ŞİFA KAYMAK

[email protected]

16 Nisan’a az bir süre kala nefesler tam anlamıyla tutulmuş durumda. Türkiye’de Parlamenter Sistem’den Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçişi öngören teklifte anketlerdeki son durum ne? Kararsızlık oylarında değişiklik var mı? Kürt seçmen ne diyor? 16 Nisan’da “Evet” çıkması durumunda hayatımızda ne değişecek? Referanduma ilişkin merak edilenleri AK Parti İstanbul Milletvekili Siyasi ve Hukuki İşler Başkan Yardımcısı Avukat Fatma Benli anlattı. Benli’ ye göre Avrupa’da yaşanan sıkıntıların ardından ise “Evet” oylarında artış meydana geldi.

Fatma Benli’nin siyaset macerasından başlayalım. Nasıl başladınız?

Ben avukatım ama uzun bir zaman insan hakları aktivisti olarak çalıştım. Önce 28 Şubat sürecinde başörtüsü yasaklarına karşı mücadelenin bir parçasıydım. Sonra kadına karşı şiddet ve insan hakları hukukuyla alakalı çalışmalarımı devam ettirdim. Türkiye İnsan Hakları Kurumu üyesi olarak atandım. Uluslararası Hukukçular Birliğinin Türkiye temsilcisiydim. Dolayısıyla Meclisle ve bakanlarla sürekli bir iletişim halindeydim. Örneğin kadınlarla ilgili bir yasa çıktığı zaman nasıl olması gerektiği konusunda sürekli meclisteki vekillerin ve bakanların kapısını çalan bir konumdaydık. Örneğin kadına karşı şiddet yasasının mutfağında çalıştım. 2015 Haziran seçimlerinde de AK Parti İstanbul Milletvekili olarak seçildim. Sonra Kasımda seçimler yenilenince yeniden aday oldum. Sağ olsunlar adaylığım uygun görüldü ve yine milletimizin teveccühü ile seçildim.

Kadın olarak siyasette ne gibi zorluklarla karşılaştınız?

Doğal olarak siyaset içerisinde olmak ciddi anlamda zor. Çünkü kendinizi sürekli daha iyisini yapmak mecburiyetinde hissediyorsunuz. Bizi halk seçti. Dolayısıyla halkın derdine derman olmak gibi çok önemli bir sorumluluğumuz var. Üstelik AK Parti milletvekiliyiz, AK Parti iktidarında halkın beklentisi çok yükseltildi. Hep iyi hizmetler verildi. Dolayısıyla çok çok daha iyi olmak ve kendimizi geçmek zorundayız. Bizim vasat olmak gibi bir lüksünüz yok. 7-24 çalışma mecburiyetindeyiz. Genel olarak Mecliste çalışmalar haftada üç gün gece 2-3’lere kadar devam ediyor. Benim İnsan Hakları İnceleme Komisyonun başkanvekili ve içinde görev yaptığım komisyonlarım nedeniyle görev ve sorumluluklarım var. Bu sorumluluğu yerine getirirken doğal olarak her siyasetçinin karşılaştığı zamanla alakalı sıkıntılar yaşıyorum. Sadece kadın olmama has ayrı bir sıkıntı değil bu, genel bir durum, ancak kadın vekil sayımız arttığında sorumluluklarımızı daha da paylaşacağız. AK Parti iktidarına kadar mecliste maalesef kadın milletvekili oranı çok azdı. Kadın siyasetçilerin %1’in altında mecliste olduğu dönemler yaşadık. Kadından sorumlu devlet bakanlarının erkek olduğu dönemler gördük. Dolayısıyla kadının sürekli siyasette dışlandığı bir süreçten geldik. AK Parti bu noktada kadınların siyaset içerisinde daha fazla var olabilmeleri için çok daha fazla çalışma sarf etti. Bugün bu oran %16’lara çıkmış durumda ama bize göre halen çok az. Türkiye’de özellikle kadınların toplumsal hayata yaptıkları katkı çok daha fazla olmalı, bizde bu oran daha fazla olsun diye çaba gösteriyoruz. Özellikle teşkilatlarda ve kadın kollarında birebir çalışan kadınların ne kadar ciddi ve özveriyle çalışma yaptıklarını görünce umutlanıyorum. Bir sonraki dönemde mecliste kadın oranının çok daha fazla olacağına inanıyorum. Sayı arttıkça çok daha iyi bir noktaya geleceğiz. 

28 Şubat sürecinde neler yaşadınız. O süreçten bahseder misiniz?

Refah-Yol koalisyonu hükümeti post-modern darbe ile düşürüldü. Türkiye bundan dolayı tam 13 senesini kaybetti. O dönemde kapatılan 22 bankanın parasının ödenmesi tam 12 senemizi aldı. Şu an yaptığımız Dünyanın en büyük havalimanlarını, en derin tünellerini, en geniş köprüleri, şehir hastaneleri belki seneler önce yapabilirdik, ama imkan vermediler, biliyorsunuz onların borçları AK Parti iktidarına kaldı. O borçları AK Parti iktidarı ödedi. Aslında 28 Şubat süreci tüm Türkiye’nin 13 senesini çalan, yüzbinlerce insanın üzerinde ayrımcılık uygulayan ve bu nedenle ders almamız gereken bir süreç. Ben aynı yasal mevzuatta hukuk fakültesinden mezun oldum, birden mezun olduğum okulun bahçesinden içeri giremez olduk, O dönemde Marmara üniversitesinde yüksek lisans yapıyordum. Marmara Üniversitesi başörtüsü yasağını daha geç başlattı. Rektör Ömer Batırel, başörtüsü yasağını başlatmadığı için dönemin YÖK Başkanı Kemal Gürüz tarafından istifa ettirildi. ve başörtüsü yasağı başladı. O dönemde ben tezimi yaşmıştım. Sadece sunmam gerekiyordu. Yani, yarım saat jüri önünde sunsam yüksek lisansı bitirmiş olacaktım. O kadar verdiğim emeği tamamlamış olacaktım. Ancak yeni gelen rektör başörtüsü yasağını başlattı. Bende yarım saat için başımı açmak ya da peruk takmak yada eğitimi yarım bırakmak zorunda bırakıldım. Bunu kabullenemedim. Sonuçta başımı örtmem veya açmam bana ait bir karardı. Hiç kimsenin bana ait olan eğitim hakkımı kullanmam için bana dayatmada bulunmaya hakkı yoktu. O yüzden başka hiçbir tercihi kabul etmedim ve okulu bıraktım. Ki o dönemde öğrenci kardeşlerimiz çok daha fazla sorunlarla karşı karşıya kaldılar. Onlar üniversiteleri hiç tamamlayamadı. Sadece öğrenciler memurlar hakkında uygulanan bir yasak süreci değildi, herkes bundan etkilendi. Örneğin ben kadına karşı şiddet üzerine konuşmalar yapardım. Yurt içi yurtdışı pek çok yerde Ama Türkiye’de bir üniversite beni davet edip başörtülü olduğumu fark ettiklerinde davetten vazgeçebiliyorlardı. Ki diğerlerinin yaşadıklarını düşününce bu hiçbir şey değil. Çocuklarını askere gönderip yemin törenine katılamayan anneler oldu. İmam Hatiplerden atılan öğretmenler ve öğrenciler oldu. 28 Şubat sadece başörtülü kadınlar için gerçekleşen bir yasaklar silsilesi değildi. Hayatın her alanında hepimizi etkiledi. Kapatılan 22 bankayla bütün Türkiye’ye zarar verdi. Bu nedenle asla tekrarlanmaması için önlem almak zorundayız. 

