Yüksek mahkeme, satıcının, sattığı aracın kilometresinin düşürüldüğünün bilmemesi halinde bile gizlenen ayıplardan sorumlu olduğuna hükmetti. Emsal nitelikteki kararla kilometresinin düşürüldüğü ortaya çıkan araç, satıcıya verilip bedeli iade alınabilecek. 

Yıllardır hayalini kurduğu otomobili almak için ikinci el araç satılan internet sitesine giren vatandaş, ’54 bin 700 kilometre ve hasarsız’ notunun paylaşıldığı ilanı gördü. Araç sahibiyle irtibata geçen vatandaş, 22 bin lira karşılığında beğendiği otomobili satın aldı. Satış işleminden 8 gün sonra aracı servise götüren vatandaş, büyük şok yaşadı. ‘Orijinal’ diye satın aldığı aracın birçok parçasının değiştirildiği, kilometresinin ise 137 bin 864’ten 54 bin 700’e düşürüldüğünü öğrenen alıcı, parasının iadesi istemiyle satıcıya müracaat etti. Mağdur alıcı, satıcının parayı ödemeye yanaşmaması üzerine mahkemenin yolunu tuttu.

“Görüp aldı, sorumlu değilim” 

10. Asliye Hukuk Mahkemesi’ndeki davada ifade veren mağdur vatandaş, satış bedelinin iadesine, bu mümkün olmazsa yıpranmış araç satılması nedeniyle 4 bin TL tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etti. Mahkemede savunma yapan satıcı ise davacının aracı görüp beğenerek satın aldığını, servise götürerek incelettiğini, aracı muayene ettirme yükümlüğününün davacıya ait olduğunu, satın alındığı haliyle aracın satıldığını savunarak davanın reddini istedi. Tarafları dinleyen mahkeme, davanın kısmen kabulü ile bin 500 liranın davalıdan tahsiline hükmetti. Kararı mağdur alıcı temyiz etti. Dava dosyasını yeniden inceleyen Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, milyonları ilgilendiren emsal nitelikte bir karara imza attı. 

Yüksek mahkeme, satılan aracın kilometresinin düşürülüp satılması halinde, bu gizli ayıbın varlığını bilmese bile satıcının sorumlu olduğuna hükmetti. Yargıtay kararında, satıcının; alıcıya karşı herhangi bir surette bildirdiği niteliklerin satılanda bulunmaması sebebiyle sorumlu olduğuna dikkat çekti. Aracın değerini ve alıcının ondan beklediği faydaları ortadan kaldıran veya önemli ölçüde azaltan maddi, hukuki ya da ekonomik ayıpların bulunmasından da satıcının sorumlu olduğu hatırlatıldı. 

Kararda, “Alıcı ayıbı ihbar etmek suretiyle satılanı geri vermeye hazır olduğunu bildirerek sözleşmeden dönme, satılanı alıkoyup ayıp oranında satış bedelinden indirim isteme aşırı bir masraf gerektirmediği takdirde bütün masrafları satıcıya ait olmak üzere satılanın ücretsiz onarılmasını isteme, imkan varsa satılanın ayıpsız bir benzeri ile değiştirilmesini isteme haklarına sahiptir. Satıcı ayıpların varlığını bilmese bile bundan davacıya karşı sorumludur. Alınan bilirkişi raporunda dava konusu aracın kilometresinin indirilmiş olması nedeniyle gizli ayıplı olarak satıldığı tespit edilmiştir. Davalı satıcının ayıba karşı tekeffül borcu bulunmaktadır. Dava konusu araç gizli ayıplı olarak satıldığı için davacının talebi doğrultusunda bedelin iadesi gerekir. Mahkemece, dava konusu aracın davalıya iadesi koşulu ile ödenen bedelin tahsiline karar verilmesi gerekirken, yazılı şeklide hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. Karar oy birliği ile bozulumuştur” ifadeleri yer aldı.  

Süleyman Aydın
 

Kendisi de 22 yıl önce tıpkı bugün yaşanan göç dramı gibi Taliban tehdidinden kaçarak Afganistan’ın Şyha köyünden annesinin verdiği 3 lira ve 3 kuru ekmekle yollara düşen ve İran üzerinden geldiği Trabzon’da bugün 50’nin üzerindeki kişiye iş imkanı sağlayan Afgan bir işadamı olan Muhammed Gül, Afganlar’ın göç yolunda yaşadığı dramı anlattı. 

Afganistan’ın Aybek şehrinin Şyha köyünde doğduğunu belirten 41 yaşındaki Muhammed Gül, “Ben göçü iki kere yaşadım. Birinci yaşadığımda 5 yaşındaydım. Ruslar’la savaşta babam cephedeydi. Büyük amcam bizi 22-23 gün yollarda yürüyerek 30-40 kişilik sülaleyi tek başına Pakistan sınırına getirdi. O zaman Pakistan’a giriş yapmıştık. Küçüktüm boyum kadar bir çanta vardı sırtımda. Onun taşımaya gücüm yetmiyordu. Taşıyamadığım da ise yerde sürüklüyordum. İçinde ise yolda acıktığımızda yiyeceğimiz kuru bir ekmek vardı. 6 yaşından sonra Pakistan ve İran’da bir süre yaşadıktan sonra savaş bitti, mücahitler kazandı, Ruslar çekildi ve biz ülkeye dönmeye karar verdik. Ve ülkeye ilk dönenlerden olduk” dedi.

