28 Şubat sürecinde mahkûm olan tutukluların mağduriyetleri hâlâ sürüyor. Çoğunun yargı kararlarında FETÖ’cü hâkimlerin imzası bulunmasına rağmen yeniden yargılanma yolu açılmadı. 15 Temmuz darbe girişiminden sonra kendilerine kumpas kuran hâkim ve savcılarla yan yana hücrelerde kalıyorlar. 28 Şubat avukatlarından Hamza Uçan bu hukuksuz yargılamaları, o dönemde yaşananları ve Doğan medyasının rolüne dikkat çekti. “FETÖ 28 Şubat’ta etkin rol oynadı” diyen Hamza Uçan özetle şunları söyledi: 

500 KİŞİ ADALET BEKLİYOR 
28 Şubat Türkiye’nin kanayan yarası… Yaklaşık 500 Müslüman içerde suçsuz yere yatıyor. Herhangi bir somut delil göstermeden yüzlerce kişiyi gözaltına aldılar. Sahte örgüt üyeliği uydurdukları için itiraz etme şansları imkânsızdı. Neredeyse tamamının avukatı da yoktu. FETÖ’cü polisler tarafından emniyet içinde düzmece mahkemeler oluşturuldu. Burada zorla, tehdit edilerek naylon dosyalar oluşturulup altına imza atılmaları istendi. Bunu yapmak istemeyenler ise türlü işkencelere maruz kaldı. O kadar abartmışlardı ki 9-10 yaşlarındaki çocuklarını ve eşlerini o ortamlara getirip onların gözü önünde her türlü pisliği yapıyorlardı. Neler çekmediler ki! 10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, görevdeyken 200’den fazla sol örgüte üye kişilere tahliye yolu açtı. Şu an, bu insanlara yönelik bir işlem yapılmış değil. Bunlara neden işlem yok? Siyasi mecra ve özelikle muhafazakâr kesim bu hadisede Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan kadar cesur olamıyor. Sadece siyasiler değil medya da sessiz. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın darbenin mağdurlarından Yakup Köse’yle buluşmasında dediği gibi; bu süreçte medyaya önemli görevler düşüyor. Medya, işin içinde FETÖ olduğu için biraz kaçıyor. Topa girmek istemiyor. Bunun yanında bir de olaya marjinal bakıyorlar. 3-5 cesur gazeteci dışında gerçekten üzerinde duran yok. 

TALİMAT BEKLEMEDEN YAPIN! 
Siyasiler kısmına geri dönersek; bir vekilin üzerine düşen yükümlülüğü yapması için talimat beklemesine gerek yok. Cumhurbaşkanı Erdoğan samimiyetle işe bakıyor. Ama görev bekleyen, ödül peşinden gitme dürtüsüyle hareket edip bir şeylerden pay çıkarmak isteyenler var. Ödüllenme değil dava bilinciyle hareket edilmesini bekliyoruz. 

FETÖ-DOĞAN ORTAKLIĞI 
28 Şubat’ta atılan manşetler binlerce insanın hayatını karartı. Doğan medyasının parmağı kesinlikle var. Darbeye zemin hazırladılar. Başlıklarıyla meşrulaştırdılar. Demokrasi adı altında özgürlük naraları atarak göz göre göre yaptılar. Proje 15 Temmuz sonrası da devam etti, ediyor. Sistematik yapıyorlar. Aktörler değişiyor ama plan aynı. Bunun en somut örneği FETÖ’cüleri aklamak ve süreci sulandırmak için İsmail Saymaz’ın yaptığı ByLock röportajı… Burada açıkça FETÖ ile iş birliği örneği görüyoruz. 

AF İSTEMİYORUZ ÇÜNKÜ SUÇ YOK 
Kesinlikle af isteyen yok, çünkü ortada suç yok. Boş yere yatan bu insanların hakkını istiyoruz. Mağdurların muradı, yapmadıkları şeylerin hesabı verilsin. FETÖ polisiyle kurulan bir kumpas açıktır. Meclis araştırma raporu bütün bu anlatılanları doğrular nitelikte. Yeniden davalar açılıp adil yargılama olsun. Gerçek hukuki süreç işlesin çıkan sonuca razıyız.

Yargıya müdahale mi demiştiniz Sayın Kılıçdaroğlu?

Neredeyse her ay bir darbe yıldönümü telin ediyoruz. Önceki gün 12 Eylül’ü konuştuk, yarın ise milletin seçtiği ilk başbakanın, “darbe ve yargı” isimli bir cinayet planı ile nasıl katledildiğini konuşacağız.

Darbeler, halkın sandık darbeleri sayesinde kalıcı olamamış ama farklı senaryolarla aynı oyun hep tekrarlanmıştır.

Bunun sebebi ise azmettiricilerin sorgulanmamasıdır.
En çarpıcı örnek olan ve “dindarların siyasî ve iktisadî bakımdan bin yıl kendine gelememesi”ni hedefleyen 28 Şubat, askerlerin sadece figüran olduğu bir medya darbesidir.
Ama meselenin bu kısmı hiç sorgulanmamıştır.

Bunu sorgulayıp cezalarını verebilseydik, Sayın Erdoğan’ı “muhtar bile olamayacak” hale getirme çabalarını ve bunu yapamayınca da gemiyi olduğu gibi batırmaya kalkmalarını da önleyebilirdik.
Bu hıyanet filosunun “amiral gemisi” Hürriyet, başından bu yana fi tne ateşinin çırası olmuştur.
Aydın Doğan döneminde ise buna, grup menfaatlerini koruyup kollama görevi (!) de eklenmiştir.
28 Şubat bir medya darbesidir
28 Şubat bu görevin başarıyla(!) ifasıdır.

O dönemdeki manşetleri incelendiğinde, ülkenin nasıl ilmek ilmek işlenerek 28 Şubat’a getirildiği görülecektir.
Peki, manşetlerin darbesi, 28 Şubat’tan sonra bitti mi?

Kesinlikle hayır…

Tam aksine, asıl işleri ondan sonra başlıyordu.
“Görev” devam etti ve merhum Erbakan’ın, ortağı Çiller’e verilmek üzere iade ettiği başbakanlık görevinin Mesut Yılmaz’a verilmesi sağlandı.
Nitekim Yılmaz, Hürriyet’e atılan ses bombası için 29 Haziran 1997 Pazar günü, Aydın Doğan’ın Beykoz’daki malikhanesine “Geçmiş olsun” ziyaretine gitti.
Fakat ne hikmetse bu “geçmiş olsun” ziyareti 6 saatten fazla sürdü.
Asıl ilginci, Yılmaz direk Ankara’ya gitti ve yeni kabineyi Cumhurbaşkanı Demirel’e sundu.
Aynı liste, ertesi günkü Hürriyet Gazetesi’nde “Hükümet tamam” manşetiyle yayınlandı. Galiba bir de Milliyet’te “Muhtemel kabine” başlığıyla yer almıştı.

Ben o meşhur “Pijamalı ziyaret” muhabbetinin arka planını 18 Nisan 2015’te yazmıştım. (www.star.com.tr/yazar/mesele-pijama-degil-ahmet-bey-yazi-1021783/)
Yıllardır “pijama” ile örttükleri bu skandalı karşılarında bulunca şoka giren Doğan Grubu, günler sonra Ahmet Hakan vasıtasıyla, “Öyle olsaydı Hürriyet’in yayınladığı liste ile Yılmaz’ın açıkladığı liste aynı olurdu” gibi gülünç bir açıklama yayınlamıştı.
Askerlere yıktırılan hükümetin Mesut Yılmaz’a hediye edilmesinde o kadar önemli payı olan Demirel’in üç tane bakan kontenjanı da mı olmayacaktı ki?..

