Bakanlıktan yapılan açıklamada, CHP Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin dile getirdiği “Fetullahçı Silahlı Terör Örgütü (FETÖ) elebaşı Fetullah Gülen’in Amerika Birleşik Devletleri’nden iadesinin usulüne uygun şekilde istenmediği” iddiaları üzerine açıklama yapılmasında yarar görüldüğü belirtilerek, “İade talepleri yargı mercileri tarafından hazırlanmakta olup, Bakanlığımızın bu süreçteki rolü Türk adli mercileri ile yabancı makamlar arasında irtibatı kurmak ve sürecin uluslararası sözleşmelere uygun biçimde ilerlemesini sağlamaktır. Yakalama kararı ile suça ilişkin bilgi ve delilleri içeren bu talepnameler, Dışişleri Bakanlığı kanalıyla muhatap ülkelere iletilmektedir” denildi.

FETÖ elebaşı Fetullah Gülen ile ilgili olarak bugüne kadar yedi ayrı iade talepnamesi ve her bir talepnameye konu suçlar bakımından tutuklama taleplerinin ABD makamlarına usulüne uygun şekilde iletildiği belirtilen açıklamada şöyle denildi:

“Fetullah Gülen hakkında 15 Temmuz darbe girişiminden önce işlediği suçlarla ilgili dört ayrı dosya üzerinden hazırlanan iade talepnameleri 19 Temmuz 2016 tarihli yazılarımız ekinde Dışişleri Bakanlığımız kanalıyla ABD makamlarına iletilmiştir. 15 Temmuz darbe girişimi ve Sayın Cumhurbaşkanımıza suikast teşebbüsüyle ilgili olarak da üç ayrı dosya üzerinden hazırlanan talepnameler ise 23 Temmuz 2017 ve 20 Kasım 2017 tarihlerinde muhatap devlete iletilmiş ve örgüt elebaşının iadesi istenilmiştir. İade taleplerimizin tamamı, iki ülke arasında yürürlükte olan ‘Türkiye Cumhuriyeti ile Amerika Birleşik Devletleri Arasında Suçluların Geri Verilmesi ve Ceza İşlerinde Karşılıklı Adli Yardımlaşma Antlaşması’nda belirlenen usule uygun bir şekilde ve iade için yeterli delillerle birlikte ABD makamlarına iletilmiştir. Talepler, içerik ve usul bakımından ülkemiz ve ABD arasındaki ikili antlaşmada öngörülen şartları bütünüyle karşılamaktadır. Süreci yakından takip eden başta Sayın Cumhurbaşkanımız olmak üzere, Sayın Başbakanımız, Adalet ve Dışişleri Bakanlarımız da yüksek düzeyli resmî temaslar vesilesiyle bir araya geldikleri muhataplarına taleplerimizin karşılanması ve örgüt elebaşının bir an evvel iadesi yönündeki beklentimizi defaatle dile getirmişlerdir. Tam, eksiksiz ve usulüne uygun bir şekilde iletilen iade taleplerimizin ABD makamlarınca bir an evvel yerine getirilmesi halen beklenmektedir. Sayın İnce’nin kaynağı belirsiz iddiaları tamamen gerçek dışıdır. Kamuoyunu yanıltıcı nitelikteki bu talihsiz açıklamanın Fetullah Gülen’in iade süreci ile ilgili olarak zaman zaman ortaya atılan asılsız haber ve beyanatlar zincirinin yeni bir halkası olduğu görülmektedir.”  

98/2 B celbi 2. grubunda askere gidecek olan vatandaşlar için Milli Savunma Bakanlığı’ndan önemli açıklama yapıldı.  Peki, 98/2 B grubu için yeni sevk tarihi ne zaman olacak? İşte, detaylı bilgiler

98/2 B grubu askerlik yerleri için önemli duyuru yapıldı. Milli Savunma Bakanlığı Askeralma Genel Müdürlüğü’nün yayımladığı duyuruda, ’12 ve 6 aylık hizmet süresine tabi olup, mayıs 2018 celbi 2’nci grup olarak silahaltına alınacak yükümlülerin 18-19 haziran 2018 olan planlı sevk tarihleri 09-10 temmuz 2018 olarak değiştirilmiştir.’ ifadelerine yer verildi.

