Survivor 20 Mayıs Dokunulmazlık Oyununu Kim Kazandı? Yarışmanın finaline az bir zaman kala izleyiciler Survivor`da 20 Mayıs`ta dokunulmazlığı kimin kazandığını merak ediyorlar. Bu akşam oynanan dokunulmazlık oyununu sonucunda kaybeden takım eleme adayları çıkaracak. Peki Survivor 20 Mayıs dokunulmazlık oyununu kim kazandı? İşte bütün detaylar haberimizde…

SURVİVOR 20 MAYIS DOKUNULMAZLIK OYUNUNU HANGİ TAKIM KAZANDI? 20 MAYIS DOKUNULMAZLIK OYUNU VE ELEME ADAYLARINI ÖĞRENMEK İÇİN TIKLAYINIZ 

ELEME POTASINDA KİMLER VAR?

Survivor’da bu akşam bu haftaki ikinci dokunulmazlık oyunu oynanacak. İlk dokunulmazlık oyununu Ünlüler takımı kazanmıştı. Gönüllüler takıımından en çok adı yazılan Yağmur ilk eleme adayı oldu. Bireysel dokunulmazlığı kazanan Hilmi Cem ise Birsen’in ismini verdi. Böylece şimdilik Yağmur ve Birsen eleme potasında.

SURVİVOR 19 MAYIS ÖDÜL OYUNUNU HANGİ TAKIM KAZANDI?

Survivor ödül oyunu mücadeleleri nefes kesti! Dün akşam ekrana gelen Survivor’da iki ödül oyunu oynandı. Bolonez soslu makarna ödülünü kazanan Ünlüler makarna ile buluştu.

İKİNCİ ÖDÜL OYUNUNU KİM KAZANDI?

Öte yandan ikinci ödül oyununda baraka ödülünü gönüllüler takımı kazandı. Zaman zaman gerilim dozunun yükseldiği Survivor’da Nagihan’da gözyaşlarına hakim olamadı.

ÜMİT VE MUSTAFA’NIN HAREKETLERİ NAGİHAN’I AĞLATTI

Gönüllüler’den Nagihan’a kaybettiği bir oyun sonrasında, bench’te oturan Mustafa’dan uyarı geldi. Ardından Ümit Karan ile birlikte gülen Mustafa’yı gören Nagihan çılgına döndü. ‘Burada palyaço mu oynuyor? Ne gülüyorsunuz. Artık yeter’ diye bağıran Nagihan’ı Hakan Hatipoğlu zor sakinleştirdi. Yaşanan olayın ardından isyan eden Nagihan, karşı takımdan sürekli kendisiyle ilgili dalga geçmeler olduğunu ve artık dayanamadığını söyledi. Oyunlarda oynamaktan bile zevk almadığını söyleyen Nagihan gözyaşlarına boğuldu.

NAGİHAN’DAN ÖZÜR DİLEDİ

Turabi seremonideyken oyun sırasında Mustafa Kemal’le yaşadığı gerginlik sonrası gözyaşlarına hakim olamayan Nagihan’dan özür diledi. Takım arkadaşlarını eleştiren Turabi, yapılanların doğru olmadığını söyledi.

TURABİ VE MUSTAFA OYUN ALANI DIŞINDA KAVGA ETTİ

Turabi ve Mustafa Kemal arasında oyun sonunda sinirler gerildi.Oyun sonrasında otobüse bindikleri sırada ise Turabi, Mustafa’ya tepki gösterdi. ‘Kızla dalga geçiyorsunuz. Sen sinirlerini bozdun Ümit de güldü. Yaptığın hareketlere dikkat et’ diye bağıran Turabi, Nagihan’a yapılanlardan dolayı çok sinirlendi. 

