İlkbahar mevsiminin ardından doğayla birlikte kişilerde de canlanmalar meydana geliyor. Doğa tazelenirken insanlar da rutin işlerini askıya alıp rahatça tatillerini yapıyorlar. Ama bu durum sonbaharda biraz farklı. Yazın ardından güneş yerini genelde bulutlu, yağmurlu ve kısa günlere bırakıyor. Doğanın rengi de sararmaya başlarken insanlarda da ‘hazan mevsimi’ başlıyor. Kişi kendisini yorgun, halsiz ve mutsuz hissederken tüm bu durumlar ‘Sonbahar depresyonuna’ işaret ediyor. Acıbadem Eskişehir Hastanesi Uzman Psikoloğu Yelda Öge, bu dönemlerde görülen depresyonun belirtilerini ve karşı çıkabilmek için neler yapılabileceğini anlattı.

“Kadınlar bu süreçten daha fazla etkileniyor”

Sonbahar mevsimiyle doğayla birlikte vücutta da bir takım değişimler yaşandığını belirten Uzman Psikolog Öge, özelikle kadınların daha çok etkilendiğini dile getirdi. Uzman Psikolog Öge, “Sonbaharın gelmesiyle birlikte artık güneş ışınlarını daha az almaya başlıyoruz. Bu da doğal olarak vücuttaki bir takım kimyasalların işleyişini etkiliyor. Hatta bu kimyasalların işleyişince bozulmalara sebep oluyor. Durum böyle olunca insanlar kendilerini daha depresif, daha karamsar ve daha mutsuz hissetmeye başlıyorlar. Sonbaharda özellikle mevsimsel depresyon yaşayan ya da geçmişte bir depresyon öyküsü olan bireylerin depresyona girme riski biraz daha artıyor. Tabii bununla birlikte hiç depresyon yaşamayan kişilerde de sonbahar depresyonu ortaya çıkabilir. Özellikle sabahları uyanmakta çok fazla zorluk ve güçlük çekilmeye başlanıyor. Yatakta kalma isteği biraz daha artıyor güneşi görmediğimiz zamanlarda. İştahta çok belirgin değişimler ve artışlar olmaya başlıyor. Yorgunluk, mutsuzluk, çökkünlük, karamsarlık, halsizlikler, kas ve boyun ağrıları çok belirgin şekilde sonbahar depresyonunda ön plana çıkıyor. Kişi bir türlü kendisini yorgun hissetmekten alamıyor. Sürekli mutsuz ve karamsar oluyor. Bunun yanında sonbahar depresyonunda özellikle kadınlar bu süreçten daha fazla etkilenmeye başlıyor. Eğer böyle bir tablo gözlemleniyorsa mutlaka destek alınması ya da bir takım başa çıkma yöntemlerinin denenmesi gerekiyor” dedi.

“Güneşli görülen zamanları avantaja çevirmek gerekiyor”

Bu durumdan en çok öğrenci ve çalışanların etkilendiğini aktaran Acıbadem Eskişehir Hastanesi Uzman Psikoloğu Öge, baş etme yöntemlerinin de oldukça kolay olduğunu dile getirdi. Düzenli bir hayatın sorunlarla aşılabileceğini ve bu durumdan en az şekilde etkilenileceğini açıklayan Öge, şunları söyledi:
“Çalışanlar ve öğrenciler dikkat ve konsantrasyon gerektiren işlerle meşgul oluyorlar. Durum böyle olunca çalışanlarda biraz daha dikkat performansı düştükçe iş performansında da düşme yaşanabiliyor. Öğrenciler için de aynı şey geçerli. Okula gitmekte zorlanıyorlar, adaptasyonda güçlükler yaşanıyor. Ödev yapmak istemeye biliyorlar çünkü daha çabuk dikkatleri bozuluyor. Onlar da bu süreçte biraz daha zorlanıyorlar. Baş etme yöntemlerini öncelikle denenmesi gerekiyor. Özellikle yaz döneminin bitmesi ve havaların soğumasıyla dışarıda daha az zaman geçiriliyor. Güneşli görülen zamanları avantaja çevirmek gerekiyor. Dışarıda biraz zaman geçirmeliyiz. Hava soğuk olsa da güneşli günlerde dışarıda aktivitelere katılmalıyız. Biraz yürüyüş yapmalıyız ki güneş ışığını birebir alabilelim. Bunun yanında yatmadan önce ılık bir duş alabilirsiniz. Rahatlamak ve gevşemek için gevşeme egzersizlerini kullanabilirsiniz. Bununla beraber spor aktiviteleri önemlidir. Özellikle kış aylarında kapalı ortamlarda çok fazla zaman geçirildiği için hareket de azalmaya başlıyor. Bu yüzden mutlaka pilates, yoga gibi sporlar denenebilir. Günde 30 dakika yürüyüş yapılabilir. Kitap okumak, müzik dinlemek gibi hobi alanlarını da biraz daha zaman ayrılabilir. Bunları bir rutin haline getirerek haftada en az 3-4 defa tekrarlayan şekilde yapılması gerekiyor. Beslenme alışkanlıklarının ve yatma saatlerinin planlanması da bu süreçle başa çıkabilmekte etkin oluyor. Tüm bunlar denendiği halde sıkıntılar devam ediyorsa, kendimizi hala çökkün, mutsuz ve yorgun hissediyorsak mutlaka profesyonel bir destek almalıyız.” 