Yaptığınız çalışmalarla “Dünyanın En Etkili 500 Müslüman’ı” arasında yer aldınız. Bu çalışmalardan biraz daha bahseder misiz?

Georgetown Üniversitesinin yaptığı bir çalışmaydı, o dönemdeki çalışmalar nedeniyle benim ismim de yer aldım muhtemelen, 28 Şubat süreci 13 sene sürdü mağdurlar kadar bununla mücadele eden avukatlar stk lar vardı, bize düşen pek çok dernek bünyesinde elimizden geleni yapmaktı, binlerce yasak mağduru için binlerce dilekçe yazdım, yüzlerce dava açtım, yüzlerce konuşma yaptım, binlerce toplantıya katıldım, yasak kalkana kadar mücadelemiz hiç durmadı, sonuçta yapılan baştan aşağı haksızlıktı. 28 Şubatta hukuksuz ve keyfi olarak alınan kararlar yüzünden binlerce insan haklarından mahrum bırakılmıştı. İnsanlar, eğitim haklarını, çalışma haklarını kullanamadılar. Kamusal hayatın içerisine giremediler. Özel işletmelerden bile kovulanlar oldu. Alınan yasak kararları hukuka aykırı yasaklardı. O yüzden davalar açtık. Değişik mahkemelerde açtığımız davalarla yürütmeleri durdurma kararı aldık. Mahkemeler yasa uyarınca yapılan işlemin hukuka aykırı olduğunu ifade ettiler. Ancak üst rütbeli askerlerce yargıçlara irtica konulu brifingler verildiği bir dönemdi. Yasa değişmeden başörtüsü yasağı uygulayamazsınız diyen una hükmeden bütün hâkimler soruşturma geçirdi ve sürüldüler. Türkiye’de yaklaşık 50 kadar bununla ilgili soruşturma geçirip sürülen hâkim var. Edirne, Samsun, İstanbul 6, Bursa ve Van Bölge İdare mahkemeleri hâkimleri sırf başörtüsü için verdikleri kararlar nedeniyle sürüldüler soruşturma geçirdiler. Akabinde biz bütün davaları kaybetmeye başladık. Tüm davaları kaybetsek de haklı olduğumuz biliyorduk. Bunun için mücadele etmeye devam ettik. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine gittik. AİHM, önce, ‘kabul edilebilir’ kararı verdi. Ancak daha sonra Fransa’da da başörtüsü yasağı başlayınca ve Leyla Şahin davasında mahkemeden ‘devletin böyle bir takdir hakkı vardır’ kararı çıkınca açtığımız yüzlerce davayı tek bir liste ile reddettiler. Bunun üzerine Birleşmiş Milletlere gittik. O dönem beni kendi ülkemde davalara avukat olarak almadılar ama ben hem Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde hem de BM CEDAW Ayrımcılığa Karşı Kadın Hakları Komitesi önünde, 76 STK’yı temsilen bölge raporu sunma imkânım oldu. 2010 yılında kadınlarla ilgili en önemli konuyu Ayrımcılığa Karşı Kadın Hakları Komitesi hem eğitim hem siyasal çalışma katılım konusunda kadınlara yapılan ayrımcılıkla ilgili neler yapıldığına dair bir tavsiye kararı çıkardı. BAK Parti 2010’da anayasa değişikliği yaparak Türkiye’deki reformların önünü açmıştı. O esnada şapka taktığı için dersten çıkarılan öğrenci için yazdığım başvuru olumlu sonuçlandı. Başbakanlık İnsan Hakları Kurumuna gönderdiğimiz dilekçe YÖK’e gönderildi ve YÖK, ilgili üniversiteye “Bir üniversitenin öğretim görevlisi öğrenciyi kıyafeti nedeniyle destek çıkaramaz” yazısı gönderdi. Aslında bu baştan beri söylediğimiz ama maalesef 28 Şubat yasakları devam ettiği için bir türlü kuvveti kullanan kurumlara kabullendiremediğimiz hukuki bir gerçekti. Akabinde de başörtüsü yasağı kademeli olarak kaldırıldı. Türkiye’de de bu sorun aşılmış oldu.

 

Avrupa’da yaşanan gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz? Türkiye olarak AB’den vazgeçmeli miyiz?

Türkiye milyonlarca Türkün yaşadığı Avrupa Birliğini tamamen göz ardı edemez. Ancak Türkiye AB’deki diğer ülkelerin eşiti. Türkiye, AB’nin diğer ülkelere verdikleri haklardan daha azına razı olacak bir ülke değil. Biz ancak eşit şartlarda orada yer alabiliriz.

Avrupa ise artık kendi iddia ettiği değerlerinden uzaklaşan aşırı sağcılaşmanın ve yabancı düşmanlığının çok fazla arttığı bir yer haline geldi. Bu birazda ülkelerin ekonomik zorlukları ile alakalı bir durum. AB çok hızlı büyüdü ancak büyüme hızıyla orantılı olarak kendisini geliştiremedi. Ülkeler ciddi anlamda ekonomik kriz yaşıyorlar. Avrupalılar Kendi hayatlarında yaşadıkları ekonomik daralmanın kabahatlisinin yabancılar olduğunu düşünüyorlar. İslam düşmanlığı arttıkça bunu kendi kendilerine anlatamadıklarından, biz Müslümanlara yada yabancılara karlı değil, Erdoğan’a karşıyız diyerek kendi vicdanlarını aklamaya çalışıyorlar. Bu sene pek çok AB ülkesinde seçim var, Hollanda oldu diğerleri devam ediyor. Aşır sağ uçtaki yabancı düşmanlığını körükleyen partiler, çok daha fazla oy almaya başladılar. Çünkü halktaki ekonomik zorluğu popülist söyleme çeviriyorlar. Merkezdeki partiler de oy kaybetmemek içim artık aşırı sağa kaymaya başladı. İnsanları Cumhurbaşkanımıza karşı kışkırtarak oy almaya çalışıyorlar. Bu durum o ülkelerin Türkiye ile olan ilişkilerine sağlıklı bakamaması ile sonuçlanıyor.

