Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Hami Aksoy, Yunanistan Dışişleri Bakanı Nikos Kocias’ın Kardak Kayalıkları konusunda bir televizyon kanalına yaptığı açıklamalar hakkındaki soruyu cevapladı. Kocias’ın, Yunanistan’ın Türkiye’ye karşı “barışçı olmayan davranışlarda” bulunabileceğine yönelik ifadelerinin kaygı verici olduğunu ve esefle karşılandığını aktaran Aksoy, “Daha birkaç gün önce iki ülke Başbakanları bir telefon görüşmesi gerçekleştirmiştir. Bu görüşme hakkında Başbakanlığımız tarafından yapılan basın açıklamasından da görüleceği üzere, görüşmede, Ege Denizi’nde komşumuz Yunanistan’la son dönemde yaşanan gerginlikten rahatsızlık duyduğumuz, tansiyonun düşürülmesi için Yunanistan’ın gerekli tedbirleri almasını beklediğimiz vurgulanmıştır. Nitekim, görüş farklılıklarına rağmen olumlu bir havada cereyan eden görüşmede, sorunların diyalog yoluyla çözümüne ağırlık verilmesi ve güven arttırıcı önlemlerin pekiştirilmesi üzerinde durulmuştur” ifadelerini kullandı.

“Yunanistan Dışişleri Bakanı’nı aklıselime davet ediyoruz”

Türkiye’nin Ege Denizi’ndeki gerginliğin azaltılmasından yana olduğunu bir kez daha vurgulayan Aksoy, “Ancak, maalesef görünen o ki, Yunanistan Dışişleri Bakanı, siyasi pozisyonunun gerektirdiği sorumluluktan uzak, barışçıl olmayan ve haddini aşan bir yaklaşımı benimsemektedir. Dolayısıyla, Başbakanlar arasındaki görüşmedeki müşterek temennilere uygun biçimde Yunan Dışişleri Bakanı’nı aklıselime davet ediyoruz” açıklamasında bulundu.

Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Bekir Bozdağ, ABD Savunma Bakanı Mattis’in “YPG’yi PKK’ya karşı savaştırma” teklifine ilişkin, “Sizin elinizle sizin gözünüze, kafanıza karşı sizi dövdürmek gibi bir şey bu. Bu akla uygun olmayan, hayatın olağan akışıyla da uymayan, bölgenin gerçekleriyle de uyuşmayan bir durum. Belli ki ABD yönetimi, PKK, PYD ve YPG konusunda Türkiye’nin baktığı yerden bir bakış açısına sahip değil, başka bir yerden bakıyor” dedi. 

Bakan Canikli, ABD Savunma Bakanı’nın komik teklifini açıkladı !

Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Bozdağ, ABD Savunma Bakanı Mattis’in YPG’yi PKK’ya karşı savaştırma sözlerini değerlendirdi. Katıldığı bir televizyon programında konuya ilişkin açıklama yapan Bozdağ, Mattis’in bu açıklamasının ABD yönetiminin Türkiye’yi anlamadığının bir göstergesi olduğunu belirterek şunları söyledi:

“Türkiye uzun bir zamandır şunu çok net söylüyor; PYD/YPG eşittir PKK’dır, PYD/YPG’yi kuran, bugünlere getiren ve halen de yöneten PKK terör örgütünün ta kendisidir. PKK’yla PYD/YPG’yi birbirinden ayırmak imkansızdır. Çünkü bunlar aynı şeydir. Ama şimdi Sayın Mattis ne diyor, ‘Gerekirse biz bunları PKK’ya karşı da kullanabiliriz.’ Olacak iş mi? Sizin elinizle sizin gözünüze, kafanıza karşı sizi dövdürmek gibi bir şey bu. Bu akla uygun olmayan, hayatın olağan akışıyla da uymayan, bölgenin gerçekleriyle de uyuşmayan bir durum. Belli ki ABD yönetimi, PKK, PYD ve YPG konusunda Türkiye’nin baktığı yerden bir bakış açısına sahip değil, başka bir yerden bakıyor. Ama bu şeye baktığınızda Mattis’in açıklamaları içerisinde basına yansıyan diğer açıklamalara da baktığınızda, öte yandan PYD/YPG ile ilgili Amerika’da başka gelişmelere de baktığınızda esasında onların da Türkiye’nin gördüğü gerçeği YPG/PYD’nin PKK olduğu gerçeğini en az bizim kadar bildiklerini biz biliyoruz. Bu açıklamayı yapmasını tuhaf bulmadım. Çünkü Amerika, PYD/YPG konusuna hep böyle bakıyor, ‘Biz bunları elimizin içinde tutuyoruz, istediğimiz gibi kullandırırız, istediğimiz gibi yaparız.’ Kendilerinde o kabul var ve bu noktada yeni bir şey söylemiyor esasına bakarsan. Ama onun yanıldığı şey, bu söylediği söze, yani bu absürt yaklaşıma Türkiye’nin sıcak bakacağını düşünüp bunu Türkiye’nin Savunma Bakanının yüzüne söyleyebilmesidir. Ben buna şaşırıyorum. Çünkü Türkiye’nin tutumu da bu noktada çok net. Biz, bunlar PKK’dır, bunlar PKK’nın yönettiği örgütlerdir diyoruz ve Türkiye’ye karşı terör eylemi yapıyor diyoruz. Madem elinizde bu PYD/YPG, öyleyse çekin Afrin’den şunları bitsin şu iş, çekin Münbiç’ten bitsin şu iş. Madem onlara karşı kullanabilecek kadar bunları sevk ve idarede kendinize güveniyorsunuz, bunu yapın. Ama onu da yapmıyorlar. O yüzden bu açıklama Türkiye’yi hiç anlamadıklarını gösteriyor.”
ABD’nin kendi inandığı şeylere herkesi inandırmak için çaba gösterdiğine dikkat çeken Bozdağ, “Şimdi Türkiye de, PYD/YPG’nin PKK olduğunu görüyor, biliyor ve bütün göstergeler de bunu gösteriyor. Ama şimdi Amerika yöneticileri ısrarla Türk yetkililere, ‘Siz bunu PKK, PYD/YPG’yi birbirine eşit görüyorsun ama o gördüğünüz PYD değil, o gördüğünüz YPG değil. Siz tam iyi göremiyorsunuz.’ Yav görüyoruz hepsi aynı, yönetenleri görüyoruz aynı, karar alanları görüyoruz aynı, bütün tavırları görüyoruz aynı. Şu anda ele geçen yerlerde Öcalan’ın posterleri adeta bir devlet yapılanması şeklinde örgütlenilmiş ve örgütün her aşamasında PKK’nın varlığı çok net bir şekilde görüntülerle, somut verilerle sabit. ‘Siz onu öyle görüyorsunuz ama o öyle değil.’ Artık Amerika Birleşik Devletleri yöneticilerinin alemi kör, herkesi sersem sanmaktan vazgeçmeleri lazım” diye konuştu.

