1982 yılında Tekirdağ’daki Rakoczi Müzesi’nin restorasyonunda inşaat işçisi olarak çalışan Ali Kabul, restorasyon çalışmaları sırasında Macarca öğrenmeye merak saldı. Restorasyon sırasında gayreti ve çalışkanlığı ile Macaristan görevlileri tarafından fark edilen Kabul, 36 senedir Rakoczi Müzesi’ne sahip çıkıyor. Gelen turistlere müze rehberliğinin yanında Türkiye’yi ve Tekirdağ’ı tanıtan Kabul, Macaristan’a giden Türklere de Macaristan hakkında bilgi verip, yeri geldiğinde tercümanlık yapıyor.

22 yaşındayken müzenin restorasyon işinde çalışmaya başladığını anlatan Ali Kabul, “1982 yılında Macar Müze Müdürlüğü elemanları bu müzeyi restore etti. O restorasyonda ben de burada işçi olarak çalışmaya başladım. Sekiz, dokuz aylık bir restorasyon çalışması oldu. Bu restorasyon süresince ben biraz meraklıydım. Bir yabancı dil öğrenme isteği vardı. Bunu bir nevi fırsat sayıp burada çabalayıp Macarca’yı öğrendim. Sekiz ay sonunda restorasyon bitince burada çalışır mısın diye sordular bana. Sürekli bir iş teklif ettiler. Ben de çalışırım dedim. Başladık, işte 1982 yılından bu yana ve 36 senedir burası bana emanet. Türk-Macar ilişkisi için önemli olan bu binayı, Macaristan Başkonsolosluğu adına korumaya gayret ediyorum” dedi.

Macar halk kurtuluş kahramanı II.Rakoczi Frençh’in yaşadığı ev olan müzenin Macarlar için önemine değinen Kabul, “Burası iki ülke ilişkileri açısından çok önemli. Bizim için Atatürk ne ise Macarlar için de Rakoczi öyle diyebiliriz. Macar tarihinin son 500 yıldır yetiştirdiği en önemli liderlerden bir tanesi. Bugün Macaristan’da her şehirde, her kasabada, her yerleşim yerinde bir büstü vardır ya da caddelere, okullara adı verilmiştir. Onun için Macarlar burayı çok önemsiyorlar, hatta bu yeri kutsal bir yer sayıyorlar. O nedenle burayı layıkıyla korumaya çalışıyorum” diye konuştu.

Müzenin iki ülke arasında kültürel bir köprü vaziyeti gördüğünü belirten Kabul, “Burada tek çalışıyorum. Bunun zorlukları var ama güzel tarafları da var. Burası bir köprü vaziyeti görüyor. Kültürel köprü en azından. Buraya birçok Macar büyüğü gelmiştir; başbakanlar, cumhurbaşkanları, onlara da Rakoczi buraya nasıl geldi, nerede, nasıl yaşadı anlatıyoruz. Ayrıca buradan da, Tekirdağ’dan da belediye başkanlarımız, valilerimiz zaman zaman Macaristan’a gitmiştir. Onlara da elimizden geldiği kadar ya rehberlik yapmışızdır ya da gittiklerinde nereleri görmeleri, nereleri gezmeleri gerektiğine dair yardımcı olmuşuzdur” dedi.  

İsmail Denizhan
 

Fransa’da demiryolu grevinde hükümet ile sendikalar arasında dün yapılan görüşmenin iki taraf için olumsuz sonuçlandığı açıklandı. Bu durumda sendikaların grevleri hükümete karşı sertleştirebileceği söyleniyor.

Demiryolu sendikaları, hükümetin çözüm olarak ortaya sürdüğü teklifin “Maskelenmiş bir tuzak” olduğunu belirtip, hükümetin bu oyununa gelmeyeceklerini ifade etti. Grevcilerin hedef büyütüp, grevi genişletip pes etmeme yönünde kararlı olduklarını hükümete anlatmaya çalışacaklarını ve hükümetin sendikaların isteğine boyun eğmek zorunda kalacakları düşüncesinde oldukları kaydedildi. 

Demiryolu çalışanları temsilcileri ile hükümet arasındaki ilişkilerde iki tarafın orta yolu bulma konusunda kenara itilmiş olmadığı düşüncesi bulunsa da, Ulaştırma Bakanı Elisabeth Borne, demiryolu sendikalarını demiryolu reformuna karşı beş gün süren iki günlük grevden bu yana ilk istişare toplantısı için bir araya gelmelerinin ilk bakışta olumlu gözükmesine rağmen, finansman konusunda bazı gerçekleri sendika temsilcilerine anlatma imkanı bulmasının sevindirici olduğunu belirtti. 