“Ruslar’dan görmediğimiz zulmü Taliban’dan gördük” 

Ülkesinin Sovyet Rusya Savaşı’nın ardından bir süre sonra Taliban tehdidi ile karşı karşıya kaldığını kaydeden Gül “Her şey köyümüze Taliban güçlerinin saldırması ile başladı. Taliban saldırıları nedeniyle büyük sıkıntılar yaşamaya başladık ve 7 yaşındaki kız kardeşimi Taliban güçleri gözlerimin önünde kaçırdı. O anı hala unutamam. 5 çocuklu bir aileydik. Fakirdik, geçim şartları çok zordu. Taliban saldırıları nedeniyle tek kurtuluşumuz köyümüzü terk etmekti. Çünkü Ruslar’dan görmediğimiz zulmü bize Taliban yaptı. Ruslar’a karşı savaşta köyümüzde 20 şehidimiz oldu, babam gazi oldu. Ama Taliban döneminde yaşadıklarımız anlatılacak gibi şeyler değildi. Afganistan halkı 90’lı yıllarda savaş ve ölümlerle mücadele ediyordu. 1996 yılında Türkiye Cumhuriyeti, Afganistan’da burslu bir sınav açmıştı. O sınava girerek kazandım. Bursu kazandıktan sonra eve geldim, babam yoktu çalışmaya gitmişti. Anneme, ‘Ana ben Türkiye’ye, yurt dışına gideceğim, hakkını helal et’ diyerek helallik aldım. Fakirdik, anam bana şu anki 3 TL değerinde bir para ve 3 adet de kuru ekmeği bir beze sararak ‘Oğlum benim varlığım budur, seni Allah’a emanet ediyorum’ diyerek beni yolcu etti. Köyümden böyle çıktım. Bazen otostop çekerek bazen yürüyerek bazen de özellikle yük taşıyan kamyonlara binerek Afganistan’dan Türkiye’ye geldim. Türkiye’ye geldikten sonra 1 yıl Gaziantep’de kaldım. Burada dil merkezinde Türkçe öğrendim. Daha sonra burslu olmam nedeniyle KTÜ’ye geldim. 1997 yılından sonra KTÜ’de İnşaat Bölümü’nde okumaya başladım ve 4 yılda okulumu bitirdim” diye konuştu.

“Gelen her Afgan’da kendimi görüyorum” 

Okuldan mezun olduktan sonra memleketi Afganistan’a dönme düşüncesinde olduğunu ancak şartların kendisini Trabzon’da kalmayı zorladığını ifade eden Gül, “Okulum bittiğinde Türkiye’de kalmayı hiç düşünmemiştim. Ancak nasip kısmet meselesi hanım ile 1999 yılında tanıştık. İşler öyle bir gelişti ki 2003 yılında evlendik ve evlendikten sonra da Türkiye’de kalma planlarımız yavaş yavaş ağırlık kazanmaya başladı. Çünkü Afganistan’da Taliban’ın yükselişi savaşların daha da büyümesi yaşamanın daha da zor olacağını düşünerek bir müddet bu planımızdan vazgeçtik. Bu konuda sağ olsun eşim beni çok destekledi. Dolayısıyla Trabzon’da kalmayı kararlaştırdık. Türkiye’nin farklı yerlerinde şantiyelerde çalıştım. Afganistan’daki ailemi çok özlemiştim. Ya onları buraya getirecektim ya da ben oraya gidecektim. Taliban’ın kaçırdığı kız kardeşimin haricindeki tüm ailemi 2007’den itibaren Türkiye’ye getirebildim. Annem, babam 2 tane erkek kardeşim, 1 tane de kız kardeşim Trabzon’da Akçaabat’ta beraber yaşıyoruz” şeklinde konuştu.
Trabzon’da 2012 yılında Afganistan Hazara Kültür ve Dayanışma Derneği’ni kurduğunu 6 yıldır dernek olarak göçmenlerin elinde tutmaya ve onlara yardımcı olmaya çalıştığını kaydeden Gül, “Çünkü onların küçük çocuklarını gördüğümde kendi çocukluğumu, onların annelerini gördüğümde kendi annemi görüyorum. Benim 22 yıl önce yaşadıklarımı şimdi onlar yaşıyorlar. O yüzden onlara her konuda yardımcı olmaya çalışıyorum” dedi. 

Bazı kişilerin sima olarak kendisini Trabzon’un Şalpazarlı ilçesindeki Çepni Türkleri’ne ya da Giresunlular’a benzettiklerini kaydeden Gül, “Çoğu kişi benim Afganistan’lı olduğumu anlayamıyor. Bana ‘Şalpazarı’ndan mısın yoksa Giresun’dan mısın’ diye soranlar oluyor. Çünkü o yörenin insanları genelde Çepni Türkü olduğu için benzetiyorlar. Ben de bazen şaka ile karışık ‘evet Şalpazarı’ndan Sinlice köyündenim’ diyorum. Çünkü oralarda çok iş yaptık. Daha sonra ‘ben Afganım’ dediğim zaman bana ikinci kez sarılıyorlar ve daha çok mutlu oluyorlar” şeklinde konuştu.

“Afganlar şimdi de DAEŞ Tehdidi’nden kaçıyor” 

Dernek olarak faaliyetlerinde Trabzonlular’ın büyük desteğini ve yardımını gördüklerini belirten Gül, son dönemde Afganistan’dan Türkiye’ye gelen Afgan mülteci akınının arttığına dikkat çekerek bunun en önemli nedeninin DAEŞ tehdidi olduğunu söyledi.
Gül, “Afganistan’dan 40 yıl aradan sonra ikinci büyük göç dalgası ile karşı karşıyayız. Dernek olarak bu göç dalgası ile ilgili olarak Göç İdaresi yetkilileri ile görüşerek neler yapabileceğimizi konuşuyoruz. Bu göçün artmasının e önemli nedeni olarak Afganistan’da artan DAEŞ tehdidini görüyoruz. Suriye ve Irak’ta DAEŞ’in temizlenmeye başlaması ile birlikte maalesef bir el, bir güç bunlara yeni bir adres olarak Afganistan’ı gösterdi. Geçmişte de bu tür terör örgütleri burayı kullanmışlardı. Afganistan’a giden DAEŞ mensupları tüm DAEŞ mensuplarını da bu ülkeye çağırdı. Dünyanın her noktasına dağılan DAEŞ mensupları Afganistan’a dönerek tekrar örgütlenmeye başladılar. Özellikle Afganistan’ın kuzey ve güney bölgelerine yerleşerek silahlı birer güç haline geldiler. DAEŞ’in Suriye’de ve Irak’ta ne yaptığını gören Afganlılar da korkudan dolayı can havliyle göç etmek zorunda kalıyorlar. Şuana kadar bu konu çok dillendirilmedi. DAEŞ son 2 yıldır Afganistan’ın değişik noktalarında katliamlar ve rehin alma olayları gerçekleştiriyor. 4 ay önce kuzey bölgesinde yüzlerce insanın katledilmesi ve 300-350 kişinin rehin alınması olayları, ardından bombalı intihar saldırılarında yüzlerce kişi hayatını kaybetti” ifadelerini kullandı.

