Diyarbakır’dan Bingöl’e gelen Başbakan Binali Yıldırım, Şehir Stadyumunun yanındaki sentetik sahada katıldığı iftar programında konuştu. Hava alanından gelirken 15 yıl önce geldiği Bingöl’ün hali ile şu anki durumu karşılaştırdığını ifade ederek sözlerine başlayan Başbakan Binali Yıldırım, ”Hava alanından bu tarafa bölünmüş yol yoktu. Artık dillere desten olmuş, Çapakçur Köprüsü geldiğiniz zaman beli eğrilmiş bir insanı andırıyordu. Şimdi onun yerinde Bingöl’de neredeyse boğaz köprüsü olan güzel bir köprü olmuş. Bingöl’e çok yakışmış” diye konuştu.

Başbakan Yıldırım, ”Kudüs’te Filistinli kardeşlerimize yapılan alçakça saldırıyı lanetledik. Kudüs bizim ilk kıblemizdir. Mukaddes bir beldedir. Sadece Müslümanların değil, 3 dinin buluştuğu, kardeşliğin ve insanlığın merkezi. Ama insanlığın merkezini İsrail yönetimi kana buladı. 8 aylık bebeden 70 yaşındaki nineye kadar maalesef gözlerini kırpmadan insanları öldürdüler. Bu vahşete de dünyanın efendisi olduğunu söyleyen ABD yönetimi seyirci kaldı. Kalmakla da kalmadı teşvikte etti. Filistin’ de şehit edilen 63 kardeşimizin katili İsrail yönetimi olmakla beraber aynı zamanda Kudüs’e büyük elçiliği taşımada inat eden ABD yönetimidir. İkisi de sorumludur. Bölgeyi kana boyamışlardı. Bölgedeki istikrarı, barışı yıkmışlardır. Ramazan ayı içerisindeyiz. Böyle hazin bir tablo ile karşı karşıya geldik. Ama Ramazan rahmet, bereket, mağfiret ayıdır” diye konuştu.

”Ay yıldızlı bayrağımız yurdun her karış toprağında dalgalanıyor”

“Kardeşliğin daim olmasını Rabbime hamd ediyorum” diyerek sözlerine devam eden Yıldırım, ”Birkaç yıl önce bu topraklarda yine dışarıdaki emperyalistlerin organize ettiği proje terör örgütleri kardeşliğimize, birliğimize, beraberliğimize ne kadar büyük zarar verdiğini sizler biliyorsunuz. Allah’a şükür o terör örgütlerinin yerinde yeller esiyor. Ay yıldızlı bayrağımız yurdun her karış toprağında dalgalanıyor. Hamd olsun bunu birlikte başardık. Terör olmasaydı bugün bu bölgeler bir kat daha büyüyecekti. Ama kaybolan zamanı geri getiremeyiz ama Bingöl’ün kalkınmasını, gelişmesini ve aradaki mesafeyi kapatmasını sağlayabiliriz. Yeterki , barış kardeşlik ve huzur olsun.

Terör başımızın belası olmasın. Sizin dik ve kararlı duruşunuz ve hükümetinizin teröre karşı, amansız mücadele ile bu belayı ülkemizden def ettik. Hatta ülkemizden değil, aynı zamanda bu alçaklar Türkiye’de milleti rahatsız edemeyince bu sefer Irak’ın ve Suriye’nin kuzeyinde yapılandılar. Büyük ve dost bildiğimiz devletler bunlara yardım ettiler ve silah verdiler. Ama bu millet Çanakkale’de Dumlupınar’da ve Sarıkmış’da nasıl düşmana dur dediyse nasıl istiklali için gözünü kırpmadan şehadete yürüdüyse aynı şekilde Fırat kalkanıyla Afrin operasyonuyla da başımıza bela olan PKK, PYD/YPG, DEAŞ gibi proje örgütleri bunların ipi hepsinin ipi aynı ellerde. Bunlar kim para verirse kim destek verirse onun işini görürler. PKK örgütünün kürt kardeşlerimle ilgili bir meselesi yok. Sadece Kürtlere değil bir milletin tamamına acı yaşatıyorlar. Kardeşliğine birliğine beraberliğine zarar veriyorlar. Aslında tek sorunumuz terör örgütüdür ve yaptığı yıkımdır. Bingöl, yakın tarihimize her zaman bayrağına sahip çıkmıştır. Birliğine beraberliği sahip çıkmıştır. Asla teröristlerin rahatsız etmesine izin vermemiştir. Çünkü Bingöl halkı dinini bayrağını devletini sever. Niye kavga edeceğiz ve anlaşamayacağız.Kavga için hiç sebebimiz yok” diye konuştu.