Demiryolu çalışanlarının üyesi olduğu Genel İş Sendikası (CGT) Başkanı Laurent Brun, “Hükümetin bize sunmak istediği çok iyi maskelenmiş bir tuzak” diyerek hükümet tarafından ortaya konulan bir görüşü kınadığını açıkladı. “Grevi güçlendirmek, yükseltmek, sertleştirmek zorundayız” diyen sendika temsilcisi, grevi destekleyen diğer sendika temsilcilerine çağrıda bulundu ve Cumartesi günü saat 20.00’de başlayıp Salı günü 7.55’e kadar yapılacak grevin, hafta başı Salı-Çarşamba günü yapılan greve oranla daha da sertleştirilmesi gerektiğini vurguladı. 

UNSA Sendikası adına açıklama yapan Roger Dillenseger ise, “Hükümet bizi boğmaya çalışıyor. Anlaşma yönünde bizi zora sokuyor. Sosyal hareketin daha da zorlaşacağı bir durumdayız. Demiryolu işçileri Pazar ve Pazartesi günü yine gösteri yapma konusunda seferber olmak zorunda kalacaklar” dedi. 

CFDT Sendikası adına konuşan Didier Aubert ise, “Hükümetin kendi yöntemini gözden geçirmemesi halinde uzun soluklu çatışmaya başlayacağız. Grevi güçlendirmek, yükseltmek, sertleştirmek zorundayız. Bu hareketin nasıl organize edileceğini görmek için, genel kurulda tartışacağız ve ona göre bir durum belirleyeceğiz” diye konuştu.

Edinilen bilgiye göre, olay Seyhan ilçesi, Mestanzade Mahallesi 21026 Sokakta meydana geldi. İddiaya göre, sokakta oyun oynayan Ahmet Sır (12) bir ev ile bahçe arasında kalan ve çöplerin atıldığı yerden ses geldiğini fark etti. Çocuk, önce sesin kedi sesi olduğunu zannetti ancak daha sonra bebek ağlaması duyunca hemen sesin geldiği yere gitti. Ahmet Sır, çöplerin arasında kağıt üzerinde çıplak bir erkek bebek olduğunu görünce hemen mahalledeki kadınlara haber verdi. Olay yerine gelen Şefika Tanırgan bebeği alıp Hanım Yalyanç’ın evine götürdü. Yalyanç çıplak olan bebeği hemen giydirdi. 

Mahalle sakinleri gözyaşlarına boğuldu 

Mahalleli hemen bu durumu polise ve sağlık ekiplerine haber verdi. Bu arada, bebeğin sokağa çıplak halde atıldığını öğrenen mahalle sakinleri Yalyanç’ın evine geldi. Meryem Yuvanç ile yanındaki kişi, “Hayvan bile yavrusunu bırakmıyor, bu nasıl bir annelik” diyerek gözyaşlarına boğuldu. Hanım Yalyanç ise bebeğin erkek olduğunu göbek bağının bile kesilmediğini yeni doğmuş bir bebek olduğunu görgü şahitlerinin bir kadının bıraktığını söylediğini kaydetti.

Polis bebeğe “Umut” ismini verdi 

Bu arada, bir süre sonra olay yerine sağlık ekipleri geldi. Polis bebeği mahalleliden alarak sağlık ekiplerine teslim etti. Ambulansa alınan bebek burada sağlık kontrolünden geçirildi. Polis bebeğe “Umut” ismini verdi. Bebek daha sonra ambulans ile Adana Şehir Hastanesine götürüldü. Bebek sağlık kontrolünden sonra Sevgi Evlerine yerleştirilecek. Polis ise çevrede bebeği getirip atan kadını bulmaya çalışıyor.  

Fatih Keçe – Serkan Çetinkaya

Avrupa’da bir dizi resmi temaslarda bulunmak üzere Belçika’nın başkenti Brüksel’e gelen Katar Emiri Şeyh Tamim bin Hamad Al Sani, Avrupa Komisyonu Dışişleri ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi ve Başkan Yardımcısı Federica Mogherini ile bir araya geldi. Avrupa Birliği ile Katar arasındaki ortak ilgi alanlarındaki ikili ilişkileri gözden geçiren taraflar, bu ilişkileri geliştirmenin de yollarını görüştü. Körfez İşbirliği Konseyi’ndeki devam eden durum hakkında Mogherini’ye bilgi veren Katar Emiri, krizin çözümü için görüş alışverişinde bulundu.
Federica Mogherini, Avrupa Birliği’nin Körfez uzlaşmasına ulaşması için Kuveyt’in arabuluculuğuna verdiği desteği ve yardıma hazır olduğunu tekrarladı. Görüşmede ayrıca terörle mücadelenin yanı sıra Suriye, Orta Doğu Barış Süreci, İran ve Libya gibi çeşitli bölgesel meseleler de ele alındı.