“Fiyatları düşürecek iddialı projem var”

2010 yılında Avusturya’dan angus getirerek et piyasasına denge getirdiğini belirten Kaan Konancı,  Etin kilosunu tezgahlarda ve kasaplarda 20 TL’ye satmak mümkün olduğunu söyleyerek şöyle konuştu: “ Ülkemizde en çok teşvik tarım ve hayvancılığa yapılıyor. Mesela devlet faizsiz kredi ve yem desteği veriyor. Ama bunlardan faydalanan besiciler 1 TL düşüğüne satmıyor. Fakat tarım ve hayvancılık o kadar yatırım yapılmasına rağmen en çok eleştiriyi de aldığını gözlemliyorum. Benim babam kasaptır ve bende onun yanında uzun yılar çırak olarak çalıştım. 2010 yılında ithal hayvan getirmek için Avustralya’ya giderek çok kapsamlı çalışmayla canlı hayvan getirdim ve et fiyatını düşürmek için ilk adımı o dönem biz attık. Benim hayvancılıkla ilgili çok büyük tecrübe ve geçmişim var ve fiyatlar konusunda kesin çözüm getirecek iddialı bir projem var” dedi.

“Ticari hayalimi gerçekleştirdim sıra siyasette”

İnsan hayal ettiği kadar yaşar diyen Konancı, “Ticari olarak bunu gerçekleştirdim şimdi ise siyasetle alakalı hayallerimi gerçekleştirmek için bugün ben de varım dedim. İnsanın bilinçaltı bazı şeyleri asla unutturmaz. Ben küçük yaşta bir hastane ve doktor hatası yüzünden annemi kaybettim. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan 2002 yılında yönetimi devraldıktan sonra sağlık yönünde çok büyük adımlar attı bu benim çok ilgimi çekti. Şu an takip etiğim şehir hastaneleri projeleri var ve devam ettikçe anneler yaşayacak babalar yaşayacak hastalar çile çekmeyecek sağlıklı yaşayacak” diye konuştu.

İstanbul’da bir nikah salonundaki düğün merasimi için fotoğrafçıyla anlaşan çift, bir süre sonra düğün görüntülerinin bir televizyon kanalında yayınlandığını görünce büyük şok yaşadı.

Çift, hem televizyon kanalını hem de düğün görüntülerini çeken fotoğraf şirketini İstanbul 2. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi’ne şikayet etti. Mahkemede ifade veren davacı çift, tv kanalının görüntülerin hukuka uygun olup olmadığını araştırmadan yayınladığını, müvekkillerin maddî ve manevi zarara uğradığını ileri sürerek bin TL maddi ve 60 bin TL olmak üzere toplam 61 bin TL tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek ticari faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsil edilmesini istedi. Mahkemede savunma yapan davalı fotoğraf şirketi sahibi, bahsi geçen programda yayınlanan görüntüleri kendilerinin çekmediğini, çekilen görüntülerin davacılara teslim edildiğini savunarak davanın reddini istedi. TV kanalının avukatı ise; davacıların kişilik haklarına saldırı yapılmadığını, davacıların maddi yada manevi zararının da söz konusu olmadığını savunarak davanın reddini talep etti. Düzenlenen bilirkişi raporunda ise düğünde ikinci bir kamera daha olduğunun görüldüğü, televizyon kanalında yayınlanan görüntülerin davalı fotoğraf şirketinin çekimleriyle aynı kalitede olmadığı, davalı TV’nin logosuyla yayın yaptığı, davacıların düğününün programda beş dakika yayınlandığını tazminat ödenmesine hükmetti. Kararı TV kanalının avukatı temyiz etti. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, düğün görüntüleri rızaları alınmadan televizyonda yayınlanan genç çifti haklı buldu. Daire, mahkeme kararını oy birliğiyle onadı. Karar sonrası, genç çift 20 bin lirayı televizyon kanalından tahsil etti.  

Süleyman Aydın
 

Bu kapsamda Karadeniz’de kıyısı bulunan Gürcistan, Rusya, Ukrayna, Bulgaristan ve Romanya’dan Trabzon’a gelen su ürünleri uzmanları Trabzon Su Ürünleri Merkez Araştırma Enstitüsü’nde kalkan balığının üretilmesi ve Karadeniz’i balıklandırılması konularında Türk uzmanlardan eğitim alıyor.