“Afganlılar kendilerini ülkelerinde güvende hissetmediği için göç ediyor” 

Gül, Afgan halkının 40 yıldan bu yana savaş yorgunu olduğunu ve artık dayanacak gücü kalmadığını hatırlatarak “Savaş yorgunu olan 40 yıldan bu yana savaşla iç içe olan Afganistan halkı El Kaide, Taliban’dan sonra DAEŞ gibi onların devamı niteliğinde ancak daha vahşi bir terör örgütünü artık kaldırmaya ne mecali ne gücü kaldı. Onun için halk kaçmaya ve canlarını kurtarma yolunu seçtiler. Umut yolculuğu dediğimiz dünyanın diğer ülkelerine diğer yerlerine göç etmeye başladılar. Kaçarken İran üzerinden geçiyorlar, tabi İran’da neden kalmıyor da Türkiye’ye geliyorlar dersek. Maalesef İran, Afganistan’ın iç siyasetine müdahildir, Afganistan’da İran yanlısı terör örgütleri vardır. Bunları kendi çıkarları doğrultusunda kullanabiliyor. Afgan halkı da bunun farkında. İran’a gittiğinde benzer sorunlar yaşamamak için Türkiye’ye geliyorlar. Normalde bir çoğunun hedefi Türkiye’de kalmak değildir. Türkiye üzerinden Avrupa ülkelerine gitmeyi planlıyorlar. Ancak son dönemde bu bir güzergahtan öte bir durak haline geldi. Türkiye’den Avrupa’ya geçişler de zorlaştı. Avrupa Birliği uluslararası göç konusunda Türkiye’ye verdiği sözleri de tutmadı. İnsanlar da mecburen deniz veya karayolu ile yasal oymayan yollardan Avrupa yollarına düşüyor. Bu yollarda her gün görüyoruz ölenler, denizlerde boğulanlar, evlatlarını, eşlerini, ailelerini kaybediyorlar. Bu sorun artık kronikleşti. 30-40 yıldır yaşanan bir sorun haline geldi. Fakat en kötüsü de sanki insanlar bu duruma alıştı” açıklamasında bulundu.
“Afganlılar kendilerini ülkelerinde güvende hissetmediği için göç ediyor” diyen Gül, “Halkımız artık kendi ülkesinde kendini güvende hissetmiyor ve hükümetinin kendi güvenliklerini sağlayabileceğine inanmadığı için göç tercihini seçiyor. Geçmişte Afgan halkının bir düşmanı vardı ve Rusya’ya karşı savaşarak mertliklerini gösterdiler ancak bugün karşınızda nasıl bir düşman olduğu belli değil ve her gün bir yerlerde bombalar patlıyor ama arkasında kim olduğu belli değil. Bu durum Afgan halkını çok yordu. Savaşamıyorsun ama her gün ölüm ve matem var. Bu da insanları göçe zorluyor” dedi.

“Dezavantajlı gruplar ile normal gelenleri ayırmak gerekir” 

Türkiye’nin Afganistan’dan gelen mültecilere kucak açtığını ancak bu konuda artık tedbirler alınması gerektiğine dikkat çeken Gül “Bu tür mülteci akınlarında dezavantajlı gruplar ile normal gelenleri ayırmak gerekir. Yanlarında refakatçileri bulunmayan yaşlılar, çocuklar, kadınlar hastalar dezavantajlı gruplar içine alınarak bir süzgeçten geçirilip Cenevre Anlaşması’na uygun olanlarını sığınma hakkı verilerekten gereken yerlere bölgelere yerleştirilmesi, ekonomik sorunlardan ötürü Türkiye’ye göç edenlere de tabiki geri gönderilmesi daha uygun olacaktır. Türkiye zaten gereken yükü bugüne kadar hep almıştır. Nerden baksanız 4 milyonun üzerinde sığınmacı-göçmen nüfusu vardır Türkiye’de. Bunun çoğunluğu Suriyeli göçmenler oluşturuyor. 2. Büyük grubu Afganlı göçmenler teşkil ediyor, bu da 100-120 bin civarında olduğu söyleniyor. Son 2 ayda 10-15 bin civarında bir Afgan göçmenin Türkiye’ye giriş yaptığı söyleniyor. Bunlarla birlikte rakam 130 binlere yükseliyor. Bunların hepsi ile ilgilenmek çok zor bir şey. Ama içlerinde çok mağdur durumda olanların mağdur edilmesi de istenilen bir durum değildir. Hasta olanları, refakatçisi olmayan kadınları, çocukları, yaşlıları can tehlikesi ile gelenleri Cenevre Anlaşması şartlarına uygun olanlarının bir an evvel dosyalarının belirlenmesi ve gereken statüsünü sığınma başvuru sahibi olarak kabul edilmesi gerektiği konusunda bir talebimiz bir ricamız vardır” ifadelerini kullandı.

“Göç sorununu yerinde, Afganistan’da çözmek en akılcı çözüm olur” 

Geçici barınma merkezleri kurulması yönünde Iğdır’da çalışma yapıldığını kaydeden Gül “Erzurum’da bin 500 kişilik bir geri gönderme merkezi var ancak doldu. Geri gönderme merkezlerinde dahi yer kalmadı. Bu insanlar, sokaklarda yollarda terminallerde kalıyorlar. Ellerindeki idari gözetim belgesi her gün göç idaresine uğramaları ve geri gönderme merkezleri boşaldığı zaman polis eşliğinde geri gönderme merkezine gönderilmeleri ve ardından tekrar Afganistan’a gönderilmeleri planlanıyor. Tüm bunlar olurken İran Türkiye’ye mültecileri göndermeye devam ediyor. Cenevre Anlaşması’nı imzalayan İran bu anlaşmanın maddelerine uymuyor onun için İran üzerinde de bir baskı kurulabilir. Temel insan ihtiyaçlarının neden esirgendiği neden görmezden gelindiğinin sorulması gerekir. Eğer yapılabilirse bu sorunu Afganistan’da çözmek en akılcı çözüm olur. Orda kalıcı bir barış sağlanması orda insanların can güvenliğinin sağlanması halinde bu insanlar göç etmek zorunda kalmaz. Bu sorun sadece Türk halkının ve Türkiye’nin problemi değil dünyanın sorunudur. Göç konusunda verdiği sözleri tutmayan Avrupa’ya karşı sınır kapıları açmak ve mültecilerin hedefledikleri yerlere gitmesini sağlamak gerekir. Türkiye tek başına bırakıldı. Sorun tıkanma noktasına gelmiştir” diye konuştu.