Görüşme kapsamında Katar Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Muhammed bin Abdulrahman Al Sani, AB Dış İlişkiler Servisi ile Katar Dışişleri Bakanlığı arasında iş birliği anlaşması imzaladı. Yapılan İşbirliği Anlaşması’nın, iki taraf arasında gelişmiş bir siyasi diyalog için temel oluşturması, karşılıklı çıkarların, özellikle de özel sektörün geliştirilmesi, araştırılması ve yenilenmesi gibi sektörel alanlarda güçlendirmesi bekleniyor.
Avrupa Komisyonu tarafından İşbirliği Anlaşması ile ilgili yapılan açıklamada, 2030 Katar Ulusal Vizyonu çerçevesinde gerçekleştirilmiş bir adım olarak değerlendirildi.

Katar Emiri Şeyh Tamim bin Hamad Al Shani, Mogherini ile görüşmesinin ardından AB Komisyon Başkanı Jean-Claude Juncker ile de bir görüşme gerçekleştirdi.  

Cafer Yıldırımer
 

Toplantıda ilk olarak Vali Yardımcısı Ella Slepyan konuştu. Slepyan, Ukrayna’yı ilk olarak tanıyan ülkenin Türkiye olduğunu kaydetti. Bundan dolayı Türkiye’ye ayrı bir önem verdiklerini ifade eden Slepyan, “Türkiye bizim en önemli ortağımız. İhracat olarak Türkiye ikinci olarak topraklarımızda yer aldı. Burada önemli olan iki ülkenin ticari ilişkilerinin güçlenerek kaliteli işler yapabilmesidir. Zaporozhye’de Çerkezköy gibi iyi bir sanayi şehridir” dedi.

Vali yardımcısının ardından konuşan Zaporozhye Belediye Başkan Yardımcısı Valeri Edelev, Zaporozhye hakkında Çerkezköy TSO heyetine geniş bilgi aktardı. Eğitim, kültür, sanat ve sanayi anlamında gelişen ve büyüyen bir yer olduklarını vurgulayan Edelev, şehirde bulunan iki deniz ve bir büyük göl ve tarihi kale ile turizm anlamında da zengin olduklarını ifade etti.

Zaporozhye protokolünün konuşmasının ardından söz alan Çerkezköy Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Süleyman Kozuva, “Siz değerli yerel yöneticilerimiz ve devlet adamlarımızla da bir araya gelmek, bizim için onur ve mutluluk oldu. Sayın Başkanımızın ve değerli yöneticilerimizin bu jesti her türlü takdirin üstündedir. Çerkezköy Ticaret ve Sanayi Odası olarak biz de sizleri aynı samimi duygularla ülkemize ve odamıza davet etmekten onur duyarız” dedi.

“5 yıldızlı, akrediteli oda”
Çerkezköy TSO hakkında bilgi de aktaran Kozuva, “Çerkezköy Ticaret ve Sanayi Odası, Türkiye’nin en önemli ticaret ve sanayi merkezlerinden birisidir. Beş yıldızlı akredite bir Oda olarak uluslararası ticaret ve sanayi odalarıyla da anlaşmaları bulunan uluslararası organizasyonlar düzenleyen bir yetkinliğe sahiptir. Bulunduğu bölgede, yerel yönetimlerle paydaş olarak ekonomik ticari ve sosyal sorumluluk alanlarında proje geliştirme ve uygulama vizyon ve misyonuna sahip köklü bir kurumdur. Bu bağlamda Odamız aracılığıyla siz değerli yöneticilerimizin ve iş dünyasının değerli temsilcilerinin iki ülke arasında ilişkilerimizi ortaklaşa daha üst seviyelere çıkartabileceğimize, bu ilişkilerin sadece ticarette değil aynı zamanda bilim, kültür, teknik ve insani ilişkilerde de geliştirilebileceğine olan inancım tamdır. Bu duygu ve temennilerle nazik davetiniz için tekrar teşekkür ediyor saygılar sunuyorum” diye konuştu.

Konuşmaların ardından Çerkezköy TSO’nun tanıtım filmi Zaporozhye heyetine izletildi. Filmin ardından ardından ise, Zaporozhye TSO ile protokolü Çerkezköy TSO Yönetim Kurulu Başkanı Süleyman Kozuva’ya hediye verdikten sonra Başkan Kozuva da Zaporizhyha heyetine hediye takdim etti. Hediye takdiminin ardından iş gezisine katılan heyet, açtıkları masalarda ticari görüşmeleri kapsamında buradaki iş adamları ile ikili görüşmeler gerçekleştirdi.