Konuyla ilgili bilgiler veren Trabzon Su Ürünleri Merkez Araştırma Enstitüsü Müdürü Doç. Dr. İlhan Aydın, Kalkan Balığı projesinde Karadeniz’in eğitim üssü olduklarını söyledi. Aydın “1997-2007 yılları arasında Japonya Hükümeti ile Türkiye Cumhuriyeti arasındaki işbirliği ile Karadeniz’de balık yetiştiriciliğinin gelişmesi için çalışma başlattık. Bu kapsamda Kalkan Balığının yumurta, yavru üretim teknikleri geliştirildi. Sonrasında 2008-2018 yılları arasında Türk Mühendisleri tarafından bu geliştirildi ve ürettiğimiz balıkları denize bıraktık. Tecrübe gelişince diğer Karadeniz ülkeleri de bu işe ilgi duydu. Akdeniz Genel Balıkçılık Komisyonu bizimle Tarım Gıda ve Hayvancılık Bakanlığı ile işbirliği yapmak istedi. Bu konuda Karadeniz’e eğitim üssü kurmak istediler bunun için de Trabzon seçildi. Bu kapsamda ilk faaliyetimiz Kalkan Balığının üretilmesi ve balıklandırılmasıyla ilgili teknikleri Karadeniz’de kıyısı olan ülkelerden gelen uzmanlara anlatmak. Bunun için çeşitli seviyelerden uzmanlar geldi. 10 gün süre ile burada kendilerine eğitim vereceğiz. Bu eğitim sadece teorik olmayacak aynı zamanda saha eğitimi de olacak. Nasıl üretiriz? ne yaparız ? Bu bilimsel yöntemleri uzmanlarla paylaşacağız” dedi.

“Şimdiye kadar Karadeniz’e 100 bin yavru bıraktık” 

Aydın, şu ana kadar Trabzon’da 100 binin üzerinde Kalkan Balığı yavrusunu denize bıraktıklarını ifade ederek “Burada öğrendiğimiz, geliştirdiğimiz tekniği hem ülkemizin bilimsel seviyesini yukarıya çıkarmak hem de komşu ülkelere bunu aktarmak amacıyla yapıyoruz. Bir taraftan da denizde her geçen gün azalan Kalkan stoklarını da takviye etmek amacıyla Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın desteklediği program kapsamında her ürettiğimiz balıkların bir kısmını denize bırakıyoruz. Bugüne kadar 100 binin üzerinde denize balık bıraktık. Böylelikle bu programımız her geçen gün devam edecek. Balıkçılığı ikiye ayırmak lazım. Avcılık ve yetiştiricilik. Biz avcılıkta av gücü bakımından, teknik bakımdan Karadeniz’in en iyisiyiz. Yetiştiricilik bakımından da oldukça iyiyiz. Bilimsel alt yapı açısından da oldukça iyiyiz. Biz aslında Trabzon’da Araştırma Enstitümüz başta olmak üzere Türkiye’nin bu alanda bu sektörün Amiral gemisi durumundayız. Farklı ülkelerden gelen uzmanlara burada teknik eğitim veriyoruz. Hem ülke olarak hem de kurum olarak biz bu bölgenin en iyisiyiz” diye konuştu.

“Üreme sezonunda çağırdık”

