Türkiye’de ilk kez İstanbul Aydın Üniversitesi (İAÜ) tarafından düzenlenen ‘Delightful School Programı’, yurtdışından programa katılım gösteren öğrencileri birer ‘kültür elçisi’ olarak yetiştiriyor.
Bu yıl altıncı kez düzenlenen Delightful School Kış Dönemi Programı’nda, ABD Seatle College Yaşamboyu Onursal Rektörü Dr. Jill Wakefield, misafir öğretim üyesi olarak ders verdi. İAÜ’nün işbirliği yaptığı üniversitelerin yanı sıra farklı birçok üniversitelerden gelen yedi Pakistanlı, yedi Endonezyalı ve üç Malezyalı öğrenci olmak üzere toplam 17 öğrenci ‘Sağlık Kuruluşlarında Pazarlama’ (Marketing for Healthcare Organisations), ‘Türk Tarihi ve Türk Sanatının Müzelerle Anlatımı’, ‘Liderlik ve Kültür’ (Leadership and Culture) derslerini aldı.

Kısa dönemli eğitim programı

Uluslararası İlişkiler Direktörü Prof. Dr. Zafer Aslan, bu eğitim programlarına kapasitelerini geliştirmek üzere katılma olanağı bulan seçilmiş öğrencilerin küresel ölçekte kuzey-güney; doğu-batı arasındaki mesafeleri kaldırdıklarını, İAÜ’nün stratejileri doğrultusunda çeşitlendirilmiş kısa dönem eğitim programlarında birbirleri ile sınıf arkadaşı olma ayrıcalığına sahip olduklarını vurguladı. Zafer Aslan aynı zamanda program sonunda, gerek bilimsel, gerekse kültürel ufuklarını genişlettiklerini, ülkelerindeki bölüm programlarına yönelik çok disiplinli bir eğitimi, hızlandırılmış olarak ve derinlemesine alabildiklerini belirtti. Ayrıca, öğrencilerin küçük gruplar içinde yaşam boyu unutmayacakları ortak çabalarını deneyimlediklerinin ve çok kısa süre içinde ders kredilerini transfer edebildiklerinin de altını çizdi.

Delightful School Programı’na bugüne kadar Meksika’dan Avustralya’ya, Brezilya’dan Çin’e kadar dünyanın birçok ülkesinden gelen 500’e yakın uluslararası öğrenci katılımı olduğunu belirten İAÜ Uluslararası Kısa Dönem Eğitim Programları Koordinatörü Gürkan Donat da, “Uluslararası öğrenciler katıldıkları Delightful School Programı ile kendi üniversitelerine kredi transferi yapabiliyor. Ayrıca, Türkiye’nin çeşitli yörelerini, zenginliklerini tanıma fırsatı buluyorlar” dedi.

Delightful School Programı’nın açtığı yoldan önemli işbirliklerine imza attıklarını belirten İAÜ Mütevelli Heyet Başkanı Dr. Mustafa Aydın, “3 yıldır düzenlenen Delightful School Programı ile her dönemde yurtdışına büyükelçiler atıyoruz. Ve bu büyükelçiler, bizim için gönüllü bir şekilde yaşam boyu çalışıyorlar” derken; İAÜ Rektörü Prof. Dr. Yadigâr İzmirli de; akademik katkısının yanı sıra, programın dostluğa ve barışa katkı yaptığını dile getirerek, “Biliyoruz ki, sevginin dili tektir, barışın dili tektir. Yurtdışından gelen öğrencilerin kültürlerini, medeniyetlerini bizlerle paylaşması, bizim kendi kültürümüzü ve medeniyetimizi onlara aktarmamız çok anlamlı” şeklinde konuştu.

Kültürler arası etkileşim

Delightful School programı çerçevesinde ‘Türk Sanatının Müzeler Aracılığıyla Keşfi’ adlı dersi veren İAÜ Güzel Sanatlar Fakültesi Dekanı M. Reşat Başar, Anadolu coğrafyasında gelişen sanatımızın tarihsel sürecini dünyanın dört bir yanından katılan öğrencilere hem teorik hem de müzeler aracılığıyla aktardıklarını belirtirken, kültürler arası etkileşimi sağlamayı amaçladıklarını söyledi.
‘Delightful School Programı’na katılan öğrenciler, hem eğitimlerden hem de İstanbul ve Antalya’da yaptıkları tarihi ve turistik gezilerden çok memnun kaldıklarını belirtirken, “Kendimizi evimizde gibi hissettik” mesajı verdiler.

500 yabancı öğrenci sertifika aldı

İstanbul Aydın Üniversitesi’nde, bugüne kadar Delightful School Programı çerçevesinden 500’e yakın öğrenci Türkiye’nin yurtdışındaki kültür elçisi olarak sertifikalarını aldılar. Ayrıca İAÜ Eğitim-Öğretim Yönetmeliğine göre ders değerlendirme sürecinde başarılı olan, gerekli öğrenim çıktılarını sağlayan öğrenciler aldıkları ders kredilerini üniversitelerindeki bölümlerine transfer edebildiler.
İAÜ Kısa Dönem Eğitim Programları, Uluslarararası İlişkiler Direktörlüğü Direktör Yardımcısı Ayşe Deniz Özkan, Kısa Dönem Eğitim Programları Koordinatörü Gürkan Donat ve İletişim Uzmanı Ömer Çağlar Ümit tarafından koordineli olarak yürütülmekte olup, özellikle son iki yıldır okyanus aşırı ülke öğrencilerinin geniş katılım sağladığı çalışmalar arasında yer alıyor. Programa katılan uluslararası öğrenciler zeytinyağının insan sağlığı üzerindeki etkilerinden robot geliştirmeye, DNA’nın keşfinden, moda tasarımına kadar çok farklı konularda eğitim alıyor.