Öyle ki 15 Temmuzda çok ağır bir darbe girişimi ile karşı karşıya kaldık. Bu ülkenin kalbine, meclisine 9 defa bomba atıldı. 12 tank gönderildi. Helikopterlerle tarandı. Ama Avrupa Birliği maalesef sadece kınamakla yetindi. Çok sonra gelip ziyaret ettiler. Hâlbuki biz Berlin’de, Brüksel’de, Paris’te bir saldırı olduğunda sanki kendi canımız yanmış gibi tepki veriyoruz. Biz bu tepkiyi verirken aynısını da onlardan bekliyoruz. Ancak bu maalesef mümkün olmuyor, Cumhurbaşkanımıza Erdoğan’ı öldür yazan pankartlar asıp tişörtler bastırabiliyorlar.

Sonuçta referandum Türkiye’de. Cumhurbaşkanlığı sistemine geçiş veya parlamenter sistemle devam etme kararı Türk milletinin kendi kararı. Buna karşın biz Hollanda’daki, Almanya’daki, OHAL’de seçim yapacak Fransa’daki seçimlerle ilgilenmezken, onlar bizim referandumumuzla bizden çok daha fazla ilgileniyorlar. Alman başbakanı Merkel’in ile Trump ilk yüzyüze görüşmesini yaptığı gün ben Almanya’daydım. lAncak akşam akşam 18:00 haberlerinde Almanya’da kendi başbakanları yoktu. İlk haber bizim Cumhurbaşkanımızdı. Almanya’da o kadar çok Erdoğan aleyhtarlığı yapılıyor ki, Almayanda bana söylenen bir ankette 6 yaş altındaki çocuklara Başbakan kim diye sormuşlar. 18 ismi de sıralamışlar, Almanya’da sabahtan akşama kadar televizyonlardan ve radyolardan Erdoğan ismini duyan çocuklar Erdoğan cevabı vermiş. Bu aslında bizim referandum sürecinde çok daha fazla çalışmamız gerektiğini gösteriyor. Bu sistem bizi güçlendirmiyor olsaydı, Avrupa bu kadar net hayır kampanyası yapmazdı. Bizim iyiliğimiz için Türkçe Hayır propagandası yapan gazete çıkarmadıkları açık

Sonuçta Bizim bakanlarımıza kendi toprağımız konsolosluğa sokmadılar, ancak konferans salonu vermeyenler, kendi büyük elçiliğine girmesine izin vermeyenler PKK’ya hayır mitingi için izin verdiler. Ve on binlerce PKK’lı, terörist başı Apo’ nun posterleri ile yürüdü.

Bu asla kabul edilir bir durum değildir. Türkiye şuana kadar AB ile yaptığıgeri kabul anlaşmasına sadık kaldı. Ama AB vize serbestisine ilişkin kendisine düşen kısmı yerine getirmedi. Bu durum Türkiye’nin AB’ye giriş sürecindeki kararlarını sorgulamasına sebebiyet veriyor. Biz onlara baştan beri dediğimiz söylüyoruz. Bizi eşit olarak kabul etmiyorsalar o zaman bizim yapabileceğimiz bir husus yok.
 

Sonunda milli birlik ve beraberliğin kazandığı 15 Temmuz sürecini yaşadık hep birlikte. Kadınıyla yaşlısıyla genciyle bu ülkenin milli birlik ve beraberliğine sahip çıkıldı. O geceyi en iyi hangi kelimelerle özetlersiniz?

15 Temmuz tarihimizin en uzun gecesiydi. Eğer biz 15 Temmuz gecesi düşman işgaline uğrasaydık, herhangi bir ülke gelip bize saldırıda bulunsaydı, herhangi bir ülkenin pilotları bizim insanımızı bombalasaydı belki canımız bu kadar çok fazla yanmazdı. ‘Bunlar düşman derdik. Ama kendi askerimizin üniformasını giyen hainlerin bunu yapması canımızı çok yaktı. FETÖ’ nün tek bir emirle herkes üzerinde bu kadar vahşet oluşturması hepimizi etkiledi. Tanklarla insan ezebilevekleri herkesin gözü önünde insanları vurmaları önceden öngörülebilen önceden tahmin edilebilen bir durum değildi. Bizim peygamber ocağı dediğimiz, kendi evlatlarımızı gönderdiğimiz askerlerin cuntacılar tarafından hainleştirilmesi, çok acı. En acısı hangi şehit ailesi ile konuşsam şehitlerimizin ya alınlarından ya kalbinden ya da sırtından vurulduğunu öğrenmekti. Düşünün öyle gazilerle konuştum ki nana , ‘ben vuruldum. 100 metre sürüklendim kaçıyorken tekrar vurdular’ demesiydi. Hastanede ziyaret ettiğim bir gazimiz, ‘Yan taraftaki odaya gidin lütfen. Orada ben yaralandığımda bana yardım etmeye çalışırken vurulan arkadaş yatıyor.’ Demesiydi. Savaşta bile yaralıları ölüleri taşıyanlara ateş edilir mi, yaralılara tekrar ateş edilir mi. O yüzden 15 temmuz hainlik kelimesinin kifayetsiz kaldığı bir geceydi diyebilirim.

MHP ittifakı Kürt seçmeni nasıl etkiler?

Sürekli sahada olan biri olarak şunu açıklıkla diyebilirim ki, bu durum Kürt seçmeni asla olumsuz yönde etkilemiyor. MHP lideri Devlet Bahçeli, 15 Temmuz’dan önce başkanlık seçimine karşı olduğunu ifade ederken neden bu tarihte sonra kararını değiştirdi? Sonuçta o bir muhalefet partisi lideri. Oy almak için iktidar bir şey söylediğinde karşı durmak durumundadır. Ama 15 Temmuz gecesinde meclisi bombalayan ve daha sonra gerçek bir polis kullanarak Rusya Büyükelçisini öldürtenler bize şunu gösterdiler. Türkiye çok ciddi bir tehlike altındadır. PKK, DEAŞ, DHKP-C ile uğraşan Türkiye ayrıca gizli olan üstelik 1989’lardan bu yana planlı olarak faaliyet gösteren FETÖ ile de uğraşmaya başladı. Sayın Bahçeli de 15 Temmuz da bu tehlikeyi gördüğü için Türkiye’deki mevcut sistemin güçlenmesi gerektiği fikrine sıcak baktı. Konu memleketse geride kalan her şey teferruattır’ dedi. Bu yaklaşıma Kürt seçmende olumlu bakıyor. Herkes farklı partilere oy verebilir ama bu başka. Bu durum memleket meselesidir.

Referandumla ilgili size gelen anket sonuçları ne diyor?

Anketle son dönemde çok daha fazla olumlu yönde arttı. Toplumun nabzına baktığımızda anayasa değişikliklerine yönelik tereddüt olmadığını görüyoruz. Sonuçta maddeler üzerinden bir eleştiri yok. Çünkü şuan darbe anayasasıyla yönetiliyoruz. şu ana 18 defa değişen 117 maddesinde değişiklik yapılan anayasada sıkıntılar olduğu açık. Son iki seçimde de bütün partiler anayasa değiştireceklerini beyan ettiler. Tüm partiler anayasanın değişmesi gerektiğini deklare edildiği için aylarca komisyon çalışası yapıldı mecliste . Bütün partiler değişmesini gerektiğini konusunda mutabakata sahip, sadece nasıl değişeceği konusunda anlaşamıyoruz.

