Yenikapı Avrasya Gösteri ve Sanat Merkezi’nde düzenlenen World Cities Congress Istanbul 2018’in açılışına İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Mevlüt Uysal’ın yanı sıra, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Faruk Özlü, Eski İspanya Başbakanı José Luis Rodríguez Zapatero, İstanbul Valisi Vasip Şahin, İBB bürokratları ile yerli ve yabancı çok sayıda teknolojide öncü firmaların yetkilileri katıldı.

“Dünya Akıllı Şehirler Kongresi 2018”de konuşan Zapatero, “Akıllı şehirler konusunda bir liderliği olabilir İstanbul’un” dedi. İnsanlığın geleceğinin şehirlerin geleceğiyle doğrudan bağlantılı olduğunu ifade eden Zapatero konuşmasını şöyle sürdürdü: “Çünkü dünya nüfusunun yüzde 70’i şehirlerde yaşıyor. Dolayısıyla bu eğilimin önüne geçmek mümkün değil. Geçen yüzyılda radikal bir değişim yaşadık. Yeni teknolojiler, aplikasyonlar, platformlar ve yeni şehirler oluşmuyor aynı zamanda şehirler baştan oluşturuluyor. Yani daha orijinal ve otantik düşünürsek, şehirler vatandaşlar için daha yaşanabilir yerlere dönüşüyorlar. Onun için gelecek için, kişiler için yayalar için şehir. Toplu taşımanın sürdürülebilirlikle konsepleştiği şehirler. Ve bütün sosyal hizmetlerin genişlediği, risklerin azaldığı kültürel etkinliklerin düzenlendiği şehirler oluşuyor. Tabii burada kültürde çok önemli. Kültür bir akıllı şehrin temelinde yer alıyor. Burada İstanbul’da akıllı şehirler yönünde bir görev bir misyon söz konusudur. Bu konuda İstanbul lider konumuna gelebilir. Dünyadaki şehirler ağı içinde kendine lider bir konum edinebilir.”

Avrupa’nın Türkiye’ye İhtiyacı Var

“Dünya Akıllı Şehirler Kongresi 2018”de konuşan Zapatero, İspanya’da Başbakanlık yaptığı dönemde Türkiye ile özel bir arkadaşlık ilişkisi kurduğunu ifade ederek, “İspanya ve Türkiye bazı ortak noktalara sahipler. Çok büyük tarihe sahip iki ülkedirler. Aynı zamanda bağlantıları ve büyük medeniyetler sahip ülkelerdir. Bu Yüzden Türkiye ve İspanya ilişkilere açık iki devlettirler. Bu konuda çok büyük potansiyel var. Barış içinde bir medeniyetler iş birliği söz konusudur. Özellikle Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile birlikte ortak bir kültürel ve medeniyetler iş birliğini ürettik. Burada radikalizme, nefrete ve şiddete ve anlayışsızlığa karşı bir mücadele başlattık” diye konuştu.

“Avrupa Birliği, Türkiye’ye ihtiyacı olduğunu net bir şekilde anlamalı” diyen Zapatero şöyle devam etti: “Aksi takdirde Avrupa eksik kalacak ve sınırlanmış olacaktır. Hatta bu akıllı şehirler kapsamında da akıllı globalizmin altını çizmek istiyorum. Dünyada küresel akıl, gelecekte bizi bazı barışçıl çözümlere götürecek yöntemdir. Dolayısıyla bütün hükümetlere ve büyük şirketlere sesleniyorum. Dünyada bizi bazı şeylere zorlayan büyük data gibi kavramlar, sanal zeka, telekomünikasyon, platformlar, aplikasyonlar söz konusudur. Daha önce asla görülmemiş medeniyetler için önemli gelişmeler söz konusu oldu. Sağlık, enerji, eğitim ve daha iyi bir yaşam için yeni imkanlar oluştu. Bunların hepsi mobil teknoloji sayesinde oluyor. Elimde gördüğünüz bu akıllı telefon neredeyse bizim ailemiz kadar önemli olmaya başladı. Biz artık telefonsuz yaşayamıyoruz. Bizim hayatımızı etkiledi ve dünyayı da değiştirdi.”

Geçen Yüzyılda Radikal Bir Değişim Yaşadık

Hükümetlerin sanal zekayı ve teknolojiyi desteklemesi gerektiğinin altını çizen Zapatero bu teknolojik gelişmelerin de dünya barışına katkı sunulması için geliştirilmesi şart olduğunu kaydetti.

Aplikasyonların toleransı geliştirmek, şiddeti azaltmak için kullanılması gereken yöntemler haline gelmesi gerektiğini aktaran Zapatero, Suriye’deki iç savaşta acı çekenler başta olmak üzere herkesin yeni teknolojik yöntemlerle nefreti azaltma yönünde çaba göstermesi gerektiğinin altını çizdi.

Akıllı teknolojileri hayata geçirmek için uğraş veren şehirlerden birisinin de İstanbul olduğunu vurgulayan Zapatero, bu tarihi şehrin çok köklü ve lider doğuyu ve batıyı birleştiren bir köprü görevi yaptığını belirtti.

Konuşmaların ardından İspanya Başbakanı Zapatero konuklarla birlikte “Dünya Akıllı Şehirler Kongresi 2018’in açılış kurdelesini kesti. İETT tarafından geliştirilen elektrikli otonom aracın tanıtımında da yer alan Zapatero, basın mensuplarının yönelttiği soruları cevapladı.

