TBMM Basın, Yayın ve Halkla İlişkiler Başkanlığı yazılı açıklama yayınlayarak, Hollanda’ya tepki gösterdi. Yapılan açıklamada şunlar kaydedildi:

“Hollanda Temsilciler Meclisinin 1915 yılında Osmanlı Devleti’nde yaşanan olaylar ile ilgili asılsız iddiaları esas alan haksız kararını Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak kabul etmiyor, şiddetle kınıyor ve yok sayıyoruz. Tarihi ve hukuki mesnetlerden yoksun, tek taraflı ve asılsız iddiaları esas alan bu karar, uluslararası ilişkiler ve uluslararası hukuk açısından kara bir lekedir. Hollanda Temsilciler Meclisi bu kararıyla kendini uluslararası mahkemelerin yerine koymuş, gerçekleri yok sayıp aslı olmayan bir tarih yazmaya kalkışmıştır. Avrupa’nın merkezinde Srebrenitsa’da gözleri önünde yaşanan soykırıma göz yuman bir ülkenin, aramızdaki dostane ilişkilerle ve kendi hükümetlerinin beyanları ile çelişen bu kararının bölge ve dünya barışına hiçbir katkısı olmayacaktır. Tarihinde gittiği her yere medeniyet ve merhamet götüren ecdadımız, hiçbir zaman zulmün tarafı olmamıştır. Türkiye, binlerce belge ve bilginin bulunduğu arşivlerimizin tarihçiler ve araştırmacılar tarafından incelenebileceğini defalarca dünya kamuoyuna açıklamıştır. Türkiye’nin tutumu tarihi olgulara ve hukuki normlara dayanmaktadır. Asılsız soykırım iddialarını meşrulaştırmayı hedefleyen kararların, açıklamaların, yasaların ve benzeri tasarrufların; gerçeklerin ve uluslararası hukukun açık bir ihlali olduğunu, tarafımızca asla kabul edilemeyeceğini ve teessüflerimizi dünya kamuoyuna bildiririz.”

Ahmet Umur Öztürk
 

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin, Antalya’nın Manavgat ilçesindeki bir otelde düzenlenen “MHP İl ve İlçe Başkanları Toplantısı”nın son gününde düzenlediği basın toplantısında, Türkiye’nin büyük beko meselesi ile karşı karşıya olduğunu belirtti. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve CHP’li kurmayların terör örgütü PKK/PYD’ye destek veren sözlerini hatırlatan Bahçeli, “Amasız, fakatsız terörle mücadeleye destek verdiğini, dua ettiğini göreniniz, öğreneniniz bulundu mu? ABD’ye bir çift sözü, biraz tepkisi işitildi mi? Alın PKK’yı, vurun CHP’ye” dedi. Bahçeli şu mesajları verdi:

“CHP Genel Başkanı’nın ağzından PYD/YPG’yi terör örgütü olarak duyanınız oldu mu? ‘Afrin’e girmeyin’ demek, ‘PKK’ya ellemeyin’, ‘PYD’ye yanaşmayın’, ‘Türkiye’ye saldırın’ demektir ve terör işbirlikçiliğidir. CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu ne derse desin, nasıl kıvranırsa kıvransın, Afrin’e mutlaka girilmeli, Afrin mutlaka teröristlerden tepeden tırnağa arındırılmalıdır.

Dağda taşta terörist ararken, bunların kaçıp şehir merkezine sığınacağını, oradan da yeni kanlı eylemlerini planlayacağını Sayın Kılıçdaroğlu bilmiyor mu? Hadi bilmiyor olsun, bölgeyi tanıdığını her fırsatta ima ve ifade eden Muhasebeci Kenan da mı bilmiyor? Musul’da tekledi muhasebeci oldu, bari Afrin konusunda sıkıyorsa dik dursun da görelim.

ABD özel kuvvetler askerlerinin, Menbiç’te teröristlerle birlikte nöbet tutmaları, devriye gezmeleri rezilliktir, cinayettir, hıyanettir. Canilerin elinde bulunan uçaksavarların, tanksavarların, roketlerin, füzelerin, doçka ve havan toplarının hangi ülke tarafından hibe edildiği belirgindir. ABD, teröristlerle suçüstü yakalanmıştır. Eğer haine kahraman diyorlarsa, bu ABD’yle müttefiklik nasıl sürdürülecektir?
Şayet ABD yanlıştan dönmez; tahrik, taciz ve terör tahkimatına devam ederse, durumunun tarifi düşmanca, duruşunun tanımı düşmanlık olarak anılacaktır. Türkiye kimsenin nazına, kaprisine ve ayak oyunlarına tahammülü de söz konusu değildir.”

Kilosunu sorarlar!
Bunlar, PYD/YPG’nin terör örgütü olduğuna dair değerlendirme yapacak istihbari bilgiye, kurumsal yapıya da sahip değillermiş. Kim diyor, CHP’li bir milletvekili, eski parti sözcüsü. Nerede diyor, milletin gözünün içine baka baka bir televizyon kanalında. Sözün bittiği nokta burasıdır. Bunları söyledik diye fikir ve ülkülerimize çağ dışı diyenler doğrudur, zira ülkülerimiz çağlar açtı, çağlar kapattı, nitekim çağlar bizden çok ama çok geride kaldı. Kızılelma desek, kilosunun ne kadar olduğunu, nerede alınıp satıldığını sorarlar. İ’lây-ı Kelimetullah desek saf saf değil, bön bön yüzümüze bakarlar, birdenbire orak çekiçli günlerini hatırlayıp derin bir ah çekerler. 