Yılda üç kez düzenlenen Delightful School’un bahar dönemi programı, bu yılda 8-15 Nisan 2017 tarihlerinde gerçekleştirilecek.
 

Konya’da yaşayan ve isminin açıklanmasını istemeyen kadın göğsündeki rahatsızlıktan dolayı aile hekimine gitti. Burada yapılan ilk incelemenin ardından kadın Konya Kanser Erken Teşhis Tarama ve Eğitim Merkezine (KETEM) sevk edildi. Burada yapılan tetkikler sonucunda kadına kanser teşhisi konuldu. Kadın erken teşhis sayesinde tekrar eski sağlığına kavuştu.

Erken teşhis sayesinde yapılan müdahale sonunda kendini iyi hissettiğini söyleyen kadın, “Tesadüf sonucu göğsümde bir rahatsızlık olduğunu hissettim. İlk önce aile doktoruna gittim, o beni KETEM’e yönlendirdi. Oraya gittim mamografim çekildi, birkaç gün sonra sonuç aile doktoruma geldi. Aile doktoruma gittim ve bende bir şeyler olduğunu tahmin etmişler ve beni bir tıp fakültesine yönlendirdiler. Bende Selçuk Tıp Fakültesi’ne gittim. Orada çeşitli tetkikleri yaptılar, böylece hastalığım ortaya çıktı. Ben ameliyat oldum, göğsüm alındı ve ikinci ilacımı aldım. İkinci evredeydi hastalığım. Yani erken teşhis olduğu söylendi” dedi.

“Erken teşhisi herkese tavsiye ederim”
Tedavi edilen kadın tavsiyede bulunarak, “Kendimi daha iyi hissediyorum, moralim de herhangi bir bozukluk yok. Erken teşhis her zaman iyi bir şey, herkese erken teşhisi tavsiye ederim. Bizim ailenin 1 ay önce KETEM taraması varmış ama ben komşum söylediği halde ben kim uğraşacak dedim. Yanlış yapmışım. O zaman gitseydim daha iyi olurdu ama yine de geç kalmış sayılmam. Bütün insanlara hastalığı olsun veya olmasın erken gidip kendilerine baktırmalarını istiyorum. Tedavi sonucu için erken tedavi daha iyidir çünkü bu şeylerin maddi manevi zorlukları var. Erken olunca daha kolay geçiriyorsun. Evresi de kolay geçiyor kendin de daha rahat oluyorsun. Geç kalındığı zaman tedavisi de zor oluyor” diye konuştu.

“Her yıl Türkiye’de yaklaşık 170 bin hastaya kanser tanısı konulmaktadır”
Kanserin dünyada ölüme en fazla neden olan hastalıkların ikinci sırasında olduğunu belirten Konya Halk Sağlığı Müdürü Hasan Öznavruz, “Her yıl Türkiye’de yaklaşık 170 bin hastaya kanser tanısı konulmaktadır. Kanserlerin yaklaşık yüzde 90’ı çevresel faktörlerden meydana geldiğini geriye kalan yüzde 10’un da genetik faktörlerden kaynaklandığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Çevresel faktörler ise tütün ve tütün mamulleri, sağlıksız beslenme, obezite dediğimiz şişmanlık, alkol ve enfeksiyonlardan kaynaklandığını söyleyebiliriz. Kanser kesinlikle ve kesinlikle önlenebilir ve tedavi edilebilir bir hastalıktır” şeklinde konuştu.

“Sıfır maliyetle tarama programlarımızı yapmaktayız”
Kanser hastası sayısını azaltmak istediklerini söyleyen Hasan Öznavruz, “Halk sağlığı olarak vatandaşlarımızın sağlığının önemli olduğunu, özellikle koruyucu sağlık hizmet boyutu ile yapılan işlemin vatandaşlar nezdinde ciddi boyutta hem maddi hem manevi açıdan getirisi olması sebebiyle vatandaşlarımızın aile hekimlerine müracaat etmelerini oradan bilgilenmelerini vatandaşlardan rica ediyoruz. Biz 2016 yılında çeşitli kanser türlerinden yaklaşık 160 bin vatandaşımızı taramışız. Şunun altını özellikle çizmek istiyorum kanserden korkmasınlar, kanser tedavi edilebilir bir hastalık, geç kalmaktan korksunlar” sözlerini kullandı.

“Erken teşhiste hedef yüzde 100’e ulaşabilmektir”
Amaçlarını dile getiren Öznavruz, “Erken teşhiste hedef yüzde 100’e ulaşabilmektir. Yani bizim amacımız şu; kanser vücudunuzda yuvasını yapmadan yuvalanmaya başladığı zaman yuvasını dağıtmaya çalışıyoruz. Eğer yuvasını zamanında dağıtmazsanız, hem sonuçları itibariyle hem sonuçları açısından telafisi zor süreçler yaşatabilir. Vatandaşlarımız bu konuda hassas olsunlar. Aile hekimlerimizi dinlesinler gerekli tetkikleri yaptırsınlar” uyarılarında bulundu.
 

