Kaybolduğunda 5 yaşında olan kızın yaşadığını düşünen aile kızlarının kaçırılarak bir aileye para karşılığı satıldığını düşünüyor.
1993 yılının Nisan ayında evinin önünde oynadığı sırada kaybolan Çakır Yanbul’u bulmak için ilçede 1 aylık arama tarama yapıldığı fakat bulunamaması sonrası arama tarama faaliyetlerinin sonlandırıldığını belirtti.

3 gün sonra emziği 10 gün sonra ayakkabısı 

Bu arama tarama sırasında ailenin iddiasına göre kızları Çakır’ın kaybolmasından 3 gün sonra emziği, 10 gün sonrada ayakkabısının teki ailenin evinin kapısına bırakıldı. Bunu kızlarının yaşadığına dair bir kanıt olarak gören aile birçok girişimlerde bulunmasına rağmen olay zaman aşımına girmesiyle savcılık tarafından kapatıldı.

“Ne kimliği ne fotoğrafı var” 

Anne Havva Yanbul dönemin şartları ve maddi imkânsızlıklar yüzünden Çakır’ın ne bir fotoğrafı nede kimliği olduğunu belirterek kızlarını daha sonradan dünyaya gelen kızları Sibel’in belinde olan benin aynısından Çakır’da da olduğunu ifade etti.
Kızı Çakır’ın kaçırıldığını düşünen anne Havva Yanbul, kızını kaçırıp satan kişinin kızına yalan konuştuğu için Çakır’ın kendilerini aramadığını iddia ederek “Biz belki bir yerden ulaşırız diye her yere başvurduk televizyon programlarına katıldık ama hiçbir sonuca ulaşamadık. Her arama gittiğimde umutlanıyorum ama bir sonuç alamadığım da acılarım tekrardan tazeleniyor. Umudum kızımın yaşadığı şeklinde devam ediyor. Bir yerden bir şekilde çıkıp gelecek hayali ile yaşıyoruz sadece” dedi.
Kaçırıldığını düşündüğü kızını alan aileye de seslenen anne Havva Yanbul, “Bizi kızlarını alacak diye hiçbir endişesi korkusu olmasın. Alan aile bana bilgi verirse başımın üstünde yerleri var” ifadelerini kullandı.
Kızı kaybolduğu günden bu yana psikolojik olarak çöktükleri kaydeden baba Ali Yanbul ise kızının kaybolduğunda kendisinin 27 yaşında olduğunu o günden sonra saçlarının bir yıl içinde beyazladığını ifade ederek yaşadığı sıkıntılı dönemi anlattı.
Ailenin ise kayıp Çakır Yanbul’un dışında 2 kızı ve 2 oğlu bulunurken, Yanbul kardeşler kayıp kardeşlerinin bulunmasını kendilerinin de çok istediğini ifade ediyor.  

Resul Yanbul
 

İlknur Özdemir’in zorlu mücadelesi hamileliğinde başladı. İlknur Özdemir’in hamileliğinde oğlunun kafa ölçüsü diğer bebeklerden büyüktü. Doktorlar Hidrosefali’ den şüphelendi. Ancak hekimler babası erken doğan iri bir bebek olduğu için genetik dedi; müdahale etmedi. Erken doğum sonrası hastanelerde yoğun bakım odalarında geçen 2,5 yıl sonunda İlknur Özdemir uğruna her türlü mücadele verdiği bebeği Furkan’ı kaybetti.

“Normal çocuğu olan anneler bunu anlayamaz” 

Evladı doğduğu andan itibaren büyük bir azimle mücadele verdiğini belirten İlknur Özdemir, yaşadıklarını şu sözlerle anlattı: “36 haftalık erken doğum yaptım. 3 aylık oldu göz teması kuramadı. Yine yapılan tüm testler normaldi, sadece tomografide küçük bir leke vardı. 4 aylıkken fizik tedavi başladı. Bu süreçte mücadelemiz devam etti. Bir sürü hekime götürdük, çok yol kat ettik. Kafa ağırlığı çok olduğu için ayaklarının üzerinde duramıyordu, basmaya başlamıştı. Normal çocuğu olan anneler bunu fark edemiyor. Ben ilk evladımda fark edemedim. Evladım hiç ayaklarının üzerine basamadı. Yeni aldığım hiç giymediği ayakkabılar elimde kaldı. Doğum günü için taş hazırladım. Mevlüt kitabını hazırladım. Çıkardığı her ses bize neşe oldu. Yaptığı her hareket bize neşe oldu. En büyük acılardan bir tanesi, Allah hiç kimseyi evladıyla imtihan etmesin. Özel bir çocuk bana ihtiyacı olan bir çocuk. Susadım diyemiyor. Ağlayınca anlıyorsun ne istediğini. Evde çok mutluydu, dışarı çıkınca bakışlardan çok rahatsız oluyordu. Biz onu engelli olarak görmüyorduk. Ben onun sıkıntılarını onunla yaşıt kuzeni büyüdükçe anladım. O yürüyordu, Furkan’ ım yürüyemiyordu. O zaman anladım ki bir sıkıntısı var. O zaman daha çok mücadele etmeliyiz dedik”

“Huzur dolu bir şekilde uyuyordu, tüm sıkıntısı gitmişti” 

Hiçbir sıkıntı yokken bir anda evladını kaybettiğini söyleyen İlknur Özdemir o anları göz yaşları içinde aktardı: “Evladımın bir anda solunumu durdu, hemen hastaneye kaldırdım. İçeri girdiğimde Furkan’a kalp masajı yapıldığını gördüm. Yoğun bakımda iki kez kalbi durdu. Hep onu kucağıma alıp eve gideceğim umuduyla o yoğun bakıma girdim. Ama olmadı, bu sefer olmadı. Saat 2’de arandım. Anladım bir şeylerin ters gittiğini. Gittiğimde oğlumun yanına girdim, yüzündeki bütün ızdırabı gitmişti, o kadar güzel uyuyordu ki orada. Sonra arkada bir oğlum daha var dedim, annem, eşim var dedim. Onlar için güçlü olmaya çalışıyorum.”

