Twitter üzerinden açıklamalarda bulunan Bozdağ, ABD’nin Suriye Sınır Güvenliği Gücü kılıfı altında terör ordusu kurmak istemesine yanıt verdi.

Yaşananları ateşle oynamak olarak nitelendiren Bozdağ, şu ifadeleri kullandı:

“ABD’nin DEAŞ terör örgütüyle mücadele için Türkiye yerine terör örgütü PKK’nın Suriye kolu PYD, YPG ile işbirliği ve bunlara binlerce tır silah desteği ve şimdide bu terör örgütlerine ‘Suriye Sınır Güvenliği Gücü’ kılıfı altında sözde terör ordusu kurdurması, ateşle oynamaktır. DEAŞ terör örgütüyle mücadele bahanesiyle bölgede terör koridoru oluşturmak için ABD’nin, ‘Suriye Sınır Güvenliği Gücü’ kılıfıyla terör örgütü PKK’nın Suriye kolu PYD, YPG’ye sözde terör ordusu kurdurması, DEAŞ terör örgütüyle terörle mücadele değil, teröre, terör örgütlerine destektir. ABD’nin DEAŞ terör örgütüyle mücadele gerekçesiyle PKK terör örgütünün Suriye kolu PYD, YPG’ye bugüne kadar verdiği destekler ile bundan sonra atacağını ilan ettiği adımlar dostluğa da, müttefikliğe de, model ortaklığa da, stratejik ortaklığa da sığmaz. Ülkemiz ve bölgemizin güvenliğini tehdit bu provokatif girişim karşısında Türkiye, ülkemiz ve bölgemizin güvenliğini korumak için gerekli tedbirleri almaktan ve adımları atmaktan çekinmeyecektir. Sayın Cumhurbaşkanımızın ifadesiyle, ‘bir gece ansızın gelebiliriz.” 


Hükümet Sözcüsü Bozdağ, twitter hesabından yaptığı açıklamada, “Anayasa ve yasada belirtilen konularla sınırlı bireysel başvuruları incelemek ve karara bağlamak, Anayasa Mahkemesi’nin yetkisi ve görevi dahilindedir. Bireysel başvuru, Anayasa Mahkemesini güçlendirdiği gibi kişisel hak ve özgürlükler bakımından da önemli bir yargısal güvencedir.
Bireysel başvuruları karara bağlarken Anayasa Mahkemesi, anayasa ve yasaların kurallarıyla bağlıdır. Anayasa ve yasaların belirlediği sınırları aşamaz, ilk derece veya istinaf ya da temyiz mahkemesi gibi hareket edemez, hiçbir kurala bağlı değilmiş gibi karar veremez” ifadesini kullandı.
“Alpay ve Altan kararıyla (yayınlanan mahkeme açıklamasına göre) Anayasa Mahkemesi, anayasa ve yasaların çizdiği sınırı aşmış, kendini ilk derece mahkemesi yerine koyarak vaka ve delil değerlendirmesi yapmış, suçun oluşumunu ve delil durumunu değerlendirmiştir” diyen Bozdağ şu değerlendirmeyi yaptı:
“Bireysel başvuruları inceleyip karara bağlarken Anayasa Mahkemesi, ilk derece mahkemesi veya istinaf mahkemesi ya da temyiz mahkemesi veyahut da süper temyiz mahkemesi gibi davranamaz ve bu mahkemeler gibi karar veremez. Anayasa Mahkemesi’nin Alpay ve Altan kararları, Can Dündar kararının kötü ve yanlış bir tekrarından ibarettir. Anayasa Mahkemesi, algıları değil anayasa ve yasaları gözetmek ve gereğini yapmakla yükümlüdür.”

Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Bozdağ, son çıkarılan KHK’daki sivillere yargı muafiyeti getiren düzenlemeye ilişkin açıklamalarda bulundu. 

Bozdağ, düzenlemenin; resmi görevi olanların, kamuda çalışanların hukuki, adli, idari ve cezai sorumsuzluğunu düzenleyen bir kural getirdiğini belirtti. Darbe teşebbüsü fiilinin anayasaya göre suç olduğunu dile getiren Bozdağ, vatandaşların bu fiile karşı demokrasisini müdafaa etmesinin bir vazifesi olduğunu ifade ederek, “Bu milletin Meclis’i, Cumhurbaşkanlığı, Özel Harekat’ı bombalandı. Vatandaşımızın burada yaptığı meşru müdafaadır. Meşru müdafaa bizim hukukumuzda suç değildir” ifadesini kullandı.

“Geçmişe dönük bir hukuka uygunsuzluk düzenlemesi”

Bozdağ, düzenlemenin içeriğine ilişkin, “15 Temmuz’da demokrasi destanını yazan şehitlerimizin yakınlarına, gazilere hukuki, cezai ve idari bakımdan bir sorumsuzluk hali ön görüldü. 668 KHK’da getirilen kural bu maddenin 1. fıkrasını oluşturuyor. Yeni KHK ile o maddenin 2. fıkrasını oluşturuyor. İkisini beraber değerlendirmek lazım. Birincisinde 15 Temmuz 2016’daki darbe teşebbüsü ve terör eylemlerini bastıranlardan bahsediliyor. Yasa, 15 Temmuz’u hem darbe teşebbüsü olarak hem de darbe teşebbüsüne katılan teröristlerin yaptığı eylemleri terör eylemi olarak değerlendiriyor. Yeni düzenlemede buradaki hüküm aynı şekilde tekrar ediliyor, darbe teşebbüsünü bastırmaya çalışanlar kast ediliyor. Bu madde geleceği düzenlemiyor. Geçmişe dönük bir hukuka uygunsuzluk düzenlemesidir bu” açıklamasında bulundu.

“Onlar darbe sevenler”

Bozdağ, Kılıçdaroğlu’nun konuya ilişkin yorumları hakkında, “Bu düzenleme ‘genel, özel veya örtülü bir aftır’ demek şehitlerimize, yakınlarına ve gazilerine hakarettir. Ortada bir suç yok, olmayan bir suçun affı da olmaz. Buna af diyenler darbe sevenlerdir” değerlendirmesinde bulundu.  

Yağmur Yıldız

Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Bekir Bozdağ, Bakanlar Kurulu toplantısı sonrası basın toplantısı düzenledi. Ekonomi Koordinasyon Kurulu’nun eylem planıyla ilgili, Sağlık Bakanı Ahmet Demircan’ın 2019 yılına giderken sağlık ve diyabet, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Ahmet Eşref Fakıbaba’nın hayvancılık, kırmızı et üretimi ve hedefleriyle ilgili konular, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun göçle ilgili sunum yaptığını ifade etti. İç ve dış gelişmelerin de ele alındığını anlatan Yıldırım, açıklamaları sonrası gazetecilerin sorularını cevapladı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bazı iş adamlarının yurt dışına varlıklarını kaçırdığı yönündeki ifadelerinin hatırlatılması üzerine Bozdağ, “Ne demek istediğini bizzat Sayın Cumhurbaşkanımız birinci ağızdan açıkladı. Türkiye, serbest piyasa ekonomisine sahip bir ülkedir. Burada serbestlik esastır. Yerli ve yabancı yatırımcılar yurt dışında da diledikleri gibi yatırım yapma hakkına sahiptir. Her türlü para transferini de bu maksatla yapabilirler. Türkiye’de herhangi bir sınırlama söz konusu olmamıştır, bundan sonra da bu anlamda kısıtlama olmayacaktır. Cumhurbaşkanımız para transferlerinin engellemesi ile ilgili talimatı olmamıştır, şu anda bu noktada bir sınırlandırma söz konusu değildir. Sayın Cumhurbaşkanımız, sadece kendi ülkesine güvenmediği için sermayesini başka yerlere aktarmalarına yönelik sitem olduğunu ifade etti. Türkiye’deki yatırımcı ve iş adamlarımız kendilerinin sermayesini güçlendiren Türk ekonomisine güvenmeleri noktasında sitemini ifade etmiştir” ifadelerini kullandı.

