2011 olimpiyatları döneminde Üniversitede olduğunu hatırlatarak, 2011 Üniversite Olimpiyatları sürecine değinen Aydın; “2007’de başlayan bir süreçti. 2009 hedeflenmişti. 1 oyla kaybetmiştik. 2011’i büyük bir çabayla, büyük bir gayret ve amatör ruhla aldık. Fakat bu süreçte Erzurumluluk çok ön plandaydı. Atatürk Üniversitesi Rektörümüz Erzurumluydu. Mutfağında çalışanların tümü Erzurumluydu. Burada ki yazışmaların hepsi benim redaksiyonumdan geçirildi. Net olarak pek çok üst düzey oluşumlarda bulunduk. Allah’a şükür, 2011’i yüzümüzün akıyla aldık.” dedi.

2017 EYOF Olimpiyatı tanıtım organizasyon eksiklerini kastederek, 2011 Olimpiyatlarını örnek gösteren Aydın; “Ben o zaman, 2011 Olimpiyatlarının da aynen böyle bir risk teşkil ettiğini gördüğümde, uyardım Belediye Başkanı ve siyasileri. Dedim ki, Ne olur Erzurumlu ruhuyla hareket edin, yoksa bunu birileri kapabilir. Basında da çıktı. Dönemin Kayseri Belediye Başkanı Mehmet Özhaseki bazı tesislerin gecikmesinden dolayı Kayseri göz kırpıyor. Diyor ki, Eğer Erzurum bu işin altından kalkamazsa biz yaparız! Daha sonra Bir televizyon programında kendisine sordum. Erzurum’da ki Belediye de Ak Partili, Sizde. Nasıl olur da, aynı partiye mensup belediye başkanı olarak böyle bir şeye talip olursunuz? Böyle bir şey var mı? Cevap çok manidar. Özhaseki dedi ki, hocam doğrudur. Ben Her şeyden önce Kayseriliyim dedi.” diye belirtti.

Aydın; “Allah korusun bizim korkumuz, tekrar bir fiyaskoya dönmesidir.”
Konuşmasının devamında tanıtımlarda ki eksikliklere de değinen Aydın;”Bu tarz organizasyonlarda Erzurum hep siyasetin arkasında kalırsa, hep Ankara bürokrasisinin arkasındakalırsa, organizasyonlar ne kadar çok olursa da, Erzurum’a bir katma değeri olmaz. Şimdi aynı sıkıntıyı yaşıyoruz. Tanıtım yok, caddeyi sokağı geziyoruz, bilboardlara bakıyoruz. İnanın havaalanından çıkıp geliyoruz. Ben 1 hafta sonra olimpiyat olacak havası görmüyorum. Siz görüyor musunuz? Görmüyorsunuz. Bunu ne batıda gördüm, ne medyada. Hatta ulusal televizyonlarda bile sayın milletvekilleri çıkıyorlar. İstanbul’un barajlarını, köprülerini konuşuyorlar. Niye bu etkinliği konuşmuyorsunuz? Yani niye Palandöken’i anlatmıyorsunuz? Bizim korkumuz şu ki, Allah korusun tekrar bir fiyaskoya dönmesidir.” dedi.

Aydın; “Yasama, yürütme ve yargıdan sonraki kol medyadır.”
Bu tarz organizasyonda reklam ve tanıtımın şehir için çok önemli olduğunu belirten aydın;” Sözün sırası geldiğinde Erkler ayrılığından bahsediyoruz. Demokratik yönetimlerde, Yasama, Yürütme, Yargıdan sonra 4. Kol Medyadır. Basındır. Bu çok önemli. Bazen üçünün de önüne geçer. Şimdi sizinle ortak bir paylaşımları yok. Sizden yardım istemeleri yok. Çok sıradn bir ürün, bir marka daha çok teşhir edilirken, Erzurum’da EYOF’la ilgili herhangi bir etkinlik yok. Sadece Belediyenin tahsis ettiği bilboardlar üzerinden tanıtım yapılıyor. Hani ulusal medyada ki karşılığı bunun? Hani reklamları? Hani üst düzey bir takım insanlara bir şeylerin söyletilmesi? Bunlar zor mu Allah aşkına?”dedi.

Aydın; “Sanki FBI toplantısı yapılacak!”
Konuşmasının devamında EYOF Organizatörlerine de sitemde bulunan Aydın; ”Ayrıca Erzurum’un doğasını bilen sizlersiniz. Yerel basın, o şehrin dinamiklerini en iyi bilendir. Yerel basına yer vermeyen, fırsat vermeyen bir üslupla, sanki bu şehirde uluslararası stratejik bir etkinlikten bahsediyoruz. Hayır, burada FBI toplantısı yapılmayacak. Burada bir spor etkinliği var. Niye saklıyor sizden, bunu sizinle niye paylaşmıyor. Ama bunu paylaşması için önce Erzurumluluk şuuruna sahip olması lazım.” dedi.

Aydın; “2011’de de aynı hatayı yaptık. dışarıdan koordinatör atıyoruz”
İnanın, Üniversiteden olsun, Erzurum’dan olsun, şu etkinliği başarabilecek hem koordinatör çıkar, hem alt ekibi çıkar, hem de buranın basını laikiyle bu vazifeyi yapar. Ama Erzurum’un siyasi gücü, bürokratik gücü sesini çıkarmıyor. Bu da bir fiyasko olmasın diye benim temennim, henüz vakit varken bir an önce önlemleri alalım ve bu hatadan dönelim.” dedi.

