Gümrük ve Ticaret Bakanlığı öncülüğünde Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB), Türkiye Esnaf ve Sanatkar Konfederasyonu’nun (TESK) desteği ile gerçekleştirilen Türkiye Perakende Zirvesi başladı. Bir otelde gerçekleştirilen zirveye Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkci, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB), Türkiye Esnaf ve Sanatkar Konfederasyonu üyeleri ve sektör temsilcileri katıldı. Zirvede ekonomi ve ticaretteki sorunlar, beklentiler ve gelecek vizyonu da sektör temsilcileri ile ele alınırken sektör temsilcilerini ilgilendiren sorunlara ilişkin çözüm politikaları ele alındı. Zirvenin açılışında konuşan Bakan Tüfenkci de perakende sektörünün geliştirilmesi, sorunların ve çözüm önerilerinin tartışılarak ticari hayata öngörülebilirlik kazandırılmasının gerekliliğini ifade etti. Tüfenkci, Afrin’de gerçekleştirilen Zeytin Dalı Harekatı’na değinerek Türkiye’nin kimsenin toprak bütünlüğünde gözü olmadığını belirtti.

“Bizim hiçbir etnik kimliğe karşı bir hıncımız yok”
Türkiye’nin Afrin’de gerçekleştirdiği süresi 1 ayı aşan Zeytin Dalı Harekatı ile ilgili açıklamalarda bulunan Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkci, “Afrin’de operasyonlarımız devam ediyor, bu vesileyle hem Afrin’de hem de vatanımızı koruma adına canını ve malını veren bütün şehitlerimize Cenab-ı Allah’tan rahmet ediliyorum. Yaralılarımıza acil şifalara, gazilerimize uzun ömürler diliyorum. İnşallah Afrin’de de operasyonları başarıyla tamamlayacağız. Her zaman dediğim gibi biz bu operasyonları başarıyla tamamladıktan sonra da ülkemize tekrar döneceğiz. Bizim kimsenin toprağında gözümüz yok. Bizim hiçbir etnik kimliğe karşı bir hıncımız ve bir operasyonumuz yok. Bizim operasyonumuz sadece ve sadece terör örgütlerine karşı hem PKK hem başka adla PYD, DEAŞ’a karşı yürütülen operasyonlar ve her zaman ifade ettiğimiz gibi asla ve asla sınırlarımızın hemen yanında bir terör oluşumuna da müsaade etmeyeceğiz” diye konuştu.

“Perakende sektörü ekonominin nabzını tutan sektörlerden bir tanesi”
Türkiye Perakende Zirvesi’nin sektör temsilcileriyle bir araya gelerek sorunlara çözüm üretme anlamında büyük önem taşıdığını dile getiren Bakan Tüfenkci, “Zirveyi hükumet olarak önemsiyoruz. Perakende sektörü esasında ekonominin nabzını tutan önemli sektörlerden bir tanesi onun için perakende sektörümüzü, sorunlarını kapsamlı bir şekilde perakende sektörünün bütün aktörleriyle beraber tartışmak istiyoruz. Amerika’da geçen yıl kasiyersiz ve kasasız mağazalar hizmet vermeye başlarken, Çin’in perakende devleri bu yıl insansız mağazalar kuruyor. Dolayısıyla dünyadaki bu gelişmeleri de dikkate alarak sektörümüzün geleceğini bugünden bakanlığa ve hükumete, hükumet vizyonu olarak gelecekte perakende sektöründe hangi adımları atmamız lazım, kısa orta ve uzun vadeli çalışmalarında buradan çıkmasını doğrusu istiyoruz. Biz biliyoruz ki ticaret üretim için güvenlik çok önemlidir. Ne sınırlarımızın için de ne dışında bu güvenlikle ilgili tehditlere asla ve asla müsamaha göstermiyoruz. Baktığımız zamanda hem şehirde hem kırsal da terör örgütlerini Allah’a hamd olsun hareket edemez duruma getirdik. Bunun sağladığı güvenle Türkiye’yi biz büyüterek herkesin refah durumunu arttırmış olacağız” dedi.
Bakan Tüfenkci, törende perakende sektörüne katkılarından ötürü sektör temsilcilerine plaket takdiminde bulundu. Tüketiciler, esnaflar, akademisyenler, kamu kuruluşlarının temsilcilerini bir araya getiren Türkiye Perakende Zirvesi, 22 Şubat’ta sona erecek.
 

