Cumhurbaşkanlığı himayelerinde Sağlık Bakanlığı, Dünya Sağlık Örgütü ve Sağlık Bilimleri Üniversitesinin katkılarıyla düzenlenen “Uluslararası Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Kongresi” geçiğimiz Cumartesi günü İstanbul’da yapıldı. Türkiye’den hekimlerin de fitoterapi, müzik terapisi, hacamat gibi pek çok başlıkta sunumlar yapıldı ve yapılacak değişiklikler konuşuldu. Kongre de dikkat çeken iki konu ise hastane içi sevk sistemi ve bitkisel ilaçlarla ilgili olan konu idi.

Bazı bitkisel ilaçlar artık doktorlar tarafından yazılacak 

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının ruhsat verdiği bitkisel destek ürünleri, bundan sonra Sağlık Bakanlığının kontrolünde ‘bitkisel ilaç’ olarak üretimi yapılacak. Geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamaları kapsamında Sağlık Bakanlığı bitkisel ilaç üretimi ve denetiminde artık tek yetki sahibi olacak. Kongrede, dikkat çeken bir konu olan 100 bitkisel ilacın artık doktorlar tarafından yazılacağı ve reçete ile vatandaşlara verileceği konuşuldu. Kongrede bir yıl içinde ruhsat verilmesi planlanan bitkisel ilaçlar, fitoterapi sertifikası olan uzman doktorlar tarafından yazılabilecek ve sadece eczanelerde satılacağı da yer aldı. Kongreye katılan uzmanlar, bitkilerin tedavi edici özellikleri olduğu gibi ciddi birer zehir de olduğunu belirterek, “O nedenle hangi rahatsızlıklarda nasıl kullanılacağı, bitkinin ne zaman, nasıl toplanacağı çok önemli. Sağlık Bakanlığı artık bitkisel ürünlerde tek yetkili. Ruhsatlandırmayı artık kendisi yapıyor. Şu anda 20 bitkisel ilaç Sağlık Bakanlığından ruhsatlı. 1 yıl içerisinde bu sayının 100’e çıkarılması planlanıyor. Adı da destek ürünü yerine bitkisel ilaç oluyor. Sağlık Bakanlığının kapsül şeklindeki ruhsatlı bitkisel ilaçlarını artık sadece biz hekimler reçeteleyeceğiz ve bu ilaçlar sadece eczanelerde satılacak” şeklinde konuştu.  

Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi için uyum yasaları ile ilgili çalışmaları yürüten komisyon üyeleri ile bir araya geldi. AK Parti Genel Merkezinde yapılan ve yaklaşık 4 saat 15 dakika süren toplantı sonrasında bir açıklama yapan AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hayati Yazıcı, toplantıda ele alınan konulara ilişkin bilgi verdi.

Yapılan toplantıda 5 komisyon başkanının da sunumu olduğunu belirten Yazıcı, “Toplantıda zamanımızın çoğunluğunu yürütmenin yapılandırılması alanı teşkil etti. Bu alanda yapacağımız çalışmaların seçimlere kadar yapılacak kısmı, seçimlerden hemen sonra yapılacak kısmı var, daha sonra devam edecek kısmı var. Seçimlere kadar yapacağımız çalışmaların özü bir anlamda alan temizliği yapmak. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine geçişi sağlayacak cumhurbaşkanının anayasada kendisine verilmiş kararname ile düzenleme alanı ile ilgili rahat, hukuksal sorunlara yol açmadan çalışmasını sağlayacak bir alan temizliği yapıyoruz. Yani kanunlar çatışması olmasın, anayasal normlar arasında bir ihtilaf zuhur etmesin amacıyla. Bu alandaki düzenlemeleri anayasanın 91. maddesi gereği bir yetki kanunu Meclisten geçirmek suretiyle yapılmasının daha doğru olduğunu değerlendiriyoruz” diye konuştu.

Siyasi partiler ve seçim mevzuatına ilişkin de bunum yapıldığını belirten Yazıcı, “Anayasa değişikliğinde cumhurbaşkanlığına aday olabilmek için 100 bin seçmenin teklifinin de yöntemlerden birisi olması için, bunun nasıl gerçekleşeceğine ilişkin bir düzenleme” şeklinde konuştu.

Cumhurbaşkanlığı adaylığı için 100 bin seçmenin imzası ile cumhurbaşkanı adayı olacak kişilerin YSK tarafından açıklanacağını belirten Yazıcı, seçmenlerin destekledikleri aday için seçim kuruluna başvurarak beyanda bulunacağını söyledi.

Cumhurbaşkanlığına adaylığını koyan kişinin milletvekili adayı olamayacağını, milletvekili adayı olacak kişinin de cumhurbaşkanlığı adaylığının söz konusu olmayacağını söyleyen Yazıcı, “Bu seçimde aday olacak kişinin seçimlerde ikisine de aynı anda aday olması söz konusu değil” ifadelerini kullandı.