“Türkiye’nin terör örgütleriyle irtibat içinde olan, terörü finanse edenlerle ilgili bir hassasiyeti vardır” diyen Bozdağ, “Bu hassasiyet terör örgütlerine dönük finansman sağlayanlara karşı Türkiye hukuk devleti olmanın gerekleri neyse bunları yapmaya devam edecektir. Türkiye’de serbest piyasa ekonomisi vardır, devam edecektir” dedi.

‘Kılıçdaroğlu’nun yarın yapacağı grup toplantısında yeni belgeler açıklayacağı’ yönündeki haberlerin sorulması üzerine Bozdağ, “Bu kağıt parçalarını incelediğimizde şunu gördük, burada Sayın Cumhurbaşbakanımızın ve ailesinden herhangi bir kimsenin Man Adası’nda herhangi bir şirkete tek bir kuruş para göndermediğini bu dekontlar ispat etmektedir. Dekontlara bakıyorsunuz, havale edilen para yok, dışarı aktarılan para söz konusu değil. Bu dekontlar net bir şekilde Sayın Kılıçdaroğlu’nun müfteriliğini ispat eden belgeye dönüşmüştür. Sayın Kılıçdaroğlu kendi yalancılığını, kendi müfteriliğini başkalarını suçlamak için kullandığı belgelerle ispat eden dünyada örneğine rastlanır mı bilmem ama tek siyasi lider olmuştur. Elinde salladığı dekontlar Sayın Kılıçdaroğlu’nun müfteriliğini ispat eden kağıt parçalarıdır. Net bir şekilde. Onun için bizim Sayın Kılıçdaroğlu’ndan beklediğimiz şey şu, onurlu ve haysiyetli birisi gibi davranmak. Kendisi ben ispat ettim dedi, arkasında sordu ‘Şimdi alçak kim’ diye. Ben de buradan soruyorum, bu gösterdiğin dekontlar, sizin yalancılığınızı ispat eden birer belge olduğu ortaya çıktı. Ben de soruyorum Sayın Kılıçdaroğlu alçak kim? Müfteri kim? Yalancı kim? Bunu net bir şekilde ispat etmesi lazım” şeklinde konuştu.

Bozdağ, konuşmasını şöyle sürdürdü: 

“Sayın Kılıçdaroğlu’nun yapması gereken CHP Genel Başkanlığından istifa etmektir. Ben Kılıçdaroğlu’nu CHP Genel Başkanlığından istifa etmeye davet ediyorum, istifa etmeyeceğini bilerek davet ediyorum. Çünkü, bu Sayın Kılıçdaroğlu’nun ilk yalanı değil. Maalesef iftira siyaseti bu seferde Kılıçdaroğlu ile çamura baktı, Kılıçdaroğlu ‘çamur at izi kalsın’ anlayışını CHP’de bir siyaset geleneği haline dönüştürdü. Belli ki Sayın Kılıçdaroğlu sizi göreve getiren baronlar ve FETÖ’cüler artık sizin gitmenize karar vermişler. Baktılar ki sizi, kaset operasyonlarıyla CHP’nin başına oturtanlar Kılıçdaroğlu ile bir başarı elde edilemiyor, öyleyse pimi çekilmiş bombaları eline verelim bu kendi kendini siyasetten tasfiye etsin. Bu elinde patlayan bombaları eline verenler, artık Kılıçdaroğlu’nun gitmesini istiyorlar. Kaset operasyonunu yapan FETÖ, karanlık güçler Kılıçdaroğlu’nun son kullanma tarihinin dolduğuna karar vermiş durumdalar. Sayın Kılıçdaroğlu’nu bir rezillikten öbürüne iterek toplum içine çıkamaz hale getirmek istiyorlar. Yarın da başka belgeler açıklayacağını iddia ediyor. Anadolu’da bir husus var, bir tartışma yaparsınız tartışma sırasında birinin yalancılığı ortaya çıkar. Kılıçdaroğlu elinde patlayan Man Adası’nın bombalarından sonra konuyu değiştirip başka yeni bombalar ortaya koyarak bu sefer başka bombalarla günü kurtarmaya çalışacaktır. Ama ben diyorum ki günü kurtarma şansı yoktur. Ben yarın ne göstereceklerini merak ediyorum ama bize hangi iftirayı atacağından değil, CHP’yi nasıl bir kez daha rezil duruma düşüreceğinden dolayı.”  

Afrin’e yönelik muhtemel operasyon sorusu

Afrin’e yönelik muhtemel operasyonun sorulması üzerine Bozdağ, “Suriye’de yaşanan her hadise, Türkiye’nin ulusal güvenliği ile ilgili doğrudan ilgilidir. Türkiye, bölgede çatışmaların sona ermesi, barış ortamını tesis edilmesi, herkesin katkı sağlayacağı barış ortamı tesisine son derece önem vermektedir. Ancak, bunu yaparken de elbette meşru olanlarla müteber olanlarla Suriye’deki bütün çevrelerle birlikte yapılmasını önermektedir. Terör örgütlerinin bu süreçte muhatap kabul edilmesini Türkiye reddetmektedir. YPG, PYD bir terör örgütüdür. Bunun herhangi bir şekilde bu sürece katılmasını bizim kabul etmemiz mümkün değildir. Afrin’de de PYD, YPG teröristlerinin yer aldığını biliyoruz ve orada Türkiye’ye karşı bir hazırlık içerisinde olduklarını da görüyoruz. Türkiye, oradan bize yönelecek her türlü saldırıya anında karşılık vermektedir. Bundan sonra da karşılık vermekte tereddüt etmeyecektir” diye konuştu.

Bozdağ, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Burada Türkiye’nin ulusal çıkarları aleyhine herhangi bir gelişme olursa Türkiye, bu gelişmeyi durdurmak için hiç kimseden izin ve onay almaz. Bu gelişmeyi engellemek için adım atmakta da tereddüt etmez. Afrin’e dönük bir adım atılıp atılmamasını bölgede yaşanacak gelişmeler tayin edecektir. Türkiye’nin koyduğu sınırların aşılması halinde Türkiye elbette kendi hukukunu korumak için gereğini yapmakta tereddüt etmeyecektir.”