“Bize inanmıyorsunuz bari kendi istihbarat örgütünüze inanın”

Bozdağ, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“ABD Senatosunun İstihbarat Komitesine sunulan raporda bu husus açıkça ifade ediliyor. CIA’in online açıklamalarında da var, sitelerinde de, burada var çok net, ‘YPG, PKK’nın Suriye’deki milis gücüdür’ diyor. Bunu açıkça söylüyor. Şimdi bu neyi ifade ediyor? Bir defa Amerikan istihbarat örgütünün Türkiye’nin tezlerinin doğru olduğunu Amerikan Senatosunda ve orada senatoya üye olanlara, orada katılanların huzurunda açıkça ifade ettiğini gösteriyor. Amerikan Senatosu Türkiye’yi doğruluyor, Amerikan istihbarat örgütü Türkiye’yi doğruluyor, FBI Türkiye’yi doğruluyor ve diğerleri Türkiye’yi doğruluyor ama Amerika Birleşik Devletleri’nin yöneticileri hala diyorlar ki, ‘Bunlar sizin bildiğiniz gibi değil, gördüğünüz gibi değil.’ Peki, biz madem yanılıyoruz, o zaman sizin istihbarat örgütünüz ne diyor, bir de ona bakın. Bize inanmıyorsunuz bari kendi istihbarat örgütünüze inanın. Bu, büyük bir algı operasyonuyla değiştirecek bir gerçeklik değildir. Bu değişmez. Yani siz istediğiniz kadar algı operasyonu yapın, gördüğünüz başka, duyduğunuz başka deyin ama gerçek değişmiyor, olduğu gibi duruyor burada. PYD/YPG terör örgütüdür ve PKK tarafından kurulmuştur, yönetilmektedir ve Türkiye’ye karşı da PKK onlarla beraber bugün terör eylemleri yapmaktadır. Amerika kabul etse de gerçek budur, kabul etmese de gerçek budur. Bu konuda Amerika eğer Türkiye’nin görüşlerine itibar ederse bugüne kadar yaptığı yanlışları bundan sonra sürdürmekten kurtulur. Eğer Türkiye’ye inanmazsa terör örgütünü destekleme yanlışına, terörü besleme yanlışına bundan sonra da devam eder ve Türkiye de bu terör örgütüyle arkasında kim olursa olsun bu terör örgütünü bitirene kadar da mücadelesine devam eder.” 

İlker Turak
 

Bahçeli,”Partimizin Afrin üzerinden siyasi plan içinde olduğunu iddia edenler, küstah ve karakter yoksunudur. Sayın İlker Başbuğ’a sormak lazımdır. Afrin’i siyasete malzeme edenler kimdir ya da kimlerdir? İşbirlikçi emellere laf etmeyenler neden gocundular? Siyaset beka mücadelesini konuşmayacak da neyi konuşacaktır? Nesli tükenen balinaları mı anlatalım?” ifadesini kullandı.

Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli, TBMM grup toplantısında açıklamalarda bulundu.

Afrin’deki terör hedeflerine yönelik başlatılan Zeytin Dalı Harekatı’nın ilk şehidi Musa Özalkan’ın, şehit olmasından bir gün sonra emekli ikramiyesine ve aracına haciz konulmasının talep edilmesine ilişkin Bahçeli, “Musa Özalkan’ın şehadete yürümesinden bir gün sonra emekli ikramiyesine ve otomobiline haciz koymak için girişimde bulunulmasını derin bir üzüntüyle öğrendim. Bu ayıp ve çirkinliğe ortak olanları şiddetle lanetliyor, buna teşebbüs eden çürümüşlerin adaletin yüz karaları, hukukun utanç kaynakları olduğunu açık seçik ifade ediyorum. Şehide haciz millete hıyanettir. Bu hacir altındaki hayasızların mutlaka cezalandırılmaları da şühedaya vefanın gereğidir” ifadelerini kullandı.

HDP 3. Olağan Büyük Kongresine ilişkin de bir değerlendirmede bulunan Bahçeli, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Zeytin Dalı Harekatı sürerken, geçtiğimiz Pazar günü, Ankara’da PKK’nın ileri karakolu, siyaset şubesi HDP’nin 3’üncü Olağan Kongresi yapılmıştır. Türkiye’nin beka mücadelesi verdiği esnada, Ankara’da teröre destek verilmiş, PKK/PYD ve bebek katili selamlanmıştır. Bunun adı tam anlamıyla vatana ihanet, millete hakarettir. Bölücü terörün siyasi taşeronu HDP’nin bir eşbaşkanı Afrin’deki hainleri kast ederek, ‘halk kendini savunuyor, kendini koruyor’ diyecek kadar gözü ve vicdanı kararmıştır. Suçlular övülmüş, suç alkışlanmıştır. Cezaevinde çürürken mesaj gönderen eski eşbaşkan ise HDP’nin, AK Parti-MHP’nin kurmak istediği faşist Türkiye’nin partisi olmadığını zırvalamıştır. Bunların zaten parti olmadığını biliyorduk ama şunu da çok iyi biliyoruz; asıl faşist, asil ırkçı belli ve meydandadır. Bir yanda millet şehitlerine ağlarken, diğer yanda terör yandaşları, Ankara’nın göbeğinde, sanki kutlama yapar gibi, halaylar çekmiş, oyun havaları çalmışlardır. Zeytin Dalı Harekatı aleyhine açıklamalar yapılmıştır. Üstelik bu harekatta sivillerin katledildiği alçakça iddia edilmiştir. Afrin’i ve Kandil’i, Ankara’ya taşımaya kalkışanları hukuk devletinin ilke ve esaslarıyla tanıştırmak, işledikleri suçları burunlarından getirmek Türk milletine şeref ve namus borcudur. Şehitler toprakta, kan tutkunları, kanlı saldırıların taraftarları ihanet nöbetindedir. Bunlar yaptıklarının bedelini mutlaka ödemelidir. Ankara’da sahnelenen melanet ve rezaletler terör figüranlarının yanına bırakılmamalıdır. Ne ibretliktir ki HDP kurultayında onca provokasyon, onca hıyanet vuku bulurken, katılımcı CHP’liler yerlerinden kımıldamamış, kepazeliklere tepki göstermemişlerdir. CHP ile HDP alenen pişti olmuş, aynı kazanda kaynamışlardır. Boşuna söylemiyorum; ha CHP, ha HDP; ha CHP, ha İP, FETÖ, PKK/PYD; bunlar arasında herhangi bir fark yoktur. Dün bir gazetede mülakatı yayımlanan Sayın Kılıçdaroğlu, ‘HDP ile de beraber olacak mısınız’ sorusuna ‘hayır’ dememiş; demokrasiyi, insan haklarını savunan herkesle beraberlik iradesini göstererek bir kez daha çuvallamıştır. Nitekim malumunun ilanını ve kendisine yakışanı yapmıştır. Afrin’e girilmesin diyen CHP Genel Başkanı, acaba PYD/YPG’li kan ve kader ortaklarıyla ne zaman buluşacaktır? Teröristlere destek açıklaması yapan peşmergeyle nerede kavuşacaktır?”

Bahçeli, “Baksanıza, Fırat’ın doğusundaki bazı gruplar bile YPG’ye cinayet yardımı için seferber olmuşlardır. ABD Savunma Bakanının bazı grupların Afrin’deki operasyonlar sebebiyle dikkatlerinin dağıldığını söylemesi bir kaygının, bir korkunun, dahası bir işbirliğinin vesikasıdır. Suriye Demokratik Güçleri isimli terör şemsiyesi içinde yer alan bir Hristiyan örgüt, Deyrizor’dan ayrılıp Afrin’e hareket etme kararı almıştır. Elbette gelecekleri varsa görecekleri vardır; nitekim ya bir bombadır ya da alınlarında şak patlayacak bir kurşundur” dedi.