Hazırlanan paketin önümüzdeki hafta Mecliste görüşülüp yasalaşmasını planladıklarını kaydeden Yazıcı, 100 bin imza ile cumhurbaşkanı adayı olacak kişiye, bir seçmenin sadece bir aday için imza verebileceğini kaydetti.  

Derya Yetim
 

Sivas’a 90 kilometre uzaklıkta bulunan 10 bin nüfuslu Altınyayla ilçesinde yaklaşık 100 yıldır ilçe halkı içme suyu ihtiyacını karşılamakta zorlanıyordu. İlçenin 100 yıllık içme suyu sorununu çözen Altınyayla Belediye Başkanı Necmettin Mermer, “3 yıldır devam eden sondaj çalışmasıyla ilçe halkı kaliteli içme suyuna kavuştu” dedi.
Yapılan sondaj çalışmasıyla saniyede 25 metreküp içme suyu elde edilecek.

Üç ilçeye yetebilecek 

İlçedeki içme suyu sorunun çözmek için yaklaşık 3 yıldır fizibilite çalışmalarını sürdürdüklerini ve istenilen su kapasitesini bulabilmek için aralıksız çalışmalarına devam ettiklerini belirten Başkan Mermer, “İlçemiz göreve geldiğimizde ağır bir içme suyu sorunu yaşıyordu. Malum bölgemiz kurak bir bölge ve kaliteli içme suyu sorunu var. Kullanılabilir içme suyu konusunda su fakiri bir ülkeyiz. Önce yapılan çalışmalarda çeşitli kuyularda su çıktı ama asıl bizim istediğimiz kaynağımız buraydı. Bizim buradaki suyu çıkarmak için önceden yolumuz yoktu sondajı vuramadık ama geçen sene sondajı yaptık. Biz beklediğimiz umduğumuz suyu beklediğimiz kapasitede bulduk. İlçe halkımız yaklaşık 100 yıl bir su sorunu yaşamayacaktır. Altınyayla anormal büyümediği sürece bu su bizim gibi 3 ilçeye yetiyor. Biz bu sorunu çözmenin verdiği huzurla mutluyuz gururluyuz. İlçemize hayırlı uğurlu olsun” ifadelerini kullandı.  

Veysel Korkmaz – Bünyamin Uğur
 

Avukat Mehmet Savruk, yazılı açıklamasında, “Bilindiği gibi, Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, 20 Mart 2018 tarihli partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmasında, AK Parti Gaziantep Milletvekili Şamil Tayyar’ın açıklamalarından yola çıkarak, “FETÖ davası nedeniyle parası olan dayısı olan serbest kalıyor. Arada bir, birilerinin, demek ki vicdanı rahat etmiyor. Şamil Tayyar diyor ki, Gaziantep de çok ciddi FETÖ Borsası var. Git Kayseri’ye de bak. Kayseri’de de var. Sanki biz bilmiyor muyuz? Elitaş’a sorun, kimi nasıl çıkardı? Milyon dolarlar dönüyor” şeklinde sözler sarf etmiştir. 

Açıktır ki Genel Başkan, bu sözleri ile Sayın Mustafa Elitaş’ın Kayseri’de FETÖ Borsası kurduğunu, FETÖ adıyla anılan, demokratik hukuk devletinin özelliklerini kaldırmak ve devleti ele geçirmek amacı ile tesis edilmiş, en geniş, en büyük katılımlı, silahlı ve kanlı terör örgütüne bir şekilde bulaşmış, bu nedenle soruşturma geçiren bazı varlıklı iş adamlarını Kayseri’ de milyon dolarlar karşılığında serbest bıraktırdığını iddia etmiştir” ifadesinde bulundu. 

Savruk, “Müvekkilim sayın Mustafa Elitaş’a atfedilen eylem, ahlak ve yasa kuralları karşısında çok ağır ve tahammülü gayri kabil olup, aynı zamanda suç teşkil etmektedir. Kuşkusuz ki CHP Genel Başkanına ait olan bu açıklamalar, aynı zamanda yargı gücünün otoritesini ve tarafsızlığını etkileyebilecek bir davranış biçimini bünyesinde taşır. 

Genel Başkanın iddiasına göre, Elitaş, hakkında FETÖ davası ile soruşturma başlatılmış birçok şahıslardan milyon dolarlar alarak kendisine haksız ve hukuka aykırı, büyük ölçülerde çıkar temin etmiştir. Veya yine iddiaya göre, Elitaş, Kayseri’de ‘aracılar sayesinde alıcı ve satıcının karşılaştığı bir pazar’ olarak tanımlanan borsayı kurmuş, ‘FETÖ Borsası’ olarak nitelenen bu borsada, Elitaş, adalet dağıtmakla meşgul, gece gündüz demeden büyük bir özveri ile çalışan hakim ve savcılarımız ile soruşturma geçiren şahıslar arasında rüşvet sözleşmesinde aracılık etmiştir” ifadesinde bulundu. 