Aydın, Kalkan Balığının üreme döneminin Nisan-Mayıs ayları olduğunu hatırlatarak “Kalkan Balığı normalde derinlerde yaşar. Suların ısınmasıyla birlikte kıyıya doğru göçüne başlar. Bu göç Nisan-Mayıs aylarında gerçekleşir. Bu yumurtlama ve üreme göçüdür. Kıyıya yaklaşıp yumurtasını bırakır döllenen yumurta kıyıdaki sıcak daha sığ sularda yavru haline döner. Kendine benzer hale geldikten sonra yeniden derin sulara göç eder. Yani üreme sezonu olduğu için her türlü uygulamayı her türlü pratiği gelen uzmanlara göstermek amacıyla bu sezon seçildi” ifadelerini kullandı.
Rusya’dan gelen Su ürünleri Uzmanı Ekaterina Prichirino da öğrendiklerini ülkesinde aktaracağını belirterek “Burada öğreneceğim konular benim için ilginç olacak. Kendi ülkeme gittiğimde bunları aktarmak istiyorum. Rusya’da Kalkan Balığı yetiştiriciliği henüz yok ancak ileride olacak diye düşünüyorum” dedi.  

Bekir Koca – Ozan Köse

TBMM Genel Kurulu’nda Yüksek Öğretim Kurulu Kanun Tasarısı görüşmeleri devam ediyor. Milletvekillerinin sorularını cevaplayan Bakan Yılmaz, şunları kaydetti:

“20 bin öğretmenimizin mülakatı devam ediyor, 5 bin öğretmenimizin de duyurusunu çıktık. Beş yıllık prim ödeme şartı aradığımızdan, 8 Haziran’da da okullar bittiğinden, o gün itibarıyla prim ödeneceğinden bir hak kaybı da olmasın diye 5-8 Haziran itibarıyla müracaat edenler arasından da 5 bin alacağız. Eğer 5 bini tamamlayamazsak geri kalanları da 2018 yılı Kamu Personel Seçme Sınavı’na (KPSS) girecekler, o KPSS esas alınarak bu 5 bin rakamını tamamlayacağız, 20 bin artı 5 binle 25 bin öğretmen ataması yapacağız. Bu ana kadar atadığımız 584 bindi, 24 bin öğretmen ataması daha koyarsak 600 binin üzerinde bir öğretmen. Biz geldiğimizde öğretmen sayısıysa 500-512 bin civarlarındaydı. Dolayısıyla da gidin bakın bugün gördüğünüz her 3 öğretmenden 2’si bizim dönemimizde atanmıştır.”

Öğretmenlerin önemine işaret eden Yılmaz, “Öğretmen çok şeydir. Akıllı tahta öğrenciye bir şey öğretmez; dört duvar, bir çatı, bir duvar öğrenciye bir şey öğretmez. Eğer öğrenciye bir şey öğretilecekse öğretmenlerimiz öğretecektir. Ve şunu inanarak söylüyorum: Avrupa’dan eğitim açısından hiçbir alanda geri değiliz ama bir alanda geriliğimiz var, o alandaki geriliğimiz de ilkokula, ortaokula, liseye ve devamına da etki ediyor. Nedir o? Okul öncesi eğitim. Okul öncesi eğitimdeki bilimsel araştırmalar şunu göstermiştir ki okul öncesi eğitimi bir yıl alan hiç almayana göre daha başarılı, iki yıl alan bir yıla göre başarılı, üç yıl alan da iki yıl alana göre başarılı” ifadelerini kullandı.  

Yüksek Öğretim Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu’nda kabul edildi. 

ÜNİVERSİTENİN İSİMLERİ BULUNDUĞU İLLE BİRLİKTE ANILACAK

Kabul edilen tasarıda bazı üniversite isimleri bulundukları illerle birlikte anılacak.  ‘Abant İzzet Baysal Üniversitesi’, ‘Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi’, ‘Cumhuriyet Üniversitesi’, ‘Sivas Cumhuriyet Üniversitesi’, ‘Adnan Menderes Üniversitesi’, ‘Aydın Adnan Menderes Üniversitesi’, ‘Mustafa Kemal Üniversitesi’, ‘Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi’, ‘Dumlupınar Üniversitesi’, ‘Kütahya Dumlupınar Üniversitesi’, ‘Gaziosmanpaşa Üniversitesi’, ‘Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi’, ‘Okan Üniversitesi’, ‘İstanbul Okan Üniversitesi’, ‘Ahi Evran Üniversitesi’, ‘Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi’, ‘Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi’, ‘Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi’, ‘Namık Kemal Üniversitesi’, ‘Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi’, ‘Erzincan Üniversitesi’, ‘Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi’, ‘Bozok Üniversitesi’, ‘Yozgat Bozok Üniversitesi’, ‘Kütahya Sağlık Üniversitesi’, ‘Kütahya Sağlık Bilimleri Üniversitesi’ olarak değiştiriliyor.

