Olay, Antalya’nın Muratpaşa ilçesi Cumhuriyet Mahallesi’nde bulunan Eski Sanayi Sitesi 676 Sokak üzerindeki bir kamu bankasında 16 Nisan günü akşam saatlerinde meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, market işlettiği öğrenilen 39 yaşındaki Ali S., bankaya müşteri gibi girip belindeki tabancayı çıkararak görevli banka memurundan, iddiaya göre “çocuğum hasta bana 100 bin TL verin” dedi. Elindeki poşete paraları hızlıca konulmasını isteyen Ali S. banka güvenlik görevlilerine de hareket etmemeleri için tehditlerde bulundu. Banka görevlilerinin oyaladığı şahısın bir anlık dalgınlığından yararlanan güvenlik görevlileri müdahale etmek istedi.
Kalabalıktan faydalanan şahıs olay yerinden kaçarak uzaklaştı. Durumun polise haber verilmesi üzerine gelen ekipler, banka çevresinde geniş güvenlik önlemleri aldı. 

Soygun girişimi sonrası evine giden Ali S. çocuğunun tabancasıyla soygun gerçekleştirmeye çalıştığını eşi ve baldızıyla paylaştı. İddialara göre ise eşi ile baldızının, Ali S.’nin anlattıklarına inanmadığı öğrenildi.

Boncuk atan tabancayla soymaya çalışmış 

Bu sırada çevrede araştırma başlatan polis ekipleri, 50 farklı noktada güvenlik kameralarını inceleyerek şahsın oturduğu evi tespit etti. Şahsın kimlik bilgilerini ortaya çıkaran ekipler, Ali S.’nin Dutlubahçe Mahallesi’nde işlettiği marketinin üzerindeki evine kargocu gibi gelerek operasyon düzenledi. Evinde yakalanan Ali S. gözaltına alınarak emniyete getirildi. Burada ilk ifadesi alınan 2 çocuk babası Ali S.’nin, tefecilerden 150 bin lira borç aldığı, bu borcu ödeyebilmek için de bankayı çocuğunun boncuk atan oyuncak tabancasıyla soymaya çalıştığı öğrenildi.

Güvenlik görevlisine “kusura bakma” demiş 

Yine şahsın ifadesinde, banka çıkışında oyuncak silahı çöpe attığını ve bankadan çıkarken güvenlik görevlilerine, ‘Kusura bakma bilader’ deyip özür dilediği öğrenildi. Olay ise güvenlik kameraları tarafından saniye saniye kaydedildi.
Emniyette ifade işlemleri tamamlanan Ali S. sağlık raporunun alınmasının ardından adliyeye sevk edildi.  

Suat Metin
 

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) eski Zabıta Daire Başkanı Tayfun Karali, geçen yıl aralık ayında, kızdığı bir zabıta memuruna herkesin gözü önünde şiddet uyguladı. Trafikte emniyet şeridini kullandığı gerekçesiyle zabıta memuru Kenan Fidan’ın maruz kaldığı şiddet ve sonrasında geçirdiği baygınlık, güvenlik kameralarına yansıdı. Görüntülerin televizyon kanalları ve sosyal medyada yayılması, adeta infiale neden oldu. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Mevlüt Uysal, “Zabıta kardeşimize yapılan çirkin muamele nedeniyle Zabıta Daire Başkanı’nı görevden uzaklaştırdım ve hakkında soruşturma başlattım” açıklamasını yaptı.

Zabıta daire başkanının zabıta memuruna dayağı kamerada

Gazete Habertürk’ten Arzu Kaya’nın haberine göre görevden alınan Tayfun Karali hakkında, idari soruşturmanın ardından adli soruşturma da başlatıldı. Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı Memur Suçları Soruşturma Bürosu, emniyete yazı yazarak “kamu görevlisinin sahip bulunduğu nüfuzu kötüye kullanmak suretiyle kasten yaralamak”la suçlanan şüphelinin, müştekinin ve tanıkların ifadesinin alınmasını istedi. Savcılık, olayla ilgili kamera görüntüleri de talep etti. Zabıta memurunun henüz şikâyetçi olmadığı belirtilirken, suç kapsamı itibarıyla resen de başlatılabilecek soruşturmanın bir avukatın Karali hakkında suç duyurusunda bulunmasının ardından açıldığı öğrenildi.

