Kaybolduğunda 5 yaşında olan kızın yaşadığını düşünen aile kızlarının kaçırılarak bir aileye para karşılığı satıldığını düşünüyor.
1993 yılının Nisan ayında evinin önünde oynadığı sırada kaybolan Çakır Yanbul’u bulmak için ilçede 1 aylık arama tarama yapıldığı fakat bulunamaması sonrası arama tarama faaliyetlerinin sonlandırıldığını belirtti.

3 gün sonra emziği 10 gün sonra ayakkabısı 

Bu arama tarama sırasında ailenin iddiasına göre kızları Çakır’ın kaybolmasından 3 gün sonra emziği, 10 gün sonrada ayakkabısının teki ailenin evinin kapısına bırakıldı. Bunu kızlarının yaşadığına dair bir kanıt olarak gören aile birçok girişimlerde bulunmasına rağmen olay zaman aşımına girmesiyle savcılık tarafından kapatıldı.

“Ne kimliği ne fotoğrafı var” 

Anne Havva Yanbul dönemin şartları ve maddi imkânsızlıklar yüzünden Çakır’ın ne bir fotoğrafı nede kimliği olduğunu belirterek kızlarını daha sonradan dünyaya gelen kızları Sibel’in belinde olan benin aynısından Çakır’da da olduğunu ifade etti.
Kızı Çakır’ın kaçırıldığını düşünen anne Havva Yanbul, kızını kaçırıp satan kişinin kızına yalan konuştuğu için Çakır’ın kendilerini aramadığını iddia ederek “Biz belki bir yerden ulaşırız diye her yere başvurduk televizyon programlarına katıldık ama hiçbir sonuca ulaşamadık. Her arama gittiğimde umutlanıyorum ama bir sonuç alamadığım da acılarım tekrardan tazeleniyor. Umudum kızımın yaşadığı şeklinde devam ediyor. Bir yerden bir şekilde çıkıp gelecek hayali ile yaşıyoruz sadece” dedi.
Kaçırıldığını düşündüğü kızını alan aileye de seslenen anne Havva Yanbul, “Bizi kızlarını alacak diye hiçbir endişesi korkusu olmasın. Alan aile bana bilgi verirse başımın üstünde yerleri var” ifadelerini kullandı.
Kızı kaybolduğu günden bu yana psikolojik olarak çöktükleri kaydeden baba Ali Yanbul ise kızının kaybolduğunda kendisinin 27 yaşında olduğunu o günden sonra saçlarının bir yıl içinde beyazladığını ifade ederek yaşadığı sıkıntılı dönemi anlattı.
Ailenin ise kayıp Çakır Yanbul’un dışında 2 kızı ve 2 oğlu bulunurken, Yanbul kardeşler kayıp kardeşlerinin bulunmasını kendilerinin de çok istediğini ifade ediyor.  

Resul Yanbul
 

İlknur Özdemir’in zorlu mücadelesi hamileliğinde başladı. İlknur Özdemir’in hamileliğinde oğlunun kafa ölçüsü diğer bebeklerden büyüktü. Doktorlar Hidrosefali’ den şüphelendi. Ancak hekimler babası erken doğan iri bir bebek olduğu için genetik dedi; müdahale etmedi. Erken doğum sonrası hastanelerde yoğun bakım odalarında geçen 2,5 yıl sonunda İlknur Özdemir uğruna her türlü mücadele verdiği bebeği Furkan’ı kaybetti.

“Normal çocuğu olan anneler bunu anlayamaz” 

Evladı doğduğu andan itibaren büyük bir azimle mücadele verdiğini belirten İlknur Özdemir, yaşadıklarını şu sözlerle anlattı: “36 haftalık erken doğum yaptım. 3 aylık oldu göz teması kuramadı. Yine yapılan tüm testler normaldi, sadece tomografide küçük bir leke vardı. 4 aylıkken fizik tedavi başladı. Bu süreçte mücadelemiz devam etti. Bir sürü hekime götürdük, çok yol kat ettik. Kafa ağırlığı çok olduğu için ayaklarının üzerinde duramıyordu, basmaya başlamıştı. Normal çocuğu olan anneler bunu fark edemiyor. Ben ilk evladımda fark edemedim. Evladım hiç ayaklarının üzerine basamadı. Yeni aldığım hiç giymediği ayakkabılar elimde kaldı. Doğum günü için taş hazırladım. Mevlüt kitabını hazırladım. Çıkardığı her ses bize neşe oldu. Yaptığı her hareket bize neşe oldu. En büyük acılardan bir tanesi, Allah hiç kimseyi evladıyla imtihan etmesin. Özel bir çocuk bana ihtiyacı olan bir çocuk. Susadım diyemiyor. Ağlayınca anlıyorsun ne istediğini. Evde çok mutluydu, dışarı çıkınca bakışlardan çok rahatsız oluyordu. Biz onu engelli olarak görmüyorduk. Ben onun sıkıntılarını onunla yaşıt kuzeni büyüdükçe anladım. O yürüyordu, Furkan’ ım yürüyemiyordu. O zaman anladım ki bir sıkıntısı var. O zaman daha çok mücadele etmeliyiz dedik”