Çağdaş Arap edebiyatının önemli isimlerinden Filistinli romancı ve şair İbrahim Nasrallah, Üsküdar’da gerçekleştirilen söyleşide gençlerle bir araya geldi. Moderatörlüğünü Marmara Üniversitesi Siyasal Bilgiller Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Cengiz Tomar’ın yaptığı söyleşide konuşan İbrahim Nasrallah, Askeri direnişten önce direniş edebiyatının oluştuğunu söyleyerek, “Filistinli yazarlar şunu gördü, dünyayı anlatmak için, her birimiz kendi alanımızda sorumlu olmalıyız. Bir çok Filistinli yazar dünyanın bir çok ülkesinde edebiyat alanında katkıda bulundu. Yazarlarımız birer fedaidir. Romanlar ülkelerinin bakış açısını değiştiriyor” dedi.
Nasrallah, Filistinli yazarların yeni bir imaj vermeye başladığını söyleyerek, “Yazarlarımız, mülteci edebiyatından direniş edebiyatına geçerek, kültürel ekleme yapabilecek bir bakış açısı gerçekleştirdi” ifadelerini kullandı.
İbrahim Nasrallah, dünyanın bilinçliğinin bir sınav olduğunu söyleyerek, “Dünya bilinçli olduğunu kanıtlamak için 100 yıl verildi. Ama ne yazık ki bugüne kadar ve her gün bilinçli olmadığını kanıtlıyor. Tüm bu sorular Filistin konusundaki kendi anlayışınızı oluşturuyor. Bu yazılarımıza da yansıyacaktır. Sadece ulusal bağlılığınız değil, aynı zamanda insanda ve ulusal bağlarda da” ifadelerini kullandı.

Geçmiş yaşamında çok zor günler geçirdiğini belirten İbrahim Nasrallah, “Geri dönüp ilk sınıfta olan, çadırda kaldığımız zamanlar hakkında konuşmak istiyorum. Hatırlıyorumki çok yağmur yağıyordu. Çamurlu bir yerde oturuyorduk” dedi.

Okuduğu dönemde sınıfın tamamı için bir kitap olduğunu vurgulayan Nastallah sözlerini şöyle tamamladı: “Sınıfın tamamı için bir kitap vardı. Eve dönünce kitabı öğretmende bırakıyorduk. O günden sonra kendi kitabımın olmasını diledim. Ama kendi kitabımın olması için çok sabırlı olmalıydım. İlk olarak durum çok zordu. Çünkü okullarda herhangi bir kütüphane yoktu. Kimse seni okumaya teşvik etmiyor. Öğretmen, eğitim sistemi ya da UNWRA sizi okumaya teşvik etmiyordu. Ayrıca, aile okumamdan korkuyordu. Kitabın tehlike kaynağı olarak kabul edildiği bir ortamda büyüdüm. Farkındalık kötü gerçeklerle çelişiyor ve cezaya götürecekti. Bu yüzden ailelerimiz okul kitaplarının yanı sıra bir şey okumamızı istemiyorlardı”. 

Fırat Aksoy
 

Tekirdağ’ın Süleymanpaşa İlçesinin, Ertuğrul Mahallesinde yaşayan Mustafa Uçak, doğduğu ve halen yaşadığı evin hemen karşısında yer alan ahşap binada, yetiştirdiği çiçekler ve bitkiler ile hayata tutunuyor. Yaz aylarında pencerelere biber eken Mustafa Uçak, kışın ise pencereler boş kalmasın diye imkanı elverdiğince çiçek ekiyor. Burada ektiği sebzeleri ve çiçekleri komşuları ile paylaşan Uçak, böylece hem annesinin nasihatini yerine getirdiğini hem de bu sayede insanlardan hayır duası aldığını söylüyor.

“Ben yaşadıkça burayı da yaşatacağım”

Pencerelere ektiği çiçekler ile eski komşularını yaşattığını ifade eden Mustafa Uçak, yaşamı boyunca çiçekleri sulayacağını belirterek, “Bu ev burada durdukça bu çiçekler yaşayacak. İçerisi metruk bir durumda, kimse yaşayamaz. Dökülüyor artık, yağmur yağıyor içine ama ben yaşadıkça burayı da yaşatacağım. Konu komşuya dağıtacağım. Hayır duası ediyorlar bana. Buradaki çiçekleri sulamamı benden annem isterdi. Ben de yıllardır her sabah bu çiçekleri suluyorum. Bu sayede komşularımı yaşatıyorum. Buradaki çiçek ve biberleri herkese dağıtıyorum. Memuru, öğretmeni herkes ayrı dua ediyor” dedi.