Bingöl’de 5 bin kişiye iş müjdesi

Geleceğin herkesin geleceği olduğuna vurgu yapan Yıldırım, şunları kaydetti:

”Yavrularımızın yönünü dağa değil 2023 hedeflerine yöneltmemiz gerekiyor. Bunları daha iyi eğiteceğimiz ve daha çok yatırım yapacağız. Daha çok iş aş, imkanı sağlayacağız. Bugün elimiz boş gelmedik. Bingöl’e büyük bir süt entegre tesisi kuruyoruz. Onun kararını imzalayarak geldim. 700 milyon liradan fazla yatırım yapacak 5 bin kardeşimize iş aş imkanı sağlayacak. Kararını aldık. Bugün resmi gazetede yayınlandı. Ülkemde taş ütüne taş koyan herkesten Allah razı olsun. Tarım Bakanlığımızda sütle ilgili yeni prim uygulamasını başlattı. Yüzde yüz süt alım primleri artırıldı. Artık sütü üreticileri emeklerinin karşılığını alacak. 24 Haziran seçimi var. Bu seçim diğerlerinden biraz farklı. Bingöl bunun kararını halk oylamasında verdi. Evet diyerek bu yolu açtı. 24 Haziran bu işin uygulamasıdır. Sandığa gidecek milletin adamı Recep Tayyip Erdoğan’ı cumhurbaşkanı seçeceğiz.”

Yıldırım’ın konuşmasının ardından Bingöl’de kent merkezi ile Düzağaç bölgesini birbirine bağlayan 547 metre uzunluğunda, 28 metre genişliğindeki, çift yönlü, yaya geçitli olarak 32 ayak üzerine kurulan Çapakçur köprüsüne görüntülü bağlanarak açılışını gerçekleştirdi.

Programa Başbakan Yıldırım’ın yanı sıra AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Cevdet Yılmaz, AK Parti Bingöl Milletvekili Enver Fehmioğlu, Vali Ali Mantı, Belediye Başkanı Yücel Barakazi, AK Parti İl Başkanı Mehmet Hanefi Güler, partililer ve çok sayıda vatandaş katıldı.

Kamil Cankılıç-Mücahid Kantarcıoğlu-Yılmaz Atar
 

Gina Haspel, ABD Senatosu tarafından yeni CIA başkanı olarak atandı. 11 Eylül saldırılarının ardından CIA’nın su sorgulama yöntemlerini kullanmasıyla dikkat çeken Haspel’ın başkanlığının senato içerisinde sert muhalefete rağmen 51-43 oy oranıyla onaylanması yeni tartışmaları da beraberinde getirdi.

CIA’de 33 yıllık bir geçmişe sahip olan Haspel, ayrıca Cumhuriyetçi Başkan Donald Trump yönetiminden şu andaki ve eski istihbarat yetkililerinden hatta demokratlar da dahil olmak üzere çok sayıda milletvekilinden güçlü bir destek aldığı belirtildi. Eski bir Vietnam Gazisi olan 1967-1973 yıllarında 5,5 yıllık bir süre boyunca Vietnam’da tutsak olarak çeşitli işkencelere maruz kalan ve uzun bir süredir beyin kanseriyle mücadele eden Cumhuriyetçi Senatör John McCain’in senatoya Haspel’e oy vermemeye çağırması dikkat çekmişti.

Gina Haspel kimdir?

Gina Haspel, 1985 yılında CIA’ye katılmış bir kariyer istihbarat memuru. Geniş denizaşırı deneyime sahip ve birkaç görevinde İstasyon Şefi olarak görev yaptı. Washington’da, Ulusal Gizli Servis Servisi Müdür Yardımcılığı, Yabancı İstihbarat ve Gizli Eylem için Ulusal Gizli Servis Direktör Yardımcısı ve Ulusal Gizli Servis Direktörü için Personel Şefi de dahil olmak üzere çok sayıda üst düzey liderlik pozisyonunda bulundu. 7 Şubat 2017’de Merkezi İstihbarat Teşkilatı Müdür Yardımcısı olarak yemin etti. Bu pozisyonda, CIA’ya istihbarat toplama, analiz, gizli eylem, karşı istihbarat ve yabancı hizmetlerle irtibat ilişkileri yönetiminde yardımcı oldu.

Haspel, terörle mücadelede mükemmeliyet için George H. W. Bush Ödülü dahil olmak üzere sayısız ödülün sahibi oldu.  

Candemir Sarı
 

İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) İslam Zirvesi Konferansı Olağanüstü Toplantısı İstanbul Kongre Merkezi’nde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yaptığı konuşmayla başladı. Toplantı kapsamında söz almak isteyen liderler konuşma yaptı. İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, “Bugün 70 yıllık bir soykırımın son noktalarını yaşıyoruz. Dünyanın gözyaşlarının önünde uluslararası topluluğu insan onurunu yıkarak ve aynı zamanda tüm küresel değerleri aşağılayarak tehdit ediyorlar. Bir taraftan yüzbinlerce masum en temel insan haklarından mahrum olarak yaşamaya mahkum ediliyor. Bu demokrasi adı altında ifade edilen bir uygulama. Batı ülkeleri ise işgal kuvvetlerinin işgalini gerekçelendirmeye çalışıyorlar. Bu konuda Amerikan idaresi büyükelçiliğini kutsal topraklara taşımaya karar veriyor ve taşıyor. Uluslararası kararları ihlal eden bu keyfi hareket Siyonist rejimin bir başka cinayeti daha işlemesinin sonucunu beraberinde getiriyor. Beyaz Saray bu anlamda uluslararası düzeni ihlal etmeyi herhangi bir şekilde utanmadan gerçekleştireceğini bize gösterdi. Büyükelçiliğini taşınmasında birkaç gün önce Amerikan Başkanı küresel güvenliği bir başka tehdit etti. Uluslararası anlaşmaların ihlal edilebileceğini bir kez daha gösterdi.