“Bağımsız yargı” diyenler nerede?
Aydın Doğan bu demokrasi ayıbı ile hiçbir zaman yüzleşmedi.
Üstelik bu “Eski Türkiye” alışkanlığını, onların manşetleriyle çarpışa çarpışa gelen Erdoğan’ın döneminde de aynen sürdürdüğü ortaya çıktı.

Önceki gün Türkiye Gazetesi’nde Batuhan Yaşar’ın yayınladığı “Skandal Mektup”, Aydın Doğan’ın; kapıdan sokmasanız bile bacadan girerek yürütmeyi ve yargıyı nasıl etkilediğinin tescilidir.
Bu, sessiz kalarak geçiştirilebilecek bir olay değildir.
Ve bu mektup, bağımsız yargı simsarları için de bir “samimiyet testi” olacaktır.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’a ait bir suç duyurusu evrakını sallaya sallaya yargıya müdahale nutku atan Kılıçdaroğlu, nedense bu skandal mektup hakkında ağzını bile açmadı.
Elbette şaşırtmadı. Yoksa asırlık atasözü yalancı çıkardı…
Ama yandaşları sussa da bunun ve bugüne kadar “pijama muhabbeti” altına gizlenen darbelerin hesabı artık sorulmalıdır.

Bu mektup sebebiyle hangi değişiklikler yapılmıştır, aynı “Ahmetciğim” yöntemiyle başka hangi talepler karşılanmış ve Doğan hatırına ülke ne kadar zarara uğratılmıştır?
Bunların hesabı sorulmazsa daha çook “Cambaza bak” oyunu seyrederiz.

 Batuhan Yaşar’ın ortaya çıkardığı mektubu değerlendiren yazar Serdar Arseven “O isteklerinin ne kadarı karşılandı? Onun yargı tarafından ortaya çıkarılması lazım” dedi. Doğan Holding Onursal Başkan Aydın Doğan’ın 2011 yılında Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Ahmet Sever’e gönderdiği ve kendisini vergi cezasından kurtarması için yardım istediği mektup, gündeme bomba gibi düştü. Yazarımız Batuhan Yaşar’ın dünkü “Aydın Bey neler neler yapmış öyle?” başlıklı yazısında duyurduğu skandal talep, Doğan’ın danışmanlar üzerinden nasıl akçeli ilişkiler yürüttüğünü gözler önüne serdi.

Doğan, yıllardır hükûmetlere manşetlerle baskı kurup ihale aldığı yönündeki iddialarla konuşuluyordu. Nitekim Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da iki yıl önce yaptığı konuşmada, Hilton’un arkasındaki araziyi vermedikleri için hedef hâline getirildiklerini söylemişti. Turgut Özal döneminin bakanlarından merhum Ekrem Pakdemirli de bir röportajında “Gazete kâğıtlarına zam yaptım diye beni hedef aldılar. Kooperatifim vardı. Onun üzerinden ‘Ballı kooperatif’ manşetleri atarak şantaj yaptılar” demişti.

HESAP VERSİN

 Konu ile ilgili görüşünü sorduğumuz hukukçular “Aydın Doğan’ın ilk bakışta kendisini bazı cezai müeyyidelerden kurtarmak için böyle bir yola tevessül ettiği görülüyor. Vergi cezasındaki indirimin ya da kaçakçılıkla ilgili iddiaların karşılığı nedir? Aydın Doğan, Ahmet Sever’e yazdığı yazıyla ne istiyor? O isteklerinin ne kadarı karşılandı? Onun yargı tarafından çok net bir şekilde ortayı konulması lazım” dedi.
Doğan’ın Ahmet Sever’a yazdığı mektubun ilginç bir girişim olduğuna dikkat çeken Milat Gazetesi Yayın Koordinatörü Serdar Arseven gazeteci ya da gazete sahibi de olsa adil bir şekilde yargılanması gerektiğini kaydederek “Kamuoyu müsterih olmalı. 28 Şubat darbesindeki medyanın rolü malumdur. Bazı yayın organları 28 Şubat darbecilerinin uzantısı gibi işlev görmüştür. 28 Şubat darbesine eklemlenen medya organlarının yargılanması ve varsa suçları, cezalandırılmaları noktasında kamuoyundan çok talep olmuştur ama bugüne kadar bir sonuç elde edilememiştir. 28 Şubat bir darbeydi. Türkiye oradan çok büyük zarara uğradı. Bunun mutlaka yargıda hesabı sorulmalı” ifadelerini kullandı.

ZAMAN AŞIMINA 1 YIL KALDI

Aydın Doğan’ın sanık olarak yargılandığı “kâğıt üçkâğıdı” davasıyla ilgili yazılar yazan Yeni Akit Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Ali İhsan Karahasanoğlu gazetemize dikkat çeken açıklamalarda bulundu. Dosyanın zaman aşımı sürecinin 12 yıl olduğunu hatırlatan Karahasanoğlu “Bugün İstanbul Çağlayan Adliyesine geri dönen dosya karara bağlansa da, yargılamanın tamamlanması kararın yazılması ve Yargıtay’ca onanması 1 yılı geçer. Zaten dosya defalarca oradan oraya gönderildi. Böylece zaman aşımı süresinin dolmasına 1 yıl kalmıştı. O da artık böyle tamamlanacak” dedi. SPK’nın da taraf olduğu dosyanın en son Yargıtay Ceza Genel Kurulunda değerlendirildiğini ifade eden Karahasanoğlu, buradan çıkan karara Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın itiraz ettiğini söyledi. Çıkan kararda suçlu ya da suçsuzluk yönünde bir karar olmadığını dile getiren Karahasanoğlu “Sadece bazı konularda Yargıtay 7 Ceza Dairesinin verdiği kararın bozulması söz konusuydu. Usul hatası ve bazı açılardan yargının tamamlanması gerektiğini ifade eden bir karardı. Ben Başsavcılığın itiraz etmesinin gereksiz olduğunu ve dosyayı 1 yıl süreyle uzattığını yazdım. Bu gerekçeyle hakkımızda ceza kararı verildi” değerlendirmesinde bulundu.

17-25’TE HESAPLARI BOZULDU

Yargıtay Ceza Genel Kurulunda verilen kararın 23’e karşı 24 oyla alındığına da dikkat çeken Karahasanoğlu, sürecin tamamlanmasından sonra yerel mahkemeye gönderildiğini ancak son gelişmelerden haberinin olmadığını da söyledi. Kararın artık çok önemli olmadığını da söyleyen yazar, zaman aşımı sürecinin dolmasına 1 yıl kalan dosyanın karara bağlanmasının ve Doğan’ın bu konuya ilişkin bir ceza almasının çok muhtemel olmadığını ifade etti. Yargılama sürecinde dönemin FETÖ’cü hâkimlerinin örgütün talimatıyla Doğan’ı kendilerine yönlendirmek için Yargıtay 7.Ceza Dairesi’nde “suçu sabittir” yönünde karar verdiğini de belirten Karahasanoğlu, “Bunun ardından yerel mahkemeye dönen dosyaya, 2015 yılında hemen FETÖ’cü avukatlar girdi. Böylece yerel mahkemeye mesaj verildi. Ardından 17-25 Aralık kumpasları ortaya çıkınca bütün hesaplar bozuldu. Ancak bu süreçte neler olduğunu bilmiyoruz” dedi. 

Mektupta ne vardı?