Kadir Arslan – Çağatay Gür

Şahinbey Emniyet Müdürlüğü ekipleri, ilçeye bağlı Konak Mahallesi 20 Nolu Sokak’ta Mustafa B. ve Umut B.’nin kiracı olarak kaldığı eve baskın düzenledi. Düzenlenen şok baskında hırsızlıktan 5 dosyası bulunan Mustafa B. ile uyuşturucudan sabıkası bulunan Umut Z, isimli şahıslar gözaltına alındı.

Ekipler, evde yaptıkları aramada ise çalıntı 4 adet motosiklet, 7 adet araç ruhsatı, çok sayıda araç teybi, bahçede bir otomobil ele geçirdi. Çeşitli elektronik ve mekanik malzemelerin de bulunduğu evin atölye olarak kullanıldığı tahmin edilirken, evde hırsızlıkta kullanılan makas, eldiven ve çeşitli kıyafetler de dikkat çekti.

Hırsızlık sonrası kıyafet değiştirmişler

Şahısların bir çok hırsızlık olayına karıştığı tahmin edilirken, bugüne kadar yakalanmamalarının ise kullandıkları kostümlerden kaynaklandığı ileri sürüldü. Şüphelilerin hırsızlık olayları için özel kıyafetler hazırladıkları, hırsızlık sonrası kıyafetlerini değiştirerek günlük kıyafetlerini giydikleri iddia edildi. Şahısların atölyesinde bulunan bir rafta, hırsızlık olaylarında kullanıldığı belirtilen kıyafetler de ele geçirildi. Evdeki aramalarda 2 adet tabanca ve mermiler de ele geçirilirken, Umut Z.’nin üzerinde bir miktar uyuşturucu madde bulunduğu belirtildi. Ele geçirilen otomobil sahibine teslim edilirken, polis motosiklet, teyp ve ruhsatların sahiplerini belirleme çalışmalarını sürdürüyor.
Gözaltına alınan şahısların sorgularının ardından adli makamlara sevk edileceği belirtildi. 

Mehmet Bulut
 

Osmangazi Belediyesi’nin uyguladığı en önemli sosyal sorumluluk projelerinden biri olan, otistik ve down sendromlu çocuklar, atlı tedavi eğitim programının yeni eğitim dönemi başladı. Osmangazi Belediyesi tarafından 7 yıldır ücretsiz olarak sürdürülen ve yoğun ilgi gören at biniş programları, engellilerin özgüven kazanmalarına yardımcı oluyor. Özel olarak seçilip yetiştirilmiş atların kullanıldığı terapi programında otistik rahatsızlığı bulunan çocuk ve yetişkinler, hafta içi 4 gün ve 3 grup halinde düzenli olarak ata biniyor. Eğitim programından, 12 ayrı grupta 120 kişi faydalanacak. Atla terapi ve biniş eğitim programına katılan bireyler, özellikle sosyalleşme konusunda önemli gelişim gösteriyor. Ayrıca atlı tedavi eğitim programına katılan engelli bireylere yılsonunda sertifika veriliyor.

Engelli bireyler atla biniş ile sosyalleşiyor

Osmangazi Belediye Başkanı Mustafa Dündar, vatandaşların talepleri doğrultusunda 7 yıldır ücretsiz olarak gerçekleştirdikleri atla tedavi ve biniş eğitim programına katılan bireylerin özellikle sosyalleşme konusunda ciddi bir gelişim gösterdiklerini söyledi. Başkan Dündar, “Bu tür çalışmalar, belediye hizmetlerinin dışında kalan ancak, toplumun ihtiyacı olan hizmetler. Belediye olarak bu tür ihtiyaçlara asla duyarsız kalmıyoruz. Bu proje sayesinde hem otistik vatandaşlarımız tedavi oluyor, hem de tesis daha etkin ve aktif kullanılmış oluyor” diye konuştu.

Başkan Mustafa Dündar, özellikle Otistik Çocuklar Rehabilitasyon Merkezi’nden ve ilköğretim okullarından öğrencilerin katıldığı eğitimlerin, yağışlı ve soğuk havalarda kesintiye uğramaması için kapalı manej yaptıklarını belirterek, “İnşa ettiğimiz kapalı manej ile atla biniş tedavileri 4 yıldır kesintisiz şekilde sürüyor” dedi. 

