Farklı habitat özelliklerini bir arada barındıran ve biyolojik çeşitlilik açısından son derece zengin olan Kocaçay Deltası ve Karacabey Longozu, kuş gözlemciliği ve fotoğrafçılığı, doğa yürüyüşleri, doğa kampları gibi farklı eko-turizm aktivitelerinin gerçekleştirilebileceği nadir alanlar arasında bulunuyor. Avrupa’da örneği olmayan ve Türkiye’deki 4 longoz içinde en büyüğü olan Karacabey Longozu (subasar ormanı), denize doğru akan derelerin getirdiği kumların birikerek kıyıda set oluşturması ve dere ağzını kapatması sonucu akarsuyun biriktiği yerde oluşan bir özel ekosistem. Yılın belli dönemlerinde veya yıl boyunca taban suyunun yükselmesine bağlı olarak bataklık ve göllerde oluşan orman olarak da tanımlanan longozu yalnızca belirli bitki (örneğin dişbudak, kızılağaç, göl soğanı, su menekşesi vb.) ve kuş (filamingo, kara leylek, balıkçıl türleri vb.) türleri tercih ediyor. Bu ekosistemin devamlılığı için en temel koşul bol suyun devamlı var olması. Su, getirdiği kil ve organik materyaller ile bu sahaların topraklarını mineral ve organik madde yönünden zenginleştiriyor. 

Başta Susurluk Irmağı ve Nilüfer Çayı olmak üzere Güney Marmara akarsularının büyük bölümünün birleşmesiyle oluşan Kocaçay, Bursa’nın Karacabey ilçesine bağlı Yeniköy yakınlarında Marmara Denizi ile buluşuyor. Bu buluşma noktasında bulunan Kocaçay Deltası, barındırdığı doğal yaşam alanlarının çeşitliliği bakımından eşsiz bir zenginliğe sahip. Delta, kumul bitkileri, bataklıkları, longoz ormanları ve gölleriyle farklı habitatlara ev sahipliği yapıyor. 

Kocaçay Deltası ve longoz ormanı pek çok farklı kuş türü için de önemli bir beslenme, dinlenme ve üreme alanı. Bölgenin aynı zamanda göç yolları üzerinde yer alması nedeniyle deltada ve longoz ormanlarında yaklaşık 200 farklı kuş türü gözlenebiliyor. Aralarında tepeli pelikan, ak pelikan, kara leylek, filamingo ve kuğu gibi nesli tehlike altına girebilecek türlerin de bulunduğu 12 kuş türü deltada ürüyor. Eşsiz güzelliklere sahip longozun korunarak gelecek nesillere aktarılması hususunda Orman ve Su İşleri Bakanlığı da çalışmalarını devam ettiriyor. Bu çerçevede Karacabey Kocaçay Deltası sulak alanı alt havza biyolojik çeşitlilik araştırma projesi tamamlanarak, Karacabey Longozu’nda bir adet kuş gözlem kulesi yapıldı. Diğer yandan bölgeye tabiat eğitim merkezi kurulması planlanıyor.
(Ayşe Üngör/İHA)

 

 

Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu, Nevşehir’de Devlet Su İşleri (DSİ) Genel Müdürlüğü ve Orman Genel Müdürlüğünce yapılacak tesislerin toplu temel atma programına katıldı. Nevşehir Valiliği önünde gerçekleştirilen, içme suyu depoları ile ormancılık ve ıslah projelerini içeren 22 milyon lira bedelli yeni yatırımların temeli atıldı. Temel atma törenine Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu, Nevşehir Valisi İlhami Aktaş, AK Parti İl Başkanı Mustafa Rauf Yanar,AK Parti Nevşehir milletvekili Mustafa Açıkgöz, AK Parti milletvekili adayları Yücel Menekşe, Emre Çalışkan, daire müdürleri ve vatandaşlar katıldı. Bakan Eroğlu yaptığı konuşmada, “Ülkenin üzerine çok büyük oyunlar oynanıyor. Türkiye büyüdükçe, geliştikçe önümüzü kesmek için dost görünen ülkeler set çekmek için bir takım planlar kuruyorlar. Hile ve desiselerle Türkiye’nin kalkınmasının engellemeye çalışıyorlar. Geçmişte, hükümetimize muhtıralar verildi, parti kapatma davaları açıldı, 15 Temmuz’da ise hazırladıkları bir hain ile ülkeyi işgal girişiminde bulundular. Güney sınırımızda terör devleti kurmak için çalışma yaptılar ama Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı Harekatı ile bu oyunu bozduk. Oyun devam ediyor, yeni oyunlarında ise ekonomik olarak Türkiye’yi çökertelim, önümüzde diz çöksün diyorlar. Eski dönemlerde hani bir İMF memuru geldiği zaman hükümetin başbakanı el pençe durur ya o günleri istiyorlar. Artık o dönem geçti, şanlı büyük Türkiye var. Cumhurbaşkanımız bunların oyununu bozmak için 24 Haziran’da sandığı halkın önüne getiriyor. 24 Haziran seçimleri basit bir parti seçimi değil. Milletin istikbalidir, devletin bekasıdır. Türkiye’nin kalkınması büyük hedeflerin gerçekleşmesi ve istikrarın devam etmesi şarttır. 2023 yılında hedefimiz ülkemizi dünyanın en büyük on ekonomisi içine yerleştirmektir” diye konuştu.
Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun konuşmasının ardından ise Nevşehir’de 5 tesisin temel atma töreni gerçekleştirildi. Bakan Eroğlu ve beraberindekiler daha sonra ise çiftçilere sertifika dağıttı.