“İstanbul hakkında ne düşünüyorsunuz?” şeklindeki bir soruya Zapatero şu cevabı verdi: “Eğer dünyada bir başkent seçmek gerekirse bu kesinlikle İstanbul olurdu. Çok derin tarihi olan bir şehir, kıtalar arasında bir geçit, kültürler arasında bir köprü oluşturuyor İstanbul. Eğer Türkiye’de İstanbul olmasaydı, dünya şu anda olduğu gibi olmazdı. Avrupa’nın Türkiye’ye ihtiyacı vardır. Türkiyesiz bir Avrupa çok çok daha güçsüz olacaktır. İstanbul her şeyden önce akıllı şehirlerin lideri olmalıdır, teknoloji devriminde lider olmalıdır. İstanbul’un yapay zeka ile birlikte ilk önce barışın ve arkasından hoşgörünün başkenti olmasını istiyoruz. Ve bunu hep birlikte yapmamız gerekiyor. Türkiye ve İspanya birlikte.”

Konuğuyla birlikte fuar alanını gezen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Mevlüt Uysal’da konuğunun bu sözlerine karşılık, “Geçmişte İstanbul zaten bunu yapmıştı. Barışın ve hoşgörünün başkenti olmuştu. İnşallah bundan sonra da böyle olacak” dedi.

Yara, Kredi ve Yurtlar Kurumu Karabük İl Müdürlüğü tarafından “Çınaraltı Gençlik Söyleşileri” etkinlikleri çerçevesinde “Yeni Türkiye, Yeni Gelecek” konferansları kapsamında düzenlenen “Oyun Bozan Türkiye” programına katıldı. 

Karabük Üniversitesi (KBÜ) 15 Temmuz Konferans Salonu’nda düzenlenen etkinliğe KBÜ Rektörü Prof. Dr. Refik Polat, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Mustafa Yaşar, KYK İl Müdürü Kadir Öztürk ile KYK yurtlarında kalan öğrenciler katıldı. 

Programın açılışında konuşan KYK İl Müdürü Kadir Öztürk, öğrencilerden beklentilerinin yüksek olduğunu söyleyerek, “Bütün dünyanın gözleri ülkemizin üzerinde olduğunu, bazen dost görünerek sinsice, bazen oluşturdukları terör örgütleri ile ülkemize diz çöktürmeye çalışan, bölgesinde ve dünyada lider ülke olma gayretinin önünü kesmeye çalıştıklarını hep birlikte görmekteyiz. Ülkemiz madden ve manen güçlü ve lider ülke olma yolunda 2023 ve 2071 hedeflerine ulaşmak için emin adımlarla ilerlerken, sizlere güveniyor ve sizlerin oyunlara gelmeyerek oyunları bozacağınıza inanıyoruz. Sizlerden beklentimi işinizi çok iyi yapıp derslerine iyi çalışarak, kendinizi iyi yetiştirmeniz” dedi. 

15 Temmuz’da şehit olan gençleri anan Mete Yarar, ülkenin gençlere ihtiyaç duyduğunda hiç birisinin geri adım atmadığını belirterek, “1990’da Yunanistan’ın Gayri Safi Milli Hasılasının 100 milyar dolar, Türkiye’nin 150 milyar dolardı. Yıl 2017, Türkiye’nin Gayri Safi Milli Hasılası 800 milyar dolar. İran, Irak, Suriye, Yunanistan, Bulgaristan, Ukrayna ve Ermenistan bu ülkelerin toplam büyüklüğünden daha büyüğüz ekonomik olarak. Oyun bozmak için önce büyük olman lazım. Yunan Savunma Bakanı dedi ki ‘bizim bugünkü şartlarda Türkiye’nin ekonomik gücüyle, savunma sanayisiyle ve gelmiş olduğu teknolojiyle yarışmamız mümkün değil.’ Aradaki fark inanılmaz açıldı. Beyaz Saray eski ulusal güvenlik danışmanlarından, stratejist Zbigniew Brzezinski ise Ortadoğu’da ‘Türkiye ve İran olmak üzere iki bölgesel güç oluştu’ demişti. Eğer sen oyunu bozmak istiyorsan önce çıtayı yukarı çıkartman lazım. Hangi çıtayı yukarı çıkartman lazım? Ekonomik büyüklük olarak çıtayı çıkartman lazım. Oyunu bozmak için önce kendi etrafından başlayacaksın. Bu bizim silahlı kuvvetlerinde ilk öğretilen şeydir. Bir araziye girersiniz, ilerlerken en uzak hedefe ateş etmezsiniz, en yakın tehlike neyse onu çözersiniz. Birinci önceliğiniz kendinizdir. Bunu isterseniz ticaret olarak, isterseniz politika olarak söyleyin. Türkiye ekonomik olarak büyümedi tabirine ben katılmıyorum. Tam tersine Türkiye kendi kaynaklarının oranlarını değiştirdi.” dedi.  

 Çocukluktan ergenliğe geçişi engelleyen bir metabolizma hastalığı olan Kallmann Sendromu, Kallmann Platformu tarafından Türkiye’de bu alanda ilk kez gerçekleştirilen farkındalık konferansı ile ele alındı. Konferansta tüm dünyada pek çok hastanın, hastalığa ilişkin bilinirliğin olmaması ve toplumsal / psikolojik nedenlerle gerekli tedavinin alınamadığı ifade edilerek Kallmann Sendromu hakkında detaylı anlatım gerçekleştirildi. Ben Kallmannım kitabıyla Kallmann Sendomu hakkında akıllardaki soru işaretlerine cevap bulunmasını sağlayan ve aynı zamanda kendisi de Kallmann hastası olan Yönetmen-Yazar Abdurrahman Uygur Öztürk de konferansa katılım gösterdi. Öztürk, konferansta yapmış olduğu konuşmasında Kallman Sendromu olduğunu öğrendiği süreci ve bu süreci nasıl değerlendirdiğini anlattı. Kallmann Sendromunun yanı sıra bilinen diğer nadir hastalıklara da değinilen konferansta, Tıbbi Genetik Uzmanı Prof. Dr. Uğur Özbek, “Nadir Hastalıklar: Bir Toplum Sağlığı Sorunu” başlıklı sunumuyla Türkiye ve dünyada görülen nadir hastalıklar hakkında bir sunum gerçekleştirdi.