Nişantaşı Psikiyatri Merkezinden Çocuk-Ergen Psikoterapisti Uzman Psikolog Merve Demir, konuyla ilgili yaptığı açıklamada, “Bir çocuğun yalan söyleyebilmesi için; öncelikle çocuğun kendi bildiği bir şeyi, karşısındakinin bilmediğini bilmesi gerekmektedir. Böylece çocuk karşısındaki kişiyi kandırabilir. Ayrıca çocuğun konuşmasını, yüz ifadesini ve vücut dilini kontrol edebilme becerisinin de gelişmesi gerekir. Bu sayede söylediği yalan inandırıcı olur. Küçük çocuklar bu becerileri elde ettikten sonra sık sık yalan söylemeyi denerler. Bu sebeple küçük bir çocuğun yalan söylediğini gördüğünüzde korkmanıza gerek yoktur. Ancak 7 yaşından sonra çocuk sık sık yalan söylüyorsa, neden yalan söylediği üzerine düşünmek gerekmektedir. Özellikle yalan söylemeyi alışkanlık haline getiren çocukların, psikolojik destek almaları faydalı olacaktır” diye konuştu.

Çocuk-Ergen Psikoterapisti Uzman Psikolog Merve Demir, çocukların yalan söyleme nedenleri ile ilgili ise şunları söyledi:

“İlgi çekmek isterler. Anne babalarının yalanlarını taklit ederler. Eleştiri ve tepkiden kaçınmak için yalan söylerler. Başkalarının hayranlığını kazanmak isterler. Sorumluluktan kaçmak isterler. Sevgi eksikliği sebebiyle yalan söylerler. Takdir ve onay görme ihtiyaçları vardır. İsteklerini ertelemekte zorlanırlar. Kıskançlık duyguları ile başa çıkmak için yalan söylerler. Anne babanın sert ve mükemmeliyetçi tutumu sebebiyle yalana başvururlar. Ceza almaktan kaçınmak isterler. Özgüven sorunları olabilir. Anne ve babanın öfkesinden korkarlar. Kendini övmek için, değerli ve yeterli olduğunu göstermek için yalan söylerler. Karşılanmayan bir ihtiyaçları vardır. Kendini başka insanların yanında eksik hissettikleri için yalan söyleyebilirler.”

“Çocuğa karşı dürüst olun”

Çocuk-Ergen Psikoterapisti Uzman Psikolog Merve Demir, anne ve babalara ise şu önerilerde bulundu:
“Öncelikle siz çocuğa karşı dürüst olun. Yalan söylemeyin. Ona dürüstlükle ilgili örnek olun. Çocuğunuzun size yalan söylemesi durumunda aşırı tepki göstermeyin. Çocuğun neden yalan söylediğini anlamaya çalışın. Çocuğun yalan söylemesi aslında ebeveynlere bir mesajdır. Bir ihtiyacını, bir sorununu gösteriyor olabilir. Bu sebeple yalan söyleme davranışına odaklanmak yerine, çocuğun neden yalana ihtiyaç duyduğunu keşfetmek daha önemlidir. Ebeveyn olarak kendinizi değerlendirin. Çok katı kurallar koyuyor olabilir misiniz? Aşırı sert tepkileriniz var mı? Çocuğunuz sizden korkuyor mu? Çocuğu çok fazla eleştirir misiniz? Mükemmeliyetçi misiniz? Çocuğunuzu yeterince dinliyor musunuz? Başka çocuklarla kıyaslamayın Çocuğunuzu takdir edin, ondan memnun olduğunuzu hissettirmeye çalışın. Eleştirmeyin. Çocuğunuzu yalancı olarak etiketlemeyin. Yalan söyleme davranışını, çocuğun kişiliğinden bağımsız olarak değerlendin. Sakin ve hoşgörülü bir tutumla çocukla konuşun. Yalan söylemenin, kendisi ve başkaları için nasıl olumsuz sonuçlar doğurabileceğini anlatın. Dürüst olmanın faydaları üzerine konuşun. Çocuğa kendisinin, başkaları tarafından kandırıldığında ne hissettiğini sorun. Böylece karşısındakinin duygularını daha iyi anlayabilir. Çocuğunuz size karşı dürüst olduğunda ona teşekkür edin. Bu davranışı takdir ettiğinizi gösterin. Zekasını ve hayal gücünü sosyal olarak uygun yollarda kullanmasını teşvik edin.”
 

Şişli Belediyesi tarafından düzenlenen Uluslararası İnsan Hakları Savunucuları Konferansı’na katılmak için Türkiye’de bulunan ABD tarihinde Temsilciler Meclisi’ne giren ilk başörtülü milletvekili olma ünvanını taşıyan Ilhan Omar, ABD Başkanı Donald Trump’ın imzaladığı 7 Müslüman ülkenin vatandaşlarının ABD’ye girişini yasaklayan kararnameyi İhlas Haber Ajansı’na değerlendirdi. ABD BaşkanıTrump’ın Irak, Libya, Suriye, İran, Sudan, Somali ve Yemen’den gelen vatandaşların ABD’ye girişini yasaklayan kararnameyi imzalaması dünyada birçok eleştiriye neden olurken, havaalanlarında vatandaşların durdurulması da kamuoyunda geniş yer bulmuştu.