Bunu AK Parti ve MHP sağladı. CHP maddeler bazında eleştirecek bir şey bulamadığı için 18 yaş konusunu eleştiriyor. 18 yaş küçükse 15 yaşta küçük değil mi? Biz 15 Temmuz’da 15 yaşında birçok şehit verdik. Bugün Türkiye’de 18-25 arası 7 milyon genç var. Biz o gençlere biraz bekleyin sonra seçilme hakkında sahip olursun deme hakkında sahip değiliz. . Sadece önlerindeki engeli kaldırmaya çalışıyoruz. 7 milyon genç arasında hiç mi ülkeye ufuk olacak diğer gençlere model olacak meclise girmeye hak eden hiç mi kimse yok.

Muhalefet sadece yalanlar üzerinden kafa karıştırmaya çalışıyor, her gün yeni bir yalan gündemde Türkiye, Osmanlı olacak, babadan oğla geçecek diyorlar. Biz istikrar olsun iki başlıklı yönetim olmasın diyoruz Bu sistemde kimseye sihirli değnek veriliyor değil ki muhtarlıklar lokantalar kalksın işin ilginç tarafı bu yalanlarla insanları kandırabilmeleri, ciddi ciddi evet çıkarsa oruç tutanlara ceza verilecek dyenler vekiller iki sene emekli olacaklar bile diyenler bile var. Artık akla ziyan dedikodular üzerinden gidiyorlar. Şimdi de Suriyeliler üzerinden dedikodu yaymaya başladılar. Suriyelilere maaş veriliyor. Vatandaşlık veriliyor. Suriyeliler oy kullanacak Suriyeliler üzerinden bizim çocuklarımız üniversiteye giremiyor ’ diyorlar. Artık bu kadar yalan vicdansızlık.
 

Suriyelilere yönelik dedikodular doğru mu?

Doğru olmamanın ötesinde dediğim gibi bu yalanlar artık vicdansızlık. Bunların hiç biri doğru değil, maaş vatandaşlık sınavsız üniversite, en acısı sanki bu insanlara daha geçtiğimiz günlerde Esed kimyasal bomba ile saldırılmamış, Suriye’de insanlar Kedi köpek yeme fetvası istememiş, halep düştüğünde kadınlar intihar fetvası istememiş gibi acımasızca yalanlarla insanların kafasının karıştırılmaya çalışılması bizim halkımız bu yalanlara inanmıyor,

Bu nedenle anketler de artık “evet” oyu yüksek çıkmaya başladı. “Evet” oyu yüksek bir oranda gelirse bu dünyaya güzel bir cevap olur. Biz istiyoruz ki evet oyu yüksek oranda çıksın ve tüm dünyaya bizimle uğraşan Avrupa’ya büyük cevap olsun. Bizim insanımızı tank durduramadı, Avrupa’nın atı, köpeği hiç durduramaz diyebilelim.
 

16 Nisan’da “Evet” çıkması durumunda ne değişecek?

16 Nisanda ‘Evet’ çıkması ile Türkiye’de bir rahatlama ve güven ortamı olacak. Şuan yaşadığımız sıkıntıları en aza indireceğiz. AK Parti uzun süredir iktidar olduğu için biz anayasadan kaynaklanan problemlerle en az şekilde karşı karşıya kaldık. Ama sürekli olarak yarın ne olacağını düşünmek zorundayız. En ufak bir sallantında hemen o sıkıntılar gün yüzüne çıkıyor. Haziran seçimlerinde bunu net olarak gördük. Türkiye 94 yıllık bir devlet ama 65’inci hükümette. 47 tanesi hep 2 seneden düşük sürelerde görev yaptı. 27 günlük koalisyonlarımız oldu. O yüzden 28 Şubatta koalisyon olduğu için çok rahat hükümeti devirdiler. 13 senemizi çalmalarının tek sebebi 28 Şubatta Refah-Yol hükümetinin bir koalisyon olması ve dönemin Cumhurbaşkanı Demirel’in dönemin başbakanı ile arasının bozuk olmasıydı. Onun bedelini hepimiz ödedik. Haziran seçimlerinde bunun çok uzak bir ihtimal olmadığını, Türkiye’nin aynı girdaba kapılabileceğini bir daha gördük. Haziran seçimlerinde AK Parti çok yüksek oy aldı ama tek başına iktidar olamadı. Koalisyon görüşmeleri başladığında KCK lideri Cemil Bayık, “Çözüm süreci bitmiştir. Çünkü TC baraj yapıyor” dedi. Daha sonra olan patlamaları biliyoruz. askerimiz polisimizle oranın masum halkı öldü. Daha sonra hendek kazılmalarını, özerklik ilanlarını gördük. Çünkü devlet olarak zayıfladığınızda karşınızdaki düşmanlar çok daha güçlü olarak saldırabiliyorlar. Eğer biz çok güçlü bir evetle bütün dünyaya cevap verirsek düşmanlarımıza da aynı mesajı vermiş olacağız. Anayasa değişikliği Türkiye sistemini güçlendirecek. Bundan sonrada sürekli istikrar içerisinde yürütmesi olacak. Halk yürütmeyi artık kendi seçecek, yasama yürütme yargı arasında denge olacak ama istikrar söz konusu olduğu için hiçbir zaman bizi zayıf göremeyecekler. 

Peki halk neden “Evet” demeli?

Türkiye tarihi bir dönüm noktasında. Daha önceki anayasaları hep darbeciler yaptı. Darbe yapanlar, darbeden sonra kendi mantıklarını kendi ideolojilerini anayasaya eklediler. Bundan doğan zararı bütün Türkiye olarak çektik. Biz aynı sıkıntıyı bir daha yaşamayalım diye büyük bir mutabakatla meclisten, anayasa değişikliğini gerçekleştirdik. Artık tek başlı yönetim olsun. Artık kararı bizim halkımız versin. Kendi istediği insanı seçsin ama seçtiği insan yaptığı her işlemden sorumlu olsun. Meclis daha da güçlensin dedik.

Bu durumda Türkiye’nin çok daha fazla güçlenmesi hem evet hem hayır verenlerin daha fazla menfaatine olacak. Sonuçta evet diyen de hayır diyen de kendi vatandaşımız, hepimiz aynı topraklarda yaşıyoruz. Hepimiz aynı geminin içindeyiz. Bizim amacımız da bu gemiyi daha da güçlendirmek. Çünkü bu gemi batarsa en dipteki de kaptan köşkü de batar. Biz bunun bilinci içindeyiz. Bütün vatandaşlarımızın da o birlik beraberlik duygusunu unutmadan ülkemiz için beraberce mücadele etmeye çağırıyoruz. Evet ile Türkiye çok daha düzel bir geleceğe adım olacak.
 