Gülbey Türkücü’nün, balona röveşata atmaya çalıştığı an bir kuyumcu dükkanının güvenlik kamerasına yansımıştı. Görüntülerin sosyal medya da paylaşmasının ardından yeni gelişmeler yaşandı. 3 aydır ailesi tarafından aranan Gülbey Türkücü ailesine kavuştu. Türkücü, ailesine kavuştuktan sonra psikolojik sıkıntılarından dolayı Ankara Gülhane Eğitim Araştırma Hastanesi Psikiyatri Kliniği’nde tedavi altına alındı.

“Gülbey’in kardeşi Kürşat, telefonlarıma ve mesajlarıma cevap vermedi”

Türkücü’nün ailesine kavuşmasında büyük payı olan kuyumcuda çalışan Ahmet Öner, hastaneye gitti. Hastaneye giden Öner, tüm çabalarına rağmen Türkücü ailesine ulaşamadığını belirterek, “Bize herhangi bir geri dönüş veya teşekkür etmediler. Böyle bir beklentimizde yoktu zaten. Aile zaten kendi derdiyle uğraşıyordu. Ben hastaneye geldim aileyi ziyaret etmek için ama güvenlik içeri almadı. Buraya doğru geldiğimde aileyi aradım. Kürşat telefonuna bakmadı. Mesaj attım görmek istiyorum dedim. Mesaja da cevap vermedi. Güvenlikçiler bana ‘annesinin ve kardeşinin burada olmadığını ve doktorların 1. dereceden akrabalar dışında kimseyi almayın’ dediğini söylediler. Açıkçası üzüldüm, görmek istemiştim onları” dedi.

Aile ilk olarak kendisiyle irtibat kurduğunu belirten Öner, “Bana attıkları mesajlar ve arama kayıtları da duruyor. Telefonla konuştuğumuz da bana ‘ağabey o kişi benim ağabeyim. Psikolojik sıkıntıları var. Bir daha görürsen bana haber verebilir misin?’ dedi. Başta inanamadım sonuçta çocuk popüler oldu. Daha sonra ‘görürsem haber veririm’ dedim” şeklinde konuştu.

Seyid Fatih Poyraz – Burak Altun
 

Olay, Ankara Kızılay’da Atatürk Bulvarı üzerindeki bir kuyumcu dükkanı önünde meydana geldi. Sosyal medyada en çok izlenenler arasında yerini alan görüntüde, havadaki balona rövaşata atmaya çalışıp başarılı olamayan adamın görüntüsünü sosyal medyada paylaşan kuyumcu Güray Başak, İhlas Haber Ajansına konuştu. Başak, olayın cumartesi günü saat 11.25 sıralarında gerçekleştiğini belirterek olayı şöyle anlattı:

“Bir gürültü sesi duyunca dışarıya baktım. Bir arkadaş yerde yatıyordu. Bizde ’herhalde ayağı kaydı düştü’ diye düşündük. Bizim arkadaşlardan birisi, ‘ağabey ayağı kaymadı balona rövaşata atmaya çalıştı’ dedi. ’Burası Kızılay’ın göbeği, böyle bir şey olmaz’ diye düşündük. Kamera kayıtlarına baktık. Gördük ki gerçekten arkadaş balona rövaşata atmaya çalışmış. Bizde biraz insanları güldürelim istedik.”