“Bu sokaklar eskiden daha güzeldi”

Şuan kullanılmayan ve bir kısmı yıkılmış olan ahşap evin eskiden Ermenilere ait olduğunu ifade eden Uçak, “ Ben 80 yaşındayım ve 80 yıldır buradayım. Çocukluğum burada geçti. Bu evlerde eskiden hep Ermeniler vardı. Ermeniler gitti bu evler de metruk olarak kaldı. Yakın zamanda da bunlar yıkılacak işte. Biz de yaşıyoruz işte, daha ne kadar yaşayacağız bilmiyorum. İşte evleri de görüyorsun. Bu sokaklar eskiden daha güzeldi. Her taraf yeşillikti, komşuluk vardı. Şimdi kimse kimseye yardımcı olmuyor. Zaten kimse kimseyi tanımıyor. Ben de burada bu çiçeklerle yaşıyorum. Ben burada durdukça bu bina da burada duracak. Ben olmasam bu binada bir tane tahta kalmayacak. Hepsini söküp yakacaklar” diye konuştu.

“Ben en çok da karanfili seviyorum ama karanfil de edinemedim”

Sabahları evinin penceresinden baktığında çiçekleri görünce içinin açıldığını ifade eden Uçak, “Çiçekleri çok seviyorum. Bir de hayvanları çok seviyorum. Çiçeklerimi çok çalıyorlar yalnız. Ekiyorum çalıyorlar, ekiyorum çalıyorlar. En çok fesleğenleri çalıyorlar. Ben en çok da karanfili seviyorum ama karanfil de edinemedim bir türlü” diye konuştu.

“Bu mahallede hemen hemen herkes o biberlerden nasiplenmiştir”

Mustafa Uçak’ın komşularından İbrahim Güler, Mustafa Uçak’ın yetiştirdiği biberlerden tüm mahallenin faydalandığını belirterek, “Mustafa Amca sayesinde sokağımız güzelleşiyor” diyerek “Sağ olsun Mustafa Amca sayesinde, sokağımız yemyeşil oluyor. Bir de yazın bize biber ekiyor. Bu mahallede hemen hemen herkes o biberlerden nasiplenmiştir. Çok lezzetli biberler eker Mustafa Amca, hatta sadece sokak değil az ileride bir çarşı var, oradaki esnaf bile buraya gelir öğle yemeklerinde biberini koparır. Biz de nasiplendik o biberlerden. Hatta tohumluk almak istediğimiz zaman Mustafa Amca’ya müracaat ediyoruz. Sağ olsun onun sayesinde sokağımız güzelleşiyor” ifadelerini kullandı. 

İsmail Denizhan – Vedat Bayraktar – Emre Gülle
 

Muğla’da hava sıcaklığı sahil kesimlerinde 17-20, yüksek rakımlı tepelerde ise 5 derece civarında seyrediyor. Hafta içi 900 rakımlı Yılanlı Dağı’na yağan kar sonrası vatandaşlar hafta sonunda hem deniz keyfini yaşadı hem de kar. Başta Menteşe olmak üzere Marmaris, Ula, Yatağan ilçelerinden gelen vatandaşlar, Yılanlı Dağı’nda kar üzerinde piknik yaptı. Çocuklar kartopu oynarken, büyükler de mangal keyfi yaşadı.
Yılanlı Dağı’na gelen dizi ve sinema oyuncusu Muğlalı Gülnihal Demir, “Muğla’da dört mevsimi aynı anda yaşamak mümkün. Muğlamız bir cennet gibi. Bugün kardayız, Yılanlı’dayız. Kar yağdı. Sucuk ekmek yapıyoruz. 15-20 dakika sonra Akyaka’ya in, orası deniz kenarında yazlık gibi bir bahar havası. Ben 2007 yılından bu yana çekimlere gidip geliyorum İstanbul’a. 900’ün üzerinde uçuşum var. Ama İstanbul’a yerleşmeyi hiç düşünmedim. Hep gittim geldim, halen de gidip gelmeye devam ediyorum. Muğla, Muğla, Muğla. Başka bir şey demiyorum” dedi.