Milletvekillerine akreditasyon mailleri gönderen EYOF, bilgi için aramamış bile
Milletvekili Aydın, “Ayrıca edindiğimiz bilgi, Erzurum Milletvekillerine Akreditasyon başvurusu için mail gönderen EYOF Yetkililerinden, bilgi teyidi için arama olmadığı yönünde. Doğruluğu araştırılmakta olan bu bilgi Milletvekillerinin olimpiyat günü, olimpiyat alanına giriş yapacağı anda, EYOF yetkililerini, zor durumda bırakacak gibi.” diye konuştu. 

Pardus nedir?

Pardus; 2003 yılında temelleri atılan milli işletim sistemi olan, Türkiye’de TÜBİTAK-UEKAE tarafından geliştirilen, özgür, hızlı kurulabilen, kolay kullanılır, çoklu dil içeren, bilgisayar kullanıcılarının temel masaüstü ihtiyaçlarını gidermek üzere halihazırdaki linux dağıtımlarının üstün taraflarını kullanan; kurulum, yapılandırma ve kullanım kolaylığı sağlayan açık kaynak bir işletim sistemidir. Pardus’un bugüne kadar yayınlanmış 5 ana sürümü ve 9 ara sürümü mevcuttur. Bunlara ek olarak 2 kurumsal sürümü vardır.

Pardus adı nereden gelmektedir?

Pardus adı, Anadolu Parsı’nın bilimsel adı olan Panthera pardus tulliana’dan gelmektedir.

Mevcut işletim sistemimi silmeden Pardus’u deneyebilir miyim?

Pardus ‘u ikinci bir işletim sistemi olarak, mevcut işletim sisteminizin yanına kurabilirsiniz. Bu şekilde kurulum yapıldığında bilgisayar açılışında size hangi işletim sistemi ile devam etmek istediğiniz sorulacaktır. 

Pardus’un özellikleri nelerdir?

1- Açık kaynaklıdır.
2- GPL lisanslıdır.
3- Özgürdür.
4- Adını Anadolu panterinin isminden alır.
5- TÜBİTAK-UEKAE tarafından gerçekleştirilen bir işletim sistemidir.

Pardus’un sistem gereksinimleri nelerdir?

1- 800 mhz Intel veya amd işlemci (en az 1200 MHz önerilir).
2- 256 MB RAM (512 MB önerilir).
3- En az 4GB boş alana sahip harddisk.
4- Pardus hizmetlerine ve kaynaklarına ulaşmak için internet bağlantısı.

Neden Pardus kullanmalıyım?

1- Özgürdür.
2- Türkçedir.
3- Virüslere geçit vermez.
4- Hızlı kurulur.
5- Kolay kullanılır.
6- Her şey yazılım dahildir.
7- Özelleştirilebilir.
8- Şeffaftır.
9- Çoklu dil desteği.
10- Eğlencelidir.

Pardus hangi donanımları desteklemektedir?

Sisteminizin Pardus için uygun olup olmadığını denetleyebildiği donanımları Dış bağlantılar başlığı altındaki Pardus Donanım Uyumluluk listesi linkinden bakabilirsiniz.

Pardus’un en sürümleri hangileridir?

1- Kurumsal sürüm olarak: Pardus Kurumsal 2
2- Kişisel sürüm olarak: Pardus 2011.2 Cervus elaphus

Pardus ücretli midir? Pardus’u nereden edinebilirim?

Pardus ‘u ücretsiz olarak sürümler sayfasından edinebilirsiniz.

Kaynak: www.nedir.com

 

 

Fatma Akça (45) 1998 yılında bir tekstil fabrikasında işçi olarak çalışan Asman Akça (48) ile evlendi. Evlendikten 3 yıl sonra Fatma Akça hamile kaldı. Akça’nın hamileliği çok kötü geçince beslenme problemi yaşadı. Herkes hamilelik döneminde kilo alırken Akça 10 kilo verdi. 

Çiftin 2002 yılında Hira Efe Akça ismini verdikleri bir çocukları dünyaya geldi. Doğduğunda 3 kilo 800 gram olan Hira Efe Akça, dünyaya geldikten sora hızla kilo vermeye başladı. Bunun üzerine aile doktora gitti. Ancak çocuğun kilo vermesine ve ishal sorununa bir çözüm bulunamadı. Bunun üzerine bebek 4 aylık olduğunda aile Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi’ne başvurdu. 

Burada yapılan tahlil ve tetkikler sonucunda Hira Efe Akça’ya bağışıklık yetmezliği teşhisi kondu. Teşhisin ardından tedavi dönemi başladı. Ancak Akça sürekli hastanede yatması, ayda bir kez iğne yapılmasına rağmen rahatsızlığına bağlı olarak başka rahatsızlıklar da başladı. Çocukta pamukçu denilen rahatsızlık baş gösterirken bu hastalık bütün organlarına sıçradı. Gelişme geriliği, kemik erimesi, astım başladı. Gelişme geriliği nedeniyle 15 yaşında olmasına rağmen 6-7 yaşındaki bir çocuk gibi, boyu 120 santim, kilosu ise 18. Hastalığı nedeniyle 3 yaşındayken 17 dişi çekildi. 15 yaşına kadar 7 kez endoskopi ve konoloskopi oldu.

