Merkez Dulkadiroğlu ilçesine bağlı Yavuz Selim Mahallesi 10’uncu sokakta dükkandan bozma, derme çatma bir barakada 2’si zihinsel engelli 4 çocuğuyla yaşayan Arzu Taş (32) uzanacak yardım elini bekliyor. 10 yıl önce evlenen ve 1 yıl önce eşi tarafından terk edilen Arzu Taş, Hatice(1.5), zihinsel engelli Umut (4), zihinsel engelli Pehlivan (7) ve Türkan (8) ile yaşam mücadelesi veriyor.

Çevredekilerin yardımlarıyla ve devletten gelen sosyal yardımlarla hayata tutunmaya çalışan Arzu Taş, yetkililerden ve hayır sever iş adamlarından çocuklarının eğitimi için destek ve başlarını sokacakları, elektriği, suyu olan sıcak bir yuva istiyor.

Belediyenin yardımlarıyla odun ve kömür ihtiyacını gideren Arzu Taş, yaşadığı harabede içme suyu ve elektriği olmadan yaşıyor. Komşularının yardımıyla hayatta tutunduklarını 2 ay sonra evinin yıkılacağını kaydeden Arzu Taş, “Tavanım akıyor, devletimizden yardım istiyorum. Eşimden resmi olarak ayrılmadım ama ayrılacağım, bize bakmıyor. Burada yaşamak kolay olmuyor. Dört tane çocuğum var. Yardım istiyorum. Güzel bir eve çıkmalarını istiyorum. Devletimizden Allah razı olsun bakıyor bakmıyor değil. Güzel bir evim olsa çocuklarım hasta. Okula giden çocuklarım ders çalışamıyor. Elektrik yok. Su yok. 3 aydan 3 aya çocuklarımdan dolayı maaş alıyorum ama bu da yetmiyor. Çocuklarımın ayakkabısıydı gıdasıydı derken bitiyor. Sadece boğazımızı geçindirebiliyoruz. Bize 2 ay müsaade verdiler.2 ay içinde çıkmazsak burayı yıkacaklar. 4 tane çocuğumla sokakta kalacağız” dedi. Ailenin en büyük çocuğu olan Türkan Taş ise, karanlıkta ders çalışamadığını bu yüzden devlet büyüklerinden ev istediğini söyledi.

Çokuklar gece aç yatıyorlar
Taş ailesinin çocuklarının gece yatağa aç girdiğini söyleyen mahalle sakinleri, hayırseverlere yardım çağrısında bulunarak şunları söyledi, “ Arkadaşımızın durumu çok zayıf, çok fakir. Bugün çocuğunu hastaneye götürecekti biz kendi aramızda üçer lira beşer lira toplayarak Allah rızası için verdik. Götürdü çocuğunu hastaneye. Bu devlet büyüklerimizden Kahramanmaraş’ın büyüklerine sesleniyorum baksınlar bu aileye. Bir yardım eli uzatsınlar. Biz komşu olarak elimizden geleni yaptık. Yapmaya da devam ediyoruz. Devlet büyüklerimiz görsün çoluğu çocuğu var. Vallaha çocuklar gece aç yatıyorlar. Bizimde durumumuz iyi değil. Biz yardım ediyoruz ama bir yere kadar.”

Tarihi Gelibolu Yarımadası’nda, geçtiğimiz 28 Kasım’da aşırı yağışlardan dolayı oluşan sel suları, Kabatepe’den Şehitler Abidesi’ne giden yoldaki menfezde hasara sebep oldu. Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığı tarafından, yerli ve yabancı turistlerin, Şehitler Abidesi, Seddülbahir ve Alçıtepe köylerinin bulunduğu bölgeye gitmek için kullandıkları yol, onarım çalışması nedeniyle trafiğe kapatıldı. Sel sularının zarar verdiği yolda onarım çalışması başlatıldı. Şehitler Abidesi, Seddülbahir ve Alçıtepe köylerine ulaşım halen Kilitbahir köyü üzerinden sağlanıyor. Kabatepe’den Şehitler Abidesi’ne giden yol, 18 Mart 2017 tarihinde gerçekleşecek Zafer kutlamaları öncesinde tamamlanarak, yeniden hizmete açılacak.

