CHP Grup Başkanvekili Engin Altay, “Demokrasinin kazanması için, yargının siyasi tasarrufunun ortadan kaldırılması için, siyasi değil ama demokratik bir tasarrufla CHP’ye mensup 15 milletvekili partimizden bugün istifa ettiler ve İYİ Parti’ye katıldılar” dedi. 

CHP’li milletvekilleri ile birlikte TBMM’de basın toplantısı düzenleyen CHP Grup Başkanvekili Engin Altay, CHP’li 15 milletvekilinin istifa ederek İYİ Parti’ye geçtiğinin açıkladı. 24 Haziran’da yapılacak seçimlere katılabilecek partilerin standartlarının mevzuatla, kanunlarla belli olduğunun altını çizen Altay, “Ama geldiğimiz noktada biz artık demokrasimizin daha fazla tahrip edilmesini doğru bulmuyoruz. Buna direneceğiz. Biz artık toplumun daha fazla kutuplaşmasına imkan ve fırsat vermeyeceğiz. Biz yok edilen adaleti yeniden inşa edeceğiz. YSK’nın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığından hangi siyasi partilerin seçimlere katılabileceği ile ilgili istediği görüş İYİ Parti bakımından müspet ve lehte görüş olmasına rağmen yapılan toplantıda İYİ Parti’nin seçimlere katılma ehliyetine sahip olduğuna dair bir kararın alınamamış olması hukuki değil, siyasi bir tasarruftur. Doludizgin seçimlere giderken seçimleri yönetecek organın siyasi tasarruflarda bulunması kabul edilemez.

Biz CHP olarak demokrasi ayıbına karşı demokrasi arayışımızı sürdüreceğiz. Siyasallaşan yargıya karşı da demokrasi içinde, demokratik norm ve kurallar içinde mücadele edeceğiz. YSK’nın bir demokrasi ayıbına zorlanması, YSK’nın bir demokrasi ayıbına imza atması ve atamamasına fırsat ve imkan tanımak istiyoruz. YSK’nın değerli üyelerinin de OHAL ve iktidar baskısına maruz kalmamasını istiyor. Türkiye’de bir rahatlamaya ve her kesin ‘evet, şimdi oldu, hak eden herkes seçime girebiliyor’ görüş ve algısının toplumda oluşmasını istiyoruz. Bu sebeple demokrasinin kazanması için, yargının siyasi tasarrufunun ortadan kaldırılması için, siyasi değil ama demokratik bir tasarrufla CHP’ye mensup 15 milletvekili partimizden bugün istifa ettiler ve İYİ Parti’ye katıldılar” diye konuştu. 

Altay, İYİ Parti’ye katılan milletvekillerinin isimleri şöyle sıraladı: 

“Afyonkarahisar milletvekili Burcu Köksal, Amasya milletvekili Mustafa Tuncer, Ankara milletvekili Nihat Yeşil, Aydın milletvekili Hüseyin Yıldız, Balıkesir milletvekili Ahmet Akın, Burdur milletvekili Mehmet Göker, Bursa milletvekilleri Nurhayat Altaca Kayışoğlu, Erkan Aydın, Çorum milletvekili Tufan Köse, Edirne milletvekili Okan Gaytancıoğlu, İzmir milletvekili Tacettin Bayır, Kayseri milletvekili Çetin Arık, Kocaeli milletvekili Fatma Kaplan Hürriyet, Niğde milletvekili Ömer Fethi Gürer, Zonguldak Milletvekili Ünal Demirtaş.” 

CHP Sözcüsü Tezcan: “Genel Başkanımızın talimatıyla istifa ettiler”

CHP Sözcüsü Bülent Tezcan, “15 milletvekilimiz Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu’nun talimatıyla istifa etmiştir” dedi.

CHP’li 15 milletvekilin istifa ederek İYİ Parti’ye geçmesine ilişkin TBMM’de açıklama yapan CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Bülent Tezcan, “15 milletvekilimiz Genel Başkanımızın talimatıyla istifa ederek İyi Parti’ye geçmiştir. Tarih bu arkadaşlarımızı demokrasi kahramanları olarak hatırlayacaktır. Demokrasinin önüne kurulan tuzakları temizleme adımıdır. İyi Parti’nin seçimlere girme hakkı olduğunu herkes biliyor. 15 milletvekili arkadaşımızın katılmasına gerek olmadan İyi Parti’nin seçimlere girme hakkının var olduğunu herkes biliyor. Seçimlere girme hakkı olan bir partiyi seçimlere sokmamaya çalışıyorlar” şeklinde konuştu.

Tezcan, bu “görev”in hayırlı olması temennisinde bulundu.  

Yapılan son değerlendirmelere göre, ülkenin genellikle parçalı ve az bulutlu, doğu kesimlerinin yer yer çok bulutlu, Rize, Artvin, Hakkari, Şırnak, Van’ın güneyi ve Trabzon’un doğu çevrelerinin yerel sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Bu sabah saatlerinde Marmara’nın kuzey ve doğusu, Doğu Akdeniz ve Batı Karadeniz kıyı kesimlerinde yer yer sis ve pus hadisesi bekleniyor.

