Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında yapılan Bakanlar Kurulu toplantısı sonrasında açıklama yapan Bekir Bozdağ, OHAL’in uzatılması, Bahçeli’nin erken seçim açıklaması, Yunanistan ile yaşanan Ege krizi ve AB İlerleme Raporuna ilişkin açıklamalarda bulundu.

“Bu hesap Ege Denizin içinde batar”

Yunanistan ile Türkiye arasında Ege Denizi’nde ve FETÖ’cü teröristlerin iade edilmemesi ile yaşanan krize ilişkin sorulan soruya cevap veren Bakan Bozdağ, “Türkiye ile Yunanistan iki komşu ülke. Biz, Ege Denizi’nin iki ülke arasındaki dostluğun iyi komşuluk ilişkilerinin denizi olmasını arzu ediyoruz ve Türkiye olarak özellikle AK Parti hükümetleri döneminde 16 yıldır Türkiye-Yunanistan ilişkilerinin olumlu anlamda gelişmesi için çok ciddi adımlar attık. Bu konuda attığımız adımlar Yunanistan’da da karşılık buldu. Türkiye ile Yunanistan arasındaki ilişkilerin iyi olması, her iki ülkenin de ortak çıkarınadır. Ancak maalesef Yunanistan’da son zamanlarda iç politik kaygılarla olduğunu değerlendirdiğimiz birtakım provokatif açıklamalar yapılıyor. İşin tabii kötüsü bunu kabinede olan bazı bakanlar yapıyorlar, bazı siyasiler yapıyorlar. Çok net baktığımızda Yunanistan iç siyasetinde yer edinmek, güç edinmek, alan genişletmek için bu açıklamaların yapıldığı görülüyor, bunu gizlemeye de ihtiyaç duymuyorlar işin doğrusu. Diyoruz ki, Türkiye-Yunanistan ilişkileri iki ülkenin de çıkarınadır olumlu ilişkileri. Ama bu ilişkiler, Yunanistan siyasetçilerinin ve hükümetteki bazı yetkililerinin iç politik kaygılarına kurban edilmemelidir. Provakatif açıklamaları yapanlar biz değiliz. Biz her defasında Yunanistan tarafından yapılan bir yanlışı düzeltme için gayret içerisindeyiz. Ege’de bulunan adalarla ilgili ihtilaflı olan konular çok nettir, Türkiye’nin Ege’de bir oldu-bittiye göz yumması, izin vermesini kimse Türkiye’den beklememelidir. Eğer Yunanistan öyle bir hesap yapıyorsa, bu hesap Ege Denizin içinde batar gider, Türkiye’ye gelemez o hesap. Onun için herkes hesabını doğru yapmalıdır. Ege’de var olan ihtilafların çözüm usulü bellidir. Yani çocuksu bazı hareketlerle tarihin akışını ve tarihi olayları değiştirme gücü kimsede yoktur. Olması da mümkün değildir. Yani işte bir adaya geleceksiniz bakan çıkacak, öbür adaya gideceksiniz bayrak dikeceksiniz, ‘bu bayrağı diktik, bu ada bizim.’ Yok öyle bir şey. Yani böyle bir şey yok, böyle bir şey olması mümkün değil. Bildiğiniz gibi en son Aydın’ın Didim ilçesi açıklarındaki bir adada, kayalıklarla olan bir yerde getirdiler bayrak diktiler. Türkiye de bu bayrağı indirdi oradan. Kimsenin böylesi bir haksız adım atmaya hakkı yoktur. Yunanistan’ın da yoktur, başka bir ülkenin de yoktur. Türkiye kendi alanlarında, kendi sınırlarında haksız adımlar atılmasına bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da göz yummayacaktır. Ege Denizi iyi komşuluk denizi olmalıdır. Ege Denizi’nde ve adalarında istenmeyen olayların yaşanmaması için Yunanistan tarafının provakatif ve saldırgan tutumlarından vazgeçmesi lazım. Aksi takdirde bizim de hiç istemediğimiz tatsız hadiseler olabilir. Bunu önlemenin yolu Yunanistan tarafının yaptığı çocuksu provakatif hareketleri tekrarlamamasıdır. Orada sorun çıkaran Türkiye değil. Orada gidip fotoğraf çektirip, ‘buralar bizim’ diye bundan efelenen Türkiye değil. Bu çocuksu davranışlara cevap veren ve bunun karşılığında olgun davranan Türkiye’dir. Çok net söylüyorum, Ege’de Türkiye herhangi bir oldu-bittiye asla izin vermez. Bunu Yunanistanlı siyasetçilerin çok iyi anlaması lazım. Umarız ki bu dediklerimizden kendileri olumlu kendi menfaatleri için sonuçlar çıkarır” diye konuştu.

“Yunanistan bize nasıl davranırsa biz de aynı şekilde davranırız”

Yunanistan’ın FETÖ’cü teröristlerin Türkiye’ye iadesi ile ilgili önceleri verdiği sözün gereğini yerine getirmediğini kaydeden Bozdağ, “FETÖ ile mücadele konusu Türkiye’nin içerisinde devam ediyor. Kararlı, etkin bir şekilde devam edecektir. FETÖ-PDY bir terör örgütüdür. Yunanistan’la Türkiye arasında da bu konuda iş birliğine bizim ihtiyacımız var. Yunanistan, suçluların iadesine ilişkin gerek Türkiye ile ikili münasebetleri gerekse çok taraflı sözleşmeler gereği üzerine düşeni maalesef bu konuda yapmamıştır. FETÖ-PDY terör örgütü üyesi teröristlerin iadesine dair başlangıçta Türkiye’ye çok net sözler verilmesine rağmen bunun gerekleri yapılmamıştır. Hep top yargıya havale edilmiştir ama şimdi görüyoruz ki, yürütmenin bir üyesi yargının nasıl davranacağına ilişkin açıklamalar yapıyor. Bu da şunu gösteriyor, bu konu yargının meselesi değil, esasında Yunanistan siyasetinin ve yöneticilerinin bu konuya olumlu yaklaşmamalarının bir sonucudur. Yargıyı tabii kılıf olarak kullandıkları gösteriliyor. Biz Yunanistan’da Türkiye aleyhine terör faaliyetinde bulunan DHKP-C’li PKK’lı KCK’lı, PYD-YPG’li teröristler olduğu gibi FETÖ-PDY terör örgütüne mensup teröristlerin de iki ülke arasındaki hukukun ve uluslararası hukukun gereği olarak Türkiye’ye iadesini ısrarla talep etmeye devam edeceğiz. Umarız Yunanistan uluslararası hukuka uygun davranır. Ama şu ana kadar maalesef hukuka uymadı ve kendisi başka bir tutum içerisine girdi. Uyarsa, bu iade konusunda olumlu adım atarsa bu iki ülke açısından son derece önemli bir gelişme olur. Ama uymadığı zaman Türkiye elbette mukabele-i bilmisil ilkesi gereği yarın Yunanistan’dan suç işlemiş birileri Türkiye’de olduğu zaman veya Yunanistan’a karşı bir şey yapanlar Türkiye’de olduğunda Türkiye de aynı şekilde mukabele-i bilmisil ilkesi gereği bunların aynı uygulamayı Yunanistan’a karşı yapar. Bize nasıl davranıyorsa Yunanistan biz de onlara aynı o usulde aynı şekilde davranırız. Bunun özellikle bilinmesini istiyorum” şeklinde konuştu.  

Derya Yetim

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında yapılan Bakanlar Kurulu toplantısı sonrasında açıklama yapan Bekir Bozdağ, OHAL’in uzatılması, Bahçeli’nin erken seçim açıklaması, Yunanistan ile yaşanan Ege krizi ve AB İlerleme Raporuna ilişkin açıklamalarda bulundu.

“Avrupa Birliği’ne tam üyelik Türkiye için değişmemiş bir hedeftir”

AB’nin Türkiye İlerleme Raporuna ilişkin konuşan Bekir Bozdağ, “Avrupa Birliği Türkiye’ye karşı objektif eşit ve adil bugüne kadar hiç olmadı. Şimdi rapor açıklamalarda Türkiye’nin AB den uzaklaştığı ifade ediliyor. Türkiye yarım asrı geçkin bir süredir Avrupa Birliği’nin kapısında tam üyelik hedefiyle ısrarla beklemektedir. Türkiye Avrupa Birliği’ne tam üyelik hedefinden, Avrupa Birliği üyelerinin, Avrupa Birliği’nin Türkiye’ye karşı uyguladığı haksız politikaları nedeniyle bugüne kadar vazgeçmemiştir. Avrupa Birliği’ne tam üyelik Türkiye için değişmemiş bir hedeftir. Ancak maalesef Türkiye ile aynı ekonomik şartları aynı siyasi ve hukuki şartları taşımayan, Türkiye’den çok geri olan pek çok ülkeyi Avrupa Birliği’ne tam üye yaptıkları halde ısrarla Türkiye’ye karşı olumlu adımlar atmamakta direniyorlar. Uzunca bir zamandır açılan fasılların kapatılmaması, yeni fasıl açılmaması ve bu noktada Türkiye’ye karşı adil olmayan, subjektif olan ve bundan önceki üye olan ülkelerle Türkiye’ye karşı eşit olmayan yaklaşımlar ortaya koymuşlardır. Burada Avrupa Birliği’nden uzaklaşan Türkiye değil, Avrupa Birliği’ne tam üyelik konusunda tarafsız olmayan, tarafsız davranmayan, maalesef taraflı olan, eşit davranmayan AB’dir. Biz buna rağmen AB hedefinden vazgeçmedik. Vazgeçmeye niyetimiz yok. Eğer onlar vazgeçmeye niyetleniyorlarsa o zaman çıksınlar desinler ki “ biz Türkiye’ye ilişkin kanaatlerimizi değiştirdik, vazgeçtik” desinler. Biz bunu da defalarca kendilerine ifade ettik” diye konuştu.

“FETÖ /PDY bir terör örgütüdür”

“Tabi PKK bir terör örgütüdür. KCK bir terör örgütüdür. DHKP-C bir terör örgütüdür. DEAŞ bir terör örgütüdür. FETÖ / PDY‘de aynı bunlar gibi eli kanlı bir terör örgütüdür. Terör örgütleriyle mücadele de Türkiye’yi biz meşru müdafaa hakkını anlıyoruz deyip arkasından da Türkiye’nin terörle mücadelede elini ayağını bağlayacak yaklaşımları Türkiye’nin kabul etmesini kimse beklememelidir” açıklamasında bulunan Bozdağ, Türkiye’nin terör örgütleriyle etkin ve kararlı mücadelesini bundan sonra da devam ettireceğinin altını çizdi.
Bozdağ, “Terör örgütlerine karşı da Türkiye’nin mücadelesi orantılı güç kullanmak suretiyle yapılmaktadır. Bugüne kadar orantısız güç Türkiye kullanmamıştır ama maalesef her defasında terör örgütlerinin Türkiye aleyhindeki propagandaları buralardan kabul görüyor, yalanları kabul görüyor, iftiraları kabul görüyor ve bu raporlara giriyor terör örgütlerinin iftiraları, algı operasyonları Türkiye karşı yönetiliyor. Bizim Bunları kabul etmemiz mümkün değil. FETÖ /PDY bir terör örgütüdür. Avrupa Birliği Komisyonu’nun bunu kabul etmesi kabul etmemesi bu gerçeği değiştirmez. Terör örgütleri nasıl eylemlerde bulunuyorsa onlar da aynı eylemlerde bulunuyor. 15 Temmuz’da 250 vatandaşımızı şehit ettiler. 2 bin 194 vatandaşımızı yaraladılar, Meclisimizi, bombaladılar, Cumhurbaşkanlığı Külliyesini bombaladılar ve insanların üzerine tankları sürdüler ve insanlara kurşun yağdırdılar. Bunlar terör örgütü olmayacakta kim terör örgütü olacak? Böyle bir şey olabilir mi? Avrupa Birliği’nin herhangi bir ülkesinde devletin imkânlarını alıp vatandaşlara ölüm kusan bir terör örgütü olsa, onlar buna Türkiye terör örgütü demese rıza gösteriler mi, göstermezler. O nedenle FETÖ /PDY bir terör örgütüdür. Onlar kabul etse de etmese de terör örgütüdür. Avrupa Birliği eminim ki eninde sonunda onlar da bu terör örgütünün gerçek yüzünü görecekler gerçek kimliğini daha iyi anlayacaklar. Bu rapor ayrıca Avrupa Birliği’nin Türkiye’nin karşı karşıya olduğu tehdit ve sınamalar nedeniyle Türkiye yeteri kadar anlamadıklarını da göstermektedir. Hem bizim karşı karşıya olduğumuz darbe teşebbüsü hem etrafımızda Suriye’de Türkiye’ye yönelen terör tehditleri hem PKK hem DEAŞ hem DHKP-C hem FETÖ/ PDY terör örgütleri ve diğer terör örgütlerinin Türkiye’ye ödetmek istedikleri bedel ve Türkiye’nin bunlar karşısında verdiği haklı mücadeleyi yeterince idrak etmediklerini göstermektedir. Süslü bazı lafları bizim karnımız tok. Biz icraata bakıyoruz. Raporun içerisinde bazı olumlu açıklamalar var ama bu olumlu açıklamalar Türkiye yapılan haksızlığı örtmeye yetmez” şeklinde konuştu.  