Muğlalı Yönetmen Mustafa Kara ise, “5 dakikada kardayız, 15 dakikada Akyaka’da sahildeyiz. Deniz, güneş, havanın güzelliğine bak. Muğlalı olarak mutluyuz ve mutluyuz Muğla’da yaşamaktan” dedi.

Yılanlı Dağı’nda ailesi ile gezintiye çıkan Ahmet Gazi Aydoğan, “Muğla’da aynı anda iki değil dört mevsim yaşıyoruz. Şu an burada kış yaşıyoruz, Menteşe’ye inince bahar, daha da aşağıya inince yaza yakın bir mevsim var. 35-40 kilometrede dört mevsimi yaşayabiliyoruz” ifadelerini kullandı. 

Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi öğrencisi Yunus Emre, “Hem kar, hem deniz, mesafenin çok kısa olması bu arayıp ta bulamadığımız. Türkiye’nin hiçbir yerinde böyle bir şey yoktur” derken, yine üniversite öğrencisi olan Mustafa Güllü ise, “Buradan 15-20 dakika sonra denize giriyorsunuz, bahar güzel bir hava. İsteyen denizine de girer. Yarım saatlik yol içerisinde şu anda kıştayız. Buradan biraz inersiniz bahar olur, az daha inersiniz yaz olur, montları çıkarır atarsınız” dedi.

Yılanlı Dağı’nda vatandaşlar kar sefası sürerken, dağdan araçla 45 dakikalık yolculuk sonrası ulaşılan Ula’nın Akyaka sahilinde ise vatandaşlar deniz kenarında güneşin tadını çıkardı. Sahil kenarındaki işletmelerin önündeki masalar dolarken, çocuklar da kumda oyunlar oynadı. Akyaka sahilinde güneşin tadını çıkardığını söyleyen Cemile Keskin, “Soğuk bir hava istediğimizde yarım saatlik uzaklıkta Yılanlı Dağımız var. Oraya gidip kar ile oynayıp, öğleden sonra da Akyaka’ya gelerek deniz karşısında güneş altında çayımızı, kahvemizi içebiliyoruz ” dedi.

Muğla’da üniversite öğrencisi olduğunu söyleyen Bursalı Batuhan Özgüneş, “Ben zaten yazlık bir yer olduğu için Muğla’yı tercih ettim. Yaz aylarında buradaki gibi sıcak oluyor ama şu anda Muğla’da Şubat ayındayız. Şubat ayında Bursa’da bu sıcaklığı göremiyoruz” dedi. 

Bekir Tosun
 

AK Parti Ankara İl Kongresi’nde konuşan Başbakan Yıldırım, AK Parti kongrelerinin başka partilerin kongrelerine benzemediğini söyleyerek, “Başka partilerin kongreleri bile AK Parti’nin il kongreleri gibi olmaz. İşte Ankara İl Kongresi’ni görüyoruz. Bizde kardeşlik var, birlik, beraberlik var, vatan sevdası var, bayrak sevdası var. 15 yılı geçen sürede milletin adamı, Türkiye sevdalısı, liderimiz Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan ile beraber” ifadelerini kullandı.

Gelinen noktada büyümesiyle, kalkınmasıyla, savunma sanayisiyle, yükselen değerleriyle gurur duyulacak bir iktidarın var olduğunu söyleyen Yıldırım, “Milletin iktidarı AK Parti iktidarı var. AK Parti siyasette birliğin, beraberliğin, kardeşliğin adıdır. AK Parti kalkınmanın adıdır. AK Parti denince hastaneler akla gelir, tüneller, havaalanları, hizmet, ‘insanı yücelt ki devlet yücelsin’ akla gelir” şeklinde konuştu.

Terörle mücadelenin amansız şekilde devam ettiğini kaydeden Yıldırım, “Bugün aslanlarımız, kahramanlarımız, Mehmedimiz Afrin’de destan yazıyor. Yurt içi, yurt dışında terörü tamamen bitirinceye kadar bu operasyon devam edecek. Kim ne derse desin bir terörist dahi kalmayacak. Eğer gitmek gerekiyorsa hep beraber gideriz. Mehmedimiz, kahramanlarımız gerekeni yapıyorlar. Bize düşen onlara dua etmektir, destek olmaktır. Allah yar ve yardımcıları olsun” dedi.

Yıldırım şunları kaydetti:

“Bu millet çok imtihandan geçti. Çanakkale’de, İstiklal Savaşı’nda, 15 Temmuz’da gördük biz bunları. Ama millet indi meydana, alçaklara dersini verdi, bayrağı indirmedi, ezanları dindirmediniz.” 