“Bir saat için beni işten attılar, tazminatımı ödemediler” 

İlknur Özdemir bir saat izin aldığı için kendisini işten attıklarını belirtti tazminaatını da alamayan Özdemir onlar benim değil çocuklarımın hakkıydı diye konuştu: “Aile hekimliğinde tıbbi sekreter olarak görev yapıyordum. Bir buçuk yıl hiç sorun olmadı. 3 buçukta kurumumdan ayrılıyordum, hekimimi 4’te fizik tedaviye götürüyordum. Sonra yeni bir hekim arkadaş işe başladı, benim bu şekilde çalışmamı kabul etmedi. Bir saat izin vermemek için beni işten çıkardılar. İki hekimim tazminaatımı ödedi, diğer iki hekimim hakkımı ödemedi. Ben bunu benim hakkım olarak görmüyorum. Bu benim evlatlarımın hakkıydı. Yargı sürecimiz başladı, takip ediyorum. Bunlar beni hiç yıldırmadı. Allah’a havale ediyorum onları.”

“Ekmeğimi taştan çıkarıyorum” 

Küçükçekmece Belediye Başkanı’na böyle bir projeye imza attıkları için teşekkür eden İlknur Özdemir, Küçükçekmece Belediyesi Hünerli Eller Çarşısı ile tanışmasını ise şu sözlerle anlattı: “Ben kokulu taş yapıyorum. Taştan ekmeğini çıkarır derler ya ben de kendimi öyle görüyorum. Oğlumu kaybedeli 20 gün olmuştu. Beni buradan çağırdılar, kafamı dağıtırım diye başladım. İyi ki buraya gelmişim. Benim için çok iyi oldu. Güzel bir başlangıç oldu.”

Küçükçekmece Hünerli Eller Çarşısı’na kavuştu 

Sosyal belediyecilik faaliyetlerine aralıksız devam eden Küçükçekmece Belediyesi, ‘Hünerli Eller Çarşısı’ ile kadınlara , kendi yaptıkları el emeği göz nuru ürünlerini satma imkanı sunuyor. Burada kadınlar, hem aile bütçesine destek oluyor hem de verdikleri emeğin karşılığını alıyor. Küçükçekmeceli kadınlara umut dünyasının kapılarını açan Hünerli Eller Çarşısı’nda toplamda 24 dükkan yer alıyor. Her biri 4 metrekare olan dükkanlarda kadınlar,belirlenen takvim aralığında; ahşap boyama, takı tasarım, ebru, keçe işi, resim, cam süsleme, çini, mefruşat, çeyiz ürünleri, taş sanatı,kokulu mum- sabun, Alüminyum folyo,amigurumi (örgü oyuncak)ve daha birçok kategoride emek verdikleri ürünleri satabilmenin mutluluğunu yaşıyor. Her biri farklı tarzda ve içerikte hazırlanan dükkanlardan 4 tanesi ihtiyaç sahibi engelli aileler için tahsis edildi.  

Antalya’nın Aksu ilçesinde 10 yıl önce geçirdiği trafik kazasının ardından felç olan ve ‘Umut’ olarak bilinen 26 yaşındaki Mustafa Öz, 10 gün önce tedaviye alındığı hastanede zatürreye bağlı çoklu organ yetmezliğinden bu sabah yaşamını yitirmişti.

Özel hastane morgundan cenazesi alınan ‘Umut’ için Merkez Çayırlı Cami’nde cenaze töreni düzenlendi. Törene, Umut’un koruyucu annesi Gülsüm Kabadayı’nın yanı sıra eski eşi Zekeriya Ağar, çocukları Tunahan, Mehmet Ali ve Firdevsi Güzel Ağar, AK Parti Antalya Milletvekili Atay Uslu,Korkuteli Kaymakamı Erol Tanrıkulu, Umut’a destek olan çok sayıda hayırsever anne ve birkaç Rus vatandaşı katıldı. Cami avlusunda Umut’un son giydiği yeşil tişörte koklayarak, ağlayarak taziyeleri kabul eden Gülsüm Kabadayı, Umut’u yoğun bakımlardan kurtaramadığını belirterek, bu kez beceremediğini söyledi.

Umut’a bir yoğun bakımda kavuştuğunu bir yoğun bakımda kaybettiğini dile getiren Kabadayı, “Sevgimi verdim. Bu kez olmadı. Nefesim yetmedi. Kendimi buna hazırlamamıştım. Annesi alacak zannettim. Oğlum oturuyordu, gülüyordu. Umut’tu o. Doğum günleri yaptım. Büyük büyük pastaları severdi. 10. doğum gününü kutlamıştım. Anne demiyor, boncuk boncuk bakmıyor artık” diye konuştu.