Toplantıya Çerkezköy Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Süleyman Kozuva, Odessa Ticaret Ataşesi Çetin Yılmaz, Zaporozhye Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Volodemir Samilov, Zaporozhye Vali Yardımcısı Ella Slepyan, Zaporozhye Belediye Başkan Yardımcısı Valeri Edelev ve iş adamları katıldı.  

Uğur Arslan 

Olay, geçtiğimiz Cuma günü öğle saatlerinde Ümraniye’deki bir AVM’de meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, öğle saatlerinde 2 kadın hırsız, AVM’deki bir mağazaya geldi. Burada bebek arabasında asılı olan çantayı gören hırsızlar, sahibinin arkasını dönmesini fırsat bilerek kaşla göz arasında çaldı. Saniyeler içerisinde hırsızlığı gerçekleştiren kadınlar hızla mağazadan çıkarak uzaklaştı. Bebek arabasında çantasını göremeyen kadın ise telaşla etrafa koşturdu. Çantayı çalan hırsızlar daha sonra AVM’den çıkarak kayıplara karıştı. Hırsızların soğukkanlı tavırları “bu kadarına da pes” dedirtirken, tüm bu yaşananlar ise güvenlik kameralarına saniye saniye yansıdı.

Kaşla göz arasında çantayı çaldı
Güvenlik kameralarına yansıyan görüntülerde, mağazaya giren 3 kadından biri bebek arabasını arkasında bırakarak mağazadaki eşyalara bakıyor. O esnada içeriye 2 kadın giriyor ve bebek arabasına yanaşıyor. Hırsızlardan biri mağazada etrafa bakıyormuş gibi yaparak diğer hırsıza perdeleme yapıyor. O esnada diğer hırsız, bebek arabasında asılı olan çantayı kaşla göz arasında çalıyor. Hırsızlar ardından hızla mağazadan çıkıyor. Çok geçmeden çantanın sahibi kadın arkasını dönerek bebek arabasına bakıyor. Çantasının yerinde olmadığını gören kadın telaşla etrafta koşuşturuyor. Hırsızlar ise AVM’nin yürüyen merdivenlerinden dışarıya çıktıktan sonra koşarak yolun karşısına geçip, kayıplara karışıyor.
Güvenlik kamera görüntülerini incelemeye alan polis, hırsızları yakalamak için çalışma başlattı. 

Doğan Can Cesur
 

AB Bakanı ve Başmüzakereci Çelik, AB Uyum Komisyonu üyeleri ile gerçekleştirilen toplantı öncesinde önemli açıklamalarda bulundu. Türkiye ile AB arasında 26 Mart tarihinde Varna’da bir zirvenin yapılacağını kaydeden Çelik, “Türkiye-AB arasındaki meselelerin ele alındığı, bundan sonra nasıl ilerleyebileceğimiz, geleceğe beraber nasıl bakabileceğimiz konusunda bir zirve olacaktır” diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Fransız Cumhurbaşkanı Macron’a teklif ettiği bir konuyu dile getirdiğini ve AB ile İİT arasında bir zirve önerdiklerine dikkat çeken Çelik, daha önce böyle bir zirvenin yapıldığını ve Birleşmiş Milletler (BM) toplantıları kadar geniş katılımlı olduğunu söyledi. Çelik, “Bugün Türkiye hem İİT dönem başkanı olarak hem AB ile tam üyelik müzakereleri yürüten bir ülke olarak bu ajandayı ortaya koyabilecek bir ülkedir. İİT ile AB arasında böyle bir zirvenin gerçekleşmesi, aramızdaki ortak meselelerin ele alınması, Filistin, Balkanlar, Arakan Müslümanları meselesi, Suriye ve Irak meselelerinin ele alınması açısından, Libya meselesinin, göçün ele alınması açısından son derece verimli olacaktır. İlk olarak bunu teklif ettiğim Brüksel’deki muhataplarım bunu çarpıcı buldular ve üzerinde çalışacaklarını söylediler. Bu zirvede eğer 2018 yılı içerisinde gerçekleşirse Türkiye-AB zirvesinden sonra bunu yetiştirebilirlerse Mayıs, Haziran ayında gerçekleşmesi son derece önemli. Bir küresel mesajın ortaya çıkması bakımından verimli bir zirve olur” ifadelerini kullandı.  