TOPLAM 20 ADET YENİ ÜNİVERSİTE KURULUYOR 

Tasarıyla, Gaziantep Bilim ve Teknoloji, Konya, Kütahya Sağlık, Malatya Turgut Özal, İstanbul İbni Sina, Ankara Hacı Bayram Veli, Sakarya Uygulamalı Bilimler, Samsun, Sivas Bilim ve Teknoloji, Tarsus, Trabzon, Kayseri ve Kahramanmaraş İstiklal Üniversiteleri, İzmir Tınaztepe ve İstanbul Atlas Üniversitesi, İstanbul Üniversitesi (Cerrahpaşa), Eskişehir Teknik Üniversitesi, Isparta Uygulamalı Bilimler Üniversitesi, Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesi, Semerkand Bilim ve Medeniyet Üniversitesi, Ankara Medipol Üniversitesi adlarıyla üniversiteler kurulacak. 

Yeni kurulacak üniversitelere kadro ihdası yapılacak. Bazı üniversiteler bölünerek, ayrı üniversiteler olarak eğitim hayatına devam edecek.  

Ahmet Umur Öztürk

Kaza, saat 20.00 sıralarında Kağıthane Hürriyet Mahallesi’nde meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, Ayça Sokak’ta ilerleyen servis aracı bilinmeyen bir nedenle kontrolden çıkarak bariyerleri aşıp yaklaşık 20 metreden Anıl Sokağa düştü. Minibüste sıkışan sürücüyü cevrede bulunan vatandaşlar tarafından çıkarıldı. Kaza ihbarı nedeniyle olay yerine çok sayıda itfaiye, polis ve 112 sağlık ekibi sevk edildi. Olay yerine gelen sağlık ekipleri yaralıya ilk müdahaleyi olay yerinde yaptı. İlk müdahalesi yapılan sürücü çevrede bulunan hastaneye kaldırıldı.

Sürücünün kolu alçılı olduğu iddia edildi

Araç içinde sıkışan sürücüyü vatandaşlar çıkardı. Vatandaşlar sürücünün kolunun alçılı olduğunu iddia etti. İtfaiye ekipleri de servis aracını olası bir olumsuzluğa karşı kontrol etti. Polis ekipleri de çevrede geniş güvenlik önlemi aldı.

Servis aracının düştüğünü gören vatandaşlardan Uğur Alan, “Ben işten geldim, arabayı buraya park ettim. Arkamdan bir ses geldi. Baktım adam takla ata ata buraya indi. Sonra gittik adamın yanına bilincini kontrol ettik. Bilinci gayet yerindeydi. Ondan sonra ekipler geldi. Yaralıyı alıp götürdüler. Adamın kolu zaten alçılı. Servisin altında insan yoktu. Burası mahşer yerine döndü. Herkes birbirine girdi. Bir panik oldu” dedi.
Kaza ile ilgili soruşturma başlatıldı.  

İsmail Bulut

Kadına yönelik şiddet, tüm dünyada en yaygın toplumsal sorun ve insan hakları ihlallerinden biri. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, dünya çapında kadınların yüzde 35’i, eşi veya birlikte yaşadığı kişinin fiziksel ve/veya cinsel şiddetine ya da partneri olmayan bir kişinin cinsel şiddetine maruz kalıyor. Ancak bazı ülke araştırmaları, kadınların yüzde 70’inin yaşamları boyunca erkeklerden fiziksel ve/veya cinsel şiddet gördüklerini ortaya koyuyor. 