Edinilen bilgiye göre olay, Seyhan ilçesine bağlı Ulu Cami Mahallesi’nde meydana geldi. İddiaya göre, Adana Emniyet Müdürlüğü Seyhan İlçe Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı Araştırma Büro Amirliği ekipleri, aranan şahısları yakalamak için başlattığı çalışma kapsamında, “Beden veya ruh bakımından kendini savunamayacak kişiyi öldürmek” suçundan 15 yıl hapis cezası alıp 13 yıl yattıktan sonra cezaevinden kaçan hükümlü Saip K.’nin Ulu Cami Mahallesi’nde olduğunu belirledi.

Polis, hükümlüyü takibe aldıktan sonra kaldırımda yürürken yanına yaklaşarak yakaladı. Ne olduğunu anlamayan hükümlü, polis tarafından araca bindirilerek sorgulanmak üzere ilçe emniyet müdürlüğüne götürüldü. Saip K.’nin cezasının bitmesine 2 yıl kala açık cezaevine çıktığı ve firar ettiği öğrenildi. Saip K. emniyette işlemleri tamamlandıktan sonra önce sağlık kontrolünden geçirilmek üzere adli tıp birimine, daha sonra da adliyeye götürüldü. Hükümlü, adliyeden cezaevine gönderildi.

Suç makinesi çıktı

Polis yaptığı çalışmada, hükümlünün suç makinesi olduğunu da belirledi. Hükümlünün 9 iş yeri ve evden hırsızlık, 2 adam öldürmeye teşebbüs, 2 iş yeri ve otomobil kurşunlama, 1 ruhsatsız tabanca bulundurma, askerden kaçma, sahte kimlik kullanmak, 2 gasp ve polise mukavemetten suç kaydı olduğu öğrenildi. 

Fatih Keçe-Serkan Çetinkaya
 

Diyarbakır Valiliği tarafından yapılan açıklamada, Kocaköy ilçesi Gözebaşı köyü Karşıyaka mezrasında ikamet eden bir işbirlikçinin evinde terörist olduğu bilgisi üzerine bölgeye operasyon yapıldığı belirtildi. Operasyonda güvenlik kuvvetlerinin ‘Teslim ol’ çağrılarına ateşle karşılık verilmesi üzerine çıkan çatışmada 1 teröristin öldürüldüğü belirtildi.

Açıklamada, “Lice ilçesi güneyinde bulunduğu değerlendirilen Bölücü Terör Örgütü (BTÖ) mensuplarını arayıp bularak etkisiz hale getirmek, operasyon bölgesi içerisinde saklanan uyuşturucu maddeleri ve bunları gizleyenleri bularak adalete teslim etmek maksadıyla, 11 Nisan 2017 Salı günü saat 20.00’dan itibaren Bayrak-47 Şehit Jandarma Uzman Çavuş Ali Şirin Operasyonu icrasına başlanılmıştır.

Güvenlik güçlerince alınan bir ihbarın değerlendirilmesi neticesinde, Kocaköy ilçesi Gözebaşı köyü Karşıyaka mezrasında ikamet eden bir işbirlikçinin evine BTÖ mensubu geldiği yönünde elde edilen bilgiye istinaden icra edilen operasyon kapsamında, 12 Nisan 2017 günü saat 01.15 sıralarında 1 BTÖ mensubu silahıyla birlikte ölü olarak ele geçirilmiş, 1 terörist işbirlikçisi Cumhuriyet Savcılığı’nın talimatı ile gözaltına alınarak adli işlemlere başlanılmıştır.

Bölgemizde yaşayan vatandaşların huzur ve güvenliğinin sağlanması ve teröristle mücadele kapsamında yürütülen çalışmalara artan bir azim ve kararlılıkla devam edilmektedir” denildi. 

Bursa’da Terör Suçları Savcılığı tarafından hazırlanan ve Fetullah Gülen’in de aralarında bulunduğu 36’sı firari 80 sanık hakkındaki iddianame, 2. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi. Haklarında 3’er kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası talep edilen sanıklar önümüzdeki günlerde hakim karşısına çıkacak. İddianamede gizli şahit sıfatıyla ifade veren Orhan, “Bank Asya Yıldırım Şubesi’ndeki gizli kasada geliri çok yüksek olan 11 iş adamının mahrem kasetleri, yıllık ekonomik karlılık durumunu belirten verilerini içerir bilgiler, il genelinde cemaate mensup olup görev yapan tüm memur ve bürokratların isimlerini içeren listeler de saklandığını biliyorum. Bu gizli kasadaki flash bellek, liste ve belgeler Bank Asya şubesine polisler tarafından arama yapıldığı gün Ercan lakaplı İ.S.S. tarafından saat 09.00 sularında bankaya girilip saat 11.00 sularında yüzü bere ve atkı ile kapalı kaban giyilmiş vaziyette bankaya şubesine girip gizli kasadan alınarak dışarıya kaçırıldığını da biliyorum. Esasen bu durum kamera kayıtları ile netleşmiştir. Bu bilgilerin imha edildiğini zannetmiyorum. Bir yerlerde saklandığını tahmin ediyorum” dedi.

“FİRMALARIN BİLANÇOLARINI İNCELEYEREK HİMMET TOPLUYORLARDI

İş adamı F.K.’nın iddianamede yer alan ifadesinde ise, “Vergi Dairesi Başkanlığında iş adamlarının, şirketlerin tüm kayıtları mevcuttur. İbrahim Saydam vergi dairesinde şirketlerle ilgili bilgileri tespit edip örgüt mensuplarına bildirmesi üzerine bu şirketlerin yöneticilerine Vali Şahabettin Harput ve Cansun Sarıyıldız ziyarete gidiyorlar. Bu şirketlerde örgüt adına yardım talebinde bulunuyorlardı. Firmaların bilançolarını inceleyerek karlı firmaları bu şekilde tespit edip örgüt adına himmet adı altında para toplarlardı. Başsavcı Namık Yılmaz’ın İbrahim Saydam’ı cezaevi izleme kuruluna seçilmesi de çok manidardır. İbrahim Saydam, iş adamlarından para alabilmek için yoklama memurlarını kullandığını, örgüte yakın iş adamlarına hoşgörülü yaklaştığını, keza vergi uyuşmazlıklarında uzlaşma komisyonuna kendi adamlarını yerleştirdiğini, vergisel yönden sıkıntısı olan iş adamı ve esnaflar örgüte bağışta bulunduklarında uzlaşma komisyonundan lehine kararlar çıkartıldığını duymuştum. O dönemde uzlaşma komisyonuna giren esnaf ya da iş adamları sorgulandığında bir kısmının örgüte bağış yaptığı ortaya çıkacaktır” diye konuştu.