“Çok yakın bir zamanda bitecek”
Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanı İsmail Kaşdemir, yolda devam eden çalışmaları yerinde incelemelerde bulunarak, çalışmalar bilgi aldı. Bu yıl kış şartlarının çok ağır ve çetin geçtiğini ifade eden Alan Başkanı İsmail Kaşdemir, “Tarihi Yarımada içerisinde de, geçtiğimiz günlerde yoğun kar ve yağmur yağışları etkili oldu. Şu anda üzerinde bulunduğumuz köprü o dönemde çok yoğun yağmur nedeniyle taştı ve sel soncu yıkıldı. Trafiğin güvenliği tehlikeye girmişti. Bizde Tarihi Yarımada içerisinde insan yoğunluğu hareketlilik başlamadan önce köprüyü daha güvenli hale getirmeyi düşündük. O yüzden hemen arkadaşlarımızla beraber çalışmalara başladık. Şu anda da köprünün yapımı devam ediyor. Kabatepe Mevkii ile Alçıtepe köyü arasındaki bu Azmak Deresi üzerindeki köprü düşünüyoruz ki, çok yakın bir zamanda bitecek. Buradan sizin aracılığınızla bir tarih verelim. 15 Şubat’ta inşallah bu köprü tamamlanıp, hizmet vermeye başlamış olacak. Özellikle Mart ayından itibaren şehitliklerde müthiş bir yoğunluk oluyor. Yolu, bu yoğunluğu kaldıracak ve ilerde de herhangi bir yağış veya sel sonucunda tekrar yıkılmayacak hale getirmek istiyoruz. Tekrar herhangi bir güvenlik riski oluşturmayacak şekilde köprümüz yapılmaktadır” diye konuştu.
Kabatepe Mevkii ile Şehitler Abidesi arasındaki ulaşımı sağlayan yolun Azmak Deresi üzerine yeni köprü yapımı devam ediyor. Derenin yeni bir yağış sonrası aynı tehlikeyi meydana getirmemesi için ıslah çalışması devam edecek. Köprü tamamlanıp yol trafiğe açıldıktan sonra devam edecek dere ıslah çalışması kapsamında iki menfez yapılacak.

Murat Yüksel

Bursa Barosu tarafından Adalet Sarayı Konferans Salonu’nda ‘adli bilişim uygulamaları ve hukuk süreci’ ile alakalı panel düzenlendi. Panele konuşmacı olarak Adli Bilişim Uzmanları Ahmet Ekin, Mustafa Sansar ve Bursa Barosu Av. Dr. Cankat Taşkın katıldı. Bursa Baro Başkanı Av. Gürkan Altun ve davetlilerin dinlediği panelde dijital delil kavramını anlatan Mustafa Sansar, “Asliye Ceza Mahkemesi’nde çocuk pornosu ile ilgili açılan davaya bakan hakim, IP numarasını ve GB’nin ne olduğunu bilmediğini söyledi. İnsanın nasıl kimliği varsa, IP numarasının da internetin kimliği olduğunu söyledim. Ben, hakime, hangi hukuk fakültesinden mezun olduğunu sordum. O da, İstanbul Hukuk Fakültesi’nden mezun olduğunu söyledi. Ben, ‘O hukuk fakültesinin kütüphanesi Türkiye’nin en büyük kütüphanelerinden biridir. Oradaki bütün kitapları toplayın ve katibinize yazdırın, 1 GB ya eder ya etmez. Bu adamda 90 tane İstanbul kütüphanesi kadar çocuk pornosu var’ dedim. Hakim biraz durduktan sonra ‘Hemen tutuklayalım’ dedi. Böylece sanık tutuklandı” diye konuştu.

Soruşturma ve kovuşturmadaki bütün tarafların dijital dünyadan uzak olduğunu anlatan Sansar, “Bilmediğiniz şeyi yönetemezsiniz. Yönetemediğiniz şeyden zarar görürsünüz. Başınıza bir şey geldiğinizde ilk avukatınıza gidersiniz. Şu anki suçlar kolay suçlar. Örneğin, boşanma davasında silinen whatsapp bilgilerinin geri getirilmesi. Yavaş yavaş duyuyoruz. Bir gün bir kişi, ‘Ahmet bey, benim buzdolabım cumhurbaşkanlığının web sayfasına saldırmış’ diyecek. Bunun bağlantısı olabilecek mi? Artık akıllı ev dediğimiz sistemler devreye giriyor. Artık her cihaza internet verebiliyorsunuz. Teknolojinin en iyisini kullanalım. Ama bunun tedbirini almak lazım. Suçla her zaman mücadele için teknoloji takip edilmeli. Buzdolabı olmaz, evin güvenlik kamerası olur. Saldırı sistemleri giderek artıyor. Bu geleceğin suçu da değil. 3 ay önce Amerikan sistemlerine saldırı oldu. İnternetteki açıklardan kaynaklı bir vakadan dolayı cumhurbaşkanlığı sayfasına aynı anda 10 bin kişi giriyorsa, burada açık vardır” şeklinde konuştu. 

Ahmet Faruk Çabuk

Ege Bölgesi’nde en kaliteli patateslerin yetiştirildiği yerlerden biri olan Ödemiş ilçesinde, bahar dönemi patateslerin ekimi bu yıl geç başladı. Ocak sonu itibarı ile etkili olan yağışların ardından tarlaların suyla dolması nedeniyle ekim yapamayan üreticiler, suların çekilip toprağın tava gelmesiyle tohumları toprakla buluşturdu. Kış aylarında sökümü yapılan güz dönemi ürününde umduğu fiyatı bulamayan üreticiler, bahar dönemi patateslerin hasadının mayıs ayında başlayacağını belirtirken, Ödemişli üreticiler, patateste en büyük maliyetin, tohum, mazot ve gübre olduğunu ifade etti.