Savruk, açıklamasına şu şekilde devam etti: 

“O kadar ki Genel Başkanın bu açıklamalarına göre, yargı organları, hakimler, savcılar aldıkları rüşvet karşılığı ve kaldıkları baskı sonucu varlık sahibi şüphelilerin ‘salıverilmesi’ yönünde karar vermişlerdir.
Genel Başkanın bu sözlerini bir başka şekilde yorumlamak veya açıklamak mümkün değildir. Sayın Genel Başkan, bu sözleri ile, siyasi bir çıkar uğruna, Elitaş ile birlikte. dürüst, canla başla görevini yapan hakim ve savcılarımızı da, geçirmekte olduğumuz böylesi bir dönemde töhmet altında bırakmış, böylece onların da kişilik haklarına ağır saldırılarda bulunmuştur. 

Takdir edilecektir ki ‘Hukuka güvenin bittiği yerde devlet’ de biter. Onun içindir ki, Cumhuriyetimizin kurucusu Kemal Atatürk’ün ‘Adalet mülkün temelidir’ sözü, adliyelerdeki bütün duruşma salonlarında yer alır. Siyasi çıkar sağlama amacına yönelik sayın Genel Başkanın bu açıklamaları toplumda korku, panik ve büyük bir endişe kaynağı olabilecek, Devletimizi zaafa uğratabilecek niteliktedir. Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanı olan bir şahsın böyle bir beyanda bulunmaya hiçbir zaman hakkı yoktur ve olmamalıdır. 

CHP Genel Başkanına ait olan bu iddialar, müvekkilim ki, hain darbe teşebbüsünün yapıldığı 15 Temmuz akşamı Cumhurbaşkanımızın çağrısı ve Başbakanımızın talimatı ile daha ilk saatlerde Kayseri’de canını hiçe sayarak milli irade ve demokrasiye sahip çıkmak için sokağa koşan Elitaş’ın kişilik haklarına da ağır bir saldırı teşkil etmektedir. Bu nedenle, tarafımızdan, Kayseri 2.Asliye Hukuk Mahkemesinde CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu hakkında 2018/ 249 E. ayılı dosya ile 100 bin TL’lik manevi tazminat davası ikame edilmiştir.
Dava konusu açıklamalar ile yasama ve yargı erki temsilcilerinin büyük bir zan altında bırakıldığı ve adalete olan güveni ortadan kaldırabileceği, böylece toplumumuzda telafisi ve tamiri mümkün olmayan yaralar açabileceği düşünülerek manevi tazminata ek olarak Türk Borçlar Kanunu 58. Maddesi uyarınca CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun kınanmasına ve kınama kararının ülke genelinde yayın yapan tirajı yüz binden az olmayan üç ayrı gazetede, masrafı davalıya ait olmak üzere yayınlanmasına da karar verilmesi talep edilmiştir”.  

Avusturya Ulusal Kütüphanesi’nin internet üzerinden kullanıma açtığı arşivinde yer alan fotoğraflar, Belediye Başkanı Ali Kılıç’ın ilçe belediyesinin ilk kuruluş tarihini gösteren 4 Aralık 1899 tarihli belgesinden sonra ilçede heyecana neden oldu. Fotoğraflarla ilgili konuşan Başkan Kılıç, “Bu oldukça heyecan verici bir durum. Hem maziyi sevenler, hem de o dönemki Maltepe’yi merak edenler için bu bulunmaz bir fırsat” dedi.

Avusturya Ulusal Kütüphanesi’nin arşivini internet üzerinden yayına açmasıyla başta İstanbul olmak üzere, Osmanlı Devleti ve Türkiye Cumhuriyeti dönemlerine ait fotoğraflar da yavaş yavaş gün ışığına çıkmaya başladı. Bu kapsamda Maltepe’nin tarihi semtlerini ve Osmanlı askerlerinin ilçede talim yaptığını gösteren yaklaşık 100 yıllık fotoğraflar da ortaya çıktı. Avusturya-Macaristan Savaş Basın Bürosu (Ordu Foto-Film Merkezi) tarafından çekilen fotoğraflarda, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nda gelen komutanlar tarafından Osmanlı askerlerine eğitim verilmesine, askeri karargâhlara, marangoz atölyesinde yapılan çalışmalara, hırdavat deposuna, su kuyusunun açılması ve borularla suyun taşınmasına, ikmal kaynaklarının vagonlarla getirilmesine, askerlere yemek dağıtımına ve denizde yüzen askerlere ait kareler yer aldı.

Beşçeşmeler de yer alıyor

1914-1918 yıllarına, yani I. Dünya Savaşı yıllarına denk gelen ve Maltepe’nin tarihi semtlerinden olan Beşçeşmeler’e ait fotoğrafların da yer aldığı seçkide, o dönemin bütün kültürel ve sosyal özellikleri göz önüne serildi. İlçede heyecan oluşturan tarihi fotoğraflarla ilgili konuşan Maltepe Belediye Başkanı Ali Kılıç, “Geçtiğimiz günlerde muhtarlarımla bir toplantıda bir araya gelmiştim. Burada belediyemizin ilk kuruluş yılı olan 4 Aralık 1899 tarihine ait resmi bir belgeyi paylaşmıştım. Bu belgede o dönemin Rum, Ermeni ve diğer azınlıklarının da imzası vardı. Şimdiyse Avusturya Milli Kütüphanesi’nin arşivlerinde Maltepemize ait fotoğraflar ortaya çıktı. Bu oldukça heyecan verici bir durum. Hem maziyi sevenler, hem de o dönem ki Maltepe’yi merak edenler için bu bulunmaz bir fırsat” dedi.