Ahmet Umur Öztürk
 

İddiaya göre, Mehmet ile Ümmü Gül Yazar çiftinin iki çocuğundan ilkokul 4. sınıf öğrencisi S.E.Y. (10), Yeşilırmak İlkokulunda veliler toplantısının olduğu gün öğle saatlerinde okul bahçesinde arkadaşlarıyla top oynarken arkadaşının elinden topu almak için kolunu sıktı. Kız öğrenci veli toplantısında olan babasının yanına giderek olayı anlattı. Bahçeye gelen baba A.K., S.E.Y’ye tokat attı. Yere düşen çocuk, okulda bulunan annesi tarafından hastaneye götürüldü. Yüzde 24 oranında işitme kaybı yaşadığı tespit edilen S.E.Y.’nin kulak zarında hasar oluştu. Aile yaşanan olayla ilgili polis merkezine başvurarak şikayetçi oldu.

Olayı anlatan S.E.Y., arkadaşından topu almak isterken kolunu sıkarak ittirdiğini ifade ederek, “Kolundan ittirmiştim, yere düşmedi. Okulda toplantıda olan babasına kolum kırıldı demiş. Babası da geldi yanağıma tokat attı, yere düştüm. Yerde de tekme vurdu. Arkadaşlarım yanıma geldi, beni kaldırdılar. Hastaneye gittik, yüzde 24’lük işitme kaybım varmış” dedi.

Baba Mehmet Y. ise, veli toplantısı olduğu gün beklemedikleri tatsız bir olayla karşılaştıklarını söyledi. Eşinin o gün veli toplantısında iken bu tablo ile karşılaştığını ifade eden Yazar, “Bu olaya okul yönetimi ve öğrenciler şahit. Olay top oynarken oğlumun arkadaşının bileğini sıkması sonucu meydana gelmiş. Çocukta okulda toplantıya katılan babasına gidip bileğim kırıldı diyor. Babası da o anda gelip oğluma vuruyor. Okula geldiğimde sağlık ekiplerinin olmadığını görünce şaşırdım. Bizde kendimiz hastaneye götürdük. Yapılan muayenesinde yüzde 24 işitme kaybı olduğu tespit edildi. Kulak zarında yırtık olduğu tespit edildi, ameliyat olması gerekiyormuş” diye konuştu.

Eşinin olaydan sonra veli ile görüştüğünü ifade eden Mehmet Y., “Velinin eşime şu akıl almaz bir cevabı var; ‘İstersen sende bana vurabilirsin’ şeklinde. Öğrencilerin önünde aynen bu kelimeyi kullanmış. Çocuklar arasında olan bir şeye biz velilerin katılmaması gerekiyor. Sonuçta her şeyin bir kuralı var. Biz öğretmenlere emanet ediyorsak, sorumlular da öğretmenlerimizdir” diye konuştu.

Öte yandan okuldaki güvenlik kameralarının okul dışındaki bölümünün çalışmadığı ileri sürülürken, İl Milli Eğitim Müdürlüğü olayla ilgili soruşturma başlattı. 

Nurhan İçmez
 

Bakan Çelik, AK Parti Kozan İlçe Kongresi’nde, yaptığı konuşmada, 2019 seçiminin çok önemli olduğunu ifade ederek, “Çünkü artık yüzde 50’nin üzerinde oy almadan kimse Türkiye’yi yönetme hakkı elde edemeyecek. Bu yeni sistemle birlikte hükümetin ve devleti yönetenlerin asıl sahibinin vatandaş olduğu açık ve net bir şekilde belirlenmiş oldu. Geçmişte yüzde 10 alıp üç ayrı parti koalisyon kurup ondan sonra bir kısmı milletin değerleriyle kavga eden, bir kısmı milleti sağ tarafa bir kısmı sol tarafa çeken, milleti ideallerinden hedeflerinden uzaklaştıran hükümetlere artık son veriyoruz” diye konuştu.