Çok taraflı nükleer anlaşmadan geri çekildiklerini ilan etti. Bu Birleşmiş Millet Güvenlik Konseyinin desteklediği bir anlaşmaydı. Bu tek taraflı çekiliş, bunun yanında başka anlaşmalardan da çekilmenin yanı sıra özellikle yeni Amerikan idaresinin bize getirdiği tehdidin boyutlarını net bir biçimde ortaya koyuyor. Küresel anlamda barışa ve güvenliğe ne kadar büyük bir tehdit oluşturduğunu bir kez daha görmüş olduk. Kara Pazartesi’de yaşanan direnç Filistin’deki yeni neslin kendi haklarının bilincinde olduğunu bize gösterdi. Hiçbir şekilde bun terk etmeyeceğini ve bununla ilgili pazarlık etmeyeceğini gösterdi. Bu nesil burada işgal kuvvetlerinin vahşi hareketlerine karşı direnebileceğimizi ayakta durabileceğimizi gösterdi. Bu bütün dünyaya günlerden sonra Müslüman İslam’ın doğuşunda düşmanlarına nasıl direndilerse Filistinlilerde aynı şekilde bu haklarını koruyabileceklerini, buna karşı direneceklerini gösterdiler. Bu direnç aynı zamanda bir ümit yeşertti. Şuanda Filistin’deki direnç oradaki kadınlara ve erkeklere ait değil. Aynı zamanda dünyanın her çapında özgürlük savaşçısı olan herkesin bilincinin uyandığını görüyoruz” dedi.

“SİYONİST REJİMİN KULLANDIĞI NÜKLEER SİLAHLARIN ULUSLARARASI BARIŞA TEHLİKE GETİRDİĞİNİ DÜŞÜNÜYORUZ”

İslam İşbirliği Teşkilatı toplantısıyla İslam dünyasının işgaller karşısında nasıl bir araya geldiğini ortaya koyulduğunu söyleyen İran Cumhurbaşkanı Ruhani, “Burada Siyonist düşmanı bir kez ve son kez İslam dünyasının ve ümmetin işgallere karşı nasıl bir araya gelebileceğimizi gösteriyoruz. Bu anlamda bir direnç hareketini ortaya çıkartmak için bir araya geldik. Tekrar ve tekrar direnç mesajını tekrarladık. Siyonistler bu çerçevede başkalarının fısıltılarını baskı altına almış olmasalardı ve bunu güçlü bir şekilde korumaya çalışmış olmasaydık. Bu vahşi saldırıya karşı direnmeseydik. İsrail burada bir grup birleşmiş olduğunu anlamasaydı bu tür suçu özgürce gerçekleştiremezdi. Şu önerilerimi sunmak istiyorum. Birleşmiş Milletlerin özel bir oturum gerçekleştirmesini ve Amerika’nın almış olduğu yasadışı kararı Siyonist rejimin işlediği suçların burada değerlendirilmesini öneriyoruz. Uzmanlardan oluşan bir grup bir araya gelip yasal siyasi ve ekonomik uzmanların bir araya geldiği toplantıyla çözümlerin ortaya çıkarılabileceğini umut ediyoruz. Yeni yasadışı kararların alınmasını bu anlamda önlemiş oluruz. Uygun siyasi, ekonomik ve ticaret önlemlerinin alınmasını gerektiğini düşünüyoruz.

Müslüman hükümetlerin ve dünyanın özgürlükçü bütün hükümetlerin siyasi ve ekonomik ilişkilerini gözden geçirmesini öneriyoruz. Bütün bağlantılarını kesmesini öneriyoruz. Siyonist şirketlerin mallarına ve hizmetlerine yaptırım uygulanmasını öneriyoruz. Bu çerçevede Trump’ın almış olduğu yıkıcı kararında karşısında durmuş olacağız. Kolektif bir biçimde hareket edebilmemiz için insani yardım için mekanizmaların geliştirilmesi gerekiyor. Siyonist rejimin kullanmış olduğu nükleer silahın uluslararası barışa tehlike getirdiği düşünüyoruz. Özellikle Batı Asya bölgesinde bu bölgenin nükleer silahlardan arındırılmasının daha önce, İran tarafından önerilen bu teklifin gündemin ilk sıralarına taşınmasını ve İslam ülkelerinin bunu değerlendirmesini istiyoruz. Tek taraflı Ramazan ayının son Cuma Gününü Filistin halkının desteklenmesini ve İsrail’in işlediği suçlara yönelik bir gün olarak istiyoruz. Biz bu çerçevede birlikte hareket edebilirsek, birlikte faaliyet içinde olabilirsek, birlikte katkı da bulunabilirsek bölgeyi oluşturabiliriz. Gereksiz savaşlardan bölgemizi koruyabiliriz. Onlara karşı direnebiliriz. Engin ve hassas Ortadoğu’yu daha geniş anlamıyla bu bölgeyle özellikle dinlerin beşiği haline getirebilir ve bunu sürdürebiliriz” diye konuştu. 

Bozdağ, “Mahkeme, hukuku çiğnedi, adil yargılama yapmadı; önceden belirlenmiş kararı ilan için sadece zorunlu usulü tamamladı” dedi.