 

 

 

“Hastalığımı 25 yaşımda öğrendim”

Kallmann Sendromu’nun sadece Türkiye’de değil dünya genelinde de bilinirliğinin pek fazla olmadığını ifade eden Abdurrahman Uygur Öztürk, bu hastalığın normal insanların yanı sıra doktorlar tarafından da pek fazla bilinmediğini söyleyerek, Kallmann Sendromu hakkında kendi yaşantısı üzerinden bilgilendirmelerde bulundu. Öztürk, “25 yaşıma gelene kadar hastalığımın ne olduğunu bilmiyordum. Hastalığımın bilinmemesi nedeniyle ‘Ben eksik yaratılmıştım’ eziklik psikolojisiyle büyüdüm. Bu süreçte Hollanda’ya gitmiş olmam hayatımı değiştirdi. Orada ilk defa 2006 yılında Kallmann Sendromu olduğumu öğrendim. Sonrasında ise çok doğru bir tedavi ile kendimi değiştirdim” dedi.

“Kallmann hastaları kendilerini gizliyor”

Gerçekleştirdikleri Kallmann Sendromu konulu konferansla aslında nadir hastalık olarak adlandırılan hastalıklara karşı bir farkındalık oluşturmak istediklerini de belirten Öztürk, “Bu doğrultuda yapmış olduğumuz çalışmalarla yurt dışından oldukça ilgi gördüm. Kallmann Sendromu ve diğer nadir hastalıklar ile ilgili hala anlayamadığım birçok konu var. Kalman Sendromu’nda görülen etken yalnızca cinsel organda gelişimin olmaması değildir. Bununla birlikte birçok etkeni de vardır. Cinsellik söz konusu olduğunda çevrede bu durum olağan karşılanmıyor. Bu sendromu yaşayan insanlar da genellikle kendilerini gizlemeyi tercih ediyorlar. Ben bu hastalığı yaşayan biri olarak kendimi ifade ettim. Ancak benim çevremde dahi bu sendromu yaşayan, kendisini gizleyenler ve utananlar var” şeklinde konuştu.

“ ‘Normal bir insan değilim’ algısı oluşuyor”

Bu sendromun fiziksel olduğu kadar psikolojik etkileri de olduğuna değinen Öztürk, “Bu sendromu yaşayan insanlarda topluma karşı kendisini eksik hissetme durumu görülüyor. ‘Normal bir insan değilim’ algısıyla psikolojik çöküntü başlıyor. Sonuç itibariyle ben kendime baktığımda aslında hep bir korkuyla büyüdüğümü gördüm. Dolayısıyla bu konferansı gerçekleştirmemizdeki en büyük neden, bu sendromu daha iyi anlamak ve topluma anlatmaktır. Bu sendromu yaşayan biri olarak ben de en az doktorlar kadar bu sendrom hakkında bilgi sahibi olup, insanlarla bu bilgi paylaşımını sağlamak istiyorum. Hastalığımla ilgili bir kitap yazarak ‘Ben Kallmannım’ diye haykırdım. Kitabımda Kallmann Sendromunun ne olduğunu anlatmaya çalıştım. Bunun yanı sıra bu sendromun bana neler getirdiğini de yine kitabımda anlattım” ifadelerinde bulundu.

“Bizi biz yapan farklı olmamızdır”

Kallmann Sendromu olduğunu açıkladığında nasıl tepkiler aldığından da bahseden Öztürk, süreç içerinde birçok Kallmann Sendromu yaşayan insanlarla iletişime geçtiğini de kaydederek, “Kitabımı yayınladıktan sonra çok güzel mesajlar aldım. Aldığım mesajlarda sosyal medyada farklı hesaplar açarak, kendi isimlerini kullanamayan ve Kallmann Sendromu olduğunu söyleyenlerde var. Ancak hala kendilerini gizleme ihtiyacı duyuyorlar. Bununla birlikte kitabımı okuyup, cesaret bulduklarını söyleyenlerden de mesajlar alıyorum. Bunların arasında ‘Başka bir insan olduğumu anladım’ diyenler de var. Ben kitabımda ve bu alanda gerçekleştirdiğim tüm etkinliklerde şunu vurguluyorum: ‘Bizi biz yapan farklı olmamızdır.’ Bunu her fırsatta ifade ediyorum. Hastalara bu hastalığı bir dezavantaj olarak değil avantaj olarak algılamalarını öneriyorum. Bunun yanı sıra Türkiye’ye baktığımızda ise bu sendromu yaşayan hastalar ortaya çıkmaktan çekiniyor. Türkiye’de şuan ne kadar Kallmann hastası var bunu bilmiyoruz. Ancak doktorlarla da yaptığımız araştırmalar neticesinde bunu ortaya koyacağız. Ayrıca kurmuş olduğumuz Kallmann Platformu’unda da Kallmann hastalarıyla iletişim halindeyiz” diyerek sözlerini sonlandırdı.

Kallman Sendromu, ergenlik başlangıcının gecikmesi veya yokluğu ile birlikte, sırasıyla, hipozomi veya anosmi diye bilinen, koku alma özelliği veya yokluğu ile kendini gösteren tıbbi bir durumdur. İkincil cinsel gelişim ve olgunlaşmadan sorumlu cinsel hormonlarının yetersiz üretimini içeren bir hipogonadotropik hipogonadizm türüdür. Bununla birlikte erkek hastalardaki belirtileri olarak çoğunlukla mikro penis olarak bilinen özellikle küçük bir penis ve inmemiş testisler ve normal ergenlik çağında, yüz, kasık ve vücut kıllarının büyümesinin azlığı şeklinde kendini gösterir. Kadın hastalarda ise ergenlik normal yaşta menstrüel (adet döngüsü) başlamazlar ve göğüs gelişimine dair çok az veya hiç kanıt yoktur.
 