İş adamı F.K. “Bursa Adliyesinde görev yapan örgüt üyesi hakim ve cumhuriyet savcıları her ayın 15’inde maaşlarının yüzde 5 tutarında para toplayarak Bahar Hastanesinde elden Ömer K.’ye teslim ediyorlardı. Ömer K., her hafta cuma sabahı hakim ve cumhuriyet savcıları ile Bahar Hastanesinde kahvaltılar tertiplediğini biliyorum” şeklinde konuştu.

“BAŞSAVCI ÖCALAN İLE İLGİLİ SORULAR SORDU”

Şüpheli sıfatıyla iddianamede ifadesine yer verilen Ş.U. ise, “2012 yılı başlarında Sadık A., bana, ‘Bursa cezaevi izleme kurulunda görev alır mısın? Ben Başsavcı Namık Yılmaz’ı arayacağım. Sen git onunla görüş’ dedi. Başsavcı Namık Yılmaz, beni Adli Yargı Adalet Komisyonu Başkanlığına yönlendirerek oraya dilekçe vermemi söyledi. Ben de denileni yaptım. Bir hafta sonra istenilen belgelerle birlikte beni komisyon başkanlığına çağırdılar. Burada benim dışımda izleme kuruluna seçilen diğer arkadaşlar da vardı. Bize yemin ettirdiler. Bu şekilde izleme kuruluna seçilmiş oldum. Heyet olarak bir defasında tam tekmil İmralı Cezaevine de gittik. Dönüşte Başsavcı Namık Yılmaz, beni odasına davet etti. Orada İmralı da yapılan kontrollerle ilgili benden PKK terör örgütü lideri Abdullah Öcalan hakkında hem psikolojik yönünden hem de normal sağlık yönünden nasıl diye sordu. Bende kendisine herhangi bir anormal durumun olmadığını söyledim. Normal şartlarda bilgileri izleme kurulunda görev alan doktor hanımdan alması gerekirdi. Abdullah Öcalan, ile ilgili ne yapmak istediklerini çözebilmiş değilim. Abdullah Öcalan’a önceden bir şey yaptılar sonucunu mu bekliyorlardı. Yoksa ileride Abdullah Öcalan’a bir şeyler yapmayı mı düşünüyorlardı. Bu sebepten dolayı sağlık durumunu sorduklarını tahmin ediyorum” şeklinde konuştu.

Ahmet Faruk Çabuk

Olay, Ziraat Mahallesi 657. Sokak’ta meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, akşam saatlerinde sokak üzerinde bulunan bir hediyelik eşya dükkanına müşteri kılığında giren kapüşonlu hırsız, dükkan sahibi Yılmaz Ayar’ı oyalamak için bir ürün istedi. Ayar’ın ürünü almak için dükkanın alt katına inmesini fırsat bilen hırsız, gözüne kestirdiği masanın üzerindeki cep telefonunu alarak kayıplara karıştı. Ürünü getiren dükkan sahibi Ayar, müşterinin dükkanda olmadığını gördü. Ancak telefonunun çalındığını bir arkadaşını aramak istediğinde fark edebildi. Güvenlik kameralarını inceleyen Ayar, müşteri kılığında gelen kapüşonlu hırsızın telefonunu çaldığını gördü. Görüntüleri alarak emniyete şikayette bulunan dükkan sahibi, uzun zamandır çalınan telefonunun bulunmasını bekliyor.

Hırsızlık olayını anlatan Yılmaz Ayar’ın babası Şehmuz Ayar, “O gün buraya gelen müşteri ürün almak için içeri giriyor, eşya soruyor. O gün ben yoktum oğlum buradaydı. Çocuk aşağı ürünleri getirmeye gidiyor. Hırsız bizim çocuğun telefonunu masanın üzerinden alarak kayıplara karışıyor. Güvenlik kamerası görüntülerini emniyete teslim ettik ama o günden beri ses seda çıkmadı” ifadelerini kullandı.

Şüphelendiği birisinin olmadığını ancak hırsızın gelen giden müşterilerden olabileceğini ifade eden Ayar, “Sürekli buraya gelip gitmiştir, bizden muhtemelen alışveriş yapmıştır ama yüzündeki kapüşondan dolayı yüzünü tam çıkaramıyorum. Kapüşonu olmasa belki çıkarabilirim” şeklinde konuştu.

Oğlunun telefonun çalındığını olaydan yaklaşık 5 dakika sonra fark ettiğini söyleyen Ayar, şöyle devam etti:

“Çocuk aşağı ürünü almaya gidiyor, çıktıktan sonra müşterinin olmadığını görüyor. Aradan 3-5 dakika geçiyor. O arada herhalde telefonla birilerini arayacak ama masanın üzerine bakıyor, telefon yok. Güya eşya almaya gelen arkadaş telefonu alıp karlı bir şekilde çıkıyor. Bu tür insanlara yol vermemek adına, cesaret vermemek adına bunların cezalandırılmasını istiyorum.”

Uğur Kan Yüksek – Emre Yüzügüldü

Beyoğlu’ndaki bir ilköğretim okulunda Türkçe öğretmeni olarak görev yapan Serdar T.’nin (28) ödevini yapmadığı gerekçesiyle öğrencisi Tuba K.’nın elini tahta cetvelle kırdığı iddia edilmişti. Küçük kızın ailesinin şikayeti üzerine başlatılan soruşturma sonucunda 4,5 yıla kadar hapsi talep edilen öğretmenin davası karara bağlandı.

İstanbul Asliye Ceza Mahkemesinde görülen karar duruşmasına tutuksuz sanık Serdar T. katıldı. Esasa dair savunması sorulan sanık Serdar T., “Ödevini yapmayan mağdura sadece uyarılarım olmuştur ve 5 gün sonra kırık raporu alınmıştır. Beraatımı istiyorum” dedi.

Mahkeme, Serdar T.’yi “kasten basit yaralamak” suçundan 120 gün adli para cezasına çarptırdı. Öğrencisini, “Kamu görevlisinin sahip bulunduğu nüfuzu kötüye kullanılmak suretiyle kasten yaraladığı” gerekçesiyle cezada artırıma giden mahkeme, sanığın 150 gün karşılığı olan 3 bin TL adli para cezasına mahkum edilmesine karar verdi. Verilen cezanın miktarı ve sanığın sabıkasız oluşu nedeniyle ceza 5 yıl süreyle ertelendi.

Olayın geçmişi

İddiaya göre, geçen yıl Beyoğlu’nda bir ilköğretim okulunda Türkçe öğretmeni Serdar T. öğrencilerine verdiği ödevleri kontrol etmek istedi. 13 yaşındaki öğrencisi Tuba K.’nın ödevini yapmadığını gören öğretmen ‘bir daha ödevlerinizi yapmadan buraya gelmeyeceksiniz’ diyerek eline 3 adet tahta cetvel aldı. Cetvelleri birleştirerek Tuba K.’nın avucuna sertçe vurdu.