Bozdağ, sosyal medya hesabı Twitter’den yaptığı açıklamada şunları ifade etti: 

“Kurgu bir yargılama sonunda (16 Mayıs 2018’de)ABD New York Güney Mahkemesi, Halk Bank Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Hakan Atilla hakkında 32 ay hapis cezası verdi. Mahkeme, hukuku çiğnedi, adil yargılama yapmadı; önceden belirlenmiş kararı ilan için sadece zorunlu usulü tamamladı. Zira; ortada işlenmiş bir suç yok, suç işlemiş bir kişi yok, hukuka uygun delil hiç yok, adil bir yargılama yok, bağımsız bir mahkeme yok, tarafsız bir hakim ve savcı yok. 

Ama ortada CIA, FBI, FETÖ, ABD Yargısı eliyle senaryolaştırılmış ve sahnelenmiş bir oyun var. Bu dava; hukuki değildir, siyasidir. 

Bu dava; ABD beslemesi, halen dahi ABD’nin himaye ettiği ve ABD’nin piyonu FETÖ’nün,17/25 Aralık 2013 sürecinde Türkiye’de başarıya ulaştıramadığı kumpasın, yargı darbesinin, ABD yargısı, CIA, FETÖ ve FBI işbirliği ile ABD’de sürdürülmesidir.” 

Bu davanın; Türkiye’de ve ABD’de FETÖ,CIA,FBI ve ABD yargısı arasındaki işbirliğinin de somut ispatı olduğunu vurgulayan Bozdağ şunları dedi: 

” Şöyle ki:
-Soruşturmayı başlatan savcı FETÖ gözdesi.
-Davanın hakimi,17/25 Aralık sürecine destek için Mayıs 2014’te FETÖ’cülerin Türkiye’de ağırladığı ve konuşturduğu kişi.
-Deliller, hukuka aykırı elde edilmiş, üretilmiş/sahte ya da çalıntı.
-Çalıntı delilleri çalan da FETÖ’cü firari alçak hainlerden biri.
-Delilleri çalan FETÖ’cü haini/alçağı Türkiye’den ABD’ye götüren CIA+FBI.
– FETÖ’cü tanığa 50.000 ABD doları verip, günlerce mahkemede nasıl davranacağını ve nasıl ifade vereceğini öğreten FBI.
-En önemli tanık FBI’ın para ile satın aldığı ve ifadesini öğrettiği FETÖ’cü alçak, hain komiser yardımcısı.
-Davanın hakimi, jüriye hukuka aykırı delilleri görmezden gelmemeleri için baskı yapmış, taraflılığını yargılama süresince gizlememiş birisi.
-En önemli delili ise baskı, tehdit ve vaatle sanıkken tanık haline getirilen ve kurtulmak için yalan söylediğini kabul eden kişi.
-Raportör bilirkişisi kabul edileni FETÖ’cü hain alçak ve namussuzlardan firari bir bankacı.
-Resmî bilirkişisi, FETÖ’nün finansmanına katkı verdiği bir STK.
-Jürisi özel seçilmiş; karara katılamayacağı değerlendirilen jüri üyelerinin ayrılışı sağlanmış.
Böyle bir davadan, yargılamadan biz, objektif ve adil bir karar hiç beklemedik. Mahkemenin kararı, yargılama başlamadan belli idi. Soruşturma ve yargılama süreci, önceden belirlenmiş kararın usule uygun ilanı için tamamlanması zorunlu şekli bir usulden ibarettir.”
“Türkiye, tam egemen ve tam bağımsız bir ülkedir” diyen Bozdağ,” Başka bir ülke, Türkiye’yi ve Türkiye’nin kurumlarını yargılayamaz ve Türkiye’ye ceza kesemez. Türkiye, FETÖ dahil hiç bir terör örgütüne boyun eğmediği gibi terör örgütlerinin yularını elinde tutan güçlere de boyun eğmemiştir. Bundan sonra da boyun eğmeyecektir. Kumpas davalarla kimse Türkiye’yi dize getiremez ve Türkiye’ye rota tayin edemez” değerlendirmesini yaptı.  

Aksaray’da 15 Temmuz Milli İrade Meydanında düzenlenen mitingde konuşan Muharrem İnce, Filistin’de bir insanlık dramı yaşandığını belirterek, “ABD ve İsrail Müslümanlara zulmediyor. Ortadoğu’da kalıcı bir barış kalıcı bir husumete dönüşüyor. Türkiye bu duruma seyirci kalmaz, kalmamalıdır. Cumhurbaşkanı adayı olarak görev başındaki Cumhurbaşkanına her türlü konuda yardıma hazır olduğumu bildiriyorum. Geçmiş 16 yılda Erdoğan ve AK Partinin yanlış Ortadoğu, İsrail politikalarını bir kenara bırakıyorum. Bunu şimdi konuşmanın bir anlamı yok. Böyle bir ortamda Türkiye hep birlikte olmalıdır. Uluslararası vicdana aykırı ve provokatif bu eylemi hep birlikte kınamalıyız. ABD ve İsrail yalnız kalmaya mahkum olmalıdır. ABD dünkü katliama yardım ve yataklık etmiştir. Bu ateş herkesi yakacaktır. Tüm insanlık ayağa kalkmalıdır. Sayın Cumhurbaşkanına sesleniyorum, Mavi Marmara’da olduğu gibi giderken bana mı sordun demeyeceksen sonuna kadar yanındayım. Dik dur, biz buradayız. Ben buradayım. Bu konuyu önümüzdeki seçimin malzemesi yapma. Bu insanlık ayıbına 81 milyon birlikte karşı duralım. Yani diyorum ki, şov yapmayalım gereğini yapılım hep birlikte. Filistin’de zulme uğrayan kardeşlerimizi konuşalım ama milletimizin dertlerini unutmayalım” dedi. 