İlker Turak
 

Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump, 2016 seçimlerinde Rus müdahalesinde bulunduğu iddiasına karşı Cumhuriyetçilerin bildiri yayınlamasını onayladı. Temsilciler Meclisi İstihbarat Komitesi Cumhuriyet başkanı Devin Nunes tarafından, iki sayfa gizli belgenin de yer verildiği 4 sayfalık bildiride endişelere dikkat çekildi.
Bu arada, gazetecilere açıklamada bulunan ABD Başkanı Donald Trump, Kongre’ye gönderilen tartışmalı belgenin içeriğini utanç verici olarak niteledi. Başkan Trump, 2016 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yürütülen kampanya ile Rusya arasındaki muhtemel gizli anlaşmayı araştıran federal görevlilerin yaptığı çalışmalardan dolayı şikâyetçi oldu.

Temsilciler Meclisi İstihbarat Komitesi Cumhuriyet başkanı Devin Nunes tarafından paylaşılan bilgi notunda, FBI’ın ABD mahkemesini, yanılttığını ve ileri sürülen belgelerin düzmece olduğunu ileri sürdü. Devin Nunes, belgede ‘önemli materyal ihmalleri ile ilgili ciddi endişeleri’ bulunduğunu ve bunun kamuoyuna açıklanmaması gerektiğini söyledi.

Demokratlar ise Cumhuriyetçiler yayınlanan bildiriyi, çok gizli verilerin seçici bir şekilde kullanarak, Eski FBI Başkanı Robert Mueller’in başlattığı soruşturmayı gözden düşürmek amacını taşıdığını iddia ettiler.
Mueller’ın başlattığı soruşturma üzerine Cumhuriyetçiler ve Demokratlar arasındaki tartışma siyasi bir savaşa dönüştü.

Candemir Sarı
 

Prof. Özcan, cep telefonlarıyla kan tahlili yapabilen mobil mikroskop geliştirmiş. ABD eski Başkanı Barack Obama’dan aldığı Başkanlık Kariyeri Ödülü dahil pek çok uluslararası ödüle layık görülmüş. Hatta eşi de Başkanlık Kariyer ödülünü alınca, ödülü alan ilk ve tek çift olarak da tarihe geçmişler.

İşte dünyanın en parlak 10 bilim insanı arasında yer alan Prof. Dr. Aydoğan Özcan…

Kan tahlili yapan cep telefonu bulmanız hep gündemde. Nasıl bu başarıyı elde ettiniz? Bundan bahsedebilir misiniz maliyeti ve kullanılma alanları nelerdir?

Kaliforniya Üniversitesi’ndeki (UCLA) grubum hesaplamalı görüntüleme teknolojileri ve yapay zeka tabanlı sensor ve teşhis cihazları üzerine çalışıyor. Kısacası, yeni mikroskoplar ve teşhis cihazları oluşturuyoruz. Bu mikroskopların ve cihazların en önemli özelliği normal mikroskoplardan daha hafif, taşınabilir ve ucuz olmalarıdır. Bunu yaparken de görüntünün kalitesini, çözünürlüğünü ve kontrastini değiştirmeden yapmaya çalışıyoruz ki aynı kalitede güzel görüntüler alabilelim. Mikroskopların ve görüntüleme cihazların en önemli parçaları lenslerdir. Biz bu lensleri digital hesaplama yöntemi ile değiştirerekten çok daha geniş alana bakabilecek mikroskoplar dizayn ediyoruz. Bunların tele-tıp alanında çok farklı uygulamaları var. En çok duyduğunuz çalışmamız cep telefonunu hastalardan alınan kan hücrelerine ve doku örneklerine bakabilecek bir mikroskoba dönüştürülmesi olabilir. Çünkü cep telefonlarında hem çok iyi bir hesaplama ortamı var, hem de cep telefonunun arkasındaki kameralar çözünürlük açısından oldukça iyi durumda. Dolayısıyla bu tür cihazların cep telefonu ile bütünleşmesi özellikle tele-tıp ve üçüncü dünya ülkelerindeki sağlık taramaları için ilginç alanlar, ilginç uygulamalar ortaya çıkartıyor.

Bu buluşlardan bir kısmı ürünleşmiş durumda ve benim de kurucusu olduğum bir şirket tarafından kullanıma açılmıştır. Bu kurduğum şirket World Economic Forum tarafından 2015 senesinde Technology Pioneer ödülünü Davos’da almıştır.

Diğer çalışmalarınızdan da bahsedebilir misiniz?