Türkiye Gazetesi

Fulya Acıbadem Hastanesi Başhekimi Fulya Acıbadem Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Reha Baran, operasyonu gerçekleştiren Beyin ve Sinir Cerrahı Prof. Dr. Yunus Aydın ve Nöroradyoloji Uzmanı Prof. Dr. Naci Koçer ile birlikte kameralar karşısına geçerek, ünlü oyuncunun sağlık durumuna ilişkin bilgi verdi.
İnanır’ın yoğun bakımda olduğunu söyleyen Prof. Dr. Reha Baran, “Kendisi yoğun bakımda takip ediyoruz. Genel durumu gayet iyi hayati riski yok, takibimiz devam ediyor” ifadelerini kullandı. 

“Kadir İnanır’ı 45 dakika ikna etmeye uğraştık” 

Kadir İnanır’ın hastaneye getirilmesini sağlayan Beyin ve Sinir Cerrahı Prof. Dr. Yunus Aydın ise, “Kadik İnanır hem hastam, hem arkadaşım. Pazar akşam 22.00 civarında bir telefon aldım. Jülide hanım aradı. Kadir İnanır’ın konuşmasının bozulduğunu yere düştüğünü söyledi. Hemen bir ambulans çağırıp hastanede buluşalım dedim kabul etmedi. Ben evine gittim. 45 dakika ikna etmekle uğraştık. Beynini geçici olarak kansız kalma durumu geçirdiğini, zamanın önemli olduğunu anlatmaya çalıştım. Sonunda ikna ettik, beraber kalktık geldik. Beyin MR’ı çektiğimizde beynin orta damarının üst kısmında bir damarın tıkandığını, ona ait beyin alanının iyi kanlanmadığını tespit ettik. Belli süre sonunda bir damarı açılma gerektiği kararını verip görüntüleri internet ortamında Naci Beye gönderdik. Naci bey de bizim teşhisimize katıldı. Hızla ekibi topladı. Yani gece yarısı konuştuk, 01.00 civarında hastanemize katıldı. 02.00 civarında hastamızın tıkanmış damarındaki pıhtının çıkartılması işlemi sağlandı. Burada zamanlamanın çok önemi var. Şimdi hiçbir nörolojik kaybı olmadan, işlem öncesinde yüzünde bir miktar asimetri vardı. O da işlem sonrası kayboldu. Yoğun bakımda yakın gözlemde. İnşallah iyi haberler vereceğiz” ifadelerini kullandı. 

Nöroradyoloji Uzmanı Prof. Dr. Naci Koçer ise Kadir İnanır’a gerçekleştirilen operasyonun acır bir cerrahi ameliyatı olmadığını vurgulayarak, “Olan şey beyin damarlarına atılmış olan bir emboli. Bu emboli 4-6 saat dilimi dediğimiz kritik bir dönem içinde Yunus Bey’in şahsi gayretleri ile hastanın buraya gelmesi ve MR’ınn hızlı şekilde çekilip bize hızlı şekilde haber verilmesi ile mümkün oldu. Yapılan işlem asında standart bir işlem, özel bir işlem değil. Tüm dünyada uygulanan bizde yeni yeni oturmaya başlanan bir işlem. Benim yıllardır yaptığım bir işlem. İşlemde beyin damarına giden pıhtı çıkartılmıştır. Bugün yapılan incelemelerde de hastamızın beyin dokusu oldukça iyi konumdadır. Kritik günlerimiz önümüzdeki günler. Tekrar pıhtı atmaması için kontrol altında tutuyoruz” diye konuştu. 

Gazetecilerin sorularını yanıtlayan Başhekim Prof. Dr. Reha Baran İnanır’ın tedavi sürecinin 1 hafta – 10 gün sürmesini beklediklerini ifade etti. 

Sabah ünlü oyuncu ile sohbet ettiğini anlatan Baran, “Şu anda hiçbir rahatsızlık geçirmemiş gibi” ifadelerini kullandı.  

Başbakan Binali Yıldırım Muğla’da yaptığı açıklamada “Afrin bölgesinde görev uçuşu yapan iki Atak helikopterimizden biri maalesef düştü. İki kahraman silahlı kuvvetler mensubumuz şehit oldu. Helikopterin neden düştüğü konusu henüz net değil. Gerekli araştırma çalışmaları başlamış durumda. Elde bazı bilgiler var ancak henüz kesin bir sonuç çıkmadığı için şu aşamada şunu söyleyebiliriz. İki helikopterden biri düşmüştür, iki şehidimiz var. Herhangi bir dış müdahaleyle düştüğü konusunda elimizde kesin bir delil, belge yok. Halen bunun araştırması, çalışması yapılıyor. Şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyoruz” ifadelerini kullandı.
Başbakan Binali Yıldırım, Muğla’daki programının ardından helikopterle Manisa’ya geçti.