“Okulu bırakmak zorunda kaldı”

Sürekli tedavi olmasına rağmen bir türlü sağlığına kavuşmayan Hira Efe Akça, çok sevdiği okulu da bırakmak zorunda kaldı. Çünkü artık sokağa çıkmaya, okula gitmeye yürümeye bile gücü kalmamıştı. 6. sınıfta okulu bırakan Akça’nın sağlık durumu gittikçe bozulunca doktorlar tek kurtuluşun ilik naklinin olduğunu ve iliğin yüzde 100 uyması gerektiğini söyledi. Akça ailesi birinci derece akrabalar uygun iliğin bulunması için hastanede kan verdi ancak şu ana kadar uygun ilik bulunamadı.

Yakınlarından ilik bulunamayınca anne Fatma Akça, geçtiğimiz cuma günü Başbakan Binali Yıldırım’ın Adana’da cuma namazını kılacağını duyunca hem yardım istemek hem de çok sevdiği Başbakanı görmek için Hasan Gülek Camii’ne çocuğuyla birlikte geldi. Hira Efe Akça hastalığı nedeniyle boyu küçük olduğu ve gücü olmadığı için polis bariyerlerinden Başbakan Yıldırım’ı görebilmek için kasanın üzerine çıktı. Akça, saatlerce Başbakanı görebilmek için bekledi. Başbakan Yıldırım ise cami çıkışı vatandaşların yanına geldi. Bu sırada Başbakana sevgi seli olunca anne Akça, Başbakan ile görüşüp derdini anlatamadı. Ancak Hira Efe Akça çok sevdiği Başbakan Yıldırım ile fotoğraf çektirme imkanı buldu.

“Oğlum tedaviye yanıt vermedi tek çare ilik nakli”

Fatma Akça oğlunun tedaviye yanıt vermediğini ve doktorların da ilik nakli gerektiğini söylediğini belirterek, “Şu anda umudumuz ilik naklinde. Oğlum 15 yaşında. Son yaptığımız ölçümlere göre boyu 120 santim, kilosu 18. Kilo almadığı gibi oğlumun devamlı ishal sorunu var. Devamlı hasta ve sürekli hastanelerdeyiz. Hastalığı nedeniyle oğlum son 2 yıldır okula gidemiyor. Başka çocuğum yok. İkinci çocukta da aynı sorunlarla karşılaşınca henüz anne karnındayken hamileliğimi sonlandırdık” dedi.

Oğlunun her gün gözlerinin önünde erimesine çok üzüldüğüne dikkat çeken Akça şunları kaydetti:
“Bir anne için çok zor ve acı verici bir durum bu. Elimizden hiçbir şey gelmiyor. Doktorlar, ‘ilik nakli’ yapılması gerektiğini söylüyorlar ama ilik nakli için de yüzde 100’lük bir uyum gerekiyor. Şu ana kadar da aile ve yakın akrabalar arasında uygun iliği bulamadık. Başbakanımız Sayın Binali Yıldırım Adana’ya geldiğinde onunla konuşmak, oğlumun durumunu anlatarak, ondan yardım istemek için namaz kılacağı caminin önüne gelmiştim. Ancak kalabalık nedeniyle kendisine ulaşamadık, derdimizi anlatamadık. Bir türlü nasip olmadı. Eğer kendisiyle bağlantı kurup da konuşabilme fırsatım olsaydı; ona oğlumun durumuna el atmasını isterdim. İlik nakli için uygun donörün bir an önce bulunması gerekli naklin de zaman kaybedilmeden yapılmasını isterdim. Oğlumun durumu zor ve kritik bir noktada. Çünkü artık tedaviye cevap vermiyor. Uygun iliğin bulunamaması gibi bir durumu düşünmek dahi istemiyorum. Durumu kötü ve her gün daha da kötüleşiyor.”

“Okula giden arkadaşlarımı görünce üzülüyorum

Hira Efe Akça ise ilik naklinden gelecek müjdeli haberi beklediğini ifade ederek, “Ben de okula gitmek istiyorum. Çünkü evde çok sıkılıyorum dışarı da çıkamıyorum, sürekli bir halsizlik var üzerimde. Okula giden arkadaşlarımı gördüğümde üzülüyorum. Onlarla olan anılarımı hatırlayıp da üzülüyorum. Annem benim hep avukat olmamı istiyor ama ben henüz ne olmak istediğime karar vermedim” dedi.

“Yaşıtlarım gibi özgürce sokakta koşup oynamak istiyorum”

Hira Efe Akça, hastalığı nedeniyle yapmak istediği ama yapamadığı birçok şey olduğunu belirterek, “Yaşıtlarım gibi sokakta özgürce koşup oynayamıyorum. Astımım var. Futbolu çok seviyorum ama hastalığım nedeniyle oynayamıyorum. Bu durum beni çok üzüyor. Bazen pencereden sokakta koşup oynayan arkadaşlarımı gördüğümde hüzünlenip üzülüyorum. Ben de onların yanında olup, çocukluğumu doyasıya yaşamak istiyorum. Sağlığım yerinde olsaydı önce okulumu bitirmek, sonra da sokakta doya doya oyun oynamak isterdim” diye konuştu.

