusunda bulunmaya karar verdi.

“Kadın kimliğine erkek fotoğraf yerleştirilmiş”

Yaşadığı olayla ilgili İHA muhabirine açıklamalarda bulunan Barutçuoğlu, şimdiye kadar yeni çipli nüfus cüzdanı başvurusunda bulunmadığını söyledi. Geçtiğimiz gün ablasının kendisini aradığını ve Nüfus Müdürlüğünün kendisiyle iletişime geçmesi gerektiğini söylediğini aktaran Barutçuoğlu, “Ablamdan kendisini arayan kişinin numarasını alıp ben iletişime geçtim. Müdürlük çalışanı, sizin bir zarfınız var burada bize uğramanız gerekiyor dedi. Ben de dün gittim, zarfı alıp açtığımda Nezahat Barutçuoğlu adına bir yeni nüfus cüzdanı düzenlendiğini görünce, fotoğraftaki kişinin ben olmadığımı, imza ve parmak izi bilgilerinin de bana ait olmadığını söyledim. Orada yetkili arkadaşa, başvuru yapmadım, bu cüzdan bana ait değil, nasıl böyle bir şey oldu dedim. Kendisi de bana böyle hatalar olabiliyor dediler. Ben bir iş kadınıyım, başkasının eline geçerse büyük sıkıntılar yaşarım dedim. Başka bir bayan arkadaş geldi ve bu nüfus cüzdanı size ait değil mi dedi. Ben de kendisine başvuruda bile bulunmadım, imza bana ait değil, parmak izi bana ait değil, fotoğraf bana ait değil fakat diğer bütün bilgiler benim bilgilerim. Orada kimlik kartının fotoğrafını çektim. Almamam gerektiğini söyledi avukatım bana. Yetkili olan arkadaşlar, bu kartın iptalini gerçekleştireceklerini söyledi. Bütün bilgiler bana ait, TC kimlik numarası dahil, ama fotoğraf, parmak izi ve imza bana ait değil, fotoğraftaki kişi erkek” dedi.

Kendisinin bu belgeyi bir suç duyurusu olarak bildireceğini kaydeden Barutçuoğlu, “Çünkü ilerde önüme bir engel olarak çıkmaması lazım, ben bir iş kadınıyım, önümde bir sürü sıkıntılar olabilir. Yüksek güvenirliği buysa, güvensizlik nasıl bir şey onu anlayamadım. Parmak izim, fotoğraflarım, imzam vergi kurumlarında, emniyette mevcut. Ticaret ile uğraşan bir kadının başına bunun gelmesi büyük bir yanlışlıktır” diye konuştu.
Diyarbakır Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Müdürlüğü yetkilileri, konunun araştırıldığını söyledi. 

Aydın Yorat