Başbakan Yıldırım’ın düşürülen helikopterle ilgili yaptığı açıklamanın ardından TSK’dan da açıklama geldi.

TSK’DAN YAPILAN AÇIKLAMA ŞÖYLE;

“Zeytin Dalı Harekâtı kapsamında Afrin’de devam eden operasyonlar esnasında 10 Şubat 2018 saat 13.00 sularında ATAK tipi bir helikopterimiz kırıma uğramış, helikopterde bulunan 2 kahraman silah arkadaşımız şehit olmuştur. Olayla ilgili teknik heyet tarafından inceleme başlatılmıştır” 

Açıklamada, “Bizleri derin bir acı ve üzüntüye boğan bu olayda hayatını kaybeden aziz şehitlerimize Allah’tan rahmet, şehitlerimizin kederli ailelerine, Türk Silahlı Kuvvetleri ile yüce Türk milletine başsağlığı ve sabır dileriz” ifadelerine yer verildi.  

Düşen helikopterin ardından bölge bombardımana alındı

Erdoğan: ‘Bir helikopterimiz düşürüldü’

Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Ahmet Arslan, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumunda (BTK) düzenlenen Güvenli İnternet Günü 2018 Etkinlikleri’ne katılmasının ardından basın mensuplarının sorularını cevapladı. Meclise sunulan torba tasarıda internetten yayın yapan kurumlarla ilgili bir düzenlemenin yer aldığı ve internetten yayın yapmanın RTÜK kontrolünde olacağı, RTÜK’ten lisans alınması gerektiği hatırlatılarak, bu tasarının ’sansür’ iddialarını gündeme getirdiğinin sorulması üzerine Bakan Arslan, “Gerçek hayatta her ne suç ise sanal hayatta da aynı şeyler suç. ’Ben sanal hayatta işlem yapıyorum, suç işleme özgürlüm var’ deme şansımız yok. Özgürlüğümüz nereye kadardır? Başkalarının özgürlük alanına müdahale ettiğimiz sınıra kadardır. Özgürlükler sınırsız değil. Nitekim biz gerek televizyon yayıncılıkları, gerek radyo yayınları konusunda eğer milli güvenliğe müzahir, ülkenin ahlaki değerlerine müzahir bir yanlışlık yapılıyorsa bununla ilgili tedbir almak, işlem yapmak durumundayız, yapıyoruz. Bugün televizyonlarda sansür mü var? Her program yayınlanabiliyor. Herkes, hakkaniyet ölçülerinde değer yargıları ölçüsünde yayınları yapılıyor. Hiçbir şekilde hiçbirinin bir yayını engellenmiyor. Nereye kadar? Bir yanlış yayın, ülkenin milli güvenliğine, bekasına, insanlarımızın değer yargılarına zarar verecek bir yayın yapılıyorsa o zaman müdahale ediliyor” ifadelerini kullandı.

“’SANSÜR GETİRİYOR’ DEMEK KADAR DA YANLIŞ BİR ŞEY YOK”

“İnternet üzerinden yapılan televizyon yayınlarında, herhangi bir düzenleme olmamasından kaynaklı insanlar burada yanlışlık yapabiliyorlar” diyen Arslan, “Bizim amacımız burada bir yasal düzenleme getirmek ve yanlışlığın önüne geçmek. Hiç kimsenin yaptığı doğru yayına müdahale etmek değildir. Hiç kimsenin normal değer yargılarımız içerisinde yaptığı çalışmaya müdahale etmek değildir. Televizyon yayıncılığında her ne ki normalse, her ne ki yapılabiliyorsa aynı şeyin internet yayıncılığında da yapılabilmesini istiyoruz. Bunun dışında bir yanlışlık varsa da elbette o yanlışlığın da engellenmesi o yanlışlığa da müdahale edilmesi gerekir. Nitekim, getirilen düzenlemenin amacı budur. ’Sansür getiriyor’ demek kadar da yanlış bir şey yok” açıklamasında bulundu.

“AHLAKİ DEĞERLER VAR, MÜSTEHCENLİK VAR”

Bakan Arslan, konuşmasına şöyle devam etti:

“Ahlaki değerler var, müstehcenlik var. Televizyon yayınlarında her ne yanlışsa, orayla ilgili herhangi bir eleştiri yok. RTÜK’ün orada da görevleri var. Tam tersine bazen vatandaşımız RTÜK görevini eksik yapıyor niye bunlara müdahale edilmiyor diyor ama orada ülkemizin kabul ettiği dünyanın kabul ettiği değer yargıları var. RTÜK’ün mevzuatla bağlantılı kurallar silsilesi var. Bu işlemler çerçevesinde RTÜK veya BTK gerekli işlemleri yapıyor. İşte internet üzerinde yapılan televizyon yayınlarında da bu tip sınırlamalarla biz işimizi yapacağız. Bunun dışında birileri işlem yapıyorsa müeyyidesi olacak. Nitekim düzenleme onu getiriyor.”