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Rıza Sarraf davasına yönelik açıklamalarına ilişkin soru üzerine Bozdağ, “Ben şimdi Ana muhalefet partisinin genel başkanının şunu demesini beklerdim, Türkiye’nin hukukunu korumak için hiçbir ülke Türkiye hakkında yargı yoluyla karar veremez. Türkiye’nin ekonomik veya milli çıkarları hususunda hiçbir ülkenin takdir yetkisi yoktur. Bunu değerlendirme yetkisi tamamen Türkiye’ye aittir demesi lazım. Onun üzerinden bu işe bir tavır koyması lazım ama baktığınızda Sayın Kılıçdaroğlu’nun duruşu yerli değildir, milli hiç değildir. Zarrab hadisesi, 17-25 Aralık sürecinde FETÖ terör örgütünün yargı ve emniyet içerisindeki teröristleri eliyle Türkiye’de yaptığı bir yargı darbe teşebbüsünün bir parçasını oluşturmaktadır” şeklinde konuştu.

Zarrab konusu

Zarrab’la ilgili dosyaların üzerinin örtülmediğini ve gereken soruşturmaların Türkiye’de yapıldığını hatırlatan Bozdağ, “Bu davada bilirkişi olarak ABD’de değerlendirilen bir STK, o da FETÖ’nün yardımlarıyla beslediği ayrı bir yer. Onun için burada devam eden bu dava, FETÖ-ABD yargısı iş birliği ile 17-25 Aralık sürecinde Türkiye’de yapılamayanın ABD yargısı eliyle ABD’de yapılmasından ve tekrarlanmasından başka hiçbir şey değildir. Türkiye İran’la yaptığı ticaretini uluslararası ve ulusal hukuka uygun yapmıştır. Buradan çıkacak kararın bizim açımızdan bir kıymeti yoktur çünkü hakiminin FETÖ’cülerin ağırladığı, tanığın FETÖ’cü olduğu, takipçilerinin de FETÖ’cüler olduğu bir davadan ve böyle bir yargılamadan Türkiye olarak biz adalet beklemiyoruz. O kadar net görülüyor ki Türkiye’de kurulan kumpasın Amerika’da gerçekleştirilmeye çalışıldığı, bunu ayrıca anlatmaya gerek yoktur. Bu kumpasın arkasında kimlerin olduğunu da ortaya koymaktadır. Bu yargılama üzerinden Türkiye’yi suçlamak için büyük bir çaba var. Rıza Zarrab’ın üzerine kurulan baskı, ceza tehdidi ve dışarı çıkma ümidiyle yaptırılan iftiralar var. Bunların hiçbirini Türikye’nin kabul etmesi mümkün değildir. Bunların tamamı bir komplonun Türkiye’ye dönük ortaya konmasından ibarettir. Uluslararası anlamda ne yapılabilir, bu konu Bakanlar Kurulunda konuşulmadı çünkü davada doğrudan Türkiye’ye dönük yargılama yapılması söz konusu değil, zaten böyle bir yargılama yapılamaz da” dedi.

Bozdağ, taşeron konusunda çalışmaların tamamlandığını ve önümüzdeki hafta Bakanlar Kuruluna bu konunun gelebileceğini belirterek, “Bütçe görüşmeleri sırasında veya sonrasında parlamentoya sevk edilecek” dedi.

Enflasyon sorusu

Enflasyon konusuna ilişkin soru üzerine Bozdağ, “Yıl sonu rakamları hep beraber göreceğiz. Enflasyonu tek haneli rakamlarda tutmak ve daha da aşağıya çekmek hükümetimizin en önemli hedefidir” şeklinde konuştu.
15 Temmuz’un Türkiye’ye verdiği zararın FETÖ’cü kişi ve şirketlerden tahsil edilmesine yönelik çalışmaya ilişkin soru üzerine Bozdağ, “Böyle bir çalışma doğrudur. TMSF bu noktada bir koordinasyon görevi ifa etmektedir. Bildiğiniz gibi pek çok kurumun burada zararı vardır, ayrıca vatandaşlarımızın da maddi ve manevi pek çok zararı olmuştur. Bunların tespiti son derece önemli. Yürüyen dava teşebbüsüne ilişkin davalar var. Bu noktada vatandaşlarımız da kendileri ile ilgili davalar, gazilerimizin şehitlerimizin yakınları da uğradıkları maddi ve manevi zararları bu teröristlerden talep etme hakkı vardır. Onlar da eminim ki bu haklarını takip ediyorlardır. Elbette bu büyük felakete sebep olanlar doğurdukları zararı ödemekle mükelleftir” açıklamasında bulundu. 

Bakanlar Kurulu toplantısı sonrasında düzenlediği basın toplantısında gazetecilerin gündeme ilişkin sorularına cevap veren Bekir Bozdağ, ABD yargısının Rıza Zarrab davasında olmayan belgeler üzerinden sanki ellerinde varmış gibi yargılama yaptıklarını söyledi.

Rıza Sarraf davasının Türkiye’ye dönük açık bir kumpas olduğunu ve davanın siyasi bir dava olduğunu, hukuki dayanaktan yoksun olduğunun altını çizen Bekir Bozdağ, “17-25 Aralık sürecinde FETÖ’nün asker-polis-yargı içindeki mensupları eliyle giriştiği ancak başaramadığı hukuk darbe teşebbüsünün ABD’de ABD yargısı eli ile tekrarlanmasından başka bir şey değildir. Bu dosyadaki delillerin hiç birisi hukuki delil değildir. Zehirli ağacın meyvesi de zehirlidir. Kanuna aykırı olan hiçbir şey, hiçbir adalet mekanizmasında delil olarak kullanılamaz. Olmayan belgeler üzerinden ellerinde varmış gibi yargılama yapıyorlar. Türkiye ile İran arasındaki ekonomik ilişkilerin tamamı Türkiye’nin ulusal hukukuna uygun olduğu gibi uluslararası hukuka da uygundur. Türkiye-İran ekonomik ilişkilerinde ulusal ve uluslararası hukuka aykırı herhangi bir işlem yoktur. Olması da düşünülemez. Çünkü Türkiye bir hukuk devletidir. Hukuk devleti ilkeleri çerçevesinde bütün ticari işlemleri yürümektedir, uluslararası hukukta ticari işlemlerin nasıl işlediği, nereler tarafından denetlendiği de herkesin malumudur. Yapılan iş ve işlemlerde herhangi bir hukuka aykırılığın bulunması söz konusu değildir. Türkiye İran ile ilişkilerine, Rusya ile olan ilişkilerine, başka ülkelerle olan ekonomik ilişkilerine zarar vermeyi de hedefledi çok açıktır. Bizim ekonomik ilişkilerimiz Türkiye Cumhuriyeti Devletinin ve halkımızın hukuki yararlarını korumak için ulusal ve uluslararası hukuka uygun bir şekilde hükümetimiz tarafından yönetilmektedir. Bundan sonra da aynı şekilde yönetilmeye devam edecektir. Bundan kimsenin endişesi olmamalıdır. Bu dava net olarak söylüyoruz, siyasidir, hukuki dayanaktan yoksundur. Türkiye’ye karşı kumpas davasıdır. Davanın sanıkları üzerinde yargılamayı yapanlar baskı uyguluyorlar. Rehin durumdalar adeta. ‘şu ifadeleri kabul ederseniz şu kadar ceza ile kurtulursunuz, hemen tahliye olursunuz.’ Yazıyorlar, ellerine veriyorlar, Türkiye Cumhuriyeti devletini, hükümeti, kurumları suçlayan, Türkiye’nin aleyhinde karar çıkmasına yardımcı olacak iftirada bulunmaya zorluyorlar. Türkiye aleyhinde yapılan bu kumpasta hukuka uygun bir delil yoktur, olması da mümkün değildir. Çünkü böyle bir şeyin aslı yok. Bu davada kullandıkları veriler, sözde deliller nerede, ne zaman, kimden, nasıl elde edildi? Bunların aslı mı var, kopyası mı var? Bunlar Türkiye’de veya ABD’de oluşturulması sürecinde katkınız var mı yok mu? Bunlar oluşturulmuş mu yoksa orijinal mi? ‘FBI ajanı teyit etti’ diyor, neye göre teyit etti, belge var da ona göre mi teyit etti, doğru olan bir veri mi var elinde? FBI ajanının yaptığı teyidin bir kıymeti yok. O zaman FBI ajanı bu tapelerle ilgili veya diğer verilerin doğruluğuna nasıl hükmetti. Kendisi mi dinledi, yoksa dinleyenlerden kendisi mi aldı, yoksa dinleme falan yok, oluşturulmuş şeyleri oluşturanlardan mı aldı? Bunların hepsi ortaya çıkacaktır. Bu Türkiye’ye dönük yeni bir kumpastır. 15 Temmuz’da başarılamayan, siyasi adımlarla, gayri hukuki yollarla başarılamayanlar şimdi ekonomik bir takım suretiyle Türkiye’ye dönük yeni kumpaslarla karşı karşıyayız. Bu dava Türkiye’ye kumpas davasıdır” şeklinde konuştu.