Afrin’de terör örgütlerine karşı başlatılan Zeytin Dalı Harekatı’nı sekteye uğratmak maksadıyla açık veya örtülü faaliyetlerde de bir artış gözlemlendiğini sözlerine ekleyen Bahçeli, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Her gün gazete köşelerinde, televizyon ekranlarında Afrin konuşulmakta, sözüm ona birbirinden uzman kişiler Zeytin Dalı Harekatı’nı yorumlamaktadır. Eline sazı alan operasyon uzmanı kesilmiş, ağzı olan değerlendirmeler yapmıştır. Cevabı aranan şu soruya bakar mısınız; bu operasyon 3 Kasım 2019’da yapılacak Cumhurbaşkanı Seçimi’ni nasıl etkilermiş? Hangi partilerin oyları artar, hangi partilerin oyları azalırmış? Hangi liderler çıkışta, hangileri inişteymiş? Böylesi arayış içinde olan, sorgulamalar yapan vicdansızlar; Hiç mi utanmanız kalmadı? Hiç mi edepten nasibinizi almadınız? Milletimizin vicdanını sızlatmayı bırakın artık. Size göre toprağa düşen şehitlerimiz kaç oy eder? Size göre milletimizin yüreğine düşen ateşin ederi yüzde kaçtır? Size göre Mehmetlerimiz bu operasyondan sonra seçim pusulasında kaçıncı sırada yer alır? Zilletten vazgeçin, zehirli dilinizi kesin. Enerjinizi Zeytin Dalı Harekatı üzerinden yaptığınız sinsi sandık planlarıyla heba ve israf etmeyin. Partimizin, Afrin üzerinden siyasi plan içinde olduğunu iddia edenler de en hafif tabirle küstah ve karakter yoksunudur. Neymiş, Zeytin Dalı Harekatı siyasete alet edilmemeliymiş. Asker operasyondayken siyaset doğru değilmiş. Bunu söyleyen Genelkurmay eski Başkanı Sayın İlker Başbuğ’a sormak lazımdır, Afrin’i siyasete alet eden kim ya da kimlerdir? Kimi kast ediyorsunuz? PKK/PYD/YPG üzerinden siyaset yaptığını zanneden işbirlikçi emellere laf etmeyenler neyden gocunmuşlardır? Askerimiz operasyondayken, PYD’ye selam gönderip cesaretlendirenlere tek söz etmeyenlerin maksadı nedir? Siyaset, beka mücadelesini konuşmayacak da neyi konuşacaktır? Fok balıklarının nasıl yaşadığını mı, yoksa nesli tükenen balinaları mı anlatalım? Neyi konuşalım? Kuş ve böcek türlerinden mi bahsedelim? Tanzanya’daki Serengeti Parkı’ndaki safarileri mi izleyelim? Leylekler ne zaman gelir, kırlangıçların yuvaları nerededir; bunları mı mesele yapalım? Var oluş-yok oluş mücadelesini siyaset dert etmeyecekse, söyleyiniz bana, neyi dert edecek, neyi dert etmesi beklenecektir? Siyaset onunla ilgilenmesin bununla ilgilenmesin, şuna bakmasın, buna yorum yapmasın değerlendirmesi ucuz, savruk, sakat bir yaklaşımdır. Ülkemizin bugün karşı karşıya kaldığı ağır meseleler sonucunda mum gibi erimiyorsa insan, yanıyorum dememelidir. Yanmaktan korkuyorsa kişi, vatan ve millet aşkıyla kavrulmaya talip olmamalıdır. Ya yürekli davranacağız ya da kor barındıracak bir yüreğe sahip olacağız. Bizim anlayışımız böyledir. Güvendiğiniz dağlara kar yağdığında en güzel çare, dağ ile karı baş başa bırakmaktır. Gün gelip karlar eridiğinde, dağ yolunu gözleyince, en güzel cevap başka dağdan olan biteni ibretle izlemektir. Biz sabrediyoruz, samimiyetle gelişmeleri takip ediyoruz. Nitekim sabretmek öylece durup beklemek değil, öngörü sahibi olmak demektir. Dikene bakıp gülü, geceye bakıp gündüzü, kargaya bakıp bülbülü, ihanete bakıp sadakati tahayyül edebilmektir. Yaptığımız ve yapacağımız budur. Bize göre TSK’nın başında hali hazırda değerli bir komutan vardır ve fiilen de olsa ikincisine gerek yoktur. Kaldı ki ülkemizin bugünkü ateşle çevrili ortamında, Genelkurmay Başkanı’nı 221 sanığın yargılandığı Genelkurmay Çatı Davasının görüldüğü mahkemeye tanık olarak çağırmak düşüncesizce alınmış bir karardır. TSK’nın beka mücadelesi sürecinde meşgul edilmesi, şu günkü ahval ve şerait içinde isabetli ve dengeli bir karar da olmayacaktır.”

Türkiye’nin, son yılların en meşru ve haklı operasyonunu gerçekleştirdiğini vurgulayan Bahçeli, “Afrin’de, Türkiye’ye yönelen terör tehdidi yüksek güvenlik riskleri doğurmuştur. Bu bölgeden topraklarımıza teröristler sızmakta, güvenlik güçlerimize, masum vatandaşlarımıza saldırmaktadır. Dahası aynı bölgeden Kilis ve Hatay’a teröristlerin attığı roketlerle çok sayıda vatandaşımız yaralanmakta, hayatlarını kaybetmektedir. Afrin bölücülüğün, Kürdistan’ın ve terör koridorunun inşa edilmek istendiği stratejik bir alan olarak karşımızdadır. Terör örgütü PKK/PYD’nin bu bölgedeki varlığı Suriye’nin toprak bütünlüğü için büyük bir sorun haline gelmiştir. Dolayısıyla Afrin bölgesinin teröristlerden temizlenmesi Türkiye’nin ve bölgenin istikrar ve güvenliği için tarihi zorunluluktur. Ne var ki Suriye ile beraber bölgenin huzur iklimini bozmak isteyenler boş durmamış Afrin’in terör yuvası haline gelmesine göz yummuşlardır. Dahası PKK/PYD terör örgütüne verilen silahlar sorunun vahametini artırmıştır. Bölgede bulunan tanklarımıza yönelik düzenlenen füzeli saldırılar tehlikenin boyutunu ortaya koymuştur. Zira bu füze sistemleri ancak gelişmiş orduların sahip olabileceği imkanlardandır. Üstelik sadece var olması yetmez, bu ileri silah sistemlerinin nasıl kullanılacağını bilmek de gereklidir. Bu kapsamda akıllara gelen ilk ülke doğal olarak ABD’dir. Şimdiye kadar teröristlere sayısı beş bini aşan tırlarla silah yardımı ve sevkiyatı yapan ülke ABD olmuştur. Bu silahların içeriğinin Türkiye’den saklanmış olması asıl niyetleri Afrin’de bir kez daha karşımıza çıkarmıştır. Anlaşılmaktadır ki, IŞİD’le mücadele bahanesiyle PKK/PYD’ye verilen desteğin görünen ve gösterilenin yüzünün ötesinde bir amacı vardır. Lafa gelince müttefik ve stratejik ortak olduğunu hatırlayanlar gerçekte ve ne yazık ki Türkiye’yi tehdit eden terör örgütleriyle bir ve aynı kareye girmişlerdir. Şu hazin duruma bakınız ki, Almanya, ülkemize sattığı tankların Afrin’de kullanılmasından rahatsızdır. Ancak aynı Almanya bu tanklara karşı teröristlerce kullanılan bazı füzeleri imal ederek sunan ülkenin kendisi olduğunu da saklamaya ihtiyaç duymamıştır. Türkiye işte böylesine sözde dostlarının olduğu güç şartlarda mücadelesini sürdürmektedir. Bu gelişmeler bir kez daha kimseye muhtaç olmadan kendi milli silah sistemlerimizi geliştirmenin önemine işaret etmektedir. Ve elbette tüm kullanılan silahlar Türk aklının ürünü olmalı, düşman unsurların imkanlarından çok üstün seviyede bulunmalıdır. Bu çerçevede sürdürülen çalışmaların tamamını desteklediğimizi yeri gelmişken ifade etmek isterim. Devamının gelmesi, envanterde bulunan silahların yerlilik oranının mümkün olan en üst seviyeye çıkarılması talep ve beklentilerimiz arasındadır. Elbette Afrin’de sorun ve açmazlar sadece silahlarla sınırlı değildir. Teröristlerin saklandıkları sığınak veya barınakları özellikleri ülkemize kurulan kanlı tuzağın bir başka yönüdür. Hainlerin korunaklı bunkerler, tüneller, beton koruganlar ve hendekler inşa etmeyi müteahhitlik bilgileriyle edinmedikleri aşikardır. Meselenin bu boyutunda da PKK/PYD’li teröristlere bazı ülkelerin danışmanlık hizmeti verdiği ayan beyan ortaya çıkmaktadır. Kalınlıkları 1 metreye varan beton mevzileri PKK/PYD’ye son beş yıl içinde yaptıran kokuşmuş zihniyetin temsilcilerini iyi tanımalıyız. Böylesine güçlü savunma mevzileri oluşturabilmek için ihtiyaç duyulan malzeme ve işçiliğin Suriye’de faaliyet gösteren malum Avrupa ülkelerine ait şirketler tarafından sağlandığı ortadadır” dedi.