Kozmetik alanında faaliyet gösteren Farmasi, 700 girişimcisi ile bir araya gelerek Altın Konferans buluşması düzenledi. Beslenme Uzmanı ve Diyetisyen Selahattin Dönmez’in seminerinin ardından girişimciler, Anadolu Ateşi’nin gösterisini izledi. Altın Konferans buluşmasında başarılı isimler otomobil ödüllerine de sahip oldu. Türkiye’de ilk kez global bir buluşma gerçekleştiren şirket, Türk girişimcilerin yanı sıra Ukrayna, Sırbistan, Tunus gibi ülkelerden girişimcilerini ağırladı. Farmasi Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Tuna ve Farmasi Yönetim Kurulu Üyesi Emre Tuna ile buluşan başarılı girişimciler Altın Konferans buluşmasında iki gün süren eğitimlerin sonunda eğlenerek stres attı. 

Tahsin Eryılmaz’dan uygulamalı trend makyaj teknikleri 

Altın Konferansı buluşmasında girişimcilerle bir araya gelen Tahsin Eryılmaz, makyajın püf noktalarını aktardı. Yaz, ofis ve gece makyajından örnekler sunan Eryılmaz, girişimcilere birebir makyaj eğitimi vereceğini de söyledi. Mayıs ayı itibari ile Türkiye’nin dört bir yanına Farmasi ile gideceğini belirten Eryılmaz, vereceği makyaj eğitimlerinin sonrasında profesyonel sertifika da sunulacağının bilgisini verdi.

Selahattin Dönmez, girişimcilere gıda takviyelerini anlattı 

Etkinliğin konukları arasında Beslenme Uzmanı ve Diyetisyen Selahattin Dönmez de yer aldı. 700 girişimciye sağlıklı beslenmenin püf noktalarını aktaran Selahattin Dönmez, gıda takviyelerinin sağlıklı yaşamdaki rolünden bahsetti.

Eğitimler iki gün boyunca sürdü 

Alanında uzman kişiler tarafından verilen eğitimlerde, etkinliğe katılan girişimciler kişisel yetkinliklerini geliştirdi. Fitoterapist Dr. Ercüment Konur ile sağlıklı yaşamın gereklilikleri hakkında bilinçlenen girişimciler, Dr. Cevdet Tuna ürünlerinin içerikleri hakkında detaylı bilgi sahibi oldu. Parfümör Sophie Truitard ile kokuları tanıma imkanı bulan girişimciler, Trakya Üniversitesi Kozmetoloji Bilim Dalı Başkanı Dr. Gülşah Gedik ile de cilt bakımının önemi üzerine eğitimler aldı.

Başarılı girişimcilerin ödülü lüks otomobil oldu 

Başarılı girişimciler, Altın Konferans buluşması sonunda lüks otomobil hediyelerine kavuştu. Başarılı girişimcilere otomobillerini takdim Hakan Tuna, girişimcilerinin her zaman yanında olduğunu belirterek başarılı çalışmaların tüm şirket ailesini gururlandırdığını belirtti. 

Eğitimleri tamamlayan girişimciler, iki günün sonunda Anadolu Ateşi’nin gösterisini izledi. Anadolu Ateşi, girişimcilere güzel bir gösteri sergiledi. Girişimciler günü şarkıcı Cumhur’un eğlenceli performansı ile sonlandırdı.  

‘Sorularla Bir Cihan İmparatoru Fatih Sultan Mehmed Han’ kitabının yazarları Tarihçi-Yazar Ahmet Anapalı ve program yapımcısı Türker Akıncı CRI Türk’te Elif Sevil Orhanlı’nın sunduğu ‘Haber Artı’ programının konuğu oldu. Tarihçi-Yazar Ahmet Anapalı, son günlerde Fatih Sultan Mehmet’in hayatını anlatan ve bazı sahneleriyle tepki toplayan ‘Mehmed Bir Cihan Fatihi’ isimli diziyi eleştirerek senaryonun çok kötü olduğunu, dizide tarihle alakası olmayan bir Fatih’in olduğunu ve yapımcının kafasındaki Fatih’in yansıtıldığını söyledi. 

Hatalı sahnelerin çok fazla olduğunu belirten Ahmet Anapalı şunları söyledi: ”Yeniçeriler evlenemez. Dizinin birinci bölümünde Çandarlı Halil Paşanın kızı Yeniçerili bir gence “Beni babamdan iste” dedi. Bu cümle asla kullanılamaz çünkü Yeniçerilerin 40 yaşına kadar evlenme yasağı vardır. Diğer yandan Çandarlı Halil Paşa’nın kızlarının kıyafetleri o dönemi kesinlikle yansıtmıyor. Çandarlı Halil Paşa’nın kızlarının kıyafetleri bugün bile kızların babalarının yanında giyemeyeceği türden. Dizide bu kıyafetlerle bir de sokağa çıkıyorlar. Osmanlı, İslami bir imparatorluktur. Kıyafetler de İslami kurallara göre belirlenmiştir. 1910’lu yıllara ait harem fotoğraflarında, harem içinde başı, bacakları ve gerdan kısmı açık olan kadınların dışarıda çarşaf ya da çarşafa benzer bir ferace giyindiklerini görüyoruz. 1910’lu yıllarda bile bu şekilde giyinen harem mensuplarının 1450’li yıllarda nasıl giyindiğini düşünmek çok zor değil. Fatih Sultan Mehmet’in boyu 1.78. Dizide onu canlandıran Kenan İmirzalıoğlu’nun boyu ise 1.90. Bu da gerçeklikten uzak. Dizide başı açık namaz kılma sahnesi vardı ve haklı olarak tepki topladı. İslam’da böyle bir şey mümkün değil”.