Pelin Üzek Kılıç 

Akşam saatlerinde hastanede yangın çıktığı sanılarak olay yerine çok sayıda itfaiye ve polis ekibi yönlendirilerek, hastalar tahliye edilmişti. İtfaiye ekipleri yaptıkları inceleme sonucu yangın çıkmadığını, yangın söndürmek için kullanılan FMF kuru gazın ortama boşaltıldığını tespit etti.

Bursa İl Sağlık Müdürlüğü, Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesindeki yangın alarmıyla ilgili yazılı bir açıklamada bulundu. Açıklama metninde “ 02.02.2018 Cuma günü saat 18.30 sularında Bursa Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanemizde Ana bina eksi 2. katta bulunan görüntüleme merkezindeki MR ünitesi teknik odasındaki yangın panosundaki alarm belirlenemeyen bir sebeple aktif hale gelmiştir. Bunun üzerine merkezin yangın söndürme sistemi devreye girmiş ve olası yangını engellemek üzere otomatik olarak FMF kuru gazı ortama boşaltmıştır. Dolayısı ile herhangi bir yangın durumu ya da kablo dumanı oluşmamıştır. Devreye giren yangın alarmı nedeniyle hastanemize gelen itfaiye yangın oluşmadığı için olay yerini kontrol ettikten sonra hastanemizden ayrılmıştır.

Otomatik yangın söndürme sisteminin ortama verdiği kuru gazın kokusunun hastanemiz acil servisine ulaşıp, oluşabilecek olası paniğin önüne geçmek üzere Hastanemiz acil servisi boşaltılmıştır. Acil servisimizin kırmızı alanında bulunan hastalar yakındaki hastanelerimize nakledilmiş, diğer acil bölümlerindeki hastalar hastanenin uygun bölümlerine alınmıştır. Yaklaşık yarım saat sonra acil servisteki yangın söndürme sisteminin kuru gazının kokusunun dağılması üzerine hastane acilimiz normal işleyişine geri dönmüştür.
Bu olaydan dolayı herhangi bir hasta ya da çalışanımızda yaralanma, etkilenme vs. bir olumsuzluk yaşanmamıştır. Konu ile ilgili gerekli inceleme başlatılmıştır” sözlerine yer verildi. 

Yusuf Ali Arslan

Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda konuştu. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türk savunma sanayisinin en büyük atılımını geçen 15 yılda yaptığını dile getirerek Türkiye’nin, dünya çapında söz sahibi çok daha büyük güçlü savunma sanayi kuruluşlarının bulunduğunu bildirdi. Erdoğan “Eğer Türkiye, savunma sanayinde son 15 yılda yaptığı atakları gerçekleştirmemiş olsaydı, bugün bırakınız Zeytin Dalı Harekâtı’nı kendi sınırlarımız içindeki terör operasyonlarını dahi yürütemez hâle gelirdi. Hamdolsun ülkemiz şu anda 6 milyar dolarlık üretim ve 2 milyar dolarlık ihracat kapasitesi bulunan bir savunma sanayiine sahiptir ama CHP’nin bunlardan, bu atılan adımlardan haberi yok” dedi. Erdoğan, sözleşmeye bağlanan veya sözleşme öncesi çalışmaları süren savunma sanayii projelerinin 60 milyar dolarlık bir büyüklüğe ulaştığını anlattı.

SURİYE’NİN “KUVAYIMİLLİYE”Sİ

YPG’nin, PKK’nın Suriye kolu olduğuna işaret eden Erdoğan, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun terör örgütünü savunduğunu bildirdi. CHP’nin genel başkan yardımcıları, grup başkanvekilleri, milletvekilleri, genel merkez yöneticileri, il başkanlarının da aynı koroya katılıp gittiğini vurgulayan Erdoğan, ÖSO’ya terör örgütü diyenlerin düşünmesi gerektiğini vurguladı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, şu değerlendirmede bulundu:
Tamamı Suriyeli kardeşlerimizden oluşan ÖSO’nun Fırat Kalkanı Harekâtı’nda nasıl fedakârca çarpıştığının yakından takipçisiyiz, şahidiyiz. Bu operasyonda ÖSO, şu ana kadar 614 şehit verdi, 2 binin üzerinde gazisi vardır. ÖSO, Zeytin Dalı Harekâtı’nda şu ana kadar 16 şehit, 100’e yakın gazi vermesine rağmen mücadelesini kahramanca orada da sürdürüyor. ÖSO kendi vatanlarını korumak için bir araya gelip, organize olmuş, bizim de desteklediğimiz, tıpkı Kurtuluş Savaşımızdaki Kuvayımilliye güçleri gibi bir sivil oluşumdur.