“Sığınmacıların mahcup olduğu kadar mağdur olduklarını da unutmayalım” 

Afgan mültecileri de anlamak ve empati yapmak gerektiğine vurgu yapan Gül, açıklamalarını şöyle sürdürdü:
“Mağdur olmasa bunu yapmaz. Hiçbir Allah’ın kulu macera olsun diye böyle bir tehlikeye kendisini atmaz. Hicreti kemiklerine kadar yaşayan biri olarak vatan hasreti çekmenin, vatansız olmanın ne olduğunu en iyi bilenlerdenim. Muhacir birinin Ensarlara karşı ne kadar mahcup olduklarını ne kadar onlara karşı kendilerine karşı bir sığıntı gibi hissetmenin ne olduğunu çok iyi bilirim. Müslüman kardeşliği çoğu zaman maalesef sözde kalıyor. Kimse Türkiye’den başka sahiplenme konusunda bir adım atmıyorlar. Sığınmacıların çoğu Türkiye’ye geliyor. İyi kötü en iyi imkanı Türkiye sağlıyor. Bu konuyla ilgili İslam ülkeleri bir politika geliştirebilseydi ne Türkiye bu kadar zor durumda kalırdı ne de bu sorun bu kadar büyürdü. Eğer din kardeşliği varsa kardeşler birbirini düşünmeli ve kardeşler birinin derdi ile dertlenmeli ki bu sorun çözülsün. Aksi taktirde her şey lafta kalır. Sığınmacının mahcup olduğu kadar mağdur olduğunu unutmayalım. Onların sadece ve sadece ülkelerinde istemedikleri bir savaştan kaçtıklarını ve buralara geldiğini unutmayalım. Ülkelerindeki can güvenliğinin olmayışı nedeniyle burdalar. Onlar burada gündüz işlerinde oldukları zaman akşam evlerine ekmek götürmenin sevincini yaşıyor. Çünkü işteyken evlerinde çocukları eşleri öldürülmüyor. Onun huzurunu yaşıyorlar. Evdekiler de eşlerinin bir aksilik olmadıkça akşam eve sağ salim geleceğini biliyorlar. Bunun huzurunu yaşıyorlar. Afganistan’da bunlar imkansız. Çünkü evden çıktığınızda ne zaman nerde öldürüleceğiniz bilinmez. Aynı zamanda evdekilerin de başlarına ne geleceğini bilemezler. Bu çok kötü bir durumdur. Türkiye’nin gösterdiği ağabeylikten ötürü müteşekkiriz. İnşallah bu günler geçicidir. Bunlar bitecektir. Cenab-ı allah Türk halkından ve Trabzon halkından binlerce kere razı olsun. Onların bu hoşgörüleri ve kadirşinaslıkları olmasa biz bu işin altından kalkamazdık. Bu badireleri de birlikte kardeşçe atlatacağız. Türk ve Afgan dostluğu geçmişe dayalı bir dostluktur ve ebedi olarak devam edecektir.”  

Öner Seven-Ozan Köse
 

Manisa Su ve Kanalizasyon İdaresi (MASKİ) Genel Müdürlüğü, il genelinde vatandaşlara kesintisiz ve sağlıklı su ulaştırmak için mahallelerin ihtiyaçlarına anında çözüm üretiyor. MASKİ ekipleri tarafından, Ahmetli ilçesine bağlı Alahıdır Mahallesi’nde cazibeli içme suyu hattının bakım çalışmaları sırasında halk arasında kunduz diye bilinen 2 metrelik ağaç kökü çıkarıldı. Vatandaşın suyun az aktığını bildirmesi üzerine hattı kontrol eden ekipler, su borularının içerisinden 2 metre uzunluğunda kunduz adı verilen ağaç kökü çıkardı. Uzun yıllar önce döşenmiş olan hattın sebep olduğu sıkıntı, MASKİ ekiplerinin müdahalesi ile ortadan kaldırıldı. Karşılaşılan bu durum, MASKİ’nin il genelinde gerçekleştirdiği çalışmaların ne derece yerinde ve isabetli olduğunu bir kez daha ortaya koydu. 

Alahıdır Mahalle Muhtarı Mehmet Ali Yıldırım, “Hattımız epey eskiydi. Suyumuzda azalma olmaya başladı. Arada sırada kesilerek akıyordu. Mahallemizin hemen hemen tamamı tarım ile geçimlerini sağlıyor. Bahar aylarında da tarla ve bahçe işlerimiz arttığı için suya da ihtiyacımız çoğalıyor. Bu sebeple cazibeli hattımızdaki sıkıntıyı yeni fark ettik. Hemen MASKİ’ye bu sıkıntımızı bildirdik. Çalışma sırasında boruların içinden 2 metre ağaç kökü çıktı. Mahalleli olarak hayretler içinde kaldık. Tıkanmış ve patlak borularımızı yenileyerek bakımlarını yapan MASKİ sayesinde daha kesintisiz ve sağlıklı suya kavuştuk. Hizmetlerinden dolayı Büyükşehir Belediye Başkanımız Cengiz Ergün’e ve MASKİ Genel Müdürümüz Yaşa Coşkun’a teşekkür ederiz” dedi.  

Olay, saat 21.30 sıralarında merkez Meram İlçesi Abdülaziz Mahallesi Şirin Hanım Sokak üzerinde bulunan apartmanda meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, Ümit Ç. apartmanın alt katında bulunan depoya malzeme almak için girdiği sırada gaz sıkışması sonucu mutfak tüpü patladı. Patlama sesini duyan çevredeki vatandaşlar, durumu polis ekiplerine bildirdi. İhbar üzerine olay yerine polis, itfaiye ve 112 Acil Sağlık ekipleri sevk edildi. Olay yerine gelen polis ekipleri çevrede güvenlik önlemi alarak, çalışmalara başladı. Patlamada Ümit Ç. ile sokaktan patlama esnasında sokaktan geçen Ali Ö. yaralandı. Vücudunun çeşitli yerlerinde yanıklar olduğu öğrenilen Ümit Ç. ile Ali Ö., sağlık ekiplerinin ilk müdahalesinin ardından ambulansla Konya Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırılarak tedavi altına alındı. Yaralıların sağlık durumunun iyi olduğu öğrenildi. 