Bahçeli, açıklamalarına şöyle devam etti:

“Fransa, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin icra ettiği harekattan duyduğu hazımsızlığı her fırsatta ortaya koymaktadır. Bu ülke Dışişleri Bakanı’nın mesnetsiz iddialarına göre Türkiye’nin düzenlediği harekat uluslararası hukuka aykırıymış. Bu yalana sarılan Fransa’nın samimiyeti yoktur. Almanya perişandır. ABD ise teröristlerle nöbet tutmakta, askeri kamplar açmakta, sözde ordu kurdurmak için çabalamakta, sürekli silah ve cephanelik tahkimatıyla uğraşmaktadır. Çok açık bir şekilde ifade etmeliyim ki, Türkiye Afrin’de yedi düvelle adı konmamış bir savaş halindedir. Karşımızda PKK/PYD/YPG’nin yanında ABD ve Avrupalı ortakları vardır. Bu nedenle bazı Avrupa ülkeleri akıllarını başlarına almalıdır.

ABD ise girdiği karanlık ve kahredici ihanet ilişkilerini derhal sorgulamalı, süratle terörle arasına mesafe koymalıdır. İlişkiler düzelip gerginlik azalmazsa, üstelik devamlı körüklenirse, sonuç feci gelişmelere neden olabilecektir. Antalya’da sorduğum gibi; eğer, Türkiye ile ABD arasında görüş menzili sıfıra iner, diyalog kopar, temas kesilir, eller tetiğe gider, siyaset yerine silah konuşursa olacakları hesap eden var mıdır? Beyaz Saray yönetimi açık açık söylesin: Dost muyuz, düşman mı? İttifak mı, ihtilaf mı? Devam mı, tamam mı? Türkiye’ye gelen ABD Ulusal Güvenlik Danışmanından sonra, önümüzdeki günlerde ülkemizi ziyaret edecek ABD Dışişleri Bakanı’nın bu sorulara nasıl cevap vereceği hakikaten de merak konusudur. Bu aşamada, Ankara’da ABD Büyükelçiliği’nin bulunduğu Nevzat Tandoğan Caddesi’nin adını ‘Zeytin Dalı’ olarak değiştirme niyeti de isabetli bir karardır.

ABD, Afrin’deki varlığımızı, şu garabete bakınız ki hala anlayamamış. Zeytin Dalı Harekatı’na neden başladığımızı henüz kavrayamamış. Türkiye, Meksika veya Kanada’yla sınırdaş değildir. Binlerce kilometre uzağa askeri harekat yapmış değildir. Sınır güvenliğini, egemenlik haklarını meşru ve hukuki ölçülerde muhafaza ve müdafaa etmektedir. Peki, ABD’nin ne işi vardır Afrin’de? Sınırımızın dibinde ne gezmektedir? ABD kapımızın önüne gelecek, burnumuzun dibinde her türlü operasyonu yapacak, her türlü oyunu oynayacak, sonra da Türkiye müdahale ettiğinde tuhaf bulup anlayamadığını söyleyecek. Bu kadar yüzsüzlüğün tanımı lügatimizde yoktur. Bu denli seviyesizliğin tanım ve tarifi aransa bile bulunamayacaktır. ABD Suriye’ye gelince iyi, biz bekamız için girince kötü olacaksa, varsın olsun, onların kötüsü bizim şanımızdır, şeref anıtımızdır.

Mehmetçik Afrin’e ülkemize yönelen terör tehdidini yok etmek, asli sahiplerine iade etmek için girmiştir. Bizim sancağımızın dalgalandığı yerde emperyalizmin kirli hesabı değil, adalet ve huzurun hâkim olduğu onurlu ve aydınlık bir gelecek vardır. İnanıyor ve iman ediyoruz ki şehit nurlanmış, gazi onurlanmış askerdir. Menbiç’te görüntü verip medya aracılığıyla verdikleri mesajlarla Türkiye’yi tehdit ettiğini zanneden ABD’li generaller ve terörist hısımları belli ki bizi tanımamışlardır. Ancak biz varlığımızı tanıtmayı kanımızla da olsa, canımızla da olsa biliriz. ABD’nin Ulusal Güvenlik Danışmanı ile başlayıp Dışişleri Bakanı ile devam edecek temas trafiği önümüzdeki süreçte çok şeye gebedir. İlaveten 14-15 Şubat 2018 tarihlerinde Brüksel’de yapılacak NATO Savunma Bakanları Toplantısı’nda da Türkiye-ABD Savunma Bakanlarının görüşeceği ifade edilmektedir. Bizim beklentimiz nettir, Suriye’de verilen sözler eksiksiz tutulmalıdır.

PKK/PYD terör örgütüne verilen destek derhal kesilmelidir. Teröristlerin elindeki kanlı silahlar bir an evvel toplanmalıdır. Menbiç’ten teröristler çıkarılmalı, Menbiçliler kendi topraklarına yerleşmelidir. Aksi halde Türkiye gereğini yapacak, bir şafak vakti terör yuvalarına yıldırım gibi saplanacaktır. Hiçbir ülke bu coğrafyadaki varlığımızı hafife almasın. Bin yıldır bu toprakları kanımızla sulamış bir milletiz.

Biz Türk milletiyiz. Bizden öncekiler medeniyetler müzesinde yerini almışken, biz hala buradayız, ebediyete kadar da burada olacağız, burada yaşayacağız. Hiçbir çılgın varlığımıza zincir vuramayacak, önümüze geçemeyecektir. Türkiye sivil kayıp hassasiyetini gözetmeseydi emin olun Zeytin Dalı Harekatı şimdiye kadar çoktan tamamlanmıştı. Afrin konusu bizim için istiklal meselesidir, bir adım geri duranın, geri adım atanın, alttan alanın, kaçmayı düşünenin, diyor ve haykırıyorum ki, kanı kurusun. İstikametimiz açıktır, parolamız bellidir. Ya İstiklal ya ölüm diyerek dün nasıl esaret prangalarını paramparça ettiysek, bugün de aynısını yapacağımızdan kimsenin şüphesi olmasın. Herkes ayağını denk alsın, kimse Türk milletine Menbiç’ten parmak sallamaya kalkışmasın.”