Podolski hayranı

Hira Efe Akça, Galatasaray fanatiği olduğunu, Lukas Podolski’yi çok sevdiğini belirterek, şöyle devam etti:
“Her çocuk gibi benim de hayalim en sevdiğim futbolcuyla birlikte vakit geçirmek. Onun giydiği formayı giymek isterdim. Onu tribünde izlemek ve maçtan önce kısa süreliğine de olsa sohbet etmek, ondan imza almayı çok isterim.”

“Başbakanımızı görebilmek için kasa üzerinde bekledim”

Akça, “Başbakanımız Binali Yıldırım ile görüşüp, hastalığımı ona anlatmak ve uygun iliğin bulunması için kendisinin bana yardımcı olmasını istiyordum. Ancak kalabalık nedeniyle kendisiyle görüşme fırsatımız olmadı. Kendisiyle görüşme fırsatım olsaydı bana uygun bir ilik bulunması için yardımcı olmasını isterdim. Başka da hiçbir şey istemiyorum. Benim tek isteğim yeniden sağlığıma kavuşmak. Yorgundum, erken kalktığım için başım dönüyordu. Oradaki polis bariyerine tutunabilmek ve vücudumun dengesini sağlayabilmek için kasanın üzerine çıktım. Bir de boyum kısaydı ve beni görebilmesi için kasanın üzerine çıktım” dedi. 

Fatih Keçe-Serkan Çetinkaya
 

Van Gölü’nde yaşanan tek balık türü olan ve ilkbahar aylarında tatlı suya göçüyle görsel şölen sunan İnci Kefali, kış aylarında ise tezgâhların başköşesinde yer alıyor. İHA muhabirine konuşan balıkçı esnafı Emre Durmuş, İnci Kefalinin bu yılki bereketiyle hem balıkçıların hem esnafın hem de vatandaşların yüzünü güldürdüğünü söyledi. Durmuş, “Bu sene biliyorsunuz dışarıda gelen balıkta tat tuz yok. Hem fiyatları çok yüksek hem de bin bir dertle tezgâhlarımıza ulaşabiliyor. Ama İnci Kefali olarak adlandırdığımız Van balığı ise hem uygundur hem bereketlidir hem de günübirlik geldiği için tazedir. O yüzden Vanlılar bu sene fazlasıyla İnci Kefali yedi” dedi.

İnci Kefalinin besin değeri bakımından neredeyse istavritle eşdeğer olduğunu söyleyen Durmuş, “İnci Kefali günlük geldiği için vatandaşlarımız taze taze alıp tüketebiliyor. Dışarıdan gelen balık ancak üç-dört gün içinde elimize ulaşıyor. Yani İnci Kefali kadar taze ve lezzetli olmuyor maalesef. İnci Kefali akşam çıkıyor. Sabah bizim tezgâhlarımıza ulaşıyor. İnsanlar daha çok tercih ediyor. Besin değeri bakımından da nerdeyse palamutla eşdeğerdir” ifadelerini kullandı.

Balık alındığında dikkat edilecek olan püf noktaları da anlatan Durmuş, “Balığın taze olmasına dikkat etmemiz gerekir. İnci Kefali için konuşursak, taze olduğunda daha parlak oluyor. Hafif sert olur. Bir de yüzgeçlerine dikkat etmemiz gerekir. Yüzgeçler mor ise bayattır. Kırmızı ise tazedir” şeklinde konuştu.

Tezgâhlarda Van balığının kilosunun 3-4 liradan satıldığını da sözlerine ekleyen Emre Durmuş, “Dışarıdan gelen en ucuz balık hamsidir ki onun da kilosu 7 ila 10 lira arasındadır. Ancak Van balığına bakıldığında toptan fiyatı 2,5 liraya kadar düşüyor. Hamsi sezon boyunca 7 ila 10 lira arasında satıldı. Diğer balıklar ise dövizle paralel olarak fiyatları yükseldi. Döviz balık tezgâhlarını da bu anlamda vurdu diyebiliriz” ifadelerini kullandı.
Balık fiyatlarını da sıralayan Durmuş, “İnci Kefali 3, hamsi 10, alabalık 15, palamut 10, somun 20, çupra ile levrek 25 lira şeklinde devam ediyor. Yani en uygunu ve en tazesi İnci Kefalidir” diye konuştu.
Balık alan vatandaşlar ise, fiyatı uygun olduğu için İnci Kefalini tercih ettiklerini ifade ederek, yaşanan bereketin ise sofralarına yansıdığını ifade ettiler. 

Murat Dalgın
 

Diyarbakır’ın merkez Kayapınar ilçesinde ikamet eden 49 yaşındaki Azize Ay’ın 14 yaşında başlayan futbol merakı tutkuya dönüştü. Bu yaşından itibaren spor gazeteleri biriktirerek, önemli spor olaylarını not almaya başlayan Ay, binin üzerinde gazete biriktirdi. Yıllarca bir kadın futbol takımında forma giymek isteyen Ay’a, ailesi “Kadınlar futbol oynamaz” diyerek, izin vermedi. Koyu bir Fenerbahçe taraftarı olan Ay, evlendiğinde düğün salonuna bile Fenerbahçe marşı eşliğinde girerek, sarı ve lacivert renklerinde olan düğün çiçeğini kıyamadığı için atmadığını anlattı. Tek hayali bir futbol takımında oynamak ve Fenerbahçe Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım ile tanışmak olan Ay, İhlas Haber Ajansı (İHA) kameralarına toplu hünerlerini de sergiledi.