“Huzur dolu bir şekilde uyuyordu, tüm sıkıntısı gitmişti” 

Hiçbir sıkıntı yokken bir anda evladını kaybettiğini söyleyen İlknur Özdemir o anları göz yaşları içinde aktardı: “Evladımın bir anda solunumu durdu, hemen hastaneye kaldırdım. İçeri girdiğimde Furkan’a kalp masajı yapıldığını gördüm. Yoğun bakımda iki kez kalbi durdu. Hep onu kucağıma alıp eve gideceğim umuduyla o yoğun bakıma girdim. Ama olmadı, bu sefer olmadı. Saat 2’de arandım. Anladım bir şeylerin ters gittiğini. Gittiğimde oğlumun yanına girdim, yüzündeki bütün ızdırabı gitmişti, o kadar güzel uyuyordu ki orada. Sonra arkada bir oğlum daha var dedim, annem, eşim var dedim. Onlar için güçlü olmaya çalışıyorum.”

“Bir saat için beni işten attılar, tazminatımı ödemediler” 

İlknur Özdemir bir saat izin aldığı için kendisini işten attıklarını belirtti tazminaatını da alamayan Özdemir onlar benim değil çocuklarımın hakkıydı diye konuştu: “Aile hekimliğinde tıbbi sekreter olarak görev yapıyordum. Bir buçuk yıl hiç sorun olmadı. 3 buçukta kurumumdan ayrılıyordum, hekimimi 4’te fizik tedaviye götürüyordum. Sonra yeni bir hekim arkadaş işe başladı, benim bu şekilde çalışmamı kabul etmedi. Bir saat izin vermemek için beni işten çıkardılar. İki hekimim tazminaatımı ödedi, diğer iki hekimim hakkımı ödemedi. Ben bunu benim hakkım olarak görmüyorum. Bu benim evlatlarımın hakkıydı. Yargı sürecimiz başladı, takip ediyorum. Bunlar beni hiç yıldırmadı. Allah’a havale ediyorum onları.”

“Ekmeğimi taştan çıkarıyorum” 

Küçükçekmece Belediye Başkanı’na böyle bir projeye imza attıkları için teşekkür eden İlknur Özdemir, Küçükçekmece Belediyesi Hünerli Eller Çarşısı ile tanışmasını ise şu sözlerle anlattı: “Ben kokulu taş yapıyorum. Taştan ekmeğini çıkarır derler ya ben de kendimi öyle görüyorum. Oğlumu kaybedeli 20 gün olmuştu. Beni buradan çağırdılar, kafamı dağıtırım diye başladım. İyi ki buraya gelmişim. Benim için çok iyi oldu. Güzel bir başlangıç oldu.”

Küçükçekmece Hünerli Eller Çarşısı’na kavuştu 

Sosyal belediyecilik faaliyetlerine aralıksız devam eden Küçükçekmece Belediyesi, ‘Hünerli Eller Çarşısı’ ile kadınlara , kendi yaptıkları el emeği göz nuru ürünlerini satma imkanı sunuyor. Burada kadınlar, hem aile bütçesine destek oluyor hem de verdikleri emeğin karşılığını alıyor. Küçükçekmeceli kadınlara umut dünyasının kapılarını açan Hünerli Eller Çarşısı’nda toplamda 24 dükkan yer alıyor. Her biri 4 metrekare olan dükkanlarda kadınlar,belirlenen takvim aralığında; ahşap boyama, takı tasarım, ebru, keçe işi, resim, cam süsleme, çini, mefruşat, çeyiz ürünleri, taş sanatı,kokulu mum- sabun, Alüminyum folyo,amigurumi (örgü oyuncak)ve daha birçok kategoride emek verdikleri ürünleri satabilmenin mutluluğunu yaşıyor. Her biri farklı tarzda ve içerikte hazırlanan dükkanlardan 4 tanesi ihtiyaç sahibi engelli aileler için tahsis edildi.  

Mardin Derik ilçesinde PKK’lı teröristlerce makam odasına konulan bombanın patlatılması neticesi şehit edilen 35 yaşındaki Kaymakam Muhammed Fatih Safitürk’ün ölümünün üzerinden bir yıl geçti. Ailesinde ise acısı, hala dün gibi taze. Baba Asım Safitürk, ailesi ve sevenleri her fırsatta şehit kaymakamın mezarını ziyaret ederek dualar okuyor. Baba Asım Safitürk’te sık sık evladının mezarını ziyaret ediyor.