Butahan Yaşar, 25 Şubat 2011’de Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren kamuoyundaki adıyla “vergi barışı” kanuna yönelik Aydın Doğan’ın Ahmet Sever’e gönderdiği mektubu yazdı. “Ahmetciğim” diye başlayan ve “sevgiyle gözlerinden öperim” diye biten mektupta bazı talepler yer alıyor.
Yaşar, mektubun içeriğini ve yazılış amacısını şöyle anlattı: “Mektupta talepler mevcut… İki ayrı paragrafta bunları görebiliyoruz… Bir de “çıkarılacak kanun maddelerinin nasıl düzenlenmesi” gerektiğini açıklayan “ek metin” var… 4. satırın sonlarına doğru şöyle diyor Aydın Doğan:
-“Ekli metinden anlaşılacağı gibi bu fıkranın iptali mükelleflerin daha da aleyhine olacağından iptal yerine bu fıkranın düzeltilmesinin sağlanması önem arz etmektedir…”
Aydın Bey burada açıkça şunu demek istiyor:
“Vergi Barışı Kanunu’nda değişiklik düzenlemesi yapılırken, sadece Vergi Kanunu ile sınırlı kalmayın. Aynı zamanda ‘Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’ndaki’ ilgili maddeyi de düzenleyin ki benimle ilgili sıkıntı tamamen ortadan kalksın. Vergi barışı ile hapis cezasından kurtulsam bile Kaçakçılık Kanunu’ndaki madde yüzünden problem aynen devam ediyor. İkisini birlikte çözün”
-“İkinci konu ise, kanunun onaylanmadan önce mükellef hakları da dikkate alınarak bu açıdan da her yönü ile değerlendirilmesinin uygun olacağı düşünülmektedir…” 6111 sayılı Kanun, Cumhurbaşkanı’nın onayı ile 25 Şubat 2011 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giriyor… Kesinleşmiş veya mahkeme safhası devam eden vergi cezalarını yeniden düzenleyen 6111 sayılı Kanun’la neler mi oldu?
-Aydın Bey 3 kat vergi cezası ödemekten kurtuldu…
-Sadece “Ana paranın” bile yarısını ödeyerek bu işten sıyrıldı…
-Ana paranın kalan yarısını bile ödemedi.
-Faizini zaten hiç ödemedi.
Peki ya hapis cezası… Ondan da kurtuldu mu?
Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’nda istenilen o değişiklik yapılmadı. Kanun değişmediği için Aydın Bey hakkındaki “Kâğıt Üçkâğıt davası” devam ediyor…” 

KÖŞK’TE YAŞANAN HER ŞEYİ ANLATMAMIŞ KİTABINDA NİYE YAZMADIN?

Ahmet Sever, Doğan Grubu’nun sahip olduğu Milliyet gazetesinde uzun yıllar Brüksel temsilciliği yaptı. Dışişleri Bakanlığı döneminde Abdullah Gül’ün danışmanlığını yürüttü. Gül ile birlikte Köşk’e taşındı. Danışmanlık görevi 12 yıl sürdü. Gül’ü etkileyen, yönlendiren, bilgilendiren önemli isimler arasında yer aldı. Daha sonra Köşk’te şahit olduğu olayları “Abdullah Gül ile 12 yıl” isimli kitabında deşifre etti. Satır aralarında Ruşen Çakır ile Ekrem Dumanlı gibi bazı isimlere nasıl “malzeme” verip, komuoyunu yönlendirdiğini anlattı. Batuhan Yaşar’ın ortaya çıkardığı mektup, “Ahmet Sever, Aydın Doğan’dan gelen talepleri niye kitabına yazmadı? Doğan’ın ne tür akçeli işlerine aracılık etti” sorularını akıllara getirdi. Sever, MİT tırları davasından sonra da Cumhuriyet gazetesine konuşarak casusluktan yargılanan Can Dündar’a destek çıktı.

İşte Cem Küçük’ün yazısı

Dün hem Batuhan Yaşar’ın hem Yücel Koç’un yazıları enfesti. Gerçek gazetecilik yaparak Aydın Doğan’ın iki büyük skandalını daha ortaya koymuşlardı. Hele Batuhan Yaşar’ın ele geçirdiği ıslak imzalı mektup olayı tam anlamıyla kriminal bir skandaldır. Zamanında Cumhurbaşkanlığı basın danışmanlığı yapmış bir adamın Aydın Doğan için çalıştığı çırılçıplak ortaya çıktı. Şüphesiz bundan sonra bir soruşturma süreci olacaktır. Bu süreci takip edeceğiz…

Batuhan Yaşar’ın ortaya çıkardığı gibi aslında Aydın Doğan, Ahmet Sever’e açık açık talimat veriyor. Vergi ve kaçakçılıkla ilgili kanun maddelerinin nasıl değiştirilmesi gerektiğini anlatıyor. Ek maddelerin nasıl konulacağını söylüyor. Böylece kâğıt ve akaryakıt işinden nasıl sıyrılacağının hesabını yapıyor.

Ahmet Sever denen adamın Yeni Türkiye’nin tamamen karşısında Eski Türkiye âşığı bir adam olduğunu ben daha bu adam resmî görevdeyken 2014 Temmuz ayında yazmıştım. Üstelik aynı Sever, Ağustos 2014’te bir sürü FETÖ’cü gazeteciyi Çankaya’ya çağırmıştı. Hatta gazeteci kılıklı FETÖ’cü bir terörist o ortamda Sayın Müsteşarımız Hakan Bey’in yanına gelmeye kalkıştı. Sayın Müsteşarımız da o resepsiyonu o an terk etti. Ağustos 2014 gibi bir zamanda FETÖ’cü teröristlerin Çankaya’da ağırlanmasının devlet geleneğimizle ve ciddiyetiyle bağdaşan hiçbir yönü yoktur…

Dünkü diğer iki güzel yazı da Fuat Uğur’un ve Ahmet Kekeç’in yazısıydı. ABD Türkiye’ye açık ve net operasyon yaparak Cumhurbaşkanımızı iktidardan indirmek istiyor. ABD İran’a ambargo koymak gibi bir zorbalık yapıyor ve iki tane Amerikan şirketi aracılığıyla bütün informel parayı cebe atıyor. Devletimiz Reza Zarrab yöntemiyle yılda yaklaşık 15 milyar dolarlık bir paranın Türkiye bankalarında kalmasını sağlıyor. Halk Bankası kahramanca görev yapıyor. Bu hareket alkışlanması ve desteklenmesi gereken bir tavırdır.
Böyle bir olayda bile Erdoğan takıntılı bazı yazarlar ülkemize ve Cumhurbaşkanımıza saldıran ABD’nin ekmeğine yağ süren mahiyette yazılar yazıyorlar. Bu yazarlar içlerindeki “Erdoğan takıntısı” hastalığını asla yenemiyorlar. Yolsuzluğa karşı çok duyarlı pozu kesmek tamamen sahte bir tavırdır. Devletimizin İran ile ticaret politikası sonuna kadar doğrudur.

İşte bakın şimdi de biz İhlas grubu olarak Aydın Doğan çetesiyle aslanlar gibi mücadele ediyoruz ama onlar utanmadan bu kavgada Aydın Doğan’ın tarafında saf tutuyorlar. Fuat Uğur’un yazdığı gibi Sadettin Bilgiç’in 12 Mart’tan önce yaptığı gibi bir ihanet için gün sayıyorlar.

Cumhurbaşkanımızı ve devletimizi hedef alan her saldırıya karşı direnmeye ve düşmanları püskürtmeye devam edeceğiz inşallah!