Coşkun Sağlamdin
 

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, FETÖ’nün TSK’daki haberleşme yöntemi olan ankesör soruşturması kapsamında Jandarma Genel Komutanlığında görevli Astsubay Hakan A., hakkında “silahlı terör örgütüne üye olma” suçundan iddianame hazırladı. Cumhuriyet Savcısı Ali Alper Saylan tarafından hazırlanan iddianamede, FETÖ’nün mahrem imamının kendine bağlı örgüt üyesi askerleri kesinlikle kendi kullandığı cep telefonundan aramadığı belirtilerek, irtibatın ankesörlü veya kontörlü telefonlar suretiyle sağlandığı kaydedildi. Bu kapsamda yapılan araştırmalarda şüpheli Astsubay Hakan A.’nın 0850’li ankesörlü hatlardan arandığı, aramaların çaldır/kapat şeklinde 44-73 saniye arasında değiştiği tespit edildi. Bu bilgiler ışığında gözaltına alınan Hakan A.’nın 3 kez ifadesi alındı. Kolluk kuvvetlerinde alınan ifadesinde suçlamaları reddeden Hakan A., daha sonra savcılığa verdiği ifadede örgüte üye olduğunu kabul ederek, etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanmak istediğini söyledi. 

Örgütle ilk tanışmasının 2001-2003 yılları arasında Sivas-Gürün Meslek Yüksekokulunda okuduğu dönemlerde olduğunu kaydeden Hakan A., Sivas’ta örgütün yurdunda kaldığını anlattı. Örgüt mensubu Remzi Ş. isimli şahsın yurt müdürlüğünü yaptığını aktaran Hakan A., yaklaşık 6 ay sonra yurttan ayrılıp örgüte ait olan evlerde kalmaya başladığını söyledi. Hakan A. Kurban Bayramında kendilerine izin verilmediğini, bayramda kurban derisi toplamak üzere çalışmalarının istenildiğini kaydederek, “Evde kaldığımız süreler boyunca sohbetlere bölgeden sorumlu yeşil gözlü, sarışın ‘Yunus abi’ denilen kişi gelirdi. Sürekli Fettullah Gülen videoları izletilir, kitapları okutulurdu” dedi. 

Hakan A., 2006 yılında Malatya’nın Arapgir ilçesinde bulunan örgüte ait bir yurtta çalışmaya başladığını, burada kaloriferden ve öğrencilerden sorumlu olduğunu anlatarak, “Arapgir ilçe abisi ‘Adnan hoca’ isimli kişiydi. İsim kendi ismiydi ancak soyadını hatırlamıyorum. Bana, 8-9 ay süreyle herhangi bir ücret vermediler. Daha sonra bana bir çek verdiler, çekin karşılığı çıkmadı. Bu nedenle bozuştuk ve Arapgir’den ayrıldım. İş buldukça inşaat işlerinde çalışmaya başladım ve 2008 yılına kadar bu şekilde yaşamımı sürdürdüm. 2008 yılında astsubaylık sınavını kazandım” diye konuştu.

“Dinini kurtarmak için bizimle devam et” 

2008 yılının sonunda örgütün kendisiyle tekrar iletişime geçtiğini kaydeden Hakan A., şunları anlattı:
“Benimle Ankara’da irtibat kuran kişi öğretmendi. Kızılay’da bir kafede buluştuk. Bana ‘dinini kurtarmak için bizimle beraber devam et’ dedi. 3-4 kere bu kişiyle görüştüm. 2009-2013 yılları arasında Çorum, 2013-2015 yılları arasında da Ağrı-Patnos’ta görev yaptım. Buralarda da örgütle irtibatım devam etti.”

“İletişimi Kakao Talk üzerinden yapmamız istendi” 

Kendisinden sorumlu mahrem imamlarla ankesörlü telefondan irtibat kurduğunu kabul eden Hakan A., “Bir dönem Ağrı’da görev yaptığım sırada Eşref isimli şahısla 1 ay boyunca iletişimimizi ankesörlü telefondan değil, kendisinin yüklediği Kakao Talk programı üzerinden yapmamızı istedi. ‘Neden?’ diye sorduğumda ‘cemaatle bağlantılı olduğun çıkarsa, meslekten ihraç ederler’ dedi” ifadelerini kullandı.

“Davadan ayrılırsan iki büklüm olursun” 

Ankara’da aynı hücrede bulunduğu kişilerin isimlerini sayan şüpheli Hakan A., “Ö.Y., 17/25 Aralık sürecinden dolayı görüşmek istemiyordu. Görüşmeye gelmesi için çok baskı yapıyorlardı. ‘Davadan ayrılırsan çocuklarından çekersin, iki büklüm olursun’ gibi şeyler söylüyorlardı” şeklinde konuştu.

“TSK yönetime el koymuştur, birliklerinize gidin” 

FETÖ’nün 15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminden 3 gün önce kendisinden sorumlu “Ömer” isimli örgüt üyesinin evine geldiğine dikkat çeken Hakan A., şunları kaydetti:
“Telefonumu alarak aşağıya inmemi istedi. Evimin önünde arabada buluştuk, arabada telefonuma Line programını kurdu ve ‘bir ablamız rüya görmüş büyük deprem olacakmış’ dedi. Bana bu program üzerinden dua göndereceğini bunları okumamı istedi. 15 Temmuz 2016 tarihinde Line programı üzerinden telefonuma ‘TSK yönetime el koymuştur, birliklerinize gidin’ şeklinde mesaj geldi. Beynimden vurulmuşa döndüm ve programı telefonumdan sildim. Bunalıma girdim ve 3 gün boyunca evden hiç çıkmadım. Pazartesi günü de işe gittim örgütle irtibatım bu tarihten sonra koptu.” 

AK Parti Sözcüsü Mahir Ünal ile birlikte Büyük Birlik Partisi (BBP) Genel Merkezi’ni ziyaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, parti yöneticileri tarafından alkışlarla karşılandı. Parti binası önünde BBP Genel Başkanı Mustafa Destici ve parti yetkililerinin karşıladığı Cumhurbaşkanı Erdoğan, yaklaşık 1 saat kaldı. 

BBP’den ayrılırken açıklama yapan Erdoğan, “24 Haziran seçimleri ile alakalı olarak oluşturduğumuz Cumhur İttifakı’nda MHP, BBP ile müşterek bir çalışmanın içinde olacağız. Bugün Sayın Destici’yi ziyaret etmek suretiyle önümüzdeki sürece yönelik ne gibi hazırlıklar yapabiliriz, bunları görüşme fırsatımız oldu. İnanıyorum ki, bu süreç içinde birliğimiz, beraberliğimiz, dayanışmamız çok daha verimli bir kampanyayı nasıl yürütürüz, bunların üzerinde durduk. Bu süreç içinde zaman zaman ben ve arkadaşlarım bu görüşmeleri devam ettireceğiz ve bu kampanyayı en başarılı şekilde sürdürmenin gayreti içinde olacağız” diye konuştu.