Osmanlı ve Türkiye dönemine ait fotoğraflar ile Osmanlı padişahlarının fotoğraflarının da yer aldığı arşive http://www.bildarchivaustria.at adresinden ulaşabiliyor.  

Sivas’ta Muhsin Yazıcıoğlu İlköğretim Okulu 3. sınıf öğrencisi Sudenaz Doğruyol’un beyninde, geçtiğimiz hafta rahatsızlanınca ailesi tarafından götürüldüğü doktorda tümör tespit edildi. Annesi Kezban ve babası Nuh Doğruyol devlet hastanelerinde ameliyatın yapılamayacağını Türkiye’de sadece İstanbul’da yapılabileceğini öğrendi. Bunun üzerine İstanbul’a giden aile özel hastanede yapılan tetkiklerde tümörün beyinden alınması çok zor bir noktada bulunduğunu ancak ameliyatı yapabilecekleri bilgisini aldı.

Yaşaması 100 bin TL’ye bağlı

Çocuklarının tedavi edilebileceği haberini alan ailenin sevinci kursaklarında kaldı. Çünkü ameliyatın gerçekleştirilebilmesi için 100 bin TL gerekiyor. Sudenaz’ın beyninde bir hafta önce tespit edilen tümör çok hızlı bir şekilde kız çocuğunu etkiliyor ve bir an önce alınması gerekiyor.

Bir hafta görünüşü değişti 

Beyinde bulunduğu yerde hızlı bir şekilde hasara neden olan tümör minik Sudenaz’ın bir hafta içerisinde görünüşünü değiştirdi. Çaresiz aile kızlarını tedavi ettirebilmek için hayırseverlere seslenip yardım istedi. Anne Kezban Doğruyol yaptığı açıklamada, “Kızım bir anda bu hale geldi. Çok çaresiziz. Ameliyat tek bir hastanede yapılabiliyor. Biran önce onu yatırmamız gerekiyordu. Ancak gerekli parayı bulamadığımız için yatıramadık. Pazartesi gününe kadar parayı bulup yatırmamız gerekiyor. Bizim böyle bir gücümüz yok. Hayırseverlerden Rabbimizin rızası için biz yardım etmelerini istiyoruz.” dedi.  

Veysel Korkmaz
 

Bahar aylarının gelmesiyle Silifke’de halk arasında kuzugöbeği olarak bilinen mantar vatandaşların yüzünü güldürdü. Özellikle çam ağaçlarının altında yetişen kuzugöbeği mantarının, bu yıl havanın yağışlı ve sıcak gitmesi sonucu bol miktarda yetiştiği kaydedildi.

Kuzugöbeği mantarını toplayarak kendisine getiren vatandaşlardan kilosunu 60 liradan satın aldığını belirten Lokman Aktar Şen Şifaevi işletmecisi Ramazan Şen, “Kuzugöbeği mantarının şimdi tam mevsimi. Vatandaşlar topladıkları kuzugöbeği mantarı ile aile ekonomilerine büyük katkı sağlıyor. Yurdumuzda çam ormanlıklarında bazen meşe, dişbudak, gürgen ve elma ağaçlarının çevresinde ilkbaharda özellikle şubat ayının sonunda başlayıp mayıs ayının sonuna kadar kuzugöbeğini bol miktarda bulmak mümkündür. Ekonomik yönden orman köylüsüne büyük katkı sağlayan bu mantarların çeşit ve miktarında geçen yıllarda bir azalmanın olduğu gözlenmektedir. Yenen mantarların içerisinde önemli bir yere sahip olan kuzugöbeği mantarı fiyatıyla da ayrıcalıklı bir mantardır. Avrupa ülkelerinde de sevilerek tüketilen mantar, iyi bir gelir kaynağı olmuş durumda” dedi.

Vatandaşların topladıkları mantarı evde ipliğe dizerek kurutmaya bıraktıklarını, kuruyan mantarları yaz mevsiminde sattıklarını belirten Şen, “Kuzugöbeğinin özel alıcıları var. Ben vatandaşlarımızdan kilosunu 60 TL’ye alıyorum. Bu işi yapan firmalar da benden alıyor. Kuzugöbeği mantarları birkaç elden geçtikten sonra yurt dışına 100 TL’den ihraç ediliyor. Kurusunu ise kilosu 600 TL’den yaz mevsiminde satıyoruz. Bu ülkeler arasında İsviçre, Fransa, İtalya, Almanya, Belçika Amerika ve İskandinav ülkelerine bulunuyor. Fransa’da ise en pahalı yemeğin kuzugöbeği olduğunu söylüyorlar. Yemeğin bir porsiyonu ise 50 ile 100 euro’dan satıldığını duyduk. Porsiyonda ise 1 adet kuzugöbeği mantarı bulunuyor” diye konuştu.