“HAVAALANINDAKİ İNSANLARIN YAŞADIĞI KORKU VE ACIYI GÖRDÜM”

7 Müslüman ülkenin vatandaşlarının ABD’ye girişinin yasaklanmasıyla ilgili konuşan ABD Temsilciler Meclisi’ne giren ilk başörtülü milletvekili olan Ilhan Omar, “Trump’ın çıkarttığı konu anayasaya aykırı, Amerika’nın zaten çoğunlukla göçmenlerden oluşan bir yapısı var, bu birliktelik Amerika’da güzel. Bir eyalette zaten bu durumun durdurulmasıyla alakalı bir karara alındı. 7 Müslüman ülkeye karşı yapılan özellikle engelleme durumuna karşıyım. Amerika’da yaşanan bu durumla alakalı havaalanındaki insanların yaşadığı korku ve acıyı gördüm. Bunun zaten uygun olmadığıyla alakalı bir yasa düzeltmesi, değiştirilmesi yapıldı ve bu durum zaten değişecek. Biz insan hakları savunucularıyız, bu durumun değişmesi için çalışıyoruz, bu konunun kalkmasıyla ilgili bir karar alındı zaten ama tekrarlanması durumunda biz bununla alakalı tekrardan birleşip mücadelemizi veriyor olacağız” dedi.

“ŞUAN ÜLKEDE OLANLARDAN ÇOK MEMNUN DEĞİLİZ ANCAK SEÇİMİN SONUCUNDA SEÇİLEN BİR BAŞKAN”

ABD vatandaşı olduğu belirtilen İran kökenli 5 yaşındaki bir çocuğun kelepçelenmesi ve ailesiyle birlikte havalimanında bekletilmesiyle ilgili Beyaz Saray sözcüsü Sean Spicer’in çocuğun ABD için tehdit olduğunu söylemesini değerlendiren Omar, “Bir başkanın bunu söylüyor olması oldukça ürkütücü ve korkutucu, böyle bir yorumda bulunmaması gerekiyor. Özellikle genç, ufak bir çocuk hakkında bunu söylememesi gerekiyor. Bu insanlar savaştan kaçıyorlar ve bir şekilde bir yerlere sığınıyorlar bununla alakalı olarak yaşadıkları korkular ve endişeler var. Biz zaten bu endişeleri giderebilmek adına biz birlikte hareket edip, davranmamız gerekiyor. Daha önce Amerika’ya girip bir sinemada saldırıda bulunanlar da olmuştu. Ülkenin içerisinde de zaten bir güvenlik problemi var. Şuan ülkede olanlardan çok memnun değiliz ancak seçim yapıldı ve seçimin sonucunda seçilen bir başkan. Obama’nın 8 yıllık başkanlık sürecinde çok büyük gelişmeler kat ettik ve bu oldukça verimli bir dönemdi”

“BU AÇIKLAMASINDAN DOLAYI TABİİ Kİ ÜRKTÜM VE KORKTUM”

ABD Başkanı Donald Trump’ın danışmanı Steve Bannon’ın 5 ya da 10 yıl içinde Ortadoğu ile savaşa gireceğiz dediği iddiasını değerlendiren Ilhan Omar, “Bu beyanattan dolayı oldukça rahatsız oldum, çünkü tabii ki stabil bir hale gelmesi gerekiyor dünyanın ülkeler arasında bu tarz savaşların bir şekilde durması gerekiyor. Bu açıklamasından dolayı tabi ki ürktüm ve korktum, endişe duydum. Bende savaş olan bir ülkeden kaçtım ve Amerika’ya yerleştim. Biz insan hakları savunuculuğu alanında ülke olarak çok iyi bir geldik ve oradan gelecek olan özellikle kadınların ve çocukların ülkemizde alınabileceğini ve yaşayabileceğini de düşünüyorum. Bu zaten tarihi bir olay Amerika’da birçok genç kadın bunu yapabilmeli ve meclise girebilmeli” dedi.

Hasibe Karadağ – Mehmet Başa 

GAP’ın Türkiye için büyük bir proje olduğunu belirten OMÜ Ziraat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Yusuf Demir, GAP’ın hayata geçmesiyle 10 tane Çukurova büyüklüğünde arazinin uygulamaya geçeceğini söyledi. GAP için bu güne kadar büyük yatırımlar yapıldığını vurgulayan Demir, GAP’ın tam anlamıyla hayata geçememesinin bir nedeninin de terör olayları olduğunu belirtti.