“Cumhur İttifakı’nın bir tane cumhurbaşkanı adayı var, o Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan” 

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kendilerine samimi yaklaştığını söyleyen Destici, “24 Haziran’da inşallah iki seçim birlikte yapılacak. Cumhur İttifakı’nın bir tane cumhurbaşkanı adayı var, o da Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan. Şimdiden hayırlı olsun. Milletvekili genel seçimlerinde de MHP-AK Parti-BBP birlikte hareket ederek maksimum düzeyde TBMM’de temsilin sağlanacağına inanıyoruz. Sayın Cumhurbaşkanımız bize karşı, partimize, camiamıza karşı çok samimi ve duyarlı bir tutum içinde oldu. Bunun için kendisine teşekkür ediyorum. Biz de BBP olarak Cumhur İttifakı’nın içinde asla bir hesapla yer almadık. Ülkemizin içinden geçtiği şartları, devletimizin bekasını, vatandaşlarımızın huzurunu dikkate alarak bu kararı verdik” şeklinde konuştu.

“Asla bir pazarlık içinde olmadık” 

Cumhurbaşkanı Erdoğan ayrıldıktan sonra gazetecilerin sorularına cevap veren Destici, “İçeride çok samimi bir sohbet oldu. Sadece seçim sürecini değil, gündemimizde olan diğer meseleleri de konuştuk. Ama ağırlıklı olarak seçim süreci, ortak yapılacak çalışmalardan diğer konulara kadar istişare etme imkanı elde ettik. Biz başından beri şunu söyledik, BBP Türkiye’nin içinde geçtiği şartların idrakinde, dolayısıyla biz Cumhur İttifakı’nın içinde bilinçli bir şekilde yer aldık. BBP bu meselelere geçmişte de çok duyarlı bir siyasi partiydi. Biz kendilerine özellikle hangi illerde BBP bu ittifaka katkı sağlayacaksa oralardan başlamak şartıyla arkadaşlarımız yer alacaklar. Bir kısmı da bu ittifaka daha ziyade katkıda bulunmak için arkadaşlarımız olacak. Onların sayısıyla alakalı net bir şey söyleyemem, onunla ilgili bir çalışma gerçekleştirilecek. Kendisi yurt dışından döndükten sonra bir kere daha kendisi ile görüşüp bu işi kesinleştirmiş olacağız. Biz de bu konuda iyi niyetliyiz, asla bir pazarlık içinde olmadık. Kendisi zaten cömerttir, inşallah bu hususta da bize cömert davranacağı konusunda hiçbir şüphemiz yok” ifadelerini kullandı.  

Perakende sektöründe yalnızca alışveriş anlamında değil sosyal ve eğitsel anlamda da misafirlerinin ilgi odağı olmayı başaran ÖzdilekPark AVM’ler, bugüne kadar gerçekleştirdiği beğeni toplayan ve yoğun katılım sağlanan projeleriyle sektörde adından söz ettirmeye devam etti.

Yıl boyunca birbirinden keyifli etkinliklere ve sosyal sorumluluk projelerine ev sahipliği yapan ÖzdilekPark AVM’ler, bu alandaki başarısını uluslararası bir ödülle taçlandırdı. 

Uluslararası bir yarışma olan ve pazarlama – iletişim alanlarında gelen binlerce başvuruyu tarafsız olarak değerlendiren Hermes Creative Awards; ÖzdilekPark Bursa Nilüfer, ÖzdilekPark İstanbul, ÖzdilekPark Antalya’yı Platin, Gold ve Onur ödüllerine layık gördü.

ÖzdilekPark Bursa Nilüfer, Kurumsal Sosyal Sorumluluk kategorisinde Drama Atölyesi projesiyle Platin ödülü kazanırken, ÖzdilekPark İstanbul, Özel Etkinlik kategorisinde Macera Uçuşu etkinliğiyle Gold ödülünü kazandı. ÖzdilekPark Antalya ise Özel Etkinlik kategorisinde Eko Çocuk Köyü projesiyle özel Onur ödülünü kazandı.

Türkiye’nin en büyük implant firmalarıyla yaptığı ‘fellowship’ anlaşmaları ve Ortadoğu ülkeleri ile master seviyesindeki yabancı uyruklu diş hekimlerinin eğitimi için yapılan anlaşmalarla dikkatleri üzerine çeken Marmara Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi son teknolojik ekipmanlarla hastalarına hizmet veriyor. 

İHA muhabirine açıklamalarda bulunan Marmara Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Yasemin Özkan, 20 bin metrekarelik kapalı alanda 314 ünite ile hizmet verdiklerini söyleyerek, “Daha önce Nişantaşı Kampüsü’nde eğitim ve tedavi hizmetleri sürüyordu. 2015 yılında Türkiye’nin en büyük sağlık yerleşkesi olan Başıbüyük’teki Tıp Fakültesi; Eczacılık Fakültesi, Sağlık Bilimleri Fakültesi, Nörolojik Bilimler Enstitüsü ile birlikte büyük bir sağlık kampüsüne taşındık. Şu anda fakültemiz 20 bin metrekarelik kapalı alanıyla 314 üniteyle Türkiye’nin ve Avrupa’nın en büyük ve en teknolojik fakültesine sahip” ifadelerini kullandı.

“Ortadoğu’dan çok fazla diş hekimi buraya master yapmaya geliyor”
Ortadoğu ülkeleri ile master seviyesindeki yabancı uyruklu diş hekimlerinin eğitimi için yapılan anlaşmalara da değinen Prof. Dr. Özkan, “Eğitim dilimiz İngilizce olduğu için yaklaşık zaten 20 senedir bu programları yürütüyorduk ama son 2-3 yılda fakültemizin alanının büyümesiyle özellikle Ortadoğu; Suriye, Lübnan, İran, Irak, Kuveyt’ten çok fazla diş hekimi buraya master yapmaya geliyor. Şuanda 50 tane yabancı uyruklu master öğrencimiz var ve bu öğrenciler masterlarını bitirdikten sonra dünyanın her yerinde rahatlıkla eğitimlerini devam ettiriyorlar. Bizim için çok büyük bir onur” diye konuştu.