“3 HAFTADIR KAYIPMIŞ”

Güray Başak, “Daha sonradan anladık ki, bu arkadaş 3 haftadır kayıpmış” diyerek, görüntüyü sosyal medyada paylaştıktan sonra yaşanan gelişmeleri anlattı. Başak, “Gece saat 03.00’de Kahramanmaraş’tan bir arkadaş beni aradı, ’Ben görüntüsünü paylaştığınız kişinin ağabeyiyim, 3 haftadır kayıp. Bizde onu arıyoruz. Tekrar gelirse bize haber verir misiniz?’ diye not bıraktı. Biz de kendisiyle henüz bir irtibat kuramadık” dedi.

Seyid Fatih Poyraz – Burak Altun

Ataşehir’de yolda yürüdüğü sırada Aycan Çelik isimli kadına yumruk atan Hakan Dündar’ın “kasten yaralama” suçundan 1 yıla kadar hapis istemiyle yargılandığı dava görüldü. İstanbul Anadolu 57’inci Asliye Ceza Mahkemesinde görülen duruşmaya tutuklu sanık Hakan Dündar cezaevinden getirilirken, müşteki Aycan Çelik duruşmaya gelmedi. Müşteki Çelik’i avukatı Şengül Karslı temsil ederken, AK Parti Ataşehir Kadın Kolları Başkanı Neslihan Yurdagül de salonda hazır bulundu.

“Sinirliydim, bayana çarptım”

Duruşmada sanık Hakan Dündar, kimlik tespiti sırasında markette çalıştığını ve bin 500 lira kazancı olduğunu söyledi. Sanık savunmasında suçlamayı kabul ettiğini belirterek, “Olay günü annemle kavga etmiştim, evden çıktım. Sinirliydim, işe doğru gidiyordum. Ben tıp fakültesinde başarılı bir öğrenciydim ancak bir süre sonra tıkandım. Hala kaydım vardır ancak devam etmiyorum. Yolda giderken kaldırımda bayanı gördüm. Kaldırım dardı ayrıca park edilmiş araçlar da vardı. Sinirliydim, bayana çarptım çok sert bir şekilde çarpmadım. Bayan bana, ‘Gerizekalı’ dedi. Bende sinir olduğum için, ‘Sen kime gerizekalı diyorsun?’ dedim. Omzundan bayanı itekledim biraz kuvvetli olmam bayanın da zayıf olması nedeniyle yere düştü. Sonrasında olay yerinden ayrıldım. Benim polisten kaçma amacım yoktu” şeklinde konuştu.

Mahkeme başkanının sanığa ‘Müştekiye bilerek mi çarptın?’ diye sorması üzerine sanık, “Sinirliydim bayana bilerek çarptım” dedi.

“Müvekkilimdeki sıkıntı öfke kontrolüdür”

Duruşmada söz alan sanık avukatı, “Benim müvekkilim tıp fakültesi 1. ve 2. sınıfı birincilikle bitirmiştir. Müvekkilim üstün zekalı birisidir. 3. sınıfta psikolojik sorunları başlamıştır. Ankara’da tedavi görmüş ve İstanbul’a dönmüştür. Burada Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesinde tedavisine devam edilmiştir. Müvekkilimdeki sıkıntı öfke kontrolüyle ilgilidir. Öfke kontrol sistemiyle ilgili test yapılması gerekir. Müvekkilimin müştekiye vurmasının tek sebebi ‘gerizekalı’ söylemidir” diye konuştu.

“Sanığın bu eylemi, nefret suçu olarak kabul edilmeli”

Müşteki avukatı Şengül Karslı söz alarak, “Müvekkilimin yaşadığı olayın psikolojik etkisi nedeniyle sanıkla karşılaşmak istemediğinden salonda hazır değildir. Sanıktan şikayetçiyiz davaya katılmak istiyoruz. Müvekkilim önce insandır kadın olmasının ötesinde. Bir ağaç veya direk değildir. Cüsse olarak kendisinden zayıf olan kadına kadın olduğu için ya da başörtülü olduğu için yumruk atmıştır. Sanığın bu eylemi nefret suçu olarak kabul edilmelidir, cinsiyete bağlı bir eylemdir. Bu eylemin müvekkilimin ruhunda ve psikolojisinde açtığı yaraların telafisi yoktur. Sanığın en ağır şekilde cezalandırılmasını istiyoruz” şeklinde konuştu.