“Maliyetler yüksek”
Ödemişli üretici Erdoğan Çayır, Nevşehir bölgesinden tedarik ettikleri sertifikalı tohumları toprakla buluşturmaya başladıklarını ifade ederek şöyle konuştu: “Ocak sonu itibarı ile havanın yağışlı geçmesi nedeniyle güz patateslerinin sökümü gecikti. Güz patatesinde toprak altı 60 kuruş civarında alıcı bulduk. Bu bizim istediğimiz bir fiyat değildi elbette. Ürünümüze 80 kuruş civarında alıcı bulabilseydik üretici olarak sevinecektik. Ne yazık ki bizim belimizi büken mazot fiyatları ile topum ve gübre maliyeti oldu.”

“İstenilen düzeyde değil”
1 dekarda ortalama 250 kilo civarında tohum kullandıklarını kaydeden Çayır, “Bu da 1,5 liradan 350-400 bin lira civarında bir maliyet demektir. Üretim maliyetinin yüzde 40’ını tohum maliyeti oluşturur. Yüzde 20’lik bir maliyet de mazota gider. Yüzde 20’si de gübredir. Traktör ve tarla icarı da eklenince, dekar başına maliyet bin lira civarında olur. İşçilik hesapta olmayan bir maliyettir. Dekar başına 3 bin 500 kilo ürün aldığımız hesaplanırsa 2 bin lira civarında gelir elde edersiniz. 10 dekarlık bir üretimden geriye kalan 5 bin lira civarında bir kardır. Bu da tarımdan geçimini sağlayan bir aile için istenilen düzeyde bir rakam değildir” dedi.

“Ekim gecikti”
Güz dönemi patatesini sökerken, bir yandan da bahar patatesinin ekimine başladıklarını dile getiren Çayır, “Hava şartları nedeniyle bahar dönemi ekimi yapmamız gerekirken ekimlerimiz geç kaldı ancak son birkaç gündür havanın açması ile birlikte tarlalarımıza girebildik. Hemen tarlaları hazırladık ve ekime başladık. Genelde ocak ayı başında ektiğimiz bahar patatesimizi bu yıl ocak ayı sonunda ekmeye başladık. Şubatın ortalarına kadar ekimlerin devam edeceğini söyleyebilirim. Erken ekimin faydası tohum toprakta düştüğü yeri seviyor. Daha sonra da çimlenme sürecine giriyor. Kendisini erken geliştirdiği için erken uyanarak erken bir şekilde köken atıyor ve dip yapmaya başlıyor. Erken geliştiği ve yetiştiği için de turfanda ürün olduğunda fiyatı yüksek oluyor. Bu yıl dediğimiz gibi hava muhalefetinden dolayı biraz geç kaldık. Dilerim fiyatta hüsrana uğramayız” diye konuştu.

Patates üretiminde önemli merkezlerden biri olan Ödemiş’te 30 bin dekar civarında güz patatesi ekiminin yapıldığı tahmin edilirken bu rakamın bahar patatesinde 40-50 bin dekara kadar çıkabileceği belirtildi.

Onur Şahan

Sakarya’da yoğun yağan kar yağışı sonrasında Sapanca Gölü’nün seviyesi oldukça yükseldi. Maksimum seviyesi 32.18 olan Sapanca Gölü’nün seviyesi 31.95 kodunu gördü. Göldeki su seviyesinin oldukça yüksek olduğunu belirten SASKİ Genel Müdürü Rüstem Keleş, “Sapanca havzamız geniş bir havza olarak çok ciddi bir kar yağışı aldı. Yukarıda ki havzalarda 2 metreyi aşan kar yağışları oldu. Bu havzalarda kar yağışı devam ediyor. Bu bizim açımızdan iki büyük öneme sahip. Birincisi Kasım, Aralık aylarında kuraklık söz konusuydu. 2017 yılı baharı ve yazı açısından Sapana Gölü bizi endişelendiriyordu. Aralık’ın sonu Ocak ayının başı itibariyle bu yağışlarla bu kuraklık ortadan kalkmış oldu. Aşağı yukarı 15 – 20 gündür Sapanca Gölünden günlük 400 bin veya 500 bin metreküp su tahliye ediyoruz. Sapanca gölünün kapağını da açtık. Şu anlık 31.95 gölün seviyesi. Sapanca Gölü’nün seviyesi maksimum 32,18’dir. Özellikle bu önümüzdeki günlerde sıcaklık artacağı için havzada hızlı bir kar erimesi bekliyoruz. Buda Sapanca gölüne ciddi bir su girişi sağlayacak bu nedenle önlem aldık. Sapanca Gölü bizim içme suyu havzamız hem bizim hem Kocaeli’nin. Göldeki su kalitesi bakımından su tahliyesi büyük önem taşıyor. Giren suyun fazla olması ve bu fazla suyun tahliye edilmesi su kalitesini arttıran değere sahiptir. Gölde havuzlanma etkisi dediğimiz olumsuz etkiyi bertaraf ediyor ve gölün su kalitesi oldukça yükseliyor. 2017 yılı açısından son derece önemlidir. Bizim bu tahliyelerimiz mart ve nisan ayına kadar devam eder. Nerden bakarsanız 40 – 50 bin metreküp su tahliye etmiş oluruz. Bu hem Çark Deresi ekolojisi açısından hem Sapanca Gölü’nün eko sistemi açısından çok ciddi öneme sahip. Kar yağışı su kalitesini yağmura göre daha fazla etkiliyor. Bu açıdan memnuniyet verici bir tablo var” şeklinde konuştu.