Bir ve iki buçuk aylık temel eğitime tabi tutulacak yedek subay adayları ile kısa dönem erbaş/er statüsüne ayrılanların birinci grubu 02-04 mayıs 2018, ikinci grubu ise 09-10 temmuz 2018 tarihleri arasında tertip edildikleri birliklere sevk edilecek.

Sınıflandırma sonuçları açıklandıktan sonra yükümlüler yukarıda belirtilen sevk başlangıç tarihlerinden iki iş günü öncesine kadar E-devlet kapısından ve askerlik şubelerinden sevk evrakını alabileceklerdir. Bu tarihlerden sonra sevk evrakı sadece askerlik şubesi başkanlıklarınca verilecektir.

Yol ve iaşe parası, E-devlet kapısından sevk evrakını alan yükümlülere adrese dayalı nüfus kayıt sisteminde bulunan adresi ile eğitim birliği, askerlik şubesi başkanlığından sevk evrakını alan yükümlülere ise sevk evrakını aldığı askerlik şubesi ile eğitim birliği arası esas alınarak verilmektedir. Yükümlüler isimlerine yapılan ödemeleri PTT şubelerinden veya PTT kartı ile PTTMATİK’lerden alabileceklerdir.

1111 sayılı askerlik kanununun 47’nci maddesi kapsamında sevkin son gününü kapsayan istirahat raporu bulunan tıp doktorları istirahat raporlarının bitimini takip eden ilk mesai gününde sevk edilmek üzere askerlik şubesi başkanlıklarına müracaat edeceklerdir. Müracaat etmeyenler hakkında bakaya işlemi yapılacaktır. Bakaya tıp doktorlarından kendiliğinden askerlik şubesi başkanlıklarına müracaat edenler veya ele geçirilenler derhal sevk edilecektir.

MİLLİ SAVUNMA BAKANLIĞININ RESMİ DUYURUSUNA ULAŞABİLMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Hami Aksoy, Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Yüksek Komiseri’nin bugün Türkiye’ye yönelik yaptığı açıklama hakkındaki bir soruya yazılı cevap verdi. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiseri Zeid Raad El-Hüseyin’in Türkiye hakkında taraflı bir açıklama yaptığını ifade eden Aksoy, “Bu açıklama milletimizin iradesini temsil eden TBMM’nin aldığı seçim kararını sorgulamakta ve bağımsız bir ülkenin yönetiminin nasıl olması gerektiğine dair talihsiz ifadeler içermektedir. Tamamen siyasi saiklerle yapılmış bu açıklamayı ciddiye almıyoruz. Ülkemizde OHAL tedbirleri sadece teröristlere ve terör iltisaklı çevrelere karşı uygulanmaktadır. Vatandaşlarımızın hak ve özgürlüklerini kısıtlayıcı hiçbir önlem söz konusu değildir” açıklamasında bulundu. 

OHAL uygulamasının demokratik seçimlerin gerçekleştirilmesine mani olmadığını belirterek, Fransa’da da OHAL döneminde gerçekleştirilen seçimleri örnek gösteren Aksoy, şu ifadeleri kullandı:

“Ayrıca, ülkemizde Nisan 2017 referandumu dahil seçimlerin demokratik, özgür, adil ve şeffaf olduğu uluslararası gözlem raporlarıyla teyit edilmiştir. Yüksek Komiser’e olağanüstü halin uluslararası hukukta devletlere tanınmış bir yetki olduğunu da ayrıca hatırlatmak isteriz. Ülkemiz, 24 Haziran seçimleri için de taahhütlerine uygun biçimde uluslararası kuruluşlarla gerekli işbirliğini sürdürmektedir.”  