“Biz onu çok sevdik”

Cenazenin cami avlusuna gelmesiyle tabuta sarılan Gülsüm Kabadayı, “Benim 4 oğlum var demiştim, kuzum, Sen nerelere gidiyorsun umudum. Boncuk gözlüm dört taneydiniz. Nasıl ayrılacağız. Umudum. Allah’ım senden geldi sana gidiyor. Ama çok sevmişiz. Biz onu çok sevdik. Ciğerlerim yanıyor. Oğluma yakışmadı bu ölüm. Hazırlıklı değildim. Tedavisi için dünyayı ayağa kaldırdım ama kaybettim” diyerek feryat etti.

Öğle namazını müteakip kılınan cenaze namazının ardından Umut’un naaşı Paşa Mezarlığı’nda toprağa verildi. 

İsa Akar

Çanakkale merkeze bağlı Kepez beldesi Boğazkent Mahallesi’nde kızı 19 yaşındaki Buse İlkay Küçük, torunu 3 yaşındaki Yağmur Balım Malkoçoğlu ile yaşayan 46 yaşındaki Müjgan Coşkun, 5 ay önce gittiği hastanede yapılan kontroller sonucu rahim kanseri teşhisi konuldu. Coşkun, 5 aydır rahim kanseriyle mücadele ediyor.
2016’nın Haziran ayında adet kanaması nedeniyle Müjgan Coşkun, Çanakkale Devlet Hastanesi Bahattin Huriye Demircioğlu Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları ek binasına tedavi olmak için gitti. Burada yapılan tetkik ve araştırmalar sonucunda Coşkun’a rahim kanseri teşhisi konuldu.

Yeşil kart sahibi olan Müjgan Coşkun, Bahattin Huriye Demircioğlu Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları ek binasındaki tedavisinin ardından, Bursa Ali Osman Sönmez Onkoloji Hastanesi’ne sevk edildi. Müjgan Coşkun buradan da Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’ne gönderildi, ameliyat edilemedi. 2008 yılında İstanbul Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde ameliyatla yumurtalıklarından biri alınan ve 2009 yılında Çanakkale Devlet Hastanesi’nde mide ve bağırsak ameliyatı geçiren Müjgan Coşkun’un 2 ameliyat geçirmesinden dolayı ameliyat olmasının riskli olduğu belirtildi.

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Araştırma ve Uygulama Hastanesi’nde 3 aydır kemoterapi gören rahim kanseri Müjgan Coşkun, son olarak İzmir’de Tepecik Araştırma ve Eğitim Hastanesi Bornova ek binasında tedavi oldu. Ancak buradan da ameliyat olmak için bir sonuç çıkmadı.

“Çok acı çekiyorum”
Çaresiz bir şekilde evinde hastalığından dolayı kendisini ameliyat olacak bir doktor bulmayı bekleyen Müjgan Coşkun, 5 aydan bu yana kanserle mücadele ettiğini belirtti. Gözyaşları içinde ağrılarının çoğaldığını belirten Müjgan Coşkun, “Bursa’ya, İzmir’e ve Çanakkale’de hastanelere gittiğimde hiç kimse ameliyat yapamayacağını söylüyorlar. Çok zor durumdayım. Büyüklerimize buradan sesleniyorum. Ne olur bana yardımcı olsunlar. Bana el uzatsınlar. Başka bir şey istemiyorum. Yaşamak istiyorum ben, ölmek istemiyorum. Sağlığıma kavuşayım. Çok acı çekiyorum. Kimse ameliyatımı üstlenmedi. Kimse bakmadı. Herkes geri çevirdi” dedi.

“Annem ölmesin”
Annesinin bir an önce kurtulmasını istediğini söyleyen kızı Buse İlkay Küçük ise, “Annemin sağlığına kavuşmasını istiyorum. Biz 5 aydır çok zorluklar çekiyoruz. Nerede olursa olsun annemin bir an önce ameliyat olmasını istiyorum. Büyüklerime buradan sesleniyorum. Bize bir el uzatıp, yardımlarını bekliyorum. Annem bir an önce iyileşsin. Annem ölmesin” dedi.

Murat Yüksel 

 

Engelliler derneğinde Hakan Narlı (38) ile tanışan Hatice Narlı (38) aile büyüklerinin tüm engellemelerine rağmen kaçarak evlendi. Bir süre sonra hamile kalan ve doktorların ısrarla ‘yaşamaz’ dediği kızı İrem’i hayata getirdikten sonra yaşama eşiyle birlikte daha sıkı bağlanan Hatice Narlı, simit satarak evine katkıda bulunmaya çalışıyor. Tüm zorluklara kızı için göğüs gerdiğini söyleyen Hatice Narlı “Çocuğum okula gidiyor, çocuğum için çabalamaya çalışıyorum. Çocuğumun kimseye muhtaç olmaması için simit satmakla geçinmeye çalışıyorum. Eşim gece bekçisi, gece gidip sabah geliyor. Eve geliyorum yemek yapıyorum. Yürüdüğüm zaman bacaklarım ağrıyor. Çocuğumu servise vermek istiyorum ama kimseye güvenemiyorum. Çocuğumla uğraşıyor ve artık onunla ilgilenmek istiyorum. Bir yandan da çocuğumun geleceğini sağlamak için iş sahibi olmak istiyorum” dedi.