Meteoroloji Genel Müdürlüğünden alınan tahminlere göre, hava sıcaklığında önemli bir değişlik olmayacak, Marmara’nın doğusu ile Karadeniz kıyılarında mevsim normalleri civarında, diğer yerlerde mevsim normallerinin üzerinde seyredecek. Rüzgar, genellikle kuzeyli, Akdeniz kıyıları ile Doğu Anadolu’nun güneydoğusunda batı ve güneybatı yönlerden hafif, ara sıra orta kuvvette, Marmara, Kuzey Ege, Doğu Akdeniz’in iç kesimleri, Batı Karadeniz kıyıları ve Doğu Anadolu’nun batısında yer yer kuvvetlice (30-50 Km/saat) esecek. Bazı illerde beklenen hava durumuyla günün en yüksek sıcaklıkları ise şöyle:

Ankara: Az bulutlu ve açık 22

İstanbul: Parçalı ve az bulutlu 21

İzmir: Parçalı ve az bulutlu 28

Adana: Az bulutlu ve açık 28

Antalya: Parçalı ve az bulutlu 27

Samsun: Parçalı bulutlu 12

Trabzon: Parçalı ve çok bulutlu, bu sabah saatlerinde doğu çevreleri hafif sağanak yağışlı 13

Erzurum: Parçalı bulutlu 13

Diyarbakır: Az bulutlu 23  

Şırnak’ın Beytüşşebap ilçesine bağlı Beşağaç köyünde ikamet eden 63 yaşındaki Hamit Acer, 15 yıldır su içmediğini, su içmeye çalıştığında rahatsızlandığını, kustuğunu ve hastanelik olduğunu iddia etmişti. İhlas Haber Ajansı’nın (İHA) haberi, İl Sağlık Müdürlüğünü harekete geçirdi. Acer’in, su içme konusundaki feryadını duyan sağlık müdürlüğü, konuyla ilgilenmeleri için özel bir ekip kurdu. Ekip, bugün Beşağaç köyüne özel bir araçla gelerek, Acer’i Şırnak Devlet Hastanesine getirdi. Burada Uzman Psikiyatr Almila İkra Akgül ve Dahiliye Uzmanı Dr. Büşra Tüven’in muayene ettiği Acer’in tahlilleri yapıldı. Tahlil sonuçları pazartesi günü çıkacak olan Acer, su içebilmek için umutlandı.

İl Sağlık Müdürlüğü ve tüm yetkililere teşekkür eden Acer, “Beni buraya getirip, doktorları gezdirdiler. Muayene edip, benden ultrason, EKG ve kan tahlillerini aldılar. Herkese teşekkür ediyorum. Sonuçlarım pazartesi günü çıkacak ve yine hastaneye geleceğim” dedi.

Acer, İHA’ya verdiği röportajında, 15 yıldır su içmediğini belirterek, “Yıllardır çaydan başka bir şey içemiyorum. Eskiden kola ve ayran içiyordum onları da içemez oldum. 63 yaşındayım hangi işi yaparsam yapayım yorulunca bile yine su yerine bir bardak çay içiyorum. Hayvancılıkla uğraşıyorum, Ramazan ayında biri iftarda ayran ve su içtiğinde zoruma gidiyor. Çok mecbur olduğum zaman nadiren bir bardak ayran içebiliyorum” şeklinde konuştu. 

Melih Yiğit – Serdar Gükçe

Konya İl Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğü Cinayet Büro Amirliği ekipleri, 8 Şubat 2003 tarihinde merkez Selçuklu ilçesi Sille Ak Mahallesi Hakça Sokak şeker çuvalının içinde cesedi bulunan ve boğularak öldürülen Sezai Çakar’ın katil zanlılarını yakalamak için dosyayı açarak çalışma başlattı. Cinayet polisi tarafından kurulan özel ekip, o dönem elde edilen deliler üzerinde çalışma yaptı. Özel ekip öldürülen Çakar’ın yakınlarıyla da görüşme yaptı. O dönem Çakar’ın şeker sattığı esnafları incelemeye alan ekipler, o dönem borcundan dolayı iflas eden ve lokum üreten Recep D. (66), oğlu Celalettin D. (41) ve kardeşi Hazmi D.’ye (61) ait şirket üzerinde durdu.

Rusya’ya kaçmışlar

Polis ekiplerinin incelemelerinin ardından cinayet günü Recep D.’nın Bursa’ya gittiği, oğlu Celalettin D. ile Hazmi D.’nin ise Konya’da olduğu belirlendi. Şüphelilerden Hazmi D. ile yeğeni Celalettin D.’nin ise cinayetten kısa süre sonra Bursa’ya, ardından ise Rusya’ya gittiği belirledi. Polis ekipleri, amca ve yeğenin 1.5 yıl kaldıkları Rusya’dan tekrar Türkiye’ye döndüğünü saptadı. Olay günü Recep D.’nin kardeşi Hazmi ile 18 defa, oğlu Celalettin ile ise de 15 defa telefonla görüştüğü belirlendi. Recep D.’nin yine aynı gün 5 kez ‘155 Polis imdat’ telefon hattını aradığı da tespit edildi. Bunun üzerine polis ekipleri, geçtiğimiz 9 Nisan günü düzenlediği operasyonla Recep D. ile oğlu Celalettin D. ve kardeşi Hazmi D.’yı gözaltına aldı.