SASKİ olarak verilen sorumlukları yerine getirdiklerini de belirten Keleş, “Gölümüzün su bütçesine korunmasına önem vermemiz gerekiyor. Sapanca Gölü’nün kullanılabilir su bütçesi yıllık kurak mevsimlerinde 80-85 milyon metreküp yıl, yağışlı mevsimlerde ise 120 milyon metreküp yıl’dır. Hem Sakarya’nın hem de Kocaeli’nin ve diğer kullanıcıların Sapanca gölünün su bütçesini dikkate alarak sürdürülebilir ekosistemini riske etmeyecek şekilde, gölün su kalitesini riske etmeyecek şekilde planlama yapmak gerekiyor. Türkiye’nin ve Dünya’nın en kaliteli içme suyu kaynaklarından birine sahip olan Sapanca Gölü’nün insani tüketimi öncelikli olarak planlanması ve uzun yıllar ekosisteminin korunması gerekiyor. SASKİ Genel Müdürlüğü olarak bütün sorumluluklarımızı yerine getiriyoruz” diye konuştu.
 

Mustafa Özdemir – Remzi Şimşek
 

Adalet Bakanlığı tarafından açılan “İcra Katipliği” sınavına binlerce kişi başvurdu. Çağlayan’daki İstanbul Adalet Sarayı ve Bakırköy Adliyesi’nde sınava giren binlerce aday, sabahın erken saatlerinde adliye önüne gelerek sınav saatini bekledi.

İstanbul Adalet Sarayı’na alınacak olan 127 icra katibi alımı için 2 bin 540 kişi, Bakırköy, Küçükçekmece ve Büyükçekmece Adalet Daireleri için açılan 46 kişilik kadroya ise 720 kişi, Gaziosmanpaşa Adliyesi için 5 kişilik kadroya 100 kişi başvurdu. Adliye önünde bekleyen yüzlerce aday, uzun kuyruklar oluşturdu. Heyecanla bekleyişlerini sürdüren bazı adayların ellerinde klavye olduğu görüldü. Adayların katip olabilmesi için 3 dakikada en az 90 kelime yazması gerekiyor.

“5 kere katiplik sınavına girdim”
İcra katibi adaylarından Emre Aydoğdu, “İcra katipliği sınavı var onun için buradayım. Türkiye genelinde 810 alım vardı. Onun klavye mülakatına girmek için buradayım. Toplam katiplik sınavına 5 kere girdim. Onun tecrübesiyle giriyorum. Özel olarak çalışmadım. Uzun zamandan beri alım olmadı. Her KPSS alanında alım olduğu için yığılma oldu” ifadelerini kullandı.

“Türkiye genelinde 810, İstanbul Adalet Sarayı’na 127 kişi alınacak”
Katiplik sınavına ilk kez girdiğini ifade eden Neslişah Özbay, “Türkiye genelinde 810 kişi alınacak. Çağlayan Adliyesi 127 kişi alıyor. Uygulama sınavı için 2 bin 700 kişiye yakın çağrıldı. Yaklaşık 20 katı. Bunlardan sadece yüz yirmi yedinin üç katı olan kişi mülakata kalacak. Klavye sınavından en fazla yapanlar. Onun için buradayız. Ben ilk kez giriyorum. Herkese “F” ve “Q” olmak üzere seçenek sunuldu. Ben “Q” klavyeyi seçtim. Bizi gruplardan halinde sınava alacaklar. Daha sonra bize metin verilecek. Bu metinler yüz tane. Bunlar daha önceden yayınladı. Bizim buna bir hafta önceden çalışma imkanımız oldu. Bunlara göre sınav yapılacak en fazla ve en doğru yazan mülakata girmeye hak kazanacak” dedi.
Bir diğer katip adayı Latif Demir ise “Klavye için uygulama sınavı var. 3 dakikada 90 kelime istiyorlar. İmkansız gibi gözüküyor. Şansımızı deneyeceğiz bakalım. Kendime güveniyorum. Şansımızı denemek için geldik. Çok kalabalık, hava soğuk. Zor şartlar altında bekletiyorlar. Yapacak bir şey yok. 8’de buradaydım” şeklinde konuştu.

Sınava giren katip adaylarının yakınları da bina önünde heyecanla bekledi.