Yaşadığı olayları anlatan Narlı, “Bir arkadaş vasıtasıyla derneğe üye oldum, eşimi orada gördüm ve aşık oldum. Evlenme sırası geldiği zaman ailemiz izin vermiyordu. Ailem sen yapamazsın dediler ve hiç bir zaman izin vermedi. Karşı çıktılar sadece annem izin verdi. Babamın izin vermemesinin sebebi evliliği yürütemezsin, taşıyamazsın, kavga edersiniz eşin seninle dalga geçer dedi. Ben de eşimi sevdim ve birlikte kaçtık biz de. Evlendikten kısa bir süre sonra hamile kaldım. Doktora gittiğimizde çocuğum için çok riskli dedi. Buradaki doktorlar beni hemen Bursa’ya sevk ettiler. Ben çocuğumu karnımda göbeğimde değil yan tarafımda taşıdım. Doktora ayda bir gideceğime haftada 2 kere gittim. Allah’a şükür çocuğumu 9 ay 10 günde dünyaya getirdim. Doktorlar 6 ay içinde alınabileceğini ve yaşamayacağını söylediler. Allah’a şükürler olsun evladım 9 ay içinde aldım büyüttüm şimdi okula gitmeye başladı” şeklinde konuştu.

“Sandalyesiz iş yapamıyorum”

Ev işlerini özellikle mutfakta sandalyesiz yapamadığını ifade eden Narlı “Ben bir iş yaparken her yere sandalyeyi götürmek zorunda kalıyorum. Boyum 1 metre 10 santim. Sürekli sandalye üzerinde olduğum için korkuyorum. Mutfak bana göre çok yüksek geliyor normal insanlara göre yapılmış. Yatakları yükseğe kaldırmıyorum zorlanıyorum ve belim ağrıyor. Yemek yaparken mutlaka eşimi çağırıyorum çünkü mutlaka yanımda durması lazım. Kızımdan da getirip götürmesi için yardım istiyorum. Ben nereye gidiyorsam sandalye de gidiyor. Mutfakta biraz zorlanıyorum. Allah bereket versin ama her yanda simitçi olduğu için çok fazla simit satamıyorum. 20-30 tane simit satabiliyorum ama bana yeterli olmuyor. Çocuğumun geleceğini simit satarak sağlayamıyorum. Büyüklerim sesimi duyursa özellikle valimiz bana iş verirse çok sevinirim. Sattığım simitler çocuğumun okul harçlığına yetmiyor. Bana sigortalı iş verirseniz çok sevinirim” ifadelerini kaydetti.

“İkimiz de engelliyiz sıkı sıkı hayata sarıldık”

1997 yılında trafik kazası sonucu sağ kolunu dirsek altından kaybettiğine dikkat çeken Hakan Narlı (38) “Sol kolumda kazadan dolayı sıkıntı olmaya başladı. Yeşilyurt Devlet Hastanesine gönderdiler, orada müdahale ettiler bacaklardan deri alıp koluma eklediler. 2000 senesinde tekrar bir kaza geçirdim. Sol kolumdan 5-6 defa ameliyat oldum o da tutmadı. Şuan da mermer fabrikasında gece bekçiliği yapıyorum. Eşimin yapamadıklarına ben ön ayak oluyorum, ben yapıyorum. Erişemediği yerde ben müdahale ediyorum. Birbirimizi çok sevdik aileler izin vermedi tanıştık kaçtık. Allah’a çok şükür nur topu gibi bir de çocuğumuz dünyaya geldi. İkimizde engelliyiz sıkı sıkı hayata sarıldık. Benim aldığım maaş ve eşimin simit maaşıyla pek geçinemiyoruz, kızımın geleceğini sağlayamıyoruz. Bunun için büyüklerimizden iş istiyoruz. Kızımın geleceği için eşim sigortalı işte çalışmasını istiyoruz” dedi. 

Hasan Otağ Fırıncıoğulları
 

Devrek ilçesinde iki oğlu tarafından 9 bıçak darbesiyle öldürülen 44 yaşındaki Nazlı Uyanık’ın cenazesi yakınları tarafından teslim alınmayınca belediye ekipleri teslim aldı. Uyanık’ın cenazesi dün belediyeye ait morga konuldu.

Uyanık’ın cenazesi defnedilmek üzere bu sabah saatlerinde Devrek Belediyesi’ne ait morgdan alındı. Devrek Belediyesi’ne ait cenaze aracına konulan Uyanık’ın cenazesi ilçedeki Ulu Camii’ye getirildi. Sosyal medya üzerinden haberleşen ilçe halkı ise Uyanık’ın cenazesine sahip çıkmak için Ulu Camii önünde buluştu. Çok sayıda kadın, vatandaşlar ve Nazlı Uyanık’ın bazı yakınları da cenaze törenine katıldı. Uyanık’ın cenaze aracından çıkartılan tabutunu ise kadınlar omuzladı. Tabut cami önüne getirildi ve burada dualar edildi.

“İlçe halkı olarak sahip çıktık”

Devrek Belediye Başkanı Mustafa Semerci, üzüntülü bir gün yaşadıklarını belirtti. Devrek Belediyesi’nin ve ilçe halkının cenazeye sahip çıktığını anlatan Semerci, gazetecilere yaptığı açıklamada şöyle dedi:
“Üzüntülü bir gün yaşıyoruz. Çağ olarak böyle konuları aştık. Ailesiyle anlaşamayan bir hanımefendi, sığınma evine gitmiş önce, sonrasında da ilçemize gelmiş. Daha 2 günlük misafirken, evlatları tarafından töre cinayetiyle hayatını kaybetti. Üzüntümüz çok fazla. Bunu ben kınıyorum. Olmaması gereken bir olay. Bizim misafirimizdi, hunharca katledilmesi bizleri son derece üzdü. Belediye olarak, ilçe halkı olarak cenazeye sahip çıktık. En iyi şekilde çalışmalarımız bitti.”