Acıdan ağlayan küçük kız eve gitti ve annesi krem sürerek sargı bezi ile sardı. Hafta sonu tatili nedeniyle iki gün sonra okula eli sarılı giden Tuba K.’nın ağrıları gittikçe arttı. Daha sonra annesi tarafından hastaneye götürülen küçük kızın başparmak kısmında bulunan kemikte kırık tespit edildi. Bunun üzerine küçük kızın ailesi öğretmen Serdar T.’den şikayetçi oldu. Savcılık öğretmen hakkında kasten yaralama suçundan 1,5 yıldan 4,5 yıla kadar hapis istemiyle dava açtı. 

Başak Akbulut
 

Tuzla Belediyesi, Türkiye’nin en fonksiyonel parkı olan Tuzla Belediyesi Şelale Eğitim Parkı’nda 2 projeyi daha hizmete kazandırdı. Tuzla Belediyesi Buz Pateni Pisti ve Tuzla Belediyesi Bowling Salonu hizmete açıldı. Açılışa özel düzenlenen turnuvada Tuzla’da bulunan 30 Hemşehri Derneği’nin katılımıyla düzenlenen Bowling turnuvasında dernekler dostça yarıştı. Tuzla Ordu Fatsa Hatipliler Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği birinci, TODER 52 (Tuzla 52 Ordu Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği) ikinci ve Bingöl ili Adaklı İlçesi Sevkar Köyü Dayanışma Derneği ise üçüncü oldu. Dereceye giren takımlara kupalarını Tuzla Belediye Başkanı Dr. Şadi Yazıcı verdi.

Tuzla Belediye Başkanı Dr. Şadi Yazıcı, Tuzla Belediyesi Birimler Arası Bowling Turnuvası’nda dereceye giren takımlara da kupalarını verdi. Tuzla Belediyesi Birimler Arası Bowling Turnuvası’nda İşletme ve İştirakler Müdürlüğü 1’inci, Özel Kalem Müdürlüğü 2’nci, Park ve Bahçeler Müdürlüğü ise 3’üncü oldu.

Tuzla Belediyesi Bowling Salonu ve Buz Pateni Pisti

Tuzla Belediyesi Bowling Salonu, Şelale Eğitim Parkı’nda bin 128 metrekare alanda 8 bantlı oyun alanı ve kafesiyle misafirlerini ağırlamaya başladı.

Tuzla Belediyesi Buz Pateni Pisti de yine aynı alanda bin 128 metrekare alanda 336 metrekare doğal, 250 metrekare suni pist ile hizmete açıldı. Tesisler pazartesi hariç her gün 12.00 – 22.00 saatleri arasında hizmet veriyor.

Tuzla Belediyesi buz pateni pistinde 35 dk. eğlence 7 TL., yine aynı sürede eğitim 15 TL. karşılığında alınıyor. Tuzla Belediyesi Bowling Salonu’nda 1 oyun (20 atış) 6 TL. olarak ücretlendiriyor.
 

 

  Kemerburgaz Üniversitesi Meslek Yüksekokulu ve Gazi Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü sanat etkinlikleri kapsamında düzenlenen “Cevherden Bedene Takı Sergisi” gerçekleştirildi. Söz konusu sergi 11-14 Nisan 2017 tarihleri arasında Gazi Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsünün mini sergi salonunda görülebilecek.

  Sergiye ilişkin bilgi veren İstanbul Kemerburgaz Üniversitesi Meslek Yüksekokulu Kuyumculuk ve Takı Tasarım Program Başkanı Öğr. Gör. Elanur Güner, “Ben bu sergiye 23 eser ile katıldım. 23 eseri yaklaşık 2 haftada yeniden ürettim. Eserlerimde Türkiye’den çıkarılan taşları kullanmaya özen gösterdim. Özellikle Ankara’dan çıkarılan bantlı agat ve Çubuk agatlarını kullandım. Balıkesir yöresinden ametist kullandım. Bunlarla takılar yaptım. Bunlar normalde taş gibi görünüyor. Belki yolda gördüğünüzde sizin hiçbir şekilde değer vermeyeceğiniz bir şey gibi gözüküyor ama gümüş ile birleştiğinde sanat eserine dönüşüyor” ifadelerini kullandı.

  Güner, taşın el işçiliği ile sanat eserine dönüşme süreciyle ilgili ise şu bilgileri paylaştı:

  “Taşları arkadaşlarımızla beraber kestik. Ürünleri genelde tek başıma yaptım. 2 hafta gibi kısa bir sürede bunu yetiştirmem gerektiği için arkadaşlar da yardımcı oldu. Yüzde 95’ini kendim ürettim, kendim tasarladım. Kendi fikirlerim. Normal olarak taşa bakarak, o anda hikayesi ile çıkan ürünler, doğaçlama ürünler. Sergide bütün ürünlere emek verdim ama benim için önemli olan ürün; yeğenimin saçlarından yaptığım, ilk saçının kesilmiş halini alıp, kuvars taşının altına koyarak ‘yaşam enerjisi’ adını verdiğim bir takı oldu. Hem duygusal hem de özünde birini anlatan bir takı oldu.”

  Sergiye ev sahipliği yapan Gazi Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Ülkü Eser Ünaldı ise sergide iki unsurun hedeflendiğini kaydederek, “Birinci hedefimiz üniversiteler arası iş birliğiydi. İkincisi de var olan değerlerimizi tanıtmaktı. Biz bu açıdan şöyle bir misyon üstlendik; farkındalık oluşturmak. Bu serginin bir görünen yüzü var; bu sanattır. Birde görünmeyen yüzü var ki bu da; potansiyelin sanata ve ekonomiye kazandırılmasıdır” açıklamasında bulundu.
 

Ünlü sanatçı İbrahim Erkal, gece evinin otoparkında düşerek beyin kanaması geçirdi. Önce Kartal Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne götürülen Erkal, sabaha karşı Etilen Liv Hospital’a sevk edildi. Erkal’ın beyin kanaması geçirdiği haberini alan yakınları ve sevenleri de hastaneye akın etti.

Dün gün boyu İbrahim Erkal ile birlikte olduğunu söyleyen Maltepe Erzurumlular Vakfı Başkanı Süha Dengizek, “Beraber yemek yedik. Üç arkadaş beraberdik. 23.30 gibi ayrıldı. Evine gidiyor arabayı valeye geriyor. İbrahim Bey düşüyor, yaklaşık bir buçuk saat site içinde baygın duruyor. Siteden geçen bir bayan görüp ambulansa haber veriyor. Önce Kartal Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne, ardından da buraya getirdik” ifadelerini kulandı.

İbrahim Erkal’ın kız çocuğunun daha on gün önce dünyaya geldiğini vurgulayan Dengizek, “Dün çok neşeliydi. Hatta ‘İbrahim bugün ne var çok neşelisin’ dedik. Daha 10 günlük kızı var. Rabbim şifasını versin. Doktorlar beyin fonksiyonlarının bittiğini söylüyorlar dua istiyoruz” şeklinde konuştu.