Derya Yetim

Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Bekir Bozdağ, “Türkiye’nin, Afrin’de işi bitmemiştir. Daha yapacağımız çok iş vardır. Biz bölgede hayatın normalleşmesi, her türlü tehlikenin ortadan kaldırılması sağlanıncaya kadar Türkiye, sivil halkın güvenliğini ve diğer ihtiyaçlarını karşılamaya devam edecektir” dedi.
Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Bozdağ, Bakanlar Kurulu toplantısı sonrası açıklamada bulundu. Zeytin Dalı Harekatı’na ilişkin bilgi veren Bozdağ, “Zeytin Dalı Harekatı 20 Ocak’ta başladı ve planlandığı gibi ilerledi. Harekatın başladığı günden bugüne kadar 49 kahraman askerimiz şehit oldu, 228 kahraman Mehmetçiğimiz yaralandı. Teröristler tarafından Afrin bölgesinden Türkiye sınırları içerisine gerçekleştirilen saldırılarda 7 sivil hayatını kaybetti, 125 vatandaşımız da yaralandı. Harekat kapsamında 3 bin 755 terörist etkisiz hale getirildi. 282’si köy, 52’si kritik nokta olmak üzere 332 bölge kontrol altına alındı. Kontrol altına alınan toplam alan yaklaşık 2 bin kilometrekaredir” diye konuştu. 

TSK’nın, Afrin’i gerçek sahiplerine teslim etmek ve bölge halkını terör örgütlerinin zulmünden kurtarmak için orada olduğunun altını bir kez daha çizen Bozdağ, “Şu anda kontrol tamamen TSK’nın elindedir. Bölge halkını tehdit eden terör unsurları bölgeden uzaklaştırılmıştır. Teröristler, TSK karşısında direnemediklerini anladıkları için çekilmişlerdir. Planlı bir çekilme kesinlikle söz konusu değildir. Bu harekat süresince TSK bölgede yaşayan herhangi bir sivilin zarar görmemesi için azami gayret göstermiştir. Neticede, harekat boyunca herhangi bir sivilin TSK’nın saldırısında ölmesi veya öldürülmesi bir yana burnunun kanaması dahi söz konusu değildir. Bu TSK için büyük bir başarıdır. Ordumuzun bu başarısı diğer ordular için örnek olan bir başarıdır. Türkiye’yi siviller üzerinden suçlayanların Türkiye’nin sivil hassasiyeti göstererek terörle mücadelenin nasıl olduğuna dair ortaya koyduğu bu başarıyı takdir etmemeleri manidardır. Harekat süresince camiler, okullar, hastanelere herhangi bir saldırı yapılmamıştır. Bu konuda da azami bir hassasiyet gösterilmiştir” ifadelerini kullandı.
Zeytin Dalı Harekatı’nın devam ettiğini kaydeden Bozdağ, konuşmasını şöyle sürdürdü: 

“Bölgeden kaçan teröristler bölgede çok sayıda EYP ve mayın tuzaklamışlardır. TSK uzman ekipleriyle bölgede tuzaklanmış mayınları, EYP’leri tek tek tespit edip imha çalışmalarını yürütmektedir. Tespit ve imha çalışmaları tamamlandıkça bütün alan sivillere tamamen açılacak ve onların yerleşmeleri temin edilecektir. Şu anda önemli bir mesafe alındı. EYP ve mayınlı tuzakların temizlenmesi sürerken öte yandan bölgedeki sivillerin ihtiyaçlarının giderilmesi için Türkiye harekete geçmiştir. Şu anda 106 ayrı noktada 8 bin 100 aileye insani yardım ulaştırılmıştır. Bu yaklaşık 40 bin kişiye yardım anlamına gelmektedir. Bölgedeki kişilerin sağlık ihtiyaçlarının karşılanması içinde acil sağlık hizmetleri sürdürülmektedir. Bölgede bulunan 351 okulda yaklaşık 85 bin öğrenciye eğitim hizmeti sunulması için çalışmalar sürdürülmektedir. İçme suyu ile ilgili Afrin’de bazı sıkıntıları gidermek için gerekli çalışmalar yapılmıştır. Bölgedeki ticari hayatın devam etmesi için de bölgede çalışmalar yapılıyor. Şu anda orada üretilen zeytin ve zeytin yağı, tekstil ürünleri ve diğer ürünlerin üretiminin aksamadan devam etmesi için mekanizmalar oluşturulmaktadır. Belediyecilik, eğitim, tarım, din hizmetleri gibi diğer hizmetlerin de sürdürülmesi için Fırat Kalkanı Harekatı bölgesinde olduğu gibi kapsamlı çalışmalar bölgede yürütülmektedir. Türkiye’nin Afrin’de işi bitmemiştir. Daha yapacağımız çok iş vardır. Biz bölgede hayatın normalleşmesi, her türlü tehlikenin ortadan kaldırılması sağlanıncaya kadar Türkiye, sivil halkın güvenliğini ve diğer ihtiyaçlarını karşılamaya devam edecektir.”  

Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Bekir Bozdağ, Ankara’daki medya temsilcileriyle Diyanet İşleri Başkanlığında bir araya geldi. Toplantıda Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş ve Din İşleri Yüksek Kurulu Başkanı Ekrem Keleş de hazır bulundu.

Konuşmasına Diyanet İşleri Başkanı Erbaş ve Din İşleri Yüksek Kurulu Başkanı Keleş’e teşekkür ederek başlayan Bozdağ, “Diyanet İşleri Başkanlığında ilk defa yeni uygulamalarla başladık. Prof. Huriye Martı Hanımefendi tarihide ilk defa bir hanımefendi olarak Diyanet İşleri Başkanlığı Yardımcılığı görevine atandı. Şu anda Diyanet İşleri Başkanlığında 7 tane kadın daire başkanı ataması var. Cumhurbaşkanımız özellikle her birimde kadınlardan daire başkanı olması hususunda, başkan yardımcısı hususunda hassasiyeti var. Diyanet İşleri Başkanlığımız da aynı hassasiyeti paylaşıyor. Bütün illere en az bir tane müftü yardımcısı, ilk defa Diyanet İşleri Başkanlığında kadın müfettiş, kadın murakıp alımı uygulaması başlatıldı. Şu anda murakıplardan 50 kadın alındı. Şimdi bunlardan belli bir zaman sonra müfettişliğe geçecek kadınlar” ifadelerini kullandı.

“Diyanet İşleri Başkanlığında kadınların yapabileceği görevlerin tamamında kadınların istihdamı konusunda ve yetki ve sorumluluğun da artırılması konusunda bir çalışma var”

Diyanet İşleri Başkanlığında kadınların yapabileceği görevlerin tamamında kadınların istihdamı konusunda ve yetki ve sorumluluğun da artırılması konusunda bir çalışmanın olduğunu bildiren Bozdağ, “Esasında kadınlar üzerinden dinimizi yıpratma çalışmaları tam da böylesine önemli çalışmaların yapıldığı bir döneme rastladı. O yüzden gerçekten çok üzüldük. Bunu ifade etmek isterim. Son günlerde yaşanan tartışmaların niteliğine baktığımızda bu tartışmalar hükümetimizin aldığı kararlar veya yaptığı uygulamalar sonucu ortaya çıkmış tartışmalar değildir. Bu tartışmalarda konu edilen hususlar, Diyanet İşleri Başkanlığımızın görevlileri tarafından dile getirilen konular da değildir. Farklı kişiler tarafından ifade edilen hususlar. Tabi bunun da altını çizmek de özellikle fayda görüyoruz” şeklinde konuştu.

“Bu kurumun yıpratılması 81 milyon bütün insanımıza zarar verir”

Diyanet İşleri Başkanlığının güzide ve anayasal bir kurum olduğuna dikkat çeken Bozdağ, şunları kaydetti:
“Ben inanarak söylüyorum. Toplumumuzun birliği, beraberliği, bütünlüğü bakımından dini konuların doğru anlatılması, doğru öğrenilmesi ve yaşanması bakımından sigorta bir kuruluştur. Bu kurumun yıpratılması, gözden düşürülmesi, millet nezdindeki saygınlığının azaltılması sadece bu teşkilata değil, emin olun bu masanın etrafında oturan herkese, 81 milyon bütün insanımıza zarar verir. Ben bu kurumun itibarının korunması elbette başkanından en aşağıdaki görevlisine kadar herkesin birinci vazifesi bu. Bunlar bunu yapacaklar görevleri gereği ama öte yandan da medyamızdan da bu konuda bir hassasiyet de ihtiyacımız olduğunu özellikle ifade etmek isterim. Elbette yanlışları varsa bunu yüksek sesle söylemek, eleştirmek de sizin, hepimizin görevi. Biz de eleştireceğiz, siz de eleştireceksiniz ki bu eleştiriler kurumun kendini çek etmesine ve daha iyi yönde kendini geliştirmesine katkı sağlayacaktır. Bizim söylemimiz eleştiriye dönük değil de kasıtlı şeylere dönük.”

Diyanet Akademisi

Diyanet Akademisi diye bir yeni yapı oluşturma gayreti içerisinde olduklarını söyleyen Bozdağ, “Bu akademi imam, müezzin, kuran kursu öğreticisi, vaiz ve müftülerin hizmete girmeden önce bir eğitimden geçirilmesini öngörüyoruz. Asgari en az eğitimden geçecek, bir yıl meslek öncesi bir eğitimden geçecek. O hangi işi yapacaksa o işin incelikleri konusunda, usul konusunda pek çok hususta bir ciddi eğitim aldıktan sonra araziye gidecektir. Bundan sonraki dönemde direkt müftü alımı, vaiz alımı, kuran kursu öğreticisi, imam ve müezzin alımı olmayacak. Adaylık sınavı yapılacak. Bu adaylık sınavını kazananlar müftülük ve eğitim merkezine gidip bir eğitim alacak. Vaizse, vaizlikle ilgili, imam hatipse, imam hatiple ilgili. Bir yandan dine ait temel bilgiler öğrenirken öte yandan göreve geldiklerinde karşılaşacakları pratikler konusunda da uygulamalı bir şekilde de yetiştirilecekler ve daha donanımlı din görevlileri ile vatandaşımızın ihtiyaçlarını karşılamak konusunda bir gayretin içerisinde olacaktır” açıklamasında bulundu.