ÜZERLERİNE GİDECEĞİZ
Erdoğan, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı CENTCOM’un öncek günkü “ABD askerlerinin Menbiç’ten çekilmeyeceği” yönündeki açıklamasına da cevap verdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları söyledi: Bizim kimsenin toprağında gözümüz yok. Kimsenin haksız ve gereksiz yere canına kastetmek gibi bir düşüncemiz asla yoktur. Bıçak kemiğe dayanana kadar sabretmemizin sebebi 6-7 yıldır bu oldu. Ama bu noktadan sonra artık kimseyi de gözümüz görmez. Sınırlarımızdaki terör tehdidi tamamen ortadan kalkana, hâlen ülkemizde bulunan 3,5 milyona yakın Suriyeli kardeşlerimiz kendi evlerine güven içinde dönene kadar durmayacağız. Teröristlerin bulundukları yerleri boşaltıp boşaltmamak orada bulunanların bileceği iştir. Biz öyle alavere dalavereyle değil, açıkça ilan ettiğimiz şekilde yanlarında kimin olup olmadığına bakmaksızın teröristlerin üzerine gitmeye devam edeceğiz. Kimse bizden kendi sözlerine kendileri değer vermeyenlerin beyanlarına göre hareket etmemizi beklemesin. 

Türkiye Gazetesi

CHP Merkez Yönetim Kurulu (MYK) toplantısı Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu başkanlığında gerçekleşti. CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Tezcan, MYK’nın gündemini düzenlediği basın toplantısıyla paylaştı. Tezcan, gazeteci Uğur Mumcu’nun katledilişinin 25’inci, Diyarbakır’da Emniyet Müdürü görevini yürüten Gaffar Okkan’ın ise teröristlerce katledilişinin 17’inci yıl dönümü olduğunu anımsattı. Mumcu ve Okkan’ın Türkiye için önemli hizmetler yaptığını belirten Tezcan, terörün olmadığı bir geleceği hep birlikte özlediklerini ve terörsüz bir gelecek kurma görevinin çok güçlü bir şekilde devam ettiğini söyledi. Zeytin Dalı Harekatı’nın da bu çerçevede ele alınması gereken bir harekat olduğuna dikkat çeken Tezcan, “Biz terörün acısını çok çektik ve halen çekmeye devam ediyoruz. Terör artık uluslararası boyutuyla bütün insanlığı tehdit eden önemli bir problem haline gelmiş durumda. Türkiye’nin bölgeden kaynaklı terör nedeniyle ciddi sınır güvenliği sorunu var. Bölgedeki terör sadece Ortadoğu’nun meselesi olma haricinde bizim iç sorunumuz haline gelmiş ve bu çerçevede ciddi milli güvenlik sorunu halini almış. Öncelikle bu Zeytin Dalı Harekatı çerçevesinde verdiğimiz şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum, bütün milletimize başsağlığı diliyorum. Bir an önce bu harekatın askerimizin burnu kanamadan, mümkün olduğunca kayıp vermeden hedefe ulaşmasını bekliyoruz” diye konuştu.

“HALKLARIN KARDEŞLİĞİNİ BALTALAYAN EMPERYALİST BİR KORİDORDUR”

Tezcan, bölgede esaslı bir emperyalist projenin hayata geçirilmeye çalışıldığını vurgulayarak, “Bölgede oluşturulmak istenen koridor halkların kardeşliğini baltalayan emperyalist bir koridordur. Halkların barışı ve bir arada yaşamasına hizmet eden bir proje değil, tam tersine onların arasında bariyer oluşturacak bir projedir. Bölge içerisinde Suriye’yi, Irak’ı, Ortadoğu’yu etnik ayrışmalar ve inanç ayrışmaları üzerinden atomize edip, yeniden tahrif etmeye çalışan bir emperyalist proje vardır. CHP olarak bu projeye başından beri karşı çıktık. Hedef Ortadoğu’yu etnik veya mezhepsel ayrışmalarla çatışma içine sokup güvensiz bir ortam oluşturma ve güvensiz ortamı kontrol etmektir. Bu aynı zamanda Türkiye’nin güvenliğini tehdit eden bir projedir. Afrin’deki Zeytin Dalı Harekatı’nda hedef, Suriye’nin egemenliği ve toprak bütünlüğünü sağlayacak bir siyasi çözümün bu harekatın sonunda ağırlıklı olarak gündeme oturması olmalıdır. Bu çerçevede bir siyasi çözüme odaklanmak zorunludur. Bölgede Suriye’nin egemenliğinin tahrip edilmiş olmasının sancılarını yaşıyoruz” şeklinde konuştu.

Bu çerçevede Suriye’nin toprak bütünlüğünün ve egemenliğinin önemli olduğunu ifade eden Tezcan, “Bu harekatın sonunda bölgede kesin kalıcı çözüm, siyasi odaklı bir çözüm olmalıdır. Bölgede kalıcı barışı sağlayacak olanda bunu sağlayan siyasi adımlar olmalıdır. Burada dikkat edilmesi gereken bir başka nokta da şudur; etnik ve mezhepsel çatışmalar dili bölgeyi parçalayan bir dildir. Dolayısıyla Afrin harekatı sürecinde bir şeye hassasiyetle dikkat etmemiz gerekiyor. Bu, bir terörle mücadele eksenidir ve burada sınırlıdır. Bununla sınırlı kalmalıdır. Herhangi bir şekilde ırkçı bir dile, söyleme ve savrulmaya fırsat vermemek zorundayız. Hangi taraftan, nereden olursa olsun dilimize, tutumumuza özen göstermek zorundayız” ifadelerini kullandı.