AB’de her 20 kadından 1’i tecavüze uğradı 

Avrupa Birliği Temel Haklar Ajansı tarafından 2014 yılında 28 Avrupa Birliği üyesi ülkede, 42 bin kadınla yüzyüze gerçekleştirilen araştırmanın sonuçlarına göre, her üç kadından biri, 15 yaşından itibaren fiziksel veya cinsel şiddete maruz kaldı. Her 20 kadından 1’i ise tecavüze uğradı. Araştırmada, kadınların yaygın biçimde istismara uğradığı ancak bunların çok azının kayıtlara geçtiği, aile içi şiddet vakalarının sadece yüzde 14’ünün ve diğer şiddet vakalarının ise sadece yüzde 13’ünün rapor edildiği belirtildi.

Türkiye, Avrupa ülkelerinin gerisinde 

TBMM Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu raporuna göreyse, AB’de 15 yaşından büyük her 3 kadından 1’i, bir erkeğin fiziksel ya da cinsel şiddetine maruz kalıyor. Rapora göre, AB’de kadının en çok şiddet gördüğü ülkeler yüzde 52 ile Danimarka ve yüzde 47 ile Finlandiya. Almanya’da bu oran yüzde 35, İngiltere ve Fransa’da yüzde 44, Hollanda’da ise yüzde 45. Bu rapora göre, Türkiye genelinde yaşamlarının herhangi bir döneminde fiziksel şiddete maruz kalmış olanların oranı ise yüzde 36.

Türkiye’de kadına şiddet geriledi 

Türkiye’de 2008 yılında yapılan araştırma sonucuna göre kadına yönelik şiddetin oranı yüzde 39 iken, 2013-2014 yıllarında Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı (ASPB) Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü (KSGM) tarafından yürütülen ve Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü tarafından gerçekleştirilen araştırmada bu rakamın yüzde 3 düşerek yüzde 36’ya gerilediği görüldü.

Çocuk istismarında da zirve Avrupa’nın 

Çocuklara yönelik şiddet ve cinsel içerikli yayınlarının 2016 yılı rakamları incelendiğinde, çocuk istismarına dair içeriklerin yer aldığı 57 bin 335 internet sitesi tespit edilirken, internet kurbanlarının yüzde 89’unun kız çocukları olduğu ve bu içeriklerin de yüzde 60’ının Avrupa merkezli sunuculardan elde edildiği bilgisine ulaşıldı. Yapılan araştırmalardan elde edilen bir başka sonuç ise her yıl 15 yaş altı yaklaşık bin çocuğun cinayete kurban gittiği bilgisi oldu. Buna ek olarak, her 7 dakikada bir gencin şiddet sonucu öldürüldüğü belirlendi.

Fransa’da şok olay ! 

Geçen ay Fransa’da tecavüze uğrayan kadınla karakoldaki kadın polis arasında geçen konuşmaysa şok ediciydi. Zira kadın polis memuru, mağdureye, “Nasıl giyinmiştiniz?” diye soruyor ve ekliyordu:
“Pek tahrik edici bir görünüşünüz yok, niye bunu size yaptı acaba?”

Fransız sanatçının soruna skandal yorumu 

Öte yandan, ünlü Fransız oyuncu Catherine Deneuve ise, Ocak ayında cinsel taciz skandallarıyla başlayan “Metoo” hareketinin “aşırılığa” varmaya başladığını savunmuş, “Erkeklerin kadınlara asılmakta serbest olması gerektiğini” söylemişti. Bu açıklama, Avrupa’nın kadına yönelik tacize bakış açısını da ortaya koyar nitelikteydi.  

Mardin’de resmi kayıtlarda 1998’de öldüğünü 2002 yılında öğrendikten sonra yaşadığını ispatlamak için 2012 yılına kadar mücadele veren Şeyhmus Bağış’ın (49) başına gelmeyen kalmadı. Ehliyet ve pasaportuna el konulması nedeniyle yıllarca iş bulamayan, kimliğini yıllar sonra mahkeme kararıyla alan ancak bunun ardından da asker kaçağı olarak aranmaya başlayan babası Bağış, yıllarca işsiz kalması nedeniyle derme çatma bir evde yaşam mücadelesi veriyor. İki çocuğunu ve eşini kaybeden, diğer çocukları da kimliksizlik yüzünden eğitim göremeyen Bağış’ın dramı yürek burkuyor.