Doğan Grubu’nun FETÖ’cülerle nasıl içli dışlı olduğunu ortaya koyan bilgilerden birini de gazeteci Kenan Kıran sosyal medya hesabından paylaştı. “Dünyada örneği var mı? 826 milyon lira vergi kaçırdığı iddiasıyla yargılanan işadamı ilk duruşmada nasıl beraat eder?” diye soran Kıran, şu bilgileri verdi: “2009’un Mart ayı… 826 milyonluk vergi kaçırdığı iddiasıyla Aydın Doğan’a dava açılır. Bir ay sonra Ali Fuat Yılmazer’in (halen cezaevinde) talebi üzerine davaya bakacak hâkim Hasan Erdem, sahte isimle 9 Nisan 2009 illegal olarak dinlenmeye başlar. Aynı tarihte Hâkim Hasan Erdem’in öğretmen eşi Sevinç Erdem de sahte isimle dinlemeye alınır. Ne tesadüf di mi? Aydın Doğan’ı yargılayacak Hasan Erdem ve eşinin sahte isimle dinleme talebine onay verenler Balyoz hâkimleri Ömer Diken ve Ali Efendi Peksak’tır. Erdem ‘Bu yapılan dinlemelerin bu davalarla (Aydın Doğan) ilgili olduğunu zannediyorum’ dedi.

Doğan Yayın Holding’in 826 milyonluk vergi kaçırdığı gerekçesiyle açılan davanın ilk duruşması 11 Kasım 2009 tarihinde gerçekleşir. İstanbul 6. Vergi Mahkemesi, ilk duruşmada şaibeli bir kararla Aydın Doğan’ın vergi kaçakçılığı davasında vergi tahakkukunu siler. Aydın Doğan’ın beraati yönünde karar veren İstanbul 6. Vergi Mahkemesinin üye hâkimi Fatih Alphan…

Alphan, Doğan Grubu’nun sahibi olduğu dönemde Milliyet gazetesinin gece yazı işleri müdür yardımcısı Umut Alphan’ın kuzeni. Aydın Doğan 20 bin nüfuslu küçük bir ada olan Virgin Adaları’da tabela şirket kurarak kâğıt ithalatı yolsuzluğu yaptığı iddiasıyla yargılanıyor. Doğan’ın avukatlığını Fetullah Gülen’in şahsi avukatı Hasan Günaydın yaptı!”

Sabah Gazetesi yazarı Dilek Güngör’ün 28 Aralık 2016 tarihinede yazdığı ‘Vergi cezalarını aklayanlar nerede?’ başlıklı yazısı bugün TGRT Haber’de yayınlanan ‘Medya Kritik’ programında yeniden gündeme geldi. Dilek Güngör o gün kaleme aldığı yazıda Aydın Doğan’ın şirketlerine açılan davaları aklayan FETÖ’cüleri tek tek açıkladı. 

İşte Gilek Güngör’ün 28 Aralık 2016’da kaleme aldığı ‘Vergi cezalarını aklayanlar nerede?’ başlıklı yazısının tamamı…

Bugün anlatacağım çok şey var… Nereden başlasam bilemiyorum…

İzninizle önce kısa bir hatırlatma yapayım…

Ankara Temsilcisi Barbaros Muratoğlu FETÖ’den tutuklandığında Aydın Doğan bir anda “FETÖ bize kumpas kurdu” diye 9 sütuna manşet atınca bir yazı kaleme aldım. Doğan Grubu’na sorular sordum. Sağolsunlar kırmamışlar. Biraz kıvranmışlar, sağa-sola yalpalamışlar, üç maymunu oynamışlar ama Kurumsal İletişim Müdürü Ahter Kutadgu üzerinden birkaç kelam edip yanıt vermişler. Araya terör ve ekonomideki sıcak gelişmeler girince konuyla fazla ilgilenemedim.

Ne yalan söyleyeyim. Biraz da düşündüm…

Bu gruba kumpasla mumpasla o kadar ceza kestiler de cebinden söylediği milyarlar neden çıkmadı? Aydın Doğan’ı vergi davalarından ‘tereyağından kıl çeker gibi’ sıyıranlar kimlerdi? Mahkemelerde bu şirketleri aklayıp paklayan hakimler şimdi nerelerde?

Araştırınca cevapları buldum.

Meğer, şirketlerine açılan vergi davalarından Aydın Doğan’ı kurtaranlar da FETÖ’cülermiş!

Gelin kimmiş bunlar bakalım…

 Vergi Mahkemesi Hakimi İsmail Eşref Bayrak: 2010’da grubun iki şirketi (D Yapım Reklamcılık ve Doğan TV Holding) aleyhine açılan vergi davalarında Aydın Doğan lehine karar verdi. HSYK tarafından 24 Ağustos 2016’da FETÖ’den ihraç edildi.

 Danıştay Üyesi Muammer Arseven: 2014’te Doğan TV Holding’in temyiz davasında Gelir İdaresi aleyhine kararlara imza atarak, holdingi korudu. İdarenin karar düzeltme istemini de reddetti. O da 24 Ağustos’ta meslekten ihraç edilenlerden.

 Danıştay Üyesi Bekir Sözen: 2014’te D Yapım Reklamcılık, 2013 ve 2015’te Doğan Prodüksiyon, 2013, 2014 ve 2015’te Doğan TV Holding adına açılan davaların tamamında lehte kararlar aldı. Sözen’i de HSYK FETÖ’den dolayı meslekten men etti.

 Danıştay Üyesi Orhan Boyraz: 2015’te D Yapım Reklamcılık, 2015’te Doğan Prodüksiyon ve Alp Görsel İletişim A.Ş. adına açılan davalarda Gelir İdaresi aleyhine, Doğan Grubu’nun lehine kararlar aldı. FETÖ’den ihraç edildi.

 Danıştay Üyesi Hüseyin Oğuz: 2015’te D Yapım Reklamcılık, Doğan Prodüksiyon, Alp Görsel İletişim aleyhine açılan vergi davalarının tümünde lehte kararlara imza attı. HSYK Oğuz’u da ihraç etti.

 Danıştay Üyesi Haşim Güney: 2015’te D Yapım Reklamcılık, Doğan Prodüksiyon, Doğan TV, Alp Görsel İletişim adına açılan davalarda Gelir İdaresi aleyhine kararlar aldı. 24 Ağustos’taki genel kurul kararıyla o da FETÖ’den dolayı meslekten men edildi.

 Danıştay Üyesi Bedrettin Işıldak: Doğan TV Holding’e açılan iki davada da alınan lehte kararlarda imzası var. Davaların karar tarihleri de 2015. Işıldak da 24 Ağustos’ta FETÖ’den ihraç edilenler arasındaydı.

 Danıştay Üyesi Mehmet Sönmez: 2013 ve 2014’te Doğan TV’ye açılan 3, Doğan Yayın Holding’e açılan bir davada da lehte karar aldırtan isimlerin başında. HSYK tarafından o da ihraç edildi.

Bütün bunlar neyi gösteriyor?