Yaptığımız diğer bir grup çalışma yapay zekanın optik sistemler ve görüntü oluşturma üzerindeki uygulamaları. Kısacası “düşünebilen” mikrosçoplar ve sensörler geliştiriyoruz. Burda yapay zeka tekniklerini kullanarak akıllı görüntü alabilen ve teşhis yapabilen metodlar geliştiriyoruz. Bu teknolojilerin biyomedikal uygulamaları olduğu gibi, şu ve hava kirliliğine bakabilen sistemler geliştimek için de kullanıyoruz.
Buna ilave olarak, spermlerin üç boyutlu hareketinin izlenmesi üzerine önemli çalışmalarımız var. Sperm biyolojisiyle ve spermin tıbbi yapısıyla ve onun etkilendiği mekanizmalar ile ilgili çalışmalar yapan araştırmacıların kullanabileceği çok faydalı teknikler geliştirdik. Üç boyutlu merceksiz görüntüleme tekniği ile çok hızlı ve çok geniş bir hacimdeki binlerce sperme aynı anda bakıp onların mikroskopik hareketlerini görüntüleyebiliyoruz. Özellikle çeşitli ilaçların ve kimyasal maddelerin, sperm ve hareketi üzerindeki etkilerini incelemek ya da değişik fiziksel teoremlerin veya hipotezlerin denenmesi için bu tür tekniklerin çok faydalı olacağını inanıyorum. Bu çalışmalarımız kurduğum ikinci bir şirket tarafından ticarileştirilmektedir ve Amerikan Sağlık Bakanlığı’ndan 1.7 Milyon $ bir bütçe almıştır, bu ticarileşme amacı ile.

Populer Science’ın Ekim 2012 sayısında, “tüm dünyada 2012 yılının en parlak 10 bilimadamı” arasında neden gösterildiniz?

Bu ödül yaptığımız önemli çalışmalar ve onların etkileri dolayısı ile verilmiş bir ödül. Bu ödülden hemen önce 2011 yılında Amerikan başkanlığı tarafından önemli bilimsel ve teknolojik yeniliklere imza atan araştırmacılara verilen Başkanlık Kariyer Ödülünü Beyaz Saray’da Başkan Obama’dan almıştım.

Son beş sene içerisinde oldukça önemli profesyonel ödüller aldım. Bunlardan bazıları şunlardır:,

Guggenheim Fellow, The John Simon Guggenheim Memorial Foundation, 2017
Fellow, The Royal Society of Chemistry, 2017
Fellow, American Institute for Medical and Biological Engineering (AIMBE), 2017
Fellow, IEEE, 2017
Rahmi M. Koç Science Medal, Koç University & Vehbi Koç Foundation, 2016 {Inaugural Recipient}
Ernst Abbe Lecture and Award, Carl Zeiss Foundation, 2016
Wireless Innovation Award, Vodafone Americas Foundation, 2016
IEEE Photonics Society Distinguished Lecturer Award, 2016
ICO Prize, International Commission for Optics, 2015
Technology Pioneer, The World Economic Forum, 2015
HHMI Professor, Howard Hughes Medical Institute, 2014
Fellow, Optical Society of America (OSA), 2014
Fellow, SPIE, 2013
SPIE Biophotonics Technology Innovator Award, 2013
The Scientist, Top Innovation of the Year, 2011

2016 Aralık ayında da Sayın Rahmi Koç adına verilen Rahmi Koç Bilim Madalyasının ilk sahibi oldum. Bu Türkiye’de aldığım ilk ödüldür ve benim için manen en değerli ödüllerden birisidir.

Bu dergi yaklaşık 6 sene önceki en parlak bilim insanı olarak bahsetti o zamandan bugüne neler değişti?
O zamandan bu yana yüzlerce makale ve konferans yayını yaptık, onlarca patent başvurusunda bulunduk, bir kaç yeni ürünü kullanıma açtık, ikinci bir şirket kurduk, ve milyonlarca dolar araştırma bütçesi getirerek araştırmalarımıza ivme kazandırdık. Bizim labimızda yetişen bir çok araştırmacı ABD içinde ve dışındaki önemli üniversitelerde kendi lablarını kurmuştur. Bugün itibarı ile mobil sağlık, tele-tıp ve optik görüntüleme ve teşhis konularında dünyadaki en ileri araştırma grublarından biri olarak tanınıyoruz. Grubumuz 20’nin üzerinde diğer üniversite ve grup ile ortak çalışmalar yürütmekte ve bu konularda küresel bir cazibe merkezi oluşturmuştur.

Türkiye’de de oldukça güzel işler yapan ve başarılı bir çok bilim insanımız var. Onların başarılarını zaman zaman duyuyorum, ve oldukça gurur duyuyorum.