“MİLLET BİLİYOR Kİ FETÖ İLE MÜCADELE ETMEK İÇİN OHAL’E İHTİYACINIZ YOK”

FETÖ tarafından kurulan “proje davaların” halen devam ettiğini savunan Tezcan, Enes Berberoğlu davası ile Cumhuriyet ve Sözcü gazeteleri davalarının birer proje dava olduğunu iddia etti. OHAL’in FETÖ ile mücadele için ilan edildiğini hatırlatan Tezcan, “18 ayda bu örgütle hala mücadeleyi nasıl bitiremediniz? Hala OHAL yetkilerine niye ihtiyaç duyuyorsunuz. Millet biliyor ki FETÖ ile mücadele etmek için OHAL’e ihtiyacınız yok. Bunu iktidar da çok iyi biliyor. Mesele OHAL’le mücadelede OHAL yetkilerini istemede asıl ihtiyaç duydukları şey FETÖ ile mücadele değil, iktidarın kontrol edilemez sınırsız yetkilerine hala ihtiyaç olmaları. Önümüzdeki süreçte OHAL’in olmadığı, hukukun üstünlüğünün sağlandığı bir Türkiye’yi hep birlikte kuracağız” dedi.

“30 OCAK’TA BİLGİ VERECEKLERİNİ SÖYLÜYORLAR, NİYE 30 OCAK’I BEKLİYORSUNUZ”

Basın mensuplarının sorularını da cevaplayan Tezcan, Zeytin Dalı Harekatı sırasında Meclisin bilgilendirilmemesi ve kapalı olmasıyla ilgili soru üzerine şunları kaydetti:

“Bu kabul edilebilir bir şey değil. Daha önce de söyledik. Zeytin Dalı Harekatı bir parti operasyonu değildir, bir siyasi parti harekatı değildir, bir iç siyaset malzemesi değildir. Bunu tek bir partinin merkezindeymiş gibi gösterip parti kongrelerinde açıklamak ve parti kongreleri üzerinden ülkeyi bilgilendirmek kabul edilebilir bir şey değildir. Yapılması gereken şey milletin temsilcisi olan TBMM’yi derhal toplantıya çağırıp orada bilgi vermekti. 30 Ocak’ta bilgi vereceklerini söylüyorlar. Niye 30 Ocak’ı bekliyorsunuz? Bu kadar önemsiz bir mesele mi? Hem soruna ’milli sorun’ diyeceksiniz hem de milletin Meclisini bilgilendirmek için harekatın üzerinden neredeyse 10 gün geçtikten sonra Meclise konuyla ilgili bilgi vereceksiniz. Başından itibaren düzenli olarak TBMM’nin ve muhalefetin bilgilendirilmesi gerekirdi. Başbakan, Genel Başkanımıza ve diğer muhalefet partisi liderine bu konuda bilgilendirme yapmıştır. Ama parlamentonun hızla bilgilendirilmesi gerekirdi. 30 Ocak’ı beklemenin bir anlamı yoktur. Meseleyi bir siyasi parti meselesi tekeline sıkıştırmamak gerekir.”

Abdullah Sarica – Pelin Üzek Kılıç

Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde, Cumhurbaşkanı Erdoğan başkanlığında Başbakan Binali Yıldırım, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar, ilgili başbakan yardımcıları ile bakanlar ve güvenlik bürokrasisinin katılımıyla güvenlik toplantısı yapıldığını belirten İbrahim kalın, yaptığı yazılı açıklamada şu ifadeleri kullandı: “Toplantıda, bugün dördüncü gününe giren Zeytin Dalı Operasyonundaki son gelişmeler değerlendirilmiştir. Operasyon planlandığı şekilde başarıyla yürümektedir. Özgür Suriye Ordusu unsurları ve onlara destek veren Türk Silahlı Kuvvetlerimize ait birlikler, Afrin’de tespit edilen bölücü terör örgütüne ait hedefleri imha edilerek, güvenli bir şekilde ilerleyişlerini sürdürmektedir. Terörist unsurlarla sivil halkı ayırt etme konusundaki hassasiyetimiz, her operasyonumuzda olduğu gibi burada da en üst düzeydedir. Operasyonun askeri boyutuna ilave olarak, bölgede yaşayan sivillere yönelik insani yardım çalışmaları da devam etmektedir. Aynı şekilde uluslararası toplumu ve uluslararası kuruluşları bilgilendirme çalışmaları da kesintisiz olarak sürdürülmektedir. Yürüttüğümüz yoğun diplomasiyle, izlediğimiz politikanın haklılığı uluslararası topluma her düzeyde anlatılmıştır.”