Alper Korkmaz – Selim Bayraktar 

 

Türkiye’de ilk kez İstanbul Aydın Üniversitesi (İAÜ) tarafından düzenlenen ‘Delightful School Programı’, yurtdışından programa katılım gösteren öğrencileri birer ‘kültür elçisi’ olarak yetiştiriyor.
Bu yıl altıncı kez düzenlenen Delightful School Kış Dönemi Programı’nda, ABD Seatle College Yaşamboyu Onursal Rektörü Dr. Jill Wakefield, misafir öğretim üyesi olarak ders verdi. İAÜ’nün işbirliği yaptığı üniversitelerin yanı sıra farklı birçok üniversitelerden gelen yedi Pakistanlı, yedi Endonezyalı ve üç Malezyalı öğrenci olmak üzere toplam 17 öğrenci ‘Sağlık Kuruluşlarında Pazarlama’ (Marketing for Healthcare Organisations), ‘Türk Tarihi ve Türk Sanatının Müzelerle Anlatımı’, ‘Liderlik ve Kültür’ (Leadership and Culture) derslerini aldı.

Kısa dönemli eğitim programı

Uluslararası İlişkiler Direktörü Prof. Dr. Zafer Aslan, bu eğitim programlarına kapasitelerini geliştirmek üzere katılma olanağı bulan seçilmiş öğrencilerin küresel ölçekte kuzey-güney; doğu-batı arasındaki mesafeleri kaldırdıklarını, İAÜ’nün stratejileri doğrultusunda çeşitlendirilmiş kısa dönem eğitim programlarında birbirleri ile sınıf arkadaşı olma ayrıcalığına sahip olduklarını vurguladı. Zafer Aslan aynı zamanda program sonunda, gerek bilimsel, gerekse kültürel ufuklarını genişlettiklerini, ülkelerindeki bölüm programlarına yönelik çok disiplinli bir eğitimi, hızlandırılmış olarak ve derinlemesine alabildiklerini belirtti. Ayrıca, öğrencilerin küçük gruplar içinde yaşam boyu unutmayacakları ortak çabalarını deneyimlediklerinin ve çok kısa süre içinde ders kredilerini transfer edebildiklerinin de altını çizdi.

Delightful School Programı’na bugüne kadar Meksika’dan Avustralya’ya, Brezilya’dan Çin’e kadar dünyanın birçok ülkesinden gelen 500’e yakın uluslararası öğrenci katılımı olduğunu belirten İAÜ Uluslararası Kısa Dönem Eğitim Programları Koordinatörü Gürkan Donat da, “Uluslararası öğrenciler katıldıkları Delightful School Programı ile kendi üniversitelerine kredi transferi yapabiliyor. Ayrıca, Türkiye’nin çeşitli yörelerini, zenginliklerini tanıma fırsatı buluyorlar” dedi.

Delightful School Programı’nın açtığı yoldan önemli işbirliklerine imza attıklarını belirten İAÜ Mütevelli Heyet Başkanı Dr. Mustafa Aydın, “3 yıldır düzenlenen Delightful School Programı ile her dönemde yurtdışına büyükelçiler atıyoruz. Ve bu büyükelçiler, bizim için gönüllü bir şekilde yaşam boyu çalışıyorlar” derken; İAÜ Rektörü Prof. Dr. Yadigâr İzmirli de; akademik katkısının yanı sıra, programın dostluğa ve barışa katkı yaptığını dile getirerek, “Biliyoruz ki, sevginin dili tektir, barışın dili tektir. Yurtdışından gelen öğrencilerin kültürlerini, medeniyetlerini bizlerle paylaşması, bizim kendi kültürümüzü ve medeniyetimizi onlara aktarmamız çok anlamlı” şeklinde konuştu.

Kültürler arası etkileşim

Delightful School programı çerçevesinde ‘Türk Sanatının Müzeler Aracılığıyla Keşfi’ adlı dersi veren İAÜ Güzel Sanatlar Fakültesi Dekanı M. Reşat Başar, Anadolu coğrafyasında gelişen sanatımızın tarihsel sürecini dünyanın dört bir yanından katılan öğrencilere hem teorik hem de müzeler aracılığıyla aktardıklarını belirtirken, kültürler arası etkileşimi sağlamayı amaçladıklarını söyledi.
‘Delightful School Programı’na katılan öğrenciler, hem eğitimlerden hem de İstanbul ve Antalya’da yaptıkları tarihi ve turistik gezilerden çok memnun kaldıklarını belirtirken, “Kendimizi evimizde gibi hissettik” mesajı verdiler.