Şeker çuvalı taşıyormuş gibi cesedi taşımışlar

Gözaltına alınan Hazmi D. ile yeğeni Celalettin D. polisteki sorgusunda, Sezai Çakar’ı öldürdüklerini itiraf etti. Kendilerine vadeli şeker satmadığı için Çakar’ı öldürdüklerini söyleyen şüphelilerin, “Recep Dağ, lokum satmak üzere Bursa’ya gitmişti. Biz de Kurban Bayramı için üreteceğimiz lokumlara şeker temin etmek üzere Sezai Çakar’ın iş yerine gittik. Kendisinden vadeli olarak şeker istedik. Sezai Çakar bize, ‘Siz zaten bataksınız, ben peşin parayla çalışıyorum. Size vadeli olarak şeker veremem’ dedi. Bunun üzerine tartışma çıktı. Kavga sırasında Sezai Çakar başına aldığı ağır darbelerle bayıldı. Sezai yerde iken boğazına ip geçirip onu boğduk ve soluğu kesildikten sonra yakalanmamak için şeker çuvalı taşıyormuş gibi ayaklarına ve başına çuval geçirerek minibüse bindirdik. Daha sonra cesedi boş bir tarlaya attık” şekilde ifade verdikleri öne sürüldü.

Minibüsü parçalatmışlar

Olayın ardından şüpheliler delil bırakmamak için minibüsü parçaladıklarını da itiraf etti. Şüphelilerin, “Olaydan sonra minibüsü defalarca yıkatmamıza rağmen kan lekelerini çıkaramadık. Yakalanacağız korkusuyla cesedi taşıdığımız minibüsü, hurdaya çıkarıp parçalattık. Böylece minibüsten kurtulduk. Daha sonra önce Bursa’ya daha sonra da Rusya’ya gittik” dedikleri ileri sürüldü.

Polisteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilen Hazmi D. ve Celalettin D. çıkarıldıkları mahkemece ‘Kasten adam öldürme’ suçundan tutuklandı. Şüphelilerden Recep D. ise polisteki sorgusunun ardından Cumhuriyet Savcılığının talimatıyla serbest bırakıldı.  

Mustafa Beşer

Gümüşhane’nin Şiran ilçesine bağlı Dilekyolu köyünde yaşayan 66 yaşındaki Cemal Yılmaz, 37 yıllık memuriyet hayatının ardından emekli olduktan sonra hasta annesini bakmak için köyüne geri döndü. 

Annesinin vefatının ardından temelli olarak köye yerleşen Yılmaz, 2010 yılından beri de yalnızlığını beslediği kedi ve köpeklerle paylaşıyor. Hayvanlarla adeta arkadaş gibi olan ve nereye gitse ardından ayrılmayan Yılmaz, dedikoduları olmadığı ve nankör olmadığı için hayvanları beslemeye devam edeceğini söyledi.
Hergün yemeklerini yedirdiği hayvanları tek tek sayarak kontrol eden Yılmaz, 25 kedi, 9 köpek ve 6’da köpek yavrusuna ev sahipliği yapıyor. Evinin bahçesinde beslediği hayvanlardan özellikle kedilere ayrı bir tutkusu olduğunu ifade eden Yılmaz, kedilerin çok temiz hayvanlar olduğunu vurguladı. 

Bir kış mevsiminde hayvanların aç kaldığını görünce annesinin onayıyla onları beslemeye başlayan Yılmaz, emekli maaşını 8 yıldır bu hayvanlar için harcıyor. 

Köyde yalnız yaşayan Yılmaz, kedi ve köpeklerin arkadaşı gibi olduklarını belirterek, “Onlarla yoldaşız. Onlar yediği zaman ben çok mutlu ve mesut oluyor, çok rahat ediyorum. Kendim yemem onlara yediririm. Emekli maaşımı onlara harcıyorum. Helal olsun” dedi. 

Kedi ve köpeğin birbirine zıt hayvanlar olmasına rağmen küçüklükten itibaren alıştırdığı için sorun yaşamadığını ifade eden Yılmaz, onlarla oynadığını, sohbet eder gibi konuştuğunu kaydetti.
Çok fazla oldukları için hepsine tek tek isim vermediğini belirten Yılmaz, “Bunları bakmaktan mutluyum. Bunlar dedikodu yapmazlar. İnsanlar arkandan dedikodunu yapıyorlar ama bu hayvanları yedir senden iyisi yoktur, daha vefalılardır” dedi.  