“Avrupa’da ve Türkiye’de ilk kez Marmara Üniversitesi’nde böyle bir anlaşma yapıldı”
Prof. Dr. Yasemin Özkan, Türkiye’nin en büyük implant firmalarıyla yapılan ‘fellowship’ anlaşmalarının önemine vurgu yaparak, şöyle konuştu:
“Çok büyük implant firmaları yurtdışında belirli merkezlerde, belirli fakültelerin merkezlerinde fellowship dediğimiz bursiyer programı yapmakta. Bu çok önemli bir şey Avrupa’da ve Türkiye’de ilk kez de Marmara Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’yle böyle bir anlaşma yapıldı. Bundan sonra bursiyer programları ortaklaşa İsviçre ve Türkiye’de Marmara Üniversitesi’nde yürütülecek. Bu gerçekten dünya çapında ülkemizin ne kadar ileriye gittiğinin en büyük örneklerinden biri.”

“Hedefimiz; Marmara Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’ne çok büyük bir engelli merkezi katmak”
Marmara Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Yasemin Özkan, 2019 yılında engelliler için bir ağız ve diş sağlığı merkezi açmayı hedeflediklerini söyledi. Prof. Dr. Özkan, “Ben inanılmaz gurur duyuyorum. Önce mezunu sonra mensubu daha sonra da yöneticisi olduğum Marmara Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’nin bu kadar güzel ve büyük bir yere gelmesini sağladıkları için önce rektörümüze sonra da Cumhurbaşkanımıza çok teşekkür ediyorum. Benim en büyük arzum; Marmara Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’ne bir de çok büyük engelli merkezi katmak. Biliyorsunuz Türkiye’de çok fazla engelli vatandaşlarımız var. Bu engelli vatandaşlarımızın diş sağlıkları çok büyük problem. En büyük amacım 2019’da böyle bir engelli merkezi açarsak bu konuda tabi çok büyük yardıma ve desteğe ihtiyacımız var” dedi.  

Rıfat Fırat – Fatih Gavuz

Türk Akımı projesi kapsamında 2017 Haziran ayından bu yana Karadeniz’de boru döşeme çalışmaları yapan dünyanın en büyük inşaat gemisi Pioneering Spirit, Hollanda’ya gitmek üzere Marmara’ya açılıyor. Sabah saatlerinde Karadeniz’den İstanbul Boğazı’na giriş yapan gemiye, Kıyı Emniyeti ekipleri eşlik ediyor. Geminin geçişinin 6 saat sürmesi planlanıyor.

PIONEERING SPIRIT HAKKINDA

Dünyanın en büyük inşaat gemisi olan Pioneering Spirit, geniş petrol ve doğalgaz platformlarının tek hamlede kaldırma yöntemiyle monte ve demonte edilmesi ve çok yüksek ağırlıktaki boru hatlarının döşenmesi için özel olarak tasarlandı. Geminin borda kaldırma kapasitesi 48 bin ton, ceket tipi kaldırma kapasitesi ise 20 bin ton. Katamaran tipi ikiz gövdeye, 382 metre uzunluğa ve 124 metre genişliğe sahip gemi Allseas’in kendi bünyesinde tasarlanıp 2011-2014 yılları arasında 2,6 milyar Euro (3 milyar ABD Doları) maliyetle Daewoo Shipbuilding & Marine Engineering tarafından Güney Kore’de inşa edildi.

Pioneering Spirit, açık deniz operasyonlarına Ağustos 2016’da, Norveç karasularında 13 bin 500 tonluk mobil üretim platformunun kaldırılması işlemiyle başladı. 2017 Nisan ayında, Kuzey Denizi’nde, Shell’in 24 bin tonluk ikonik Brent Delta platformu bordasını tek seferde kaldırarak, ağır yük kaldırma operasyonlarına yeni bir boyut kazandırdı.

GÜNDE ORTALAMA 4-5 KİLOMETRE BORU HATTI İNŞA EDEBİLİYOR

Aynı zamanda farklı derinliklerde daha önce görülmemiş ağırlıklardaki boru hatlarının döşenmesine imkan tanıyan Pioonering Spirit, sahip olduğu 2 bin ton S-boru döşeme kapasitesiyle yine Allseas’e ait olan dünyanın en geniş boru döşeme gemisi ’Solitaire’in de önüne geçiyor. Türk Akımı, Pioneering Spirit’in görev aldığı ilk boru döşeme projesi. Derin sulardaki boru döşeme çalışmalarına 2017 yılı Haziran ayının sonunda başlayan gemi, o tarihten bu yana proje kapsamındaki operasyonuna kesintisiz devam ediyor.

Pioneering Spirit, Karadeniz’de Rusya’dan Türkiye’ye doğru, derinliğin 2 bin 200 metrelere ulaştığı deniz tabanından ilerlerken, günde ortalama 4-5 kilometre boru hattı inşa edebiliyor.  

Kaza 10 Ekim 2016 tarihinde Setbaşı Caddesi’nde meydana geldi. Kazada, karşıdan karşıya geçeceği sırada belediye otobüsünün çarpması sonucu 35 yaşındaki 8 aylık hamile Tuğba Dilmeç hayatını kaybederken bebeği sezaryen ile kurtarılmıştı. 

Dilmeç, vasiyeti olarak organlarını bağışlayıp yedi kişiye umut olmuştu. İki yıl sonra mahkemenin şoföre verdiği ceza ise aileyi tekrardan yasa boğdu. 

