Bursa özel okulda öğrenim gören 11 yaşındaki 7 öğrenci, öğretmenleri sordukları sorulardan bunalınca yapay zekayla çalışan robot yapmaya karar verdi. Öğrenciler okulda gördükleri bilişim teknolojileri dersinde öğrendikleri programla suni zekayla çalışan robot yaptı. Öğrencilerin “Robotan” ismini verdikleri robot bilgisayara bağlı olarak çalışıyor. Robotan, internetten edindiği bilgileri uzun uzun anlatıyor. Öğrencilerin sorduğu her soruya sesli olarak cevap veren robot, sadece 400 liraya mal oldu. Öğrenciler bu robotu seri üretime geçirip, öğretmeni olmayan köy okullarına yollamayı planlıyor. Bu robot ayrıca okulların bilgi köşelerine de konularak, öğrencilerin akıllarına takılan sorulara anında sesli olarak cevap verecek. Öğrenciler şu an için yazılı soruları sesli olarak cevaplayan robotu sesli komutla sorulara cevap verir hale getirecek.

Tan okulları öğrencileri; Egemen Kartallar, Yiğit Yörükoğlu, Selin Barış, Elifnaz Öztat, Hayal Ceylan Güven, İnci İyisoy ve Ebralsu Güçman, robotu geliştirerek, Türkiye’nin çeşitli illerinde ve yurt dışındaki yarışmalarda birincilik için yarışacak.

“Çok soru sorduğumuz öğretmenimiz çıldırınca böyle bir proje yaptık” diyen öğrenciler, “Bilişim teknolojileri öğretmenimize danışarak suni zekayla çalışan robot yapmak istediğimizi söyledik. Vakit kaybetmeden çalışmaya başladık ve 3 aylık bir periyot sonunda yapay zekayla çalışan robotumuzu bitirdik. Robotumuz klavye üzerinden yazdığımız soruları algılayıp bu soruları internet üzerinden araştırarak 3 saniyede sesli olarak sorduğumuz soruya ayrıntılı olarak cevap veriyor” dedi

Bilişim Teknolojileri Öğretmeni Salih Güngör, “Bu robot fikri öğrencilerden geldi. Bir gün ders işlerken öğrenciler heyecanlı bir şekilde yanıma geldi. ‘Kendi robotumuzu kedimiz yapalım’ dediler. Öğrencilerimiz kendi yazılımlarını kendileri yazarak robotu yaptı. Robot bilgisayardan yazılı olarak sorduğumuz soruları sesli olarak cevaplıyor. Aynı zamanda ağzını oynatarak, başını sağa sola çevirip karışındaki kişiyi takip ediyor. Sorduğunuz her soruya yarım saat cevap veriyor. Robot okullarda bilgi köşesine konulacak. Maliyeti çok fazla değil. Kütüphane görevi verecek” şeklinde konuştu. 

Burak Türker
 

Temasları sonrası yurda dönen Başbakan Yıldırım, uçakta gazetecilerin sorularını cevapladı. Birçok konuda önemli açıklamalarda bulunan Yıldırım, özetle şunları söyledi:

– Genel ABD politikasına bakıldığında, Trump’ın politikası farklıymış gibi bir algı var. Pentagon ile Trump arasında uyum var mı?
ABD’nin nasıl yönetildiği ile onların içişleri ile uğraşacak vaktimiz yok. Biz, meselelerimizi ABD ile konuşacağız. Anlaştığımız konular var, ayrıştıklarımız var. Uzun vadede, iki ülkenin hem kendi gelecekleri, hem de Orta Doğu’nun geleceği bakımından daha fazla birlikte hareket etmesi gerekir. Konuştuğumuzda ABD’liler de aynı şeyi söylüyor. Zaman zaman bir önceki yönetimden devam eden kararlar var. O kararların henüz süreçler tamamlanmadığı için değiştirilmediğini söylüyorlar. Biz de diyoruz ki; ABD ile Türkiye geçmişte olduğu gibi müttefik olarak NATO’da ve iki stratejik müttefik olarak devam edecekse bunun önünde üç engel var.

Birincisi; Biz istiyoruz ki DEAŞ’la mücadelede terör örgütü PKK’nın aynısı olan, iç içe geçmiş bir örgütle ABD’nin çalışmaması, DEAŞ’la mücadeleyi bunlarla bir olup yapmaması. İkincisi; 15 Temmuz darbe girişiminin arkasında olduğuna Türk milletinin yüzde 90 emin olduğu bir örgütün başının ABD’de hâlâ çok rahat hareket etmesi. Üçüncüsü; Sizin ne yapıp yapıp, Türk halkının ABD hakkındaki olumsuz algısını düzeltecek bir çıkış yapmanız lazım. Bir duruş göstermeniz lazım. Şimdi bunlara karşılıklı vizelerin önce krize girmesi, sonra kısıtlı açılması ile karşılıklı tutuklamalar ve davalar da eklendi. Bu davaların hukuki mecradan çıkarılıp başka bir siyasi sonuca dönüştürülmesine asla izin verilmemesi gerekir.