Fransa Dışişleri Bakanı Le Drian’ın Türkiye’nin Suriye’de terör örgütlerine yönelik yürüttüğü Zeytin Dalı Harekatı ile ilgili skandal sözlerine AB Bakanı Ömer Çelik, sosyal medya hesabı üzerinden cevap verdi.
Bakan Çelik, açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“Fransa Dışişleri Bakanı Le Drian, Zeytin Dalı Harekatı hakkında en vahim, en yanlış açıklamayı yapmıştır. Şöyle diyor; ‘Türkiye’nin sınırlarının güvenliğini sağlamak istemesi meşru hakkıdır. Fakat sınırlarının güvenliğini sağlamak sivilleri öldürmek anlamına gelmez.’ Kuşkusuz bu açıklama terör konusunda tam bir çifte standarttır. Terör örgütünün şehit ettiği vatandaşlarımızı zikretmekten kaçınanlar, olmayan şeyleri gerçek gibi sunmaktadır. Afrin’de mücadele ettiğimiz terör örgütünün katliamlarını görmezden gelmesidir bu. Devamında Le Drian, ‘Türkiye’nin uluslararası hukuku ihlal ettiğini’ söylüyor.

Türkiye’nin mücadelesi uluslararası hukuka tam uygundur. Hukuku ihlal edenler ve suç işleyenler, PYD-YPG terör örgütüne silah verenlerdir. Türkiye’yi eleştirenler terör örgütlerine silah verenler hakkında ne düşünüyor, bunu açıkça duymak isteriz. En yüksek meşruiyetle yürüttüğümüz terörle mücadelede, Türkiye’nin karşısına düşmek kimin yanına düşmektir, herkes buna dikkat etmelidir. Türkiye her türlü terör örgütü ile mücadelesini kararlılıkla sürdürecektir. Bunun kadar önemli olanın terörle mücadele konusundaki çifte standartla mücadele etmek olduğunu da bir kere daha görmüş oluyoruz. Dost ve müttefik Fransa’nın, Türkiye’nin terörle mücadelesine destek vermesi doğru olandır. Böyle davranmaları müttefikliğe de, hukuka da en uygun davranış olacaktır.”

Derya Yetim
 

CHP’li Muharrem İnce’nin Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yönelik sözlerine cevap veren Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı Oktay Saral, “Evinin bahçesindeki köpek kulübesini yıkacak olsa, babasından yiyeceği tokadın korkusuyla tir tir titreyen bir zavallının kiralık ağzıyla, milli onurun sembolü olan Külliye’yi, milletin gönlünde taht kurmuş bir liderin başına yıkmaktan dem vurması hadsizlik değil; akıl çatısı başına yıkılmış, terapiye muhtaç bir şuurun hanümanlar yıkmasıdır. FETÖ’den kiraladığı ağzıyla 15 Temmuz nevi bir kalkışmaya davetiye çıkaran bu kiralık kimliğin suratına devlet baba, okkalı bir kanun tokadı aşk edip, haddini bildirmelidir” açıklamasında bulundu.

Başdanışman Oktay Saral, yaptığı yazılı açıklamada şu ifadeleri kullandı:
“Demokrasi derken yalnız milli iradeye kapadıkları kapılardan millet düşmanı her türlü iddia ve ideolojiyi, gayri milli her türlü yapılanmayı içeri alıp milletin başına bela olan CHP, millete baş tacı olmuş bir liderin başına saraylar yıkmaktan dem vururken hangi sarayın, hangi sefaretin sözcülüğünü yapmaktadır? Dönemin Haçlı-Siyonist ittifakıyla el ele verip ulu hakan Abdulhamit Han’ı hürriyet, musavvat, adalet teraneleriyle tahttan indiren taçsız sultanlar, Nemrutları, Firavunları gölgede bırakacak bir tahakküm ve tasallut rejimini kurdular. Bu anlamda bir zihniyet artığı olan CHP, şehzadelik makamını ilga edip yerine ‘şefzadelik’ gibi daha ayrıcalıklı ve daha imtiyazlı bir makamı inşa ederken zalim krallardan daha zalim bir sistemi müesseseleştirmiştir. Bu gün başında engizisyon külahıyla hürriyet çığırtkanlığı yapan istibdattan sabıkalı CHP’nin İnce Muharrem’i, hürriyet ve demokrasi gerekçesi ile milletin gönül sarayını yıkmaya azmederken, onu kimlerin azmettirdiğini, hangi saraylara sözcülük yaptığını, hangi sefaretlerin sığıntısı olduğunu biz 1908 darbesinden biliriz. Bütün hayasızlığı ile milli iradeye, milletin sinesine çevrilmiş tüfek namlularından tanırız. Senin ‘saray’ dediğin ve külli olarak milli iradenin tecelligahı olan o mekan, 15 Temmuz kahpeliği karşısında milli birliğin, milli kıyamın, milli direnişin sembolü olmuşken, yıkmak istediğiniz aslında bu anlamda bir birlik ve kıyam şuurudur. Gerçekte CHP’yi inceden inceye rahatsız eden teröristlerin ininin başına yıkılmasıdır; çünkü CHP, ufkumuzda yükselen güneşi kara bulut gibi kapatmaya memur kara cahiller ve kara vicdanlılar kadrosudur. Beştepe, beş kenarlı Türk yıldızının yeniden parlayıp yükseldiği ufkun adıdır. Bu ufku karartmaya ne CHP’nin ne de Batılı efendilerinin gücü yetmeyecektir. Bırak Külliye’yi birilerinin başına yıkmayı; taşına dokunun bu millet sizin mezar taşınızı hazırlar, duvarını yıkın, bu millet dünyanızı başınıza yıkar. Bırakın saray yıkmayı da siz, tahta eksikliğinden dolayı yıkılmış akıl çatınızı aktarmaya bakın.” 

Nevşehir Damat İbrahim Paşa Spor Salonu’nda yapılan kongrede konuşan Başbakan Binali Yıldırım, “Yerel seçimlere 14 ayımız kaldı. Kılıçdaroğlu sabırsızlanıyor. ‘Gelin şu seçimleri öne alalım’ diyor. Kardeşim 15 senedir yenile yenile yenilgiye doymadın mı? Şurada 14 ay var biraz daha oyalan. 3 günün beyliği de beyliktir” dedi.

“Bu günlerde ABD’de evlere şenlik bir dava görüldü. Kararı önceden verilmiş. FETÖ’cülerin adeta esiri olmuş yargıçların verdiği kararlarla bir dava görüldü. Adam sanık diye içeri alınıyor mahkeme salonuna gelmeden sanık olmaktan çıkarılıyor tanık yapılıyor. Türkiye hükümetini suçla, başbakanı, Cumhurbaşkanı’nı suçla ondan sonra senin hayatın garanti dediler. Türkiye’deki bankanın genel müdür yardımcısını suçlu sandalyesine oturtuyorlar. Hakan Atila üzerinden Türkiye’yi mahkum etmeye çalışıyor FETÖ’cülerle kol kola girmiş yargıçlar yapıyorlar. FETÖ’cülerin yazdığı dosyaları açıp yargılama yapıyorlar. Bize hukuk dersi vermeye çalışanlar bu davayla hukuku katletmişlerdir” diyerek şunları söyledi:

“Türkiye büyük bir ülke, hukuk devleti. Hiç kimse ayak oyunlarıyla tezgahlarla bu ülkeyi dize getiremez. Bu ülkenin geleceğine bir zarar veremez. Aynı oldu bittiyi Kudüs’te yapmaya çalıştılar.