“GAP ülkenin kalkınmasında lokomotif olacak”
GAP’ın olmazsa olmaz projelerden biri oluğunu belirten OMÜ Ziraat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Yusuf Demir, “GAP dünyada az örneği olan çok yönlü bir kalkınma projedir. Sadece bir sulama projesi değildir. Bir bölgenin tamamının kalkınmasını hedefleyen bir projedir. Tarımdan, siyasetine, sosyal yapısından, eğitimine kadar her şeyi içine alan bir projedir. 1960-1970’lerde başlayan GAP’ın tamamlanma oranı ortalama yüzde 80’lere ulaştı. Türkiye’nin tarım açısından en zengin ve önde gelen ovalarından biri Çukurova’dır. Çukurova’nın toplam varlığı 180 bin hektardır. Eğer biz GAP’ı doğru planlayıp doğru uygulayabilirsek GAP’la beraber uygulamaya girecek olan toplam işlenebilir verimli arazi miktarı 1.8 milyon hektar. Bu da 10 tane yeni Çukurova demektir. Yani GAP’la birlikte 10 tane yeni Çukurova’yı devreye sokacağız anlamına geliyor. Bu ülke için inanılmaz bir projeksiyondur. GAP’a baktığınızda pek çok ülkenin alanından daha büyük bir proje olduğunu görüyoruz. 6-7 ili kapsayan GAP bir kalkınma projesidir. Türkiye sadece GAP için yapılan Urfa su tünelini yapmayıp da, Hatay deniz sınırından başlayıp Artvin sınırına kadar 2 metre bir duvar yapsaydı Türkiye’nin terör problemi kalmazdı. Ama Türkiye’nin önceliği o bölgenin kalkınmasını sağlayacak projeler oldu. Atatürk Barajı dolgu hacmi bakımından dünyanın 4. büyük barajıdır. Atatürk Barajı önüne doldurulan malzemeyle az önce söylediğim gibi Hatay’dan Artvin sınırına bir duvar yapardı. Ama bu ülkeyi idare eden o zaman ki yöneticilerimiz, bu projeyi yaparak bölgeyle birlikte ülkenin kalkınmasını hedeflemiştir. GAP projesini ele alırken sadece tek bir yönden değerlendirmek o projeye haksızlıktır. Rahmetli Süleyman Demirel ‘Ben GAP’ı gaptırmam’ derken GAP’ın bu yönlerine değiniyordu. GAP’ın hayata geçmesiyle bu ülkenin insanlarının kenetleneceğini bilenler bu ülke üzerinde oyun oynamaya çalışıyor. O nedenle GAP’a bu ülkede yaşayan herkesin sahip çıkması lazım. GAP’ın tam olarak hayata geçmemesinin bir nedeni de terör olaylarıdır. İç huzuru, barışı, kardeşliği sağlarsak projenin eksikliklerini çok kısa sürede giderileceğine ve GAP’ın bu ülkenin kalkınmasında lokomotif olacağına inanan insanlardan birisiyim” diye konuştu.  

Kenan Akyüz

Partisinin Adnan Menderes Spor Salonu’nda düzenlediği Sandık Yönetim Kurulu Toplantısı’na katılan Başbakan Binali Yıldırım, kalabalığa seslendi. Anayasa değişikliğine ilişkin referandumda ‘evet’ oyu isteyen Yıldırım, çeşitli vaatlerde bulundu. Türkiye’nin birlik ve beraberliği için ‘evet’ sonucu çıkması gerektiğini söyleyen Yıldırım, Adana’nın yarım kalan metrosunun tamamlanacağı sözünü verdi. Yıldırım, şöyle konuştu:

“Ulukışla – Pozantı yolunu biliyorsunuz. Gençler çok bilmez, ileri yaşlardakiler bilir. Orada o kamyoncular, seyahat edenler ne kadar büyük acı yaşadığını biliyorsunuz değil mi? Şimdi buradan giriyorsunuz, Pozantı’dan viyadük-tünel, viyadük-tünel ver elini Niğde. Oradan Ankara. İşte, ne için evet? Adana’ya hızlı tren için evet. Adana – Mersin arası hızlı tren için evet. Adana – Mersin arasında yeni demiryolu hattı kurmak için evet. Adana’nın geleceği için evet. Refahı için evet. Adanalılar’ın mutluluğu için evet. Türkiye’nin birliği, beraberliği kardeşliği için evet. Terörün bir daha ülke gündeminde kalmaması içim evet. Yarım kalan metronun tamamlanması için evet. Hadi bakalım metroyu da hallettiniz bu arada. Evet. Evet evet evet.”
Bu sırada salondaki bir vatandaşın ‘tramvay’ isteğine de cevap veren Başbakan Yıldırım, “Ne üzüyorsun kendini? Tramvay da tamam. O da olur merak etme. Ne dedik yapmadık? AK Parti ne söz verdi de yapmadı?” ifadelerini kullandı. 

Nuri Pir

İçişleri Bakanlığı, Sahil Güvenlik Komutanlığı tarafından, 7 gün 24 saat esasına göre devam eden düzensiz göçle mücadele faaliyetleri kapsamında 27 Ocak-03 Şubat 2017 tarihleri arasında; Sahil Güvenlik Güney Ege Grup Komutanlığı sorumluluk sahası içinde bulunan; Didim, Yalıkavak, Gümüşlük, Turgutreis, Akyarlar, Bodrum ve Kardak bölgelerindeki muhtemel göç rotaları üzerinde yoğunlaşan kontrol ve denetimlerde, gerçekleşen 1 olayda, Bodrum Geçidi’nde 56 düzensiz göçmen ile Sahil Güvenlik İzmir ve Kuzey Ege Grup Komutanlıkları sorumluluk sahası içinde bulunan; Kuşadası, Sığacık, Çeşme, Dikili, Ayvalık, Küçükkuyu bölgelerindeki muhtemel göç rotaları üzerinde yoğunlaşan kontrol ve denetimlerde, gerçekleşen 2 olayda, Çeşme Karaabdullah Burnu ve Çeşme Uçburnu’nda 85 göçmenin karasularda yakalandığı bildirildi. Sahil Güvenlik deniz ve hava unsurları tarafından Didim, Ayvacık ve Çeşme bölgelerinde 3 düzensiz göç olayında karada tespit edilen 71 düzensiz göçmenin jandarma ve emniyet ekipleri tarafından yakalandığı kaydedildi.
Marmara Denizi ile Akdeniz’de gerçekleşen 2 düzensiz göç olayında ise 281 düzensiz göçmen ve 3 göçmen kaçakçısının karasularda yakalandığı, gerçekleşen 5 göç girişiminin 2’sinde Sahil Güvenlik Komutanlığından yardım talep edildiği, Sahil Güvenlik unsurları tarafından icra edilen arama kurtarma faaliyetleri neticesinde 24 düzensiz göçmenin denizden sağ olarak kurtarıldığı ifade edildi.