“Zeytin Dalı Operasyonu, herhangi bir etnik gruba değil, sadece terör örgütlerine karşı yapılmaktadır”

“Güvenlik Toplantımızda da altı çizilerek vurgulandığı şekilde, Türkiye’nin öncelikli amacı sınırlarının güvenliğini, vatandaşlarının can ve mal emniyetini sağlamaktır. Suriye’nin toprak bütünlüğüne olan saygımız da, bu operasyonun önemli gerekçeleri arasındadır. Bu ülkedeki Arap, Türkmen, Kürt kardeşlerimizin huzur, güven ve refah içinde bir Suriye’de yaşayabilmeleri için üzerimize düşenleri yapmayı, komşuluk ve kardeşlik hukukumuzun gereği olarak görüyoruz. Zeytin Dalı Operasyonu, herhangi bir etnik gruba değil, sadece terör örgütlerine karşı yapılmaktadır. Türkiye, bugüne kadar benzer operasyonlarla gittiği hiçbir yere zulüm, kan, gözyaşı, kötülük götürmemiştir. Tam tersine, ülkemizin ayak bastığı her yerde insanlar barış ve esenlik içinde hayatlarını sürdürmektedir.

Fırat Kalkanı Harekatı bölgesi, bunun en somut örneğidir. İdlib’teki çalışmalarımızı tamamladığımızda, bu bölge de huzur ve güven yuvası haline gelecektir. Afrin’i bölücü terör örgütü mensuplarından temizlediğimizde, en büyük teşekkürü bu bölgede yaşayan kardeşlerimizden alacağımızdan kimsenin şüphesi olmasın. Bu açık gerçeklere rağmen, geçmişte pek çok örneğini gördüğümüz dezenformasyon faaliyetlerinin, Zeytin Dalı Operasyonunda da tekrarlandığını üzüntüyle müşahede ediyoruz.

Medyamız başta olmak üzere, tüm kamuoyumuzu bu tür yalan, yanlış, çarpıtma mahiyetindeki provokatif haberlere, görüntülere, dedikodulara karşı dikkatli olmaya çağırıyoruz. Adli ve idari birimlerimiz, bu tür dezenformasyon faaliyetlerini yakından takip ederek, gerekli müdahaleleri hukuk çerçevesinde süratle ve kararlılıkla yapacaklardır. Bu vesileyle, Zeytin Dalı Operasyonunda görev alan tüm askerlerimizin, Özgür Suriye Ordusu bünyesinde mücadele eden kardeşlerimizin Rabbim yar ve yardımcısı olsun diyoruz. Şehitlerimize Allah’tan rahmet, milletimize, silah arkadaşlarına ve ailelerine başsağlığı diliyoruz. ‘Ölürsem şehit, dönersem gazi olurum’ diyerek cepheye giden askerlerimizdeki ve Özgür Suriye Ordusu mensubu kardeşlerimizdeki moral üstünlüğü en büyük gücümüzdür. Bölücü terör örgütü bölgeden tamamen temizlenene, Suriye’nin asli sahipleri olan ve 3,5 milyona yakını halen ülkemizde yaşayan kardeşlerimiz güvenle evlerine dönene kadar operasyonlarımız sürecektir.” 

Derya Yetim

PTT A.Ş. geçmiş ve şimdiki üst yönetimine karşı yayın organlarında çıkan Sayıştay raporları örnek gösterilerek yapılan suçlamalar ve iddialar tamamen kamuoyunu yanıltmak maksadı taşımaktadır.

178. yılını kutlamaya hazırlanan ülkemizin medar-i iftiharı bir kurumu ve yöneticilerini yıpratmaya yönelik bu haberlerin aksine Posta Telgraf Teşkilatı Anonim Şirketi, son yıllarda büyüme , karlılık ve yatırım büyüklüğü konuları başta olmak üzere inovatif ürün, hizmet ve servis üretimi ve sunumu, teknoloji üretimi ve Ar-Ge yönetimi, insan kaynakları ve sosyo kültürel alanlar ile uluslararası posta ve lojistik alanlarında Türkiye’de eşine az rastlanır bir başarı elde etmiştir.

Kimi basın yayın organlarında yer alan iddiaların aksine herhangi bir konuda olmadığı gibi bu konuda da ülkemizin en değerli ve köklü kurumlarından birisi olan Sayıştay ile Türkiye’nin gurur tablolarına imza atan PTT A.Ş arasında bir görüş ayrılığı yoktur. Olan sehven veya kasdı aşarak Sayıştay rapor taslağına yansıyan bir kaç yanlş bilgi ayrıntısıdır. Nesnel ve somut dayanağı olmayan bu detayların arasında yapılan haracamaların arasında tören ve milli bayram harcamalarının olmadığı iddiası da vardır. Halbuki resmi harcama belgelerinde ilk elden hemen görüleceği gibi 15 Temmuz 2016 tarihinde PTT A.Ş milletimizin yeniden şahlanışında milli ve yerli kimliğinin icaplarını yerine getirerek üzerine düşeni yapmıştır. 15 Temmuz şanlı direnişinde ülkemizin meydanlarında havaalanlarında ve nerede gerekiyorsa orada vatan nöbetine koşan halkımızla dayanışma için yapılan kumanya, yiyecek dağıtımı ve gösterilerde kullanılmak üzere satın alınan bayrak ve flamalar gibi harcamaların Sayın Genel Müdürümüzün kişisel harcaması olarak görülmesi kurumumuz için ancak gurur vesilesi olabilir.