FETÖ’cü vergi müfettişlerinin kendisine kumpas kurduğunu iddia eden Aydın Doğan, meğer aklanıp/paklanmak için FETÖ’cülerle bayağı bayağı iş tutmuş. Organik bağ kurmuş. Hem de öyle böyle değil. Bırakın Gezi olaylarını, 17-25 Aralık’lardan 7 Haziran’lara kadar örgütün hakimleriyle birebir çalışmış…

Birkaç yazımızda kibarca dedik ki; bu ülke 27 Mayıs’ı, 12 Eylül’ü gördü…

İlkinde Başbakan ve Bakanlar asıldı…
Öbüründe 50 kişi idam edildi, 171 kişi işkenceden öldü…
Bu darbeleri de FETÖ teröristleri yapmadı.
Yapanların amacı da hiçbir şekilde ülkenin, milletin menfaati değildi.
FETÖ, 15 Temmuz’da nasıl Batı’ya hizmet için teröristlerini sokağa döktüyse onlar da bu darbeleri aynı odaklar için yaptı…
Yalan mı?
***
Yine dedik ki; Batıcı olmakla övünen laiklerin 28 Şubat postmodern darbesi ülkenin muhafazakâr kesimini, Anadolu sermayesini ezip geçerken FETÖ’yü güçlendirdi.
Fetullah Gülen’e toz kondurmayan Bülent Ecevit, Aydın Doğan’ın bir dediğini iki etmeyen Mesut Yılmaz, FETÖ’nün kılına bile dokunmadı, aksine onların önünde kim engelse ortadan kaldırdı.
FETÖ’cüler aynı dönemde ‘Genelkurmay Karargâhı’nda, Genelkurmay Başkanı’nın odasında ağırlandı.
Yalan mı?
***
O dönem derin devlet ‘Beyaz Türkler’di.
28 Şubat’ı bunlar organize etti.
Gericilik ve ‘yeşil sermaye’ yalanlarıyla Anadolu Aslanları hedef alındı.
En az 500 bin şirket kapandı.
Minimum 5 milyon insan işsiz kaldı.
Amaçları, “Türkiye sanayileşmesin, güçlenmesin. Batı’nın arka bahçesi olmaya devam etsin”di.
Bu yüzden firmaların işletme sermayeleri ellerinden alınarak, kasıtlı batırıldı.
Bunların içinde bir tane bile FETÖ’nün müessesesi yoktu.
Yalan mı?
***
AK Parti döneminde ‘Batılı laik kuklaların’ yaptığı Cumhuriyet yürüyüşleri, kapatma davası ve muhtıralar da hep FETÖ’ye yaradı.
Ahtapotun bir kolundan kurtulmaya çalışırken, ‘Batı’lı üst akıl bize öbür kolunu uzattı.
Yalan mı?
***
Terörün bitmemesi için Oslo görüşmelerini sızdıran, Erdoğan ameliyata gireceği sırada MİT Müsteşarı’nı gözaltına almaya çalışan FETÖ’ydü.
Fetullahçı düşmanı görünen CHP ve Aydın Doğan medyası, FETÖ’nün gerçek yüzü ile karşılaştığımız bu süreçten itibaren hep FETÖ’nün yanında yer aldı.
Yalan mı?

***
Bozuk saat bile günde iki defa doğruyu gösterir.
Doğan medyası, sadece bir kez doğrunun yanında durdu, o da 15 Temmuz gecesi…
Sonrasında özüne döndü… 15 Temmuz akşamı kazandığı krediyi istismar edip “Karargâh Rahatsız” manşeti attı.
CHP’nin FETÖ’yü kurtarmak için uydurduğu “Kontrollü darbe” yalanına çanak tuttu.
FETÖ’nün projesi Meral Akşener’i parlatmaya soyundu.
Yalan mı?

***
Belli ki FETÖ beceremeyince, üst akıl yeniden eski kolu harekete geçirdi.
Muhafazakâr kesime efelenmeleri, yeni 28 Şubat oyunlarına soyunmaları bu yüzden…
Yalan mı?

***
Oysa umutlanmıştık…
Bu sütunlarda demiştik ki, “Hayır çıksın diye uğraştığınız yeni Cumhurbaşkanlığı sistemi bakın size yaradı…
Artık kim yüzde 50’nin üzerinde oy almak istiyorsa toplumun geniş kesimini kucaklamak zorunda.
2019 ve sonrası büyük fırsat…
Sen-ben davasını bırakalım, Yeni Türkiye’yi, hepimizin haklarını koruyacak şekilde birlikte inşa edelim…”
Ama onlar bunu, “Türkiye’yi yeniden biz yöneteceğiz”e çevirmeye başladı…
Yalan mı?

***
Az gittik, uz gittik…
Sonuçta şunu öğrendik;
Devşirilmiş beyinlerden kurtulmadıkça bu ülkede bize huzur yok.
Ama şunu unutmayın; 15 Temmuz, imanın şaha kalktığı gecedir.
Milletin o geceki zaferi, bu asrın tamamına şamil olacaktır.
Yani…
Ne yapsanız boş, göklerden gelen bir karar vardır…

*****

TGRT sobeledi, Aydın Doğan çıldırdı

“Ya uy, ya çekil” (04.03.1997)
“Gerekirse silah bile kullanırız” (12.06.1997)
Aydın Doğan, Hürriyet’te attırdığı bu manşetlerle Refah-Yol hükûmetini yıktı ve postmodern darbenin mimarı oldu.
Oysa, dönemin Başbakanı Necmettin Erbakan, 18 Haziran’da, görevi koalisyon ortağı Tansu Çiller’e devretmek için istifa etmişti.
Hürriyet, bir gün sonraki manşetinde rotayı çizdi…
“Refahsız arayış” (19.06.1997)
***
Bu manşetten tam 10 gün sonrası…
Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, tam da Hürriyet’in dediğini yapmış, hükûmeti kurma görevini ikinci büyük partinin lideri Tansu Çiller yerine, Aydın Doğan’ın maaşlı elemanı gibi çalışan Mesut Yılmaz’a vermişti.
“Yıkılan hükûmete karşı benim medya organlarım savaş verdi” diyen Aydın Doğan’ın, 29 Haziran Pazar günü önemli bir misafiri vardı.
***
Benim önemli dediğime bakmayın, Aydın Doğan’ın verdiği önem, kıyafetinden belliydi…
Hükûmeti kurma görevi alan Mesut Yılmaz’ı Çamlıca’daki villasında tam 6 saat ağırladı.
Spor kıyafetleriyle eli cebinde, uğurlama için dışarı çıktığında karşısındaki kamerayı görünce çıldırdı.
“Hangi kanal?” diye sordu.
Aldığı cevap, “TGRT efendim.”
***
‘Ben size sorarım’ kavlinden başını salladı.
Sonra Enver Ağabey’i aradı.
Tehditvari bir üslupla “Peşime adam mı takıyorsunuz? Uygun olmayan görüntülerimi niye yayınlıyorsunuz?” dedi.
Başka neler söyledi, orasını bilmiyorum.
Fakat, niye bu kadar rahatsız olduğu, Hürriyet ve o dönem Aydın Doğan’a ait olan Milliyet’in ertesi günkü manşetinde anlaşıldı.
“Hükûmet tamam” (30.06.1997)
***
Tutturulan isimlerden anlaşıldı ki, kabine orada belirlenmişti.
Bu hadise, bir süreliğine TGRT ve İHA’dan iki yöneticinin başını yedi.
Çünkü Aydın Doğan’a hiç bulaşılacak günler değildi…
Fetullah Gülen’in sözlerini manşetlerinden çarşaf çarşaf yayınlayarak, verdiği değeri ve iş birliklerini ortaya koyan Aydın Doğan ile Başbakanlık koltuğuna oturttuğu Mesut Yılmaz, o görüntünün faturasını da İFK üzerinden Enver Ağabey’e çok ağır ödetecekti.
Keşke sadece İhlas ödeseydi…
Ağır ekonomik krizi getiren 28 Şubat, Türkiye’ye en az 200 milyar dolara mal oldu.
Ve bu efendiler hiç hesap vermedi…

*****
Biz resepsiyon yazamazmışız…

Öyle diyor Ertuğrul Özkök Efendi…
Peki kendileri neyi yazdılar?
Anayasa Mahkemesi Başkanı Zühtü Arslan’ın Cumhurbaşkanı’na verdiği selamı…
Vay efendim, yargının başındaki kişi nasıl Cumhurbaşkanı’nın karşısında ‘eğilir’miş…
Bunun sıradan bir selamlama olduğu, ‘eğilme yorumuyla konunun abartıldığı’ düzeltmesini yine kendileri yaptı.
İyi o vakit, ben de size bir gözlemimi aktarayım.