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, vatandaşların mahalle bazında sorunlarını tespit etmek, talepleri değerlendirerek hızla çözüm üretmek amacıyla gerçekleştirdiği muhtar toplantılarına Çiğli ve Karşıyaka ilçeleri ile devam etti. Ekim ayı başında Karabağlar ilçesi ile başladığı ‘muhtar buluşmalarında’ sırasıyla Buca, Gaziemir, Narlıdere, Balçova, Güzelbahçe, Konak, Bornova ve Bayraklı’ya giden Başkan Kocaoğlu, kent merkezindeki toplantı serisini Çiğli ve Karşıyaka ilçeleri ile tamamladı.
Çiğli Belediye Başkanı Hasan Arslan ve Karşıyaka Belediye Başkanı Hüseyin Mutlu Akpınar’ın evsahipliğinde gerçekleşen toplantılarda Başkan Kocaoğlu, aynı günde iki ilçenin 53 muhtarını tek tek dinledi. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı, toplantılar öncesinde “19 Ekim Muhtarlar Günü” nedeniyle muhtarları kutlayarak onlarla birlikte pasta kesti.

“Avukatlara gidip davayı geri çekmeleri için yalvardım”

Çiğli Harmandalı bölgesindeki muhtarların, İzmir Katı Atık Geri Dönüşüm ve Biyogaz Tesisine ilişkin sorularını yanıtlayan Başkan Aziz Kocaoğlu, “Nasıl bir adam olduğumu biliyorsunuz. Ben kimsenin önünde eğilmem. Ama çöp tesisi için eğildim. Katı Atık Geri Dönüşüm ve Biyogaz Tesisi’ne dava açan avukatlara gidip davayı geri çekmeleri için yalvardım. Her şeyimiz hazır. Bakanlık da bu konuda söz verdi. Kamuoyunda bu sorunu sürekli gündemde tutmaya çalışıyorum. Yasal yollardan bu sorunun çözümü için elimden geleni yapıyorum. Kente böylesine modern ve çevreci bir tesis kurabilmek için yıllardır yer arıyorum. Ama her defasında önümüze bir engel çıkartılıyor” dedi.
Yamanlar bölgesinde buldukları son yer ile ilgili kurum görüşlerinin olumlu olduğunu hatırlatan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı, sürece ilişkin şu bilgileri verdi:

“Bütün meslek odalarını toplayarak bölgeye gittik. Sistemi anlattık. ÇED süreci başladı. DSİ’nin sızdırmazlık ünitesi ile ilgili sorusu vardı. Onun da projesini verdik; kabul ettiler. Orman Bakanlığından izin alamıyorduk. Başbakanımız Binali Yıldırım’a gittim. Kendisi Orman Bakanını aradı ve birlikte konuştuktan sonra ‘tamam o zaman’ dedi. Her şey hazırken, bu defa da iki avukat itiraz etti. Mahkeme tarafından atanan 5 bilirkişi olumsuz rapor verdi. Biz tezimizi güçlendirmek için üniversitelere başvurduk. Aldığımız olumlu raporlarla yeniden mahkemeye gittik. Mahkeme Başkanı aynı bilirkişileri atadı. O bilirkişiler bu sefer daha da kötü bir rapor hazırladı. Şimdi bu bilirkişi raporlarına itiraz ettik.”

Muhtarlar müdahil olmak istiyor

Başkan Kocaoğlu’nun bu açıklamasının ardından söz alan Uğur Mumcu Mahalle Muhtarı Hıdır Işık, Harmandalı Çöp Depolama Alanının ömrünü doldurduğunu belirterek, Başkan Kocaoğlu’na destek olmak için ellerinden geleni yapacaklarını söyledi. Çiğlili muhtarlar olarak mahkemede hep birlikte bulunmak istediklerini belirten Işık, “Sivil toplum örgütleriyle birlikte biz muhtarlar da bu sorunun çözümü için mahkemede bulunmak istiyoruz” diye konuştu.

Toplantıda muhtarlar, tramvay hattındaki istasyonların sayısının artırılmasını istedi. İstasyon sayısı arttıkça durakta bekleme sürelerinin arttığını ve sistemin çalışamaz hale geldiğini ifade eden Başkan Kocaoğlu, tramvay seferleri ile birlikte değişen taksi dolmuş hatları ve otobüs güzergahları ile ilgili eleştirileri de yanıtladı. Her yeni sisteme geçildiğinde bu tür sıkıntıların olabileceğini ve zamanla aşılacağını söyleyen Başkan Kocaoğlu, “İzliyoruz, gözlemliyoruz. Aşmamız gereken sıkıntılar oldukça çözeceğiz. Bu konuda lobi çalışmaları yapılıyor. Yaşlıların, engellilerin tramvaya binmekte zorluk çektiği söyleniyor. Ellerinden tutup götürelim, hangisine daha rahat inip biniyorlar görelim” dedi.