“Yeni dönemde Diyanet, kadınlar konusuna daha görünür ve daha ayrıcalıklı bir yer verecektir”

“Yeni dönemde Diyanet, kadınlar konusuna daha görünür ve daha ayrıcalıklı bir yer verecektir” diyen Bozdağ, “Kadınlarla ilgili çalışmalar Diyanet İşleri Başkanımızın riyasetinde Huriye Hanımın koordinatörlüğünde ciddi bir şekilde yapılacak. Bu konuda kitaplar, televizyon, radyo programları, seminerler, paneller ve pek çok konuda İslam’daki kadının şerefli yerini İslam’ın şerefine uygun bir şekilde bütün Türkiye ve dünyaya aktarma konusunda büyük bir seferberlik yapılacağını buradan ifade etmek isterim. Öte yandan çocuklarımız çok büyük bir tehdit altında, tehlike altında. Çocuklarımızın her türlü istismara karşı korunması, uyuşturucuya karşı, diğer madde bağımlılıklarına karşı teknoloji ve benzeri şeylerin getirdiği bazı olumsuzluklara karşı hasılı çocuklarımızı ve ailelerimizi tehdit eden her şeye karşı çocuklarımızın korunması ve onların geliştirilmesi konusunda da bundan sonraki dönemde çok yoğunluklu bir çalışmanın yürüyeceğini buradan ifade etmek isterim” dedi.

“İlahiyat fakülteleri ve İslami ilimler fakültelerini çalışma ortağı gibi gören bir anlayış hayata geçirdi”
Diyanet İşleri Başkanlığının İlahiyat fakülteleri, İslami ilimler fakülteleri gibi okulların yetiştirdiklerini istihdam ettiğini kaydeden Bozdağ, şöyle konuştu:

“Ama bundan sonraki süreçte ilahiyat fakülteleri ve İslami ilimler fakültelerini çalışma ortağı gibi gören bir anlayış hayata geçirdi. İnşallah bugün YÖK Başkanımızla da Diyanet İşleri Başkanımızla da bir araya geleceğiz ayın 23’ünde de Malatya’da bu fakültelerin dekanlarıyla bir toplantımız olacak ve yeni dönemde bu fakültelerde bulundukları her yerde Diyanet İşleri Başkanlığı iş birliği içerisinde olacak ve toplumu doğru aydınlatma konusunda büyük bir çabanın içerisine daha birlikte çalışarak gireceklerdir.”

“Bütün illerde, ilçelerde hatta belde ve köylere varıncaya kadar bunların nasıl dinimizi istismar ettiği, dinimize ve insanımıza nasıl zarar verdiği hususu çok detaylı bir şekilde anlatılacak”

“FETÖ, DEAŞ gibi dini istismar eden terör örgütleri konusunda halkımızı bilinçlendirme ve bu konularda itikadi sapkınlık içerisinde olanlar hakkında halkımızı aydınlatma konusunda da sadece raporlar yayınlanmayacak aynı şekilde arazide birebir anlatacak” diyen Bozdağ, “Şimdi bu FETÖ raporlarını gösterdi Ekrem Hoca, DEAŞ raporlarını. Şimdi bununla ilgili Diyanet İşleri Başkanlığı çalışmasını başlatmış durumda. Bütün illerde, ilçelerde hatta belde ve köylere varıncaya kadar bunların nasıl dinimizi istismar ettiği, dinimize ve insanımıza nasıl zarar verdiği hususu çok detaylı bir şekilde anlatılacak. Hem imam hatip liselerinde, hem orta öğretim öğrencilerine dönük, hem üniversitelere dönük, hem din görevlilerine dönük o ildeki bütün din görevlilerine anlatılacak, sonra dediğimiz gibi öğrencilerle bir seminer, bir panel çerçevesinde anlatılacak. Üniversitelerle iş birliği yapılarak üniversitelerdeki sempozyumlarda bunlar anlatılacak. Tabi öte yandan ilçelerin beldelerin köylerine kadar da müftüler, vaizler vasıtasıyla da biz bütün bunları anlatacağız. Allah’a şükür Türkiye’de radikal unsurlar, dini istismar eden terör örgütleri, terörist devşirme konusunda fazla imkan sahibi değildir. Çünkü aziz milletimizin her birisi bu konuda aklıselim ve sağduyu sahibidir. Ancak bunların alan açmasına da önümüzdeki zaman içerisinde de izin vermeyeceğiz ve bu konuda Diyanet İşleri Başkanlığı her yerde bu anlatımları yerine getirecektir ve buraya çok büyük bir önem verecektir. Diyanet Vakfı’nın çalışmaları üzerinde de büyük gayretler var ve bu yeni dönemde Diyanet Vakfı da kendi ekonomik imkanlarıyla ilahiyat fakültelerimize ve bu alanda çalışma yapanlara ayrı bir destek paketi geliştirecek ve bu destek paketi üzerinden de bir çalışma yürüyecektir” ifadelerini kullandı.

“Diyanet kanunla çelişiyor diye dinin kuralını açıklamamazlık yapamaz”

Bozdağ, konuşmasına şöyle devam etti:

“Diyanetin televizyonu var şu an TRT üzerinden yayın yapıyor. Şimdi radyosu var. İnternet medya var. Sanal alem var. Bütün bunları da kapsayacak şekilde yeni bir yapılandırma içinde olduğunu da ifade etmek isterim. İnşallah yeni dönemde bunların her bireri devam edecektir. Güçlü bir şekilde. Bunlar çalışmalar sürecektir. Din İşleri Yüksek Kurulu, Türkiye’nin din konusunda bilgi ve birikim bakımından çok saygın insanlarından oluşan saygın bir kuruluş. Ben merakımla okuduğum pek çok fetvaların gördüğümde gerçekten çok derinlikli araştırmalar üzerine fetva veriliyor. Yani basında yer alan bu eleştirileri ben hak ettiklerini hiç düşünmüyorum. Gerçekten çok büyük bir haksızlığa uğruyorlar. Onu özellikle ifade etmek isterim. Tabi fetva verilirken pozitif hukuka göre fetva vermiyorlar. Çünkü Anayasa ve yasa bunlara dinin temel kaynaklarına göre fetva vermesini emrediyor. Size Kuran’da veya İslam’da bu konu nedir diye sorduğunuzda siz elbette Kuran’a ve İslam’a göre ona cevap vereceksiniz. Burası da onu yapıyor. Kurana ve İslam göre verilen cevap sizin hoşunuza gitmeyebilir. Veya bir başkası onu eleştirebilir. Veya bir kanunla bu çelişebilir. Yani Diyanet kanunla çelişiyor diye dinin kuralını açıklamamazlık yapamaz. Şimdi biri sorsa Diyanete faiz haram mıdır, helal midir diye, ne diyecek Diyanet? Kanunlarımıza göre bunlar yapılıyor yasal. Yani bankalar çalışıyor. Şimdi ne diyecek. Adam diyor ki yahu nasıl der diyor. Şimdi pozitif hukuka göre sormuyor. Kurana ve sünnete göre soruyor. Kuran ve sünnete göre cevap verecek. Elma ile armudu birbirine karıştırdığımızda bu sefer diyanet doğru konularda, kendi temel konularda bile ağzını açamaz hale geliyor. Toplumda farklı şeyler oluyor, o yüzden bu noktada ben bütün arkadaşlarımızla ben hasraten bir anlayış beklediğimizi ben özellikle ifade etmek isterim.”

“Mezhepçilik ateşini körüklemek isteyenlere karşı hepimizin duyarlı olması lazım”

Son dönemde siyasal projelerden bir tanesinin de mezhepçilik ateşine odun atma çalışmalarını engellemek olduğunu işaret eden Bozdağ, “Küresel güçler ve bazı hesaplı çevreler. İslam dünyasında ve bölgemizde mezhepçilik ateşini körüklemek için, harlamak için büyük gayretleri içerisindeler. Milletimiz için de devletimiz içinde hepimiz içinde çok büyük bir tehlike ve tehdittir. Onun içinde bu konularda da mezhepçilik ateşini körüklemek isteyenlere karşı hepimizin duyarlı olması lazım. Çünkü Avrupa bu savaşlarda böyle çatışmalar oldu, şimdi orta doğuda ve İslam dünyasında buna dönük özel çalışmalar yapılıyor. Bazı devletlerin istihbarat örgütleri özel gayretler yapıyorlar. Özel fonlar aktarıyorlar ve buradan bir şey üretmeye çalışıyorlar. Medyamızda ben eminim ki bunların bizden daha iyi farkındadır. Ama bu konularda da oynanan oyunları hep beraber görmemiz lazım. Hamdolsun Türkiye’de mezhepçilik yapan kimse yok. Böyle bir şey yok. Ama Türkiye’de böyle bir fitne tohumunu ekmek isteyenler var bunlara da izin vermemek ve bunları görmek ve gördüğümüzde de biz sizi biliyoruz dememiz son derece önemlidir. Medyamızda da bu konuda önemli bir görev düşüyor” diye konuştu.

“Din konusu da ben bir ulusal güvenlik meselesi olarak görüyorum”

“Bizim milli güvenliğimiz önemli ama din konusu da ben bir ulusal güvenlik meselesi olarak görüyorum” ifadesini kullanan Bozdağ, “Bizim toplumumuzdaki doğru ve sahih bilgilerin bizim ulusal güvenliğimizi çok doğrudan ilgilendiğini ve bu sigortanın sağlam olmasının milletimizin ve devletimizin aydınlık geleceği için son derece önemli olduğuna biz yürekten inanıyoruz” dedi.

Mecelle’nin şu anda medeni kanunda, borçlar kanununda, hukuk usulü kanunda ve ceza hukuku kanununda yüzde 90’nının zaten bir şekliyle dini olan kısımları hariç, diğer kısımlarının yürürlükte olduğunu ifade eden Bozdağ, “Örf le ilgili, adetle ilgili kurallara bakarsanız, medeni kanunun hemen örf, adetle alakalı kısımlar hemen oradadır. Suç ve cezanın şahsiliğine bakarsanız hemen onu orada siz görürsünüz. Pek çok konusu. Yani şu anda mecellenin bizzat dini usul, usule dair kısımlar var bir, bir de dinin içerisindeki kurallara dair kısımlar var. Bütün bunlar esasında bir çelişkiyi gidermek için değil de yeni kanunlaşma hareketleri çerçevesinde İslam hukukunun usul kurallarını ve diğer kurallarını bu yeni kanunlaşma hareketine göre öz bir biçimde Ahmet Cevdet Paşa bir araya getirmiş. Baktığınızda orada yer alan kuralların tamamı ya bir hadisin, ya bir ayetin ya da İslam’a ait, İslami kaynaklardan çıkarılan kuralların çok özlüce ve hukuk tekniği içerisinde doğruca ifadesi olduğunu görüyoruz. Şu anda Mecelle’nin bizim mesela borçlar kanununda da var, ceza muhasebesi söyledim. Mesela suç ve cezasının şahsiliği. Her yerde var bu. Bizim Mecellemizde de var, bugünkü Anayasamızda da var, her yerde var. O yüzden Mecelle esasında büyük bir oranda pozitif hukukun içinde şu anda pozitif hukuk kuralları olarak yaşıyor ve uygulanıyor bir noktada. Ama Mecelle olarak yok. Ama dini kısımları hariç onu özellikle ifade etmek isterim” açıklamasında bulundu.

Eskiden ilahiyat fakültelerinde reddiyeler yazıldığını hatırlatan Bozdağ, şunları kaydetti:

“Yani bir konuda siz çok yetkin bir kitap yazdınız. Çok şey yapıyor. O kitaptaki görüşlere karşı olanlar sizin o kitabınıza bir reddiye yazar. Eğer çürük, yanlış bir şey varsa mesela bunu yapanlar çok itibarlı görülebiliyor. Yani işte şimdi örnekler aklıma gelmiyor ama bu anlamda kitaplar var. Bir de kritik çalışmaları yapılırdı. Diyelim birisi bir kitap yazıyor, hadise tefsire ait, ondan sonra o kitabı inceliyor akademisyenler, onun üzerine kritik çalışmaları yapıyor. Mesela o kitabın kaynaklarını inceliyor diyor ki; bunu yazdın ama sizin dayandığınız kaynakların tamamı çürük diyor. Bu kaynaklardan buradan böyle bir kitap yazamazsın diyor, eleştiri getiriyor veya orada bir takım kurallar koyuyor. O kuralları diyor, işte şuna aykırı, buna aykırı, oradan eleştiri getiriyor. Şu anda ilahiyat fakültelerinde bu reddiye ve kritik anlamında eserlerin yazıldığını neredeyse görmüyoruz. Ben bilmiyorum siz gazeteciler rastladınız mı ama? Ben epey bir zamandır, bu anlamda bir kritik çalışmasına ben rastlamadım.”