Türkiye sadece bölgede geleceğin teminatı değil, bölgedeki mazlum, masum insanların da sığınacağı bir emin yuva haline gelmiştir.

Türkiye komşularının hukukuna da sonuna kadar sahip çıkacak. Önüne gelene, İran’a Afganistan’a ayar vermeye çalışanlar, iç işlerini dizayn etmeye çalışanlar Türkiye her zaman haksızlıkların karşısında hakkın sesini yükselten ülke olmaya devam edecektir. Bu herkes tarafından bilinmelidir. Ülkemize komşularımıza yönelen bütün oyunları bozacağız.

Ana muhalefet partisi genel Başkanı Kemal Bey yine inciler döktürmüş. Meclis konuşması izleri kafasından silinmemiş.

Kılıçdaroğlu şunu aklına koy, kamyoncuların da vatandaşın da derdi bizim derdimizdir. Bir şey daha bilmeni isterim, kamyoncuların derdini bilmek istiyorsan Elmadağ rampaları eskiden nasıldı şimdi nasıl, İstanbul’dan Afyona kaç saatte gidiyorsunuz, Zigana nasıldı şimdi nasıl geçiliyor?

Türkiye’de hayatından tek memnun olan adam Kılıçdaroğlu. Dert yok tasa yok, iktidar yok sorumluluk yok. Bol keseden hava benim yer Allah’ın her gün bir şey yumurtluyor. Yalanın da bir endazesi olur. Artık yalanda da standardı çökertti maşallah.

Millet buna itibar etseydi 15 senedir ne uzuyor ne kısalıyor. Ne yalan söylersen söyle faydası yok. Kılıçdaroğlu da yapılanlardan memnun ama pozisyonu müsait değil. Söyleyemiyor. Yanlışlıkla ne kadar güzel olmuş bu köprüler deyince yanındakiler gazeteciler var bunu AK Partililer yaptı diye uyardıklarını ben duydum”. 

Alparslan Ötüken – Coşkun Sağlamdin – Ali Göç

AK Parti Kastamonu 6. İl Kongresi’nde konuşan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, son KHK ile ilgili yaşanan tartışmalara son noktayı koydu.

Türkiye’nin içerideki ve dışarıdaki sorunlarına çareler ararken birilerinin de suni gündemler peşinde olduğunu ifade eden Erdoğan, “Biz Türkiye’nin içeride ve dışarıda karşılaştığı tüm sorunlara çareler ararken birileri de ısrarla suni gündemler peşinde oluyor. Bunun son örneğini geçtiğimiz günlere yaşanan kanun hükmünde kararnamede yer alan bir düzenlemede yaşadık.

15 Temmuz darbe girişiminin ardından o gece yaşanan hadiselerin ve yürütülen mücadelenin hukuki alt yapısını oluşturmak için pek çok KHK’yi ve bazı kanunlar çıkardık. 27 Temmuz 2016 tarihinde bir KHK çıkarmışız. Bu kararname ile darbe girişimi ve bunun devamın niteliğindeki olaylarda görev alan kamu görevlilerinin vazifelerini yerine getirirken aldıkları kararlar ve eylemlerinin hukuki, mali, ve idari sorumluluk doğurmayacağı hükmünü o zaman getirmişiz.

15 Temmuz’dan iki hafta sonra. Üstelik bu kararname mecliste de görüşülerek yasalaşmıştır. Tüm milletvekillerinin bundan ayrıntılı bilgisi var. Benzer ifadeler yine 15 Temmuz darbe girişimiyle ilgili şehitlik, gazilik, tazminat konularını düzenleyen çeşitli KHK’larda da ayrıca yer almıştır. Daha sonra aynı hükümleri içeren düzenlemeye 15 Temmuz’da kahramanca ve cesaretle darbecilere cesaretle karşı koyan sivil vatandaşlarımız için de ihtiyaç duyulduğu görülmüştür” dedi.

“Nasıl oluyor da Bay Kemal’in kayığına biniyorsunuz”

Son KHK ile tuhaf kampanyaların başlatıldığını ve içlerindeki bazı dava arkadaşlarının da bu kampanyaya katıldığını ifade eden Erdoğan, “Yayınlanan son Kanun Hükmünde Kararnamede ile daha öncekilerinin aynısıyla bir düzenleme yapılmıştır. Her nedense büyük bir gürültü koparılmıştır. Bana göre bir gürültü değil bunu da söyleyeyim. Tuhaf kampanyalar başlatıldı. Hatta içimizden bazıları da bu kampanyaya katıldı. Tabi üzüldük. Yapmamaları gerekirdi. Ama o katılanların ne yazık ki 16 Nisan’da da aynı kampanyaya katıldığını görüyoruz. 16 Nisan’da da bugün bu kampanyaya katılanlar o zaman evet demediler, hayır dediler. Niye onlar bu işleri çok iyi biliyorlar. Biz bir yolda aynı dava arkadaşı değil miyiz? Gönüldaş değil miyiz? Nasıl oluyor da bir anda af edersiniz gidip Bay Kemal’in kayığına biniyorsunuz” dedi.

“Birilerinin zil takıp oynamasına vesile oldukları için yazıklar olsun”

Beklenmeyen gelişmeler yaşandığını ifade eden Erdoğan, “Özellikle CHP’nin bazı milletvekilleri her türlü terbiye, ahlak ve haysiyet çizgisinin dışına taşan sözlerle güya hükumete ama asıl milletimize hakaret etmiştir. Hele hele ana muhalefetin bir Muğla vekili var ki terbiyesiz, ahlaksız burada tekrarlamaktan haya edeceğim, utanç duyacağım ifadelerle benim milletime saldırmıştır. Üstelik de güya hukukçu olan bu kişi şu ana kadar çıkan hiçbir KHK’yı okumamıştır. Şimdi buna dava açmaları lazım. Mecliste görülen yasadan da haberi yok. Çünkü aynı ifade hepsinde de var. Cehalet paçalarından terbiyesizlik, bunların suratından akıyor. Partisinin başındaki zata özenmiş olacak ki bu şekilde ortaya atılıp milletimize saldırma cüreti gösteriyoruz. Biz bunların, tıynetini, cibilliyetine çok iyi bildiğimiz için yaptığı açıkçası terbiyesizliğe şaşırmadık. Bizi şaşırtan hiç beklemediğimiz bazı gelişmeler. Yazıklar olsun. Biz fazla bir şey söylemeyeceğiz. Ama lütfetsinler de bunu da söyleyelim. Çünkü birilerinin zil takıp oynamasına vesile oldukları için yazıklar olsun. Eğer onlar zil takıp oynuyorsa herhalde iyi yolda değilsiniz” şeklinde konuştu.

“FETÖ’nün, PKK’nın ve diğer terör örgütlerinin değirmenine su taşımaktan başka bir şey değildir”

Erdoğan, 15 Temmuz’da milletin büyük bir destan yazdığının altını çizerek, “Diyelim ki bu kararnamede özellikle geçen ifadeyle ilgili yapılacak iş gayet basittir. İlgili yerlere bu görüşler iletilir, konuşulur, tartışılır ve gereği yapılır. Bunun yerine CHP’nin bir takım terör örgütlerinin sırf millete hakaret için açtıkları yoldan gitmenin adı olsa olsa fırsatçılıktır.