Kimi basın yayın organlarında yer alan Sayıştay rapor taslağındaki unsurlarla ilgili olarak verilebilecek bir kaç örnek şöyle sıralanabilir. 31. 10. 2016 tarihinde TEOG ve LYS sınavlarında ilk 1000’e giren öğrencilere teşvik ve başarılarının devamı için verilen hediyeler, kurumumuz bünyesinde başmüdürlükler nezdinde yapılan kimi eğitim faaliyetlerinin temsil giderleri, eğitim ve motivasyon amaçlı toplantılarda personelimizin eğitimi ve başarılarının devamı için istişare ve cesaretlendirme faaliyetleri kapsamında yapılan temsil harcamaları. Başta çocuklarımız ve gençlerimizin yarın ki aydınlık Türkiye’yi kurarken donanımlarını geliştirmeleri, daha iyi bir eğitim almaları ve başarılarının ödüllendirilmesi PTT A.Ş’nin öncelikli hedeflerindendir. Hem kurum içi eğitim kalitemizin artırılması hem yurt çapındaki eğitim faaliyetlerinin desteklenmesi şirket itibarımız açısından ve marka değerimiz açısından da vazgeçmeyeceğimiz değerlerimizdendir. Bu bağlamda yapılan temsil harcamalarının da amaca ve yasaya, usul, esaslara uygunluğu ortadadır. Kaldı ki PTT A.Ş’nin temsil ve ağırlama giderleri sektör ortalamasının mukayese edilemeyecek derecede altındadır. PTT A.Ş’nin iddialara konu edilen 2016 senesindeki resmi tören ve temsil giderlerin gerçekleşmiş toplam giderler içerisindeki yeri % 0,24’tür.

İddialarla ilgili son olarak vurgulamak istediğimiz ayrıntı PTT A.Ş’nin uluslararası karakteriyle ilgili görevleridir. Bilindiği gibi PTT A.Ş Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Kenan Bozgeyik UPU (Dünya Posta Birliği) İdari Konsey Başkanı’dır. 192 üye ülkenin yer aldığı BM teşkilatı dünyadaki en etkili ve önemli kuruluşlardan birisi olarak değerlendirilmektedir. Bu çerçevede gerek İstanbul ve Ankara’da gerekse yurdun çeşitli bölgelerinde dünyanın her yerinden ağırladığımız ilgili bakanlar, posta teşkilatı yöneticileri ve diğer ilgililer nezdinde ülkemizi ve milletimizi layıkıyla temsil eden PTT A.Ş’nin bu ve benzeri temsil giderleri kapsamında sanki itham ediliyormuş gibi haberlere konu edilmesi ülkemiz adına da son derece üzücüdür.

Bu ve benzeri yayınların PTT A.Ş özelinde değerlendirildiğinde tüm zorluklara ve aksi yöndeki şartlara inat büyüyen ve iddialarını güçlendiren ülkemizin sorumlu yöneticilerini üzdüğünü belirtmek istiyoruz. Eleştiri ve haber alma hürriyeti ile ilgisi olmayan mesnetsiz, dayanaksız ve nesnel bilgilerden, somut verilerden yoksun bu türden haber ve iddialar gerçek tabloyu gölgelemektedir. Oysa PTT A.Ş tüm sektör bileşenlerinin yakından takip ettiği gibi her yıl yüzde 20’nin üzerinde büyümeyi başaran, karlılığını her yıl artıran, yatırımlarını 2017 yılında bir önceki yıla göre 3 kat artıran uluslararası büyük bir kurumsal yapıya dönüşmüştür.

Posta, Kargo, Lojistik, Banka, e-Ticaret ve Elektronik Hizmetler alanlarının her bir dalında büyümeyi ve karlılığı artıran, sektöründe rekabeti ve beraberliği (rekaberliği) bir arada yöneterek liderlik eden, uluslararası arenada Dünya Posta Birliği’ne başkanlık eden PTT A.Ş., geçmişinden aldığı güç, etkin yönetim yapısı, çağın getirdiği teknoloji birikimi ile önümüzdeki yıllara büyük ve lider bir kuruluş olarak hazırlanmaktadır.

Özellikle e-ticaret alanında 2017 yılında yüzde 300 büyümeyi başaran ve kurduğu e-Ticaret sistemini yurtdışı ülkelerine ihraç eden bir konuma gelen PTT A.Ş. Türkiye’nin djitalleşme sürecine de en önde katkı vererek tüm vatandaşlarımız için ilk tercih olmayı başarmıştır.

PTT A. Ş. gösterdiği bu başarı ile gururu tüm vatandaşları ile paylaşırken gıpta edilecek bir kurum haline gelmiştir. Zaman zaman bazı spekülasyonlarla kurumsal itibarı zedelenmeye çalışılsa da her zaman dimdik ve vakur duruşundan ödün vermemiştir.

“2016 yılı TBMM KİT Alt Komisyonu”nun değerli komisyon Başkanı ve üyelerinin de yer aldığı toplantıda PTT A.Ş’nin övgü ve takdirle başarıları değerlendirilmiştir. PTT A.Ş. ve üst yönetimini yıpratmaya yönelik haberlere konu olan tüm harcamalar kurum için tanınan ilgili mevzuat ve kanun hükümlerine uygun yapılmış harcamalardır.

Kamuoyunun bilgisine saygıyla sunarız.