Başkan Aziz Kocaoğlu, Örnekköy’deki kentsel dönüşüm projesine de başlayacaklarını söyleyerek, 140 konutluk ilk etap ihalenin yıl sonunda gerçekleşeceğini, Güzeltepe’deki kentsel dönüşüm projesi için de Kasım ayında talepleri toplamaya başlayacaklarını açıkladı. 

Sosyal projeler ile örnek işlere imza atan Dursunbey Belediyesi engelli bir vatandaşı daha hayata bağladı. Dursunbey’e bağlı Osmaniye mahallesinde yaşayan ve geçirdiği rahatsızlık sonucu yaklaşık 24 yıldan bu yana yatağa bağımlı olarak yaşayan Selami Çevdir’in 2. kattaki evine belediye tarafından özel asansör yapıldı. Montajı tamamlanan asansörü inceleyen Dursunbey Belediye Başkanı Ramazan Bahçavan, aileyi ve Selami Çevdir’i ziyaret etti. Başkan Bahçavan’a ilgisinden dolayı teşekkür eden Çevdir, taleplerinin kısa sürede hayata geçirilmesinden büyük memnuniyet duyduğunu belirtti. Yıllardır yatağa bağımlı olarak yaşadığını hatırlatan Çevdir, bu asansör sayesinde artık evden rahatlıkla çıkabildiğini söyledi. Çevdir ile sohbet eden Başkan Bahçavan, abisinin de engelli olduğunu ve aynı asansörden kendilerinin de evlerine yaptırdıklarını belirtti. Başkan Bahçavan yaptığı açıklamada: “Daha önceki ziyaretlerimizde Selami kardeşimizi tanımıştık. 36 yaşındaki engelli kardeşimiz evin ikinci katında yaşıyor. Evden inme konusunda mağduriyetini gidermek amacı ile bir asansör yaptık. Bugünde bu asansörün açılışını yaptık. Kendisi de memnuniyetini dile getirdi. Bizde güzel bir iş yaptığımız için sevinçliyiz. Emeği geçen herkese teşekkür ederim” dedi.

Bulmaca ve bilgi yarışmalarına merakı olan ve bu konuda oldukça başarılı olan Selami’ye Bulmaca Kitabı hediye eden Başkan Bahçavan, bu yeteneğinden dolayı da Selami’yi tebrik etti.

Ev ziyaretinin ardından asansör ile bahçeye çıkan Selami konukları ile birlikte sohbet ederek çay içti. Başkan Bahçavan ile birlikte yeniden eve çıkan Çevdir ve ailesi kendisine destek olan Başkan Bahçavan’a teşekkür etti. 

Hüdayi Demirhan

Yakın Doğu Üniversitesi Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü’nden yapılan açıklamada, tezsiz yüksek lisans programına kayıtların, 31 Ekim 2017 tarihine kadar mesai saatleri içerisinde Yakın Doğu Üniversitesi, öğrenci işlerine şahsen yapılması gerektiği belirtildi.
Başvuru yapabilmek için dört yıllık bir yükseköğretim kurumundan mezun olarak lisans derecesi elde etmiş olmak gerekiyor.
Derslerin 4 Ekim’de başladığı programda, dersler hafta içi saat 17:00’da yapılacak ve toplam 13 ders ile program tamamlanacak.
Orta Öğretim Alan Öğretmenliği Tezsiz Yüksek Lisans Programını başarıyla tamamlayan öğrenciler, istendiği takdirde farklı yüksek lisans programlarında eğitim alabilmeleri mümkün olmaktadır.

Nitelikli öğretmenler yetiştirilecek

Orta Eğitim Alan Öğretmenliği Ana Bilim Dili Başkanı Yrd. Doç. Dr. Erinç ERÇAĞ, yüksek lisans programları ile ülkenin her alanında ihtiyaç duyulan aydın nitelikli öğretmenlerini yetiştirmeyi ve kaliteyi artırmayı hedeflediklerini söyledi.
Öğretmenlik meslek bilgisi ile dünya kalite standartlarına uygun öğretmenlik program içeriklerine ve öğretim uygulamalarını en üst düzeye çıkarmayı amaçladıklarını ifade eden Yrd. Doç. Dr. ERÇAĞ, öğretmenlik ruhunu yitirmeyecek öğretmenler yetiştireceklerini belirtti.
Yüksek lisans programının farklı karakter özelliklerine sahip öğrencilerin mevcut potansiyellerini keşfetmeleri için onlara ortamlar oluşturmak ve pedagojik anlamda her türlü öğretim aracını kullanarak öğrenme-öğretme faaliyetleri ile araştırma etkinlikleri gerçekleştirmelerine imkan verildiğini de belirten Yrd. Doç. Dr. ERÇAĞ, “Orta Öğretim Alan Öğretmenliği Tezsiz Yüksek Lisans Mezunu olan bireylerin bulundukları farklı alanlarda öğretmenlik mesleğini yüksek düzeyde başarılı bir şekilde yürütebilecektir” dedi.
 