1 tane kuzugöbeği mantarının 1 kilo etin proteinine eşit geldiğini kaydeden Şen, “Besin değeri yüksek olan kuzugöbeği mantarını Silifke’de müşterilerimiz 100 ve 200 gram alarak yemeğini yapıp yiyorlar” şeklinde konuştu.
Kuzugöbeği toplayan vatandaşlar ise, kuzugöbeğinin kendileri için bir geçim kaynağı olduğunu belirterek, bazı zaman ormanda hem piknik yaptıklarını hem de kuzugöbeği toplayarak geçim sağladıklarını belirtti.  

Murat Şengi

 Değerli, “7 yıl önce sigarayı bıraktım, her gün sigaraya verdiğim parayı gelip kumbarama attım. Biriktirdiğim o parayla motosikletim ile 7 yılda yaklaşık 100 bin kilometre yol yaptım” dedi. 

Evli ve 2 çocuk babası olan 37 yaşındaki İbrahim Değerli, Sakarya’nın Adapazarı ilçesinde yaşıyor. Motosikletçi İbrahim, 7 yıl önce bir karar alarak eşinin de desteğiyle sigarayı bıraktı. Sigaraya harcadığı paraları biriktirmeye başlayan Değerli, biriktirdiği paralar ile ilk önce kendine kıyafetler almaya başladı. Daha sonrasında biriktirdiği paralar ile motosikletiyle gezme kararı alan Değerli, 7 yılda 100 bin kilometrelik yolculuk yaptı. Biriktirdiği sigara paraları ile Türkiye’nin her yerini gezdiğini belirten İbrahim Değerli, son yolculuğunda ise Gürcistan, Azerbaycan ve İran’a giderek 3 ülkeyi de motosikletiyle gezdi. Her gün sigaraya verdiği paraları biriktirmeyi sürdürdüğünü söyleyen Değerli, bu sene de Balkan ülkelerine motosikletiyle giderek gezmeyi hedefliyor. 

7 yıl önce sigarayı bıraktığını, her gün sigaraya verdiği parayı biriktirdiğini ve bu parayla 100 bin kilometre yol yaptığını ifade eden İbrahim Değerli, “Yaklaşık 10 yıldır motosiklet kullanıyorum. 7 yıl önce sigarayı bıraktım, her gün sigaraya verdiğim parayı gelip kumbarama attım. O şekilde biriktirdiğim parayla motosikletim ile 7 yılda yaklaşık 100 bin kilometre yol yaptım. Benim için güzel bir deneyim oldu. Sigaraya vereceğim paraları biriktirerek gezilerimi devam ettirmeyi düşünüyorum. Bu sene biriktiriyorum yine aynı şekilde para. Bu sene de Balkan ülkelerini dolaşmayı planlıyorum, biriktirdiğim parayla. Yılda ortalama sigara parasıyla 4-5 bin TL’ye yakın para biriktiriyorum. O parayla da çoğu yeri gezebiliyorum” dedi.

“Biriktirdiğim paralar ile 24 günde 3 farklı ülke gezdim” 

Sigaraya vereceği paraları gezi için harcamaya başladığını ve 24 günde yaklaşık 10 bin kilometre yaparak Gürcistan, Azerbaycan ve İran’ı gezdiğini aktaran Değerli, “Sigarayı bırakma nedenim, aslında birazda eşimin de desteğiyle oldu. Sigaradan bir anda tiksindim, normalde günde ortalama 1 buçuk paket sigara içiyordum. Sigarayı bıraktım. Daha sonra sigarayı bıraktığım için kendimi ödüllendirmeye başladım. İlk önce kendime elbiseler alıyordum. Gardırobum çok dolunca bu sefer kısa geziler yapmaya başladım. Sigaraya vereceğim parayı artık gezi için harcamaya başladım. Öncelikle kısa geziler yapmaya başladım. Ondan sonra uzun soluklu gezi yapmaya karar verdim. Kendimi şartlayarak 1 yıl içerisinde sigara içmediğim parayı biriktirdim ve onla gezmeye başladım. En son gezimde 24 günde yaklaşık 10 bin kilometre yol yaptım. 3 tane ülke gezdim; Gürcistan, Azerbaycan ve İran. Güzel bir tur ve deneyim oldu benim için” diye konuştu.

“Güzel bir deneyim oldu benim için” 

Gezilerinin motosiklet arızaları ile başladığını ancak bu zorlukların şu anda kendisinde güzel birer anı olarak kaldığını söyleyen İbrahim Değerli, “Gezilerim ilk önce motosikletin arızası ile başladı. 2 günde 3 defa lastiği patladı motosikletimin, benim için güzel bir anı oldu. Dağ yollarına girdim ve motosikletim çok ağır olduğu için bazen düşürdüm, kaldırmakta zorlandım. İnsanların davranışları çok güzeldi, motosikletçiyim deyince insanlar daha farklı davranıyor. Güzel insanlar ile tanıştım, güzel maceralar oldu benim için. Güzel bir deneyim oldu benim için, herkese tavsiye ediyorum. İnsanlar sevdiği, hoşlandığı hobilere yatırırsa sigaraya vereceği parayı kendi açılarından ve sağlık açısından daha güzel olur” şeklinde konuştu.