Esasa ilişkin son sözü sorulan sanık, “Ben bayana yumruk atmadım, yalnızca elimle itekledim. Benim kardeşlerim de başörtülü. Bayanın başörtülü olması nedeniyle eylemde bulunmadım, yalnıza söylenen söze tepki gösterdiğim için olay gerçekleşti” ifadelerini kullandı.

Davayı karara bağlayan mahkeme, sanık Hakan Dündar’ı “kasten yaralama” suçundan önce 6 ay 20 gün hapis cezasına çarptırdı. Sanığın iyi halini dikkate alan mahkeme cezada indirime giderek 5 ay 16 gün hapisle cezalandırılmasına hükmetti. Mahkeme ayrıca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına hükmederken, sanığın tahliyesine karar verdi.

İddianameden

Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianamede, sanık Hakan Dündar’ın 29 Eylül’de yolda yürüdüğü sırada şikayetçi Aycan Çelik’e yumruk atmak suretiyle yaraladığı anlatılmıştı. İddianamede sanık Hakan Dündar’ın, “basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde kasten yaralama” suçundan 4 aydan 1 yıla kadar hapisle cezalandırılması istenmişti.

Gamze Erdemir 

 

Şırnak’ın Besta Vadisi’nde 1997 yılında terör örgütü PKK’nın mayınlı tuzağında sol bacağını diz altından kaybeden ancak futbol tutkusundan vazgeçmeyen Osman Çakmak (40), Ampute Futbol Şampiyonası finalinde attığı golle Türkiye’ye şampiyonluğu getirerek gönüllerde taht kurdu.

Tokat’ın Zile ilçesindeki Çakmak’ın ailesi de tüm Türkiye ile birlikte şampiyonluk sevinci yaşadı. Ömer Çakmak (83) ile Sultan Çakmak (66) çiftinin 6 çocuğundan birisi olan Osman Çakmak’ın ağabeyi aynı zamanda menajeri olan Mehmet Çakmak, kardeşi ile gurur duyduğunu ifade ederek, “Biz 6 kardeşiz, hepimiz de vatana kurban oluruz. Bizim ayağımız et kemikten ama onunki çelikmiş buna inandık. Benim çocuğum olmuyordu, oğlu oldu benim ismimi verdi. O ismini verdikten yıllar sonra benimde ikiz bebeklerim oldu.

Bir oğlan, bir kız çocuğum oldu. Oğlum olursa ismini Osman Levent koyacağım demiştim. Osman ismini koydum. Bizde Osmanlar bitmez. Biz dağda savaşmasını da biliriz sahada kahraman olmasını da biliriz. Allah Osman’dan razı olsun bir Osman daha yetiştiriyorum. Biz gariban büyüdük, mayına basmadan önce futbol oynardı. Çok severdi futbol oynamayı bende karşı çıkardım” dedi.

Mehmet Çakmak, kardeşi Osman Çakmak’ın selamını getirdiğini belirterek annesinin ellerinden öptü. Anne Sultan Çakmak ise 4 oğlu, 2 kızı olduğunu belirterek, “Hepimiz kurban oluruz bu vatana. Osman’ın şampiyon olmasına çok sevindim. Hepsinden Allah razı olsun” diye konuştu.

Bacağını kaybetti, azmini kaybetmedi

Tokat’ın Zile ilçesine bağlı Narlıkışla köyünde 1977 yılında doğan Osman Çakmak, ilkokulu bitirdikten sonra İstanbul’da çalışan ağabeyinin yanına giderek tahsilini yaparken Zeytinburnuspor’un seçmelerine katılarak futbol hayatına başladı. Okulu bitirdikten sonra vatani görevini yaparken Kuzey Irak operasyonundan dönüşte mayına basarak sol bacağını diz altından kaybetmesine rağmen azmini kaybetmeyen Çakmak, 10 yıl tedavi gördü.