“Ekonomik krizler ve enflasyonlu günler geride kaldı”

Tarihte iki defa Türk devletine yabancıların “hasta adam” nitelendirmesinde bulunduğunu söyleyen Bakan Çelik, şöyle devam etti:

“Bir tanesi Osmanlı’nın yıkılış dönemlerinde devletimiz zayıflamıştı ve Türkiye’ye hasta adam deniliyordu. Oradan İstiklal mücadelesi vererek kurtuluş savaşını gerçekleştirerek genç Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni kurarak hasta adam olmaktan genç nesilde bir Cumhuriyete geçişi gerçekleştirdik. İkincisi AK Parti iktidara gelmeden bir iki sene önceki yabancı basında çıkan yorumlara bakın ne deniyordu. Türkiye artık hasta adam deniliyordu. Faizlerle boğuşan, siyasi olarak kırılgan ve dayanıksız, istikrarı olmayan, ekonomik olarak zayıf bir Türkiye söz konusuydu. O zamanki yönetimler yüzünden enflasyon ve diğer yanlış politikalar yüzünden vatandaş olduğu yerde fakirleşiyordu. Ders kitaplarını basamayan, çocuklarına ders kitaplarını veremeyen bir Türkiye söz konusuydu.” 

Aynı anda Afrin’deki Zeytin Dalı Harekatı’nı yapıp, Doğu Akdeniz’deki haklarını koruyup hem de Türkiye’de ekonomik olarak bu kadar büyümeyi gerçekleştirecek başka bir ülke bulunmadığını kaydeden Bakan Çelik, “Sınırlarımızın ötesinde bir terör koridoru kurulmaya çalışılıyor. Sınırlarımızın ötesinde teröristler Türkiye’ye komşu yapılmak isteniyor. Bir takım terör gruplarını orada küçük devletçiler yapmak istiyorlar. Buna cevabımız ne oldu. Zeytin Dalı operasyonu ile dedik ki hiç bir terör devletinin kurulmasına ve devletimize komşu yapılmasına izin vermeyeceğiz müsaade etmeyeceğiz dedik. Cumhurbaşkanımız, Başkomutanımız nasıl 15 Temmuz gecesi hain FETÖ’yü yendiyse, DAEŞ’i de PKK’yı da yenmeyi iyi biliriz” dedi.

Emre Bozdemir

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bir Bursa mitinginde yapılmasını istediği cami, Bursa’nın her yerinden görülebilecek. 41 metre kubbe yüksekliğine sahip, 75 metre yüksekliğinde ve 4 minareli, 6 bin 400 metrekaresi kapalı, toplam 10 bin metrekare alan üzerine inşa edilecek camide aynı anda 20 bin kişi ibadet edebilecek. Caminin temeli Uludağ Üniversitesi Görükle Kampusu içinde Başbakan Yardımcısı Hakan Çavuşoğlu’nun da katıldığı törenle atıldı. İçinde bin 500 kişilik konferans salonu ile sosyal, kültürel her türlü faaliyetin yapılabileceği külliyenin tamamı, Bursalı hayırseverlerin katkıları ile tamamlanacak.
Kur’an-ı kerim tilaveti ve İstiklal Marşı’nın okunması ile başlayan temel atma töreni, Uludağ Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yusuf Ulcay’ın konuşması ile devam etti. Ulcay, camilerin sadece ibadet yerleri olmadığını dile getirerek, “Allah’ın evi denilen camilerimiz, toplumun bir araya geldiği, eğitim, din gibi farklı konularda paylaşımlarda bulunulan mekânlardır. Cami, nefes aldığımız bir dost evi, omuzlarımızın birbirine değdiği bir birlik yuvası, fakir, fukara, çaresizlerin çaresi, zenginin fakirle, işçinin işverenle, yönetenin yönetilenle, yabancının yerli ile bütünleştiği büyük bir insanlık evidir” diye konuştu.

Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş ise, 25 yıl önce Uludağ Üniversitesi’nde okuduğunu belirterek, “O dönemde burada cami olmayışının sıkıntısını yaşardık. Dönem dönem buraya işimiz düştüğünde de ‘burada bir cami inşa edilmez mi’ gibi bir düşüncemiz olurdu. Bunu akleden başta cumhurbaşkanımız ve rektörümüze çok teşekkür ediyorum. Bursa’mıza eğitimde, sağlıkta, dini tesislerde çok büyük katkıları olan sanayicilere yürekten teşekkür ediyorum” diye konuştu.