”Gennadios ve Fatih’i resmen kanka yaptılar” 

Diziyi değerlendiren Anapalı, ”Fatih, üvey annesi Mara Hatun’un arabacısı olarak İstanbul’a girdi. İstanbul’da Roma İmparatorluğu’nda kiliselerin birleşmesini istemeyen Kardinal Patrik Gennadios Skolarios’a yapılacak suikasti, Fatih ok atarak engelliyor. Adeta operasyon yapıp kardinali kurtarıyor. Kardinal daha sonra ”Sultanım hoş geldiniz” diyerek Fatih’i karşılıyor. Bir kardinal başka bir ülkenin liderine ‘sultanım hoş geldin’ deyip eğiliyorsa bu onun vatan haini olduğunu ve ihanetini gösterir. Oysaki Fatih, İstanbul’u fethettiğinde Patrik Gennadios Skolarios korkup kaçtı. Fatih Sultan Mehmet onu geri getirtti. Huzuruna çağırdı ellerini açıp ”Kardeşim hoş geldin” dedi. Aralarında bu muhabbet varken ve birbirlerini fetihe kadar hiç görmemişken dizide Gennadios ve Fatih’i resmen kanka yaptılar” dedi.

”Fatih Sultan Mehmet tek başına yemek yerdi” 

Fatih Sultan Mehmet yemek yerken yanına karısını ve çocuklarını almazdı diyen Anapalı, ”Yemek yerken ses çıkabilir ve su içerken höpürdetebilir. Sultan Mehmet, bu insani halleri kimse görsün istemezdi ve tek başına yemek yerdi. İlerleyen bölümlerde böyle bir sahne olacaksa bu detaylar doğru verilmeli” şeklinde konuştu.

”Tek amacı fetih olan Fatih Sultan Mehmet’in kadınla çocukla ilgisi yoktu” 

Anapalı sözlerini şöyle sonlandırdı: ”Fatih Sultan Mehmet oğlu Beyazıd’a ve diğer oğlu Cem’e hiç ilgi göstermezdi. Tek amacı fetih olan Fatih Sulatan Mehmet’in çocukla, kadınla ilgisi yoktu. 30 yıllık saltanatının 25 yılı at sırtında cephede geçti. Tarihi diziler topluma tarihi sevdiriyor. Bu diziler olmasa sabahtan akşama kadar uğraşsak Kanuni’nin beş çocuğunun olduğunu, Hürrem Sultan’dan önce Mahi Devran adlı karısının olduğunu, Matrakçı Nasuh’u, Pargalı İbrahim Paşa’yı kimseye ezberletemezdik.Tarih dizileri mutlaka izlenmeli. Senaryo yanlış bile olsa argümanlar doğru”.  

Marmara Üniversitesi tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisi Anayasa Komisyonu’nun katkılarıyla organize edilen ‘Referandumdan Bir Yıl Sonra Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ başlıklı panel Başbakan Binali Yıldırım’ın katılımıyla gerçekleştirildi. Marmara Üniversitesi Sultanahmet Rektörlük Binası’nda düzenlenen panele Başbakan Binali Yıldırım’ın yanı sıra Marmara Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Emin Arat, TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı Prof. Dr. Mustafa Şentop, Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Avukat Özlem Zengin, Ak Parti MKYK Üyesi ve İstanbul Milletvekili Prof. Dr. Burhan Kuzu, MHP Genel Başkan Yardımcısı ve Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ile geniş bir davetli topluluğu katıldı. 

“Recep Tayyip Erdoğan Külliyesi tamamlandığında, yalnızca Türkiye’de değil, uluslararası ölçekte model bir yükseköğretim merkezi haline gelecektir” 

Panelin açılış konuşmasını gerçekleştiren Marmara Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Emin Arat, yükseköğretime verilen desteklerden bahsetti. Prof. Dr. Arat, kurmakta oldukları Recep Tayyip Erdoğan Külliyesine değinerek, “Ulaşım, haberleşme ve denizcilik alanında sağlanan atılımları burada anlatmak bir yana, özetlemek bile kolay değildir. Ülkemiz sağlık, kültür, turizm, spor, millî savunma, gıda, tarım, hayvancılık, çevre ve enerji başta olmak üzere birçok alanda sayısız projeyi hayata geçirmiş, uluslararası düzeyde atılımlar gerçekleştirmiştir. Şüphesiz bu dönemde en başarılı olunan hususlardan biri de yükseköğretim sisteminin yeniden yapılandırılmasına yönelik çalışmalar olmuştur. Bir yandan üniversite sayısı, kontenjanlar, yurt dışına gönderilen öğrenci sayısı ve üniversite öğrencilerine verilen burslar ve krediler artırılırken, diğer yandan da öğrenci harçları kaldırılmış, öğretim elemanlarının ücretlerinde önemli iyileşmeler sağlanmıştır. Araştırma üniversiteleri ve ihtisas üniversiteleri gibi projeler hayata geçirilerek üniversitelerimizin bilimsel niteliklerinin artırılmasına ve sektörle bütünleşmelerine önemli katkılar sağlanmıştır. Ancak, yükseköğretim alanında gerçekleştirilen en önemli atılımlardan biri de hiç şüphesiz üniversitelerimizin modern külliyelere kavuşmasıdır. Cumhurbaşkanımızın destekleriyle kurmakta olduğumuz Recep Tayyip Erdoğan Külliyesi, Marmara Üniversitesinin ulusal ve uluslararası platformlarda saygın bir yükseköğretim kurumu olma vasfını pekiştirerek devam ettirecektir. Recep Tayyip Erdoğan Külliyesi tamamlandığında, yalnızca Türkiye’de değil, uluslararası ölçekte model bir yükseköğretim merkezi haline gelecektir. Üniversitemize vermiş oldukları büyük destek dolayısıyla başta Cumhurbaşkanımız olmak üzere, Başbakanımıza ve Hükümetimize müteşekkir olduğumuzu bilhassa belirtmek isterim” diye konuştu.