Milli Eğitim Bakanlığından, resmi eğitim kurumlarında ek ders ücreti karşılığında görev yapanlar arasından 5 bin sözleşmeli öğretmen atanacağı bildirildi.

Bakanlıktan yapılan yazılı açıklamada, Milli Eğitim Bakanlığına bağlı resmi eğitim kurumlarında ek ders ücreti karşılığında görev yapanların sözleşmeli öğretmenliğe geçişleri kapsamında 5 bin atama gerçekleştirileceği belirtildi.

Başvuru için Devlet Memurları Kanunu’ndaki gerekli şartların sağlanmasının yanı sıra Bakanlığa bağlı resmi eğitim kurumlarında 2017-2018 eğitim ve öğretim yılında ek ders ücreti karşılığında görev yapma gerekliliğinin bulunduğu ifade edilen açıklamada, başvuru şartları şöyle sıralandı:

“Herhangi bir sosyal güvenlik kurumundan emeklilik, yaşlılık veya malullük aylığı almaya hak kazanmamış olmak. Bakanlığa bağlı resmi eğitim kurumlarında ek ders ücreti karşılığında yaptıkları görevlerinden dolayı başvuru tarihinin son günü itibarıyla en az 540 gün sigorta primi ödenmiş olmak. Mezun olunan yükseköğretim programı, Bakanlığın öğretmenliğe atanacakların tespitine ilişkin kararına göre atama yapılacak alana uygun olmak. Öğretmenliğe kaynak teşkil eden yükseköğretim programlarından mezun olanların ihtiyacı karşılamadığı alanlara atanacaklar hariç olmak üzere, Ortaöğretim Alan Öğretmenliği Tezsiz Yüksek Lisans ya da Pedagojik Formasyon Programı/Pedagojik Formasyon Eğitimi Sertifika Programından birini başarıyla tamamlamış olmak. Yurt dışındaki yükseköğretim kurumlarından mezun olanların, Yükseköğretim Kurulu Başkanlığınca yüksek öğrenimlerinin ve/veya pedagojik formasyon belgelerinin yurt içindeki yükseköğretim kurumlarına veya programlarına denkliği kabul edilmiş olmak.”

Başvuru için 2017 yılı Kamu Personel Seçme Sınavı’nda atanacağı alan için puan türleri itibarıyla 50 ve üzerinde puan almanın da gerektiği bildirilen açıklamada, şunlar kaydedildi:

“Devlet memurluğundan veya öğretmenlik mesleğinden çıkarılmayı gerektiren bir ceza almamış olmak. 657 sayılı Kanunun 4/B maddesi kapsamında sözleşmeli öğretmen olarak çalışmakta iken sözleşmeleri feshedilenler bakımından, başvuru tarihinin son günü itibarıyla bir yıl bekleme süresini tamamlamış olmak, şartları aranacaktır. Bu kapsamda sözleşmeli öğretmenliğe başvurular, sözlü sınav, atama yapılacak alanlar ve kontenjan çizelgesi ile atama takvimi ve diğer hususlara ilişkin duyuru daha sonra ‘http://meb.gov.tr – http://ikgm.meb.gov.tr’ adreslerinde yayınlanacaktır. Diğer taraftan, bu kapsamda 5 bin sözleşmeli öğretmen pozisyonuna yapılan atamalar sonucunda boş pozisyon kalması halinde, boş kalan pozisyonlara, öğretmenlik için yapılan 2018 yılı Kamu PersonelSeçme Sınavı sonuçları esas alınarak aynı usulle atama yapılacaktır.” 