Siyah elmas’ olarak adlandırılan mantar, yumruk şeklinde yetişiyor. Toprağın 5 ile 20 santimetre derinliğinde ağaç köklerinde yetişiyor. Mantar, etten daha fazla protein taşıyor. Orman Genel Müdürlüğünce 2014-2018 yılları arasında eylem planı da hazırlanan trüf mantarının kilosu bin ila 3 bin Euro arasında alıcı buluyor. Eylem planı kapsamında ormanlardaki trüf varlığını tespit edebilmek amacıyla başlatılan çalışmalarda Karabük’ün Ovacık ve Yenice ilçeleriyle Bartın’ın Yıldızköyü mevkisi, Zonguldak’ın Çaycuma, Devrek, Alaplı ve Kdz. Ereğli ilçelerindeki ormanların bazı bölümleri koruma altına alındı.

Trüf mantarı için eğitiliyor

Trüf mantarının toprak altına olması ve az miktarda bulunması sebebiyle trüf uzmanı ile birlikte eğitilen Lagotta Romagnolo cinsi köpekler kullanılıyor. Trüf mantarı için eğitilen Lagotta romagnolo cinsi köpeklerle birlikte koruma altına alınan bölgelerde yapılan aramalarda Tuber Uncinatum (Sonbahar Trüfü) olmak üzere T. nitidum, T. genadii, T. rufum, T. excavatum, T. aestivum (Yazlık Trüf) türleri tespit edildi. Trüf eylem planını uygulama takvimi sonunda oluşturulacak olan trüf üretim maksatlı ormanlar ile orman köylülerine de yeni gelir kapısı açılacak.

Trüf mikonizası aşılanmış fidanlar kullanılarak yapılan aşılandırma faaliyetiyle yeni trüf ormanlarının kurulması planlanıyor. Oluşturulacak bilgi ve deneyim ise trüf üretim bahçeleri kurmak isteyen yatırımcılara da aktarılacak.

Akademik çalışmalara da fırsat tanınacak

Zonguldak Orman Bölge Müdürü Ahmet Sırrı Beşel, bakanlıkça oluşturulan eylem planı kapsamında yapılan çalışmaları aktardı. Yapılacak araştırmalar ve gen kaynağı maksatlı trüf bahçelerinin oluşturulması faaliyetleriyle akademik çalışmalara da fırsat tanınacağını dile getiren Beşel, trüf mantarına ilişkin şu ifadelere yer verdi:

“Orman Bölge Müdürlüğü olarak Bakanımızın emirleri doğrultusunda orman Genel Müdürlüğünce 2014-2018 yılları arasında uygulanacak trüf mantarı eylem planı kapsamında 2014 yılından itibaren ormanlarımızdaki trüf varlığını tespit edebilmek için daha önce yerleri belirlenmiş olan noktalar Ovacık, Yenice, Çaycuma, Devrek, Alaplı ve Ereğli ilçelerinde trüf uzmanıyla beraber Lagotto Romagnolo cinsi trüf arama konusunda eğitilmiş iki köpek ile arama yapılarak Kdz. Ereğli İşletme Müdürlüğü Alaplı İşletme Şefliği 39 nolu bölmede 79 dekarlık orman arazisinde sonbahar trüfü, yine sahanın 40 dekarlık kısmını da koruma altına aldık. Karabük’ün Yenice ilçesinde Göktepe mevkisinde 40 dekarlık alanda, Bartın’da Yıldıztepe mevkisinde ise 80 dekarlık alanda doğal trüf alanı tespit edilerek koruma altına alındı.”

“Trüf mantarıyla aşılı meşe fidanları dikildi”