Marmara Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Emin Arat, son dört yılda gerçekleştirdikleri yatırımlarından söz etti. Rektör Arat, gerçekleştirmeyi planladıkları projelerden bahsederek, şu ifadeleri kullandı:
“Marmara Üniversitesi olarak son dört yıl içinde yaklaşık 220 milyon Türk Lirası yatırım gerçekleştirerek bir yandan üniversitemizin ihtiyaçlarını karşılarken, diğer yandan da ekonominin canlılığına nisbi olarak katkı sağladık. Hükümetimizin desteği ile gerçekleştirdiğimiz yatırımlarla Tıp, Diş Hekimliği, Sağlık Bilimleri, İlahiyat, İşletme ve Atatürk Eğitim fakültelerinin binalarını tamamlayarak hizmete aldık. Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu binasının yanı sıra Merkezî Kütüphanemizi tamamen yenileyerek Türkiye’nin üçüncü nesil ilk kütüphanesi olarak hizmete açtık. Sadece Anadolu yakasının değil, belki de İstanbul’un en fonksiyonel kongre merkezlerinden birine 2018 yılı içinde Göztepe Külliyesinde başlayacağız. Yine bu sene 528 yataklı yeni hastanemizi hizmete açacağız. Recep Tayyip Erdoğan Külliyesinde Mühendislik ve Teknoloji fakültelerinin binalarının inşaatına başlayacağız. Ayrıca, Kredi ve Yurtlar Kurumu ile işbirliği halinde 8 bin kişilik öğrenci yurtlarının temelini yine Recep Tayyip Erdoğan Külliyemizde atacağız. 2019 yılında ise Eczacılık, Hukuk ve İletişim fakülteleri ile Marmara Kongre Merkezinin yapımını tamamlayarak hizmete alacağız. Geleceğin Marmarasını inşa etme sürecinde en büyük desteğimiz başta Cumhurbaşkanımız olmak üzere hükümetimizden aldığımız güçlü destek ve halkımızın bize duyduğu güvendir.”

“Türkiye yeni sürece girmiş ve kendisine yeni bir siyasî model seçmiştir” 

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin halkın beklentilerine uygun bir hükümet modeli olduğuna vurgu yapan Prof. Dr. Mehmet Emin Arat, Türkiye’nin yeni bir sürece girdiğini söyleyerek, “Türkiye’nin Marmara Üniversitesi, ülkemizin içine girmiş olduğu gelişim ve dönüşüm sürecini en güçlü şekilde yaşayan akademik kurumlardan biridir. Bilgiyi yalnızca derleyen ve tasnif eden, ondan yeni bilgiler üreten, teori ile uygulamayı birleştiren ve insanlığın yararına sunarak hayatın her alana değer katan bir üniversite olmanın sorumluluğuyla hareket etmekteyiz. Bu bilinçle gerçekleştirdiğimiz bugünkü panel, milletimizin on yıllar boyunca içine girdiği siyasî, ekonomik ve toplumsal istikrar arayışının bir sonucu olan Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin konuşulacağı önemli bir platformdur. Cumhuriyetimiz kurulalı henüz 95 yıl olmasına rağmen, ülkemizde 65 farklı hükümet görev almıştır. Diğer bir ifade ile Türkiye’de her 18 ayda bir hükümet yıkılmış ve yerine yenisi kurulmaya çalışılmıştır. Bu süreçte ülkemiz sayısız siyasî ve ekonomik kriz yaşamış, toplumsal çalkantılar geçirmiş, anarşi ve terör batağına sürüklenmiştir. Bu sorunları bir daha yaşamama umuduyla geliştirilen Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi, Türkiye’nin köklü tarihî geçmişi, yönetim gelenekleri ve halkımızın beklentilerine uygun bir hükümet modelidir. Türkiye yeni sürece girmiş ve kendisine yeni bir siyasî model seçmiştir. Bugün burada çok değerli konuklarımız bu yeni modeli daha yakından tanımamız için yıllara yayılan bilgi ve tecrübelerini bizlerle paylaşacaklardır” şeklinde konuştu.  

Rıfat Fırat

Kaybolduğunda 5 yaşında olan kızın yaşadığını düşünen aile kızlarının kaçırılarak bir aileye para karşılığı satıldığını düşünüyor.
1993 yılının Nisan ayında evinin önünde oynadığı sırada kaybolan Çakır Yanbul’u bulmak için ilçede 1 aylık arama tarama yapıldığı fakat bulunamaması sonrası arama tarama faaliyetlerinin sonlandırıldığını belirtti.

3 gün sonra emziği 10 gün sonra ayakkabısı 

Bu arama tarama sırasında ailenin iddiasına göre kızları Çakır’ın kaybolmasından 3 gün sonra emziği, 10 gün sonrada ayakkabısının teki ailenin evinin kapısına bırakıldı. Bunu kızlarının yaşadığına dair bir kanıt olarak gören aile birçok girişimlerde bulunmasına rağmen olay zaman aşımına girmesiyle savcılık tarafından kapatıldı.