Patlama sırasında yaralanan ve şoka giren Ali Ö., “Pat diye bir ses geldi, karşıdan bir ev patlamış bizde şurada oturuyorduk çay içiyorduk. Bir anda oldu ben de hemen içeriye girdim” şeklinde konuştu.
Olay sonrası evde inceleme yapan itfaiye ve polis ekipleri, mutfak tüpünden kaynaklanın gaz sıkışması nedeniyle patlamanın meydana geldiğini belirlediği öğrenildi. Öte yandan, Konya İl Emniyet Müdür Yardımcısı Mustafa Cevher olay yerine gelerek patlama hakkında bilgi aldı.
Olayla ilgili soruşturma başlatıldı.  

İbrahim Yetkin
 

Sarıkaya Belediyesi ile İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü tarafından yapılan kazılar neticesinde 2014 yılında gün yüzüne çıkarılan tarihi Roma Hamamı kalıntıları ve havuzları, her mevsim ilçeye gelen vatandaşların ilgisini çekiyor. 48 derece sıcaklıkta yer üstüne çıkan hamam suyunun birçok hastalığa şifa olduğu bilinirken, Roma Hamamı’nın üst kısmındaki friz süslemelerindeki boğa başı ve yılan figürleri dikkat çekiyor.

En az 2 bin yıllık geçmişe sahip olduğu bilinen Roma Hamamı hakkında açıklamalarda bulunan Sarıkaya Belediye Başkanı Ömer Açıkel, “Roma medeniyeti tarafından yapılan Roma Hamamı’nın 2 bin yıllık olduğu var sayılıyor. Çünkü kazı çalışmaları sırasında çıkan paraların, sikkeleri tarihi ve yapının duruşu MS. 40’ncı yıllarda inşa edildiğini gösteriyor. Yaklaşık 2 bin yıllık tarihe sahip, içinde yapıldığı yıldan itibaren sıcak suyu bulunan dünyadaki 2 roma hamamından birisi. Ama buranın farklı bir özelliği var. Biz de bu taş sütunlarda Roma’nın gücünü simgeleyen boğa başıyla beraber sağlık tanrıçası Asklepios’un sembolü olan mitolojideki dili dışına çıkmış yılan sembolü var. Bu da bilim adamları tarafından suyun şifalı olduğunu bize izah etmişlerdi. Bu da buranın bir termal tedavi merkezi olarak kullanıldığını da gösteriyor. Dünyanın en eski termal tedavi merkezi olduğu inanılıyor” dedi.

İngiltere’deki hamamdan daha değerli

Roma Hamamı’nın içindeki suyun sıcaklığının 48 derece doğal artezyenle çıkarıldığını aktaran Başkan Açıkel, “Roma Hamamı’nda yarı olimpik bir havuz var. Arkasında da 2 tane küçük havuzu var. Yapılan kamulaştırma, yıkım çalışmalarından sonra bir iki havuzun daha ortaya çıkacağını düşünüyoruz. 7 havuzdan oluşan bir kompleks olduğu bilim adamları tarafından söyleniyor. Havuz suyunun özelliği çıktığı gibi kullanılan su var. Bu su birçok hastalığa iyi geliyor. Bir şifa kaynağı Romalılar burayı bir güç depolama, şifa bulma ve arınma merkezi olarak aynı zamanda da dini temalarla kullanmışlar. İsmini de Basilica Therma koymuşlar. Biz de bu suyun faydalarını Roma Hamamı’nın güzelliğini insanlara anlatmaya çalışıyoruz” şeklinde konuştu.
Dünyada üçüncü bir Antik Roma Hamamı’nın olmadığını vurgulayan Açıkel, “Sarıkaya Roma Hamamı dünyada birinci eser bir üçüncüsü yok. İngiltere’de buna benzer bir yapı var. İçinde sıcak suyu bulunan Roma Hamamı, İngiltere’nin Bath bölgesinde var. Ancak Sarıkaya’dakinin 4’te 1’i büyüklüğünde bile değil. Buradaki mitolojik figürler tarihi argümanlar maalesef İngiltere’de yok. Bizim ki daha güzel ve tarihi bir değere sahip” ifadelerini kullandı.

Hamamın çevresi açılıyor

Roma Hamamı etrafında kamulaştırma çalışmalarının tamamlandığını ve kısa süre içerisinde antik hamamın etrafında kazı çalışmalarının başlayacağını söyleyen Açıkel, “Tarihi Roma Hamamı’nın çevresinde yıkım çalışmaları bir kısmında başladı. Daha önceden 24 tane iş yerini kamulaştırmıştık şimdi de 36 iş yeri kamulaştırıldı. Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Kalkınma Bakanlığı, Yozgat Valiliği eliyle bu kamulaştırma işlemi devam ediyor. Buranın turizme kazandırılması noktasında çok ciddi tanıtım faaliyetlerimiz var. Kültür ve Turizm Bakanlığının gezip görülmesi gereken yerler sıralamasında 1. sırada yer alıyoruz. Aynı zamanda dünya mirası UNESCO’ya bir başvuruda bulunduk. Türkiye’nin geçici listesindeyiz. İnşallah dünya mirasına da Sarıkaya Roma Hamamını kazandırmış olacağız” dedi.  

Bahadır Muhlis Gökgül – Göktürk Fırat – Onur Erden
 

Kaza, Samsun-İstanbul karayolu meydana geldi.
Edinilen göre Trabzon’dan İstanbul’a gittiği öğrenilen Özcan Abanoz yonetimindeki 61 S 1991 plakalı yolcu otobüsü Danişment köyü Pınarlıtaş mevkiinde sürücüsünün direksiyon hakimiyetini kaybetmesi sonucu kontrolden çıkarak önce yol kenarında bulunan ağaçlara ardından leblebi satışı yapılan tesisin çevre duvarına çarpıp durdu. 

Kazayı gören vatandaşlar polis ve jandarma ekiplerine haber verdi. İhbar üzerine olay yerine çok sayıda ambulans, itfaiye ve AFAD ekipleri sevk edildi. Kazada otobüs sürücüsü Özcan Abanoz ve muavin Hakan Ercanlı hayatını kaybetti. Yaralılar olay yerinde yapılan ilk müdahalenin ardından Çorum ve Amasya daki hastanelere sevk edildi.  