AB Komisyonu tarafından hazırlanan 2018 Türkiye Ülke Raporu ve Genişleme Stratejisi Belgesine ilişkin Dışişleri Bakanlığından yapılan yazılı açıklamada, “Ne yazık ki AB Komisyonu, içinden geçmekte olduğumuz dönemin zorluklarını anlamak istemediğini bu raporda da göstermiştir. Defalarca tüm belgelerle anlatmamıza rağmen Komisyon objektif ve dengeli olamamıştır. Türkiye başta PKK, DEAŞ ve FETÖ olmak üzere aynı anda birçok terör örgütüyle mücadele etmektedir. Raporda devletimize, parlamentomuza ve milletimize alçakça saldıran FETÖ tehdidine değinilmemesini vahim bir eksiklik olarak görmekteyiz” denildi.

“Terör önlemlerimiz AB ülkelerinin de güvenliğine yadsınamaz katkılar sağlamaktadır”

“Raporda, özellikle 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında Türkiye’nin bu tehditler karşısında süratli ve orantılı tedbirleri almaya yönelik meşru hakkının yinelenmesine rağmen, belgenin birçok yerinde, malum çevrelerden alınan asılsız iddialar ve ithamlara da yer verildiği görülmektedir” denilen açıklamada, şunlar kaydedildi:
“Ülkemiz, her şeyden önce kendi vatandaşlarının demokratik hak ve özgürlüklerini korumak için aldığı OHAL tedbirleriyle ilgili olarak, Avrupa Birliği dahil olmak üzere ilgili tüm uluslararası ortaklarıyla şeffaflığa dayalı işbirliğini sürdürmekte, bu tedbirlerin mahiyetini, hangi güvenlik tehdidiyle ilgili olduğunu ve bunların yasal çerçevesini muhataplarına açıkça iletmektedir. Hal böyleyken, Rapor’da ülkemize yöneltilen birtakım genel nitelikli iddia, itham ve yorumların kabul edilmesi mümkün değildir. Terör örgütlerine yönelik almış olduğumuz önlemler, esasen kendi ulusal güvenliğimizin yanısıra, AB ülkelerinin de güvenliğine yadsınamaz katkılar sağlamaktadır. Bu vesileyle, PKK/PYD/YPG’nin AB ülkelerinin kendi kamu düzenleri ve güvenliği için ciddi bir tehdit olduğunu bir kez daha hatırlatmakta yarar görüyoruz.”

“AB’nin ‘Birlik dayanışması’ kisvesi altında, kendisini yetkili bir hakemlik olarak görerek hüküm vermeye kalkışması, fevkalade yanlış ve kabul edilemezdir”

Açıklamada, “AB’nin ‘Birlik dayanışması’ kisvesi altında, egemenlik konularındaki ihtilaflarda kendisini yetkili bir hakemlik veya mahkeme olarak görerek hüküm vermeye kalkışması, fevkalade yanlış ve kabul edilemezdir. Kardak kayalıkları, karasuları ve bunun üzerindeki hava sahası münhasıran Türkiye’nin egemenliğinde bulunmaktadır. AB’nin üçüncü ülkelerle yaşadıkları anlaşmazlıklarda üye ülkelere “açık çek” olarak verdiği bu destek, mevcut ihtilafların iyi komşuluk ilişkileri ve uluslararası hukuk çerçevesinde çözümüne katkıda bulunmadığı gibi, AB’yi kendi değerleriyle ters düşürmüştür.
Rapor’da Kıbrıs meselesine yönelik olarak yer alan ifadeler, AB’nin Kıbrıs konusunda bilinen yanlış temelli görüşlerinin tekrarından öteye geçmemektedir. Bu ifadeler, müzakere sürecinin başarısızlığının temel sebebini oluşturan Kıbrıs Rum tutumunu yansıtmakta olup, Rum tarafının çözümsüzlük çabalarında AB üyeliğini istismarının yeni bir örneğini teşkil etmektedir. AB’nin sözkonusu tek yanlı ve çarpık anlayış üzerinde ısrarcı kalması, Doğu Akdeniz’e ilişkin stratejik değerlendirmeden yoksun olduğunu ve bölgeye ilişkin uzun vadeli bir vizyonu oluşturabilecek kapasiteye sahip olmadığını da ortaya koymaktadır” denildi.