“Ne kimliği ne fotoğrafı var” 

Anne Havva Yanbul dönemin şartları ve maddi imkânsızlıklar yüzünden Çakır’ın ne bir fotoğrafı nede kimliği olduğunu belirterek kızlarını daha sonradan dünyaya gelen kızları Sibel’in belinde olan benin aynısından Çakır’da da olduğunu ifade etti.
Kızı Çakır’ın kaçırıldığını düşünen anne Havva Yanbul, kızını kaçırıp satan kişinin kızına yalan konuştuğu için Çakır’ın kendilerini aramadığını iddia ederek “Biz belki bir yerden ulaşırız diye her yere başvurduk televizyon programlarına katıldık ama hiçbir sonuca ulaşamadık. Her arama gittiğimde umutlanıyorum ama bir sonuç alamadığım da acılarım tekrardan tazeleniyor. Umudum kızımın yaşadığı şeklinde devam ediyor. Bir yerden bir şekilde çıkıp gelecek hayali ile yaşıyoruz sadece” dedi.
Kaçırıldığını düşündüğü kızını alan aileye de seslenen anne Havva Yanbul, “Bizi kızlarını alacak diye hiçbir endişesi korkusu olmasın. Alan aile bana bilgi verirse başımın üstünde yerleri var” ifadelerini kullandı.
Kızı kaybolduğu günden bu yana psikolojik olarak çöktükleri kaydeden baba Ali Yanbul ise kızının kaybolduğunda kendisinin 27 yaşında olduğunu o günden sonra saçlarının bir yıl içinde beyazladığını ifade ederek yaşadığı sıkıntılı dönemi anlattı.
Ailenin ise kayıp Çakır Yanbul’un dışında 2 kızı ve 2 oğlu bulunurken, Yanbul kardeşler kayıp kardeşlerinin bulunmasını kendilerinin de çok istediğini ifade ediyor.  

Resul Yanbul
 

AK Parti Antalya İl İstişare Danışma Toplantısında gazetecilerin sorularını cevaplandıran Bakan Çavuşoğlu, doğru ile yanlışın iyi ayırt edilmesi gerektiğini belirterek “Dün akşamki müdahale rejime yönelik bir müdahaledir. Burada Suriye halkına ve Suriye’ye yönelik bir müdahale olsa buna karşı çıkarız. Kimyasal silah kullanan bir rejime yöneliktir. Daha önce defalarca kimyasal silah kullanan ve konvansiyonel silahlarda da 1 milyona yakın insanı bizzat kendisi öldüren bir rejime çoktan müdahale edilmesi gerekiyordu. Esad rejimi görevde kaldığı için tüm çabalarımıza rağmen insanları öldürmeye devam etti. Daha önceki kimyasal silahlar kullandığı zaman cezalandırılmadığı için tekrar kimyasal silah kullandı ve tekrar tekrar kullandı. Ama bu mesele sadece kimyasal silah kullanma meselesi değildir. Biz 1,5 yıldır Suriye’ye barış için ateşkes için çatışmazsızlık bölgelerinin oluşturulması için çok çaba sarf ettik ve burada en kilit ülke Türkiye oldu. En önemli aktör Türkiye oldu ve maalesef tüm anlaşmalara rağmen Rusya ve İran’ın garantör olmasına rağmen Doğu Guta’nın da çatışmasızlık anlaşması bölgesine dahil edilmesine rağmen Doğu Guta’da 10 binlerce insanı son bir ay içinde bu rejim öldürdü. Dolayısıyla bu müdahale rejime yöneliktir, umarım sonuç odaklı olmuştur. Yapılan açıklamalara göre kimyasal silahların yapıldığı araştırma merkezlerine füze ya da bomba attıklarını söylediler. Buralar hedef alındı denildi sivillerle ilgili şu ana kadar bir açıklama olmadı. Rejimden de bir açıklama gelmedi ve bizim açıklamamız ortadadır ama bu rejimin artık Suriye’nin başında kalmaması gerekiyor. Yarın bu rejim saldırıların devam ettirirse daha büyük olaylar olur, iş büyür ve Suriye’de kaos tekrar geri gelir hem de geri dönülemez şekilde gelir. Biran önce siyasi sürece geçmemiz lazım. Suriye’yi bu rejimden kurtarmamız gerekiyor” dedi.

Rusya’nın kimyasal silah açıklaması 

Rusya ve İran’ın kimyasal silah kullanılmadığı şeklindeki açıklamalarına da değinen Bakan Çavuşoğlu, “Böyle durumlarda en iyi yöntem kimyasal silah kullanılıp kullanılmadığını araştırmaktır. Güvenlik konseyindeki oylamada bu fırsat kaçırıldı ve bu çalışmanın mutlaka yapılması gerekiyor. Biz daha önce kimyasal silah kullanıldığı zaman buradan elde edilen numunelerin Lahey’e kimyasal silahın kullanılmasının önlenmesi örgütündeki başında da bizim büyükelçimiz ver Ahmet Üzümcü, buraya ulaşması için her tür desteği verdik. Uçak tahsisleri de yaptık bu tür çalışmalara bundan sonra da destek vereceğiz. Biz kimyasal ve nükleer silahlara Türkiye olarak karşıyız, dolayısıyla burada kimyasal silah kullanıldı, kullanılmadı kimin tarafından kullanıldı, kullanılmadı bunların netleşmesi için objektif ve uzmanlığı olan kişiler ve kurumlar tarafından bu araştırmaların sahada ve laboratuvarlarda yapılması gerekiyor” diye konuştu. 

Adem Akalan

Burdur kent merkezinde hurdacılık yapan Aşır Öztürk, bir akademisyenden kömür sobası ve fırın benzeri eski eşyaları satın aldı. Hurda olarak aldığı sobanın kullanılabilir durumda olduğunu gördükten sonra bir ihtiyaç sahibine vermek isteyen Öztürk, sobayı kimse almayınca iş yerine getirdi. Sobanın içinden gelen sesler üzerine içini açan Öztürk, poşete konulmuş vaziyette metal çay kutularında 100 adet altın buldu. Manzara karşısında şaşkınlığını gizleyemediğini anlatan Öztürk, kardeşleri ve eşiyle görüştükten sonra altınları hurdayı aldığı kişiye teslim etti.