“Türkiye olarak bekliyoruz”

NATO tatbikatında yaşanan skandalla ilgili soru üzerine Bozdağ, “Bu, NATO tarihinin en büyük skandallarından birisidir. Kabul edilemez bir durumdur, açık bir had bilmezliktir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti olayın duyulmasını müteakip gerekli onurlu duruşunu ortaya koymuştur, tepkisini dile getirmiştir ve askerlerini tatbikattan geri çekmiştir. Bu saldırı sadece cumhuriyetimizin kurucusu ilk Cumhurbaşkanımız Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve son Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a dönük bir saldırı, saygısızlık değildir. Aynı zamanda 80 milyon Türk milletine ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne yönelik açık bir saygısızlıktır, kabul edilemez bir durumdur. Bu durum nedeniyle NATO Genel Sekreterinin, yetkililerin özür dilemelerini olumlu karşılıyoruz. O olaya adı karışan görevlilerin görevlerine son verilmesini, haklarında idari tahkikat başlatılması, hem Dışişleri Bakanımız hem Genelkurmay Başkanımız hem Cumhurbaşkanımız ile ayrı ayrı görüşüp özür dilemelerini olumlu karşılıyoruz. Ancak bu olayın şahıslarla kaim bir olay olarak değerlendirilmesini doğru görmediğimizi ifade etmek isteriz. Şahısların bir tasarrufu gibi görünse de sadece o şahıslarla izah edilir bir durum gibi görünmemektedir. Bir özensizlik sonucu yapılmış bir iş gibi görülmemelidir. Sadece iki kişi ile alakalı işlem yapılması, görevlerine son verilmesi bu olayın tamamen enine boyuna araştırıldığı ve her yönünün aydınlatıldığı anlamına gelmez. Orada görevli üst amirler, komutanlar kimse onlarla ilgili de işlem yapılmasını ve onların sorumluluklarının olup olmadığının tespit edilmesini ve gereğinin yapılmasını Türkiye olarak bekliyoruz. Bu işin üstünün örtülmemesi gerektiğini net bir şekilde ifade ediyoruz. Bu olay bazılarının Türkiye’ye zarar vermek için NATO dahil uluslararası bazı örgütleri ve platformları kullanmaya çalıştığının da somut ve kötü bir örneği olmuştur. NATO yetkililerinin Türkiye karşıtı olan çevrelerin, Türkiye’ye düşmanlığı olan çevrelerin NATO’yu etkilemesine ve NATO ile ilgili iş ve işlemlere sızmasına ve NATO’nun kendi faaliyetlerini olumsuz bir şekilde gölgelemesine izin verilmemesi gerekir. Türkiye’nin terör örgütü olarak nitelediği örgütlere yakın olan veya içinde olan veya onlara sempatisi olanların, onlarla işbirliği ve dayanışma içinde olanların uluslararası örgütlerin yanında yakınında bulundurulması ya da onlardan istifa edilmesi asla kabul edilemez. Türkiye’nin terör örgütü olarak kabul ettiği örgütlerle iltisak, irtibat ve üyelik içinde olanlar bu tür uluslararası örgütlerde çalışanların üzerinde etki kurarlarsa, onlarla beraber olurlarsa veya bu örgütlerin içine bizzat girerlerse bunun gibi daha pek çok olumsuzluklarla karşı karşıya kalabiliriz. Türkiye NATO’nun saygın bir üyesidir, NATO’ya en büyük katkıyı sunan bir üyesidir. Bundan sonra NATO’nun saygın bir üyesi olarak katkılarını sunmaya devam edecektir. Ama Türk milletine, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne, kurucu liderimiz, ilk Cumhurbaşkanımız Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e ve bugünkü Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a yapılan saldırıyı, hakareti, alçaklığı kabul etmesi mümkün değildir. Biz bu saygısızlıkları yapanlara karşı onurlu duruşumuzu bugün olduğu gibi bundan sonra da muhafaza edeceğiz. Hem Mustafa Kemal Atatürk’ün hem de Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın devlet adamlığı ve dünya çapında saygın Türk liderlerinden olmaları hususu çok nettir. Türk halkının bunlara karşı olan sevgisini öyle kendini bilmez, had bilmez zavallıların kendisini tatmin etmek için ya da başka saiklerle yaptığı bu tür manevralarla azaltacağını zannediyorlarsa boşuna heveslenmesinler. Milletimizin kurucu liderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e ve Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a olan sevgisini Türkiye’nin düşmanları belirleyemezler. Türkiye’de siyasi partilerimizin, hep beraber NATO’da yaşanan bu skandal karşısında ortak tavır koymaları ve birlikte Türkiye’nin lehine açıklamada bulunmalarını memnuniyetle karşıladık” diye konuştu.

Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ Uluslararası Yüksek Din Eğitimi Kongresi’ne katıldı. Kongre öncesinde gündeme ilişkin basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Bozdağ, Rakka’da ortaya çıkan DEAŞ’lıların çekilmesine ilişkin fotoğrafa tepki gösterdi.