“Terörizmle mücadelenin başarısı için tüm uluslararası toplumun tutarlı bir tutum takınması ve terör örgütleri arasında ayrım yapılmasından imtina etmesi lazımdır”

“Genişleme Stratejisi Belgesinde atıf yapılan Zeytin Dalı Harekatı, ülkemize yönelik terör tehdidini bertaraf etmek amacıyla meşru müdafaa hakkı temelinde yürütülen bir terörle mücadele harekatıdır” denilen açıklamada, “Bu harekat, terörle mücadelenin sivillere zarar vermeden nasıl yürütülebileceği konusunda emsal teşkil etmiştir. Terörizmle mücadelenin başarısı için AB dahil tüm uluslararası toplumun tutarlı bir tutum takınması ve terör örgütleri arasında ayrım yapılmasından imtina etmesi lazımdır” ifadeleri kullanıldı.

““Batı Balkanlar” ile Türkiye arasında resmi bir ayırım yapmış olmasını yadırgıyoruz”

“AB’nin, Genişleme Strateji Belgesinde “Batı Balkanlar” ile Türkiye arasında resmi bir ayırım yapmış olmasını yadırgıyoruz” denilen açıklamada, şunları kaydedildi:  “Aday ülkeler arasında bu tarz suni ayırımlar oluşturulması adaylık sürecimizde maruz kaldığımız ayrımcılığın bir örneğidir. Raporda da atıfta bulunulduğu üzere, AB’yle önemli alanlarda işbirliği ve diyalog mekanizmalarımız çalışmaya devam edecektir. Ancak bir kez daha vurgulamak isteriz ki, bu mekanizmalar AB’ye katılım sürecimizin yerine geçemez.

AB Komisyonu’nun Türkiye ile AB arasındaki vize serbestisi diyaloğu ve Gümrük Birliği’nin güncellenmesi konularındaki objektif ve yapıcı tutumunu not ediyoruz ve AB’nin diğer ilgili organlarını bu konuları sonuçlandırmaya yönelik olarak çalışmaya davet ediyoruz. Türkiye bu konularda üzerine düşeni yerine getirmiştir. Türkiye’nin katılım sürecini suni ve siyasi blokajlarla engelleyen AB’nin Türkiye’nin AB’den uzaklaştığını iddia etmesi tutarsızlıktır.

Ezcümle, rapor Türkiye gerçeklerini anlamaktan ve bundan dolayı da amacına hizmet etmekten uzak düşmüş; bunun yanısıra malum üye ülkelerin haksız çıkarlarını, hukukun üstünlüğü gibi evrensel bir kavramdan önde tutarak AB’nin kendi değerlerini de hiçe saymıştır. AB’nin yaklaşımındaki tüm olumsuzluklara rağmen, AB’ye üyelik, stratejik önceliğimiz olarak kalmaya devam etmektedir. Bu anlayışla, mutat olduğu üzere, Türkiye Ülke Raporu ve Genişleme Stratejisi başta AB Bakanlığımız olmak üzere ilgili kurumlarımızla eşgüdüm halinde değerlendirilecek, sözkonusu belgelerdeki yapıcı eleştiriler dikkate alınacak ve görüşlerimiz Komisyon’a iletilecektir.”  