Trüf mikonizası aşılanmış fidanların toprakla buluşturulduğunu da sözlerine ekleyen Beşel, trüf mantarı çalışmalarının hızla ve artarak devam edeceğine inandığını belirterek şöyle dedi:
“”Yenice’de 40 dekar alanda trüf mantarıyla aşılı meşe fidanları dikildi. Gökçebey Orman Fidanlığımızda 10 dekar alanda ise 150 adet trüf mantarı aşılı meşe fidanları toprakla buluşturuldu. Trüf eylem planını uygulama takvimi sonunda oluşturulacak olan trüf üretim maksatlı ormanlar ile orman köylülerimize yeni gelir kapısı açılmış olacaktır. Trüf mikonizası aşılanmış fidanlar kullanılmak suretiyle yapılan aşılandırma faaliyetiyle yeni trüf ormanları kurularak oluşturulacak bilgi ve deneyim; trüf üretim bahçeleri kurmak isteyen yatırımcılara aktarılacaktır. Yapılacak eğitim çalışmaları ile teşkilat mensupları ve orman köylüsü trüf mantarlarının teşhisi, toplanması, ekonomisi konularında eğitilecek, trüf ticari olarak değerlendirilmesinin önü açılacaktır. Yapılacak araştırmalar ve gen kaynağı maksatlı trüf bahçelerinin oluşturulması faaliyetleriyle akademik çalışmalara fırsat tanınacaktır. Orman ekosistemleri bitki, toprak ve su kaynakları dengesinin kırsal alandaki sosyal istikrarı, barajların uzun ömürlü olmasını ve gıda güvenliğinin temeli ve sigortasıdır. Artan nüfus, yükselen yaşam kalitesi, azalan doğal kaynak ve tarım alanları nedeniyle orman ekosistemlerinin sağladığı ürün ve hizmetlere geçmişte olduğundan daha fazla ihtiyaç duyulmaktadır. Halkın ormanlardan artan beklentisinin sürdürülebilir şekilde karşılanması için ormanların her unsurunu, verimlilik ilkeleri çerçevesinde işletmek ve yönetmek zorundayız. Ayrıca trüf yeni gündeme gelen, yeni çalışmalarımızın başında olan ve kilosu 1000 Eurolar civarında olan çok kıymetli bir mantar türüdür. İnanıyorum ki trüf mantarı, belli bir zaman sonra halkımız tarafından da kendi fındıklıklarında, bahçelerinde, fidanlar aracılığıyla da bu mantar yetiştirilecektir. Şu anda Bakanımızın talimatları gereği genel müdürlüğümüzce bize dikte edilen 2014-2018 eylem planları çerçevesinde yaptığımız bir çalışmadır. İnanıyorum ki trüf mantarı konusu hızla artarak devam edecektir.”
Kdz. Ereğli ilçesinde yaşayan ERDEMİR emeklisi İsmet Koç da köpeği ile birlikte zaman zaman trüf mantarı aradığını ifade etti. Koç, “Osmantepe dağında trüf mantarı arıyorum. Bu mantar kolayına bulunmaz. Bunu ben ayda bir kere gelir ve köpekle ararım. Yeryüzünde değil yerin altında yetişir. Kestane, meşe diplerinde yetişiyor. Çok fiyatlı bir mantardır. Arkadaşlar bana bazen gülüyorlar ama fiyatı 2 bin ila 3 bin Euro arasında. Benim de en büyük özelliğim ilginç konuları çok iyi araştırırım. Nasip ederse bu mantarı da Kdz. Ereğli ilçesinde yaygınlaştıracağım. Bu çok zor bir iş. Günde 5 ila 10 kilogram toplamak mümkün değil” diye konuştu.

Vedat Kılıç – Ertuğrul Yüksel-Sertaç Özdemir

İstanbul İl Jandarma Komutanlığı ekipleri, son dönemlerde göçmen kaçakçıları ve aranan şahıslar tarafından sıklıkla sahte belgeler kullanıldığı yönünde alınan istihbaratı değerlendirdi. Jandarma yaptığı çalışmalar neticesinde, Fatih’te 2 şüpheli şahsın, vatandaşları dolandırarak onlara ait kimlik bilgilerini çaldıkları, aranan şahısları ve çalıntı araçların yakalanmasını engelledikleri, yasadışı yollardan ülkeye göçmen girmesini ve tanzim ettikleri sahte pasaportlarla aranan şahısların yurt dışına kaçmalarını sağladıklarını tespit etti. Ayrıca şahısların sahte belgeleri basmak üzere matbaa kullandıkları da tespit edildi. Bunun üzerine tespit edilen matbaaya operasyon düzenlendi. Operasyon anı ise saniye saniye kameralara yansıdı.

Ekiplerin yaptığı çalışmada, 200 bin lira değerinde basılmaya hazır sahte paranın yanı sıra, binlerce nüfus cüzdanı, sürücü belgesi, sahte motorlu araç trafik belgesi, ikamet izin kartı ve onlarca sahte resmi belge ele geçirildi.

Yasadışı işlerin yapıldığı matbaada yapılan incelemelerde ise baskılar için yazıcılar da ele geçirildi.

YENİ TİP ÇİPLİ KİMLİKLERİ KOPYALAMA İÇİN ÇİP KART TEMİN ETTİLER

Yapılan operasyonda bir diğer dikkat çekici nokta ise yeni tip çipli kartlar oldu. Şüphelilerin, yeni tip çipli kimlik kartlarında kullanılmak üzere temin ettikleri çipli kartlara da el konuldu. Ayrıca şahısların, pek çok notere, resmi dairelere ve emniyet müdürlüğüne ait sahte mühür ve soğuk damga da imal ettikleri görüldü.