27 Ocak-03 Şubat 2017 tarihleri arasında Bodrum, Çeşme ve Silivri bölgelerinde yoğunlaştığı görülen 5 göç olayında toplam 422 düzensiz göçmen ile 3göçmen kaçakçısının yakalandığı bilgisi verildi.

Sahil Güvenlik Komutanlığı tarafından düzensiz göçün engellenmesi maksadıyla icra edilen söz konusu faaliyetlerde; 1 Arama Kurtarma Gemisi, 70 Sahil Güvenlik Botu, 18 SAGET, 8 DEGAK Timi ve 41 Kontrol Bottan oluşan yüzer unsurlar tarafından bin 912 saat seyir yapıldığı, 20 helikopter ve 7 uçak sortisi ile toplam 72 saat 40 dakika uçuş gerçekleştirildiği, 4 adet Mobil Radar Timi (MORAD Timi) tarafından 220 saat görev icra edildiği belirtildi.  

Uğur Kan Yüksek

YDÜ Basın ve Halkla ilişkiler Müdürlüğü’nden verilen bilgiye göre, gerçekleştirilen basın toplantısında söz alan Medikal Onkolog Uzm. Dr. Ömer Diker, Avrupa ve Amerika’da da uygulanan altın standart medikal onkoloji tedavisinin, YDÜ Hastanesi’nde de gerçekleştirildiğini açıkladı.

Teknolojik donanım ve güçlü akademik kadronun biraraya geldiği, kanserin tanı ve tedavisine ilişkin tüm branşların yer aldığı, hastaya uygulanacak yöntemlerin doktorların oluşturduğu konseyler tarafından multidisipliner yaklaşımla belirlendiği YDÜ Hastanesi Kanser Merkezi’nin basın lansmanında, Başhekim Uzm. Dr. Sevim Erkmen’in açılış konuşmasının ardından, 12 anabilim dalı uzmanı, kanser hastalıkları ile ilgili kendi dallarında YDÜ Hastanesi’nde gerçekleştirilen uygulamalar hakkında bilgiler verdi.

“YDÜ Hastanesi Kanser Merkezi’nin basın lansmanı, 12 anabilim dalı ve Kanser Hastalarına Yardım Derneği Başkanı’nın katılımı ile gerçekleşti”

Kanser Hastalarına Yardım Derneği Başkanı Raziye Kocaismail’in de hazır bulunduğu basın lansmanında, Başhekim Uzm. Dr. Sevim Erkmen’in açılış konuşmasının ardından sırasıyla, Radyoloji Anabilim Dalı Uzmanı Prof. Dr. Murat Kocaoğlu, Nükleer Tıp Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. F. Suna Kıraç, Patoloji Anabilim Dalı Uzmanı Doç. Dr. Ayper Kaçar Eribol, Genel Cerrahi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Hasan Besim, Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Uzmanı Doç. Dr. Erdoğan Aslan, Üroloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ali Ulvi Önder, Ortopedi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Kaan Erler, Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı Uzmanı Doç. Dr. Kadir Çağdaş Kazıkdaş, Beyin ve Sinir Cerrahisi Anabilim Dalı Uzmanı Doç. Dr. Halil İbrahim Seçer, Plastik ve Rekonstrüktif Estetik Cerrahi Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Orgun Deren, Radyasyon Onkolojisi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Meltem Nalça Andrieu ve Medikal Onkoloji Anabilim Dalı Uzmanı Dr. Ömer Diker, kanser hastalığının tanı ve tedavisinde branşlarının yeri ve öneminden bahseden birer konuşma yaptı. 

YDÜ Hastanesi Kanser Merkezi’nde sunulan üstün teknolojik donanım ve multidisipliner yaklaşım sayesinde kanser hastalıkları tedavisinde başarı oranı artıyor

Gerçekleştirilen basın toplantısında, MRI, tomografi ve ultrason gibi üstün cihazlara sahip radyoloji parkı, dünyada çok az sayıda, Kıbrıs’ta ise sadece YDÜ Hastanesi’nde bulunan ve radyasyon onkolojisinde kullanılan Rapidarc ve Brakiterapi cihazları, yine Kıbrıs’ta ilk ve tek olan ve sadece YDÜ Hastanesi’nde var olan PET/CT cihazı ile kanser tanı ve tedavilerinde YDÜ Hastanesi’nin üstün teknolojik donanımı vurgulanırken, tüm anabilim dalı uzmanları tarafından, hastalığın tedavisinde büyük önem taşıyan ve tüm branşların dahil olduğu multidisipliner yaklaşımla kişiye özel planlanmış, yenilikçi tedavi yöntemlerinin hastalıkla mücadeledeki başarısı üzerinde duruldu. 