Musa Erdoğan

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu’nun soru önergesine cevap verdi. Bakan Çavuşoğlu, şunları kaydetti: 

“15 Temmuz menfur darbe girişimi ve FETÖ başta olmak üzere terör örgütleriyle mücadele bağlamında, terör örgütleriyle iltisak sebebiyle Bakanlığımız kariyer memurlarının yaklaşık yüzde 20’si (461 kariyer memuru) memuriyetten çıkartılmıştır. Diğer kategorilerdeki ihraçlarla birlikte toplam ihraç sayısı 568’e ulaşmıştır. Kamu görevinden çıkarılanlar arasından görevine iade edilen 4 kişi bulunmaktadır. Menfur darbe girişimi öncesi ve sonrası dönemde Bakanlığımızla ilişiği kesilen bahse konu 568 personelin 288’i meslek memuru, 173’ü konsolosluk ve ihtisas memuru, 1’i birinci hukuk müşaviri, 1 ‘i hukuk müşaviri, 9’u dışişleri uzman yardımcısı, 12’si iç denetçi, 35’i bilgisayar işletmeni, 3’ü programcı, 1’i avukat, 2’si mühendis, 2’si uzman, 1’i mali hizmetler uzmanı, 1’i memur, 4’ü mütercim, 1’i teknisyen, 1’i hemşire, 3’ü şoför, 1’i sürekli işçi ve 26’sı yurt dışı sözleşmeli personeldir. Meslek memurlarının 4’ü büyükelçi unvanına sahipken kamu görevinden çıkarılmıştır. Bank Asya hesapları çerçevesinde 12 merkez personeli ve 8 yurt dışı sözleşmeli personel ihraç edilmiştir. 2002-2017 yılları arasında merkez kadrolarında görevli personelden disiplin soruşturması sonucunda ilişiği kesilen memur bulunmamaktadır.”  

Ahmet Umur Öztürk
 

Dışişleri kaynaklarından yapılan açıklamada, son olarak Ankara’da gerçekleşen Türkiye-Rusya-İran Üçlü Zirvesi’ne ilişkin öncelikli olarak bölgenin güvenliği ve insani durumun ele alındığı belirtilerek, “Rusya ve İran ile her konuda mutabık olduğumuzu söyleyemeyiz. Hem rejim hem de Rusya ve İran, esas terörizmle mücadele ettikleri gerekçesiyle Doğu Guta’da sivil halkı da hedef alıyor. İranlılar, Türkiye’nin güvenlik endişesini anlayışla karşılıyorlar ancak fikir birliğinde olmadığımız nokta rejimle koordine halinde olunmasını beklemeleri” denildi.
Afrin’den sonra Menbiç ve Tel Rıfat’ın da gündeme gelmesine ilişkin ise, “Tel Rıfat bizim sınırımıza yakın bir bölge, orada bir tehdit oluşmasını istemiyoruz. Tel Rıfat’ın PYD için yeni bir sığınak haline gelmemesi konusunda endişelerimizi yansıttık” değerlendirmesi yapıldı.

Türkiye-ABD çalışma gruplarında son durum

Diplomatik kaynaklar, Türkiye-ABD Çalışma Grubu Toplantısı için yeni dışişleri bakanının göreve başlamasının beklenildiğini ifade ederek, “ABD’nin eski Dışişleri Bakanı Rex Tillerson’ın Ankara’ya yaptığı son ziyarette, Suriye konusunda iki ülke arasında bir anlayışa varıldı. ABD ile Türkiye arasında 8 Mart’ta yapılan ilk çalışma grubu toplantısında potansiyel iş birliğinin ana esasları da ele alındı. Bu kapsamda son görüşmede bir takım ham malzemeler oluşturmuştuk, genel itibariyle yapıcı bir egzersiz başlatıldı. Şuan yeni Amerikan yönetiminin oturmasını, yeni dışişleri bakanının göreve başlamasını bekliyoruz” ifadelerini kullandı.