Ortaya çıkan fotoğraf vahim bir durumu ifade ettiğini aktaran Bozdağ, “Türkiye’nin tezlerinin ne kadar doğru olduğunu gösteriyor. ABD’nin söylediklerini tekzip eden bir durum ortaya çıkıyor. Tüm dünya ABD ve Koalisyon güçlerinin DEAŞ ile mücadele için YPG -PYD ile mücadele yapıldığına inandırılmak isteniyor. Ama gördük ki PKK’nın uzantısı DEAŞ ile herhangi bir mücadele yapmıyor. DEAŞ ile bir uzlaşmaya varıyor ve DEAŞ’ın teröristleri ellerini kollarını sallayarak uzaklaşıyorlar. Buradaki bu hareketin ABD’den habersiz yapılması mümkün mü, mümkün değil. DEAŞ ile gerçekten samimi bir mücadele yapılmıyor. Bir terör örgütü diğer terör örgütünü yaşatmak için onunla işbirliği yapıyor. Bu işbirliği de ABD’nin gözetimi altında yapılıyor. Bu vahim bir hatadır. Onları yok etmek için ant içtiklerini söyleyeler ellerine fırsat geçmişken teröristleri yok etmek yerine onları koruyan kollayan yaklaşım ortaya koymuşlardır. Fevkalade büyük bir yanlıştır” dedi.

“Samimi bir mücadele olsa terör örgütü ile iş birliği yapılmaz”

Avrupa Birliği ülkelerinden herhangi bir tepki gelmediği yönündeki sorular üzerine Bozdağ, ” DEAŞ eylem yapıyor insanlar göç ediyor. Türkiye’ye geliyor. Türkiye’nin üzerine yük biniyor. Rakka operasyonu şöyle olacak bu kadar can kaybı olacak dendi. Duydunuz mu can kaybı çatışma oldu mu? Ne oldu oradaki DEAŞ diğer terör örgütü ile ABD’nin onayı alınarak yaptığı iş birliği ile oradan çekildiler. Burada samimi bir terörle mücadele olsa DEAŞ’a karşı başka bir terör örgütü ile iş birliği yapılmaz. Türkiye gibi güçlü devlet ile işbirliği yapılır. Terörle öyle mücadele edilir” ifadelerini kullandı.

“ABD’den yanıt geldi Rıza Sarraf’ın sağlık durumu iyi”

Başbakan Yardımcısı Bozdağ, Rıza Sarraf için verilen nota hakkında sorulan bir soru üzerine “Rıza Sarraf TC vatandaşıdır. Birkaç gündür Sarraf’tan haber alınamadığı şeklinde haberler çıktı, avukatı da öyle dedi. Bunun üzerine Türkiye Cumhuriyeti devleti ABD’ye bir nota verdi. Bu notanın özü vatandaşımız Rıza Sarraf hakkında bilgi almaktır. Nota esasında diplomatik yazışma usulüdür. Yapılan da budur. Sözlü cevap gelmiştir. Sarraf’ın sağlık durumunun iyi olduğu aktarılmıştır” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Suriye Ziyaretine ilişkin soruyu yanıtlayan Bozdağ, “Suriye’deki iç çatışmaların sona erdirilmesi terör örgütlerinin tamamen bölgeden çıkarılması yaşanan pek çok dramın ortadan kalkması ve sorunların çözülmesi için Türkiye aktif rol almıştır. Sayın Cumhurbaşkanımızın son ziyareti ana konu Suriye’ydi. Yakında yine Rusya’da olacak” diye konuştu.

Oğuzcan Yazar – Caner Sönmez – Murat Horoz
 

Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından, 2’nci Uluslararası Kıraat Sempozyumu düzenlendi. Sempozyuma, Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, Diyanet İşleri Başkanı Profesör Doktor Ali Erbaş’ın yanı sıra çok sayıda vatandaş katıldı. Fatih Belediyesi’nin ev sahipliğinde yapılacak olan sempozyumun açılış programı da Fatih Ali Emiri Efendi Kültür Merkezi’nde gerçekleştirildi. Programda, Kur’an-ı Kerim’in usulüne uygun okunmasının yaygınlaşması, usul yöntem ve uygulamadaki sorunların tartışılacağı çalışmalar düzenleneceği öğrenildi. Kur’an-ı Kerim tilaveti ile başlayan program, sempozyumun tanıtımına ilişkine bir film gösterimi gerçekleştirildi.
Programda bir konuşma yapan Prof. Dr. Erbaş, sempozyumun amacını aktararak, “Öncelikle ifade edelim ki bu sempozyumun amacı, bilimsel ve teknik anlamda kıraat ilmine sağlayacağı katkının yanı sıra; halkımızın inancına, kültür ve medeniyetine kaynaklık eden Yüce Kitabımız etrafında ortak duygu ve bilgi birlikteliği oluşturmak, onun evrensel değerleriyle olan ilişkimizi daha güçlü kılmaktır” dedi.

Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, sempozyum ile ilgili iyi dileklerini sundu. Bozdağ, “Sempozyumun ortak zemin ve ufuklar oluşturmak farklılıkların anlam dünyasını zenginleştirmek ve bunu kendimiz ve hepimizin için fırsata dönüştürmek amacıyla büyük bir imkan olduğunu düşünüyor. Tekrar tekrar bu imkandan dolayı Diyanet İşleri Başkanlığına teşekkürlerimi sunuyorum. Kur’an-ı Kerim’in bir hidayet kaynağı olduğunu ifade eden Bozdağ, “Hepimizn üstüne durması gereken ilk konu Kur’an-ı Kerimi doğru okumak, anlamak, yaşatmaktır. Kur’an-ı Kerim’i doğru anlamak gibi önemli bir yükümlülük olduğuna inanıyorum. Kur’anın doğru anlatımını islam alimleri ve buna emek verenler yapabilir” diye konuştu.

“İyi niyetli olarak görmüyorum, bunlar bazı güçler tarafından finanse ediliyor”
İslam’ın bazı çevreler tarafından yanlış yorumlandığını söyleyen Bozdağ, bu çevrelere karşı eleştiride bulunarak, “Hiçbir alim ,hiçbir görüş Kur’anın ve Allah Resulünün önüne geçmemelidir. Bütün tarikatlar, yollar, mezhepler bizim için Allah’ı ve Kur’an-ı doğru anlamamız için bir rehberdir. Zaman zaman böylesi sapkınlıkları rastlıyoruz. Allah’ın Resulünden daha ahlaklı ikinci bir insan yok olamazda zaten. İnsanlara örnek gösteriliyor. Ona öyle özellikler öyle lütuflar vermiş ki onun geçmiş ve gelecek bütün insanlardan ayırıyor hepsinin üstünde bizzat Rabbim onun makamını yüceltiyor. Herkes Peygamberimizi doğru anlamak konusunda bir gayret ve çaba içinde olmalıdır. Hadisler üzerinde tartışmalar yapmak suretiyle Kur’an ile Allah Resulü arasını ayırmak isteyen bedbaht çevreler var. Bu tartışmalardan hareketle bu öyle bu böyle derken bir bakıyorsunuz ne yapıyorlar adeta İslam’ı buduyorlar. Yorumlar, ‘Namaz öyle olmaz böyle olur’ ‘oruç öyle olmaz böyle olur’ O yüzden hadisler üzerinden tartışmalar çıkartanları, müslümanların ortak sorunları haline getirenleri ben iyi niyetli olarak görmüyorum. Bunlar bazı güçler tarafından finanse edilen çevrelerdir. Onu hep söyledik. Buradan bir kez daha söylüyorum” şeklinde konuştu.