“24 Haziran’da Cumhurbaşkanı olduğumda passoligi kaldıracağız” diye konuşan Muharrem İnce, “Neden, çünkü insanlar özgürce protesto etsinler. Stadyuma gittiğimde, Türkiye’de işler iyiye gitmiyorsa, seyirci de yuh çeksin Cumhurbaşkanına, ne var bunda. Onu polis ile susturacağına gönlünü alarak sustur, işini çözerek sustur. Benim Cumhurbaşkanlığımda passolig kalkacak, maça gittiğimde AK Partililer de beni alkışlayacak orada” ifadelerini kullandı.

Kadınların şu anda iş gücündeki oranın yüzde 32 olduğunu kaydeden Muharrem İnce, “Mademki bu toplumun yüzde 50’si kadın, bu yüzde 32’yi 5 yıl içinde yüzde 50’ye çıkartmalıyız. Çağdaş olacaksak, ne kadar erkek çalışıyorsa kadın da o kadar çalışacak. Bu ülkeyi kadınlarla ve gençlerle kurtaracağız. Kadın ve gençlere güveniyorum. Parayı nereden bulacaksın diyorlar. 4 milyon Suriyeli’ye 40 milyar dolar para harcadılar. Yani bu 40 milyar dolarla ev yapsaydık, 2 milyon konut yapıyordu. Sen Suriyelilere 40 milyar dolar parayı nasıl bulduysan bu ülkenin kadınlarına, milletine, gençlerine o parayı bulacağım. Türkiye’de hayvancılık sorununu çözeceğim. Bu çiftçiyi, köylüyü ayağa kaldıracağım. Sizden istediğim bir avuç pirinç istiyorum, bir avuç pirinçle bir kazan pilav yapacağım size söz veriyorum. Türkiye’nin her aileye bir ev, her eve bir maaş dediğimde bol keseden atıyorsun diyor. Sen Suriyelilere 2 milyon konut yapacak kadar para harcadıysan ben nasıl yapmayım” dedi.

Muharrem İnce, Türkiye’nin uzlaşması gerektiğini ifade ederek, “Bu kamplaşma, kutuplaşma doğru değil. Buradan çıkarak sarılmamız lazım. Her tarafımız sorunlarla dolu. Türkiye’de kim varsa, 81 milyon hep birlikte olmalıyız. Türkiye’nin yeterli kaynakları vardır. 4 tarafı sorunlarla çevrili de olsa, akarsuyumuz, doğamız, coğrafyamız, her şeyimiz buna müsaittir. Bunu yapabilirim. Ben size umut vaat ediyorum. Benim çılgın projem huzur. Huzur gelecek bu memlekete, insanların yüzü gülecek” diye konuştu.  

Yasin Can

Düzenlenen basın açıklamasında konuşan AK Parti Rize İl Başkanı Ali Haydar Er, Amerika Birleşik Devletleri’nin büyükelçiliğini Kudüs’e taşımasını, İslam’ın ilk kıblesi, kadim Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıma girişimini kabul edilemez olduğunu dile getirerek “ABD bu girişimiyle BM’yi, BM kararlarını ve uluslararası hukuku açıkça hiçe saydığını göstermiş, bölgedeki ihtilafın çözümünde bir arabulucu değil açıkça bir taraf olduğunu ilan etmiştir. Kudüs’ün, gerek Birleşmiş Milletler kararlarıyla, gerekse uluslararası antlaşmalarla garanti altına alınmış statüsünü değiştirecek her türlü adımdan şiddetle kaçınılması şarttır. BM Genel Kurulu’nun ve İslam İşbirliği Teşkilatı’nın Kudüs konusundaki son kararları ortadayken, ABD’nin hayata geçirdiği bu sorumsuz ve hukuksuz girişim, Ortadoğu’da kanı ve gözyaşını artırmaktan, kaosu derinleştirmekten başka bir amaca hizmet etmeyecektir” dedi.