500 yabancı öğrenci sertifika aldı

İstanbul Aydın Üniversitesi’nde, bugüne kadar Delightful School Programı çerçevesinden 500’e yakın öğrenci Türkiye’nin yurtdışındaki kültür elçisi olarak sertifikalarını aldılar. Ayrıca İAÜ Eğitim-Öğretim Yönetmeliğine göre ders değerlendirme sürecinde başarılı olan, gerekli öğrenim çıktılarını sağlayan öğrenciler aldıkları ders kredilerini üniversitelerindeki bölümlerine transfer edebildiler.
İAÜ Kısa Dönem Eğitim Programları, Uluslarararası İlişkiler Direktörlüğü Direktör Yardımcısı Ayşe Deniz Özkan, Kısa Dönem Eğitim Programları Koordinatörü Gürkan Donat ve İletişim Uzmanı Ömer Çağlar Ümit tarafından koordineli olarak yürütülmekte olup, özellikle son iki yıldır okyanus aşırı ülke öğrencilerinin geniş katılım sağladığı çalışmalar arasında yer alıyor. Programa katılan uluslararası öğrenciler zeytinyağının insan sağlığı üzerindeki etkilerinden robot geliştirmeye, DNA’nın keşfinden, moda tasarımına kadar çok farklı konularda eğitim alıyor.

Yılda üç kez düzenlenen Delightful School’un bahar dönemi programı, bu yılda 8-15 Nisan 2017 tarihlerinde gerçekleştirilecek.
 

Konya’da yaşayan ve isminin açıklanmasını istemeyen kadın göğsündeki rahatsızlıktan dolayı aile hekimine gitti. Burada yapılan ilk incelemenin ardından kadın Konya Kanser Erken Teşhis Tarama ve Eğitim Merkezine (KETEM) sevk edildi. Burada yapılan tetkikler sonucunda kadına kanser teşhisi konuldu. Kadın erken teşhis sayesinde tekrar eski sağlığına kavuştu.

Erken teşhis sayesinde yapılan müdahale sonunda kendini iyi hissettiğini söyleyen kadın, “Tesadüf sonucu göğsümde bir rahatsızlık olduğunu hissettim. İlk önce aile doktoruna gittim, o beni KETEM’e yönlendirdi. Oraya gittim mamografim çekildi, birkaç gün sonra sonuç aile doktoruma geldi. Aile doktoruma gittim ve bende bir şeyler olduğunu tahmin etmişler ve beni bir tıp fakültesine yönlendirdiler. Bende Selçuk Tıp Fakültesi’ne gittim. Orada çeşitli tetkikleri yaptılar, böylece hastalığım ortaya çıktı. Ben ameliyat oldum, göğsüm alındı ve ikinci ilacımı aldım. İkinci evredeydi hastalığım. Yani erken teşhis olduğu söylendi” dedi.

“Erken teşhisi herkese tavsiye ederim”
Tedavi edilen kadın tavsiyede bulunarak, “Kendimi daha iyi hissediyorum, moralim de herhangi bir bozukluk yok. Erken teşhis her zaman iyi bir şey, herkese erken teşhisi tavsiye ederim. Bizim ailenin 1 ay önce KETEM taraması varmış ama ben komşum söylediği halde ben kim uğraşacak dedim. Yanlış yapmışım. O zaman gitseydim daha iyi olurdu ama yine de geç kalmış sayılmam. Bütün insanlara hastalığı olsun veya olmasın erken gidip kendilerine baktırmalarını istiyorum. Tedavi sonucu için erken tedavi daha iyidir çünkü bu şeylerin maddi manevi zorlukları var. Erken olunca daha kolay geçiriyorsun. Evresi de kolay geçiyor kendin de daha rahat oluyorsun. Geç kalındığı zaman tedavisi de zor oluyor” diye konuştu.

“Her yıl Türkiye’de yaklaşık 170 bin hastaya kanser tanısı konulmaktadır”
Kanserin dünyada ölüme en fazla neden olan hastalıkların ikinci sırasında olduğunu belirten Konya Halk Sağlığı Müdürü Hasan Öznavruz, “Her yıl Türkiye’de yaklaşık 170 bin hastaya kanser tanısı konulmaktadır. Kanserlerin yaklaşık yüzde 90’ı çevresel faktörlerden meydana geldiğini geriye kalan yüzde 10’un da genetik faktörlerden kaynaklandığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Çevresel faktörler ise tütün ve tütün mamulleri, sağlıksız beslenme, obezite dediğimiz şişmanlık, alkol ve enfeksiyonlardan kaynaklandığını söyleyebiliriz. Kanser kesinlikle ve kesinlikle önlenebilir ve tedavi edilebilir bir hastalıktır” şeklinde konuştu.

“Sıfır maliyetle tarama programlarımızı yapmaktayız”
Kanser hastası sayısını azaltmak istediklerini söyleyen Hasan Öznavruz, “Halk sağlığı olarak vatandaşlarımızın sağlığının önemli olduğunu, özellikle koruyucu sağlık hizmet boyutu ile yapılan işlemin vatandaşlar nezdinde ciddi boyutta hem maddi hem manevi açıdan getirisi olması sebebiyle vatandaşlarımızın aile hekimlerine müracaat etmelerini oradan bilgilenmelerini vatandaşlardan rica ediyoruz. Biz 2016 yılında çeşitli kanser türlerinden yaklaşık 160 bin vatandaşımızı taramışız. Şunun altını özellikle çizmek istiyorum kanserden korkmasınlar, kanser tedavi edilebilir bir hastalık, geç kalmaktan korksunlar” sözlerini kullandı.