Hurda olarak satın aldığı sobayı kime verdiyse almadı

Yaşadığı durumu anlatan Öztürk, “Burdur Menderes Mahallesi’nde bir arkadaş ‘hurdalarım var, gel al’ diye telefon etti. Oraya gittiğimde, hurda olarak soba ve fırınları aldım. Sobaya baktığımda kullanılabilir durumdaydı. Ben de sürekli gittiğim bir kahvehaneye giderek, orada ihtiyaç sahibi olanlara sobayı satmayı teklif ettim. Sonra geldim, kız kardeşime ‘al bu sobayı kullan’ dedim, o da ‘istemem’ dedi. Sobayı kimse almayınca dükkana geldik, bir garibana veririz belki diyerek kenara ayırdım” dedi.

İçinden ses gelince, açtı ve altınları buldu

Kimsenin istemediği sobayı iş yerine getirdikten sonra içinden gelen sesle bir şeyler bulunduğunu fark ettiğini dile getiren Öztürk, o anları şöyle anlattı:

“Sobayı indirirken içinden sesler gelince sobayı açtım. İçerisinden dirsekler ve 2 tane poşet çıktı. Kat kat sarılmış bir poşetti. Bir kenara attım, sonra geri aldım, içinde ne olduğunu görmek için açtım. İçinden metal çay kutuları ve küçük altın kutuları çıktığını gördüm. Altınları aldım ve bir kenara koydum. Sonrasında kardeşlerim ve eşimle görüştükten sonra sahibine vermeye karar verdik.”

“Sobayı aldığım kişi, bir poşet altın olduğunu söylediğimde şok oldu”

Sobanın sahibine ulaştıktan sonra hurda aldığı eve tekrar gittiğini belirten Öztürk, soba sahibinin de durumdan habersiz şekilde şok olduğunu anlattı.

Soba sahibinin, altınların babası tarafından konulmuş olabileceğini ifade ettiğini söyleyen Öztürk, “Soba aldığım kişiye, ‘içinde değerli bir eşyanız var mıydı?’ dedim. ‘Bilmiyorum ama belki babam falan koymuş olabilir’ yanıtını verdi. Sobanın içinden bir poşet altın çıktığını söyleyince o da şok oldu. O anda ‘Allah razı olsun, böyle insanlar var mıydı?’ dedi, başka bir şey diyemedi. Onun da durumdan haberi yokmuş. Sonra öğrendik ki altın, hurdayı aldığım kişinin babasının yıllarca yaptığı birikimmiş. Götürdüm, teslim ettim” ifadelerini kullandı.

Ortaya çıkan altınların babasına ait olduğu öğrenilen ve ismini vermek istemeyen akademisyen ise, hurda işletmesine gelerek Öztürk’e duyarlılığı için teşekkür etti.

Feti Kılıç 

 

Üst düzey yönetici araştırma ve değerlendirme alanında faaliyet gösteren Odgers Berndtson’in global düzeyde yürüttüğü sosyal sorumluluk programı Bir Gün CEO (CEO for a Day) bugünün liderleriyle geleceğin liderlerini bir araya getiriyor. Geleceğin umut vadeden liderlerini keşfetmek ve onları iş dünyasına hazırlamak amacıyla hazırlanan programın destekçileri arasında yer alan Siemens Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Hüseyin Gelis, İstanbul Teknik Üniversitesi İşletme Mühendisliği öğrencisi Aziz Ulak’ı Siemens kampüsünde ağırladı. 

Program dahilinde tam bir günü birlikte geçiren Hüseyin Gelis ve Aziz Ulak, günümüzün lider yöneticilerinin sorumlulukları ve karşılaştıkları zorluklar ile gelecek nesillerle bağ kurma ve motivasyonlarını daha iyi anlama çerçevesinde karşılıklı olarak durumu deneyimleme imkânı elde ettiler.

Gelis: “Tavsiye yerine, gençlerle iletişim köprüsü kurulmalı”
Bir Gün CEO programı kapsamında günlük ajandasını İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) İşletme Mühendisliği öğrencisi Aziz Ulak ile birlikte geçiren Siemens Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Hüseyin Gelis, teknolojinin hayatımızın her alanına entegre olduğunu ve dijitalizasyonun iş dünyasını yeniden şekillendirdiğini vurguladı.
Gelis, “Programımız dahilinde yaptığımız aktivitelerde kendisinin spor, araştırma, geliştirme, pazarlama ve marka farkındalığı gibi konulara ilgisinin olduğunu gördüm. Gençlere belli tavsiyeler vermek yerine onlarla bir araya gelerek, sohbet etmenin, bilgi paylaşmanın daha önemli olduğuna inanıyorum. Çünkü bazı konularda bizler de onlardan öğreniyoruz. Karşılığında düşüncelerimizi bildiriyoruz. Tavsiye yerine, gençlerle daha fazla iletişim köprüsü kurulması gerektiğine inanıyorum” dedi.

Ulak: “Şirketin her kademesine dokunan bir yönetim yapısı var”
Program kapsamında Siemens Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Hüseyin Gelis ile verimli bir gün geçirdiğini ifade eden İTÜ İşletme Mühendisliği öğrencisi Aziz Ulak, “Siemens Türkiye hakkında çok yararlı bilgiler edindim. Şirketin her kademesine dokunan, bilgi alan ve bunları özümseyerek karar veren bir metodolojiyle ilerlendiğine tanık oldum. Özellikle yönetim kadrosu içerisinde bilgi paylaşımı yoğun bir şekilde yapılarak herkesin bilgi sahibi olması sağlanıyor. Bu sayede daha aktif ve doğru kararların alınabildiği bir yapının oluştuğunu gördüm” diye konuştu.