Toplam kaç patentiniz var?

37 onaylanmış ve 20’nin üzerinde beklemede olan patentim var. Bunların çok önemli bir kısmı lisanslanmış durumda, ve kurduğum şirketlerin de temelini oluşturur.

Artık dünyada bilgisayar çok önemli sizce kısa vadece evdeki bilgsayardan ve telefondan neler yapabileceğiz? Gelecekte bizleri başka neler bekliyor?

Yapay zeka ve optik kesişimi şu an için en çok ilgimi çeken konuların başında geliyor. Düşünen ve adapte olabilen akıllı optik görüntüleme ve teşhis sistemleri tıp için yeni konseptleri geliştirmemize imkan verecek. Örneğin, küçük bir pil seviyesindeki bir cihazı yutup vücudumuzdaki değişik noktalardan örnek alıp incelemesini ve kendi yolunu çizerek (aynı kendi kendini yöneten arabalar gibi) bulunması gereken noktalara ulaşıp, orda anında tetkik ve gerekirse müdahale yapması (örneğin dokuyu laser ile yakması vb) mümkün olabilecek.

Eşiniz Prof. Mona Jarrahi’den bahseder misiniz biraz?

Eşim de benim gibi doktorasını Stanford Üniversitesinde aldı. 2013 yılında Amerikan başkanlığı tarafından önemli bilimsel ve teknolojik yeniliklere imza atan araştırmacılara verilen Başkanlık Kariyer Ödülünü Beyaz Saray’da Başkan Obama’dan aldı. Bu değerli ödülü alan tek evli çift bildiğim kadarı ile biziz.

Kendisi de başarılı. Nasıl evde iki blim insanının olması?

İnanılmaz yoğun bir tempoda araştırma ve geliştirme yapmak bir çok konuda da zorluklar getiriyor. Eşim bu zorlukları çok iyi bildiği için ve bizzat yaşadığı için benim en büyük destekçim. Normal bir hayatımızın olduğunu söyleyemem, ama şikayetçi değiliz.

Türkiye’de yaşayan gençlere ve bilim ile uğraşan insanlara neler söylemek istersiniz?

Tutku ile yaptıkları işe bağlanmaları ve yoğunlaşmalarını tavsiye ederim. Bir çok önemli başarı sabır ile yapılan uzun bir çalışmanın ardından aralanabilmiştir. Doktoram sırasında hafta sonları karanlık bir odada saatlerce kesintisiz optik sistemler üzerine deneyler yaptığımı hatırlıyorum.

Aydoğan Özcan kimdir?

Dr. Aydoğan Özcan, Doktorasını 2005 yılında Stanford Üniversitesi Elektrik Mühendisliğinde tamamladı. Daha sonra Harvard Tip Fakültesinde araştırma üyesi olarak tıbbi görüntüleme üzerinde çalışmalarını 2 yıl kadar sürdürdü. 2007 yılında Kaliforniya Üniversitesi Los angeles’ta (UCLA) elektrik mühendisliği bölümünde kurmuş olduğu laboratuarında Biyo ve Nano fotonik üzerinde çalışmalarına devam ediyor. Dr. Aydoğan Özcan, özellikle merceksiz görüntüleme sistemlerinde yapmış olduğu çalışmalar ile adında çokça bahsettirdi. Çalışmaları ile küresel birçok ödüle layık görüldü. 2011 yılında Amerikan başkanlığı tarafından önemli bilimsel ve teknolojik yeniliklere imza atan araştırmacılara verilen Başkanlık Kariyer Ödülüne layık görüldü. Ayrıca, 2012 yılında dünyaca ünlü popüler bilim dergisi “Popular Science” tarafında 10 en parlak bilim adamı arasında gösterildi. Buna ilave olarak, 2016 yılında Sayın Rahmi Koç adına verilmeye başlanan Rahmi Koç Bilim Madalyasının ilk kazananı olmuştur. Dr. Aydoğan Özcan, UCLA’de geliştirmiş olduğu teknolojiler ile onlarca patenti ve bir o kadar da patent başvurusu bulunmaktadır. 2009’da kurduğu şirket World Economic Forum tarafından 2015 senesinde Technology Pioneer ödülünü Davos’da almıştır.

Önce Vatan Gazetesi – Anıl Sural
 

Yükseköğretim Kurulu (YÖK), ‘Yardımcı Doçentliğin Kaldırılması’ ve ‘Doçentlik Süreçleri’ne ilişkin yasa teklifi önerisine dair hazırladığı soru ve cevapları kamuoyu ile paylaştı. İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mahmut Ak da bu yeni tasarıyı değerlendirdi.