Kazadan sonra konuyla ilgili başlayan hukuki süreç sonuçlandı. Soruşturma savcısı Tuğba Dilmeç’in taksirle ölümüne, karnındaki 8 aylık bebeğin ise yaralanmasına sebep olma suçlarından 2 ile 15 yıla kadar hapis istemiyle dava açtığı otobüs şoförü Süleyman Kılıç’a 3 yıl 4 ay hapis cezası verildi.
Bursa 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada mahkeme heyeti tutuksuz yargılanan otobüs şoförüne sadece Tuğba Dilmeç’in taksirle ölümüne sebep olması suçundan ceza verirken, kaza esnasında anne karnında olan Kaan bebeği birey saymadı ve soruşturma savcısının iddianamede istediği cezayı vermeyi uygun görmedi. Davadan sonra Tuğba Dilmeç’in ailesi ise karara itiraz etmek için kolları sıvadı.
Dilmeç’in ablası Ebru Dalkır konuyla ilgili yaptığı açıklamada sadece kendileri için değil Türkiye’de trafik kazalarına bağlı olarak annelerini ya da hayatlarını kaybeden bebekler için hukuk mücadelesi yürüttüklerini belirtti. 

Yüksek Yargı Mahkemesi’nin daha önce Trabzon’da meydana gelen bir trafik kazasında hamile kadının bebeğini kaybetmesi ile ilgili verdiği kararın da benzer olduğunu ve o kararda da bebeğin birey sayılmadığını ifade eden Dalkır, Yargıtay’ın konuyu yeniden gözden geçirmesi gerektiğine değindi. 

Dalkır, “Savcılık tarafından yapılan hazırlık soruşturması kapsamında hazırlanan iddianamede kazaya neden olan sürücünün bir kişinin taksirle ölümüne bir kişinin yaralanmasına sebebiyet verdiği gerekçesi ile 2 ile 15 yıl arasında cezalandırılması istemiyle dava açıldı. Bu bizi sevindirmişti, 15 yıl iyi bir süreçti. Ama ilgili ceza mahkemesi tarafından yapılan yargılamada 3 yıl 4 aylık bir hapis cezası neticelendi. Bu karara gerek vekillerimiz gerekse de tarafımız yani 4 kardeş olarak bizler itiraz ediyoruz. Avukatlarımız Havva Günaydın, Hakan Özdemir ve Meral Yeşilyurt aracılığıyla yaptığımız itirazın gerekçesini sizlerle paylaşmak istiyorum. Kaza sonucu müstakil bir ölümün ve müstakil bir yaralanmanın gerçekleştiği göz önünde tutulup buna uygun olarak sanık hakkında 85/2 maddesi üzerinden hüküm kurulması talep edilmiştir. Oysa yargılamayı gerçekleştiren mahkeme kaza sonucu sezaryenle doğmak zorunda kalan Kaan bebeği bir ceza hukuku öznesi olarak değerlendirmemiştir. Bu şu demek: Kaan bebek eğer kazadan önce dünyaya gelseydi şoförün aldığı cezanın uygulaması farklı olacaktı. Ama annesi kazada ağır yaralanmış ve beyin fonksiyonlarını yitirmiş biri olarak nasıl normal doğum yapacaktı? Hukukun bize bunu açıklamasını istiyoruz. Bebeğin kaza sebebi ile maruz kaldığı bedensel zararlar hukuken göz önüne alınmamıştır. Bu nedenle mahkeme hükmünde TCK 85/1’e dayanarak sadece kardeşimin ölümü üzerinden bir ceza tespit etmiştir. Kaan bebeğin gördüğü bedensel yaralanma ise hükme konu kılınmamıştır. Yani Kaan’ın varlığı kabul edilmiyor ve bunun tek sebebi bebeğin kazadan sonra doğması. Buna itiraz etmemizin tek sebebi Kaan değil, Türkiye’de bu tür şeyler yaşamış bütün bebekler için itiraz ediyoruz. İnsanlar zorunlu kaldıkları için sezaryenle dünyaya getirirler çocuklarını. Ama buna rağmen mahkeme çocuğun varlığını kaza esnasında bebek henüz doğmadığı için yok sayıyor. Bu yaklaşımı hukuken hatalı bulduğumuzu ve hala yaşayan Kaan bebeğin ceza hukuku açısından müstakil bir suç olarak değerlendirilmesi gerektiğine inandığımız için verilen hükmün yeniden değerlendirilmesi amacıyla verilen karara itiraz etmiş bulunmaktayız” ifadelerini kullandı.

Derya Evren – Hakan Gönül

Türk İslam ülküsünün bayrak şahsiyetlerinden, mütefekkir merhum yazarımız Seyyid Ahmet Arvasi Hoca, Balıkesir’de yâd edildi. Balıkesir Büyükşehir Belediyesi’nin ev sahipliğinde, Balıkesir temsilciliğimizin ve Türk Ocakları Balıkesir Şubesinin organizasyonuyla Salih Tozan Kültür Merkezi’nde düzenlenen “Vefatının 30. Yılında Seyyid Ahmet Arvasi” başlıklı paneli gazeteci Hüseyin Sarıkoç yönetti. Panele katılan Genel Yayın Yönetmenimiz Dr. İsmail Kapan, Necmettin Erbakan Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Akgül, Marmara Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mustafa Aksoy ve Balıkesir Üniversitesi Necatibey Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Fuat Özer birer konuşma yaptılar. Bu toplantının çok önemli iki özelliği olduğuna dikkati çeken Hüseyin Sarıkoç “Birincisi, Arvasi Hoca’nın bu şehre 59 yıl önce tayini… Savaştepe’de öğretmenliğe başlaması.. İkincisi ise, vefatının 30. sene-i devriyesi olması. 1980 öncesinin buhranlı döneminde bir neslin vatanına ve milletine, dinine, devletine bağlı yetişmesinde çok büyük emeği olan fikir va dava adamı Seyyid Ahmet Arvasi’yi anma toplantısının yapılması hususunu Türkiye Gazetesi yöneticilerine söyleyen ve bu toplantının gerçekleşmesine çok büyük destek veren İhlas Holding Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Ahmet Mücahid Ören Beyefendiye huzurlarınızda teşekkür ediyorum. Arvasi Hoca, ‘Ben, İslâm iman ve ahlâkına göre yaşamayı en büyük saadet bilen, Türk Milletini iki cihanda aziz ve mesut görmek isteyen ve böylece İslâm’ı gaye edinen Türk Milliyetçiliği şuuruna sahibim’ derdi. Ayrıca aksiyon adamı olarak; döneminde gençliği hedef alan komünizme, Marksizme, ateizme, sonu ‘izm’le biten ideolojilere, bölücülüğe ve ırkçılığa karşı fikrî yönden tavrını ortaya koymuş bir şahsiyettir” dedi.