İdlip’teki gözlem noktaları

Açıklamada, Türkiye’nin İdlib’de Astana Anlaşmaları çerçevesinde kurduğu gözlem noktalarına da değinildi. 8 gözlem noktası kurulduğu anımsatılan açıklamada, “Gözlem noktalarının amacı çatışan tarafların arasına girilmesi ve gerginliğin azaltılması. Biz burada gözlemci rolünü üstlenmiş durumdayız, bize yakın olması açısından da önem taşıyor. Rusya ve İran da bizimle uygun adım gidiyor, aşağı yukarı aynı sayıda gözlem noktası kurduklarını biliyoruz. Ancak esas tehlikeli bölgeye girip işi yapan biziz, onlarınki rejimi gözlemek adına sembolik” denildi.

Sahra hastanesine ilişkin ise, “Terörden arındırılmış bölgelerde hayatın normale döndürülmesi ve insanca yaşam imkanlarının sunulması gündeme getirildi. Bu alanda iş birliği beklentimiz de var” denildi.  

Yağmur Yıldız
 

Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada, Zeytin Dalı Harekatı’nın, terörizmle mücadelenin sivillere zarar vermeden nasıl yürütülebileceği konusunda emsal teşkil eden bir harekat olduğu belirtilerek, “Afrin’de ele geçirilen ve kamuoyuyla düzenli olarak paylaşılmakta olan veriler harekat aleyhinde yürütülen kara propagandanın boyutlarını ve mesnetsiz niteliğini gözler önüne sermektedir. Esasen, Afrin halkı için PYD/YPG tarafından döşenen mayın ve patlayıcılar dışında hiçbir tehlike söz konusu değildir. Bunlar da süratle temizlenerek güvenlik ve istikrar tesis edilecek, hayatın normale dönüşü sağlanacaktır” denildi. 

“Dezenformasyona dayanarak yaptığı talihsiz açıklamayı kabul edilemez buluyoruz” 

Alman Şansölyesi Angela Merkel’in bugünkü hitabında Zeytin Dalı Harekatı’na ilişkin yaptığı açıklamanın kabul edilemez olduğu bildirilerek, “Almanya Federal Cumhuriyeti Şansölyesi Merkel’in bugün AFC Federal Meclisi’ndeki hitabında Zeytin Dalı Harekatı hakkında gerçekle uzaktan yakından ilgisi olmayan dezenformasyona dayanarak yaptığı talihsiz açıklamayı kabul edilemez buluyoruz. Türkiye, Zeytin Dalı Harekatı ile hem meşru müdafaa hakkını kullanarak milli güvenliğini sağlamayı, hem de Afrin’i teröristlerin elinden kurtararak gerçek sahiplerine iade etmeye hedeflemiştir. Buna karşılık, bazı müttefiklerimizin olan bitene terör örgütlerinin merceğinden bakma eğilimini sürdürmelerini son derece yadırgıyoruz” ifadelerine yer verildi.
Açıklamada müttefik ülkeler, Türkiye aleyhindeki dezenformasyon faaliyetlerine prim vererek terörü destekleyen ülke konumuna düşmek yerine, Türkiye ile yakın eşgüdüm ve istişare içinde Suriye’de kalıcı barış, güvenlik ve istikrarın tesisi için çaba harcamaya davet edildi.  

Caner Ünver 

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Hami Aksoy, ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü’nün Afrin’deki duruma ilişkin açıklaması hakkındaki bir soruyu cevapladı. ABD’li sözcünün yaptığı açıklamanın, ABD makamlarının Zeytin Dalı Harekatı’nın gerekçesini, amacını ve mahiyetini idrak edemediklerini veya anlamak istemediklerini gösterdiğini aktaran Aksoy, “ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü’nün Afrin’deki durum hakkında bugün yaptığı açıklama, ABD makamlarının Zeytin Dalı Harekatı’nın gerekçesini, amacını ve mahiyetini hala idrak edemediklerini veya maalesef anlamak istemediklerini göstermektedir. Zeytin Dalı Harekatı, bir terörle mücadele harekatıdır. Harekat, kesinlikle sivil halkı hedef almamakta, bilakis sivil halkı bir terör örgütünün baskı ve tahakkümünden kurtarmayı amaçlamaktadır. Ayrıca, sivillerin zarar görmemesi için gerekli tüm önlemler alınmış, sivil halka insani yardım erişimi sağlanmıştır” ifadelerini kullandı.