Dönemin Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt’ın rehabilitasyon ziyaretinde ‘Vatan için mücadeleye devam etmek istiyorsan, futbol oyna, ay yıldızlı formayı o şekilde taşı’ sözleri üzerine futbol oynamaya ampüte takımında devam eden Çakmak, vatan sevgisini üniformadan ayyıldızlı formaya taşıdı. 2010 yılında Rusya’da milli takımın üçüncü olmasında önemli rol oynayan Çakmak, İngiltere maçında son dakikada attığı golle Ampute Milli takımını şampiyon yaptı.

Teröre tepki göstermişti

Zile’de Şehit Aileleri Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği Başkanlığı yapan Çakmak, 2007 yılında Hakkari’de 12 askerin şehit edildiği olay sonrasında protez bacağını çıkartarak yaşanan terör olaylarına tepki göstererek, “Vatan için canımız feda” demişti. 

Nurhan İçmez
 

Merkez Osmangazi ilçesi Tuna Mahallesi’nde erkek arkadaşı Sezai D. (39) ile yaşayan Çiğdem Ş. (20), 20 Ocak’ta evde kendi kendine doğum yaptı. Tuvalette gerçekleşen doğumun ardından kordon bağını kesen Sezai D.’nin erkek bebeği bir çöp poşetinin içine koyarak evin çatı katına çıkardığı, 12 saat sonra bebeği gece saatlerinde Veysel Karani Mahallesi’ndeki bir çöp kutusuna atarak olay yerinden uzaklaştığı ileri sürüldü. Kanaması devam ettiği için Çekirge Devlet Hastanesine giden Çiğdem Ş.’nin şüpheli hareketleri üzerine polis soruşturma başlattı ve iki sevgili tutuklandı.

Bursa 5’inci Ağır Ceza Mahkemesinde Çiğdem S. ile Sezai D. hakkında ‘ihmali davranışla kasten adam öldürme’ suçundan 25 yıla kadar hapis cezası talebiyle dava açılmıştı. Sezai D., daha önceki ifadesini tekrarlayarak, “Hamile olduğundan haberim yoktu. Tuvalete gitti. Bir süre sonra çıktı. Hela taşının üzerine düşen bebek ölüydü. Çöp poşetine koydum. Koridora bıraktığım çöp poşetini üst kata çıkardım. Çiğdem akrabalarına gittiğinden dolayı ben de evde alkol aldım. Gece saat 01.00 sıralarında Çiğdem’in eve gelmeyeceğini anlayınca poşeti eski Yalova yolunda bir çöp konteynerine attım. Eve geri döndüm. Çiğdem hastaneye gidince olay ortaya çıktı. Çiğdem’i doğum yaparken görmedim. Bebeğin canlı mı cansız mı olduğunu bilmiyorum. Beraatımı ve tahliyemi istiyorum.”

“Sezai makasla çocuğun kordonunu kesti” dedi.

Çiğdem Ş. ise, “Sezai ile birlikte yaşıyordum. Uyuşturucu ve sigara kullanmaz iken, Sezai yüzünden başladım. İlk zamanlar hamile olduğumu anlamadım. Son zamanlarda hamile olduğumu bildiğim için alkol ve sigara almıyordum. Hamile olduğumu Sezai’ye söyledim. Sezai, alkolün etkisiyle karnımın üzerine oturdu. Evden çıkmıyordum. Çocuğu dünyaya getireceğimi söyledim. O da arkadaşına telefon ederek çağırdı. Ben tuvalete girince yeniden arkadaşını arayıp gerek kalmadığını söyledi. Ayakta çocuğu dünyaya getirdim. Aşırı kan kaybım vardı. O da makasla çocuğun kordonunu kesti. Ben kendimi daha sonra banyoya attım. Baygınlık geçirdim. Kendime geldiğimde gece eve çağırdığım yakınlarımla hastaneye gittim. Ameliyata aldılar. Bebek dünyaya getirdiğimi söyledim. Sezai bana, ‘Beni bu olaya karıştırma. Çocuğun başkasından olduğunu söyle. Ben sana yardım ederim’ dedi” diye konuştu.