“Avrupa’da, Amerika’da kanser hastalarına uygulanan altın standart tedaviyi biz de burada hastalarımıza uyguluyoruz” 

Toplantı sırasında söz alan medikal onkolog Uzm. Dr. Ömer Diker de yaptığı konuşmada, kanser hastalığının multidispliner bir yaklaşım gerektiren ve tüm branşların birarada olması gereken bir alan olduğundan bahsederek, YDÜ Hastanesi Kanser Merkezi’nde, kemoterapi, hedefe yönelik tedaviler ve bağışıklık sistemi üzerinden tümörü vuran immünoterapilerin kullanıldığını ifade etti. Avrupa’da, Amerika’da uygulanan altın standart tedavileri, YDÜ Hastanesi Kanser Merkezi’nde, ülkemiz insanına uygulamak amacıyla Kıbrıs’ta olduğunu belirten Uzm. Dr. Ömer Diker, toplumun, kemoterapilerin yan etkilerine dair inanç ve düşüncelerine de değinerek, kişiye özel planlanmış, doğru tedavilerle, bunu yönetmenin kolay olduğunu belirtti. Katılımcılardan yöneltilen kanser tedavilerinde Güney Kıbrıs’tan daha mı iyiyiz sorusu üzerine ise Uzm. Dr. Ömer Diker, “Kanser tedavilerinde uygulanan altın standardı bilirseniz ve bunun için kendinizi güncel tutarsanız, kimsenin sizden daha iyi olması mümkün değildir. YDÜ Hastanesi’nin mevcut donanımı ve hekim kadrosu şuanda olabilecek en üst seviyededir” dedi.

“Devlet gibi bize sahip çıkan Yakın Doğu Üniversitesi ailesine tüm hastalarımız adına teşekkür ediyorum”
Toplantıda son sözü alan Kanser Hastalarına Yardım Derneği Başkanı Raziye Kocaismail de konuşmasında, YDÜ Hastanesi yöneticilerinin gerek cihaz gerekse uzman hekim kadrosu açısından, hiçbir fedakarlıktan kaçınmadan hizmet sunmakta olduklarını ifade etti. Raziye Kocaismail konuşmasına şöyle devam etti; “Ben buradan kendilerine herbir kanser hastası adına yürekten teşekkür ediyorum. YDÜ Hastanesi, 23 yıldır özlemini çektiğimiz tam zamanlı medikal onkoloğu, bu geniş hekim kadrosu içinde bize sunmuştur. Ayrıca, dün yayınlanan haberle, YDÜ Hastanesi, medikal onkoloji polikliniğinde muayene hizmetlerinin ücretsiz olarak gerçekleştirileceğine dair uygulamayı da başlattığını duyurdu. Bu hastalara sunulan bir jest değil, cömertliktir. Hiçbir fedakarlıktan kaçınmayan, devlet gibi bize sahip çıkan Yakın Doğu Ailesi’ne tüm hastalarımız adına teşekkür ediyorum ve diyorum ki bu kapılar artık dört dörtlük olarak kanser hastaları için açılmıştır, hastalarımızın artık yurtdışına gitmesine gerek kalmamıştır.”

Hastanesi ve Kanser Hastalarına Yardım Derneği işbirliğine de değinen Kocaismail, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde ikamet eden KKTC vatandaşı onkoloji hastalarının, talep etmeleri halinde ve ilaçların KKTC Sağlık Bakanlığı’ndan temin edilmesi suretiyle, kemoterapi tedavilerini, YDÜ Hastanesi’nden alabileceklerini de bir kez daha hatırlattı.
 

OSB’de faaliyet gösteren bir fabrikayı ziyaret eden Nayir, kamu, üniversite, sanayi işbirliğine dikkat çekti.
Vali Nayir, “Keramika’nın ülke ekonomisine sağladığı katma değerin yanı sıra hayata geçirdiği sosyal sorumluluk projeleri kapsamında eğitime ve sanayiye vermiş olduğu destekler de son derece önemli. İlimiz sınırları içerisinde üretim yapan Keramika’nın üniversite-sanayi işbirliğini geliştirmek adına uygulamış ve uygulamakta olduğu projeler gerek ilimizin gerekse ülkemizin kalkınmasında atılmış olan değerli adımlar. Kamu, üniversite, sanayi işbirliğinde dünya ülkeleriyle rekabet edebilmek için ülke olarak başarıya ulaşmak zorundayız. Bugün ülkemizin kendi teknolojisini üreten bir sanayiye ihtiyacı var. Bunun için de üniversitelerimiz hem o teknoloji için gerekli olan bilgiyi üretmeli hem de personelin yetişmesinde ön ayak olmalıdır. Tüm bunlar için ise etkin ve verimli bir üniversite -sanayi işbirliği gerekli. Keramika bugün gençlerimize bu imkanı sunuyor. Öğrencilerimiz projeler sayesinde iş yerini bizzat yerinde görüyor, teorik bilgilerini pratiğe dökme şansını elde ediyor. Devletin ilimizdeki temsilcisi olarak ülkemizin geleceğini inşa edecek bu çalışmalar benim nezdimde çok kıymetli. Sanayinin çocuklarımızın yaşamının bir parçası olması ve okuduğunu yaşayan bir nesil yetiştirmek için gereken her türlü desteği vereceğiz” ifadelerini kullandı. 