Afrin’de teröristlere karşı yürütülen harekatın DEAŞ ile mücadeleye zarar vereceği iddiasının her türlü temelden yoksun olduğunu aktaran Aksoy, Suriye’de terörizmle mücadeleye asıl zarar veren yaklaşımın, terörist bir gruba karşı bir başka terör örgütünün kullanılması ve bu terörist grubun kendi bölücü gündemini ilerleterek sahada oldu bittilere, demografik değişiklikler yapmasına göz yumulması olduğunu belirtti.  

Bakanlıktan yapılan açıklamada, Avrupa Parlamentosu’nun dün kabul ettiği “Suriye’deki durum” başlıklı karar tasarısında Türkiye’ye yapılan çağrının, Avrupa Parlamentosu’nun gerçeklerden ne ölçüde kopuk olduğunun yeni bir göstergesi olduğu belirtilerek, “Bu kararla birlikte, Avrupa Parlamentosu bir kez daha objektiflikten uzak ve taraflı bir bakış açısına sahip olduğunu göstermiştir” denildi.

Zeytin Dalı Harekatı bir terörle mücadele harekatı olduğunun vurgulandığı açıklamada, harekatın, uluslararası hukuk temelinde, Birleşmiş Milletler (BM) Şartı’nın 51. maddesinden kaynaklanan meşru müdafaa hakkı ile BM Güvenlik Konseyi’nin terörizmle mücadeleye ilişkin kararları çerçevesinde ve Suriye’nin toprak bütünlüğüne saygı temelinde yürütüldüğü aktarılarak, “Harekatın hedefinde, Afrin bölgesinde konuşlu PKK/KCK/PYD-YPG terör örgütü unsurları ile Suriye’nin diğer kesimlerinden gelen ve bu bölgede yuvalanan DEAŞ unsurları bulunmaktadır. PKK, AB’nin terör örgütleri listesinde yer almaktadır. Bu itibarla, harekat, yalnızca Türkiye’nin ulusal güvenliğini değil, Avrupa’nın da güvenliğini sağlamaya yönelik uluslararası meşruiyete sahip bir harekattır” ifadeleri yer aldı.
Açıklamada, harekat kapsamında sivil halkın zarar görmemesi için gereken her türlü tedbiri alan Türkiye’ye karşı yöneltilen bu ithamların haksız ve dayanaksız olduğu, Avrupa Parlamentosu’nun Türkiye’nin terörle mücadele çabalarını görmezden gelip, terör örgütü kaynaklı mesnetsiz iddialara itibar etmesinin izahının bulunmadığı kaydedildi. 

Açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“Terör örgütlerine gösterdiği müsamaha konusundaki sicili bilinen Avrupa Parlamentosu’nun bu kararını kabul etmemiz mümkün değildir. Türkiye, geçmişte olduğu gibi bundan sonra da her türlü terör örgütüne karşı mücadelesini kararlılıkla sürdürecektir. Türkiye, Suriye’de başta Doğu Guta’da olmak üzere yaşanan insani trajedinin sona erdirilmesi ve İdlip dahil diğer bölgelerde gerginliklerin azaltılması ile sahada sükunetin tesisi yönünde en çok çaba gösteren ülkelerden biridir. Aynı zamanda, Suriye krizinin siyasi yollardan çözüm gayretlerine destek ve katkısıyla da öncü rol oynamaktadır. Bu çerçevede Türkiye, Avrupa Parlamentosu’nu ve AB ülkelerini, Suriye’de 7 yıldır süregiden krizin sona erdirilmesi ve sahada çatışmaların durdurulması yönünde sorumluluk üstlenmeye ve gerçek anlamda katkıda bulunmaya davet etmektedir.”