“40 kilometre boyunca hiç insan görmedim” 

Yolculuk esnasında yaşadığı bazı sıkıntılardan da bahseden Değerli, “Gürcistan’ın en yüksek ve en büyük dağlarından bir tanesinin yoluna girdim, kimsenin olmadığı. Kestirme olsun diye dağ eteğinin yolundan gitmek istedim. Yaklaşık 60 kilometrelik bir yol vardı, ortalama 40 kilometre boyunca hiçbir insan görmedim, yollar çok bozuktu. Motosikletle baya zorluklar çektim o yolda. 2 kilometrelik bir bölümü dere gibi bir yerin içerisinde gittim, orada baya bir korktum. Azerbaycan sınırında biraz sıkıntı yaşadım, benim motosikletimi tamamen aradılar, her şeyi indirdiler ve didik didik aradılar beni. İran’da çok güzeldi. İran’da navigasyonlar çalışmadığı için çok yol kaybettim. Sadece bir sapağı kaçırdığım için 200 kilometre dağ yolundan gitmek zorunda kaldım. Tabi bu yaşadıklarım o zaman sıkıntılı geçti ama şimdi güzel anılar olarak kaldı. İran’da insanlar çok yardımsever, yolda giderken durdurup benimle fotoğraf çekinmek isteyenler, motosikletim hakkında soru soranlar, beni evlerine davet edip ikramda bulunmak isteyenler oldu. Evlerinde misafir etmek isteyip, bana yardımcı olmaya çok çalıştılar” ifadelerini kullandı.

“Sigara yerine hobilerine para harcasınlar” 

Sigarayı bıraktığı için duyduğu mutluluğu dile getiren Değerli, diğer vatandaşlara da sigarayı bırakmaları ve sigara için harcadıkları paraları kendi hobilerine harcamaları konusunda tavsiyede bulunarak, “İnsanlara tavsiyem sigaraları tabi ki bırakmalarıdır. Sigaraya harcayacakları parayı biriktirip benim gibi gezenler oluyor, ev, araba alanlar olabiliyor. Yani insanlar kendi hobilerine para harcıyorlar. Sigara zaten sağlığa zararlı. İyi ki bırakmışım ben sigarayı, iyi ki motosikletlerim ile yurtdışına çıkmış ve gezmişim. Sigara çağımızın büyük bir sorunu. Herkese sigarayı bırakmalarını tavsiye ediyorum. Sigaraya verecekleri parayı kendi hobilerinde harcamalarını tavsiye ediyorum” dedi.  

Burak Can Tokyürek – Remzi Şimşek
 

Tuzla Belediyesi, vefatının 100. yılında Sultan 2. Abdulhamid Han’ı anma programı düzenledi.

Moderatörlüğünü Orhan Karaağaç’ın yaptığı anma programına Tuzla halkı yoğun ilgi gösterdi. Tuzla Belediyesi Nikah Sarayı ve Kültür Merkezi’ne yaşanan yoğunluk nedeniyle sandalye takviyesi yapıldı. Salonda yaşanan kalabalık nedeniyle birçok kişi anma programını fuayeden takip etti. Kur’an-ı Kerim tilavetiyle başlayan programda 2. Abdülhamid’e ait fotoğraflar ve icraatlerini anlatan kısa bir film yayınlandı. Sultan 2. Abdülhamid Han’ın torunu Nilhan Osmanoğlu, dedesine ithafen yazdığı kitabı programda konuklara hediye etti.

Nilhan Osmanoğlu, dedesi Abdülhamid Han’ın yeni anlaşılmaya başlandığını söyledi. Osmanoğlu, “Bugün cennet mekan Sultan Abdül Hamit Han’ın vefatının 100. seneyi devriyesi. Aslında bugün de İslam ümmetinin yetim kalışının, öksüz kalışının seneyi devriyesi. Bundan gayri söz yok. Yaşadığımız zorluklar ortada. Sultan Abdülhamid Han’ı daha yeni yeni anlamaya başlıyoruz. 100 sene sonra hakkını teslim etmeye daha yeni yeni başlıyoruz. Sevginin yanında anlamanın da önemini konuşalım istiyorum. Sevginin yanında anlamak da çok değerli çünkü. Sultan Abdülhamit Han ile dünü anlayıp bugünü bu şekilde yorumlayabiliriz. Dündeki doğruları, yanlışları analiz edip bugüne o şekilde doğru şekilde ışık tutabiliriz” dedi.