“Filistinli kardeşlerimizin, onurlu davalarını savunurken İsrail’in eli kanlı katilleri tarafından şehit edilişini içimiz kan ağlayarak takip ettik” diyen Er “İsrail’in, şu ana kadar 55 Filistinli kardeşimizin şehadeti ve binlerce masum kardeşimizin yaralanmasıyla sonuçlanan eylemlerini şiddetle kınıyoruz. ABD ve İsrail’in, coğrafyamızın gözbebeği ve barışın şehri olan mukaddes Kudüs’ü kana bulamasını, uluslararası hukuku vahşice çiğnemesini en güçlü şekilde lanetliyoruz. İsrail’e, böyle devam etmesi halinde, eninde sonunda akıttığı masum kanlarında boğulacağını bir kez daha hatırlatıyoruz. Uluslararası kuralların ve vicdanın bu derece hoyratça çiğnenmesi, hiç kimsenin kendini güvende hissetmediği bir dünyaya doğru gidildiğinin ifadesidir. Müslümanların, Hristiyanların ve Musevilerin kendi dini ve tarihi hafızalarını muhafaza ettiği Kudüs’te, bu dengenin bozulması çok daha büyük sorunları tetikleme potansiyeline sahiptir. Bu tehlikenin bilincinde olduğunu düşündüğümüz uluslararası arenayı ve Birleşmiş Milletleri zaman kaybetmeksizin bir kez daha harekete geçmeye çağırıyoruz. Türkiye, bu hukuksuzluğa karşı, dönem başkanı olduğu İslam İşbirliği Teşkilatı ve Birleşmiş Milletler gibi uluslararası platformlarda ve ikili temaslar vesilesiyle mücadelesini kararlılıkla sürdürecektir” ifadelerini kullandı.  

Hasan Fehmi Demir

ABD Başkanı Donald Trump’ın, eski Başkan Obama döneminde İran’la imzalanan uranyum zenginleştirilmesinin sınırlanmasına dair anlaşmadan çekilme kararını yorumlayan İstanbul Aydın Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Ekonomi ve Finans Bölüm Başkanı Prof. Dr. Sedat Aybar, söz konusu gelişmenin Orta Doğu ve Körfez’de gerilimi artıracağını söyledi.

“Enerji piyasalarını alt üst edebilir”

Anlaşmanın bölgesel ve küresel sorunlara çözüm arayışının bir parçası olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Aybar, “On iki yıl süren uzun tartışmalar sonucu, üzerinde zorlukla uzlaşılan bir metni üzerinde uzlaşılmıştı. Şimdi bu çabaların boşa çıktığı düşünülüyor. Anlaşma, İran rejimini uluslararası ortamda normalleştirecek hem de İran’ın uluslararası ortama ekonomik, politik ve iktisadi kalkınma ekseninde geri dönüşünü sağlayacaktı. 2015 yılında imzalanan bu anlaşma şimdi, Batıyla iktisadi ilişkilerini yeniden canlandırmayı uman İran için bu kapıyı kapatma tehlikesiyle karşı karşıya bırakıyor. Bunun sonucunda, İran kaynaklı şiddet hareketlerinin artarak, bölgeyi ve İran’ın üretici konumda olduğu enerji piyasalarını alt üst edeceği beklentisi yaygınlaşıyor” diye konuştu.

“İran ikili anlaşmalar yapıyordu”

“Anlaşmayla İran’ın nükleer silah sahibi ülkeler kulübüne katılması da denetim altına alınarak, engellenecekti” diyen Prof. Dr. Aybar, “Bu anlaşmaya imza atan İngiltere, Fransa, Almanya, Rusya ve Çin’e ek olarak ABD, İran’a uygulanmakta olan iktisadi ambargoları da gevşetecekti. Bir yandan küresel terörü desteklemekle, diğer yandan kendi toplumsal dönüşümünü kısıtlayan bir siyasi bir rejim olmakla suçlanan İran’da yakın geçmişte iç huzursuzluklar da boy göstermeye başlamıştı. Günde 3.1 milyon varil petrol üretimiyle küresel enerji ortamında önemli bir oyuncu olan İran nükleer anlaşma imzalandıktan sonra başta Almanya olmak üzere özellikle Batılı firmalarla karşılıklı anlaşmalar imzalamaya başlamıştı” şeklinde konuştu.

“Trump enerji şirketlerine kazanım elde etmeye çalışıyor”

Obama’nın, beş ülkeyle birlikte imzaladığı nükleer anlaşmanın, İran’ın zenginleştirmeye çalıştığı uranyum ve nükleer enerji uygulamalarının uluslararası denetime tabi tutulmasını öngördüğünü hatırlatan Prof. Dr. Aybar, “Donald Trump bu anlaşmayı iptal etmekle sadece kendinden önceki Başkan Barack Obama’nın yüksek entelektüel kapasitesiyle yapmaya çalıştığı dünya için kalıcı etkileri olan anlaşmaları iptal etmekle kalmadı. Aynı zamanda hem bizim bölgemiz hem de küresel gelişmeleri etkileyecek, ciddi sonuçları olacak adımlar atmaya hazırlandığını duyurdu. İşadamı kökenli Trump, bir yandan geçmiş başkanın etkisini silmeye çalışırken bir yandan da bu tür adımlarla Amerika için, yani kendisini destekleyen fosil temelli enerji kaynaklarını yöneten Amerikan şirketler kesimi için önemli kazanımlar elde etmeye çalışıyor” ifadelerini kullandı.