GÜNÜMÜZE IŞIK TUTUYOR
Asrın Yesevîsi diye takdim ve tarif edilen Arvasi’nin Türk gençliğine büyük hizmetler verdiğini, müstesna bir eğitimci ve fikir adamı ve bugün fikir hayatımızın kutup yıldızlarından biri olduğunu belirten İsmail Kapan “Merhum Ahmet Arvasi Hocamız, hayatta iken, şüphesiz kendisini el üstünde tutan büyük bir milliyetçi – ülkücü gençlik vardı. Lakin bu demek değildir ki, Arvasi Hoca bütün toplum tarafından layık-ı veçhile tanındı, takdir gördü… Öyle olsaydı, bu ülkeye hizmet etmek için cansiparane gayret eden Arvasi Hoca’yı; mahkemelerde, hapishanelerde süründürmek gibi bir gaflet sergilenir miydi? Maalesef bu acı yaşanmıştır” dedi. Ahmet Arvasi Hoca’nın, 16 Eylül 1985 günü, Türkiye gazetesine yazdığı ilk yazısında “Türk – İslâm kültür ve medeniyetinin yılmaz savunucusu olacağız. Türk Devleti güçlü ve Türk milleti birlik ise, İslâm dünyası da mutludur ve ayaktadır” diye yazdığını belirten Kapan, son nefesini daktilosu başında yazı yazarken veren Arvasi Hoca’nın vefat edinceye kadar her biri tek başına bir kitap çapında, bilgi ve fikir yüklü makaleler kaleme aldığını ifade etti. Arvasi’nin 14 Kasım 1985’te yazdığı “İslâm Dünyasının bugünkü durumu” başlıklı yazısının âdeta günümüzde cereyan eden hadiseleri tahlil ettiğini belirten Kapan, yazıdaki “Java’dan Afrika’ya kadar pek çok Müslüman ahalinin şu anda bile ümidi Türkiye’dir. Türklüktür. Onlar ümit ediyorlar ki, Müslüman Türkoğlu, yine tarihî misyonuna eş bir silkinişle ayağa kalkacak, içtimaî, iktisadî, harsî, medenî, siyasi ve askerî bir güç geliştirerek bütün İslâm Âlemini, bütün esir Türklüğü, bütün mazlum milletleri, emperyalizmin pençesinden kurtaracaktır” ifadelerini aktararak, “Bugün, Mısır, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkelerin kapalı kapılar arkasında, İsrail ile iş tutmalarına, ülke varlıklarını Amerika’ya, İngiltere ve Fransa’ya peşkeş çekmelerine, Türkiye’ye karşı takındıkları tavırlara baktığımızda, vaziyet Arvasi Hoca’nın söyledikleriyle bire bir örtüşüyor” şeklinde konuştu.

ADI PARKTA YAŞAYACAK
Merhum yazarımız Seyyid Ahmet Arvasi Hoca’nın adı 5 yıl boyunca öğretmenlik yaptığı Balıkesir’de yaşatılacak. Dün “Seyyid Ahmet Arvasi Parkı”nın açılışında konuşan Altıeylül Belediye Başkanı Hasan Avcı, Arvasi Hoca’nın ‘çile’nin en yoğun olduğu zamanda memlekete ve millete sahip çıktığını belirterek, “Onun değerlerini yaşatmak adına parkımıza Ahmet Arvasi Hocamızın adını vermiş bulunuyoruz” dedi. Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanı Zekai Kafaoğlu da, “Onun hatırasına katkı sağlayabilmek için bir aradayız. Gelecek nesiller de ‘Ahmet Arvasi kimdir, bu parka neden adı verilmiştir?’ mutlaka araştıracaklardır. Onun ülküsünü öğreneceklerdir” ifadelerini kullandı.

Balıkesir’deki panele ve park açılışına Arvasi hocanın oğlu Murat Arvas ile iki torunu da katıldı.

“HOCA” LAFZINI SONUNA KADAR HAK ETTİ
Panelde ‘Eserleri ve Dünya Görüşü Üzerinden Arvasi Hoca’yı anlamak’ başlıklı konuşma yapan Mehmet Akgül, Ahmet Arvasi’nin “hoca” lafzını sonuna kadar hak ettiğini söyledi. Akgül “Dilimizde ‘hoca’ lafzını sıfat olarak hak eden kişiler, rastgele insanlar değildir. Bu sıfatı hak eden insanlar, yaşadıkları zaman dilimine kadar bir toplumun biriktirdiği ilim, irfan anlayışı ve kültürünü yeni yetişen nesillere bir gelecek tasavvuru hâlinde takdim ederek ‘geçmişi bugüne, bugünü yarına’ taşıyan büyük insanlardır. Bu insanları büyük yapan vasıflar, ilim ve kültürleri yanında, birer ahlak ve fazilet timsali olmalarıdır” dedi. Arvasi’nin dünyanın ve ülkemizin büyük değişimler ve bu değişimlere bağlı olarak büyük buhranlar yaşadığı zaman dilimlerine şahitlik ettiğini belirten Akgül şu ifadeleri kullandı: Bugün onu hayır ve dualarla yâd ediyor isek, ömrünü vakfettiği gençler onun istediği istikamette yetişmiş ve insanları çağırdığı kutlu mesaj hedefine ulaşmış demektir. Söz konusu yıllarda gençliğin yoğun bir şekilde yaşamakta olduğu kültürel ve dini yabancılaşmaya karşı Türk millî kültürünü yoğuran İslam’ı bir dünya görüşü ve bir hayat tarzı olarak onlara en güzel üslup ve dil ile takdim etmiştir. Onun dini tebliğ ve temsil etme gücü müstesna bir yerde durmaktadır.