“Bu dinin ilim sahipleri konuşmalı, çekinmemeli”

““Cumhurbaşkanımız konuşun derken FETÖ ile ilgili, Diyanet’in bu raporu çıkana kadar FETÖ’nün İslam’ı başkalaştırarak, eklektik yeni bir dine doğru evriltme ve değiştirme çabasını kim gördü Türkiye’de?” diye soran Bozdağ, “Bunu kim görecek? İlahiyatçılar görecek. Onu kim görecek Diyanet görecek. Onu kim görecek bu konunun uzmanları görecek. Uzman olmayanlar bunu nereden bilebilir ki. Bilemez. Onun için uzmanlar bir şey söylediği zaman onun kritiğini yapacak, o kritik üzerinden yanlışlığını ortaya koyacak ve halkta bu ikisini görecek. Onu orada görecek, bunu burada görece sonra onun doğruluğuna karar verecek. İlahiyat fakültelerimiz bir tartışma olduğu zaman diyelim bir konu gündeme geldiğinde o konuda uzman yok mu? Kadın konusunda çalışan ilahiyatta hiç akademisyen yok mu? Var. Diyelim bu konu gündeme geldi. Kadın konusunda kitaplar yazmış, makaleler yazmış akademisyen niye çıkıp da sen niye saçmalıyorsun demiyor? Demesi lazım. ‘Biz bu konuda çalışıyoruz. Bak kaynaklarda senin dediğin şu, ama kaynaklardaki hakikat bu’ bunu demesi lazım. Gazetelere şu an bir sürü makale yazan var. Yazabilirler. Siz de yer veriyorsunuz, herkes yer verebilir. Televizyon ekranları var. Bırakalım bunu kendi yazdığı kitaplar olabilir, makaleler olabilir, camilerin kürsüsünde vaaz verebilirler. O kadar çok mecra var ki. Onun için Cumhurbaşkanımızın dediği şey; dinimize zarar vermek isteyen veya Müslümanlara zarar vermek isteyen, dinimizin hakikatlerini başka gösteren ve dinimize saldırı niteliği olan konular konusunda bu dinin bilginleri, bu dinin ilim sahipleri konuşmalı, çekinmemeli. Ben bir korku olduğunu düşünmüyorum, tarikatlardan ve cemaatlerden, böyle bir şeyden. ‘Ben burada görüşümü yazarsam, benim üzerime şu tehlike, bu tehlike gelir diye bir korku şeyinden ziyade” değerlendirmesinde bulundu.

“Cumhurbaşkanımızın dediği şey şu; bu konularda beni konuşturmayın”

Başbakan Yardımcısı Bozdağ, konuşmasına şöyle devam etti:

“Cumhurbaşkanımızın dediği şey şu; bu konularda beni konuşturmayın. Yani ben bu konuda en son konuşacağım kişiyim, ben Cumhurbaşkanıyım. Ama siz konuşmazsanız, konuşması gerekenler konuşmazsa, ne oluyor? Cumhurbaşkanımız konuşuyor. O zaman kim konuşacak. Dini bilen otoriteler konuşacak. Onlar konuşacak. Onlar da benim gördüğüm, bu bizim tarafımızdan korku gibi algılanıyor ama esasında bir alışkanlık. Bunu bir ihtiyaç gibi görmüyor. Burada kendisine durumdan bir vazife çıkarmıyor. Ortada bir olay oluyor. Sabahleyin kalkıp ‘ya ben bu kadın konusunda Türkiye’nin en yetkin bilim adamı benim’ deyip bu konuda basın mensubuyla veya bir televizyoncuyla veya bir yerde kendini ifade etmiyor. Bu neden kaynaklanıyor? Bazılarınıza göre korkudan olabilir. Adam çekiniyor olabilir. Bazısına göre, durumdan vazife çıkarmıyor olabilir. Bazısına göre alışkanlık olmuyor olabilir. Ama şimdi Cumhurbaşkanımız burada çok net bir şekilde diyor ki; eğer alışkanlıksa alışkanlığınızı değiştirin, eğer bir korku üzerinizde hissediyorsanız o korkuyu kaldırın atın ve açık ve net olarak ortaya koyun, konuşun. Cumhurbaşkanımızın bu konularda konuşmak zorunda kalması esasında hem Diyanet olarak bizim, hem de ilahiyat fakültelerimizin bu konuda söyleyecek sözlerini ya söylememesi ya da yeterince söyleyememeleri nedeniyle topa girmek zorunda kalıyor. Cumhurbaşkanımızın dediği odur, çekiniyorsanız çekinmeyin, korkuyorsanız korkmayın. Ben ülkenin Cumhurbaşkanı olarak sizin arkanızda duruyorum. Korku sadece bu gerekçelerden bir tanesi. Ama onun içinde başka gerekçeler de olabilir. Eğer korku varsa sakın korkmayın, arkanızdayım. Eğer durumdan vazife çıkarmakta çekiniyorsanız, sakın çekinmeyin. Bu sizin göreviniz. Ben gene arkanızdayım. Bu konuda doğru bilgi sahipleri konuşsun. Cumhurbaşkanımızın açıklaması odur.”

“Cemaat, tarikat Türkiye’de bu bizim bir gerçeğimiz”

“Cemaat, tarikat Türkiye’de bu bizim bir gerçeğimiz” diyen Bozdağ, “Anayasa, Tekke ve Zaviyeler Kanunu hepsini yasakladı ama şimdi hepimiz biliyoruz ki hepsi yaşıyor. Siz bir kanunla yasakladığınız da eğer bir iş yaşıyorsa onu yok etme imkanınız var mı? Yok. Şu anda Türkiye’de CHP Genel Başkanı bile hatırlarsanız seçimlerde İstanbul’da gitti, kendi belediye başkanı olduğu zaman bir tarikat temsilcisi ile beraber seçim kampanyasını başlattı. Kastamonu’ya gittiklerinde Şeyh Şaban Veli Hazretlerinin türbesine giderek seçim şeyini başlattı. Biz hepimiz görüyoruz. Biz de gidiyoruz. CHP’de gidiyor, MHP’de gidiyor, herkes gidiyor. Toplumumuzun bir gerçeği mi bu? Gerçeği. Gözümüzü kaparsak yok oluyor mu? Yok olmuyor. O zaman biz bu gerçeği görerek, önümüzde yeni politikalar geliştirmemizde fayda vardır” değerlendirmesinde bulundu.

“Dini konu, Diyanet’in tekelinde değildir”

Dini konunun, Diyanet’in tekelinde olmadığını belirten Bozdağ, “İlahiyatların tekelinde değildir. İmam-Hatip Lisesi öğretmenlerinin tekelinde değildir. Hiç kimsenin tekelinde değildir. Ama bunlar bu konuda daha eğitimli oldukları için öne çıkıyorlar. Bir de bunların dışında değişik şekillerde ilim, irfan sahibi olan, toplumun saygınlığını kazanan muteber İslam alimleri var. Her yerde var bu. Adam diyelim İlahiyat bitirmemiş ama hakikaten ilmiyle, irfanıyla gerçekten herkeste saygınlık uyandıracak insanlar var. Bu insanlara da toplumumuz itibar ediyor. Dinin zarar görmesi, gölgelenmesi ve yanlış anlaşılması konusunda Diyanet’e ne kadar görev düşüyorsa bunlara bir fazlası düşüyor. Onların da taşın altına elini koyması ve bu saldırılar karşısında bu yanlış algılar karşısında mücadele etmesi lazım. Yani sesinizi çıkarın derken, herkes bu noktada birisi dinin özüyle bağdaşmayan bir şey çıkardığında hemen oradan kalkıp sesini çıkarması lazım” şeklinde konuştu.

“Tayyip Bey aklı erdiği günden bu güne imanıyla ihlasıyla ameliyle ortada olan birisidir”

Güncelleme konusunda Cumhurbaşkanı Erdoğan’a çok saldıranların olduğunu kaydeden Bozdağ, “Sanki reform gibi algılatmak isteyen ve algılamak isteyenler oldu. Cumhurbaşkanımızın hayatı ortadadır. Tayyip Bey aklı erdiği günden bu güne imanıyla ihlasıyla ameliyle ortada olan birisidir. İmanı amelinin bedellerini de yaptığı mücadele içerisinde ödemiş birisidir. 28 Şubat’ın ve ülkemize pek çok yanlış uygulamaların ortaya koyduğu bütün sakatlıkları ortadan kaldıran bir liderdir. Bugün Türkiye’de dinin öğrenilmesi ve öğretilmesi ve muhafazakar mütedeyyin insanların kendini ifade etmesinin önünde ne kadar engel varsa, Allah’ın izniyle hepsini kaldıran bir liderdir. Ama şimdi bakıyorsunuz burada saydırıyorlar. Cumhurbaşkanımızın dediği şey çok açıktır. Bir konuda açık ayet varsa ve sahih kesin sünnetten deliller varsa ona uyacağız. Onu tartışmaya gerek yok. Ama diyelim ki açık bir şey yok. O zaman ne yapacağız, içtihat yapacağız” ifadelerini kullandı.
Dün müftüler toplantısında bir ayet okuduğunu hatırlatan Bozdağ, “İşte diyor ki ey iman edenler Allah’a itaat edin, Peygamberine itaat edin ve sizden ulu emrede itaat edin diyor. Arkasından da diyor ki herhangi bir hususta diyor ihtilaf çıkarsa onu Allah ve Rasulüne götürün diyor. Yani bir meseleyi çözmek için bir ihtilaf çıktı o zaman Kuran’a bakın sünnete bakın diyor. Orada cevap bulamıyorsanız o zaman icma var, kıyas var, akıl var. Kuran ve sünnete aykırı olmamak şartıyla içtihat yapacak. Şimdi diyelim ki, şu anda uçak var, bilgisayar var, başka başka pek çok o dönemde olmayan konular var.

Bunlarla ilgili ne yapacak İslam alimleri, elbette İslam’ın temel kaynaklarına bakıp içtihat üretecek. İslam son dindir, kıyamete kadar yaşayacaktır. Eğer kıyamete kadar ortaya çıkacak sorunlara çözüm üretemezse, gelişmelere cevap veremezse, ihtiyaçlara cevap veremezse, o zaman kıyamete kadar varlığını nasıl sürdürecek? Peygamberimiz son peygamber, İslam son din. Bunun anlamı bizim inancımıza göre kıyamete kadar gelecek bütün sorunlara çözüm üretebilir. Bütün gelişmelere, ihtiyaçlara cevap verebilir. Bunu kim sağlayacak? Bunu içtihatlar, İslam alimleri sağlayacaktır. Ezmanın tagayyürü ile ahkamın tagayyürü inkar olunmaz derken biz Kuranı ve sünneti değil, Kurana ve Sünnete bakan gözlerimizi, kendi bilgilerimizi güncelleyeceğiz” açıklamasında bulundu.