“Erken teşhiste hedef yüzde 100’e ulaşabilmektir”
Amaçlarını dile getiren Öznavruz, “Erken teşhiste hedef yüzde 100’e ulaşabilmektir. Yani bizim amacımız şu; kanser vücudunuzda yuvasını yapmadan yuvalanmaya başladığı zaman yuvasını dağıtmaya çalışıyoruz. Eğer yuvasını zamanında dağıtmazsanız, hem sonuçları itibariyle hem sonuçları açısından telafisi zor süreçler yaşatabilir. Vatandaşlarımız bu konuda hassas olsunlar. Aile hekimlerimizi dinlesinler gerekli tetkikleri yaptırsınlar” uyarılarında bulundu.
 

Nişantaşı Psikiyatri Merkezinden Çocuk-Ergen Psikoterapisti Uzman Psikolog Merve Demir, konuyla ilgili yaptığı açıklamada, “Bir çocuğun yalan söyleyebilmesi için; öncelikle çocuğun kendi bildiği bir şeyi, karşısındakinin bilmediğini bilmesi gerekmektedir. Böylece çocuk karşısındaki kişiyi kandırabilir. Ayrıca çocuğun konuşmasını, yüz ifadesini ve vücut dilini kontrol edebilme becerisinin de gelişmesi gerekir. Bu sayede söylediği yalan inandırıcı olur. Küçük çocuklar bu becerileri elde ettikten sonra sık sık yalan söylemeyi denerler. Bu sebeple küçük bir çocuğun yalan söylediğini gördüğünüzde korkmanıza gerek yoktur. Ancak 7 yaşından sonra çocuk sık sık yalan söylüyorsa, neden yalan söylediği üzerine düşünmek gerekmektedir. Özellikle yalan söylemeyi alışkanlık haline getiren çocukların, psikolojik destek almaları faydalı olacaktır” diye konuştu.

Çocuk-Ergen Psikoterapisti Uzman Psikolog Merve Demir, çocukların yalan söyleme nedenleri ile ilgili ise şunları söyledi:

“İlgi çekmek isterler. Anne babalarının yalanlarını taklit ederler. Eleştiri ve tepkiden kaçınmak için yalan söylerler. Başkalarının hayranlığını kazanmak isterler. Sorumluluktan kaçmak isterler. Sevgi eksikliği sebebiyle yalan söylerler. Takdir ve onay görme ihtiyaçları vardır. İsteklerini ertelemekte zorlanırlar. Kıskançlık duyguları ile başa çıkmak için yalan söylerler. Anne babanın sert ve mükemmeliyetçi tutumu sebebiyle yalana başvururlar. Ceza almaktan kaçınmak isterler. Özgüven sorunları olabilir. Anne ve babanın öfkesinden korkarlar. Kendini övmek için, değerli ve yeterli olduğunu göstermek için yalan söylerler. Karşılanmayan bir ihtiyaçları vardır. Kendini başka insanların yanında eksik hissettikleri için yalan söyleyebilirler.”

“Çocuğa karşı dürüst olun”

Çocuk-Ergen Psikoterapisti Uzman Psikolog Merve Demir, anne ve babalara ise şu önerilerde bulundu:
“Öncelikle siz çocuğa karşı dürüst olun. Yalan söylemeyin. Ona dürüstlükle ilgili örnek olun. Çocuğunuzun size yalan söylemesi durumunda aşırı tepki göstermeyin. Çocuğun neden yalan söylediğini anlamaya çalışın. Çocuğun yalan söylemesi aslında ebeveynlere bir mesajdır. Bir ihtiyacını, bir sorununu gösteriyor olabilir. Bu sebeple yalan söyleme davranışına odaklanmak yerine, çocuğun neden yalana ihtiyaç duyduğunu keşfetmek daha önemlidir. Ebeveyn olarak kendinizi değerlendirin. Çok katı kurallar koyuyor olabilir misiniz? Aşırı sert tepkileriniz var mı? Çocuğunuz sizden korkuyor mu? Çocuğu çok fazla eleştirir misiniz? Mükemmeliyetçi misiniz? Çocuğunuzu yeterince dinliyor musunuz? Başka çocuklarla kıyaslamayın Çocuğunuzu takdir edin, ondan memnun olduğunuzu hissettirmeye çalışın. Eleştirmeyin. Çocuğunuzu yalancı olarak etiketlemeyin. Yalan söyleme davranışını, çocuğun kişiliğinden bağımsız olarak değerlendin. Sakin ve hoşgörülü bir tutumla çocukla konuşun. Yalan söylemenin, kendisi ve başkaları için nasıl olumsuz sonuçlar doğurabileceğini anlatın. Dürüst olmanın faydaları üzerine konuşun. Çocuğa kendisinin, başkaları tarafından kandırıldığında ne hissettiğini sorun. Böylece karşısındakinin duygularını daha iyi anlayabilir. Çocuğunuz size karşı dürüst olduğunda ona teşekkür edin. Bu davranışı takdir ettiğinizi gösterin. Zekasını ve hayal gücünü sosyal olarak uygun yollarda kullanmasını teşvik edin.”
 