Recep Ergin
 

Sağır ve dilsiz 162 kişiyi, kurdukları kooperatifle konut sahibi yapma ve bankadan çektirdikleri kredilerle yatırım yaparak kar payı dağıtacakları vaadiyle en az 15 milyon TL dolandırdığı iddia edilen İrfan Aşıkoğlu’nu Esra Erol ikna ederek programa davet etti ve İrfan Aşıkoğlu mağdur ettiği kişilerle canlı yayında yüzleşti. Çeşitli sözde yatırımlara yönlendirilip kar payı verecekleri vaadiyle kandırılan mağdurlar aynı gün içinde farklı bankalardan çektirilen krediyi ödeyemediklerini ve bundan dolayı bazılarının eşlerinden boşanma noktasına geldiği bazı mağdurlar ise intiharın eşiğinde olduklarını ifade etti. 

Mağdurlar gözyaşları içinde isyan ederek yaşadıklarını anlattı. Mağdurların ifadesine göre, önce Ankara’da ki çok lüks otellerde ağırlanıp 1 gün sonra farklı bankalardan kredi çektirdiler. Şirket yetkilileri bankadan para çektirdikten sonra hemen paraya el koydu ve ardından engellilere Kuran- Kerime el bastırarak ailelerine asla söylememelerini istedi.

Mağdurlar, “Büyük hayallerle bu işe girdik ama mağdur olduk. Borç batağındayız. Sesimizi duyurmak için eylem yaptık, şikâyet ettik, her yolu denedik ama sonuç alamadık. Ve en sonunda Esra Erol sesimizi duydu” dediler.

Erol’a konu olan yüzlerce engellinin isyanı, büyük ses getirirken, yayını ihbar kabul eden Emniyet harekete geçti. İddiaların merkezindeki İrfan Aşıkoğlu stüdyoda canlı yayında mali suçlarla mücadele şube müdürlüğünden gelen ekipler tarafından kelepçelenerek göz altına alındı. Aşıkoğlu sorgulanmak üzere stüdyolarından emniyete götürüldü. 

Mağdurlar, “Bizim çığlığımız oldun, Allah senden razı olsun” diyerek Esra Erol’a teşekkürlerini iletti.  

Enstitü tarafından üretilen 8 yerli patates tohumundan Nahit adlı yerli çeşidin üretiminin bir özel firmaya ihale edildiğini ve özel firmanın da 15 ülkeye ihracat yapacağını ifade eden Bakan Fakıbaba, “Hep derler ya tohum ithalat şu ithalat bu ithalat diye ama arkadaşlar çalışmışlar ve patateste 8 çeşit patates tohumu üretmişler ve bunun 5’i şuan hazır. Birini zaten özel sektöre vermişler 4’ünü de özel sektöre vermek üzereler. Özel sektöre 480 ton verilmiş ve bu alan arkadaşımızda bin 200 dönümlük bir alanda ekimini yapacak, tahmini 15 ülkeye de ihraç edeceğini söylüyor. Düşünün daha sadece bir özel sektör, yarın buradan neler elde edeceğiz.

Bizim ortalama olarak yılda patates tohumuna, ithalatına vermiş olduğumuz para ortalama 22 milyon dolar ve şimdi o 22 milyon doların yüzde 80’ini biz halletmişiz artık bundan sonra biz ihracata geçeceğiz. Bu sadece patateste değil. Türk insanı çok fazla Tarım Bakanlığının neler yaptığını bilmiyor. Enstitülerde hangi tohumlar üzerinde çalıştığını. Yerli ürettiğimiz çok ciddi tohumlar var ve her gittiğimiz ilde artık bundan sonra Türk halkının moralinin düzelmesi lazım. Gıda, tarım ve hayvancılık gerçekten çok zevkli bir uğraş. İnsanlarımız bu uğraşı seviyorlar, insanımız çalışkan ve üretiyorlar. Üreten bütün arkadaşları yürekten kutluyorum. İnşallah biz 22 milyon dolar ithalat parası vereceğimize bundan sonra dışarıdan gelen paraya bakacağız ve bunu ortalama 50 milyon dolar olarak tahmin ediyoruz. Gittikçe bunlar gelişecek.

Özellikle Türk Halkına şunu belirtmek istiyorum. Gerçekten zaman zaman zorluklarımız olsa da biz gıda, tarım ve hayvancılıkta biz bu bölgenin değil, Avrupa’nın değil dünyanın sayılı ülkeleri arasındayız ve daha hızlı bir şekilde inşallah gireceğiz” diye konuştu. Bakan Fakıbaba’ya Niğde Valisi Yılmaz Şimşek, Belediye Başkanı Rifat Özkan ve kurum müdürleri eşlik etti. Bakan daha sonra Niğde Valiliği ve Belediye Başkanlığını ziyaret etti.  

Yasin Esen

 

 

Sağır ve dilsiz 162 kişiyi, kurdukları kooperatifle konut sahibi yapma ve bankadan çektirdikleri kredilerle yatırım yaparak kar payı dağıtacakları vaadiyle en az 15 milyon TL dolandırdığı iddia edilen İrfan Aşıkoğlu’nu Esra Erol ikna ederek programa davet etti ve İrfan Aşıkoğlu mağdur ettiği kişilerle canlı yayında yüzleşti. Çeşitli sözde yatırımlara yönlendirilip kar payı verecekleri vaadiyle kandırılan mağdurlar aynı gün içinde farklı bankalardan çektirilen krediyi ödeyemediklerini ve bundan dolayı bazılarının eşlerinden boşanma noktasına geldiği bazı mağdurlar ise intiharın eşiğinde olduklarını ifade etti.