“Cumhurbaşkanımızın dediği kendimizi güncelleyeceğiz”

Bozdağ, şunları kaydetti:

“Dinde reform olmaz, dinde reform yapılamaz. Cumhurbaşkanımızın hayatı bu tür düşünceye sahip olanlarla mücadele ile geçmiştir. Kim dinde reform diyorsa o din düşmanıdır. Şimdi dinde reform demek dini değiştirmek demektir. Beğenmediğin yeri yontmak demektir. Şöyle öyle demektir. Cumhurbaşkanımızın hayatı ortadadır. Buradan birileri başka bir noktaya götürmek istiyor. Cumhurbaşkanımızın dediği kendimizi güncelleyeceğiz. Tefsir kitaplarını okuyanlarınız olmuştur. Çok büyük bir alim yazıyor, altında diyor ki Allahü alem yani ben diyor bu ayetten bunu anladım ama diyor bu ayetin gerçek manası nedir Allah bilir diyor. Ben diyor onu bilemem diyor. Yarın başka bir alim o ayetten başka bir anlam çıkarabilir. Kesin bir şey hüküm ifade etmiyorsa yoruma açıksa, birisi öyle yorumlar, birisi böyle yorumlayabilir. Onun için de bu kesin olarak bunun manası yüzde 100 budur dediğinizde dini dondurursunuz. O zaman o sorunlara muhatap olanlar değişiyor. Onların ilimi de değişiyor, bakışı da değişiyor.”

“Reyting hastası adamlar olarak görüyorum. Şöhret hastası”

‘Ehem mühime müreccahtır’ diye bir kural olduğunu hatırlatan Bozdağ, “Bu da mecelle kuralı. Ehem mühimden öncedir, elzem lazımdan önce gereklidir. Şimdi bir mühim ehem iş varsa, mühim ne yapar bir kenarda durabilir. Şimdi toplumun onca meselesi varken yani hiç alakasız konuları gündeme getirip oradan konuşmanın bir anlamı yok. Türkiye’de bazı İslam’la ilgili çalışanlar var. Ben ilahiyat okuduğum için söylüyorum. Geçmişte bizim üniversitede bizim bir tane hocamız vardı. 400-500 sene önce tartışılmış bitmiş, artık tarafları kalmayan görüşleri getiriyor, sınıfta anlatıyor. Hoca niye bunu anlatıyorsun bunun ne anlamı var?Bu görüşün taraftarı yok, bir şeyi yok geçmiş gitmiş. O zaman geçmişte tartışılmış gitmiş. Şimdi bazı ilahiyattaki hocalar, bitmiş tartışmaları tarih kitaplarında kalmış gündeme getiriyorlar. Bunları ben reyting hastası adamlar olarak görüyorum. Şöhret hastası. Oradan kendilerine bir şey getiriyorlar. Ya sen yeni bir şey söyle, 500 sene önceki tartışmanın taraftarlarından biri gibi bugün konuşmak yerine yeni bir şey söylüyorsan ona göre söyle. Alıp alıp getiriyorlar gündeme, alıp alıp koyuyorlar. Yani bu da fevkalade yanlış bir şey. Bizim dinimize bakışlarımızı, dinimizin kıyamete kadar yaşayacağı esasını dikkate almamız lazım” şeklinde konuştu.

“Cumhurbaşkanımızın hayatı reform diyenlere karşı mücadeleyle geçmiştir”

Tartışmaların kesinlikle reform olmadığını söyleyen Bozdağ, “Cumhurbaşkanımıza kim ki o güncellemeyi öyle yapar, o Cumhurbaşkanımıza haksızlık etmiş olur. Ertesi gün zaten konuşmasında bu konudaki şeye çok net bir açıklık getirdi. Bu yüzden güncelleme reform değildir. Cumhurbaşkanımızın hayatı reform diyenlere karşı mücadeleyle geçmiştir” dedi.

Nurettin Yıldız konusu

Nurettin Yıldız’la ilgili konuşan Bozdağ, “Şu anda Nurettin Yıldız’la ilgili medyaya yansıdı. Bazı vatandaşlarımızın şikayeti üzerine başlatılan soruşturmalar var. Kişiler dini konularda farklı düşündü diye bizim kanunlarımızda bir suç yok. İnsanlar bu konularda farklı düşünebilir, farklı değerlendirmeler de yapılabilir. Ama zaman zaman yapıyor. Geçen Diyanet İşleri Başkanlığı hakkında da bir vatandaşımız şikayette bulunuyor, bu evlenme konusu, boşanma konusu üzerine bazı fetvaları alarak. Savcılıklar bizim usul hukukumuza göre mecburen yapılan şikayeti esasa kaydediyor. Esasa kaydettiği an soruşturma otomatik başlamış oluyor. Tabi gazeteciler onu hemen alıyor, ‘soruşturma başladı.’ Doğru, soruşturma başlamış oluyor ama resen bir soruşturma değil bunların birisi. Vatandaşlarımızın şikayeti üzerine başlamış soruşturma. Diyanet İşleri Başkanlığı, anayasa ve yasalarımıza göre dinin temel kaynakları doğrultusunda toplumu aydınlatmakla görevli. Şimdi vatandaşımız şikayet ediyor, ‘laik bir sistemde bu nasıl olur?’ diyor. Ama bizim Anayasamız laik, devletimiz laik ama aynı sistem içerisinde Diyanet İşleri Başkanlığı var ve Diyanet İşleri Başkanlığına da kanun bu görevi dinin sahih kaynaklarına göre yapma yetkisini vermiş. Tabi yapamayacağı işler de var ama vatandaşların sorunlarına ona göre cevap verme yetkisi vermiş. Dolayısıyla bu bizim Türkiye’deki uyguladığımız laiklik anlayışına ters değildir. Yani bir defa Anayasa’ya da ters değildir, 24’üncü madde çok açık, nettir, herkes din ve vicdan hürriyetine sahiptir, hiçbir şey olmadan dini ibadet yapma hürriyetine, dinini öğrenme hakkına da sahiptir. Ve bu görevler zaten Anayasa’nın 24’üncü madde çerçevesi ve 136’ncı madde çerçevesi bir de 2’inci maddesi çerçevesinde yerine getiriliyor” ifadelerini kullandı.

“Artık telefonla arayanlara telefonda fetva verilmesi dönemi kapanıyor”

Alo Fetva ile ilgili gerçekten mizahi şeyler olduğunu aktaran Bozdağ, “Adam açıyor, ‘işte böyle böyle’ bir soru soruyor, şimdi oradaki cevap verdiği zaman bilmiyor gariban, samimi bir vatandaş zannediyor. O da ona bir cevap veriyor. O alıyor o cevabı kullanıyor. Örneğin, FETÖ’cüler geçmişte, 17-25 Aralık’ta hepiniz çok iyi bilirsiniz, soruyor işte, o dönemde FETÖ’nün başlattığı darbe teşebbüsü sırasında, ‘hırsızlık yapmak dinde nedir?’ diye soruyor. Şimdi o cevap veriyor Ondan sonra manşet atıyorlar, ‘Diyanet’ten 17-25 Aralık’a destek.’ İşte Gezi’de başka sorular soruyorlar, ondan sonra, ‘Diyanet’ten Gezi’ye destek.’ Bunları yapanlar ahlaksız adamlar. Bu ahlaksızlar her yerde var. Gazetecilik adına yapıyorlarsa, gazetecileri kandıran davranışlar. Onlara karşı sizin yardımınıza bizim çok ihtiyacımız var. Böyle bir haber üreten olursa Allah için siz onlara yüz vermeyin. Vermezsiniz eminim ama bunlar oluyor. Fetvalar şahsidir, herkes söyledi. Fetvalar konusunda Diyanet yeni bir genelge hazırladılar. Ben onu izah etmek isterim, artık telefonla arayanlara telefonda fetva verilmesi dönemi kapanıyor. Diyanet, Alo-Fetva hattını arayanların sorularını alacak, ancak bu sorulara cevaplar yazılı olarak verilecek. Yazılı cevaplarda da ilçenin müftüsünün ilçedeyse, ildeyse il müftüsünün, Diyanet’te ise Din İşleri Yüksek Kurulu’nun onayı olacaktır. Dini bilgilendirme görevini herkes yapacak onda şüphe yok. Yüz yüze geldiğinde herkes ona cevap verecek. Ama öbür türlü sorular, kaydedilecek, arşivlenecek, verilecek cevaplar da kaydedilecek, arşivlenecek. Herkes geldiğinde kim ne dedi, kim ne sordu hepsi orada belli ve iletişim bilgileri de olacak” diye konuştu.

“Cuma hutbelerinde ben bir milliyetçilik damarı görmüyorum”

“Cuma hutbelerinde ben bir milliyetçilik damarı görmüyorum” diyen Bozdağ, “Ama PKK terör örgütü Zeytin Dalı Harekatı nedeniyle Doğu ve Güneydoğu’da bazı yerlerde vatandaşlarımızı tahrik etmek ve devletin, milletin bir bütünleşmesini engellemek için bunları özellikle yaptırıyor. Bu, terör örgütünün örgütsel bir faaliyetidir. Doğu ve Güneydoğu’da vatandaşlarımızın bir tepkisi yok. Bakarsanız, birkaç tane yerde var o tepki gösterenleri de devlet biliyor kimler olduğunu. O bölgedeki insanlar da biliyor. Onlar, terör örgütünün üyeleridir. Sırf camideki bu ibadeti provoke etmek, vatandaşlarımızı bu konuda rahatsız etmek için yapıyor. Diyarbakır’daki Ulu Camideki vatandaşlarımız da bu kişilerin yaptığı şeyden dolayı fevkalade rahatsızlar. Diğer camilerdeki Müslüman kardeşlerimizin hepsi de bundan rahatsızdır. Doğu ve Güneydoğu’daki vatandaşlarımız bu teröristlere destek vermemektedir, vermemiştir, ben bundan sonra da vereceğine inanmıyorum. Onlar da hep beraber ordumuzun Afrin’de yürüttüğü Zeytin Dalı Harekatı’nın başarısı için dua etmektedirler. Burada aramızda bir fark yoktur. Terör örgütü üyeleri vasıtasıyla abdest alıp camiye geliyor, giriyor camiye, cami herkese açık giriyor ve onlar onu yapıyorlar. İşte gördük geçen, Maraşlı şehidimiz, Kur’an-ı Kerim yere düşmüş, Kur’an-ı Kerim’e saygısından alıyor ve içine tuzaklanmış bomba ve şehit oluyor. Sur’da gördük, Şırnak’ta gördük, Cizre’de gördük, camilerde Kur’an-ı Kerimlere ve caminin minberine, mihrabına içine neler yaptıklarını gördük.

Bunların dine saygısı yok, dine inancı da yok. Dine inancı olan bir adam Kur’an’ın içine bomba koyar mı? Müslüman, Kur’an’ın bir harfi için gerektiğinde gözünü kırpmadan şehit olmayı göze alabilir. Ama bu alçaklar ne yapıyor, Kur’an’ın içerisine bomba koyuyor, Kur’an’ın içerisine bomba koyan adamın ben Müslüman olduğuna inanmıyorum. Bu talimatı verenlerin de ben Müslüman olduğuna inanmıyorum. Çünkü Müslüman, bunu yapamaz, yapmaz. Hem Müslüman olacaksın hem Kur’an’ın içine bomba koyacaksın. Olmaz, öyle şey olabilir mi? Onun için bu, terör örgütünün bir propagandasıdır. Çanakkale Zaferinin yıl dönümünde şehitlerimizi anmak, İslam’ın şehitlik anlayışını anlatmak neresi milliyetçilik? İslam’da şehitlik var. Onu anlatacak Mehmetçiklerimize bir mücadele içerisinde olduğu dönemde dua etmenin neresi milliyetçiliktir? Bizim dinimizde mücadele eden insanlara dua etmek vardır ve biz dua ediyoruz. Diyanet camilerinde de bu dualar yapılmaktadır. Bunun milliyetçilikle alakası yok.”