Müftüden “Töre” tepkisi

Devrek İlçe Müftüsü Mahmut Çakır, Nazlı Uyanık’ın cenaze namazını kıldırdı. İlçe halkına duyarlılıklarından dolayı teşekkür eden Çakır, Müslümanlıkta “Töre” kavramının olmadığını ifade etti. Böyle bir uygulamanı cahillik olduğunu vurgulayan Çakır, “Rahmeti Rahmana kavuşan hanımefendiye sahip çıktınız. Başta belediye başkanımıza teşekkür ediyorum. Bu bizim insani ve İslami vazifemizdir. Kimse sahip çıkmasa bütün ümmet günahkardır. Bütün Müslümanlar. İnsanlar bir cinayet işliyor ondan sonra da ‘efendim benim dinim’ diyor. Ne dini ya. Böyle din yok. Ben ilçenin müftüsü olarak Diyanet İşleri Başkanlığı adına söylüyorum. Devletin adına söylüyorum. Kimse yaptığı hatayı, işlediği cinayeti Allah’ın dinine mal edemez. Bu işte töreymiş, bilmem neymiş. Bizim dinimiz töre dini değil. Bizim dinimiz Kuran ile hadisi şeriflerle, kuralları sabit olan insani, İslami, ahlaki, edebi, haya, vicdan üzerine, sevgi üzerine kurulmuştur. Evlilik böyle yürütülür. Sevginin bittiği yerde evlilik de biter. Erkek hanımından boşanma hakkına sahiptir. Kadın da eşinden mahkeme ile boşanma hakkına sahiptir. Kimse kimseyi zorla tahakküm altında tutamaz. Böyle bir şey yok. Ondan sonra bir takım cahil geleneklerden kaynaklanarak, annesini, babasını öldürmek en büyük katildir. Bir başkasını öldürmek de günahtır ama bir insanın annesini ve babasını öldürmesi Bir anne 9 ay çocuğunu karnında baktı. Ondan sonra da evladı onu öldürecek. Bunun insanlıkla, İslamiyetle hiçbir bağlantısı yok. Herkesin bunu böyle bilmesini istiyorum. Yapılan hataları sakın ha öyle töreymiş, dini bir şeymiş gibi kimse aldatmaya kalkamaz. Bizim dinimiz böyle uyduruk şeylerle izah edilecek din değildir. Bu töreleri, cehalet adetlerini kaldırmak için Kur’an-ı Kerim güneş gibi yeryüzüne inmiştir. Peygamberimiz onu insanlığa duyurmuştur. Katıldığınız için hepinizi kutluyorum” diye ifade etti.

Onlarca kişi son yolculuğuna uğurladı

Nazlı Uyanık’ın cenazesi öğlen namazını müteakiben kılınan cenaze namazının ardından Şehir Mezarlığı’na getirildi. Cenaze törenine katılan onlarca kişi ise cenaze aracının ardından şehir mezarlığına götürüldü. Uyanık’ın cenazesi çok sayıda kadın ve görevliler eşliğinde toprağa verildi.

Olay günü

Bitlis’te birlikte yaşadığı eşinden şiddet gören 44 yaşındaki Nazlı Uyanık, yaşadığı evi terk ederek İstanbul da sığınma evine yerleşti. Sığınma evinde Devrek’li bir kadınla tanışan Nazlı Uyanık, tanıştığı kadınla Zonguldak’ın Devrek ilçesine geldi. İlçede olaydan yaklaşık 2 gün önce apartman dairesi kiralayan Uyanık, geçen 9 Ekim günü iki oğlu Ö.U. (21) ve S.U. (17) tarafından bilinmeyen bir sebeple bıçaklandı.
Ağır yaralanan talihsiz kadın hastanede yaşamını yitirdi. Annelerini öldüren iki kardeş, Ankara girişinde yakalandı. İfadelerinde suçu itiraf eden kardeşler tutuklanarak cezaevine gönderildi. 

Onur Altındağ – Fikri Erdem
 

13 Eylül Dünya Sepsis Günü dolayısıyla Manavgat Devlet Hastanesinde sağlık personeli ve vatandaşlara yönelik bilgilendirme semineri düzenlendi. Manavgat Devlet Hastanesi Anestezi ve Reanimasyon Uzmanı Berna Aşan tarafından verilen ve yaklaşık 1 saat süren bilgilendirme seminerinde, hastalık ile ilgili farkındalık oluşturma, tanı, tedavi ve ileri tedavi konuları anlatıldı.

Erken tanı konularak tedavi edilmemesi halinde hastalığın, birçok organda yetmezliğe, şoka ve yüksek oranda ölüme yol açtığına dikkat çeken Aşan, “Dünyada en fazla hastalığa neden olan tablodur. Yapılan çalışmalar her gün Sepsis oranlarının artış gösterdiğini ortaya koyuyor.” dedi.

Sağlık personeline yönelik düzenlenen eğitimin Sepsis ile ilgili bilgilendirme yaparak farkındalık oluşturmayı amaçladığını belirten Aşan sözlerini şöyle sürdürdü:

“Çünkü Sepsis çok fazla bilinen bir hastalık değil, kanser dediğimiz zaman kanser hakkında bütün halkımız iyi kötü bir fikre sahip ama Sepsis dediğimiz zaman çoğu insan bunun ne olduğunu bilmiyor. Tüm dünya ülkeleri için ciddi bir halk sağlığı sorunu olan ve vücudun enfeksiyona geliştirdiği kontrolsüz yanıt ile kendi doku ve organlara zarar vermeye başlamasıyla ortaya çıkan Sepsis, erken tanı konularak tedavi edilmemesi halinde birçok organda yetmezliğe, şoka yüksek oranda ölüme yol açıyor. Bununla ilgili yapılan bir takım araştırmalar da var. Ankara’da üniversite öğrencilerinin yaptığı bir çalışmada Ankara gibi gelişmiş bir yerde sadece yüzde 11 oranında bilindiği gösteriliyor. Dünya Sağlık Örgütü tarafından tüm dünyada başlatılan bir kampanya çerçevesinde farkındalık oluşturarak, hastaneye geliş sürecini azaltmak ve bu Sepsis’e daha erken müdahale şansını arttırmak amacını güdüyoruz. Hastalık enfeksiyonun vücutta oluşturmuş olduğu normal dışı yanıtın organlar üzerinde yetmezlik gibi bozukluk gibi ölüme neden olabilen bir durum. Enfeksiyon belirtileri dediğimiz ateş, solunum sıkıntısı gibi bulguları organ yetmezliği gibi durumların eklenmesi ile ortaya çıkan bir durum bu gibi bulgular ortaya çıktığı zaman şüphelenip hastaneye başvurabilirler. Özellikle bağışıklık sistemi baskılanmış hastalarda 65 yaş ve üzeri hastalarda, kanser hastalarında veya 1 yaşından küçük çocuklarda bu gibi durumlarda sıklıkla görüldüğü için bağışıklık sistemi baskılanmış hastalar daha dikkatli olmaları gerekmekte.

Tedavide değişik yöntemler var Sepsis’in bulunduğu aşamaya göre tedavi yöntemi değişiyor, evet ilaçla tedavimiz de var bunun dışında ilerleyen dönemde solunum yetmezliği geliştiği zaman yoğun bakımda daha ileri destek tedaviler uygulayabiliyoruz. Halkımıza çevrelerinde muhakkak bahsettiğim bağışıklık sistemi baskılanmış hastalar vardır. Bu gibi bahsettiğim değişiklikler olduğunda sağlık merkezlerine başvurmakta geç kalmamaları, çekinmemelerini, göz ardı etmemelerini tavsiye ediyorum.”

Sepsis gelişen hastaların tanı ve tedavi uygulamalarının zamanlaması, tedavinin yeterliliği gibi sebeplere bağlı olarak yüzde 15-60’ı hayatını kaybettiğine dikkat çeken Aşan, “Hastanelerde yaşanan ölümlerin yarısından fazlasının nedeni Sepsis. Dünyada her yıl 5 milyon çocuk 5 yaşına gelmeden Sepsis nedeniyle yaşamını yitiriyor. Her yıl 100 bin anne Sepsis nedeniyle yaşamını yitiriyor” dedi. 

Arif Kaplan 

Taguşar bugün 30 yaşında olan oğluna uygulanan doğru tedavi sonrasında yeniden hayata bağlandığını belirterek “Benim yaptıklarımı yapmayın, bunların hiç birisi kurtuluş değil. Evlatlarınıza sarılın, asla bırakmayın göreceksiniz ki onların sevgiye ihtiyacı var, demek ki öncesinde ben ona hiç sevgi verememişim” dedi.

Balıkesir’de yıllarca şizofreni hastası oğluyla uğraşan ve onu çamaşır suyuyla zehirlemeye çalışarak ardından intihara kalkışan Neriman Taguşar Balıkesir Devlet Hastanesi Toplum Ruh Sağlığı Merkezinde görevli Psikiyatri Uzmanı Dr. Umut Karasu’nun yardımlarıyla oğlunun madde bağımlılığından kurtulduğunu söyledi.
Yaşadığı sıkıntıları İHA’ya anlatan Taguşar, eskiden oğlundan kaçtığını, şimdi ise ona sıkı sıkı sarıldığını belirterek yaptığı hataların yapılmaması gerektiğine dikkat çekti. Oğlu Erman Taguşar’ın (30) 1 yaşını doldurmadan yüksek yerden düşme sonucu epilepsi olduğunu ifade eden Neriman Taguşar “Tedavi ettirdim ama sonuç alamadım. Bayılmaları bitmişti ama daha sonrasında bir takım arazılar kalmıştı. Benim oğlum 12 yaşında maddeyle tanıştı bir müddet madde kullandı. 2012 yılında Umut Karasu ile tanıştık doktorumuzla. Bu zamana kadar gittiğimiz doktorlardan pek bir sonuç alamamıştık. Bunun maddeyle alakası vardır diye düşünüyorum. Doğru teşhis konulup doğru ilaç kullanmadığını düşünüyordum. Çünkü ailemizde de şizofreniler vardı. Biz 8 kardeşiz hepimizde birer tane var. Umut Karasu teşhisi güzel koydu oğluma güzel yaklaştı onu maddeden kurtardı. Oğlumun bir çok adli vakası vardı boşanma sonucunda” dedi.