“Bütün maçları yazıyorum”
Futbolla yatıp, futbolla kalktığını belirten Ay, imkanı olmadığı için maç yapamadığını ancak yalnız başına antrenmanlar yaptığını belirtti. 1982 yılından beri maçları takip ettiğini ve önemli spor olaylarını günlüğüne kaydettiğini anlatan Ay, “Bine yakın gazete biriktirdim. Halter, boks, basketbol gibi spor dallarını da takip ediyorum. Defter de tutuyorum. Haftanın futbolcularını, gollerini yazıyorum. Yorumlar yapıyorum. Fenerbahçeliyim ama bütün futbol maçlarını yazıyorum” dedi.

“İlk aşkım Fenerbahçe, ikincisi eşim”
Sekiz yıl önce evlendiğinde düğün salonuna Fenerbahçe marşıyla girdiğini dile getiren Ay, “Gelin çiçeği de sarı lacivertti. ‘At, at’ dediler, atmadım çiçeği. Gittiğim salon da sarı lacivertti. Eşim de saygı gösterdi bana. İlk aşkım Fenerbahçe, ikinci aşkım eşim diyebilirim. İlkokula giderken anneme ‘nöbetçiyim’ diye yalan söylerdim. Topumu önceden aşağı atardım. Oradan okula gider top oynardım. Topla yatıp topla kalkardım. ‘Futbol, futbol, futbol’ diyorum. Kendimi 15 yaşında gibi hissediyorum. Spor yaptığım için dinç hissediyorum kendimi. Şimdi görev verseler bir bayan futbol takımında kalecilik bile yaparım. Daha da umudum var. Daha önce Van Şalvarspor vardı. Gitmeye özendim. İzin vermediler. Adana Dostlukspor, Ankara Sitespor vardı. Amcam izin vermedi, gidemedim. Babamı kaybettiğim için amcam büyüttü beni. Babam Diyarbakır Bağlar Gençlik’te futbolcuymuş. Bütün özellikleri bende var. Bu merakım ondan dolayı olabilir. Annem ben uyurken topu kucağımdan alıp kaldırıyordu” diye konuştu.  

Aysel Ertunç – Emrah Kızıl
 

Olay, Yıldıztepe Mahallesi 61. Sokakta bulunan süpermarkette dün akşam saatlerinde meydana geldi. Alınan bilgiye göre, M.A. (18) O.A. (16) isimli iki kardeş, süpermarketin kapanmasına dakikalar kala çeketlerinde getirdikleri silah ve pala ile müşteri olarak girdi. Bir süre kasa etrafından vakit geçiren şüpheliler, daha sonra çeketlerinden çıkardıkları silah ve palayla bayan kasiyerleri tehdit etmeye başladılar. Kasadaki parayı soğukkanlılıkla alan iki kardeş, raflardan şişe su aldıktan sonra kayıplara karıştı. Soygun anları, markette bulunan güvenlik kamerasına saniye saniye yansıdı.

Trene binip kaçtılar
Soyguncular silah tehdidiyle kasadaki paraları alarak olay yerinden kaçarken, çalışanlar durumu hemen polise bildirdi. Kısa sürede olay yerine gelen polis, güvenlik kamera kaydından soyguncuların eşkalini belirledi. Yapılan kısa araştırmada M.A., ve O.A.’nın Denizli istikametine giden bir trene bindiği tespit edildi. Bunun üzerine durum Buharkent polisine bildirilerek, önlem alınması istendi. Bu arada, Nazilli İlçe Emniyet Müdürlüğüne bağlı Asayiş Büro Amirliği ekipleri trenin makinistiyle irtibata geçip durumu bildirdi. Verilen eşkali alan tren çalışanları, M.A. ve O.A.’nın bulunduğu kompartımanı Buharkent polisine bildirdi. Perona yanaşan trene baskın düzenleyen polis, 2 soyguncuyu kıskıvrak ele geçirdi. Buharkent’ten alınarak Nazilli’ye getirilen soyguncular, emniyetteki sorgusularının ardından adliyeye sevk edilecek.

Polis kayıtlarında çok sayıda suç kaydı olduğu bildirilen soyguncuların, marketteki kasadan 600 TL’ye yakın para aldığı öğrenildi. 

GAÜ Medya Birimi aracılığıyla, Üniversite’nin kurumsal tüm iletişim portallarında yayınlanmak üzere sorulara yanıtlar veren Yrd. Doç. Dr. Avcı, “Eğitim kalitesi, en öncelik verdiğimiz nokta, eğitim kalitesinin üst düzeyde gelmiş bulunduğu dünya standartlarının değişen formlarına göre daimi güncellenmesi, mezun olan öğrencilerimizin için uygun iş ortamına girebilmeleri, girdikleri zaman da zorluk çekmeden işlerini yapabilmeleri, çok dikkat ettiğimiz noktalardan bazıları. GAÜ’nün geçtiğimiz yıllardan itibaren başlayan sağlık söylemi, artık kamuoyunun bilgisindedir. Sağlık, aslında, ülkemizin ve dünyanın daimi bir sorunudur. GAÜ’nün sağlığa biçtiği vizyon ise, uzun vadeli sağlam bir yatırımlar bütünlüğüdür.” dedi.