Yeniden aynı ceza

Canlı dünyaya gelen bebeğin kan kaybından dolayı ölümüne sebep olan sanıklara cumhuriyet savcısı mütalaasında önce müebbet, daha sonra 25 yıla kadar hapis cezası istemişti. Karar duruşmasında mahkeme heyeti, avukatların indirim isteğine rağmen iki sanığa müebbet hapis cezası verdi. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı avukatı duruşmaya katılmadığı ve evrakta eksik olduğu için kararı İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesi kararı bozdu. Yeniden hakim karşısına çıkan sanıklar aynı cezayı aldı.

Ahmet Faruk Çabuk
 

Eminönü’nde 40 günlük bebeğini denize atan anne Fatma Karataş ve gayri resmi eşi Mustafa Teneke’nin ağırlaştırılmış müebbet hapis istemiyle yargılanmalarına başlandı.

İstanbul 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmaya, tutuklu sanıklar Fatma Karataş ve Mustafa Teneke cezaevinden getirilirken sanık avukatları da salonda hazır bulundu.

“Bir taksiye atla, çocuğu denize at”

Fatma Karataş savunmasında, eşinin çocuğunu öldürmeye azmettirdiğini söyleyerek, “Olay günü çocuğumun kırkı çıktığı için ablamlara gitmiştim eve döndüğümde ailemin yanına gittim diye Mustafa’yla tartıştık. Hatta yüzüne vurmayacağım belli olmasın diyerek vurdu. Çocuğu alıp koltuğa attı çocuğun sesi kesildi. Bir süre nefes almadı, daha sonra nefes almaya başladı. Mustafa, ‘Bu çocuktan kurtul, öldür’ dedi. ‘Bir taksiye atla, çocuğu git, denize at’ diye 300 lira kadar para verdi. Ben de o işe gittikten sonra çocuğu alıp dışarı çıktım, taksiye bindim. Taksideyken çocuk çok ağlıyordu nefessiz kalıyordu. Taksici bana hastaneye götürelim dedi ben kabul etmedim” ifadelerini kullandı.

Eminönü vapur iskelelerinin orada taksiden indiğini söyleyen Karataş, “Çocuğu denize attım. Çocuğu denize attıktan sonra kendime geldim, karakola gidip durumu anlattım. Ben çocuğu attıktan sonra orada bir görevli yanıma gelerek denize ne attığımı sordu. Ben de çocuğumun öldüğünü ve görüp üzülmeyim diye çocuğumun elbiselerini denize attığımı söyledim” şeklinde konuştu.

“Azmettirdi, onun aklına uydum”

Mahkeme başkanının sanık Mustafa’ya ait tabancayı alıp almadığını sorması üzerine sanık Fatma Karataş, “Mustafa’ya ait tabancayı almadım, çocuğa ateş etmedim. Önceki ifadelerimde Mustafa’yı korumak için öyle söylemiştim. Geçim sıkıntısı yüzünden tartışıyorduk. ‘Kurtul çocuktan’ dedi, azmettirdi, onun aklına uydum. Pişmanım” dedi.

“Benim çocuğum yaşıyor, eniştemde”

Mahkeme başkanı, bunun üzerine “Fatma, sen mahkemeye bir dilekçe yazmışsın. Dilekçede, ‘Benim çocuğum yaşıyor, Yılmaz Delişmen isimli eniştemde’ demişsin, şeklinde söylemesi üzerine sanık Fatma Karataş, “Ben öyle bir şey yazmadım, okumam yazmam yok. Kimseye de yazdırmadım, imza benim olabilir” şeklinde cevap verdi.