***
Cumhurbaşkanlığı Külliyesinin ‘Havuzlu Bahçe’ bölümünde toplanmış, Cumhurbaşkanımızın ve Hanımefendi’nin gelmesini bekliyorduk ki, merdivenlerde Aydın Doğan belirdi.
Yanında kızları da vardı.
Doğan Medya Grubu da neredeyse tam tekmil oradaydı.
Bir telaş hâlindelerdi, belliydi…
20 dakika kadar sonra Cumhurbaşkanımız ve eşleri geldi.
Ne göreyim!..
Cumhurbaşkanımızla tokalaşmaya ilk seyirten Aydın Doğan.
***
Canhıraş bir şekilde fotoğraf alma çabaları, yan yana poz verme çırpınışları…
Ve alelacele Hürriyet’in internet sitesinden yayınlanan bol kareler…
Ama Cumhurbaşkanı ile tek kare, sadece yanında yürürken…
Gerisi, Başbakan ve diğer liderlerle çektirdikleri ya da resepsiyonda verdikleri ‘Biz buradayız’ pozları…
Haberin metninde ise “Cumhurbaşkanı Erdoğan, Aydın Doğan’la sohbet etti” üfürmeleri…
Bu taklacılığı görünce, aklıma Aydın Doğan’ın Mesut Yılmaz’ı eli cebinde evinden uğurladığı, yanda gördüğünüz kareler geldi.
Başka ne diyeyim?..
Analiz istediniz, alın size analiz…

*****

Kim, kimin trenine binmiş, öğrenelim…

Sene 1997…
28 Şubat’ın civcivli günleri…
Fetullah Gülen, heyetiyle medya patronlarını dolaşır.
Sağın en güçlü medyasına sahip Enver Ören Ağabey’i ararlar, bir bahane uydurup reddeder.
Aydın Doğan’ı da ararlar…
“Hayhay! Buyursunlar” der…
Gerisini FETÖ’cü Halit Esendir kitabında anlatır.

Aydın Doğan, Gülen’e şöyle der;
“Ben, siz kapıdan girinceye kadar kendimi dindar gibi hissetmiyordum.
Hatta dinsiz gibi yaşadığımı sanıyordum.
Sizi görünce dindar olduğumu anladım.
Neden bugüne kadar bu güzellikleri bize göstermediniz, bu kadar geç kaldınız…” (Sayfa 308, 309)
***
Yazmıştım…
Bu görüşmenin bir başka ayrıntısını Fetullah Gülen anlatır;
“Bana da bir görev ver hocam. Vazifemi yerine getireyim, dedi.” (Lâtif Erdoğan’ın açıkladığı arşiv kayıtlarından)
***
Sene 2009…
Yani, Enver Ağabey’in vefatından üç yıl öncesi…
Fetullah Gülen’in adamlarından biri İhlas Holding Özel Kalemini arar.
“Bir mesaj iletmek istiyoruz” deyip, randevu isterler.
Enver Ağabey, “Gelsinler bakalım” der.
Gelirler…
Yarım saat sonra odadan çıkarlar.
Enver Ağabey, Özel Kalem Müdürü’nü odaya çağırır;
– Cemil, niye gelmişler, biliyor musun?
– Bilmiyorum efendim.
– Hocalarının üç isteğini ilettiler.
Bir: Gazetelerinde sadece ‘Lâ ilahe illallah…’ demenin kurtuluş için yeterli olduğunu anlatsınlar.
İki: Televizyon programlarında “Muhammedün Resûlullah” demeye gerek olmadığını söylesinler.
Üç: Prof. Dr. Ramazan Ayvallı Hoca “Muhammedün Resûlullah” demeden de imanın olacağını anlatsın.

Enver Ağabey, canı sıkkın şekilde devam eder;
– Sen ne yapacağını bilirsin Cemil…
Özel Kalem Müdürü, gazete ve televizyonun yöneticileri ile Ramazan Hoca’yı arar ve şu talimatı verir;
– Bundan sonra kelime-i tevhidi ve ‘Muhammedün Resûlullah’ dememenin imanı götüreceğini daha çok anlatmanızı istiyoruz.

Kim, kimin trenine binmiş? Şimdi anladın mı Ahmet Hakan Efendi!..

*****

Astana notları…

Cumhurbaşkanımızın iki günlük Kazakistan ziyareti çerçevesinde ülkenin yeni başkenti Astana’dayız.
Yeni diyorum, çünkü 1997’ye kadar başkent Almatı’ydı.
Coğrafi ve stratejik konumu sebebiyle bu tarihten itibaren ülkenin merkezi Astana oldu.
Eski hâlini bilmiyorum ama, gördüğüm o ki, bu şehir sil baştan yeniden inşa edilmiş.
Singapur’da bile arka sokaklarda karşıma çıkan gettolar burada yok.
Her şey yeni ve gösterişli…
***
Geniş caddeler, ihtişamlı binalar…
Akorda Cumhurbaşkanlığı Sarayı, Bağımsızlık Sarayı, Hazret Sultan Camii, opera ve müze binaları, hepsi birer sanat eseri…
Tabii burada Türk inşaat firmalarının da emeği büyük…
Ancak, her şey yeni baştan yapıldığı için şehirde ‘tarih’ yok…
***
FETÖ, her yerde olduğu gibi, zamanında buraya da el atmış.
Otuzun üzerinde okul açmış.
Şimdi bunlar teker teker devletin kontrolüne alınıyormuş.
Yetkililer “Burada uzun süre barınabilmeleri söz konusu olamaz” diyor.
Hülle yoluyla devrettikleri birkaç okul kalmış sadece…
Onların da çözülmesine artık ramak kalmış…
***
Gelelim ziyaretimizin sebebine…
Cumhurbaşkanımızın gündeminde, iki ülke ilişkilerinin yanı sıra dönem başkanlığını yürüttüğü İslam İş Birliği Teşkilatı Zirvesi var.
Buradan özellikle İslam dünyasına, Arakan’la ilgili önemli mesajlar vermesini bekliyoruz.
Ayrıca ‘Astana EXPO 2017 Fuarı’nın bugün son günü…
Kazakistan’ın uluslararası tanıtım ve prestij bakımından büyük önem verdiği fuarın ana teması “Geleceğin Enerjisi.”
Edindiğim izlenim, ülkenin EXPO’dan beklediğini bulamadığı…
 

Emekli konsolos Vahit Özdemir, 28 Şubat sürecinde Doğan Medya’nın sahibi Aydın Doğan’ın askerler ile iş birliği yapıp, servetine servet kattığını söyledi.