Kuzey Kıbrıs’ta, temel sağlık hizmetleri yapılanmalarının, kamusal ve özel sektör olarak yıllardır Lefkoşa’ya endekslendiğini bir kez daha hatırlatan Avcı¸”Sağlık yatırımlarının genellikle Lefkoşa’ya yapıldığını görüyoruz. GAÜ Hastanesi projemizin, bu anlamda bütün ülkeye hitap etmesi amaçlanıyor, bir plan doğrultusunda da “Smart Health” akıllı dispanser birimimizi, öncü olarak hizmete almış bulunuyoruz. Girne bölge halkı ve yaşamı açısından her şey olumlu değişecek, bir turizm kentinde sağlık hizmetlerinin de mükemmel düzeyde olması gerekir, başka bir alternatifiniz de yoktur. Sağlık alanında, sadece kendi ülkemizle değil, asıl Dünya ile yarışacağız.” şeklinde konuştu.
 

Olay, geçtiğimiz 22 Ocak Pazar günü Kağıthane Çağlayan’daki bir cep telefonu bayiinde yaşandı. Edinilen bilgiye göre öğle saatlerinde kimliği belirsiz bir şahıs, cep telefonu bayiine geldi. İş yeri sahibine elinde jelatini bile sökülmemiş, 3 bin 600 lira değerinde yeni aldığı son model cep telefonu satmak istediğini söyleyen şahıs, sağlık sorunları nedeniyle acil paraya ihtiyacı olduğunu belirtti. Bunun üzerine esnaf, prosedürü uygulayarak faturayı inceledikten sonra şahsın kimliğim diye beyan ettiği Sağlık Bakanlığı başlıklı hastane raporunun fotokopisini çekti. İşlemler tamamlandıktan sonra iş yeri sahibi şahsa anlaştıkları şekilde yaklaşık 2 bin lira para verdi.

1 hafta sonra satıldı, içinden Çin yapımı telefon çıktı
Her şey normal seyrinde devam ederken iş yeri sahibi Cevat Adin, satın aldığı “0” ayarında cep telefonunu vitrine koydu. Yaklaşık 1 hafta sonra telefonu bir müşteri satın almak istedi. Müşteri ile fiyatta anlaşan Adin telefonu sattı ancak müşteri jelatini söküp kutuyu açtığında şoke oldu. Orjinali ile birebir görünen telefonu inceleyen Adin, telefonun Çin yapımı telefon olduğunu anladı. Telefonun yaklaşık 200 lira değerinde olduğunu öğrenen Adin, 2 bin lira dolandırıldı. Güvenlik kamera görüntülerinden şahsı tespit eden Adin, soluğu polis merkezinde aldı. Elindeki güvenlik kamera görüntülerini, şahsın sattığı telefonu, kutusunu, faturasını ve sağlık raporunu beyan etti. Ancak iddiasına göre polis merkezindeki yetkililer Adin’i, Tüketici Mahkemesi’ne yönlendirdi.

“Çin malı olduğu için imha edeceğiz değeri 200 lira bile değil”
Dolandırılan esnaf Cevat Adin, “Olay günü öğle saatlerinde bir şahıs girdi. İkinci el telefon alıyor musunuz dedi, ben de alıyorum dedim. Sonda faturalı, kutulu son model cep telefonum var dedi. Telefonun değeri normalde 3 bin 600 lira civarındadır. Cihazı alıp baktım ki kapalı kutusunda orijinal, faturası var ve bilinen bir GSM operatöründen almış. Her şeyini kontrol ettim. Sonra cihazı aldım, kontrolleri sağladığım her şeyi aynıydı. Cihaz 1 haftaya yakın vitrinde kaldı, kapalı olduğu için 2’inci ele düşmesin diye alıp açmadık. 1 hafta sonra satıldı, açınca telefon tuhafımıza gitti. Baktık içinden Çin malı cihaz çıktı. Çin malı olunca şüphelendik ve karakola gittik. Orada dediler ki, bu tüketici haklarına girdiği için bakamıyoruz ilgilenemeyiz dedi. Şahsın her bilgisi elimizde var ama yardımcı olmadılar. Bizim canımız gerçekten yandı, kazancımız yok, kiralarımız yüksek, bir de dolandırılıyoruz. Çin malı olduğu için imha edeceğiz değeri 200 lira bile değil” diye konuştu.

Doğan Can Cesur 

 

Görünüşü ve güçlü yapısı ile görenlerin korktuğu Pitbull cinsi köpeği yavruyken alarak beslemeye başlayan Ersan Yaşin, 18 aydır beslediği Tetik isimli köpeği tam bir bakıcı haline getirdi. Evlerinde besledikleri Tetik ile vaktinin büyük bölümünü geçiren küçük Ecrin Yaşin ise, köpeği ile çok iyi anlaşıyor. Köpeği ile oyunlar oynayan ve bakımını üstlenen küçük kız, ninni söyleyerek köpeğini uyutuyor.