“Çocuğumuzu öldürmesi konusunda bir şey demedim”

Sanık Mustafa Teneke, savunmasında olay günü bebeğin kırkı çıktığı için Fatma Karataş’ın ablasına gittiklerini söyleyerek, “Oradayken, ablasının arkadaşı, ‘Bu çocuğu bize verin’ dedi, ben de ona tepki gösterdim. ‘Ben bebeğimi seven bir babayım’ dedim. Daha sonra evimize geldik. Bu konuda Fatma’yla tartıştık ancak tartışma büyümedi. Sabahleyin 350 lirayı kira parası olarak verdim. 100 lira da sonradan vermek üzere ablasından alarak kirayı ödemesini istedim. Aramızda herhangi bir problem yoktu, çocuğumu da öperek işe gitmiştim. Sabah 8.00’de işyerimden çıktım. Eve gittiğimde Fatma’nın çocuğumuzu öldürdüğünü öğrendim. Herhangi bir şekilde Fatma’yı çocuğumuzu öldürmesi konusunda bir şey demedim” şeklinde konuştu.

Duruşmada tanık olarak dinlenen sanık Fatma Karataş’nın eniştesi Yılmaz Delişmen, “Aralarında herhangi bir tartışmaya şahit olmadım. Fatma’nın çocuğun benim yanımda olduğuna dair iddialarını kabul etmiyorum. Olay olduktan sonra cezaevine gittiğimde de değişik değişik beyanlarda bulunuyordu” dedi.

Ara kararını açıklayan mahkeme heyeti, sanık Mustafa Teneke’nin tahliyesine hükmetti. Sanık Fatma Karataş’ın tutukluluk halinin devamına karar veren mahkeme duruşmayı erteledi.

İddianameden

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianamede, şüphelilerin gayri resmi olarak birlikte yaşadıkları, Tuğçe adlı bir bebek sahibi oldukları anlatılmıştı. Şüpheli Mustafa Teneke’nin sabit iş sahibi olmadığı ve günlük kazandığı paralarla geçimini sağladığı, olay günü şüpheli Fatma Karataş’ın bebeğin bakımı için Mustafa T.’den para istediği anlatılan iddianamede, bunun üzerine çiftin arasında kavga çıktığına değinilmişti.

İddianamede, Fatma Karataş’ın kavgadan bir süre sonra evden çıkarak, tüm gece sokaklarda dolaştığı, 24 Ocak 2017 saat 06.25 sıralarında Eminönü’nde bulunan Bursa Deniz Otobüsleri İskelesi kenarında giderek kucağındaki Tuğçe bebeği denize attığı ve olayın ardından sokaklarda dolaşmaya devam ettiği belirtilmişti. İddianamede, Fatma Karataş’ın daha sonra karakola giderek çocuğunu denize attığını söylediği anlatılmıştı.
İddianamede şüphelilerin, “Alt soydan akrabayı kasten öldürmek” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırılmaları istenmişti.

Kaza, sabah saatlerinde Seydişehir-Konya karayolunun 36. kilometresinde meydana geldi. Edinilen bilgiye göre Mustafa Bülent Yazgan (41) idaresindeki 06 CPG 75 plakalı otomobil, Konya istikametinden Seydişehir istikametine seyir halinde iken sürücünün direksiyon hakimiyetini kaybetmesi sonucu takla attı.

Kazada otomobil sürücüsü Mustafa Bülent Yazgan ile araçta bulunan Mustafa Çubuk (30) ve Ömer Ediz (23) yaralandı. Çevredeki vatandaşların yardımıyla yaralılardan Mustafa Çubuk ve sürücü Mustafa Bülent Yazgan araçtan çıkarıldı. Şoför koltuğunun yanında oturan Ömer Ediz ise, ters dönen otomobilde sıkıştığı için çıkarılamadı.