“Diyanet İşleri Başkanlığımız bu konuşmaları yapıyor, önümüzdeki günlerde hem toplu hem bireysel ayrıca görüşmeler planlandı”

Diyanet İşleri Başkanlığının tartışma oluşturan fetvaları veren kişilerle neden konuşmadığı sorusuna Bozdağ, “‘Kişilerle niye konuşmuyorsunuz?’ dendi, konuşuluyor. Diyanet İşleri Başkanlığımız bu konuşmaları yapıyor, önümüzdeki günlerde hem toplu hem bireysel ayrıca görüşmeler planlandı, yapılacak. Bir kısmında ben de bizzat bulunmayı düşünüyorum. Hep beraber oturup konuşacağız. Yani biz toplum içinde saygınlığı olan, muteber, gerçekten İslam bilgisi konusunda da Diyanet’te olsun olmasın herkesin değer verdiği otoriteleri kast ediyor. Yani onlarla ilgili zaten Diyanet’in onlarla ilişkisi kopmuş değil geçmişte de var. Zaman zaman bir araya geliniyor, konuşuluyor. Belki bundan sonraki süreçte daha fazla konuşma imkanı olacaktır çünkü bu saldırıları hep beraber büyük bir hassasiyet göstererek etkisizleştirebiliriz” açıklamasında bulundu.

Alevi vatandaşlara yönelik icraatlar

Alevi vatandaşlarla ilgili AK Parti hükümetleri döneminde ciddi çalışmalar yaptıklarını bildiren Bozdağ, şunları kaydetti:

“Biliyorsunuz, ilk defa Alevi çalıştaylarını biz yaptık. Yani devletin katında ilk defa bu tarihi adımı biz attık. İkincisi, ilk defa Alevi vatandaşlarımızın yazılı kaynakları olan klasiklerini Türkçeye çevirttirdik ve hem orijinal metnini koyduk hem yanına Türkçesini koyduk, bunların yayınlarını yaptık, Diyanet İşleri Başkanlığı vasıtasıyla ve ortak bir daha doğrusu bizim değil bizzat Alevi vatandaşlarımızın bu çalıştaylarda orak formüller üretmesi ve çözüme katkı sağlaması konusunda adım attık. Ve resmen devlette ilk defa Alevi vatandaşlarımızı muhatap alınması bu dönemde olmuştur. Biz yaptık. Dersim’le ilgili Cumhurbaşkanımız, hatırlarsanız, bizzat devlet adına özür dilemiştir. Yani biz Alevi vatandaşlarımızla ilgili gerçekten pek çok adımı attık bundan sonra da atmaya devam edeceğiz. Yurt dışına Alevi vatandaşlarımız, bugün bir gazetede gördüm, CHP’li bir milletvekili bir soru sormuş, ‘neye göre belirliyorsunuz?’ Diyanet belirlemiyor onları.

Onlar, kendileri yurt dışına gitmek isteyen Alevi Dedelerinden oradaki dernekler, vakıflar, Dede istiyorlar, Diyanet İşleri Başkanlığı da onları görevlendiriyor. Yani Diyanet bunları seçmiyor, gazetede ‘Neye göre Diyanet bunları seçiyor?’ Diyanet’e iletilen isimleri Diyanet görevlendiriyor. Onlar kendileri seçiyor, dernek, vakıf, kimse onlar seçiyorlar, onlar gönderiliyorlar. Yani diyelim ki, onlarla ilgili çalışmalarda çok ciddi adımlar attık biz. Mesela ilk defa Diyanet TV’de ve Diyanet İşleri Başkanlığı aracılığıyla Hz. Ali Efendimiz, evlatları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin Efendilerimizin, özellikle Hz. Hüseyin Efendimiz ve ehli beytin Kerbela’da şehadetine ilişkin şimdiye kadar böyle çok boyutlu çalışmalar yoktu. Ama ilk defa uzunca bir zamandır Diyanet İşleri Başkanlığı bunları başlattı. Devletin katıldığı Muharrem iftarları yine bizim dönemimizde başladı ve Diyanet İşleri Başkanlığı Muharrem Ayına ilişkin özel programlar yapıyor ama bu programlar Diyanet kendi yapmıyor, Alevi vatandaşlarımız kendi yapıyor, kendi saygı duyduğu, itibar ettiği Alevi önderlerinin yapması şeyinde onların davetlerine iştirak ediyor, onlara katılıyor.

Yani Diyanet İşleri Başkanlığı Alevi vatandaşlarımızın inançlarıyla ilgili, ‘sizin inancınız şudur budur’ şeklinde bir değerlendirme ve bir çalışması yoktur. Cami olan yerler de yeni yapılmış camiler değil. Alevi vatandaşlarımızın bir kısmı kendileri cami yaptırmışlardır. Bir kısmı 12 Eylül döneminde yapılan camilerdir. Yoksa hani kamuoyunda Alevi vatandaşların olduğu yere ‘Diyanet zorla cami yapıyor’ gibi bir algı oluşmasını istemem yani böyle bir çalışması Diyanet’in yoktur. Bunlar, geçmişte yapılmış bazıları bizzat vatandaşlarımızın kendi yaptığı camiler. Mesela benim ilimde Alevi kardeşlerimiz var, çok samimi, dostane ilişkilerimiz var. Onlar kendileri gelip benden minare istediler, köylerinde camileri kendileri yaptırmışlar, ben bakan olunca da, ‘minaresini yaptırır mısınız’ diye kendileri geldi benden ricada bulundular. Daha yapmadım ama onların öyle bir talebi oldu. Ben de ‘olur’ dedim. Ama onlar kendileri yapıyor ben onu demek için bunu söylüyorum. Yani burada şu anlaşılmasın, ‘Diyanet Alevi vatandaşlarımızın olduğu yere zorla cami yapıyor, zorla şunu yapıyor.’ Böyle bir şey yok. Yani onun altını çizmek için bunu ifade ettim.”

“FETÖ ve diğer terör örgütlerine ilişkin de söyledik, burada Diyanet bundan sonra daha aktif rol alacak ”

“FETÖ ve diğer terör örgütlerine ilişkin de söyledik, burada Diyanet bundan sonra daha aktif rol alacak ve terör örgütü ve bu noktada dinimizi istismar etmek isteyen yapılarla ilgili herkesten ama herkesten çok önce farkına varacak bir çalışma olması lazım” ifadesini kullanan Bozdağ, “Diyanet ak sütün içindeki ak kılı herkesten önce fark etmeli ve başkalarını da fark ettirmelidir. Bu noktada elbette büyük bir görev düşüyor. Bunun üzerinde de Diyanetimiz bundan sonra daha fazla duracaktır. Önümüzdeki günlerde kadın akademisyenlerle de bir araya inşallah geleceğiz ve kadın akademisyenlerimizin de kadın ve dini konular üzerindeki çalışmalarını daha görünür hale getirme konusunda da büyük bir etkinlik ortaya koyacağımızı buradan ifade etmek isterim. Sayıları ne kadar bilmiyorum ama ilahiyat fakültelerimize inşallah bundan sonra kadın akademisyenleri sayısı daha da artar ve onların bu alanda bilgi üretmeleri ben eminim ki, dinimizin doğru anlaşılmasına önemli katkı sağlayacaktır diyorum” dedi.  

Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Bekir Bozdağ, Bakan Kurulu toplantısının ardından yaptığı açıklamada, İstiklal Marşı’nın kabulünün yıl dönümü ve aynı zamanda Mehmet Akif Ersoy’u anma günü olduğunu hatırlatarak, “’Allah bir daha bu millete İstiklal Marşı yazdırmasın’ diyen İstiklal şairimiz merhum Mehmet Akif Ersoy başta olmak üzere bu vatana, bize emanet eden bütün şehitlere ve gazileri rahmet minnet ve şükranla yad ediyorum” diye konuştu. 

Başaran Holdinge başsağlığı 

11 Mart Pazar günü Başaran Holdinge ait özel jetin Birleşik Arap Emirlikleri’nden Türkiye’ye gelirken İran sınırları içerisinde düştüğünü ve uçakta bulunan yolcuların ve mürettebatın hayatını kaybettiğini kaydeden Bozdağ, hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı diledi. Uçağın enkazına ulaşıldığını, kara kutunun ele geçirildiğini ve hayatını kaybedenlerin naaşlarına ulaşıldığını söyleyen Bozdağ, “Olayın duyulduğu andan itibaren Başbakanlıkta bir kriz merkezi oluşturuldu. Dışişleri, İçişleri, Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlıklarımız, AFAD yetkilileri hep beraber olayı yakından takip ettiler. Tahran Büyükelçiliğimiz de olayı yakından takip etti. Ailelerle de irtibat kuruldu. Türkiye’den oraya hem arama kurtarma ekibi hem kaza kırım ekibi İranlılar yetkililerle işbirliği yapmak ve birlikte çalışmak üzere gönderildi. Kazanın kesin nedeni henüz belli değil. Değişik tahminler var, değerlendirmeler var. Bunların net sonucu kara kutunun incelenmesinden sonra ortaya çıkacaktır” ifadelerini kullandı. 

Bozdağ, Zeytin Dalı Harekatı’nın Afrin bölgesini terör unsurlarından temizlemek, bölgedeki sivil halkı terörün baskı ve zulmünden kurtarmak ve bölgede huzur istikrar ve barış ortamını yeniden inşa etmek maksadıyla başladığı günden beri başarıyla sürdüğünü belirterek, şunları kaydetti: 

“Zeytin Dalı Harekatı’nın başlangıcından bugüne kadar 42 kahraman Mehmetçiğimiz şehit olmuş, 202 kahraman vatan evladımız da yaralanmıştır. Teröristler tarafından Afrin bölgesinden Türkiye’ye atılan roketler ve yapılan saldırılar sonucunda 7 sivil vatandaşımız şehit olmuş, 125 vatandaşımız da yaralanmıştır. Bu harekat kapsamında bugüne kadar PKK, KCK,YPG, PYD ve DEAŞ terör örgütü mensubu şu an itibariyle en son aldığım rakam 3 bin 381 terörist etkisiz hale getirilmiştir. 175’i köy, 37’si kritik nokta olmak üzere toplam 212 bölge kontrol altına alınmıştır. Afrin’in yakın çevresindeki kritik kesimlerin tamamı kontrol altına alınmıştır.

İnşallah yakında Afrin merkezi de teröristlerden temizlenecek ve bölge halkı teröristlerin zulmünden baskısından kurtarılmış olacaktır. Kontrol altına alınan toplam alan şu an itibariyle bin 102 kilometrekarelik bir alanı kapsamaktadır. Harekat alanının bin 920 kilometrekare olduğunu düşünürsek şuan itibariyle bölgenin yarıdan fazlası kontrol altına alınmış durumdadır. Kontrol altına alınan yerlerde teröristlerden temizlenen her bölge alt ve üst yapısı süratli bir şekilde imar edilecek, bölgede her türlü güvenlik riskleri ortadan kaldıracak, bölge siviller için yaşanılır hale getirilecek. Buraların yönetimi Fırat Kalkanı Harekatı bölgesindeki Türkiye tecrübesinde olduğu gibi bölgedeki insanlar tarafından yapılması sağlanacak ve buradaki insanların gıda, sağlık eğitim ve diğer bütün güvenlik ihtiyaçları karşılanması konusunda Türkiye’nin destekleri devam edecektir. Bu bölgelere Afrin bölgesinden ülkemize terör örgütünün baskı ve zulmünden kaçarak gelmiş bulunan göç etmiş olan Afrinlilerin geri dönüşü için de uygun zeminler hazırlanacak ve bunların dönüşleri de Afrin’e sağlanacaktır.”  

“Bölgedeki terörist unsurları temizleyinceye kadar harekat devam edecektir”

Bugün Türkiye’de 4 milyon civarında Suriye’den gelen sivil insanların olduğunu ifade eden Bozdağ, “Türkiye bunlara milyarlarca dolar para harcadı. Türkiye’yi siviller üzerinden vurmak isteyenler Türkiye’nin Suriye’de ölümden kaçan, terörden kaçan, çatışmalardan kaçan sivillerin hayatını kurtaran nasıl önemli adımlar attığını görmüyorlar, görmemezlikten geliyorlar. Kendi ülkelerine bir Suriyeli sivili almamak için kırk takla atanlar, Türkiye’nin bu konuda yaptığı ferakarlığı, sivillere sahip çıkmayı maalesef görmediler. Biz onlara diyoruz ki ister görün ister görmeyin Türkiye sivillere, masumlara, mazlumlara bundan sonra da sahip çıkacaktır. Onlara hayatı zindan edenlere dersini verecektir. Bölgedeki terörist unsurları temizleyinceye kadar harekat devam edecektir” şeklinde konuştu.