Mağdurlar gözyaşları içinde isyan ederek yaşadıklarını anlattı. Mağdurların ifadesine göre, önce Ankara’da ki çok lüks otellerde ağırlanıp 1 gün sonra farklı bankalardan kredi çektirdiler. Şirket yetkilileri bankadan para çektirdikten sonra hemen paraya el koydu ve ardından engellilere Kuran- Kerime el bastırarak ailelerine asla söylememelerini istedi.

Mağdurlar, “Büyük hayallerle bu işe girdik ama mağdur olduk. Borç batağındayız. Sesimizi duyurmak için eylem yaptık, şikâyet ettik, her yolu denedik ama sonuç alamadık. Ve en sonunda Esra Erol sesimizi duydu” dediler.

Erol’a konu olan yüzlerce engellinin isyanı, büyük ses getirirken, yayını ihbar kabul eden Emniyet harekete geçti. İddiaların merkezindeki İrfan Aşıkoğlu stüdyoda canlı yayında mali suçlarla mücadele şube müdürlüğünden gelen ekipler tarafından kelepçelenerek göz altına alındı. Aşıkoğlu sorgulanmak üzere stüdyolarından emniyete götürüldü.

Mağdurlar, “Olayla ilgili mağdurlar bizim çığlığımız oldun, Allah senden razı olsun” diyerek Esra Erol’a teşekkürlerini iletti.

 

 

 

Çanakkale Destanı’nın 103’üncü yıl dönümünde Çanakkale Zaferi ve 15 Temmuz şehitlerini anmak üzere düzenlenen ‘Çanakkale’den 15 Temmuz’a’ anma programı, İstanbul Üniversitesi Rektörlük binasında gerçekleştirildi. Programa İÜ Rektörü Prof. Dr. Mahmut Ak, İstanbul İl Kültür ve Turizm Müdürü Dr. Coşkun Yılmaz, İÜ Edebiyat Fakültesi Dekanı ve YÖK Üyesi Prof. Dr. Hayati Develi, İÜ Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Cezmi Eraslan, 15 Temmuz Gazileri Platformu Başkanı Erol Bulut ve 15 Temmuz Gazisi ve Gazeteci Enes Babacan katıldı. 

“Çanakkale ruhu ne demek tüm dünya öğrendi” 

İÜ Rektörü Prof. Dr. Mahmut Ak, programda yaptığı konuşmada ‘Çanakkale’den 15 Temmuz’a’ ifadesinin ne kadar önemli olduğunun altını çizerek, “Aslında bu program iki büyük olayın ne kadar örtüştüğünü gösteren çok önemli bir toplantı. Çanakkale Savaşı’na baktığımız zaman, bizim için ne büyük bir gurur kaynağı olduğunu ve tüm dünyanın ‘Çanakkale Ruhu’nun ne demek olduğunu öğrendiğini görüyoruz. Benzer şekilde baktığımız zaman 15 Temmuz’da da aynı duyguyu görmekteyiz” dedi.

15 Temmuz gecesi herkesin ülkesi başta olmak üzere kendi haysiyetini, itibarını, namusunu, kendi gururunu savunduğunun altını çizen İÜ Rektörü Prof. Dr. Mahmut Ak, “Herkes kendi üzerine düşen vazifeyi tereddütsüz yerine getirdi. Devletimizin, milletimizin hiç de layık olmadığı bir ihanetle karşı karşıyaydık. İstanbul Üniversitesi olarak 16 Temmuz’un ilk dakikalarında, üniversitemizin sayfasında kendi görüşümüzü yayınladık, bu olayı lanetlediğimizi ve bu olayın asla başarıya ulaşamayacağını dile getirdik. İstanbul Üniversitesi olarak milletin gittiği istikamette giderek kendi üzerimize düşeni yapma gayreti içerisinde olduk. O gecenin büyük şanslarından birisi de Cumhurbaşkanımız gibi ufku açık bir lidere sahip olmamız. O zor şartlarda halka ulaşan ve halka yön veren liderliği olmasa belki bu hareket ülke çapında böylesine hızlı yayılamazdı.Cumhurbaşkanımızın liderliği altında, milletimiz bu hain girişimi duyduğu andan itibaren gereğini yaparak büyük bir birliktelik ruhunu ve belki yeni bir Çanakkale ruhunu ortaya koydu. Bu yönü ile Çanakkale Zaferi ve 15 Temmuz genetik olarak da birbirine çok benzeyen iki olay” ifadelerini kullandı. 