“Abdülhamid Han’ı anıyorsak bunu Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a borçluyuz”

Orhan Osmanoğlu da dedesinin yıllarca hatırlanmadığını, kendisinin hafızalardan silinmek istendiğini söyledi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Sultan 2. Abdülhamid Han’a gösterdiği saygı ve değer ile hatırasının canlı tutulduğunu belirten Osmanoğlu, “1974’te Türkiye’ye geldim. Geride kalan yıllar nasıldı? Bugün nasıl? Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın Sultan Abdülhamid Han’a olan saygısı ve sevgisi bizi çok mutlu etti. Daha önceki liderlerde o sevgiyi, o saygıyı görmedik biz. Bugün biz Sultan Abdülhamid’i anlatıyorsak, panelini yapıyorsak, Sultan Abdül Hamidhan ile ilgili bir okul açıyorsak ve adını Sultan Abdülhamid Han veriyorsak, Sultan Abdülhamid Camii’ni açıyorsak, panelini yapıyorsak, dernek açıyorsak bunu Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a borçluyuz” şeklinde konuştu.

“Sultan 2. Abdülhamid Han’ı anlamadığımız müddetçe tehlikedeyiz”

Tarihçi yazar Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil, Sultan 2. Abdülhamid Han’ı anlamadığımız müddetçe tehlike altında olacağımızı vurguladı. Şimşirgil, konuşmasında şu ifadeleri kullandı:

“Sultan Abdülhamid Han’ın ahirete intikalinin tam 100. yıl dönümünde onun 2 torunuyla beraber olmaktan daha mutlu bir şey olamaz. Salonu böylesine dolduran siz Tuzlalılara gerçekten muhabbetlerimi sunuyorum. Necip Fazıl Kısakürek, ‘Onu anlamak her şeyi anlamak olacaktır’ diyor. Yüzde yüz doğru bir söz ama Sultan Abdülhamid Han’ı anlamak gerçekten çok zor. Zira 80 sene Sultan Abdülhamid Han’a küfredildi. Sultan Abdülhamid Han’a Kızıl Sultan denildi, Sultan Abdülhamid Han anlaşılamadı. Onu anlamadığımız müddetçe her an bu ülkeyi de tehlikenin beklediğini iyi bilelim. Onunla biz 3 kıtaya hükmediyorduk, onun inişiyle beraber artık bir kıtayla ilişiğimiz artık tamamen kesildi. O, ‘yıkıldı artık’ denen bir ülkeyi yeniden dünyanın üç büyük ülkesinden biri haline getirdi. Onunla birinci cihan harbine girecek olsaydık belki dünyanın bir numaralı ülkelerinden biri haline gelecektik.”

Anma programında Sultan 2. Abdülhamid Han’ın hayatı, kişiliği ve hizmetleri detaylı bir şekilde izleyiciler ile paylaşıldı. Konuşmacılar, vatandaşların sorularını da yanıtladı. 

Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Faruk Özlü, Ege Genç İşadamları Derneği’ni ziyaret etti. Bakan Özlü, Türkiye’nin dijital dönüşü ile ilgili platform oluşturduklarını belirterek, yatırımcılara belli alanlarda görevler verdiklerini, raporlar hazırlandığını ve bu raporlara son şeklini vereceklerini belirtti. Dijital dönüşümün Türkiye’nin sıçrama yapması için sıçrama olarak gördüklerini ifade eden Bakan Özlü, “Tek alan sanayici ve teknoloji alanı. Bizim petrollerimiz, doğalgazımız yok. Türkiye akıllı üretimle, teknoloji üreterek sıçrama yapabilecek. Türkiye’nin sıçrama yapabilecek alanlarının başında sanayi ve teknoloji görüyoruz. Bir yıldır çalışıyoruz, bu çalışmalar sonucunda da Türkiye’nin bir sıçrama yapabilmesi, ‘sanayi kapasitesinin yanına bir sanayi daha nasıl ilave edebilirizi’ çalıştık. Yaptığımız çalışmalarda belli alanlara odaklanılması lazım. Bunlar; yüksek katma değer mi, ithal ikamemi, istihdam mı, yatırımcı cazibesi mi istiyorsunuz. Bir takım sorular var. Bunlara ne cevap verirseniz verin, Türkiye’nin en büyük açık verdiği alanların başında kimya, petrokimya ve ilaç sanayi geliyor. Bir sonraki aşamada elektronik, motorlu taşıtlar, gıda ve içecek, makine ve teçhizat. Bilişim ve yazılımı hepsinde olacak. Önümüzdeki dönemlerde Türkiye’nin bu 5 ana alanda özel teşvik uygulayarak yatırımları hızlandırması gerekiyor. Beş ana alana yoğunlaşarak bunu sağlayabileceğimizi ve sanayi 4.0’ı Türkiye için bir fırsat olarak görüyorum” dedi.