“Davulla, zurnayla oraya gitmeyeceğiz” 

Kuzey Irak’a planlanan terör operasyonu ile ilgili soru üzerine Bozdağ, Türkiye’nin terör örgütüyle sadece Zeytin Dalı Harekatı kapsamında Afrin’de mücadele etmediğini, aynı zamanda PKK terör örgütüyle Türkiye’nin sınırları içerisinde ve PKK’ya destek olan diğer bütün sol ve başkaca terör örgütleriyle de eş zamanlı mücadelesini sürdürdüğünü vurgulayarak, “Irak’ta da aynı şekilde terör örgütüne karşı Türkiye’nin mücadelesi devam etmektedir. Irak hükümeti ile yapılan görüşmeler olumlu geçmiştir. Irak hükümeti de terör örgütüne karşı Türkiye ile bir anlayış birliğine varmıştır. Bu anlayış birliği çerçevesinde, terörle mücadele Irak tarafında da kararlı bir şekilde devam edecektir. Ancak bir harekat olursa, ne zaman olacak, o harekat başladığında hep beraber göreceğiz. Benden kimse bir takvim vermemi beklemesin. Davulla, zurnayla oraya gitmeyeceğiz. Bizim jetlerimizi, Mehmetçiklerimizi gördüklerinde geldiğimizi anlayacaklar” ifadelerini kullandı.

ABD ordusunun İncirlik’ten çekileceği yönündeki haberler 

ABD ordusunun İncirlik’ten çekileceğine yönelik haberlerin sorulması üzerine Bozdağ, “ABD’nin İncirlik’ten çekilmesi veya oradaki gücünü azaltmasına dair haberler medyada yer aldı. Ancak bu haberlerin içerisinde ABD’li yetkililerin bunu yalanladığı da yer aldı. Bizdeki bilgiler bu yönde. ABD’nin aldığı bir kararın olmadığı yönündedir” dedi.

“Almanya’nın Ankara Büyükelçisi’ne elden bir nota verildi” 

Almanya’da camilere yönelik saldırılarla ilgili soru üzerine Bozdağ, şunları kaydetti:
“Almanya’da son zamanlarda artarak Türklerin yoğun yaşadığı yerlerde Türklerin ibadet yerlerine dönük ciddi saldırılar söz konusudur. Bir yandan ayrılıkçı ırkçılar Alman vatandaşlarından oluşuyor, öte yandan bölücü terör örgütü PKK’nın Almanya’daki teröristleri oradaki vatandaşlarımıza ve onların mabetlerine saldırılar yapmaktadırlar. Biz bu saldırılardan büyük bir endişe duyuyoruz. Din ve vicdan hürriyeti Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin de teminat altına aldığı bir hürriyettir. Biz buradan Alman hükümetine diyoruz ki, bu suçları işleyen suçlular kimse, bunları yakalamak, yargı önüne çıkarmak ve hak ettikleri cezayı almalarını sağlamak Alman devletinin, hükümetinin görevidir. Maalesef bugüne kadar Türklere dönük eylemleri gerçekleştirenlerin çok büyük kısmı tespit dahi edilemedi. Bugün Dışişleri Bakanlığımız, Almanya’nın Ankara Büyükelçisi’ni Dışişleri Bakanlığına çağırdı. Kendisine gerekli uyarılar yapıldı ve elden de Almanya’nın Ankara Büyükelçisine bir nota verilmiştir. Türkiye burada olup bitenlerin yakından takipçisi olmaya devam edecektir.”

“Müzakere sonucunda belli bir noktaya gelinmiştir” 

ABD Dışişleri Bakanı Tillerson’un Türkiye’yi ziyareti üzerine üç tane ayrı ortak mekanizma kurulmasının kararlaştırıldığını hatırlatan Bozdağ, “Bu ortak mekanizma ilk toplantısını 8-9 Mart 2018’de Washington’da yaptı. Türkiye’de bu toplantıda ABD’den neler beklediğini net bir şekilde bir kez daha ortaya koydu. Bizim beklentilerimizin nasıl ve hangi süreçte hayata geçirileceği hususunda yoğunluklu olarak durulmuştur. Müzakere sonucunda belli bir noktaya gelinmiştir. Türkiye’nin tutumu çok nettir. Menbiç’te PKK’lı, PYD’li, YPG’li, DEAŞ’lı hiçbir teröristi Türkiye istememektedir. SDG şemsiyesi, kılıfı altına gizlenerek de istememektedir. Açık bir şekilde de bölgede terör unsurlarının barındırılmasını istememektedir. Bunu net şekilde muhataplarımıza ilettik. Burada bir anlayış birliği sağlanamazsa Türkiye buradaki teröristleri Afrin’dekileri nasıl temizlediyse aynı usul ve yöntemle temizlemekte kararlıdır. Bir noktaya gelindiğini görüyoruz burada. Ayın 19’unda Dışişleri Bakanımız Çavuşoğlu Washington’da olacak ve ABD Dışişleri Bakanı ile bu görüşmenin sonuçları üzerinde tekrar görüşecekler. Ondan sonra ortaya somut üzerinde mutabakata varılan veya varılamayan sonuçlar çıkacaktır. Biz onu göreceğiz. Türkiye ABD’nin Suriye konusunda bundan sonra sözlerinden ziyade icraatlarına bakacaktır. Biz arazideki adımlara bakarak kararlarımızı oluşturacağız” diye konuştu.

“Rusya, İran Türkiye ile 3’lü zirve toplantısı 4 Nisan’da İstanbul’da yapılacaktır” 

“Rusya, İran Türkiye ile 3’lü zirve toplantısı 4 Nisan’da İstanbul’da yapılacaktır” diyen Bozdağ, “3 Nisan’da Türkiye ile Rusya arasında bir İş Stratejik İş Konseyi Toplantısı yapılacaktır. Putin de orada olacak. Ama 4’ünde Ruhani, Putin ve Cumhurbaşkanımız İstanbul’da bir araya geleceklerdir” ifadelerini kullandı.  

Pelin Üzek Kılıç
 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu sonrasında açıklama yapan Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Bekir Bozdağ, çocuk istismarcıları için oluşturulacak bir komisyon ile çalışmalar yapılacağını, cezaların artırılacağını ve gerekli tedbirlerin alınacağını söyledi. Çocukların korunması hususunun Bakanlar Kurulunda detaylı bir şekilde görüşüldüğünü açıklayan Bozdağ, Başbakan Yardımcısı Recep Akdağ başkanlığında Adalet Bakanı Abdulhamit Gül, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz ve Sağlık Bakanı Ahmet Demircan’dan oluşan bir komisyon kurulduğunu belirterek, “Komisyonun kuruluş amacı, çocuklarımızın korunması konusunda bugüne kadar aldığımız bütün tedbirlerin gözden geçirilerek daha etkin koruma için neler yapılması gerektiği hususunu çalışmak ve en kısa sürede hükümetimize yasal ve idari açısından yapılması gerekenler konusunda bir rapor sunmak olacaktır. Cezaların artırılması başta olmak üzere her alan tek tek ele alınacak ve sonucunda yapılması gerekenler bir rapora bağlanacak, yasal düzenleme gerektiren hususlar TBMM’de yasalaştırılacak, idari tedbirle yapılacak hususlarda gerekli düzenlemeler yapılacak ve gerekli tedbirler alınacaktır. Çocuklarımızın her biri bize emanettir. Her türlü suça karşı, ahlaksızlığa, saldırıya karşı çocuklarımızı korumak hepimizin vazifesidir. Öncelikle hükümetimizin ve güvenlik güçlerimizin, devlet kurumlarımızın başta gelen vazifesidir” dedi.

Çocuklara dönük cinsel istismar suçları başta olmak üzere suçların işlenmesini tamamen ortadan kaldırmanın sadece hükümetin çalışması ile ortadan kaldırılabilecek bir husus olmadığını, toplumun tüm kesimlerinin çocukları mağdur eden kişilerle mücadele etmesi gerektiğinin altını çizen Bozdağ, “Sadece cezalarla bu meseleyi halledemeyeceğimizi bilmemiz lazım. Elbette en ağır şekilde cezalar verilecektir, infazlar yapılacaktır. Bu düzenlemenin içinde cezaların artırılması konusu ayrıca ele alınacak. 12 yaşı doldurmamış olan çocuklarımıza dönük suçlarla ilgili ayrı cezai yaptırımlar getirilebilecek, başka düzenlemeler rapor sonunda hayata geçirilecektir. Bu işin bir boyutu, çocuklarımız istismar edildikten sonra devreye giren boyutu, bunun caydırıcı yönü var. Ama bizim bu suçları önleyici ve bu tür suçlara karşı çocuklarımızı koruyucu adımları atmaya hepimizin özen göstermesi lazım. Burada sorumluluk 80 milyon insanımıza aittir. Bu tür sapıklarla, suçlularla, bu tür eğilimi olan kişilerle birlikte mücadele etmeliyiz” diye konuştu. 

“Seçim ittifakını yasaklayan düzenlemeler yasalarımızdan çıkartılmıştır”

Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Bekir Bozdağ, “Seçim ittifakını yasaklayan düzenlemeler yasalarımızdan çıkartılmıştır. Milletvekili ve cumhurbaşkanı seçimlerinde partilerin ittifak yapabilmelerinin önü açılmıştır ve bunun yasal çerçevesi çizilmiştir” dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu sonrasında açıklama yapan Bekir Bozdağ, seçim ittifakını yasaklayan düzenlemelerin yasalardan çıkartıldığını belirterek, düzenlemenin Çarşamba günü TBMM’ye sunulacağını kaydetti. MHP ile AK Parti heyetleri arasında yapılan çalışmaların tamamlandığını ve ittifak konusu başta olmak üzere mahalli idareler seçimi ile ilgili uyum düzenlemelerinin ele alındığını kaydeden Bozdağ, “26 madde üzerinde mutabakat sağlandı. Bunların içinde neler var diye baktığımızda bunu ben bugün açıklamayacağım. Çarşamba günü komisyon başkanları beraber açıklayacaklar. Ancak şu kadarını söyleyebilirim, seçim ittifakını yasaklayan düzenlemeler yasalarımızdan çıkartılmıştır. Milletvekili ve cumhurbaşkanı seçimlerinde partilerin ittifak yapabilmelerinin önü açılmıştır ve bunun yasal çerçevesi çizilmiştir. Oy pusulası nasıl olacak, ittifak halinde milletvekillerinin dağılımı hangi usule göre yapılacak, bu konuyla alakalı pek çok sorunun cevabı yasal düzenleme ile verilmiş olacak” diye konuştu.

Yapılan düzenlemede ittifak yapacak partiler arasında bir sınırlama olmadığını kaydeden Bozdağ, Saadet Partisi ile AK Parti-MHP’nin bir ittifak yapıp yapmayacağının zaman içinde ortaya çıkacağını belirterek, “Şuanda AK Parti-MHP ittifakı kesin gibi, kesin diyelim artık ona, gibiden öte. 2019 milletvekili ve cumhurbaşkanı seçimine AK Parti-MHP bir ittifak olacağını kamuoyuna açıkladı. Saadet Partisi ile Cumhurbaşkanımız bir görüşme yaptı, o görüşmenin yansımaları nasıl olacak göreceğiz” şeklinde konuştu.
“Türk” ve “Türkiye” gibi ibarelerin dernekler, meslek örgütleri ve sivil toplum örgütlerinin isimlerinden çıkartılacağına yönelik bir adım atılıp atılmayacağı sorusu üzerine Bozdağ, “Sayın Cumhurbaşkanımızın açıklaması üzerine Sayın Başbakanımızın bir talimatı olmuştur. Başbakanlıkta bu konuda bir hazırlık devam etmektedir, ancak henüz tamamlanmadı. Bugün Bakanlar Kurulunda bu konu müzakere edilmedi” dedi. 