15 temmuz gecesi tarihimizin en büyük destanlarından birini yazan milletimize saldırılara tahammül etmemiz söz konusu olamaz. Bu darbe teşebbüsü tarihimizin en ahlaksız girişimiydi. Milletimizin bu ihaneti bastırmasının adı tarihimizin en gurur verici hadisesidir. Biz böyle bir milletin evladı olmaktan şeref duyuyoruz. Bunun için de meseleyi kanun tekniği tartışmasından çıkartın 15 temmuzu itibarsız hale getirmek suretiyle veya onu bir araç haline dönüştürmek suretiyle bu yolda yürümek, FETÖ’nün, PKK’nın ve diğer terör örgütlerinin değirmenine su taşımaktan başka bir şey değildir. Biz üzerimize hendeğiyle, tankıyla, tüfeğiyle, arkasıyla aldığı 7 düveliyle gelen teröristlere eyvallah etmedik ki bunlara eyvallah edelim. İlkelerimizi hedefe alan hiç kimsenin gözünün yaşına bakmayız. Bir kez daha ifade ediyorum. Şayet ortada bir hata varsa düzeltiriz. Eksik varsa giderilir. Talep varsa karşılanır. Ama kusura bakmasınlar biz bunu akşam yatıp sabah çıkarmadık ki. Günlerce haftalarca biz bunun üzerinde Cumhurbaşkanlığı olarak da hükümet olarak da parti olarak da bunun üzerinde çalıştı. Biz Bay Kemal’in partisi miyiz? Öyle aklına geldiği zaman konuşanlardan değiliz. Bütün işlerimizde istişare denilen konuya bağlı olarak hareket edenlerdeniz. İstişare ettik, birilerinin istediği gibi olmadı da bir başkalarının istediği gibi oldu. Kusura bakmayın kardeşim illa benim istediğim olmadı ben de desteklemiyorum demek yok. Nihai karar verici bellidir. Yola devam edilir. Bütün bunların hepsi bir tarafa kuru inadımız söz konusu değildir. Bizim tepkimiz ülkemiz ve milletimizin bekasını temsil eden Rabiamızı tehdit eden ve bunları destekleyenleredir. Herkesi küçük hesaplardan uzak durmaya davet ediyorum. Biz millet aşkıyla gecemizi gündüzümüze katarak çalıştık, çalışmaya devam ediyoruz” ifadelerine yer verdi.

“Vize krizini kendileri başlattılar. Ama şimdi de sağ olsunlar kendileri de bitirdiler”

Amerika Birleşik Devletleri’nin vize krizini kendilerinin başlatıp kendilerinin bitirdiğini hatırlatan Erdoğan, “Vize krizini kendileri başlattılar. Ama şimdi de sağ olsunlar kendileri de bitirdiler. Ne güzel biz böyle bir vize krizi istemedik ki. Şimdi kalktı, olması gereken buydu. Suriye meselesinde aynısının olmaması için bir mesele yok. Bizzat sayın başkana söyledim. Niçin terör örgütüyle işbirliği yapıyorsunuz. Hava desteğiyle bu konularda yardımcı olun. Türkiye olarak gerekiyorsa iki tugay göndeririz. Özgür Suriye ordusuyla beraber burada DEAŞ’ın işini bitiririz. Bak bunu Cerablus’ta yaptık, aynen burada da yaparız dedik. Heyetler arasındaki görüşmelerde kendileriyle görüştük. Ama maalesef kendi generalleri bu olmaz demiş. O da onların sözüne uyarak maalesef teröristlerle beraber hareket etmeye karar vermiş. Bu ülke bizimle çalışmak istemezse biz ne yapacağız. Bölgedeki herkes artık şu gerçeği kabullenmelidir. Biz bu terör örgütün çok da uzak olmayan bir tarihte öyle veya böyle tepeleyeceğiz. Talebimiz bu süreçte kimsenin ayağımıza dolaşmamasıdır” ifadelerine yer verdi.

“100 bine yakın kardeşimiz evine geri döndü”

Türk milletinin gösterdiği kararlık ve cesareti ortaya koymayanların olduğunu ifade eden Erdoğan, “Suriye halkının kendi iradesine sahip çıkmak için başlattığı mücadele terör örgütleri ve onları destekleyen güçler eliyle büyük bir felaketle neticelendi. Benzer bir durum Irak’ta karşımıza çıktı.

Bu kadim bölge öz ve öz kardeşlerimizin yaşadığı şehirler yerle yeksan edildi. Halep’i, Kerkük’ün acısı hala tüm canlılığıyla yüreğimizdedir. Suriye halkına önce kendi vatandaşlarına devlet terörü uygulayan zalim yönetimin baskısıyla, ardından DEAŞ zulmüyle, şimdi PKK’nın uzantısı örgütler eliyle adeta kan kusturuluyor. Ülkemizde 3 milyonun üzerindeki Suriyeliyi misafir ederek kardeşlerimizin çektiği acıyı bir nebze azaltmaya çalıştık. Hani bülbülü altın kafese koymuşlar ille vatanım demiş ya, kendi evlerinden yurtlarından uzak olan bu kardeşlerimiz için de hiç şüphesiz en doğrusu kendi vatanlarına dönmektir. Kendi vatanlarında yaşamaktır. İnşallah o günler de gelecektir.

Cerablus, El-Bab arasındaki bölgeye, şu ana kadar 100 bine yakın kardeşimiz geri dönerek kendi evlerine kavuştu. Toplamda 2 bin kilometre karelik alanı kendi kontrolümüze aldık. İdlib bölgesindeki operasyonu da tamamlamamızla birlikte buraya da geri dönüş olacağını düşünüyorum. Aynı şekilde Afrin’i de arındırdığımızda buraların asıl sahibi kardeşlerimiz evlerine kavuşacaktır. Tüm sınır bölgelerimizi güvenli hale getireceğiz. Çünkü sınır bölgelerimiz bir terör koridoru olarak bize tehdit oluşturuyor. Hiç kimse bize sadece Kilis’te şehir nüfusundan fazla sığınmacı barınırken sınırın karşı tarafındaki güçlerin terör örgütü olmadığını iddia edemez. Madem Suriye’de her şey güllük gülistanlık 3 milyondan fazla kimse niye bizim topraklarımızda yaşamak zorunda kalıyor.

Sınırın öte tarafında sadece örgüt isimleri ve işaretleri değişiyor. Zulüm baki kalıyor. Dün zalimin adı rejimdi, DAEŞ’ti, bugün zalimin adı bir başka. Biz DAEŞ’e ne yaptıysak bugün de aynısını yaparak sınırlarımızın ötesini güvenli hale getireceğiz” dedi.

Vedat Yunus İkizoğlu – Yasin Erdem – Burak Can Tokyürek – Sedat Ağacıkoğlu

2017 Cumhurbaşkanlığı Kültür Sanat Büyük Ödülleri töreninde konuşan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kudüs tasarısı lehine oy kullanacak Birleşmiş Milletler üyesi ülkelere finansal desteği kesme tehdidinde bulunan ABD Başkanı Donald Trump’ı eleştirdi. Erdoğan, “Amerika’ya ne diyorlar, ’demokrasinin beşiği’. Demokrasinin beşiği, dünyada dolarla satın alınacak iradeler arıyor. Sayın Trump, siz Türkiye’nin demokrasi iradesini dolarlarınızla satın alamazsınız, bizim kararımız bellidir. Tüm dünyaya da sesleniyorum. Sakın ha, böyle ufak tefek dolarlarla demokrasi mücadelenizde iradenizi birilerine asla satmayın. Demokrasi mücadelesi verilecekse, böyle kalkıp iradeleri dolarla satın almak suretiyle engelleyerek değil, bırakın herkes iradesini özgür bir şekilde kullansın, ortaya koysun. Temenni ediyorum ki bugün Amerika, oradan beklediği neticeyi alamaz ve bu noktada da dünya Amerika’ya çok güzel bir ders verir” diye konuştu.