Şişli Belediyesi tarafından düzenlenen Uluslararası İnsan Hakları Savunucuları Konferansı’na katılmak için Türkiye’de bulunan ABD tarihinde Temsilciler Meclisi’ne giren ilk başörtülü milletvekili olma ünvanını taşıyan Ilhan Omar, ABD Başkanı Donald Trump’ın imzaladığı 7 Müslüman ülkenin vatandaşlarının ABD’ye girişini yasaklayan kararnameyi İhlas Haber Ajansı’na değerlendirdi. ABD BaşkanıTrump’ın Irak, Libya, Suriye, İran, Sudan, Somali ve Yemen’den gelen vatandaşların ABD’ye girişini yasaklayan kararnameyi imzalaması dünyada birçok eleştiriye neden olurken, havaalanlarında vatandaşların durdurulması da kamuoyunda geniş yer bulmuştu.

“HAVAALANINDAKİ İNSANLARIN YAŞADIĞI KORKU VE ACIYI GÖRDÜM”

7 Müslüman ülkenin vatandaşlarının ABD’ye girişinin yasaklanmasıyla ilgili konuşan ABD Temsilciler Meclisi’ne giren ilk başörtülü milletvekili olan Ilhan Omar, “Trump’ın çıkarttığı konu anayasaya aykırı, Amerika’nın zaten çoğunlukla göçmenlerden oluşan bir yapısı var, bu birliktelik Amerika’da güzel. Bir eyalette zaten bu durumun durdurulmasıyla alakalı bir karara alındı. 7 Müslüman ülkeye karşı yapılan özellikle engelleme durumuna karşıyım. Amerika’da yaşanan bu durumla alakalı havaalanındaki insanların yaşadığı korku ve acıyı gördüm. Bunun zaten uygun olmadığıyla alakalı bir yasa düzeltmesi, değiştirilmesi yapıldı ve bu durum zaten değişecek. Biz insan hakları savunucularıyız, bu durumun değişmesi için çalışıyoruz, bu konunun kalkmasıyla ilgili bir karar alındı zaten ama tekrarlanması durumunda biz bununla alakalı tekrardan birleşip mücadelemizi veriyor olacağız” dedi.

“ŞUAN ÜLKEDE OLANLARDAN ÇOK MEMNUN DEĞİLİZ ANCAK SEÇİMİN SONUCUNDA SEÇİLEN BİR BAŞKAN”

ABD vatandaşı olduğu belirtilen İran kökenli 5 yaşındaki bir çocuğun kelepçelenmesi ve ailesiyle birlikte havalimanında bekletilmesiyle ilgili Beyaz Saray sözcüsü Sean Spicer’in çocuğun ABD için tehdit olduğunu söylemesini değerlendiren Omar, “Bir başkanın bunu söylüyor olması oldukça ürkütücü ve korkutucu, böyle bir yorumda bulunmaması gerekiyor. Özellikle genç, ufak bir çocuk hakkında bunu söylememesi gerekiyor. Bu insanlar savaştan kaçıyorlar ve bir şekilde bir yerlere sığınıyorlar bununla alakalı olarak yaşadıkları korkular ve endişeler var. Biz zaten bu endişeleri giderebilmek adına biz birlikte hareket edip, davranmamız gerekiyor. Daha önce Amerika’ya girip bir sinemada saldırıda bulunanlar da olmuştu. Ülkenin içerisinde de zaten bir güvenlik problemi var. Şuan ülkede olanlardan çok memnun değiliz ancak seçim yapıldı ve seçimin sonucunda seçilen bir başkan. Obama’nın 8 yıllık başkanlık sürecinde çok büyük gelişmeler kat ettik ve bu oldukça verimli bir dönemdi”

“BU AÇIKLAMASINDAN DOLAYI TABİİ Kİ ÜRKTÜM VE KORKTUM”

ABD Başkanı Donald Trump’ın danışmanı Steve Bannon’ın 5 ya da 10 yıl içinde Ortadoğu ile savaşa gireceğiz dediği iddiasını değerlendiren Ilhan Omar, “Bu beyanattan dolayı oldukça rahatsız oldum, çünkü tabii ki stabil bir hale gelmesi gerekiyor dünyanın ülkeler arasında bu tarz savaşların bir şekilde durması gerekiyor. Bu açıklamasından dolayı tabi ki ürktüm ve korktum, endişe duydum. Bende savaş olan bir ülkeden kaçtım ve Amerika’ya yerleştim. Biz insan hakları savunuculuğu alanında ülke olarak çok iyi bir geldik ve oradan gelecek olan özellikle kadınların ve çocukların ülkemizde alınabileceğini ve yaşayabileceğini de düşünüyorum. Bu zaten tarihi bir olay Amerika’da birçok genç kadın bunu yapabilmeli ve meclise girebilmeli” dedi.

Hasibe Karadağ – Mehmet Başa