Derya Yetim 

Bozdağ, Yatırım Ortamının İyileştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı görüşmelerine katıldı. Bozdağ, yatırımların teşvik edilmesine ilişkin olarak, “2017 yılında Türkiye’de 7 bin 476 adet yatırım teşvik belgesi düzenlendi. Bu rakam bir önceki yıla göre yüzde 46’lık bir artışı ifade etmektedir, yani büyük bir artış var. Benzer şekilde, bu yatırım projelerinde öngörülen sabit yatırım tutarı yüzde 82’lik artışla 178,3 milyar TL’ye, öngörülen istihdam ise yüzde 64’lük artışla 227 bin 408 kişiye ulaşmıştır. Özetle, ülkemizde yatırımcıların yatırım iştahı, çok şükür, artarak devam ediyor, bu da bizim aldığımız tedbirler ve uyguladığımız politikaların sonucudur” dedi.

Bozdağ, şöyle konuştu:

“Yabancı yatırımcıların ülkemize ilgisine bakacak olursak, ülkemizde gerçekleştirilen uluslararası doğrudan yatırımlar 2017 yılında 11 milyar dolar seviyesinde gerçekleşmiştir. 2017 yılında, ülkemizde bir önceki yıla göre, yüzde 6’lık bir artışla 5 bin 930 adet yeni yabancı sermayeli şirket kurulmuştur. Yani, eğer yabancı sermaye kendisi için güvensiz bir ortam görse, 5 bin 930 yeni şirket Türkiye’de kurulmaz. Bunlar Türkiye’de kendileri için bir gelecek görüyorlar, bir kazanç görüyorlar ki yatırım yapıyorlar. 11 milyar dolar -az bir rakam değil- doğrudan yatırım için gelen para var. Toplam yabancı sermayeli şirket sayısı şu anda 58 bin 954’e ulaşmıştır. Ayrıca, 2002 öncesinde ülkemize gelen doğrudan yabancı yatırım tutarı toplamı 15,1 milyar ABD doları iken bu rakam 2002-2017 Kasım döneminde tam 191 milyar ABD doları seviyesine gerçekleşmiştir ki bu çok büyük bir değişimdir, olumlu bir gelişmedir.”

Ahmet Umur Öztürk
 

Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, AK Parti Aksaray Gençlik Kolları 5. Olağan Kongresi için Aksaray’a geldi. Burada bir konuşma yapan Bozdağ, ABD’nin Türkiye’ye karşı olan tutumunu değerlendirerek, terör örgütlerini kabul ettiğini ve Türkiye’yi ikna etmeye çalıştığını söyledi. Türkiye’nin Suriye konusunda iknaya ihtiyacı olmadığının altını çizen Bozdağ, “Türkiye’nin Suriye konusunda iknaya ihtiyacı yoktur. Bizim dediğimiz şey çok basittir. Sınırımızın boyunda oluşacak bu terör yapılanmasını engellemek bu milletin de bu devletin de var oluşsal sebeplerinden bir tanesidir. Amerika’nın sınır boyunda, 911 kilometresinde 40 yıldır Amerika’yı bölmek isteyen bir terör örgütü devletleşmek için adım atmış olsa ve Amerika’nın da 40 binden fazla vatandaşını öldürmüş olsa, Türkiye’de bu terör örgütlerine yardım ediyor olsa ABD bundan memnun olur mu? ABD halkı bundan memnun olur mu? Olmaz. 11 Eylül oldu, ikiz kuleler vuruldu, ABD, ‘El Kaide terör örgütü bunu yaptı’ dedi. Hiç kimse sorgulamadan ne dedik, ‘Biz El Kaide terör örgütüne karşı ABD’nin yanındayız’ dedik. Onlarla beraber mücadele ettik. 15 Temmuz darbe teşebbüsünü hep beraber yaşadık, bu darbe teşebbüsünü gerçekleştiren Fetullahçı Terör Örgütü’nün kurucusu, yöneticisi, elebaşı hala Amerika’nın Pensilvanya eyaletinde Amerika Devleti’nin himayesinde yaşamını sürdürüyor. Türkiye aleyhine terör eylemlerine hiçbir sınırlamaya tabi olmadan devam ediyor. 250 vatandaşımız şehit oldu, 2 bin 194 vatandaşımız yaralandı. Peki, soruyorum, ABD’nin meclisini, ABD’nin beyaz sarayını bombalamış olan bir terör örgütü, bu kadar vatandaşını şehit etmiş olan bir terör örgütü olsa bu örgütün yöneticisi de Türkiye’de yaşasa ABD yönetimi ve halkı buna ne der? ABD’nin bizi oyaladığı gibi, ipe un serdiği gibi Türkiye de ABD’yi bu teröristler konusunda oyalasa ABD halkı ve ABD bundan memnun kalır mı? Kalmaz. Üsame Bin Ladin ABD için ne anlam ifade ediyorsa, Fetullahçı Terör Örgütü’nün elebaşı terörist Gülen de Türkiye için aynı anlamı ifade etmektedir. Ama maalesef ABD yönetimi Türk Milletini ve Türkiye Devleti’ni ve devletimizin hassasiyetlerini anlamamakta direniyor. PYD, YPG terör örgütüdür diyoruz, onlar terör örgütü kabul etmiyorlar. FETÖ terör örgütü diyoruz, onlar başka telden çalıyorlar. PYD, YPG eşittir PKK’dır. DEAŞ ne ise PKK odur. PKK, DEAŞ ne ise YPG, PYD FETÖ terör örgütleri aynıdır. Bu terör örgütlerinin hepsi aynı fabrikanın ürünüdür. Sadece ambalajları farklıdır” dedi.

Programa AK Parti Grup Başkanvekili ve Aksaray Milletvekili İlknur İnceöz, Milletvekili Mustafa Serdengeçti, Belediye Başkanı Haluk Şahin Yazgı, AK Parti İl Başkanı Hüseyin Altınsoy, ilçe, belde belediye başkanları, il genel meclisi başkanı ve üyeleri, çok sayıda partili ve gençlik kolları üyeleri katıldı. 

Yasin Can

İslam Toplumu Milli Görüş (IGMG) Genel Sekreteri Bekir Altaş, “Almanya’da ve Avrupa’nın diğer ülkelerinde Müslümanlara ve İslami kurumlara yapılan saldırılarda rekor bir artış yaşanmaktadır. Birkaç gün içerisinde birçok cami saldırıya maruz kalmıştır. Bu eylemler birçok açıdan endişe vericidir: İlk olarak, gün geçtikçe daha yoğun bir şekilde saldırıya maruz kalan Müslümanların can güvenliğinden endişe duymaktayız. Daha kötü olayların yaşanması an meselesidir. İkinci olarak, bu saldırılara karşı kamuoyundan en ufak bir tepki yükselmemesi bizleri hayal kırıklığına uğratmaktadır. Bugüne kadar herhangi bir kınama söz konusu olmamıştır. Anlaşılan, terör örgütü mensuplarınca sistematik olarak Müslümanlara ve İslami kuruluşlara saldırılar düzenlenmesi ve Almanya dışındaki çatışmaların ülke içine taşınması kamuoyunu hiç ama hiç ilgilendirmemektedir. Son olarak, emniyet birimleri ve siyasetin bu saldırılara ciddiyetle yaklaşmadıkları anlaşılmaktadır. Maalesef terör örgütlerinin Almanya’da hiçbir engellemeye maruz kalmadan gösteri ve terör propagandası yapabildiklerini müşahede etmekteyiz. Öte yandan PKK terörüne karşı mücadele edilmesi gerektiğini savunan insanların hedef gösterilerek susturulduğunu görmekteyiz. Bu, Almanya’da yaşayan Türkiye kökenli insanlarla alay etmek anlamına gelir” açıklamasında bulundu. 

Mehmet Koca

Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Bekir Bozdağ, Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından Kağıthane’deki Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığı Konferans Salonu’nda düzenelen Vahyin Kutsadığı Şehir: Kudüs” başlıklı Uluslararası Toplantının açılış programına katıldı. Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ konuşmasında Zeytin Dalı Harekatına değindi. 20 Ocak 2018 ‘de Zeytin Dalı Harekatının başladığını söyleyen Bozdağ, “Harekatın hedefi, PKK,KCK, PYD,YPG, DEAŞ terör örgütlerini temizlemektir. Burayı güvenli bir bölge haline getirmek terörden arınmasını sağlamaktır. Başka bir hedefi yoktur. Terör koridorunun oluşturulmasına engellemektir. Türkiye bu adımı atmak zorunda kalmıştır. Türkiye’nin zorunlu tercihidir bu adım. Her ülkenin teröre karşı kendisini savunması doğal ve meşru hakkıdır. Türkiye’de doğal meşru hakkını kullanmıştır” dedi.

Bazı çevrelerin TSK’nın sivilleri hedef aldığın şeklinde yalan söylediğini belirten Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, ” Bunlar yalan haberlerdir. Türkiye kürt kardeşlerimizin de devletidir. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin sivillere zarar vermesi düşünülemez. Ordumuzun geleneği, kadınlara, yaşlılara, çocuklara , sivillere zarar vermeye manidir. Türkiye kılı kırk yaran bir dikkatle operasyon yapıyor. Irak’ta 3 milyona yakın insan öldürülürken, hak ,hukuk diye bugün Türkiye’yi eleştirenler neredeydi. PKK , DEAŞ terör örgütü masum insanları şehit ederken neredeydiniz? Bizim askerimizin , devletimizin elinde sivillerin, masumların kanı hiç olmadı. Bundan sonra da olmayacak. Zeytin dalı harekatı ne kadar sürecek? Herkes bunu soruyor. Bu harekat sınırlı bir harekat. Kapsamı Afrin bölgesinin sınırları içeresindeki terör örgütleri ve teröristlerdir. Bu bölgedir.Ne kadar sürecek bu bölgedeki terör örgütleri ve son terörist etkisiz hale getirilinceye, oradaki insanlar barışın ve hürriyetin tadına varıncaya kadar devam edecek. Harekatın kısa sürmesini isteyenlerden bizim de isteğimiz var. Bu beslediğiniz teröristlere verdiğiniz silahları derhal toplayın. Bir daha silah vermeyin. Türkiye NATO ülkesidir. NATO ülkesini ve NATO’nun sınırlarını koruyan Türkiye’yi NATO’nun silahlarıyla bir terör örgütünün daha fazla vurmasına göz yummayın. NATO ülkesi bir başka NATO ülkesini verdiği silahlarla vuruluyor ve kimse çıkıp “Sen bunu yapamazsın “diyemiyor.Bunun süresi ve sınırı konusunda Türkiye’nin kimsenin aklına ihtiyacı yoktur. Net söylüyoruz. Süre, teröristlerin sonuncusu etkisiz hale getirilinceye kadar devam edecek. Başarıya ulaştığı an harekat bölgeden Türk Silahlı Kuvvetleri çekilecek. Bu harekatı toprak kazanmak için yapmadığımızı herkes biliyor. Hiçbir ülkenin başka ülkeden zorla toprak edinmesini Türkiye tasvip etmemiştir bugüne kadar. Türkiye işgalci değildir. Bölgede kalıcı hiç değilidir. Bölge huzur ve güvene kavuştuktan sonra bölgenin yönetimi teröristlerin elinden alındıktan sonra , bölge orada yaşayan gerçek sahiplerine bırakılacak. Buradan Türkiye’nin burada kalıcı olmadığını teröristlerin işgalini sona erdirip güven ortamı sağladıktan sonra çıkacağını bir kez daha tekrarlıyorum” dedi. 

Murat Horoz