İÜ Rektörü Prof. Dr. Mahmut Ak, akademik hayat boyunca kazanılmış en önemli akademik unvanın ‘doktora’ olduğunu vurgulayarak, “YÖK tarafından yapılan bu düzenlemeler ile doktora sonrasında öğretim üyeliğine geçiş süreci hızlanacaktır. Açık bir şekilde akademik hayat boyunca aldığımız en önemli unvan ‘doktora’dır. Bu aşamadan sonra ‘Yardımcı Doçentlik’ kadrosu yerine dünyada gelişmiş yükseköğretim sistemlerinin örnek alınarak getirilen ‘Doktor Öğretim Görevlisi’ kadrosu geçici bir kadrodur. Doçentlik sürecinde yapılan iyileştirmeler ve düzenlemelerle birlikte artık ‘doktor’ unvanını alan bir akademisyen hızlı bir şekilde ‘doçent’ olabilecektir” ifadelerini kullandı.

“Doçentlik sürecinde sözlü sınavın kaldırılması da süreci hızlandıran adımlardan birisidir”

Doçentlik sürecine ilişkin yapılan köklü değişikliklere dikkat çeken Prof. Dr. Mahmut Ak, “Doçentlik sürecinde sözlü sınavın kaldırılması da süreci hızlandıran adımlardan birisidir. Özellikle sözlü sınavlarda karşımıza çıkan problemlerin başında nesnel olmayan değerlendirmeler gelmektedir. Yeni düzenleme ile eser incelemesini başarı ile tamamlayan adaylara ‘Doçentlik Yeterlik Belgesi’ verilecektir. Adayların doçent kadrosuna atanması süreci ise Üniversiteler tarafından yürütülecektir” diye konuştu.

Dil puanı ile ilgili düzenlemelere de değinen Rektör Mahmut Ak, “Mevcut sistemde doçentlik için asgari 65 olan yabancı dil puan şartı, doktora için gerekli olan asgari 55 puandan aşağı olmamak kaydıyla ilgili üniversite tarafından belirlenebilecektir. Yabancı dil puanının yükseltilmesi tamamıyla üniversitelerin yetkili kurullarında olacaktır” dedi.

“Adaylar arasında rekabet artacak, proje ve nitelikli yayın sayısı da yükselecektir”

İÜ Rektörü Prof. Dr. Mahmut Ak, YÖK tarafından Üniversitelere verilen yetkinin önemine dikkat çekerek, “Üniversiteler misyon farklılaşması çerçevesinde kendi amaçlarına uygun kriterler belirleyip, nitelikli öğretim üyesi seçme şansına sahip olabileceklerdir. Bununla birlikte adaylar arasında rekabet artacak, proje ve nitelikli yayın sayısı da yükselecektir. Biliyorsunuz son yapılan dünya sıralamalarında yayın konusunda ortaya şöyle bir gerçek çıktı. Ülkemizin bilimsel yayın sayısı artmakla birlikte, nitelikli dergilerde yayın sayımızda azalma görünmektedir. Bu düzenleme ile nitelikli dergilerde yayın sayımızda bir artma bekliyorum” değerlendirmesinde bulundu.

“50 bin kişilik öğretim üyesi açığının kapanmasına katkı sağlamış olacak”

‘Doktor Öğretim Görevlisi’ kadrosunun da Üniversiteler açısından çok önemli anlamlar taşıdığını ifade eden Mahmut Ak, konuşmasına şu şekilde devam etti: “Doktor Öğretim Görevlisi kadrosuna geçecek olanlar, şu anda öğretim görevlisi olarak görev yapanların aksine yasayla birlikte ‘öğretim üyesi’ statüsü kazanacaklardır. Yasa ile öğretim üyesi olan ‘Doktor Öğretim Görevlileri’, üniversitelerimizde öğretim üyesi bulamamaktan dolayı açılamayan programların açılmasına kolaylık sağlayacaklardır. Doktor Öğretim Görevlisi kadrosunda görev yapacak olan akademisyenler tez danışmanlığı yapabilecek, bu da lisansüstü mezun sayısının artmasına katkı sağlamış olacaktır. Bu yasa ülkemizdeki 50 bin kişilik öğretim üyesi açığının kapanmasına katkı da sağlamış olacaktır. ‘Doktoralı Öğretim Görevlisi’ kadrosunun aylık ücretleri de yardımcı doçent kadrosuna göre daha iyi olacaktır. Bu durumu dikkate alarak diğer unvan ve kadrolarda da yeni düzenlemelere gidilmesi uygun olacaktır”.