“Masum insanları öldürüp şehittir diyor, kendisinin de şehit olacağını düşünüyor”
DEAŞ’lı teröristler ile FETÖ’nün aynı mantıkta olduğunu ve İslam’ı kötüye kullanmaya çalıştıklarını hatırlan Bozdağ, “Darbe teşebbüsü sırasında Fetullahçı Terör Örgütü’nün darbecilerinden bir tanesi Türksat’ı ele geçirmeye çalıştığı sırada 2 tane vatandaşımızı şehit ediyor. Sonra orayı ele geçirip su istiyorlar. Kendilerine getirilen suyu yere çömelip 3 nefeste su içiyor. Sonrada şehit edilenlerin arkadaşlarından birisi dayanamayıp burada 2 arkadaşımızı şehit ettiniz diyor. ‘Şimdi de oturmuş besmele ile 3 nefeste su içiyorsunuz diyor. Güya İslami usulde su içiyor. ‘Biz onlara iyilik yaptık onlar şehitler, şimdi cenneteler bizde şehadet şerbeti içtik öyle geldik’ diyor. Kendisinin şehit olacağını düşünüyor. Mantığı görüyor musunuz bir masumu öldürüyor onun masum olduğunu biliyor. O şehittir diyor kendisi ölürse kendisinin de şehit olacağını düşünüyor. Bu DEAŞ’ın teröristleri de aynı düşünüyor. Nusra, El-Kaide teröristleri de aynı düşünüyor. Geliyorlar duraktaki masum insanları öldürüyorlar. Onlar cennette diyor öldüren teröristte cennette diyorlar. İslam buna izin verir mi ? Allah böyle birilerine böyle muamele yapar mı?” dedi.

“Rakka’daki çatışmalarda hiç ölen yaralanan duydunuz mu”
Terör örgütlerine karşı mücadele kararlı mesajlar veren Bozdağ, “ 5 yıllık bir terör örgütü 102 tane ülkenin dilini, kültürünü, tarihini, sosyolojisini, dinini ve insanları ölmeye öldürmeye ikna edip ölmeye getirecek kadar uzman profesyoneli ne zaman yetiştirdi, nerede yetiştirdi? Daha dün ortaya çıkmış bir terör örgütü 5 sene içinde bunu nasıl başarıyor? Başardığı falan yok başka yerlerde başkaları onların adına o ülkelerdeki psikolojisi bozuk insanları bulup ikna ediyorlar. Silahları kim veriyor? Bütün dünya DEAŞ’a karşı ittifak etmiş durumda. Ya bütün dünya bir olur da bir terör örgütünü yenemez mi? Hava kuvvetleri kara kuvvetleri füzeleri her şeyi var ama ne hikmet bu terör örgütü bir türlü yenilemiyor. Ama şimdi ne oldu Amerika PKK, YPG ile işbirliği yaptı ve Rakka’dan DEAŞ çekildi. Rakka’daki çatışmalara dair 1 satır haber duydunuz mu? Rakka’daki çatışmalarda ölen var mı ? Yaralanan var mı? Atılan bombalar var mı hiç duydunuz mu. Ama biz bir duyduk ki 2 terör örgütü anlaşmış koridor açmışlar DEAŞ’lı teröristler oradan gidiyor. DEAŞ terör örgütü uluslararası güçlerin İslam dünyasında yapmayı planladıkları yeni siyasi programların projelerin öncü gücü” şeklinde konuştu.

“Oyuna gelmeyelim bir tuzak var bu tuzağa karşı birlikte hareket etmemiz lazım”
İslam dünyasında halklar arasında mezhepleri kullanarak fitne sokmak isteyenlerin olduğunu ifade eden Bozdağ, “Türkiye olarak mezhepçilik fitnesini yapmak isteyenleri görüyor kendi halkımızı ve diğer Müslüman halkları uyarıyoruz. Aman ha aman çok dikkatli olun. Mezhepçilik fitnesine karşı çok uyanı olmamız lazım. Mezhepler bizim gücümüzdür. Farklılıklarımızı, kavga olarak görmeye başlarsak işte bu bizim felaketimizdir. Bizim mezhepçilik ateşini yakmak isteyenlere karşı uyanık olmamız lazım. Türkiye’de mezhepçilik yapan yok, yoktur zaten ama olmasını isteyenlere karşı çok dikkatli olmamız lazım. Fitne ateşini yakmak isteyenlere karşısında birlikte mücadele etmemiz şarttır. Oyuna gelmeyelim bir tuzak var bu tuzağa karşı birlikte hareket etmemiz lazım” diye konuştu.
 

Murat Delice
 

AK Parti’nin Türk milletinin birliği ve beraberliğinin adeta çimentosu olduğuna işaret eden Bekir Bozdağ, “Bu bizim nasıl bir millete dayanan güçlü hareket olduğumuzu ortaya koyuyor. Millete yaslanan bir hareket olduğumuzu ortaya koyuyor. Milletin duasıyla, milletin desteği ile yol alan, güç bulan bir hareket olduğumuzu çok açık bir şekilde gösteriyor” diye konuştu.
Türkiye’nin siyasetinden AK Parti’yi ve kadrolarını silmek için çok uğraşlar verildiğini dile getiren Bozdağ, “Çok gayretler gösterildi. Bazı ülkeler, bazı istihbarat örgütleri, terör örgütleri, siyasal yapılar, güç odakları, vesayet yapıları hep beraber uğraştılar. Ama hamdolsun hiçbirisinin hesabı tutmadı. Hiçbiri hedefine varamadı. Evdeki hesapları pazara uymadı. Çünkü AK Parti ve bu hareket gücünü gazetelerin manşetlerinden, televizyonların haberlerinden veya başka ülkelerden, istihbarat örgütlerinden, terör örgütlerinden değil, 80 milyon aziz Türk milletinden alıyor. Bizim yaslandığımız güç Türk milletidir. Türk milletine yaslanıyor, onlarla beraber hedeflerimize koşuyor ve hedeflerimizi bir bir gerçekleştiriyoruz” değerlendirmesinde bulundu.
Şimdi 2019 seçimlerinin hesabının yapılmaya başlandığını hatırlatan Bekir Bozdağ, “Biz bir yandan bu ülkenin demokrasisine, milli iradesine, birliğine, bütünlüğüne yönelik en büyük saldırıyı defettik. Hemen arkasından da Allah’ın izniyle milletimizin, devletimizin bekası, istikrarı kıyamete kadar var, bir ve hür olması için en büyük reformlardan birinin altına imza attık. Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi reformunu meclisten geçirdik” dedi.