Tetik’in hiç kimseye zarar vermediğini belirten 8 yaşındaki Ecrin, “Tetik bize ilk geldiğinde 2 aylıktı, şimdi 18 aylık. Yaklaşık 2 senedir bizle duruyor. Biz de onu çok seviyoruz. Çocuk sevgisi ile yaşadığı için hiçbir çocuğa, hiçbir insana zarar vermiyor. Eskiden bizim komşularımız korkardı, çocuklar korkardı, şimdi çocuklar geliyor, ‘Tetik’i de getir oynayalım’ diyorlar. Çok insan sever bir köpek. Ben de uyuturum, ninni söylerim ona, küçükken yatağımda da yatırmıştım bir kere” dedi.

Hayvanları ve çocukları çok sevdiğini belirten baba Ersan Yaşin ise, köpeği Tetik ile her türlü aktiviteyi ailesi ile birlikte yaptığını anlatarak, “Bu köpekleri psikolojisi bozuk insanların eline veriyorlar, köpeği karanlıkta bırakıyorlar, yemek vermiyorlar, su vermiyorlar, kötü yetiştiriyorlar. Köpek dışarıya çıktığı zaman psikolojisi bozuk oluyor. Benim bildiğim kadarıyla bu köpekler dadı olarak kullanılıyor yabancı ülkelerde. Çocuğunuzu emanet edebilirsiniz. Benim çocuğum parkta oynarken bir kere kayboldu. Ecrin’in atletini Tetik’e koklattım, ‘Git Ecrin’i bul oğlum’ dedim. İki sokak ötede Ecrin’i buldu ve çeke çeke eve geri getirdi. İyi davranırsanız bu köpek de size iyi davranır” diye konuştu.
 