“Bölgesel şiddeti artırabilir”

Anlaşmanın iptalinin başta İran ekonomisi üzerinde çok ciddi etkisi olacağını ifade eden Prof. Dr. Aybar, “Yüksek büyüme hızını nükleer anlaşma sonrasında yakalayan İran 2016 yılında yakaladığı yüzde 12.5’luk büyüme seviyesi, 2017’de yüzde 3.5’a düşmüştü. İran için işsizlik ve enflasyon sorun olmaya başladı. ABD’nin anlaşmayı iptali sonrası uygulanacak olan iktisadi ambargolar İran ekonomisini daha da sıkıntıya sokacak. Halen hazırda iç toplumsal huzursuzluklarla baş etmeye çalışan İran’ın dünyaya açılışını engelleyen Amerika’nın rejim değişikliğini dayatması, İran kökenli bölgesel şiddeti arttırabilir. Özellikle silahlanma konusunda ABD destekli İsrail’in elde edeceği avantaj hem İran’ı hem de diğer ülkeleri huzursuz edeceği çok açık. Türkiye’nin bölgedeki askeri etkisini artıracak F35’lerin satışı anlaşmasını ABD’nin iptal etmesi de bununla bağlantılı bir gelişme olarak okunmalı. ABD anlaşmayı iptal ettikten sonra, İran’a iktisadi ambargoları ve kısıtları tekrar dayatacağını açıkladı. İran’la iş yapan şirketlerin altı ay içinde İran’dan çekilmelerini aksi takdirde sonuçlarına katlanmayı göze almaları gerektiğini söyledi. İran Amerikan firmaları dahil Batılı pek çok firma ile halen hazırda birçok iş anlaşması imzalamış durumda. ABD’nin dayattığı ambargo kararı başta Avrupalı şirketler olmak üzere pek çok çevrede endişe yaratıyor” dedi.

Anlaşmanın, AB’nin İran ile Amerika arasında nükleer anlaşma konusunda arabulucu olacak bir güce sahip olmadığını gösterdiğini söyleyen Prof. Dr. Aybar: “Çin Halk Cumhuriyeti “herhangi bir ülke kendi iç işleri nedeniyle almış olduğu ambargo kararının kendilerini bağlamayacağını İran’la ticari ilişkilerinin her zaman olduğu gibi devam edeceği” vurguladı. ABD’nin dayattığı ambargoyu delmenin, İran’la karşılıklı ilişkileri devam ettirmenin çok güç olacağı ise bugünden çok açık.”

ABD’nin İsrail Büyükelçiliğini Tel Aviv’den Kudüs’e taşıması ve İsrail güçlerince Gazze’de protestocu kalabalığa ateş açılmasına tepkiler sürüyor. Gazze Şeridi’nde 52 kişinin şehit olduğu, yaklaşık 2 bin kişinin yaralandığı olaylara tepki gösteren yüzlerce kişi, akşam saatlerinde Beyoğlu Tünel meydanında bir araya geldi. ABD ve İsrail aleyhine sloganlar atan kalabalık, daha sonra Galatasaray Meydanı’na doğru yürüyüşe geçti.  

Protesto sona erdi

İstiklal Caddesi’nde toplanan yüzlerce kişi, ABD’nin skandal bir kararla büyükelçiliğini Tel Aviv’den Kudüs’e taşımasını ve İsrail güçlerince Gazze’deki protestolarda 55 kişinin öldürülmesini protesto etti.

ABD’nin İsrail Büyükelçiliğini Tel Aviv’den Kudüs’e taşıması ve İsrail güçlerince Gazze’de protestocu kalabalığa ateş açılmasına tepkiler sürüyor. Gazze Şeridi’nde 55 kişinin şehit olduğu, yaklaşık 2 bin kişinin yaralandığı olaylara tepki gösteren yüzlerce kişi, akşam saatlerinde Beyoğlu Tünel meydanında bir araya geldi. ABD ve İsrail aleyhine sloganlar atan kalabalık, daha sonra Galatasaray Meydanı’na doğru yürüyüşe geçti. Galatasaray Meydanı’nda ABD ve İsrail aleyhine sloganlar atan grupların temsilcileri tarafından basın açıklamaları yapıldı. Basın açıklamasının ardından kalabalık sessiz bir şekilde dağıldı.  

Doğancan Cesur – Oğuzcan Yazar – İsmail Bulut – Murat Ergin

ABD Hazine Bakanlığının resmi internet sitesinden yapılan yazılı açıklamaya göre, IRGC’nin mali faaliyetlerini finanse etmek ve ABD doları elde etmek amacıyla Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki (BAE) kuruluşlara erişimi istismar ettiği belirtilerek, “İran Merkez Bankası, IRGC’nin planında karışık bir rol oynamasına rağmen ağın içinde yer almıştır. IRGC gelir akışlarını, kaynağını ve hedefleri ne olursa olsun kesmeye niyetliyiz” denildi.

Açıklamada, Hazine Bakanı Steven T. Mnuchin’in “Bugün İranlı bireyleri ve önde gelen şirketleri, milyonlarca IRGC’ye tedarik eden ve devredilen büyük çaplı bir döviz kur ağına girmeyi hedefliyoruz. Bu konuda Hazine Bakanlığı ile yakın işbirliği içinde bulunan BAE’ye teşekkür ediyoruz” ifadelerine yer verildi.