Eski diplomat Özdemir, 28 Şubat sürecinde yaşananları gazetemize anlattı. Sürecinin en önemli unsurunun medya ayağı olduğuna dikkat çeken Özdemir “28 Şubat’ın medya ayağının başında Doğan Medya gelir. Doğan Medya her gün gazeteleri ve televizyonları aracılığıyla halkı kışkırttı, halkı tahrik etti. Askerlerle iş birliği yaptılar ve halkın oyuyla seçilmiş işbaşına gelmiş Erbakan hükûmetini istifaya zorladılar” dedi.

Özdemir, Dışişleri Bakanlığında görev yaptığı 28 Şubat sürecinde koridor dedikodularında “Aydın Doğan’ın askerlerle çok yakın ilişkide olduğu herkesin 28 Şubat sürecinde bundan çekindiği söyleniyordu. O zaman bakanlıkta çok etkin konumda olan Volkan Vural, Tansu Çiller’in başdanışmanıydı, şu anda Aydın Doğan’ın danışmanıdır” dedi. 28 Şubat’ta etkin bir rol oynayan Aydın Doğan vb. medya patronlarının mutlaka yargılanması gerektiğini belirten Özdemir, şunları söyledi: “Tansu Çiller’e de görev verilmemesi için dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel nezdinde önemli rol oynadılar. Süleyman Demirel her ne kadar demokrat idi ise de çok korkak bir adamdı. İnisiyatifini kullanamazdı. Medyanın tesiri altında kaldı. Görev verilmesi gereken Tansu Çiller iken sözüm ona yetkisini kullanarak Mesut Yılmaz’ı görevlendirdi. Bu suretle 28 Şubat başarıya ulaşmış oldu. Bana Osman Bölükbaşı’nın anlattığına göre 28 Şubat’ta Erbakan başbakanlıktan istifa etmeseydi, bir darbe girişimi olması kuvvetle muhtemelmiş. Gizliden gizliye Aydın Doğan’ın dönemin Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanlarıyla görüştüğü o dönemde Ankara kulislerinde dillendiriliyordu. Dolayısıyla ortada ciddi bir durum varsa ki var, medya ayağının da üzerine gidilmesi, özellikle Doğan Medya’dan hesap sorulması gerektiğini düşünüyorum.”

İNSANLARIN BEYİNLERİNİ YIKADILAR

Halkın Doğan Medya üzerinden etki altında bırakıldığını ve ülkede kötüye gidiş görüntüsü oluşturulduğunu da söyleyen Özdemir “Bizim halkımız biliyorsunuz, medyanın çok tesirinde kalıyor. Gazetede okuduğuna, televizyonda duyduğuna inanıyor. Zaten bir adama 40 gün deli deseniz, deli olur. Bunlar öyle bir şey yaptılar ki, insanların beyinlerini yıkadılar. Hâlbuki Erbakan’ın istifa etmesini gerektiren hiçbir sebep yoktu” dedi. Özdemir, şu değerlendirmelerde bulundu: Ekonomik bir sıkıntı yokken, ekonomi çok iyi düzeydeyken suni bir rejim bunalımı oluşturularak, Erbakan hükûmetini istifaya zorladılar. Tabi burada Mesut Yılmaz’ın da kusurlu olduğunu söylememiz lazım. Hakkı olmayan başbakanlığa balıklama atladı. O görevi kabul etmeyebilirdi. Zaten o görevi kabul etmesi ki Yılmaz’ı bitirdi.
 

ASKERLE ORTAK ÇALIŞTILAR

Dönemin Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök’ün milletvekili adaylığı için istifa ettiğinde bir günlük yazısını kendisine ayırdığını ifade eden Özdemir, şunları söyledi: “Yazısında beni itibarsızlaştırabilmek için bir sürü şey yazdı. Yazdığı yazıya ilişkin açıklama yollamak istedim, noter korktu bunlardan. Noteri ikna ettik, tekzip davası açacağız, hâkim korkuyor. Herkes bunlardan çekiniyor, korkuyordu. Bana göre Özkök’ün 3 kişiye özür borcu var. Başta Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a, ‘Muhtar bile olamaz’ başlığından dolayı. Ahmet Kaya’ya ‘Vay şerefsiz vay’ diye manşetten dolayı ve bana iftira ettiği yazısı için. Bunlar her dönemin adamı. Elinde viskisi, votkası böyle işlerle uğraşıyordu. Bunlar 28 Şubat sürecinde askeri yönlendiriyorlardı. Yani askerler bunları, bunlarda askerleri. Yani iki taraflı. ‘Şunu yaparsanız daha iyi olur’ diyor. Askerlerde ‘şunu yazsanız daha iyi olur’ diyerek karşılıklı teşrikimesai içindeydiler, yani beraber çalıştılar askerlerle. Bu Aydın Doğan’ın kâtibi. Aydın Doğan sayesinde lüks bir hayata kavuştu.”

DAVA AÇTI, KAYBETTİ

  Özkök’ün, gücünü CHP’den aldığını da söyleyen eski diplomat, “Kapıları o sayede açıyor. Doğan da Özkök de kendilerini eleştiren herkesi mahkeme ve yargı üzerinden hemen tehdit ediyorlar” diye konuştu. Özdemir, Aydın Doğan ile yaşadığı yargı sürecini de şöyle aktardı: “Ben Aydın Doğan’a ilişkin bir tespitte bulundum. ‘Askerlerle iş birliği yaptı, servetine servet kattı’ dedim. Hemen avukatı Şahin Mengü 20 bin TL’lik dava açtı. Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı’nı ‘Pijama ile evinde karşıladı. Bu delikanlılığa yakışmaz’ dedik dava açtı. Mahkemeye gittiler. Mahkeme dedi ki ‘Görünür gerçeklik var’ diyerek taleplerini reddetti. Ama tüm medyayı baskı altına aldıkları için haber olmadı.”

Türkiye Gazetesi

İşte Cem Küçük’ün yazısı

Bugün yayınladığım fotoğraflara bir bakın: Aydın Doğan 30 Ağustos resepsiyonuna gitmeye hazırlanıyor. Etrafında ıvır zıvır bir sürü insan. İlk resimde en soldaki, ikinci resimde en sağdaki adama dikkatle bakın. O kişi Barbaros Muratoğlu. Fetullahçı terör örgütüne yardım ve yataklıktan 2 yıl 9 ay hapis cezası alan kişi. FETÖ’ye yardım ve yataklıktan tutuklanmış 7 ay yatmış ve Yargıtay onadığında 2 yıl 2 ay daha yatacak kişi. Bu adam hâlâ Doğan Holding Ankara Temsilcisi. Diğer bir isim Sarı Taylan lakaplı Aydın Doğan yancısı. 15 Temmuz’a kadar her gün Fetullah Gülen ile ne kadar yakın dost olduğunu herkese anlatan isim Sarı Taylan. Yaşar Tunagür aracılığıyla Gülen’i 1974’ten beri tanıdığını sevdiğini dost olduğunu her yerde anlatan adam Sarı Taylan. Fetullah Gülen ile dostluğu Ayhan Bermek kadar yakın. Aydın Doğan’ın hayattaki en yakın dostu Sarı Taylan. Doğan tuvalete gitse bile yanından eksik etmediği bir isim. Elbette Fetullah Gülen hayranı bu isimler 30 Ağustos’a davetli değil. Aynı resimde vatan haini FETÖ iş birlikçisi Can Dündar hayranı sanatçılar da var. Tam anlamıyla yozlaşmanın ve tefessühün fotoğrafı.