Çorum’un Osmancık ilçesinde meydana gelen trafik kazasında yaralanan yolcuların isimleri belli oldu

Bu gece saat 02.00 Trabzon’dan İstanbul’a gittiği öğrenilen Özcan Abanoz yönetimindeki 61 S 1991 plakalı yolcu otobüsü Osmancık ilçesine 10 kilometre kala Danişment köyü Pınarlıtaş mevkiinde sürücüsünün direksiyon hakimiyetini kaybetmesi sonucu kontrolden çıkarak önce yol kenarında bulunan ağaçlara ardından leblebi satışı yapılan tesisin çevre duvarına çarpmıştı. 

Kazayı gören vatandaşlar polis ve jandarma ekiplerine haber verdi. İhbar üzerine olay yerine çok sayıda ambulans, itfaiye ve AFAD ekipleri sevk edilirken, kazada otobüs sürücüsü Özcan Abanoz ve muavin Hakan Ercanlı hayatını kaybetmiş, 33 kişi de yaralanmıştı. 

Kazada yaralanan çocuklar anne ve babalarının kucağında hastaneye getirildi 

Kazada yaralanan yolcular Çorum, Osmancık ve Amasya’daki hastanelerde tedavi altına alındı. Erol Olçok Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne sevk edilen yaralı çocuklardan Zeynep Tuna ve Kardelen Şahin adlı çocuklar anne ve babalarının kucaklarında sedyeyle hastaneye getirildi. 

Kazada yaralananların isimleri şöyle; Sündüs Şahintürk, Ersin Şahintürk, Leman Hüner, Pınar Alev Şahintürk, Kardelen Şahintürk, İsmail Hakkı Topal, Mikail Yıldırım, Kemal Uzun, Akın Bayram, Hatice Bayram, Mehmet Irmak, Türkan usta, Fehmi Eren, Barbaros Daşkın, Lale Öziş, Ahmet usta, Halil İbrahim Top, Ali Osman Ulus, Murat Yandı, Miyiser kırımlı, Asiye Yeter, Havva Tosun, Emine Aytaç, Aliye Erdoğan, Nermin Acar, Yücel Küçükyıldız, Mehmet Yazıcı, Ali Kara, Hasan Gür, Zehra Aykaç, Bahtiyar Kılıç, Oğuzhan Çaykıran, Gökhan Şenyürek. 

Yaralı yolcu sürücülere tepki gösteri

Öte yandan kazadan yaralı olarak kurtulan Ahmet Usta isimli yolcu kaza sonrası yoldan geçen sürücülere isyan etti.Erol Olçok Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde tedavi altına alınan gazetecilere açıklamada bulundu.
Kazanın nasıl olduğuna dair bir fikrinin olmadığını, Merzifon yakınlarında uyuya kaldığını dile getiren Usta, “Gürültüyle uyandım. Kalktığımda otobüs içerisinde otobüsler birbirine girmişti. Otobüs Trabzon’dan kalkan bir otobüs. Ben Giresun’dan bindim otobüse. Normal seyir halinde gidiyordu. Nasıl oldu, ne oldu hiçbir fikrim yok. Aşırı bir gürültüyle uyandık. Biz aralardaydık. Dışarı çıktık” dedi. 

Kazanın ardından yoldan geçen sürücülerin hiçbir yaralıyı almadığını dile getiren Usta, “Osmancık oraya 10 kilometre uzaklıkta. Hiç kimse bir yaralı almadı. Ölen var mı bilmiyorum. Yoldan geçen insanlar müdahale etse orada insanlar ölmeyecekti belki. Üzücü olan bu. Ben kendim yola atladım. Sürücüler bırakıp gitti. En son İstanbul’dan bir belediyenin hizmet aracı durdu. 5-/6 kişiyi hastaneye getirdi” 

Kazanın ardından İl Sağlık Müdürü Ömer Sobacı hastaneye gelerek yaralıların sağlık durumları hakkında bilgi aldı.  

İsmail Kabakdere
 

Olay, saat 21.30 sıralarında Keçiören ilçesinde meydana geldi. Alınan bilgilere göre; Kuşcağız Mahallesi Sanatoryum Caddesi üzerinde bulunan Fatih Terim Parkı’nda bulunan Yasin T. ve Soner G.’nin üzerine o esnada Sanatoryum Caddesi üzerinden geçen plakası öğrenilemeyen bir otomobilin içindeki kişi veya kişilerce ateş açıldı. Kurşunların hedefi olan iki kişi kanlar içinde yerde kalırken, saldırganların bulunduğu otomobil, Ulus istikametinde kaçtı. 

Silah sesleriyle sarsılan çevredeki vatandaşlar, saldırganların olay yerini terk etmesinin ardından hemen yaralıların yardımına koştu. Vatandaşların ihbarı üzerine olay yerine 112 Acil Servis ve polis ekipleri sevk edildi. Yaralılara ilk yardım müdahalesinde bulunan sağlık ekipleri, başına isabet eden kurşun nedeniyle ağır yaralanan Yasin T.’yi ambulansla Keçiören Eğitim ve Araştırma Hastanesine, ayağından yaralanan Soner G.’yi de Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırdı.

Bir kişi silahla yakalandı 

Olay yerini şerit çekerek kapatan polis ekipleri, görgü şahitlerinin ifadelerine başvurarak saldırganları tespit etti. Parkta toplanan meraklı kalabalığı olay yerine girmemeleri konusunda uyaran polis ekipleri, saldırıya ilişkin delilleri topladı. Bölgedeki güvenlik kameralarının görüntülerini izlemeye alan ekipler, aracın kaçış güzergahını belirleyerek, bir kişiyi silahla birlikte yakaladı. Olay hakkında tahkikat sürüyor. 

Caner Ünver
 

30 ay önce restorasyon çalışmalarına başlanan Sümela Manastırı’nda bugüne kadar manastır ve ziyaretçiler için tehlike oluşturan kayalar 20 kişilik endüstriyel dağcı ekibi tarafından tek tek 200 metrelik yamaçtan aşağıya düşürülerek sarp yamaçlar temizlenirken, çalışmanın en zor bölümünü taş düşürme işlemi oluşturuyor.