“Emin olun bu millet kuklayı sevmez”
2019 yılı için adaylık tartışması yapıldığına işaret eden Bozdağ, “Birileri aday olacağım, aday olmayacağım diyor. Şimdi ben size soruyorum; bir partinin genel başkanı Cumhurbaşkanlığı için aday olmazsa bunun Türkçesi ben iktidar olmak istemiyorum demek değil midir? Çünkü yeni sistemde iktidar parlamentodan çıkmayacak sandıktan çıkacak, iktidar yetkisini cumhurbaşkanı kullanacak. Adamın anayasadan haberi yok. Ben aday olmayacak ya da bir başkasını bulacağız diyor. O zaman CHP seçmenleri ve aziz Türk milleti sen iktidar olmayacaksan, iktidara talip değilsen sana niye oy versin? İnsanlar iktidara talip olanlara oy verirler. Kendisi göreve talip değil, başka birileri talip olacak, bu ben kukla olarak onu yöneteceğim hesabı yapıyor. Almanyası, Avrupası ve başka ülkeleri de biz de böyle kukla isteriz dedikleri gibi herkes bir kukla arıyor. Bakın, emin olun bu millet kuklayı sevmez, kuklacıları sevmez. Kuklacı ve kuklacıları alkışlayanları, ona destek olanlarıysa sevmez. Allah’ın izniyle bu hesap tutmayacaktır. 2019 seçimlerine kadar sayın cumhurbaşkanı, ailesi ve AK kadrolara dönük içeriden ve dışarıdan kirli operasyonları şahit olacağız. Bütün bunların tamamı bir mühendislik hareketi içerisinde yapılacak işlerdir” ifadelerini kullandı.
Konuşmasında Türkiye’nin 54 yıldır Avrupa Birliği kapısında bekletildiğine de dikkat çeken Bozdağ, “54 yıldır AB kapısında bekletilen ikinci bir ülke var mı ? Kopenhag kriterleri, AB kriterlerini yerine getirdiği halde oyun devam ederken sürekli kural değiştiren, iki yüzlülük yapan başka birileri var mı?. Türkiye Avrupa’yı hiç aldatmadı. Bugüne kadar hangi sözü verdiyse o sözü tuttu ama bunlar hep Türkiye’yi aldattılar. Mülteci konusunda aldattılar, mülteci yardımları konusunda aldattılar,vize serbestliği konusunda aldattılar, fasılların açılması konusunda aldattılar. Görüntüleri başka, söyledikleri başka, icraatları başka ama biz buna rağmen Türkiye olarak istikrarımızı değiştirmedik. Burada samimi olması gereken AB ve ülkeleridir. Türkiye’ye karşı iyi yüzlü siyaseti herkesin bırakması lazım, açık ve net olması lazım. Bizim bir kaygımız yok. Bugüne kadar Türkiye sahip olduğu güç ve kudrete AB üyesi olarak değil üye olmadan sahip oldu. Bundan sonra da Türkiye olarak kendi yolumuzu kendimiz belirleyeceğiz ve istikrarlı şekilde güçlü ve kudretli bir ülke olmaya devam edeceğiz” diye konuştu.

Muhammed Muttalip Yalçın – Bülent Özkaleli 

 

Yeni diyanet işleri başkanının ne zaman belli olacağı sorusuna Bozdağ, “Diyanet İşleri Başkanlığı önemli bir görev. Diyanet işleri başkanlığında Ömer Nasuhi Bilmen, Ahmet Hamdi Akseki, Ali Bardakoğlu, Sait Yazıcıoğlu gibi çok değerli bilim insanları bugüne kadar başkanlık yaptılar. Tabi isimlerini saymadığım diyanet işleri başkanlarımızın da her biri değerli insanlar. Mehmet Görmez de değerli bir başkanımız. Kendisine emanet edilen başkanlık görevini yaptı ve şimdi emekliğini istedi. Ben Mehmet Görmez hocamıza yaptığı hizmetlerden dolayı teşekkür ediyor. Yeni diyanet işleri başkanımız yakında ataması yapılarak göreve başlayacaktır. Yani şu anda son noktaya geldi, öyle diyelim” diye konuştu.

“Bunun laikliğe aykırı bir yönü kesinlikle söz konusu değildi”

“Diyanet içinde bir yapılanma olacak mı? Nüfus birimi kurulacak mı?” sorusuna Bozdağ, “Bizim Nüfus Hizmetleri Kanunumuz diyor ki “Resmi nikah, belediyesi olan yerlerde belediye başkanı veya bu işler için başkanın görevlendirdiği memur, köylerde muhtar tarafından kılınır. Nikah memuru tanımı bu. Belediye başkanı, belediye başkanının görevlendirdiği memur ve köyde muhtar” dedi.
Yurtdışında da konsolosların olduğunun hatırlatılması üzerine Bozdağ, şöyle konuştu:
“Yok onlar nikah memuru değil. Onlar, Bakanlığın evlendirme yetkisi ve görevi verdiği kişiler. Bir de diyor “Bakanlık, İl Vatandaşlık ve Nüfus Hizmetleri Müdürü, nüfus müdürlükleri, ilçe nüfus müdürlükleri ve dış temsilciliklere de evlendirme yetki ve görevi verebilir.” Şimdi burada yapılan düzenleme bu ikinci fıkraya “İl ve ilçe müftülüklerinin” eklenmesi. Yani bakanlık, yetkilendirdiği zaman il ve ilçe müftülükleri resmi nikah kıyacaktır. Bu bir. Buradaki kıyılan nikah resmi nikahtır. Resmi nikah kıyacaktır. O da yönetmelik var. Bu yönetmeliğe göre, bugün nasıl resmi araştırmalar yapılıyor, evlenme şartları tam, evlenme engelleri yok tespitinden sonra nikah kıyılıyorsa, imzalar atılıyor, tanıklar, şahitliği alınıyor ve nikah cüzdanı veriliyor, bunlar nüfusa tescil ediliyorsa aynı işlem yapılacaktır. Bu da bir resmi nikah kıyılacaktır. Üçüncüsü medeni kanunda evlilik yaşında ve evlenme engellerinde bir değişiklik yok. Hani bazen, şunu söyleyenler oldu ‘küçük yaşta evliliklerin önünü açar.’ Resmi nikah kıyıyor, evlilik yaşını değiştirmiyor, evlenme engellerini değiştirmiyor, medeni kanunda da bir değişikliğe gidilmiyor dolayısıyla böyle bir şeyin önünün açılması da söz konusu kesinlikle değil. İşte, ‘Toplumda ayrılmaya yol açar.’ Şu anda muhtar kıyıyor, belediye başkanı kıyıyor, nüfus müdürlükleri kıyıyor, dış temsilicilikler kıyıyor, köyde muhtar kıyıyor bir ayrımcılık yok da yani müftülüklere bu yetkinin verilmesi halinde bir ayrımcılık olabilir mi? Toplum şu anda belediye başkanı nikah kıydı, nikah kıymadı evli çiftler diye ayrılmış durumda mı? Değil. Bu da yanlış bir değerlendirme, biraz karşıtlığını izahta güçlük çekenlerin kullandığı bir argüman gibi duruyor. Laiklikle ilgili bir değerlendirme yapılıyor. Bunun laikliğe aykırı bir yönü kesinlikle söz konusu değildir. Çünkü, laik, demokratik bir hukuk devleti olan Türkiye’de devlet herkese karşı eşit bir mesafededir. Kimseyi inancından dolayı kınanması suçlanması söz konusu değildir. Yasalarımız zaten buna engeldir. Bu resmi nikah da insanları müftülüklerde resmi nikah kıymaya zorlamamaktadır, yani bir alternatif ilave etmektedir. Vatandaşlarının tercihine bırakmaktadır isteyen nikahını istediği yerde kıydırabilecektir. Burada da herhangi bir şey söz konusu değildir isteyen istediği yerde resmi nikah kıydıracaktır.”
 