Hüseyin Efe

İstanbul Teknik Üniversitesi Kimya Mühendisliği bölümünden mezun Wahiba Chaker, savaş ve terör mağduru kadınların iş hayatına ve topluma adapte olması amacıyla geliştirdiği ”Dilenmiyorum, Kazanıyorum ve Kazandırıyorum” projesinin ilk adımlarını atmaya başladı. Ankara’nın Mamak ilçesinde Büyükşehir Belediyesi’nden kiraladığı binanın tadilatıyla işe başlayan ve şu anda projenin koordinatörlüğünü üstlenen Wahiba Chaker, binanın kullanılabilir hale gelmesini sağlamayıp, ardından beş gruptan oluşan on kişilik sınıflarda savaş ve terör mağdurlarına, engellilere, kadınlara, çocuk ve gençlere, göçle gelenlere, yoksullara ve işsizlere eğitim alabilecekleri bir ortam oluşturmayı amaçlıyor. Yedi ay sürecek olan eğitim sürecinin sonunda ise bahse konu kişilerin iş sahibi olması ve iş piyasasında kalifiye eleman olarak yer almalarını öngörüyor.

“Onları iş sahibi yapmak istiyoruz“
Türkmen Göçmen Mülteci ve Sığınmacılarla Dayanışma Derneği’nin (TÜGODER) başkan yardımcılığını da yapan Wahiba Chaker, Suriye uyruklu olduğunu ifade ederek, İstanbul Üniversite’nde Türkçeyi öğrendiğini belirtti. Suriye’deki iç savaştan dolayı Türkiye’ye geldiğini söyleyen Chaker, “Suriye’deki iç savaştan dolayı buraya geldiğimde ‘insanlara nasıl yardımcı olurum?’ diye Türk arkadaşlarla oturduk, konuştuk ve bir sivil topluluk adı altında Türkmen Göçmen Mülteci ve Sığınmacılarla Dayanışma Derneği’ni kurmaya karar verdik. Tabii bu arada devlet büyüklerimiz desteği oldu. Şu anda biz, savaş mağduru olarak çocuklarımız yetim, hanımlarımız dul kaldı. Aynı sancıları maalesef Türkiye’deki terör mağdurları kadınlar da çekiyor. Terör ve savaş mağdurları arkadaşlarımızı bir araya getirmek suretiyle hem onların topluma rehabilitasyonunu sağlama hem de onları iş sahibi yapmak istiyoruz. İlerde kendi işlerini kurmak isterlerse eğitim hizmetleri vermek suretiyle de piyasaya kalifiye eleman olarak yetiştirmeyi amaçlıyoruz” diye konuştu.

“Ankara kazan, biz kepçe olduk”
Projelerini hayata geçirmek için yer bulma konusunda birçok engelle karşılaştıklarını anlatan Chaker, Mamak İlçesine bağlı Araplar Mahallesi’nde bulunan ve önceden FETÖ mensuplarının okuma salonu olarak kullanıldığını iddia ettiği terk edilmiş binayı bulma sürecini şu ifadelerle anlattı:  “Bu binayı ihaleye girerek Büyükşehir Belediyesi’nden aldık. Burayı bulma sürecimiz çok sancılı oldu. Ankara kazan, biz kepçe olduk. Eşe dosta sorduk. Ankara Büyükşehir Destek Hizmetlerine başvuruda bulunduk. Bu yeri bulduğumuzda harabe halindeydi. Burayı aldığımızda FETÖ’nün okuma salonu olarak kullanılıyormuş. Kaloriferleri sökmüşler, lavaboları sökmüşler harabe halini döndürmüşlerdi.”

“Kazanılan para ile yetim ve dullara maaş vermeye çalışacağız”
Proje kapsamında hurmadan yapacakları çeşitli tatlı ve unlu mamulleri satışa çıkararak elde edecekleri gelir ile terör ve savaş mağduru kadınlara maaş olarak vereceklerini belirten Chaker, gerekli makinaları alıp, bir an önce üretime geçmek için maddi desteğe ihtiyaçları olduğu ifade ederek, şunları kaydetti:
“Şu anda işlerin istediğimiz gibi gittiğini söylemeyeceğim ama gidiyor. İş adamlarımız bize maddi destek sağladıkları takdirde makineleri bir an önce alıp, üretime geçmek istiyoruz. Daha çok spesifik yiyecekler üretmek istiyoruz. Hurmadan oluşan tatlılarımız var. Çok rahat bir şekilde diyabet hastalarının yiyebilecekleri, tamamen şekerden yoksun 8-10 çeşit unlu mamulümüz var. İnşallah proje hayata geçtiğinde kazanılan para ile yetim ve dullara maddi kazanç sağlamak üzere onlara maaş şeklinde vermeye çalışacağız.”

“Wahibe Hanım projesine çok sahip çıkan, bütün kanalları zorlayan, azimli bir hanımefendi”
Wahibe Chaker’in geliştirdiği sosyal sorumluluk projesinin Ankara Kalkınma Ajansı tarafından organize edilen ve desteklenen bir proje olduğunu dile getiren Ankara Kalkınma Ajansı’nda Uzman olarak görev yapan Emine Doğrukök, Bir proje yarışması düzenlediklerini ve Chaker’in sunduğu üç projenin de başarıya ulaştığına dikkat çekerek, ”Bu yarışma kapsamında 3 projesi geçti. Hepsi de bir birinden kıymetli projeler. Belediye’den bu yeri kiraladılar. Şu anda makine desteği arıyorlar. Wahibe hanım projesine çok sahip çıkan, bütün kanalları zorlayan, azimli bir hanımefendi ve projesinin de çok sağlıklı bir şekilde ilerleyeceğini tahmin ediyor ve görüyoruz” dedi.

FATİH ERDOĞAN