Ortaköy Mahallesi’nde ikamet eden Bağış, Irak’a tır şoförlüğü yaparken 2002’de vize süresini uzatmaya gittiğinde nüfusta ölü olarak gözüktüğünü öğrendiğini belirtti. Bunun üzerine gözaltına alındığını anlatan Bağış, “Emniyet’e götürüldüğümde ölü birinin kimliğini kullandığımı söylediler. Güçlükle ikna edip kimliğimi aldım. Ancak ehliyet ve pasaportuma el koydular. İşimden gücümden oldum” dedi.

“Asker kaçağı diye gözaltına alındım”

Kimliğine verdiği hukuk mücadelesi sonucu 4 yıl önce mahkeme kanalıyla kavuştuğunu dile getiren Bağış, “Ancak daha sonra da talihsizlikler peşimi bırakmadı. Kimliğimi aldıktan bir süre sonra yol kontrolünde çevirdiler ve asker kaçağı diye beni aldılar. Askerlik şubesine gittim. Daha önce askerlik yaptığımı ispatladım. Yaşadığımı ispatlamak ve işimi geri kazanmak için mücadele ederken ağır kayıplar verdim” diye konuştu.

“Çocuklarım eğitimden mahrum kaldı”

Kimlik çıkaramadığı için çocuklarının eğitimden mahrum kaldığına dikkat çeken Bağış, “Ben çocuklarımla uğraşırken, eşim doğum yaptı. İki çocuğumu yeşil kartım olmadığı için tedavi ettiremedim vefat etti. Ardından eşim hastalandı ve bir süre sonra vefat etti. İşimi kaybettim, Hayatta kalmak için evimi sattım, arabamı sattım, ömrümü sattım” ifadelerini kullandı.

“Mağduriyetimin giderilmesini istiyorum”

20 yıldır hakkını aradığını, bir çocuğunun askerde olduğunu, diğer çocuğunu da önümüzdeki ay askere göndereceğini ifade eden Bağış, şunları kaydetti: “Benim istediğim 20 yıllık kaybım var. Çocuklarımın eğitimi var, hakları var, hukukları var. Niye beni zor duruma bırakıyorlar. Devletin hakkı oldu mu askere gönderiyorum, borcum varsa ödüyorum. Bizim hakkımız nereye gidiyor. Ben Mardin’de bu bürokrasiyi aşamadım. Bu zorlukları aşamadım. Ben bu saatten sonra evlatlarımı Cumhurbaşkanına teslim ediyorum. Herkese sesleniyorum, nereye kadar bu böyle gidecek, benim bir hakkım varsa ödensin. Hakkım yoksa beni tıkın içeri kurtulayım. Artık yeter. Ben burada Türk vatandaşıyım. Benim ve evlatlarımın hayatları harcandı. Bir imza benim hayatımda katliam yaptı. Benim hayatımın baharı gitti, çocuklarım kurtulsun. Gerekirse Mardin’den Külliye’ye kadar evlatlarım için yürüyeceğim. Yıkık ve dökük olan evimin onarılmasını, okuyamayan evlatlarıma ve bana iş bulunmasını istiyorum.”

Nüfus Müdürlüğü yetkilileri ise Bağış’ın babası tarafından iki kere nüfusa kaydedilmesi yüzünden hatanın meydana geldiğini belirterek, yapılan mükerrer kaydı silinerek, kendisine mahkeme kararıyla nüfus cüzdanı verildiğini bildirdi.  