“Bizler imar etmek için, birileri de yakmak için var”
Başbakan Yardımcısı Hakan Çavuşoğlu, yapılacak cami ve külliyenin kamu kaynağı aktarılmadan tamamlanacağını ve tamamen Bursa’nın kendi hayırseverlerinin çabası ve fedakarlığı ile inşa edileceğini söyledi. Çavuşoğlu, “Bizler imar etmek, yaşatmak için devlet olarak çok önemli roller üstlendik. Hem tarihte, hem de bugünlerde bu rolümüz devam ediyor. Bakıyorsunuz 3 buçuk milyon Suriyeli vatandaşı yıllardır misafir ediyoruz. Nerede bir mazlum, mağdur varsa, onun sırtını pek eden ve başını okşayan bir milletiz. Bunlar bizim gerçekten çok önemli hasletlerimiz. Birileri yakmak, yıkmak, öldürmek için şartlanmış, bir de bu şartlanmayı sağlayan, onları taşeron olarak kullanan bir güruh var. Ama emin olun ki haklı olan biziz. Bizim niyetimiz halis olduğu için bizim kazanacağımızdan emin olunuz” dedi.

Afrin’e düzenlenen operasyonda siviller üzerinden çok yoğun dezenformasyon yapıldığına dikkat çeken Çavuşoğlu, “Sahada varlık gösteremeyen, kahramanlarımız karşısında kuyruğunu kıstırıp kaçan itler, bu defa siviller üzerinden Türk askerini itham etmeye çalışıyorlar. Buna kimse inanmaz. Biz haktan, adaletten yola çıkıyoruz. Bir gün uyandık ve Afrin’e girelim demedik. Oradan bine yakın roket, hedef gözetilmeksizin Türkiye sınırları içine fırlatıldı. Birçok sivil insanımızı kaybettik. 15 yaşındaki bir kızımız uyurken şahadet şerbetini içti. Batılı ülkeler ile bu sivil dezenformasyonlarına peşinen inananlara sesleniyoruz. 3 buçuk milyon Suriyeli kardeşimizi biz burada bağrımıza basıyoruz, besliyoruz. Siz ne yaptınız? Dikenli teller örerek, onların çocuklarına el koyarak, ziynet eşyalarına adeta zorbalıkla el koyarak onları kabul ettiniz. Allah’ın izni ile nasıl ki Fırat Kalkanı Harekatı’nda orayı temizlediysek, 138 bin civarında o bölgenin insanı, Türkiye’den kalkıp yeniden memleketlerine gittiyse, Afrin’de de bunu gerçekleştireceğiz” diye konuştu.
DEAŞ’a düzenlenen operasyonlarda sivillerden kimsenin bahsetmediğini ifade eden Çavuşoğlu, “Ne oldu da şimdi sivillerden söz ediyorsunuz? Terörist sizin teröristiniz, taşeron sizin taşeronunuz olunca paniğe kapılıyorsunuz değil mi? Paniğe de kapılsanız, meydan da okusanız Türk milleti kendisine uzanan elleri kıracaktır” şeklinde konuştu.
Temel atma töreni kurban kesilmesi ve dua edilmesi ile sona erdi.

Samet Doğru – Abdullah Çibir
 

Bir dizi programlara katılmak üzere Hatay’a gelen Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya, terör örgütü üyeleri tarafında atılan roketlerin düşmesi neticesi şehit olan Fatma Avlar, Rıfat Sinirli ve Ahmet Şanverdi’nin yakınları ile bir araya geldi. Reyhanlı Belediyesi’nde gerçekleşen ziyarette Hatay Valisi Erdal Ata ile protokol üyeleri de hazır bulundu.

Görüşmenin ardından basın mensuplarına açıklamalarda bulunan Bakan Fatma Betül Sayan Kaya, “Reyhanlı’da atılan roketler neticesi hayatını kaybeden şehitlerimizin alileri ile bir araya geldik. Her biri kahraman vatan evlatları. Bu vesile ile tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet, gazilerimize, yaralılara acil şifalar diliyoruz. 17 yaşında hain terör örgütlerinin attığı roketler ile uykusunda şehit düşen Fatma kızımızın anne ve babasıyla bir araya geldik. Masum sivillerden bahseden batı medyası buraya gelsin, aileleri görsün. Sivilleri hedef alan birileri varsa bunlar terör örgütleridir. YPGPKKYPG’dir. Bunun en büyük kanıtı burada şehit olmuş vatandaşlarımızdır. İzmir’de üniversite okumayı düşünen Fatma evladımız uykusunda şehit düştü. Yabancı basın mensuplarının, masum sivilleri hedef olan terör örgütlerini tüm dünyanın görmesi için burada olmaları lazım. Bizim askerimiz, ordumuz asla ve asla hiçbir sivili hedef almamıştır, almayacaktır. Kahraman Mehmetçiğimiz hiçbir zaman için kadınları, masumları çocukları hedef almadı, almayacak. Bizim medeniyetimizde asla bu yoktur. Sivillerimiz konusunda askerlerimizin gösterdiği hassasiyet ortadır. Tek bir sivilin bir zarar görmemesi için askerimiz çok büyük gayret göstermektedir” dedi.