“Ordumuz Afrin’de dünyayı şaşırtmaya devam ediyor” 

Türkiye’nin 15 Temmuz hain darbe girişiminden de büyük bir zaferle çıktığını belirten İÜ Rektörü Prof. Dr. Mahmut Ak, “Bu olayın ortaya koyduğu sorunlar aşılırken, diğer taraftan da ülkemiz kendi istikametinden dönmeden, hatta hedeflerini daha da büyüterek sonraki ayları geçirdi. Nitekim 2016 yılına baktığımız zaman ekonomik büyümenin önde olduğu, savunma sanayiinde orijinal, yeni gelişmelerin olduğu bir dönem geçirdik. Benzer şekilde üniversitemiz için de 2016 yılı akademik çalışmalarımızı arttırdığımız, araştırma kabiliyetimizi yükselttiğimiz ve ödüller aldığımız başarı dolu bir yıl oldu. Ülkemiz birlikte hareket etmenin nasıl bir güç olacağını gördü. Nitekim ortaya çıkan bu birliktelik ruhu bizi Afrin’e taşıdı. Bugün baktığımız zaman aslında bu olayın üçüncü aşaması Afrin’dir. 15 Temmuz ile beraber ordumuzun artık operasyonel faaliyetini kaybettiği yönündeki bazı beklentilere rağmen ordumuz tüm ağırlıklarından kurtularak Afrin’de dünyayı şaşırtmaya devam ediyor. Başlı başına bir askeri operasyon olmasına rağmen sosyal açıdan da bir operasyon. Mültecilerin ve savaş mağdurlarının taleplerinin yerine getirilmesi, nakillerinin sağlanması, operasyon olduğu bölgelerde sivil kayıpların yok denecek kadar az olması. Bu dünyanın beklediği bir şey değil. Esasında şu anda Afrin’de, 15 Temmuz’da olduğu gibi dünyanın beklemediği hem başarılı bir hareket yöneltilmekte hem de sosyal yönleriyle bir operasyon nasıl gerçekleştirilir dünyaya öğretilmektedir” şeklinde konuştu.

“İstanbul Üniversitesi 15 Temmuz’da özgürlüğün fetvası ve öncüsü olmuştur” 

İstanbul İl Kültür ve Turizm Müdürü Dr. Coşkun Yılmaz, 15 Temmuz’un büyük değişimlerin bir göstergesi olduğunu ifade ederek: “Mesela İstanbul Üniversitesi bir zamanlar ihtilalin meşrutiyet fetvası kesilen üniversitemizdi. Bunun altını çizmek durumundayız. 60 İhtilali’ni, 27 Mayıs’ı, 12 Eylül’ü hatırlayalım. Eskiden darbe fetvası olan bir üniversitemiz, 15 Temmuz’da özgürlüğün fetvası ve öncüsü olmuştur. İstanbul Üniversitesi hain girişimin hemen hemen ilk saatlerinde bir özgürlük beyannamesinde bulunmuştur. Bunlar gözden kaçırılmaması gereken çok önemli ayrıntılardır. Bir üniversitenin bu dönüşümü de bize toplumsal dönüşüm açısından çok önemli mesajlar veriyor. 15 Temmuz’dan Çanakkale’ye uzanan veya Çanakkale’den 15 Temmuz’a uzanan tarihi süreçte, yani geçmişten bugüne ve bugünden geriye dönüp baktığımızda bir şey görüyoruz. Bu milletin kendisine iyi önderler çıktığı zaman asla teslim olmayacağını ve pes etmeyeceğini görüyoruz”.

Tarihin aslında bugün olduğunu ve bugünün de aynı zamanda tarihin kendisi olduğunu vurgulayan Dr. Yılmaz, konuşmasını şu şekilde sonlandırdı: “Tarihi bir duygu ikliminde, bir ibret ikliminde, bir ders ikliminde iyi öğrenmek gerekiyor. ‘Tarih bugündür ve bugün tarihtir.’ Bu hepimizin idrak etmesi gerektiğine inandığım bir cümledir. O kadar hızlı bir değişim ve dönüşüm yaşıyoruz ki kendi hayatımızda daha dün yaşadığımız olay çok eski olabiliyor. Aynı zamanda bugün yaşanmışlığın bir tarihi olarak ortaya çıkabiliyor”.

“Çanakkale’yi Türk milletinin var olma direnişi olarak gördük” 

İÜ Edebiyat Fakültesi Dekanı ve YÖK Üyesi Prof. Dr. Hayati Develi ise panelde gerçekleştirdiği konuşmasında şu ifadelerde bulundu: “Çanakkale’yi Türk milletinin var olma, ayakta kalma, beka savaşı direnişi olarak gördük, böyle anladık. Türk milleti Çanakkale’de uluslararası emperyalizme karşı ciddi bir direniş göstermiş, bütün varlığını ortaya koymuş ve azmiyle, sabrıyla sebaati ile zafere ulaşmıştır”.