ARVASİ’NİN MİLLİYETÇİLİĞİNDE IRKÇILIĞA YER YOK
Panelde “Doğu Anadolu’nun Sosyal Yapısı ve Seyyid Ahmet Arvasi’nin Millet ve Milliyetçilik Anlayışı” başlıklı konuşma yapan Mustafa Aksoy, Arvasi’nin millet ve milliyetçilik anlayışında ırkçılığa kesinlikle yer olmadığını söyledi. Arvasi’ye göre “hem Türk olmak, hem Müslüman olmak, hem de muasır dünyaya öncülük etmenin” mümkün olduğunu kaydeden Aksoy “Arvasi’nin ifade ettiği Kürtçülerin yalanlarını aslında Kürdoloji’nin kurucuları da ifade etmekte. Kürtler hakkındaki ilk yazılı İslam kaynağının yazarı olan Mesudî, eserinde Mezopotamya ve Doğu ile Güneydoğu Anadolu’da Kürt varlığını Türklerin akınlarıyla beraber açıklar ve IX. asırdan önce bu coğrafyada bir Kürt varlığından söz etmez” diye konuştu. Bugün Türkiye’de özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da Döğer, Avşar ve Beğdili (Beydili) boyuna mensup olup da Türkçe, Kürtçe ve Zazaca konuşan insanlar olduğuna değinen Aksoy “Bu insanları konuştukları dile göre mi, tarihi Döğer, Avşar ve Beğdili boyuna göre mi, yoksa geleneksel kültüre göre mi tasnif edeceğiz? Eğer bu sorulara sağlıklı cevaplar verilebilirse, Türkiye’deki kimlik tartışmaları, sağlıklı tartışılmaya başlanmış demektir” dedi.

Depresyon sık kullandığımız hatta basit gördüğümüz bir hastalık gibi görünse de değil, ruhsal bir bozukluk ve tedavi edilmesi geleceğimiz için çok önemli. Prof. Dr. Ahmet Tiryaki, birçok hastalık içerisinde toplumu en çok etkileyen, bir başka değişle en yaygın olan hastalıklardan birinin de depresyon olduğuna dikkat çektiği açıklamasında şu bilgileri verdi, “Geçmiş 1 yıl içerisinde, genel toplumda, depresyonda olan kişi sayısı %15’lerde görünüyor. Bu yüksek bir oran. Ruhsal bozukluklar, genel olarak toplumun üretkenliğini etkileyen hastalıklar arasında en sık görülenlerdendir ve bunlar içerisinde de depresyonda olanlar ilk sırada yer alıyor.”

DEPRESYON EN ÇOK KADINLARDA GÖRÜLÜYOR

Birçok hastalıkta olduğu gibi ruhsal hastalıklarda ve dolayısıyla depresyonda da en çok kadınlar risk altında. Kadınların erkeklere oranla daha fazla risk altında olma nedenlerini açıklayan Tiryaki, toplumsal baskıya dikkat çekti, “Sebepleri geniş bir yelpazede görebiliriz. Kadınlar, depresyon açısından çok daha büyük bir risk altında. Burada toplumsal cinsiyetin bir payı olduğunu görebiliyoruz. Erkeklerde ruhsal sorunlar, alkol-madde kullanımı gibi alışkanlıklar, depresyondan başka görünümlerle ortaya çıkabildiği için depresyon tablosu kliniğe daha az yansıya bilmektedir. Kadında ise toplumsal yapının kadını baskılaması, öfkesini bile göstermesini engelleyici olması, kadınlarda, depresyonun daha yaygın olmasının nedenleri arasında” ifadelerini kullandı.

KADININ BİYOLOJİSİ BİLE DEPRESYON SEBEBİ

Prof. Dr. Ahmet Tiryaki, Kadınların daha riskli bir grupta yer almasının nedenlerinden birinin de biyolojisi olduğunu söyledi, “Hormonal özellikleri de depresyona zemin hazırlıyor. İlk adet görmeden menopoza kadar artan bir risk söz konusu. Gebelik döneminde, doğum sonrası dönemde yaşanan hormonal değişiklikler açısından bakıldığında, kadın cinsiyetinin daha riskli olduğunu görebiliyoruz” dedi. 

Tiryaki depresyonun diğer nedenlerini de şöyle sıraladı, “Cinsiyet önemli bir faktör, alkol-madde kullanımı depresyonda ciddi etken, diğer tıbbi hastalıklar, işsizlik, maddi sorunlar, boşanma, erken ebeveyn kaybı, çocukluk döneminde maruz kalınan istismar (cinsel, fiziksel, duygusal) depresyonla ciddi ilişkili faktörler arasında.”

ÇOCUKLAR DA DEPRESYONA GİRİYOR

Yaşadığımız her hastalık artık çocuklarımızda da görülüyor, birçok hastalıkta olduğu gibi depresyonda da yaş sınırı düşük ve çocuklar da risk altında. Çocuklarda, normalin dışında görülen belirtilerin, hiperaktiflik olarak çatı bir ifade ile değerlendirilmek yerine, izlenmesi gerektiğine vurgu yapan Tiryaki, “Depresyon, yaşam boyu farklı görünümlerle karşımıza çıkar. Ergenlikle birlikte daha yakından tanıdığımız bir depresyon ile karşılaşıyoruz. Çocukluk ve yaşlılık depresyonlarının klinik görüntülerinde ise bazı farklılıklar var. Çocuklar depresyona girmez diye bir düşüncemiz yok. Depresyon çocuklarda huzursuzluk, mutsuzluk, hırçınlık, isteksizlik gibi kendini gösterebilir” ifadelerini kullandı. 

KENTLERDE YAŞAM DEPRESYON TETİKÇİSİ

Prof. Dr. Ahmet Tiryaki, Türkiye ruh sağlığı profili çalışmasının uzun zamandır yapılmadığını söyledi, “Raporlama yapılamıyor ve verilerde eksiklikler var. Şuan hızlı bir dönüşüm devam ediyor, ülkemize göçler söz konusu, toplumsal bir basınç var, riskleri bunun üzerinden tahlil etmek gerekiyor. Kentlerdeki yaşamın çeşitli ruhsal bozukluklar açısından bir risk faktörü olduğunu biliyoruz. Bir başka boyutuyla da kentlere göç etmiş, işsiz, o kente ait olamamış gruplar, gençler bir de alkol-madde kullanımına başlamışsa, istismara uğramışsa depresyon için ciddi riskler söz konudur” dedi. 