“Acısı unutulur gibi değil”
Muhammed Fatih Safitürk’ün ülke kaynaklarının teröristlere gitmemesi için şehit olduğunu belirten Baba Asım Safitürk, “Çocuğumuzun şahadetinin yıldönümünü yaşamış oluyoruz. Ama bir yıl, 12 ay, 366 günün geçmesine rağmen evlat acısı unutulmuyor. Ben düşünüyorum bizim dünyaya gelmemize vesile olan anne babalarımız vardı, dedelerimiz de onlarda geçtiler fakat onlar bir yerde zaman geçtikçe unutuluyor fakat bu evlat acısının ben hiç unutulamayacağını düşünüyorum. Kendi kendime buna bir ölçü koymak istiyorum evlat acısı ne için unutulmuyor diye ama yinede unutulmuyor. Ayrıca bizim çocuğumuzun şehadetinin elbette ki diğer şehitlerden farklı tarafı yoktur. Herkesin kendine göre vatan, millet uğruna şehit olan tüm şehitlerimiz başımızın tacıdır, hepsini Allah’ın rahmeti ile yad ediyoruz. Ancak bizim çocuğumuzun farklı tarafı elinde silah yoktu, çatışmaya girmemişti, vatan ve millet uğruna, millete hizmet için elinde kalem vardı. Bu kalemi memleketin kaynakları yanlışa, teröristlere gitmesin memleketin, milletin hizmetine tahsis edilsin mücadelesini verme anında şehit olmuştur. İşte bu daha çok unutulmamasına vesile oluyor. Kalbimizde, gönlümüzde bu irade-i ilahiye oldukça teselli buluyoruz ancak acısı da tabi unutulur gibi değil. Geride kalan yetim çocuklarımız var” dedi.

“Doğu ve Gündeydoğu’da eğitim eksikliğini görüyorum”
Doğu ve Gündeydoğu’da eğitim eksikliğini gördüğünü belirten Safitürk, “Ben çok geziyorum, şehidimin sayesinde memleketin dört tarafını dolaşıyorum. Doğu ve Gündeydoğu’da eğitim eksikliğini görüyorum. Bir vatandaş devlet memurudur, belediye çalışanıdır ama onun kardeşi dağ kadrosundadır. Bu şehitlik olayını körüklüyor gibi geliyor bana. Bu olay güvenlik güçleri; asker ve polisimizin mücadelesini zorlaştırıyor diye düşünüyorum gördüğüm kadarıyla. Bu devletten maaş alan memur ve işçi zaman zaman büyük bürokrasiler yer değiştirdiği gibi onların da yer değiştirmesini bu bölgelere gelmesini, bu bölgenin insanının oralara gitmesi dağda ki kadrolarla irtibatın koparılmasında daha iyi olacağını düşünüyorum. Ben gezdiğim kadarıyla gördüğümü yetkililere aktarmak istiyorum. Güney ve Doğu illerimizde çalışmalar daha az oluyor. Maddi çalışmalar, arazi, ekonomi, endüstri çalışmaları konularında biraz daha onların her beklentileri devletten oluyor. Devlet versin biz alalım, vermezse çıkalım dağa şeklinde bir görüşleri var. Buralara ilgili insanların biraz daha eğilmesini düşünüyorum” diye konuştu.

“20 Kasım’da duruşma var”
Mahkemeyi bizzat takip ettiğini katillerin hak ettiği cezayı mutlaka alacağını da söyleyen Baba Safitürk, “Mahkemenin eninde sonunda bir sene-i devriyesi geçmiş bulunmaktadır. Önümüzdeki 20 Kasım’da 5’inci duruşma olacak. Adaletin tecelli edeceğini bekliyoruz. Daha karar noktasına gelinmediği için soruşturmalar devam ediyor, araştırmalar devam ediyor. Nerede bir boşluk varsa onlar araştırılıyor. Biz eninde sonunda hak yerini bulacağını düşünüyorum, öyle inanıyorum” şeklinde konuştu.

“Şehidimizin her adı anıldıkça kanayan yaramıza gülsuyu serpilmiş gibi oluyor”
Safitürk sözlerinin devamında, “Burada tabi milletimizin unutmadığını düşünüyorum. Milletimizin vatan uğrunda şehit olan insanları unutmadıklarını düşünüyoruz. Ve şehidimizin her ne kadar kendisi aramızda yoksa da ruhen yaşatıldığını milletimiz tarafından da unutulmadığını görüyoruz tabi bu da bize bir teselli oluyor. Şehidimizin her adı anıldıkça kanayan yaramıza gülsuyu serpilmiş gibi oluyor. Okullarımıza şehidimizin ismi verildiğinde ve öğrenciler gördüğü zaman onlarda böyle bir adam olmakta var gibisinden sanki çocuklara bir yol gösteriliyor. Ve ben inanıyorum 15 Temmuz olayı milletimizin daha uyanmasına daha birlik ve beraberlik içerisinde olmasına vesile olmuştur” dedi. 

Burak Can Tokyürek – Remzi Şimşek