Özünde Çanakkale olan bu toplantının 15 Temmuz’la bağlantılı olarak düzenlenmesinin ayrı bir önemi olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Develi, “Her ikisi de temelde uluslararası emperyalizmin Türk milletini bu topraklardan söküp atma teşebbüsünden başka bir şey değildir. Her ne kadar çok güçlü bir direniş göstersek bile Osmanlı İmparatorluğu’nun nispeten batı karşısında zayıf olduğu bir dönemde bu emperyalist güçler bizzat kendileri gelerek işi bitirmek istediler. Ancak milletin şanlı direnişiyle geldikleri gibi yüz üstü geri dönüp gittiler. 15 Temmuz biraz daha farklıydı. Bu sefer içerideki bir takım mihrapları kullandılar. Türkiye’yi ele geçirmeye gayret ettiler. Çanakkale Savaşı’nı görmedik onu sadece duyduk; ama 15 Temmuz’u gördük. Bu ülkenin bağrına bir hançer saplanmasına şahitlik etmek bir anlamda bahtsızlıktır; ama o hançeri söküp almak bahtına da bizim neslimiz erişti, hepimiz şahit olduk. Eminim ki bu salonda olan herkes o gece ve sonrasında mücadeleye bir şekilde katıldı ve ona karşı çıktı. O güç büyüyerek düşmanların, hainlerin dışardaki emperyalist güçlerin alt edilmesine vesile oldu. Çanakkale’nin çok ağır bir bedeli oldu. 15 Temmuz’un da ağır bir bedeli oldu ama bunun üstesinden birlik olarak kenetlenerek, kim olduğumuzun farkına vararak aşabildiğimizi düşünüyorum. Bugün kıymetli misafirlerimizle hem Çanakkale’yi yeniden hatırlamak ve Çanakkale şehitlerini yad etmek hem de 15 Temmuz’u yeniden hatırlamak üzerine düşünmek için burada bulunuyoruz” şeklinde konuştu.

“Çanakkale Zaferi ve 15 Temmuz millet bilincimizin oluşmasında çok müstesna tezahüllerdir”
İÜ Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Cezmi Eraslan ise konuşmasına Çanakkale Zaferi’nin 103’üncü yıldönümünde o varlık mücadelesinde her şeylerini ortaya koyan aziz ecdadımızı rahmetle ve minnetle anarak başladı. Prof. Dr. Eraslan konuşmasında şunları dile getirdi: “Bugün Çanakkale Zaferi’nin bir asır sonrasında herhangi bir gelecek kaygısı düşünmeden kendisini öne atan milletimizin tüm değerlerini, 15 Temmuz’un şehitlerini, gazilerini şükranla yâd ediyorum. Çok özel bir coğrafyadayız. 19’uncu asrın başında ve 2’nci Mahmut döneminde yapılanların 1920’lerde değiştirilmesi sırasında gösterilen tepki bunun çok açık örneği. Aynı şekilde çok açık ortaya konan hedeflerin, ideallerin yaklaşımların da biz yüz sene sonra neredeyse millet tarafından bir yaşam biçimi olarak benimsendiği ve milletimizin fertlerinin hiç tereddüt etmeden o günün ya da bugünün en modern silahlarına karşı yaya olarak mücadeleye kendilerini attıklarını gördük. Bu açıdan hem Çanakkale hem de 15 Temmuz millet bilincimizin oluşmasında çok müstesna tezahüllerdir”.

Çanakkale’nin milli vasfımızın ve milli birliğimizin ortaya çıkış zeminini hazırlayan en önemli tarihi sahne olduğunu söyleyen Prof. Dr. Eraslan, “Çanakkale dediğimiz zaman belli bir yere kadar bunu sadece Mustafa Kemal ve silah arkadaşları ile anladık. Ancak biraz arşive baktığımız zaman Çanakkale’yi geçilmez kılan mücadelenin içinde 1877-78 Osmanlı-Rus savaşından itibaren 2’nci Abdülhamid tarafından hazırlanan savunma teşkilatının da çok özel bir yeri olduğunu görüyoruz. Bu savaştan sonra gelecek büyük bir saldırının devleti bitireceği endişesiyle 2’nci Abdülhamid Han hazırlıklara hem İstanbul hem Çanakkale Boğazı için girişmiş ve teşkilatı tamamen çağdaş, modern ve çağın en ileri teşkilatıyla donatmıştır. Teknolojiyi en iyi şekilde takip etmiştir” ifadelerini kullandı.
Prof. Dr. Cezmi Eraslan program kapsamında ‘Çanakkale Cephesini Anlamak’ isimli bir sunum gerçekleştirdi.

“Türk Milleti tarihte 500 yıl adaletle hükmetmiştir” 

15 Temmuz Gazileri Platformu Başkanı Erol Bulut ise “İstanbul Üniversitesi’nin böyle akademik düzeyde bir program yapması beni çok mutlu etti. Çanakkale’den bugüne kadar gelmiş geçmiş bütün şehitlerimize rahmet diliyorum. Ben de 15 Temmuz’da vurulmuştum, Saraçhane gazisiyim. Türk milleti tarihte 500 yıl adaletle hükmetmiştir. Mazlumlar bundan mutlu olmuşlar; ama zalimler buna karşı gelmişler. Çünkü onların mekanizmalarını bozup, çarklarına çomak sokmuşuz. Sömürgelerini durdurmuşuz” dedi.