“BE TERBİYESİZ, SENİN ECDADIN NEREDEYDİ?”

Erdoğan, Medine müdafaasının başındaki Osmanlı komutanı Fahrettin Paşa’yı hedef alan Birleşik Arap Emirlikleri Dışişleri Bakanı Abdullah bin Zayed’e de bir kez daha sert tepki göstererek, “Fahreddin Paşa’yı ve Medine müdafaasını bilmezsek, işte bir kendini bilmez çıkar, bize ’Erdoğan’ın ecdadı işte böyledir’, adeta ’hırsızdır’ diyecek kadar adileşir, alçaklaşır. Bu adam neyin şımarığıdır; petrolün, elindeki paranın şımarığıdır.Benim ecdadım Medine’yi müdafaa ederken, be terbiyesiz, senin ecdadın neredeydi? Sen, önce bunun hesabını bize ver” ifadelerini kullandı.

ÖDÜLLERİ ERDOĞAN TAKDİM ETTİ

“Kendi tarihini başkalarından öğrenen bir millet, mazisi ile atisi arasında güçlü bir köprü kuramaz” diyen Cumhurbaşkanı, “İlhamını kendi özünden almayan bir milletin dünya çapında eserler ortaya koyabilmesi mümkün değildir” diye ekledi ve kültür-sanat alanında devrim niteliğindeki uygulamaları yakın bir zamanda hayata geçireceklerini belirtti.

Ardından Erdoğan, Kültür Sanat Büyük Ödüllerini kazanan isimlere ödüllerini verdi. Tarih alanında Prof. Dr. İlber Ortaylı, müzik alanında Göksel Baktagir, sinema alanında Yavuz Turgul, geleneksel sanatlar alanında Ali Toy, resim alanında Selahattin Kara ödüllendirildi. Vefa ödülüne ise Nurettin Topçu layık görüldü.

Geçtiğimiz hafta yaşanan olayda ünlü oyuncu Hakan Yılmaz ve eşi Elif Yılmaz, Etiler’deki bir otelin lobisinde 3 kişinin saldırısına uğradı. Güvenlik kameralarına da yansıyan olayın ardından Kırıkkaleli iş adamı Denizhan Vural gözaltına alındı.

Etiler’de bir otel lobisinde tartıştığı oyuncu Hakan Yılmaz’ı darp ettiği gerekçesiyle gözaltına alındıktan sonra serbest kalan Denizhan Vural, o gece Yılmaz’ın milli hassasiyeti bulunan vatandaşlar için çok ağır kelimeler kullandığını ve kendisine sataştığını iddia etti. Vural, “Olayın gerçekleşme nedeni tamamen bizim ve arkadaşlarımızın haklı olduğu şekilde gerçekleşmiştir. Şöyle ki; biz olay gecesi devamlı ikamet ettiğimiz, Etiler’deki otelin lobisinde arkadaşlarımızla oraya gittiğimiz işler hakkında bilgi ve istişare toplantısı yapıyorduk. Adının Hakan Yılmaz olduğunu öğrendiğim bu şahıs, vatanımıza, milletimize, devletimize, milli ve dini örf, adetlerimize küfür ederek yanımızdan geçti. Tam yanımızdan geçerken bu devleti, bu memleketi ne hale getirdiler, bu devletinde bunlara oy veren milletin de diye ağır hakaretler ve küfürler ederek yanımızdan geçiyordu. O ara göz göze geldik, göz göze geldiğimizde ‘siz de onlardansınız belli, ne bakıyorsunuz, önünüze bakın’ diye bize de laf attı ki kamera kayıtlarında her şey net bir şekilde gözükmektedir. Yani kamera kayıtlarına dikkatli bakıldığına dikkatli bakıldığı zaman şu görülecektir. Yanımızdan geçtiği sırada ve devam ederken, yürürken bize laf attığı arkasına dönüp ısrarla bize dönüp baktığı, o esnada hakaret ve küfür içerikli konuşmalarına devam ettiği ortadadır. Kameralarda bu mevcuttur” dedi.

Oyuncu Hakan Yılmaz’ın o anda alkollü olduğunu iddia eden Denizhan Vural, kendisini dinletebilmek için ayağına çelme taktığını, Yılmaz’ın sözlü seslenişlere aldırış etmeyecek kadar alkollü olduğunu iddia etti. Oyuncunun eşinin o sırada yanında olduğunu bilmediklerini söyleyen Vural, “Bilseydim bu tarz bir girişime hiç başvurmazdım” diye konuştu.  

Mehmet Temizyürek
 

Bursa özel okulda öğrenim gören 11 yaşındaki 7 öğrenci, öğretmenleri sordukları sorulardan bunalınca yapay zekayla çalışan robot yapmaya karar verdi. Öğrenciler okulda gördükleri bilişim teknolojileri dersinde öğrendikleri programla suni zekayla çalışan robot yaptı. Öğrencilerin “Robotan” ismini verdikleri robot bilgisayara bağlı olarak çalışıyor. Robotan, internetten edindiği bilgileri uzun uzun anlatıyor. Öğrencilerin sorduğu her soruya sesli olarak cevap veren robot, sadece 400 liraya mal oldu. Öğrenciler bu robotu seri üretime geçirip, öğretmeni olmayan köy okullarına yollamayı planlıyor. Bu robot ayrıca okulların bilgi köşelerine de konularak, öğrencilerin akıllarına takılan sorulara anında sesli olarak cevap verecek. Öğrenciler şu an için yazılı soruları sesli olarak cevaplayan robotu sesli komutla sorulara cevap verir hale getirecek.

Tan okulları öğrencileri; Egemen Kartallar, Yiğit Yörükoğlu, Selin Barış, Elifnaz Öztat, Hayal Ceylan Güven, İnci İyisoy ve Ebralsu Güçman, robotu geliştirerek, Türkiye’nin çeşitli illerinde ve yurt dışındaki yarışmalarda birincilik için yarışacak.

“Çok soru sorduğumuz öğretmenimiz çıldırınca böyle bir proje yaptık” diyen öğrenciler, “Bilişim teknolojileri öğretmenimize danışarak suni zekayla çalışan robot yapmak istediğimizi söyledik. Vakit kaybetmeden çalışmaya başladık ve 3 aylık bir periyot sonunda yapay zekayla çalışan robotumuzu bitirdik. Robotumuz klavye üzerinden yazdığımız soruları algılayıp bu soruları internet üzerinden araştırarak 3 saniyede sesli olarak sorduğumuz soruya ayrıntılı olarak cevap veriyor” dedi

Bilişim Teknolojileri Öğretmeni Salih Güngör, “Bu robot fikri öğrencilerden geldi. Bir gün ders işlerken öğrenciler heyecanlı bir şekilde yanıma geldi. ‘Kendi robotumuzu kedimiz yapalım’ dediler. Öğrencilerimiz kendi yazılımlarını kendileri yazarak robotu yaptı. Robot bilgisayardan yazılı olarak sorduğumuz soruları sesli olarak cevaplıyor. Aynı zamanda ağzını oynatarak, başını sağa sola çevirip karışındaki kişiyi takip ediyor. Sorduğunuz her soruya yarım saat cevap veriyor. Robot okullarda bilgi köşesine konulacak. Maliyeti çok fazla değil. Kütüphane görevi verecek” şeklinde konuştu. 

Burak Türker