Her kanser tipinde erken teşhisin hayat kurtarıcı olabileceğini, ülkemizde bu açıdan farkındalığı artırmanın büyük önem taşıdığını, söyleyen Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi Medikal Onkoloji Uzmanı Dr. Ömer Diker, Dünya’da yaygın olarak kullanılan kanser tarama programları irdelendiği zaman, öncelikli olarak kalın bağırsak kanserleri, rahim ağzı kanserleri, meme kanserleri, akciğer kanserleri, prostat kanserleri ve cilt tümörlerinden bahsetmenin uygun olacağını ifade etti.
Kalın bağırsak kanseri 50 yaş ve üzeri kişilerde taranmalı
Uzm. Dr. Ömer Diker, farklı yöntemlerle taranabilen kalın bağırsak kanserinin, 50 yaş ve üzeri bireylerde taranması uygun bir kanser tipi olduğunu ifade etti. Yıllık olarak dışkıda (Gaitada) gizli kan, yılda bir veya üç yılda bir DNA bazlı dışkı testleri, 5 yılda bir kalın bağırsak sol alt ucunun (sigmodoskopi) veya 10 yılda bir tüm kalın bağırsağın kamera bazlı yöntemlerle incelenmesinin (kolonoskopi) benzer tarama yöntemleri olduğunu belirten Uzm. Dr. Ömer Diker, hasta ve hekimin tercihleri doğrultusunda bir yol belirlenerek, tarama yapılması önerisinde bulundu.
Meme kanseri tarama yaşı 40
Meme kanserlerinde, tarama başlangıç yaşı ve tarama aralıkları açısından farklı kılavuzlarda farklı yaklaşımların mevcut olduğunu söyleyen Uzm. Dr. Ömer Diker, bu kılavuzların bir kısmında taramanın 40 yaşından itibaren, diğer bir kısmında ise 50 yaş itibariyle önerildiğini ifade etti. Yine bir kısım kılavuzda yıllık mamografi önerilmekteyken, diğer bir kısımda iki yılda bir taramanın önerilmekte olduğunu vurguladı. Uzm. Dr. Ömer Diker, sözlerine şöyle devam etti: “Benim kendi hastalarımda benimsediğim yaklaşım, ortalama riske sahip bireylerde (ailesinde meme kanseri hikayesi olmayan, kişinin kendi özgeçmişinde kanser öncülü diyebileceğimiz bir lezyonu bulunmaması) taramaya 50 yaş itibariyle başlamak ve iki yıla bir mamografik görüntüleme yapmaktır”.
Rahim ağzı kanseri taramasına 21 yaşında başlanmalı
Rahim ağzı kanserinin taramaya en erken yaşta başlanılan kanser tipi olduğu bilgisini veren Uzm. Dr. Ömer Diker, 21 yaş itibariyle 3 yılda bir rahim ağzı taraması alınmasının doğru olduğunu söyledi. 30 yaş ve üzeri bireylerde ise bu yönteme aynı şekilde devam edilmesinin kabul edilebilen bir yaklaşım olduğunu ifade eden Uzm. Dr. Ömer Diker, bununla birlikte 2012 yılından beri kullanılan altın standart tarama metodunun, kansere neden olan virüs taraması için HPV testinin ve sitolojinin beş yılda bir kombine olarak kullanılmasının doğru olacağını belirtti.
Prostat kanserlerinde kullanılan tarama yöntemi PSA testi
Prostat kanserinin, taramanın bir miktar tartışmalı olduğu kanser türü olduğundan bahseden Uzm. Dr. Ömer Diker, bu kanser türü ile ilgili yine farklı kılavuzlarda farklı önerilerin yer aldığını vurguladı. Amerikan Ulusal Kapsamlı Kanser Ağı kılavuzlarına göre 45 yaş itibariyle taramaya başlanması ve tarama için elle muayene ve PSA testinin baz alınması önerilmekteyken, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Prevensiyon Hizmetleri Görev Gücü kılavuzlarında tarama önerilmediğini belirtti. Uzm. Dr. Ömer Diker, Avrupa Üroloji Derneği Kılavuzları’nda ise “Hastadan PSA testi istemeden önce sağlayabileceği faydalar yanında getireceği potansiyel zararlardan da bahsedin” ifadesine yer verildiğini, buradaki tartışmanın temelini, prostat kanserlerinin önemli oranda yavaş seyirli kanserler olması, pek çok prostat kanserinin kliniklere yansımaması ve hastaların herhangi bir şikayeti olmadan normal ömür sürelerini tamamlamasının olduşturduğunu ifade etti. Uzm. Dr. Ömer Diker, kanda PSA testi yapılması durumunda saptanabilecek yüksekliklere göre, cerrahi ve biyopsinin komplikasyonlar getirebileceğinin mutlaka göz önünde bulundurulması gerektiğine dikkat çekerek, kendi pratiğinde bu tarama türüne yer vermediğini belirtti.
Uzm. Dr. Ömer Diker: “30 paket/yıl sigara içmiş kişiler akciğer kanseri taraması yaptırmalı”
Son yıllarda çalışmaları yayınlanan ve belki de en az bilinen tarama kapsamında yer alan akciğer kanserinin farklı birliklerin kılavuzlarına girdiğini söyleyen Uzm. Dr. Ömer Diker, taramanın temelde 55 – 74 yaş arası bireylerde önerildiğini belirtti. Uzm. Dr. Ömer Diker şöyle devam etti: “Bu bireylerin taranmasındaki esas şart, 30 paket/yıl sigara içilmiş veya hala içiliyor olmasıdır. Kişiler paket/yıl hesabını nasıl yapacakları noktasında ise günlük içilen sigara paket sayısı ve kaç yıldır sigara içildiğinin çarpılması neticesinde bir sayıya ulaşmak mümkün olacaktır. Örneğin; 20 yıldır günde 2 paket sigara içen bir birey için 20 x 2 = 40 paket/yıl sigara içicisi olması gibi. Taramada kullanılan yöntem düşük dozlu bilgisayarlı tomografidir. 55-74 yaş arasında 30 paket/yıl sigara içmiş, bırakmış veya hala içen bireylere 3 yıl süreyle yılda bir düşük dozlu bilgisayarlı tomografi çekilmesi esastır. Bu tarama işlemi de benim açımdan bir takım endişeler yaratmaktadır. Çalışmalar incelendiğinde bilgisayarlı tomografide bir anormallik saptandığı zaman, bunun %96’sının akciğer kanseri ile ilişkisiz olması ciddi bir sorun gibi gözükmektedir. Başka bir deyişle, 100 anormallik saptanan hastanın 4’ünde bu akciğer kanseriyken, 96’sında başka başka sebepler saptanmıştır. Bunları dışlamak için yapılacak biyopsi ve benzeri girişimler de kişiler açısından bir takım komplikasyonlar getirme ihtimaline sahiptir. Yine bu yalancı pozitif sonuçların kişilerde yaratacağı endişe ve psikolojik sonuçlar da bu yöntemi önerirken göz önünde bulundurulmalıdır”.
Uzm. Dr. Ömer Diker: “Cilt tümörlerinde tarama gündeme alınmalı”
Dünyada sıklığı giderek artan ve çok agresif bir kanser tipi olan cilt tümörlerine de değinen Uzm. Dr. Ömer Diker, tıp dünyasının geçmişe göre fersah fersah yol kat etmiş olduğuna, hedefe yönelik tedaviler ve immünoterapiler sayesinde 2010 sonrasındaki dönemde çok ciddi tedavi başarılarından bahsetmenin gerekliliğine vurgu yaptı. Tarama açısından bakıldığında, ozon tabakasında oluşan değişimler sonrasında global manada son 10 yılda, yıllık tanı sıklıklarının 3 – 4 kat artış gösterdiğini ifade eden Uzm. Dr. Ömer Diker, Onkoloji ve Dermatoloji alanlarında, taramaya yönelik giderek artan çalışmalar yürütüldüğünü, temel önerinin yılda bir kez dermatolojik muayene yapılması ve kişilerin vücutlarındaki benler konusunda eğitilmesi olduğunu belirtti. Kişi eğitiminde temel noktanın, ABCDE’nin öğretilmesi ve kişilerin aylık olarak vücutlarındaki benleri bu açıdan değerlendirmesi olduğuna dikkat çeken Uzm. Dr. Ömer Diker, değerlendirme sonucunda uyarıcı bulgular saptaması durumunda, kişilerin zaman kaybetmeden bir Dermatoloji hekimine başvurmalarını önerdi.
Cilt tümörlerinde uyarıcı bulgular;
• A (Asymmetry), melanom benlerinin şekillerinin simetrik olmaması temeline dayanır.
• B (Border), melanom benlerinin sınırlarının net olmaması ve yayılmacı olması prensibine dayanır.
• C (Color), melanom benlerinin içerisinde farklı farklı tonlarda renkler içermesini temel alır.
• D (Diameter), melanom benlerinin > 6 mm (kalemlerin arka kısmında yer alan silgi boyutlarında) olmasını esas alır.
• E (Evolution), melanom benlerinin zaman içerisinde büyümesini temel alır.