Beril Solmuşgül – Selman Güneş

Medicana International İstanbul Hastanesi, First International Fund For Support of Minimal-invasive Spine Surgery işbirliği ve Beyin Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Tunç Koç’un ev sahipliğinde ‘Ameliyatsız Bel ve Boyun Fıtığı Tedavisi’ eğitimi düzenledi. 31 Mart – 1 Nisan tarihleri arasında gerçekleştirilen eğitime yurtdışından katılan 20 doktor, modern teknikler konusunda eğitim alma ve tedavi süreçlerini gözlemleme imkanı buldu. İki gün boyunca birçok vaka incelenip operasyonları gerçekleştirildi. 

Son dönemde ameliyatsız bel ve boyun fıtığı tedavisi nasıl yapılır sorusu ile oldukça sık karşılaştıklarını ifade eden Beyin Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Tunç Koç, ”Yaklaşık 20 yıldır uyguladığım ve sonuçları son derece başarılı olan ameliyatsız bel ve boyun fıtığı tedavisinin yöntemleri konusunda birçok meslektaşıma eğitim veriyorum. 31 Mart – 1 Nisan tarihlerinde, Medicana International İstanbul Hastanesi’nde gerçekleştirdiğimiz iki günlük eğitim çalışmamızda yurt dışından gelen 20 meslektaşımız ile en modern yöntemler üzerine bir eğitim gerçekleştirdik. Eğitime katılan doktorlar, ameliyatsız fıtık tedavileri konusunda detaylı bilgi almanın yanında tedavi işlemlerini birebir gözlemleme fırsatı da buldular” dedi.

”Ameliyatsız tedavi yöntemleri yüzde 89 oranında başarı sağlıyor” 

Fıtık için ilk etapta akla gelen tedavi alternatiflerinin genellikle ilaç tedavisi ve fizik tedaviyi takiben ameliyat olduğunu belirten Op. Dr. Koç, ”Modern tıp teknolojisi, bel ve boyun fıtığı hastalarına bilimsel ve güvenilir ameliyatsız tedavi yöntemleri sunmakta. İlaç tedavisi ve fizik tedaviden yeterince fayda göremeyen, yaşam kaliteleri ağrı nedeni ile bozulmuş oldukça geniş bir hasta grubu var. İşte modern teknoloji bu hasta grubu için yeni tedavi alternatifleri sunuyor. Nükleoplasti adını verdiğimiz yöntemlerde, lazer ve radyo frekans teknolojisi ile fıtığın buharlaştırılması bu yeni tedavilerin temelini oluşturmakta. Sadece basit bir iğne ile kesmeden, kanatmadan gerçekleştirilen ve yaklaşık 10 dakika süren ameliyatsız tedavi yöntemleri, doğru hasta grubunda yüzde 75-89 oranında başarılı sonuç veriyor. Bu modern yöntemler ile hastalar, ameliyat sonrasında olduğu gibi yatağa bağlı olmadan, işlerinden uzak kalmadan iyileşme şansına sahip oluyor” şeklinde bilgi verdi.

Ameliyatsız bel ve boyun fıtığı tedavisi nasıl yapılıyor? 

Ameliyatsız bel ve boyun fıtığı tedavisinin nasıl yapıldığı hakkında bilgi veren Op. Dr. Koç, ”Ameliyatsız tedavi yöntemlerinde amaç, cildi kesmeden omurga kemikleri arasında bulunan yıpranmış eklemin içine basit bir iğne ile girerek eklemin bir kısmını lazer ya da radyo frekans enerjisi kullanarak buharlaştırmaktır. Eklem içinde oluşturulan küçük bir hacim azalması, eklem içindeki basıncın önemli derecede düşmesini sağlayarak hastanın ağrısını durdurmaktadır. Güncel teknoloji ile ameliyat yapılmadan disk eklemi içindeki basıncın azaltılmasına olanak veren tedavi yöntemlerine nükleoplasti adı verilmektedir. Bu terim, eklemin çekirdeğinin bir kısmının eklem içine bir iğne ile girerek özel yöntemlerle eritilmesi ve eklem içi basıncının düşürülmesini amaçlayan tedavilerin ortak ismidir” diye konuştu.