“Oğluma çamaşır suyu içirdim”

Doktorların hastalarla iletişimine dikkat çeken Taguşar “Teşhis güzeldi tedavi güzel gitti. Daha öncesinde oğlum bana saldırıyordu beni dövüyordu kovalıyordu. Ben bir gün ondan kurtulmak için yanlış yaptım. Ne yaptım? Ona çamaşır suyu içirdim, tabi ki ölmedi kurtuldu. Daha sonra baktım ben bundan kurtulamıyorum intihar etmeye kalktım ben. Büyük bir aracın önüne kendimi attım ve kurtuldum. Şoför bey son anda beni uzaktan görmüş ne yapacağımız anlamış. Baktım onun öldüğü yok kurtulamıyorum ondan benimde psikolojim çok bozulmuştu artık sanki insanlar bana sokaklarda kötü kötü bakıyordu. Madde kullanan çocuğun annesi gibi beni suçluyorlardı. Her şeyin eğitimin aileden başladığını bunu benim başaramadığımı düşünmeye başladım ve psikolojim bozuldu. Bende bu yüzden intihar etmek istedim ‘ya o ya ben’ diyordum dünyada bu şekilde hatalar yaptım. Umut beyle karşılaştıktan sonra yaptığım eylemlerin kötü bir şey olduğunu fark ettim. Şimdi tedavi çok güzel ilerliyor, madde hiç yok bir kere bu çok güzel bir şey. Şizofrenler birazda saldırgan oluyor. Ben bunları öğrenmek için Toplum Ruh Sağlığına sık sıkı gelip şizofren kardeşlerimizin aileleriyle görüşmeye başladım”şeklinde konuştu.

“Çocukların hasta olduğunu kabul edelim”

Eskiden oğlunun kendisinin dövdüğünü hatırlatan anne Taguşar “Yolda bile yürüyemiyorduk. Bana ve etrafına saldırıyordu. Kurtuluş aramıştım oda Umut bey oldu, önce Allah tabi ki de. Umut bey şimdi her şeyi düzene koydu. Artık değil oğlumdan kaçmak oğluma sarılıyorum ve Mavi At Kafe’ye onunla bende geliyorum artık oğluma bağlandım. Onsuz artık hiç yolda dahi yürümek istemiyorum. Onsuz bir dakikam daha ayrı geçsin istemiyorum. Nefes aldığımı şuan hissediyorum. Çok adli vakaları oldu çok kayıplar yaşadık o saldırganlık dönemlerinde. Biz hayata yeniden başladık sanki Erman yeni doğmuş gibi yeniden bağlandık hayata. Benim ailelere demek istediğim şey şu benim yaptıklarımı yapmasınlar. Benim ona sonradan nasıl bağlandığım kısmına baksınlar. Öncesi iyi değildi evlatlarınıza sarılın, asla bırakmayın. Onlar ne yaparsa yapsın bizim çocuklarımız ikincisi yok diyelim. Onlar hasta çocuklar, önce biz bu çocukların hasta olduğunu kabul edelim, onlara sarılalım onların tedavisi için her şeyi yapalım onlara sahip çıkalım. Benim yaptığım hatayı asla yapmayın, çamaşır suyu içirmek veya intihara kalkışmak bunların hiç birisi kurtuluş değil. Göreceksiniz ki onların sevgiye ihtiyacı var, demek ki öncesinde ben ona hiç sevgi vermemişim. Mavi At Kafe gibi kurumlar bütün illere kurulsun. Bütün doktorlar Umut hocam gibi olsun ve çocuklar hayata bağlansın. Biz ailelerde rahat edelim hastamızı tanıyalım”.

“Uyuşturucu başta iyi gelir ama sonradan kötü hissedersin”

Şizofren hastası Erman Taguşar (30) ise “Toplum ve Ruh Sağlığı Merkezinin 6 senelik hastasıyım. Umut beyle tanışmadan önce madde bağımlısıydım. Bağımlılığım 11 sene sürdü. 6 yıldan beri madde kullanmıyorum. Tedavi sürecim çok iyi Umut beyden Allah razı olsun. Çok teşekkür ederim beni bu bataklığın içinden kurtardı. İlk zamanlarda bana konulan teşhis sinir atipik psikozdu ondan sonra madde kullanmaya başladım hastalığım iyice şizofreniye döndü. İstanbul AMATEM’de 3 kere tedavi gördüm ama bir sonuç alamadım. Umut bey bana bir tedavi süreci uyguladı ondan sonra maddeden yavaş yavaş kopmaya başladım. Hastalığım konusunda da ilgilendiler benimle ilaçlarımı düzenli kullandım. 15 günde bir iğnemi vurdurmaya başladım. Gençlere tavsiyem uyuşturucu başta iyi gelir ama sonradan insan kötü hissetmeye başlıyor kendini. Kesinlikle gençlere uyuşturucu kullanmalarını tavsiye etmiyorum. Umut beyle tanışmadan önce aşırı saldırganlığım vardı mahallede herkesi rahatsız ediyordum, geçen bayanlara taş atıyordum, bağırıyordum araba camlarını kırıyordum. Umut beyden sonra ilaçlarımı kullandım ve bu saldırganlıklar bende gitmeye başladı yavaş yavaş ve bu duruma geldim. Genellikle uyuşturucu ortamları arkadaşlıktan başlıyor arkadaşlarını iyi seçsinler” dedi. 

Otağ Fırıncıoğulları

Leyla (18), Zehra (18) adında ikizleri ve Hamza (15) adında oğulları olan Zeynep ve Mustafa Gügercin çifti, 7 senedir iyi huylu fakat agresif bir tümör türü olan desmoid tümör hastası kızları Zehra için mücadele ediyor. Aile Şırnak’ta asgari ücretle geçinirken, birçok ameliyat geçiren Zehra bacağını kaybetme riskiyle karşı karşıya bulunuyor.