Hastaneden yapılan açıklamada ise, “Beyin kanaması ön tanısı ile Liv Hospital’a getirilen, evinin otoparkında düşmüş olarak bulunan değerli sanatçı İbrahim Erkal’ın yapılan tetkikler sonucunda son derece ciddi beyin kanamasının olduğu saptanmış olup, hastamız derin koma durumundadır. Yoğun tıbbi destek tedavisi alan hastamız, ameliyata alınmıştır” denildi. 

Akil Gençler Platformu’nun davetlisi olarak Ordu’ya gelen ve Ordu Öğretmenevi restoranında düzenlenen sohbet toplantısında konuşan eski Avrupa Birliği Bakanı Egemen Bağış, 15 Temmuz darbe girişimi ve yaşanan olayların yavaş yavaş unutulmaya başlandığı uyarısında bulundu. Türkiye’nin unutsa bile dış güçlerin unutmayacağını belirten Bağış, “Ama atalarımız diyor ya, ‘su uyur, düşman uyumaz’. Çok açık ki, biz 15 Temmuz’u unutmaya başladık daha üzerinden bir yıl geçmeden. 15 Temmuz’dan bir ay evvel kürsülerde elinde mikrofon ‘Ben bu ülkeye Başbakan olacağım’ diyen bir kadıncağız il il geziyor, darbe davet çığırtkanlığı yapıyor ve bunu alkışlayanlar var. Biz 15 Temmuz’u unutmaya başladık ama onların unutamadıkları bir şeyler var. Onlar hala Haçlı seferlerinde uğradığı yenilgileri unutamıyorlar. Onlar hala Çanakkale’de onlardan neredeyse 4’te 1’i 5’te 1’i daha düşük bir askeri güçle onları yenmemizi sindirememişler. Hala kabullenemiyorlar” diye konuştu.

“16 Nisan, haçlı seferlerinin rövanşıdır”

16 Nisan’da yapılacak referandum ile Haçlı seferlerinin ortak noktası olduğunu anlatan Bağış, şöyle konuştu: “Şimdi diyeceksiniz ki 16 Nisan ile Haçlı seferlerinin ne alakası var? Bakın, Viyana Sanat Tarihi Müzesindeki (Kunsthistorisches Museum Wien) objelerin yüzde 80’i Osmanlı’nın Viyana kuşatmasıyla ilgili objeler. Avustralya, Yeni Zelanda’nın savaş müzelerindeki objelerin yüzde 80’i Anzakların Çanakkale’de yaşadıkları süreçleri anlatan objelerle dolu. Ben Yeni Zelanda’ya ilk defa gidene kadar bu Anzak meselesinin bu kadar önemli olduğunu bilmiyordum. Ne zamanki gittim adamların en sevdikleri köfte Anzak köftesi, en sevdikleri bisküvi Anzak bisküvisi, en sevdikleri çorba Anzak çorbası. Onlar dediler ki, ‘Bizim tarihimizin başlangıcı Çanakkale’dir’. Biz ise tarihimizi seviyoruz ama detayına fazla inmiyoruz. Şimdi diyoruz ki, 15 Temmuz’un rövanşı 16 Nisan’da. Sadece 15 Temmuz’un değil, inanın bana, Çanakkale’nin de, Haçlı seferlerinin de rövanşı 16 Nisan’dır.”

“16 devleti fitne yıkmış”

Türklerin tarihte 16 devlet kurup yıktığını hatırlatan eski Bakan Egemen Bağış, bu devletlerin yıkılmasının ortak noktasının ise ‘fitne’ olduğuna dikkat çekti. Bağış, konuşmasına şöyle devam etti: “Biz tarihte 16 devlet kurmuşuz. Bu 16 devletin ortak özelliği, hiçbirini düşman yıkamamış. Birçok haçlı seferi, saldırıyı savuşturmuşuz ama bütün devletlerimiz içindeki fitne yüzünden kendi içinden yıkılmış. Fitneler nedeniyle devlet yıkılmış, çıkan fitneden yeni bir devlet çıkmış. Bu fitne öyle tehlikeli bir hastalıktır ki, babalara evladını, evlada babasını katlettirir. O sebeple bizi Haçlı seferleriyle, Çanakkale’de yenemeyenler bu tarihi gerçeği gördükleri için bizim içimizden devşirdikleri bir takım hainlerle yıkabileceklerini varsaydıkları için bize o 15 Temmuz’u yaşattılar. 15 Temmuz’da TBMM’yi bombalayan uçaklar Yunanistan’ın uçakları değildi. Vatandaşımızı ezen tanklar Rusya’nın tankları değildi. Bizi tarayan o askerler başka ülkenin askerleri değildi. Ama bizim içimizden devşirilmiş, ruhunu kiraya vermiş, aklını satmış, bir şarlatana meyletmiş, dış güçlerin piyonu olarak çalışanlar maalesef bizdendi. Çünkü onlarda bizi bize kırdırabileceklerini görüyorlar.”

“Parlamenter sistem fitne makinesi gibi”

Parlamenter sistemin ‘fitne makinesi’ olduğunu belirten Bağış, şu örnekleri verdi:
“Bugünkü hükümet sistemi adeta bir ‘fitne makinesi’ gibi çalışıyor. Çok başlılık her yerde sorundur. Atatürk ile İnönü yıllarca savaş meydanlarında birlikte çatışmışlar, Cumhuriyeti birlikte kurmuşlar ama biri cumhurbaşkanı biri başbakan olunca birbirlerine düşmüşler. Aynı şekilde İnönü ve Celal Bayar silah arkadaşları ve dava arkadaşları bunlar. Ama biri cumhurbaşkanı biri başbakan olunca birbirlerine düşmüşler. Cumhuriyet tarihi boyunca birbirlerine düşmeyen cumhurbaşkanı ve başbakan yok. Süleyman Demirel ile Turgut bey (Özal) ağabey kardeş gibi birbirlerine yakındılar. Ama biri cumhurbaşkanı biri başbakan olunca birbirlerine ağza alınmayacak sözler etmişler. Süleyman bey gitmiş Tansu hanımı seçmiş onunla kötü olmuş. Turgut bey Yıldırım Akbulut’u getirmiş onunla kötü olmuş, sonra Mesut Yılmaz’ı getirmiş onunla da kötü olmuş. En son Ahmet Davutoğlu örneğinde yaşadık biz bunu. Altın tepside başbakanlık verildi, hırsı aklının önüne geçti. Ve devlet bunun sıkıntılarını yaşadı. Bülent Ecevit yüzde 20 oyla iktidara geliyor. Normal şartlarda bir apartman yönetici bile seçilemeyecek Ahmet Necdet Sezer’i getirip bu ülkenin başına koyuyor. O Ahmet Necdet Sezer’de anayasa kitabını başbakanın suratına fırlatıyor. Bedelini de bu millet ödedi.” 

Metin Akyürek