Manastırın üst kısmındaki büyük kaya parçaları kafesler içine alınarak kayalar kırılırken, kırılan kaya parçaları asansör sistemi ile aşağıya taşınıyor. Tarihi yapılarda bu tarz bir restorasyon çalışmasının dünyada tek olduğu belirtilirken, Sümela Manastırı’nın yamaç güvenliği çalışmaları ile ilgili olarak Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) ile “Sümela Manastırı’nda Düşme Tehlikesi Arz Eden Bloklara İlişkin Jeolojik, Jeofizik ve Jeoteknik Yöntemlerle Araştırılması” konulu Ar-Ge çalışması yapıldı. Bu çalışma sonrasında restorasyonun en zor bölümünü oluşturan manastırın girişinde bulunan bin 600 tonluk kaya parçasının parçalanıp parçalanmamasıyla ilgili Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Jeofizik ve Jeoloji Bölümü akademisyenleri tarafından kayanın bulunduğu yerde sabitlenmesine karar verildi. Kayanın sabitlendirme çalışmasıyla birlikte 3. aşamadaki diğer kayaların düşürülme işlemine bu yılın Nisan aynın ilk haftasında başlanacak. Manastırda kaya parçalarının oluşturduğu hafriyatların temizliği ile fresklerin bakım çalışmaları ise devam ediyor. 

Proje kapsamında Sümela’da çalışmaların bu yılın Ağustos ayı ortalarında bitirilmesi planlanırken, şimdilik bu pek mümkün görünmüyor. Çalışmaların önemli bölümünü oluşturan taş düşürme ve sabitleme çalışmalarında yarıdan fazla kısmı geride kalırken, çalışmaların belirlenen süreyi aşacak olması durumunda ziyaretçiler, manastırı avlunun giriş bölümündeki yere kadar gelerek yakından ücret ödemeden görebilecek.

Çalışmalar 30 aydır sürüyor 

Sümela Manastırı’nın yıllardır beri gündemde olan ve çok sayıda restorasyon projesi hazırlanan tarihi yapıyla ilgili olarak 30 ay önce harekete geçildi. Manastıra ve çevresindeki tesislere bakan yamaçlardaki kaya düşme tehlikelerini araştırmak ve riskli bölgeleri belgelemek amacıyla işin uzmanlarınca endüstriyel dağcılık teknikleri kullanılarak ve gerekli güvenlik önlemleri alınarak yamaç güzergâhlarından inişler yapıldı. İnişler esnasında, halihazırda askıda duran kaya parçalarının bulunduğu, değişime uğramış kayaç yüzeylerinin tehlike arz ettiği, ormanın eteğinde uzanan kısımlarda bazı serbest bloklar ve orman döküntülerinin içinde saklı kalmış durumda irili ufaklı serbest taş parçalarının mevcut olduğu ve çatlaklardan gelen yoğun su sızıntıları nedeniyle bazı yerlerde malzeme boşalmalarının olduğu belirlendi. 

Yetkililer, “Bir yandan restorasyon devam etsin, diğer yandan ziyaretler devam etsin” görüşünü savunurken, bilim adamları kaya düşmelerinin her geçen gün daha riskli hale geldiğini ve bunun tehlikeli olacağını savunarak manastırın ziyarete kapatılarak çalışma yapılmasını istedi. Kayaların mümkün olan kısımlarının temizlenmesi, mümkün olmayan kısımlarının da çelik hasırlarla önleyecek mekanizmanın kurulması kararlaştırıldı. 

Bunun üzerine manastır ve çevresinde ziyaretçilerin can ve mal güvenliğini tehdit eden ve tarihi yapıya zarar veren kaya düşmesi olaylarının sıklıkla yaşanması nedeniyle Sümela Manastırı 22 Eylül 2015 tarihinde ziyarete kapatılarak restorasyon çalışması başlatıldı. Çalışma kapsamında kayaların jeolojik-jeoteknik bakımdan araştırılması ve güçlendirmesi çalışması kapsamında manastırda, kayaların yapılara zarar vermemesi için çelik iskeleyle düzenekler kurulurken, yük taşıma amaçlı da yaklaşık 4 ton yük taşıyabilecek teleferikler kuruldu. 2 yönlü yürümesi planlanan çalışmalar kapmasında ise iç bölümündeki restorasyon çalışması için 10 kişilik özel ekip ölçümler ve fresklerde boya güçlendirme çalışması yapıyor. Yapılan tüm çalışmalar sonucunda restorasyon maliyetinin 50 milyon TL’yi geçmesi bekleniyor.  

Bekir Koca

  Her iki polis memuru, Çevik Kuvvet Hizmet Binası bahçesinde düzenlenen nikaha gelin arabası gibi süslenen TOMA ile geldi. Gençlerin nikah şahitliğini ise aralarında Antalya Valisi’nin de bulunduğu 5 kişi yaptı. 

Antalya Emniyet Müdürlüğü Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğünde bir yıldır beraber görev yapan, polis memuru Taha Yasin Gül ile Ceren Ekinci, Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğü bahçesinde düzenlenen nikah töreniyle dünya evine girdi. Tören öncesi, gelin arabası gibi süslenen TOMA’ya binen Gül ile Ekinci, polis eskortu eşliğinde Şube Müdürlüğü bahçesine geldi. Çift, ardından Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğündeki mesai arkadaşlarının kaldırdığı kalkanların arasından geçerek tören alanına girdi. Mutlulukları yüzlerinden okunan her iki polis memurunun nikahını Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Menderes Türel kıyarken, nikah şahitliğini ise Antalya Valisi Münir Karaloğlu, İl Emniyet Müdürü Celal Uzunkaya, İl Jandarma Komutanı Tuğgeneral Cengiz Yıldız, İl Çevik Kuvvet Şube Müdürü Vatan Zafer Koçak ve Çevik Kuvvet Şube Müdür Yardımcısı Hakkı Arslan yaptı. Genç çifte, evlenme cüzdanını ise Vali Münir Karaloplu verdi. 