Hastalığın ilk olarak kızının bacağında bir şişlikle ortaya çıktığını anlatan anne Gügercin, “Şişliği görünce Şırnak’ta devlet hastanesine götürdüm, MR çekildikten sonra hemen teşhis konuldu, tümör olduğu söylenildi ve Gaziantep’e sevk edildi. Kızım orada 3 ameliyat geçirdi. Ameliyatlardan sonra daha fazla bir şey yapamayacaklarını söyleyerek bizi Ankara’ya sevk ettiler. 4-5 senedir Ankara’ya geliyoruz. Zehra burada da 5 ameliyat geçirdi ama her seferinde tümör yeniden çıktı. Doktorların söylediğinde göre bunun bir ilaç tedavisi de yok. 36 gün ışın tedavisi gördü, tedaviden sonra 3 ameliyat daha geçirdi. Şuanda son kontroller yapıldı ve kalçadan diz altına kadar 4 santimlik tümör daha çıkmış. Son ameliyatında bacağı zor kurtarmışlardı. Ameliyatlar esnasında bacaktaki sinirler de zedelendi, bileğinden itibaren ayağını ve parmaklarını hissetmiyor. Geçen sene ısınmak için sobanın yanına yaklaşmıştı, o sırada hissetmediği için fark etmemiş ve ayağı yanmıştı” şeklinde konuştu.

“Kemoterapiyi kaldıramaz diye uygun görmediler” diyen çaresiz anne, kızının bacağını kaybedecek olmasını kabullenemediğini dile getirerek, “Doktorlar bir daha çıkarsa bacağı kurtaramayız diyorlar, biz de bunu kabullenemiyoruz. En son doktorlara neden böyle his kaybı olduğunu sorduğumda bana, ‘keselim sizde kurtulun, bizde kurtulalım’ dediler” diye konuştu.

“Bir süre konuşamadı ama toparlandı, çok güçlü, çok inatçı bir kız”

Kızının çok sessiz bir yapısı olduğunu belirten anne Gügercin, “İlk zamanlar bir süre konuşamadı. Üniversite sınavına ameliyat döneminde girmişti, istediği puanı alamayınca sinirleri daha da bozulmuştu. Ama toparlandı, çok güçlü, çok inatçı bir kız. 7-8 senedir birlikte mücadele ediyoruz. Şırnak’tan Ankara’ya gelip gidişimiz çok zor, otobüsle eve ulaşmamız 20 saat sürüyor. Otobüste hareketsiz kalıp, ayağını uzatamadığı için bacağı morarıp şişiyor. En son Şırnak’a vardığımızda eve girmeden önce acile gitmek zorunda kaldık. Uçakla gelip gitmek masraf, bazen valilik karşılıyor, bazen camideki hocalar para topluyor. Onun dışında kendi imkanlarımla uçakla gelemiyorum. 2-3 gün sonra döneceğiz ama nasıl döneceğimi bilmiyorum. Ankara’da konaklama konusunda da sorun oluyor. Gelmeden önce konukevini arayıp haber veriyoruz, bazen yer bulamıyoruz, dışarıda kalmak zorunda kalıyoruz. Şuanda zaten hastaneden tanıştığımız bir arkadaşın evinde misafiriz. Kabullenmesi çok zor bir şey, yetkililerden yardım bekliyorum. Belki iyi bir doktor buluruz, ilacı var mıdır, bu tümörden nasıl kurtuluruz bilmiyorum. Yetkililerden ve hayırseverlerden yardım bekliyorum” çağrısında bulundu.

Psikolog olmak isteyen ve istediği bölüme aldığı puan yetmediği için üniversite sınavına tekrar hazırlanmak istediğini belirten Zehra ise, en büyük hayallerinden birinin de piyano çalmak olduğunu dile getirdi. 

Yağmur Yıldız – Fatih Erdoğan

Aydın’ın Sultanhisar ilçesi Atça Mahallesi’nde eşi ve çocukları ile birlikte yaşayan Rime Avzeri (32), Sakarya’da Suriyeli kadının ve çocuğunun öldürüldüğü haberi karşısında büyük korku ve endişe duyduklarını ifade etti. Suriye’de yaşanan ‘iç savaş’ın ardından önce Urfa’ya ardından Aydın’a gelen Avzeri, Türkiye’yi çok sevdiklerini ancak yaşanan olaylar nedeniyle tedirgin olduklarını belirtti.

Suriye’deki evlerinin yerle bir olduğunu ve kapılarını açtığı için Türk halkına minnet duyduklarını belirten Avzeri, Aydın’da yeni bir hayat kurduklarını ancak ülkelerine dönmek istediklerini söyleyerek şunları kaydetti:
“3 sene önce Türkiye’ye geldim. Türkiye’yi seviyoruz. Çok zorluk çektik. Aç kaldık. İşsiz kaldık. Şimdi kendimize iş bulduk ve çalışıyoruz. Burada çocuklarımız var. Ailemizden çok insan kaybettik. Tekrar aynı şeyleri yaşamak istemiyoruz. Suriye’de savaş bitti. Ülkemize dönmek istiyoruz ama evlerimiz yerle bir oldu. Hiçbir şeyimiz yok. Türkiye’de can güvenliğimiz var. Suriye’de kadınlarımız tecavüze uğruyordu. Çocukları kaçırdılar, öldürdüler. Türkiye’de güvendeyiz.”

“Öldürülen Suriyeli Kadın için çok üzüldük. Türkiye’deki insanlar çok üzüldü. Suriye’de çok daha kötülerini yaşadık. Gözlerimizin önünde fenalıklar yaptılar. Amerika, DAEŞ, ailemizi evlerimizi her şeyimizi aldı. Türkiye cennet ama burada yaşayan insanlar bunu bilmiyor. Suriye de çok güzeldi. Şimdi sadece yıkıntılar kaldı. Korkuyla yaşamak istemiyoruz” diyen Avzeri, çocuklarının can güvenliğinden endişe ettiğini belirtti.