“Sanayi 4.0 teçhizatlarını üreten ülkelerden olacağız”
Sanayi 4.0 ile ilgili endişelerin dile getirildiğine dikkat çeken Bakan Özlü, “Sanayi 4.0’da öncü ülkelerden olabilecek konumdayız. İçinizde bir endişe olmasın, ‘bunu da ıskaladık’ diye bir düşünce olmasın. Öncü ülkelerle bunu yürütebilecek durumdayız. Bazı endişeler var. ‘Türkiye daha 3.ü tamamlamadı, 4’ü nasıl tamamlayacak’ diyorlar. İlla 3’ü tamamlayıp 4’e geçmek olarak anlaşılmasın. Birçok alanda 3’üncüyü tamamlamamış olmak belki bizim için fırsattır. Onun için sanayi 4.0’ı yürütebilecek kapasiteye sahip olduğumuza inanmamız gerekiyor. Sanayi 4.0’da bazı ülkeler bunun gerektirdiği makine ve teçhizatı üretecekler, biz bu uygulamalara geçtiğimizde, sanayi 4.0’ın gerekli kıldığı makine ve teçhizatı hazır almak durumda kalacağız. O yüzden bizim en erken sanayi 4.0 uygulamalarının gerektirdiği yazılımları çalışmamız gerekiyor. İleri ülkelerle birlikte sanayi 4.0 teçhizatlarını üreten ülkelerden olacağız” diye konuştu.

“Kendi sanayimizin teknoloji üretmemesi için bir sebep yok”
Türkiye’nin tek açığının teknoloji olduğunu ve bu açığın ne zaman kapatılırsa Türkiye’nin cari açığının da otomatik olarak kapanacağını ifade etti. Teknoloji transferine de değinen Bakan Özlü, “Transfer ederken aslında bir şeyi ithal ediyoruz. Aslında biz teknoloji satın alıyoruz. Bunun bir maliyeti var. Türkiye’nin klasik şartlarda teknoloji transfer dönemini geride bıraktığı, kendisinin artık teknoloji üreten bir ülke olması gerekiyor. Sanayimizin teknoloji öğretmesini arzu ediyoruz. Bir sürü teşvik ve destek uyguluyoruz. Yasal anlamda eksiğimiz yok. Ama uygulamada, süreçte karşılaştığımız eksikler var. Bunları giderdiğimiz takdirde kendi sanayimizin teknoloji üretmemesi için bir sebep yok” ifadelerini kullandı.

“Yerli ve milli üretimi küresel pazara entegreyle yapacağız”
Üretilen yerli 100 otomobilden 80 ihraç ettiklerini ifade eden Bakan Özlü, küresel pazara daha fazla katkı sunulduğunu dile getirdi. Yerli ve milli üretimin önemli olduğunu ancak bunu dünyadan kopmadan gerçekleştirilmesi gerektiğini dile getiren Bakan Özlü, “Bunu küresel pazara entegre şekilde yapacağız. Küresel pazara entegre olmayı da vurgulamak istedim” dedi.

“Yerli otomobilde yer seçimi siyasal bir tercih değil”
Yerli otomobille ilgili yer seçimi sürecine daha bir buçuk yıl olduğunu sözlerine ekleyen Bakan Özlü, “Yerli otomobille ilgili yer seçimi siyasal bir tercih değil. İzmir’in de şansı var. İzmir özellikle önemli, limanları var, bazı merkezlere yakın olması ile önemli” dedi.
‘Teknoloji üssü Türkiye, bilim merkezi Türkiye, ileri sanayi ülkesi Türkiye’ üzerine politikalarını yürüttüklerini ifade eden Bakan Faruk Özlü, “Biz İzmir’i de teknolojik üs yapmak istiyoruz. Bunun için özel bir çalışma yürütüyoruz. Uluslararası ölçekte bir hightech merkez kurmak istiyoruz. Bununla ilgili çalışmalar sürüyor” ifadelerini kullandı.

“Endüstri 4.0 platformlarında yer alabiliriz”
Gelişmiş ülkelerin 4. Sanayi devrimi, akıllı büyüme, sürdürülebilir ve kapsayıcı büyüme gibi kavramlara kafa yorarken, Türkiye’nin bundan geri kalmaması gerektiğini dile getiren EGİAD Yönetim kurulu Başkanı Aydın Buğra İlter, “Bizler EGİAD olarak tam bir yıl önce gündemimize aldığımız Endüstri 4.0 ile ilgili özel bir çalışma grubu kurduk, üyelerimizi ve kamuoyunu bilgilendirmek ve farkındalık oluşturmak amacıyla üç bilgilendirme toplantısı ve Kasım ayında da ESİAD ile birlikte geniş katılımlı bir günlük “Sanayide Dönüşüm ve Endüstri 4.0 Zirvesi” gerçekleştirdik. Bu alandaki çalışmalarımız bundan sonra da devam edecek. Bu vesileyle, Bakanlığımızın Endüstri 4.0 ile ilgili oluşturacağı platformlarda ve tüm çalışmalarda EGİAD olarak aktif rol ve görev almayı arzu ettiğimizi belirtmek isteriz. Yeni sanayi devrimi olarak tanımlanan dijital dönüşümün tüm sektörleri etkisi altına aldığı son 10 yılda yaşanan değişimler – üretim sistemlerinde de bir paradigma değişikliğine yol açmıştır. Bu noktada bizlerin de dijital teknolojilerin yönlendirdiği – bilgi bazlı, yenilikçi, sürdürülebilir yeni bir sanayileşme stratejisinin uygulamaya konması hususunda hep birlikte çaba sarf etmemiz gerekmektedir” dedi. 

Mihrap Düzöz – Sinan Yeniçeri