TERÖR ÖRGÜTÜ ÜYELERİNE PROFESYONEL HAZIRLANMIŞ SAHTE PASAPORT

Şahısların, pasaport ikamet belgeleri ve vizeler ürettikleri, yapılan operasyon ile ortaya çıkarıldı. Öte yandan bu PKK, DEAŞ, FETÖ/PDY, DHKP-C gibi terör örgütü mensubu şahıslara temin ettikleri de ortaya çıkarıldı. Hazırlanan sahte belgelerin ise sınır kapılarında çıplak gözle değil ancak teknik cihazlarla anlaşılacağı kadar profesyonelce tasarladığı da gün yüzüne çıkarılarak bu belgelerin yapımında kullanılan makine ve belgelere de el konuldu.

Adli sicil kaydı temiz vatandaşların bilgilerini ele geçirdiler

Aramalarda, şüpheli şahısların piyasada adli sicil kaydı temiz olan vatandaşlara ait kimlik bilgilerini ele geçirmek suretiyle bu bilgileri piyasaya sürecekleri binlerce sahte nüfus cüzdanında kullanacakları anlaşıldı.

Şahıslar sahte paraların yapımı ve seri üretimi için özel kalıplar kullandıkları da Jandarma operasyon ile gün yüzüne çıktı.

Belgelerde sahtecilik yapan 2 şahısın ise Jandarma’daki sorgusuna devam edildiği ve çalışmaların çok yönlü sürdüğü öğrenildi.

Murat Delice 

Edinilen bilgiye göre, dün gece dedelerine ait pamuk tarlasına giderek yığınların arasında uyuduktan sonra ölü bulunan 3 çocuğun havasızlıktan öldükleri iddia edildi. Eyyübiye ilçesi Ulucanlar kırsal Mahallesi’nde yaşanan olayda, gece saatlerinde dedelerine ait tarlaya giden kardeşler Harun Tekdağ (13) ve Ali Tekdağ (14) ile kuzenleri Hüseyin Tekdağ (14), tarlanın kenarındaki pamuk yığınlarının üstünde uzanıp soğuk olduğu için üzerlerini pamukla örttü. Çocuklara seslenen yakınları cevap alamayınca pamuk yığınlarının altına baktı. Çocukların cansız bedeniyle karşılaşan yakınları, sağlık ekiplerine haber verdi. Olay yerine giden sağlık ekipleri, çocukların hayatını kaybettiğini belirledi. Jandarmanın incelemesinin ardından 3 çocuğun cesedi, otopsi yapılmak üzere Şanlıurfa Adli Tıp Kurumu Morguna kaldırıldı. Morgun önüne gelen çocukların yakınları, gözyaşlarına boğulup sinir krizleri geçirdi.

İşçiler pamuk toplamaya devam etti

Olay yerinin yanındaki tarlada çalışan işçiler pamuk toplamaya devam ederken yakınları ise çocukların havasızlıktan boğulduklarını iddia etti. Çocukların neden öldüklerinin otopsinin ardından ortaya çıkacağı belirtildi.

Pamuk yığınının içinde uyuyan 3 çocuk hayatını kaybetti

Şinasi İnan
 

Astana Süreci kapsamında Türkiye, Rusya ve İran’ın çatışmasızlık bölgesi oluşturmak amacıyla yürüttüğü İdlib operasyonu sürüyor. Altınbaş Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Avrupa ve Asya Stratejik Araştırma Merkezi (ASAM) Terör Uzmanı Dr. Eray Güçlüer, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) İdlib’de yürüttüğü operasyonlarla ilgili “Türkiye, hem bölge ülkeleri hem de sahadaki diğer aktörlerle kurmuş olduğu güçlü ve asimetrik iş birliğine dayalı dış politikasıyla İdlib’de oyun kurucu bir rol oynuyor. Dolayısıyla Türkiye bu anlamda bölgede durumunu daha da geliştirerek önümüzdeki süreçte çok daha güçlü inisiyatifler alabilir. Türkiye, eş zamanlı olarak başta İdlib olmak üzere Suriye ve Irak’ın kuzeyinde hem dış politikasını hem de operasyonlarını senkronize bir şekilde yürütüyor” dedi.
İdlib operasyonunda kısa süre içerisinde önemli başarılar elde edildiğini vurgulayan Güvenlik Uzmanı Dr. Eray Güçlüer, “İdlib operasyonuyla bölgede kan dökülmeden çatışmasızlığın sağlanması temin edilmeye çalışılıyor. Bu konuda kısa sürede önemli mesafeler alınmış durumda. Halen İdlib’in değişken sosyo-politik yapısı içinde bölgedeki silahlı grupların DAEŞ’e karşı birleşmek yönünde bir sürece doğru evrildiklerini görüyoruz. Bununla birlikte Türk Silahlı Kuvvetleri ve desteklediği unsurlara yönelik alandaki sosyolojik meşruiyet İdlib’de yürütülen operasyonun kolaylaşmasını, daha uygun bir zeminde güçlü bir şekilde gelişmesini sağlamaktadır.
Mesele bu kadarla da sınırlı kalmamıştır. Astana mutabakatı çerçevesinde Cilvegözü’nden doğuya doğru yani Halep’e doğru bir uzanım hattı şeklinde Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bir kısım zırhlı mekanize ve komando unsurlarının üs bölgeleri tesis ederek gözlemcilik faaliyetleri icra ettikleri bu sayede de elinde silah bulunduran grupları denetim altına almaya başladıkları görülmüştür. Bu durum bölgedeki silahlı grupların birbirleriyle çatışmalarının önlenmesi yönünde ciddi bir baskı da oluşturmuştur” ifadelerini kullandı.