İhbar üzerine olay yerine itfaiye ve jandarma ekipleri sevk edildi. Seydişehir ilçesinden sevk edilen ambulansın biraz gecikmesi üzerine vatandaşlar tepki gösterdi. Araçta hareketsiz bir şekilde bekleyen yaralı Ömer Ediz’in ayık kalması için vatandaşlar ve itfaiye uzun süre çaba harcadı. Yaralının sürekli yanına giden bir genç, “5 dakika kaldı, ambulans gelecek” diyerek teselli etmeye çalıştı.

Bu sırada yaralının yanına gelen bir itfaiyeci de, Ömer Ediz’e kendisini çıkarabileceklerini ancak bir zarar gelmemesi için ambulansı beklediklerini söyledi. Kazada yaralanan diğer yaralılarda karayolunun kenarına oturup ambulansın gelişini bekledi. Sağlık görevlilerinin gelmesinin ardından otomobildeki yaralı, ilk müdahalesi yapıldıktan sonra sıkıştığı araçtan çıkarıldı. Yaralanan 3 kişi daha sonra Seydişehir Devlet Hastanesi’ne kaldırılarak tedavi altına alındı.

Öte yandan, kaza sonrası yaşananlar bir vatandaş tarafından cep telefonuyla görüntülendi. Görüntülerde yaralının kaza sonrası araçta çaresizce bekleyişi ve vatandaşların yaralıya yardımcı olmaya çalışmaları görülüyor.
Kazayla ilgili soruşturma başlatıldı. 

İsmail Sünbül
 

Tetikte bekleyen polis silahına davranıp anında karşılık verdi. Olay anı bir iş yerinin güvenlik kamerası tarafından görüntülendi. Polis park halinde terk edilen kamyoneti kısa süre sonra ele geçirdi. Poşetten herhangi bir suç unsuru çıkmazken, kaçan şahıs kısa sürede yakalandı.

Edinilen bilgiye göre, olay merkez Osmangazi ilçesi Gülbahçe Mahallesi’ndeki Şehit Şerafettin Yılmaz Polis Merkezi önünde meydana geldi. İddiaya göre, iftar saati üzerinde Türk bayrağı asılı 16 Z plakalı bir kamyonetle polis merkezi önüne gelen kimliği belirsiz bir kişi, görevli polis memurlarına “Beni Mevlana Hazretleri’nin türbesine götürebilir misiniz? dedi. Kendisine yardımcı olamayacaklarını belirten polis memurları şahsı birlikte iftar yapmaya davet etti. Bunun üzerine şahıs elindeki poşeti polis memurlarının bulunduğu bölüme atıp “Bomba var” diye bağırarak kaçmaya başladı. Polis ekiplerinin dur ihtarına uymayan kimliği belirsiz şahıs açılan ateşe rağmen geldiği kamyonete binerek kaçtı.

Olay güvenlik kameralarına yansıdı

Yaşanan ilginç olay çevredeki bir iş yerinin güvenlik kamerası tarafından görüntülendi. Görüntülerde şahsın “bomba var” diyerek bağırdıktan sonra kaçması ve polis ekiplerinin kaçan şahsın arkasından ateş etmesi dikkat çekti. Silah sesini duyan vatandaşlar evlerinden dışarıya çıktı. Yaşanan olay sosyal medyada da büyük yankı buldu. Polis, akıl sağlığı yerinde olmadığı iddia edilen R.Ö.’nün kaçtığı kamyoneti çok geçmeden yakaladı. Zanlı ise kısa süre sonra yakalanarak polis merkezine götürüldü. Zanlı R.Ö. sağlık kontrolü için karakoldan hastaneye götüreleceği sırada polis ekiplerinin elinden kaçmaya çalışırken çevrede bulunan vatandaşlar, ‘böyle suçluları bize verin’ şeklinde konuştu.

Öte yandan olay yerinde bir minibüs de kurşun isabet etmesi neticesi zarar gördü. Olayla ilgili tahkikat sürüyor.

Yusuf Ali Arslan