“TOMA’lar Nevruz’da müdahale için değil, düğün için taşıyıcılık yaptı” 

Nikah kıyımı öncesi bir konuşma yapan İl Emniyet Müdürü Celal Uzunkaya, her iki polis memurunun bir yıl içerisinde başlarından çok sıkıntı geçtiğini, ancak bugün tüm olumsuzlukları bir kenara atılıp mutlulukla taçlandırıldığını ifade etti. Geçlerin hikayelerinden bahseden Uzunkaya, “Yasin ve Ceren Yozgat’taki Polis okulundan 22 Mart 2017’de mezun oldular. Enteresandır ki 22 Mayıs’ta burada göreve başlıyor her ikisi de. Yine 22 Mayıs’ta Ceren talihsiz bir kaza geçiyor ve uzun süren bir tedaviden sonra göreve başlıyor. Göreve başladıktan 2 ay sonra 4 Ekim’de çok vahim bir trafik kazası geçiriyor. Hani derler ya öldürmeyen Allah öldürmez’ diye. O denli ölümcül bir kazadan kurtulan kızımız, bugün alımlı çalımlı bir gelin olarak karşınıza çıkmış oldu. 21 Mart‘ta genelde TOMA’lar Nevruz Bayramı ile ilgili görev alırken, bugün farklı bir etkinliğe tanıklık yaptılar, taşıyıcılık yaptılar. Çevik kuvvetin kalkanları her zaman toplumsal olaylara müdahale değil, mutluluğu koruyucu zırh olarak kullanılabiliyormuş. Her iki yavrumuza ömür boyu mutluluklar diliyorum” dedi. 

“TOMA ile gelen gelin ve damadın nikahını ilk kez kıyıyorum” 

Nikahı kıyan Büyükşehir Belediye Başkanı Menderes Türel de, “Bir çok nikah kıydım ama TOMA ile gelen gelin ve damadın olduğu bir nikah kıymamıştım. Bugünlere nasipmiş. Güzel düşünülmüş, güzel bir organizasyon” diyerek şaşkınlığını belirtirken, Antalya Valisi Münir Karaloğlu ise her iki gencin bir yıl içerisinde yaşadığı olumsuzlukların filmlere konu olacak cinsten olduğunu söyledi. Karaloğlu, “Ama bugün bu gençler bir nikah masasında hayatın yeniden canlandığı anlamına gelen Nevruz günü yeni bir aile kurdular” diye konuştu.

“Bu sefer evlenmeye gidiyoruz” 

Çok mutlu olduklarını belirten Taha ile Ceren çifti ise, “Çok mutluyuz. Çok sürpriz yapmışlar hepsinden Allah razı olsun. Haberimiz yoktu sürprizden. Daha önceden hep TOMA ile göreve gidiyorduk, bu sefer evlenmeye gidiyoruz” diyerek mutluluklarını paylaştı. 

Konuşmaların ardından Antalya Valisi Münir Karaloğlu tarafından Gül çiftine evlenme cüzdanları verildi. Tören, üzerinde Gül çiftinin resimlerinin olduğu pastanın kesiminin ardından takı merasimiyle devam etti. 

2 kez ölümden dönmüştü 

Öte yandan Ceren Ekinci, Mayıs 2017 tarihinde kendisi gibi polis memuru olan nişanlısı Taha Yasin Gül tarafından kazayla yüzünden vurulması ve Ekim 2017’de de yaya geçidinden yolun karşısına geçmek isterken bir otomobilin çarpması sonucu yaralanmasıyla gündeme gelmişti.

Suat Metin

Samsun’da, Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT), Samsun Emniyet Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ve İstihbarat Şube Müdürlüğü ekiplerince yürütülen çalışmalar sonucunda, terör örgütü DEAŞ’a üye oldukları iddia edilen ve Ankara’daki ABD Büyükelçiliğine eylem hazırlığında oldukları belirtilen, Irak uyruklu Sohaıb Qusay Taha Al Doorı (34), Fernas Hüseyin Ali (28), Omar Shıhab Ahmed Al Doorı (38) ve Azhar Abdulkadhım Salman Al Bayatı (46) adlı kadını gözaltına alındı. Şüphelilerden Sohaıb Qusay Taga Al Doorı ve Fernas Hüseyin Ali’nun Samsun-Ankara yolundaki kontrol noktasında gözaltına alındığı, Omar Shıhab Ahmed Al-Doorı ve Azhar Abdulkadhım Salman Al Bayatı’nın da söz konusu şahıslarla bağlantılı olduğu gerekçesiyle yakalandığı öğrenildi. 

11 gündür Samsun Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğündeki sorguları tamamlanan 4 kişi bugün Samsun Adliyesine çıkarıldı. Savcı tarafından tutuklanmaları talebiyle nöbetçi mahkemeye sevk edilen 4 kişi haklarındaki suçlamaları kabul etmedi. Sohaıb Qusay Taha Al Doorı, “Ben Ankara’ya yakın zamanda gitmedim. 3 sene önce gitmiştim. DEAŞ ile bir bağlantım yok” dedi.

Fernas Hüseyin Ali, “Irak Musul’da yaşıyorum. Ailem de Musul’da. Türkiye’ye 3 ay önce geldim. Samsun’da arkadaşlarım ile kiraladığım evde kalıyorum. Suçlamaları kabul etmiyorum” diye konuştu.
Omar Shıhab Ahmed Al Doorı, “Türkiye’ye 3,5 yıl önce ailemle geldim. Ankara’ya kimlik çıkarmak için gittim. Benim DEAŞ ile bir ilgim yok. Zaten onlardan kaçarak Türkiye’ye geldim” şeklinde konuştu. 

7 çocuk annesi Azhar Abdulkadhım Salman Al Bayatı adlı kadın ise, “Ben Türkiye’ye 2 sene önce kız kardeşimin yanında yaşamak için geldim. DEAŞ üyeliği suçlamasını kabul etmiyorum” ifadesini kullandı.
TEM Daire Başkanlığından gelen istihbari bilgiler ve dosyada bulunan deliler doğrultusunda Sohaıb Qusay Taha Al Doorı ve Omar Shıhab Ahmed Al Doorı’nın “silahlı terör örgütüne üye olmak” suçlarından tutuklanmalarına karar verildi. Şahıslar Samsun Kapalı Cezaevine gönderildi. 

Fernas Hüseyin Ali ve Azhar Abdulkadhım Salman Al Bayatı adlı kadın ise serbest bırakıldı. Mahkemece serbest bırakılan Fernas Hüseyin Ali ve Azhar Abdulkadhım Salman Al Bayatı sınır dışı edilmek üzere TEM polisi tarafından götürüldü. 

Muhammer Ay