Bulut, konuşmasına şu şekilde devam etti: “Bugün biz İHA’larımızı, SİHA’larımızı hatta tanksavarlarımızı üretmemiş olsaydık Afrin’de Amerikalılar kesinlikle bize geçit vermezlerdi. Afrin’de sadece Amerikalıları değil, Alman teknolojisini de görüyoruz. Yıllar öncesinden düzenli bir şekilde hem ordu kurduklarını, hem de düzenli bir şekilde savunma stratejileri geliştirdiklerini görüyoruz. Eğer vatan sevgisi yoksa bütün hidayetler boş kalıyor. Biz yetiştirdiğimiz evlatlarımıza ilmimizi irfanımızı vereceğiz”.

15 Temmuz Gazisi ve Gazeteci Enes Babacan ise konuşmasında 15 Temmuz gecesi yaşadıklarını anlattı. Babacan, “Ben Çanakkale’nin anısıyla birlikte büyüdüm. Ben bir Tokatlıyım ve biz 15’likleri acıyla uğurladık. 15 Temmuz’da gazi oldum. Kitap da okusanız, film de seyretseniz, her gün belgesel de çekseniz 15 Temmuz’u yaşamadan anlayamazsınız” ifadelerini kullandı. 

Panelin sonunda 15 Temmuz Gazileri Platformu Başkanı Erol Bulut, panele katılan konuşmacılara hediye takdim etti. Ardından İÜ Rektörlük Bahçesi’nde Çanakkale kahramanlarının savaş esnasında yedikleri yiyeceklerden oluşan buğday çorbası, üzüm hoşafı ve ekmek ikramlıkları dağıtıldı.
 

Üsküdar’da özel halk otobüsünün kontrolden çıkıp durağa girerek 3 kişinin ölümüne birden fazla kişinin yaralanmasına neden olduğu olaya ilişkin şoför Selim Karakaya hakkında yürütülen soruşturma tamamlanarak dava açıldı. 

Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianamede, şüpheli Selim Karakaya’nın Kadıköy Ataşehir 13 hat numaralı özel halk otobüsünde şoför olarak çalıştığı ve 1 Şubat 2018’de ilk seferine çıkan otobüsle Kadıköy’den hareket ettiği anlatıldı. Haydarpaşa Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi İETT durağına yaklaştığı sırada aracın hakimiyetini kaybederek durakta yolcu almak için bekleyen T.D. idaresindeki İETT otobüsünün arkasından durağa yaklaştığı belirtildi. 

“Otobüs 68 metre ileride durabildi” 

Şüphelinin aracı durduramayarak durağa girdiği ve durakta bekleyen yolculara çarptığının anlatıldığı iddianamede, kazanın ardından aracın yaklaşık 68 metre ileride durduğu vurgulandı. Durakta yolcu olarak bulunan Aygün Erdoğan, Mustafa Erdoğan ve Perihan Çelik’in olay yerinde hayatını kaybettiği, Belgizar Erdoğan ve Hatice Yıldırım’ın ise yaralandıkları kaydedildi. 

Şüpheli Selim Karakaya iddianameye göre ifadesinde, aracın olay günü ilk defa yola çıktığını ve aracı daha önce denediğini söyledi. 

“Araçta teknik arızaya rastlanmadı” 

Savcılık tarafından aldırılan bilirkişi raporuna göre, araçta herhangi bir teknik arızaya rastlanmadığı, şüphelinin kaza esnasında kritik anı kaçırarak ayak ile frenleme yerine retarder kolu ile yavaşlamak istediği ancak bunun yeterli olmayacağını anladığında aracın kontrolünü kaybederek manevra ile önündeki araçlardan kaçma yolunu tercih ettiği belirtildi. 

“Sürücü, tam ve asli kusurlu” 

İddianamede, şüphelinin araçla yaya kaldırımına çıktığı ve otobüs durağına girdiği belirtilirken, kamera görüntülerinde şoförün kaza esnasında tek el ile araç kullandığı, emniyet kemerinin bağlı olmadığı vurgulandı. Koltuk amortisör sisteminin iptal olması nedeniyle şüphelinin sürücü koltuğunda kendisini tutamayarak aracın kontrolüne hakim olamadığı, bu nedenlerle şüphelinin tam ve asli kusurlu olduğu anlatıldı. 

“Önündeki araçlara çarpmak yerine duraktaki yolculara çarptı” 

Aracın kontrolünü kaybeden şüphelinin, önünde bulunan bir minibüs ve İETT otobüsüne çarpmak yerine duraktaki yolculara çarptığı vurgulandı. 

Şüpheli hakkında “taksirle birden fazla kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olma” suçundan 2 yıldan 15 yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı. Öte yandan durakta bekleyen İETT otobüs şoförü T.D. hakkında bilirkişi raporunda kusursuz olduğu belirtilerek, takipsizlik kararı verildi. 

İddianame, gönderildiği 3’üncü Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi. Şüpheli Selim Karakaya’nın yargılanmasına önümüzdeki günlerde başlanacak.