Fakat işte tüm bunların üst üste gelmesiyle Aydın Doğan artık sona yaklaşıyor ama hâlâ da kumpaslarına devam ederek Turgay Ciner’i batırmaya çalışıyor. K.Maraş’taki kapalı Ciner madeni bir daha açılmasın ve Beypazarı Ciner Madeni de çevreye verdiği büyük zarar sebebiyle kapatılsın diye uğraşıyor. Soner Yalçın’ı Ciner’in içine kendi casusu olarak sokuyor. Doğan Holding Ankara bürosu “Ciner madenlerinin çevreye zararları” üstüne dosya üstüne dosya hazırlıyor. Ciner-Soner Yalçın konusunda demokrasihaber sitesinde çıkan “Her türlü suç örgütü ile mücadele şart” yazımı muhakkak okuyun.

Ama adalet cephesi de boş durmuyor: Milletimizin safında duran değerli TV kanalımız AHaber iki gün önce Aydın Doğan’ın 28 Şubat davası kapsamında yargılanması gerektiğini belgelerle ortaya koydu. Ankara’daki yargı makamlarımızda da bu yönde bir hazırlık var. Benim sürekli gündemde tuttuğum Samsonite bavul olayı Aydın Doğan’ın bütün uykularını kaçırıyor. Gece olduğunda Aydın Doğan’ın aklına hep bu olay geliyor. Ne yaparım ederim de bu olayın üstünü örterim diye kara kara düşünüyor. Çünkü biliyor ki 2 milyon doları bavul ile elden kendisine teslim eden iş adamı savcılara-hâkimlere konuştuğu an halka açık şirket Hürriyet hissedarlarını yanıltmaktan ötürü kayyum süreci başlayacak. O iş adamı “tanık koruma programı”na alındığı an Doğan’ın işi bitecek. Ki o konuda da Ankara’da bir hazırlık var. O iş adamının konuşmaması için kimi “Erdoğan’a yakın numarası yapıp Aydın Doğan ile iş birliği yapan hainler” ile Samsonite olayını ispatlayacak belgelere sahip iş adamına kumpas kurmaya kalkan da Aydın Doğan’ın ta kendisi. Merak etme DEVLET bunları da biliyor Aydın Doğan.

Beni sindirdiğin, korkuttuğun diğer adamlara benzetirsen hayatının hatasını yaparsın ey Kelkitli Vito Corleone. Sindiremediğin için bütün adamlarına talimat verip üstüme salıyorsun. Güneş balçıkla sıvanmaz Çakma Godfather. Her şey ortada. Senin ve adamlarınla mücadelede geri adım atan senin gibi olsun.
Yakın zamana kadar gazete ve televizyonların terör örgütlerinin sesi gibiydi. Böyle deyince de kızın Vuslat Doğan Sabancı gibi panik yapma. “PKK terör örgütü değildir” diyenler senin elemanların. PKK güzellemesi yapanlar senin çalışanların. Cumhurbaşkanımız geçenlerde üçüncü yıl özel yayını yaparken bunu yayınlamayan haber kanalı CNN Türk’tü. Tam o esnada senin kanalın FETÖ iş birlikçisi yeni partinin PR’ını yapmakla meşguldü. Bu ülke için 15 Temmuz’da şehit olan asker, polis ve vatandaşlarımızın sizin için kıymet-i harbiyesi yok. Onlar sizler için ölen ikincil zayiatlar.

Ben dört yıldır başta FETÖ olmak üzere devlete ve millete düşman olan her terör örgütünü yazıyorum. Terör örgütlerine yardım ve yataklık edenleri de ifşa ediyorum. Senin kanal ve televizyonlarında çalışan elemanların “PKK terör örgütü değildir”, “DHKP-C saldırısı demeyelim”, “Saldırıyı Devlet yapmıştır” demeye devam etsin. Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı sizin teröre yardım ettiğiniz konusunda bir soruşturma yürütüyor. Terör örgütlerine yardım ve yataklık ağır suçtur. Bu hayatta hep yırttın Aydın Doğan. Yaptıkların hep yanına kâr kaldı. Başınız sıkıştı mı AB, ABD, büyükelçiler, medya örgütleri devreye girdi ama artık onların borusu bu ülkede ötmez. Hukuk neyi emrediyorsa Aydın Doğan hakkında da o olacaktır. Sana tavsiyem Musa Eroğlu’nun meşhur türküsü “Yolun sonu görünüyor”u bol bol dinle. Sen türkü dinlemeyi çok seversin çünkü.  

Petrol Ofisi’nde (POAŞ) örgütlü şekilde akaryakıt kaçakçılığı yapıldığı iddiasına ilişkin aralarında medya patronu Aydın Doğan ve Ersin Özince ile Hanzade Doğan Boyner’in de bulunduğu 47 sanıklı davanın görülmesine devam edildi.

İstanbul 1’inci Ağır Ceza Mahkemesinde görülen duruşmada, şikayetçi Gümrük ve Ticaret Bakanlığı vekili Eda Karabatak Aydın hazır bulunurken, sanıkların hiçbiri duruşmaya katılmadı. Sanıkları avukatları temsil etti.
Duruşmanın başlamasının ardından Mahkeme Başkanı Mustafa Karayıldız, sanıklardan İmre Barmanbek’in ifadesinin alınması için yurtdışı istinabe evraklarının Bakanlık Bürosuna gönderildiğini belirtti. Söz alan sanık avukatları dosyaya yeni giren evrakları inceledikten sonra yazılı beyanda bulunmak için süre talep etti. Cumhuriyet Savcısı ise yurt dışında bulunan sanıkların ifadesinin alınması için gönderilen evrakların dönüşünün beklenmesini talep etti.

Ara kararını açıklayan mahkeme heyeti, sanıklar David Charles Davies, Gerhard Dr. Roiss, Klaus Jurgen Shneider, Manfred Mg. Dr. MAdl, MAnfred Mag. Leitner’in savunmalarının alınabilmesi için Avusturya Yetkili Adli Makamına yazılan istinabe evrakının cevabının beklenmesine, cevabı geldiğinde duruşma günü beklenmeksizin tercüme işlemlerinin yaptırılmasına hükmetti. Sanık avukatlarına, dosyaya giren evrakları inceleyip yazılı beyanda bulunmaları için süre veren mahkeme, duruşmayı 27 Kasım 2017 tarihine erteledi.

İddianameden

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Bürosu tarafından hazırlanan iddianamede, Petrol Ofisi’nin 2001-2008 yılları arasında yurt dışından Türkiye’ye yapılan akaryakıt ithalatında Gümrük Birliği olmayan ülkelerden yapılan ithalatın Birlik üyesi olan İngiltere’den yapılmış gibi gösterildiği anlatılıyor. İddianamede, aralarında iş adamı Aydın Doğan, Ersin Özince, Hanzade Doğan Boyner, İmre Barmanbek’in de bulunduğu 47 sanığın ”kaçakçılıkla mücadele kanununa muhalefet”, ”resmi belgede sahtecilik”, ”suç işlemek amacıyla örgüt kurmak” ve ”örgüte üye olmak” suçlarından hapis cezasına çarptırılmaları isteniyor.
Doğan ve Ersin Özince hakkında ”suç işlemek amacıyla örgüt kurmak”, “kaçakçılıkla mücadele kanununa muhalefet” ve “resmi belgede sahtecilik” suçlarından 8,5 yıldan 24,5 yıla kadar ayrı ayrı hapis cezası istenen iddianamede, aralarında Hanzade Vasfiye Doğan Boyner’in de bulunduğu 45 sanık hakkında ise ”örgüte üye olmak”, “kaçakçılıkla mücadele kanununa muhalefet” ve “resmi belgede sahtecilik” suçlarından 7,5 yıldan 21,5 yıla kadar hapis cezası talep ediliyor.