Aileleri şehitlerin emaneti olarak gördüklerini ifade eden Bakan Kaya, “Bu vatan topraklarımız, nasıl şehitlerimizin emaneti ise, ailelerimizde şehitlerimizin emaneti. Rabbim ordumuzu muzaffer eylesin. Hem sınırlarımızdaki terör örgütlerini temizleyeceğiz, hem de tüm dünya mazlumlarının umudu olmuş bir ülke olarak oralarda masum insanların huzuruna kavuşmasını sağlayacağız. El-Bab operasyonunun ardından Suriyeli mülteci kardeşlerimizden 100 binin üzerinde kişi vatanlarına döndüler. Bizim en büyük temennimiz, oraların bir an önce terör örgütlerinden temizlenmesi. Ensar ruhu ile Suriyelilere ev sahilliği yapıyoruz ama rabbim kimseyi vatansız bırakmasın” diye konuştu. 

Refik Fidan – Aykut Yeniçağ – Ecevit Cemiloğlu

Bingöl merkezde ikamet eden 3 çocuklu Onur ve Ayşe Çakmak çiftinin 14 aylık bebekleri Mustafa Burak’ın sağ böbreğinde 1 santimetrelik taş tespit edildi. Minik Mustafa’ya götürüldüğü bir hastanede taş kırma tedavisi uygulandı, fakat taş tam olarak kırılamadı. Çift bunun üzerine Medical Park Elazığ Hastanesine başvurdu. Burada Çakmak’a, Üroloji Uzmanı Op. Dr. Serhat Yentür tarafından Mini Perkütan Nefrolitotomi operasyonu yapıldı. 2 saat süren operasyonun ardından böbreğindeki taş kırılarak çıkartılan minik Mustafa sağlığına kavuştu.
14 aylık hastanın böbreğinde yaklaşık bir santimetre taş olduğunu belirten Üroloji Uzmanı Op. Dr. Serhat Yentür, “Kendisini Mini Perkütan Nefrolitotomi operasyon etmeyi planladık. Yeni bir teknik olan bu ameliyat yöntemi, genellikle yetişkin insanlara yapılır. Mini Perkütan Nefrolitotomi yöntemiyle 14 aylık olan bebeğimizdeki taşı aldık. Bu gün ameliyattan sonraki birinci günü. Ne kadar mutlu ve ağrısız olduğunu yüzünden de anlaya biliyoruz. Yarında taburcu edip evine göndereceğiz” dedi.

Hastanın çocuk olduğu için yarım santimetrelik bir kanal açarak taşı kırarak çıkardıklarını vurgulayan Yentür, “Böbreğe arkadan iğneyle giriş yaparak oradan genişletiyoruz. Açık cerrahi olsaydı yaklaşık bir hafta yatardı. Açık cerrahiden sonra hastanın ağrısı, akıntısı, kanaması gibi durumlar olabiliyor. Yıllar boyunca da açık cerrahinin verdiği ağrıları hastalar yaşıyor. Perkutan hastalarında ise yaklaşık iki gün yatırıyoruz. Bu hastamızı dün ameliyatını yaptık, yarında taburcu edeceğiz. Ağrısız bir yöntem ömür boyu da rahat edecek, bu ameliyatında herhangi bir zararını ömür boyu görmeyecek“ diye konuştu.

Çocuklarını daha önce farklı bir sağlık kuruluşuna götürdüklerini ve burada taş kırma tedavisi uygulandığını aktaran baba Onur Çakmak, “Taşı sert olduğundan kırılamadı. Biz de araştırdık ve hocamıza geldik. Hocamız da küçük bir ameliyatla giderilebileceğini söyledi. Dün ameliyat olduk. Çok şükür bugün iyi. Sağlığına kavuşacak inşallah. Hocamıza çok teşekkür ediyoruz” ifadelerini kullandı. 

Kamil Can Kılıç