“Operasyon sonrası Cilvegözü Sınır Kapısı’nda ticaret başladı”

Bölgede operasyonla birlikte ticaretin yeniden başladığına değinen Dr. Eray Güçlüer, “Kısa sürede bölgede neler olduğuna bakıldığında Türk Silahlı Kuvvetleri’ne yönelik bölge halkının destekleyici yaklaşımı devam etmektedir. Özellikle Fırat Kalkanı operasyonuyla birlikte yürütülen insani yardım kapsamında elektrik, su, ilaç, gıda, doktor, tıbbi yardım ve giysi yardımı dahil olmak üzere orada yaşayan insanlara pek çok yardım yapıldı. Bunları İdlib halkı da biliyor. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bölgeye geldiğinde bu insani yardımın yine yapacağını biliyor ve yıllardır süren iç savaş, çektikleri acılardan sonra bu yardımları bekliyorlar. Bunun yanında Cilvegözü sınır kapısından ticari maksatlı TIR ve diğer araçların geçişine müsaade edildi. Böylece İdlib operasyonu sayesinde yaklaşık 7 yıl sonra Cilvegözü Sınır Kapısı’nda ticaret başladı ve bölge eko-politiği de canlanmaya başladı.” diye konuştu. 

“Türkiye bölgedeki güvenliği ve istikrarı sağlıyor”

Türkiye’nin İdlib operasyonunda ağırlıklı olarak bizzat sahada rol aldığını belirten Dr.Eray Güçlüer, “Cilvegözü’nden Halep’e kadar olan Reyhanlı- Halep karayolunun kontrol altına alınmış olması, PKK ve PYD varlığının güney ile irtibatının kesilmesi, hem bölgenin hem de Türkiye’nin güvenliği açısından çok stratejik bir avantaj sağladı. Ayrıca küresel güçlerin terör unsurları üzerinden oluşturmaya çalıştıkları sentetik Teröristan planının akamete uğratılması bakımından Fırat Kalkanından sonra ikinci önemli hamle oldu.
Askeri unsurlar daha alana girmeden önce İdlib’deki sosyo-politik zeminin ve Türkiye’ye yönelik olumlu kanaatin emarelerini görmeye başladık. 6 Ekim’den önce Heyet Tahrir Şam ile DAEŞ’li militanlar arasında çatışmalar oldu. Alana girdikten sonra da Özgür Suriye Ordusu ve Türk Silahlı Kuvvetleri’ne yönelik hem DAEŞ’in hem de kuzeydeki PKK, PYD gibi teröristlerin küçük çaplı saldırıları gerçekleşti ve bunlara gerekli karşılıklar da verildi. Dolayısıyla uluslararası hukuktan kaynaklanan uzlaşma zemininin alandaki sosyolojik tabanla birleştiğinde bölgede güvenlik ve istikrarı sağlayacak olumlu bir ikliminin oluştuğunu söylemek mümkün. Bundan sonra da risk var ama Astana’da Rusya, İran ve Türkiye’nin 500’er kişilik güçle çatışmasızlığı sağlamalarına yönelik yapılan mutabakat çerçevesinde sahada ağırlıklı olarak Türkiye’nin alanı şekillendirdiğini görüyoruz ki bu da Türkiye’nin diplomatik başarısıdır” ifadelerini kullandı. 

“Barzani yaptığı yanlıştan vazgeçecek” 

Son olarak önümüzdeki süreç hakkında değerlendirmelerde bulunan Güçlüer şu ifadeleri kullandı:
“Burada iki noktayı vurgulamak isterim, birincisi iddia edildiği gibi İdlib’den çok büyük göçler olacağını, Türkiye’nin sınırından milyonlar geçeceğini düşünmüyorum. Münferit göçler olabilir, ama çok büyük bir göç dalgasının olma ihtimalini düşük görüyorum. İkinci olarak da aynı şekilde Irak bağlamında Barzani’nin bir süre sonra bu yaptığı yanlıştan vazgeçeceğini ve Türkiye’ye yönelik daha yakın bir işbirliği içerisine girme ihtiyacı duyacağını, Türkiye’ye daha fazla yaklaşma çabası içerisinde olabileceğini değerlendiriyorum. Her ne kadar Suriye ve Irak’ta zemin çok kaygan olsa da bu iki eksende Türkiye’nin yürüttüğü operasyon ve faaliyetler ile bölgedeki diğer gelişmelerin olumlu bir seyirde devam edebileceğini söylememiz mümkün.”