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, İstanbul Bölge İdare Mahkemesi’nde 15 Temmuz Konferans Salonu Açılış Törenine katıldı. Burada katılımcılara hitap eden Bakan Bozdağ, “Türkiya12 Ekim 2014’te HSK seçimi eğer kazanılmamış olsaydı Türkiye bugün başka bir Türkiye olacak. 16. ceza dairesinin verdiği kararın içerisinde yer lan bylock seçkilerine baktığınızda darbe teşebbüsünde bulunan bu terör örgütünün neleri planladığını orada çok net görüyoruz. Yargıyla ilgili de çok şey var. Bir tane savcı talepte bulunacak bir tane haki,m hemen tutuklama kararı verecek. Garnizona talimat vereceksiniz hemen toplayacaklar işi bitireceğiz diyor. Hatta cumhurbaşkanını bile alabiliriz diyor. Şimdi hesap edin bunu yazışan insanlar var. 16. ceza dairesinin kararını ben özellikle herkesin okumasını istirham ediyorum. Orada bunları daha net bir şekilde göreme ihtimali. Yargının içerisinde 12 Ekim 2014’te yapılan seçimle oluşan yeni kurul olmamış olsaydı. Yargıdaki oyun kurma güçleri nediyle belki askeri bir teşebbüse gerek kalmadan Türkiye’yi yargı polis ve başka işbirlikleriyle dize getiren ve devletimizi ortadan kaldıracak, bağımsızlığımızı ortadan kaldıracak bir sonuçla Türkiye karşı karşıya kalabilirdi” diye konuştu.

“TÜRKİYE’NİN YARGISI AVRUPA BİRLİĞİ VE ABD’NİN YARGISINDAN DAHA ADALETLE HÜKMEDEN BİR YARGIDIR”

Siyaset odağına yargının konmaması gerektiğini söyleyen Bakan Bozdağ, “Yargıya dönük haksız ve hukuksuz eleştiri yapanlara bir kez daha diyorum ki, kendi siyasetiniz odağına lütfen adalet gibi yüce bir değeri, lütfen yargıyı koymayın. Bunları siyasallaştırmayın. Siyaset yapıyorsan bunun yeri bellidir. Gidersin meclise, gidersin meydanlara, gidersin sokaklara oralarda bunu yaparsın. Hangi eleştiriyi yapıyorsan onu da yaparsın ama yargı gibi herkesin gözü gibi koruması gereken bir kurumu bir müesseseyi ve orada görev yapan insanları töhmet altına alan onlara hakaret eden tahkir ve tehdit içeren cümlelerle yargıyı değerlendiremezsin. Böyle adalet aranmaz. Türkiye’nin yargısı Avrupa Birliği’nin yargısından da ABD’nin yargısından da daha adaletle hükmeden daha doğru kararlar veren bir yargıdır. Ben bunu siyaseten söylemiyorum, inanarak söylüyorum. Oralarda neler olduğunu görüyoruz. Almanya’da Müslümanların ibadet yerlerine yapılan yüzlerce saldırı var. Onlar karşısında neler yapıldığını görüyoruz. Amerika’da da öyle, başka ülkelerde de öyle. Kendi vatandaşı olanlara uyguladıkları bir hukuk var. Vatandaşı olmayanlara uyguladıkları bir hukuk var. Sonradan vatandaş kabul ettiklerine uyguladıkları ayrı bir hukuk var. Bir de kanun önünde herkes eşittir diye konuşuyorlar. Ama biz kanun önünde herkesin eşit olmadığını görüyoruz” şeklinde konuştu.

“NE KADAR TERÖR ÖRGÜTÜ VARSA YARGIYA SALDIRIYOR, ÇÜNKÜ ONLARIN ÜYELERİ YARGIDA HESAP VERİYOR”

Bakan Bozdağ, “Türkiye’nin yargısı ve verdiği kararlar ile Avrupa Birliği’nin verdiği kararlar yan yana konsun mukayesesi yapılsın o zaman hep beraber göreceğiz bizim yargımız. Ben çok iyi bir noktada olduğunu görüyorum ama batı kompleksi içinde görenlere göre bu tabi ki mümkün değil. Şuanda yargıya en büyük kötülüğü siyasal pozisyonlarına göre yargıya ayar vermek isteyenler yapmaktadır. Her gün yargıyı ayaklar altına alacaksın sonra yargıya güven burada.. Terör örgütlerine en büyük cezayı yargı kesiyor. Onlar bir yandan yargıya saldırıyor. FETÖ saldırıyor, PKK saldırıyor. DHKP-C saldırıyor. DEAŞ saldırıyor. Ne kadar terör örgütü varsa yargıya saldırıyor. Çünkü onların üyeleri yargıda hesap veriyor. Öte yandan siyasal duruşlarına göre siyasi partilerde bunu yaptığı zaman herkes bir andan yargıya vurduğunda yargıyı savunan birisi de çıktığında adalet bakanına saldırıyorlar” ifadelerini kullandı.

“YÜZÜNÜZ KIZARMADAN KILIÇDAROĞLU’NUN DEDİKLERİNİ OKUYABİLİYORSANIZ AŞK OLSUN SİZE”

Sözlerine geçenlerde yaptığı bir açıklamayı anlatarak devam eden Bakan Bozdağ şunları söyledi: “Sayın Kılıçdaroğlu’nun tahkir, tezhip ve tehdit içeren sözlerine karşı açıklama yaptım. Beni eleştiriyor. Ben de dedim ki, ’Benim söylediğim laflarla, sayın Kılıçdaroğlı’nun YSK başkanı, üyeleri, karar veren hakim ve savcılar hakkındaki söylediği lafları yan yana koyun adalet bakının söylediği şu Kılıçdaroğlu’nun söylediği şu diye koyun yüzünüz kızarmadan Kılıçdaroğlu’nun dediklerini okuyabiliyorsanız aşk olsun size.’ Biz büyük bir fedakarlıkla görev yapanların hukukunu da savunduğumuzda kalkıp başka başka şeyler söyleniyor. Ben buradan çok net olarak diyorum yargıya hakaret eden, tehdit edenler suç işliyorlar. Kamu görevine görevinden dolayı hakaret suçtur. Yargı görevini yapanları hukuk dışı yolla ve yöntemlerle etkilemeye teşebbüs suçtur. Ben bunu söylediğimde de eleştiriyor. Bunu ben demiyorum, bunu Türk Ceza Kanunu diyor. Kanun da olanı ben hatırlatıyorum. Ana muhalefet veya diğer partiler suç işlememeli. Topluma böyle kötü örnek olamamalı.”

Bakan Bozdağ konuşmalarının ardından 15 Temmuz anı duvarını ziyaret etti.

Volkan Kayalar