ABD Hazine Bakanlığı, İran Merkez Bankası ve IRGC ile hareket ettiği iddia edilerek yaptırım listesine alınan kişilerin isimlerini ise Meghdad Amini, Muhammed Hasan Khodai, Said Najafpur, Masud Nikbakht, Foad Salehi ve Mohammadreza Khedmati Valadzaghard olarak açıkladı. Açıklamada, 6 kişinin ve 3 kuruluşun nasıl destek verdiği ayrıntıları ile açıklanarak, “Bu eylemlerin bir sonucu olarak, bugün ABD yargı yetkisine tabi olanların mülkiyetindeki tüm mülkiyet ve menfaatler engellenmektedir. ABD’li kişi ve kuruluşların, açıklanan kişi ve kurumlarla işlem yapmaları yasaktır. Bu kişi ve kuruluşlara destek sağlayanların ABD mali sistemine erişimi kesilecek, tüm çıkarları engellenecektir” ifadeleri kaydedildi.

İran Nükleer Anlaşması’ndan ayrıldıktan sonra, ABD ile İran arasındaki gerginlik kara listenin açıklanması ile yeni bir boyut kazanmış oldu.  

Candemir Sarı

MÜSİAD ABD Başkanı Mustafa Tuncer Sakarya’dan milletvekili aday adaylığı için AK Parti Sakarya İl Başkanlığına resmi başvurusunu gerçekleştirdi. Erenler’deki Truva Granit Mermer Fabrikasının sahibi olan Mustafa Tuncer, Ahmet Akkoç İlkokulu ve Adapazarı İmam Hatip Lisesinden mezun olduktan sonra İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesinde lisans eğitimini tamamladı. Milli gazetede kısa bir süre muhabirlik yapan Tuncer, ABD’ye yerleştikten sonra Wilmington Üniversitesinde işletme yüksek lisansını tamamlayıp iş hayatına atıldı.

ABD’de kazandığını Sakarya’ya yatırdı
Granit ve doğal taş sektöründeki işletmeleri ABD’nin en hızlı büyüyen şirketler sıralamasına giren Mustafa Tuncer, Delawere eyaletinde vergi rekortmenleri listesine adını yazdırdı. ABD’deki ticari başarılarını memleketi Sakarya’ya taşıyan Tuncer, Erenler’de Truva Granit ve Mermer Fabrikası’nı kurdu. Aile büyükleri ve kardeşleri ile birlikte Yağcılar Mahallesi’nde ikamet eden ve yılın 6 ayını Sakarya’da geçiren Tuncer, 24 Haziran’da erken seçim yapılacağı ilan edilince aday adayı olmaya karar verdiğini söyledi.

“Cesur, kararlı ve net olma zamanı”
Mustafa Tuncer aday adaylığının gerekçesini şu sözlerle açıkladı:
“Mesele aday olmak, olmamak değil. Mesele yerli ve milli cephede elimizden gelen gayreti sonuna kadar, samimiyetle ortaya koyabilmek. 2013’teki Gezi ayaklanmasından bu yana Türkiye’nin gelişmesine, güçlenmesine karşı şer odaklarının yürüttüğü yıkım faaliyetlerini görüp bunların karşısına dikilmek zaten bu ülkenin bir evladı olarak vazifemizdi. 24 Haziran işte bu sürecin finali olacak. FETÖ ve PKK gibi maşaları ile Türkiye’ye saldıranların maskeleri döküldü. Gerçek yüzler ortaya çıktı. Herkes tüm gücüyle sahaya çıktı. Saflar netleşti. Tarihi bir süreçten geçiyoruz. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde büyük bir mücadele veriliyor. Hayatımızın bu mücadeleye denk gelmesi ve bizlere de bu kutlu davanın bir parçası olabilme imkanını sunması büyük bir lütuf. Bunun için ne kadar şükretsek az. Asıl olan devletimizin bekası, milletimizin geleceğidir. Varoluş ve dirilişin cesur, kararlı ve net olmak durumundayız. 24 Haziran tarihi ilan edilince tek bir an bile tereddüt etmedim. Ben bu tarihi mücadelenin tam ortasında olmalıydım. Sakarya’nın evladı olmak böyle bir duygu.”

FETÖ ile mücadelede aktif isim
Mustafa Tuncer, 2013’deki Gezi kalkışmasının ardından ABD’de “Her şey Türkiye için” platformunu kurdu. New York’ta “Paralel yapıya HAYIR” mitingleri düzenledi. Nisan 2017 referandumunda ABD’nin 3 eyaletinde AK Parti’nin Seçim Koordinasyon Merkezi Başkanlığı görevini yürüttü. Mustafa Tuncer, 15 Temmuz hain darbe ve işgal girişimi sırasında ABD’deki Türklere öncülük ederek FETÖ’nün Pensilvanya’daki ihanet çiftliğinin önünde protesto gösterileri düzenledi. 15 Temmuz hain darbe girişiminin ardından Batı medyasındaki iki yüzlülüğü deşifre eden “July 15th Western Media” isimli kitabını yayınladı.

Türkiye’nin ABD’deki yerli ve milli sesi
Mustafa Tuncer, MÜSİAD ABD Başkanlığı’nın yanı sıra Türk-Amerikan Yönlendirme Komitesi Kurumsal İletişim Başkanlığı, Diyanet Vakfı ABD Şubesi Genel Sekreterliği, Diyanet Center of Amerika Washington Külliyesi Yönetim Kurulu üyeliği, İbn Haldun Üniversitesi Amerika Şubesi kurucu üyeliği görevleriyle Türkiye’nin ABD’deki yerli ve milli sesi oldu. İyi derecede İngilizce bilen Mustafa Tuncer evli ve 4 çocuk babası.