NEDEN PSİKİYATRİSTE GİTMİYORUZ?

Ruhsal hastalıklarda en temel sorun ‘kabullenme’, kişinin, kendisinde ruhsal bir sorun olduğu gerçeğiyle neden yüzleşemediğini açıklayan Tiryaki burada da toplumsal algının belirleyici olduğunu belirtti, “Eğitim düzeyiyle birlikte ruhsal bozuklukları kabul etme düzeyinin arttığını görüyoruz. Ama genel olarak, ruhsal bozuklukların bir tür kişilik zayıflığı olarak kabul edildiği, kişilerin, meselelerini kendi kendilerine çözmeleri gerektiğine dair genel inançların, ilk engelleyici faktörler olduğunu söyleyebiliriz. Ruhsal bozukluklara, damgalayıcı bir bakış açısı da var. Genel bakış şöyle; hipertansiyon hastası olabilirsiniz ama depresyon geçirmemelisiniz çünkü depresyon bir kişilik zayıflığıdır ve hayattaki bazı şeylerin olumsuz bir göstergesi olabilir” şeklinde konuştu. 

DEPRESYONDA OLAN KOMŞU İSTEMİYORUZ

Toplumsal bakış açısının pratiğe de dönüştüğüne dikkat çeken Prof. Dr. Ahmet Tiryaki, “Ağır depresyonu ya da ruhsal bozukluğu olan kişileri, komşusu olarak kabul eden ve isteyen insan sayısı oldukça az. Ama aynı sorgulamayla baktığınızda, hipertansiyon hastası bir komşuya dair ön yargı olmadığı ortaya çıkıyor. Bazı tıbbi hastalıklar da damgalanıyor ama ruhsal bozukluklarda böyle net bir sorun var” dedi. 

İLAÇLAR KISA SÜRELİ KULLANILMAMALI

Ruh sağlığı tedavisinde temel sorunlardan biri de hastanın ilaca devam etmemesi. Bu soruna da dikkat çeken Tiryak, “Ruhsal hastalıklarda ilaçların kısa süreli kullanılması gerektiği gibi bir algı var. Hâlbuki ki ruhsal hastalıkların da birçok tıbbi hastalıkta olduğu gibi, nüksetme ya da kronikleşme gibi riskleri var, bu nedenle tedavide kalmanız gerekiyor. İlaç kullanmanın kişi için bir tür zayıflık olarak görülmesi, kişinin başlanan tedaviden düşmesine neden olabiliyor” ifadelerini kullandı. 

ANTİ DEPRESAN BAĞIMLILIK YAPMAZ

Tiryaki, antidepresan ve diğer ruhsal hastalıklar için kullanılan ilaçlara da ön yargılı bir yaklaşımın olduğuna dikkat çekti, “Psikiyatri hekimleri olarak kullandığımız ilaçların çok azı, kişinin terk edemeyeceği sonuçlar doğuruyor, antidepresanların böyle bir riski yok. Antidepresanlar bağımlılık yapmayan ilaçlar. Ne kadar kullanırsanız kullanın bırakılabilirler. Bir kısım hastada bırakma sürecinde bazı sorunlar olabilir ama bu sizin o ilaca bir anlamda mahkûm kaldığınız sonucuna denk gelmeyecektir. Antidepresanlar, uyarıcı maddeler gibi sizde olmayan bir şeyi oluşturacak güce sahip değiller, sizi olmayacağınız bir insana çeviremezler, içinizde olmayan bir duyguyu oluşturamazlar. Sizi siz olmaktan çıkarma kapasitesine sahip değiller, sizi ele geçiremezler. İnsanlar, hipertansiyon ilacına bağımlılık gözüyle bakmıyorlar, ömür boyu kullanabileceklerini düşünüyorlar ama ruhsal bir hastalık söz konusu olduğunda bağımlı oldum gibi yanlı bir bakış açısı var” şeklinde konuştu.

KLİNİK DEĞERLENDİRME PSİKİYATRİ İLE BAŞLAMALI

Ruhsal sorunları olan hastaların, ilaç korkusu nedeniyle psikiyatriye başvurma konusunda tereddüt yaşadıklarını belirten Tiryaki, her hastaya ilaç yazılmadığının altını çizdi, “Psikiyatri temel bir tıp branşıdır, dahili her hangi bir branştan hiçbir farkı yok. Bizim kullandığımız ilaçlar, dahiliyenin, dermatolojinin ya da diğer branşların kullandığı ilaçlardan daha riskli, daha zorlayıcı değil, insanı kendi olmaktan çıkaran hiçbir özelliğe sahip değiller. Uygun bir iletişimle, doğru planlanmış bir tedaviyle, içinde bulunduğunuz ruhsal sıkıntıdan kurtulabilirsiniz. Ruhsal belirtiler, bir yere kadar hayatın doğal bir parçası kabul edilebilirler ama bunlar, sizi belirli bir süre etkisi altına alıyorsa, yaşam kalitenizi etkiliyorsa, iş yapma gücünüzü elinizden alıyorsa o zaman bir psikiyatri uzmanıyla görüşmeniz önemli. Klinik değerlendirme, psikiyatri ile başlamalı çünkü ruhsal sıkıntılar diğer tıbbi hastalıklarla da çok iç içe geçmiş olabiliyor, bunu bir hekimin değerlendirmesi, ayırt etmesi gerekir. Danışmaktan korkmamalı hasta” dedi. 

MEVSİMSEL DEPRESYONLAR DA TEDAVİ EDİLMELİ

Baharın gelmesiyle sık ifade edilen kavramlardan biri de ‘Bahar Depresyonu’, Tiryaki sadece mevsimin yaza döndüğü dönemlerde değil, kışa döndüğü dönemlerde de depresyon belirtilerinin olabileceğine vurgu yaptı şöyle konuştu, “Yaz ya da kış döngüsünde depresyonlar görebiliyoruz. Depresyonun en hafif türleri bile 2-3 hafta sürse ve kendi kendine