BİZİ BAĞLAYAN ABD BAŞKANI
-Pentagon, YPG ile işbirliğini sürdüreceğini açıkladı. Bununla ilgili yorumunuz nedir?
Onların düşüncesi bizi ilgilendirmez. Bizim muhatabımız ABD Başkanıdır. Bizi bağlayan onun sözüdür. Kurumlar ayrı telden çalıyorsa onların sorunudur. Biz bu konudaki samimi düşüncelerimizi, rahatsızlıklarımızı her fırsatta kendilerine ilettik. Bundan sonra da iletmeye devam edeceğiz.
IISS düşünce kuruluşunda, S400’lerle ilgili soruya (ABD’nin PYD ile işbirliğine yaptığı savunmaya atıfla) “Tercih değil, mecburiyet” vurgunuz güzeldi…
Bize gereken katkıyı, desteği sağlasalardı, gerekli işbirliğini yapsalardı biz niye gidelim başka bir şey alalım. En önce onlarla oturduk. Ben hatırlıyorum, Hollande ile Cumhurbaşkanımız kaç defa görüştü bu meseleyi. Obama ile kaç defa görüştü. Biz elimizden gelen bütün çabayı gösterdik. NATO’nun bize karşı saldırılarda ne kadar ilgisiz kaldığını hep beraber gördük.

– Son dönemde ABD ve İngiltere arasında, bölgede çekişmenin arttığı (Trump’ın ARAMCO’yu New York’a taşıma çabası gibi), İngiltere’nin bu dönem Türkiye’ye yakınlaşmasının altında da bunun olduğu şeklinde yorumlar var. Bu görüşlere yorumunuz nedir?
Ben öyle bir şey olduğunu düşünmüyorum. İngiltere ile ABD arasında öyle bir çekişme olmaz.
Zarrab davasına ilişkin değerlendirmelerinizi merak ediyoruz.
Şimdiye kadar hep şu söyleniyordu; Zarrab sanıktan tanığa dönüştürülecek diye. ABD hükümeti ile bir anlaşmaya girecek. Belli ki bu süreç öyle işliyor. Bunun izahı bu.

ABD 60 TANE UÇAK SATIYOR, ONA YASAK YOK
Bu dava, tamam hukuk meselesidir falan ama… Neticede bunun yine Türkiye, Türk siyaseti üzerinde bir algı operasyonuna, bir ekonomik sıkıştırmaya doğru yöneltildiği algısı bizde oluşmaya başladı. Zarrab’ın suçu varsa cezasını çeksin. Türkiye uluslararası hukuka uygun hareket etmiştir. Bizi bağlayan BM ambargo kararıdır. Buna aykırı da Türkiye’nin hiçbir tasarrufu olmamıştır. Dün de yok, bugün de, yarın da olmaz… Bu çok net. Biz ne yapmışız, petrol karşılığı ilaç ve gıda… Adam petrolünü vermiş, parasını buraya park etmiş, ihtiyaçları görülmüş. Petrol ticareti de yapılmış, altın ticareti de yapılmış. Çeşitli ülkelerle… Efendim oradan dolara çevrilmiş, İran’a efektif olarak verilmiş. Biz nereye gittiğini takip etmeye mecbur muyuz? Yapana sormuyor, bize yöneliyor. Kaldı ki, bu işi yapanlar yasaklı firmalar değil. Yaptığı zaman hiçbir yasağı yok. Bir başka konu; ABD 60 tane Boeing için İran’la oturuyor, anlaşma yapıyor. Onda ambargo mevzusu yok, yasak yok. Türkiye daha masum bir ticaret yapıyor, ambargo konusu oluyor, niye yapıyor diye soru soruluyor. Bunu kabul etmemiz mümkün değil.

MHP İLE İTTİFAKTA AMAÇ
50 artı 1 değil, daha fazlası
– Suriye’de siyasi süreç yavaş yavaş başlıyor. Türkiye, en fazla mülteci kabul eden ülke olarak anayasa yazım sürecine dâhil olacak mı?
Astana’nın devamı Soçi görüşmeleridir. Bunlar önümüzdeki ay da devam edecek. Biri Türkiye’de, biri Rusya’da, biri İran’da. Üçlü görüşmelere kadar teknik düzeyde bu konular ele alınacak. Konunun uzmanları gerek Anayasa’nın çerçevesi nasıl oluşturulacak, kimler katılacak, kimler katılmayacak, içeriği ne olacak, teknik düzeyde buna çalışacak. Daha sonra bu çalışmalar zirvelerde ele alınarak, gerekli düzeltmeler, talimatlandırmalar yapıldıktan sonra bir noktaya gelecek. Sonra BM’nin kararı doğrultusunda Cenevre görüşmelerine iş teslim edilecek. Orada daha geniş katılımlı, Suriye’nin toprak bütünlüğünü esas alan, teröre bulaşmamış bütün grupların katılacağı, ayrıca ülkemizde yaşayan tüm Suriyeli göçmenlerin de oy kullanacağı bir sürece getirilmesi için gayret gösterilecek. Bu konuda zaman zaman fikir ayrılıkları oluşuyor ama konuşa konuşa aşılacak. Bazıları taslak çalışması yapıyor olabilir ama henüz masaya konulmuş bir metin de, üzerinde konuşulan bir metin de yok.

– MHP Lideri Bahçeli ittifaka sıcak baktığını açıkladı. 2019’da MHP ile seçim ittifakı yapacak mısınız?
MHP ile birçok konuda aynı düşünüyoruz. Zaten Anayasa değişikliği sürecinde fiili olarak ittifak yaptık biliyorsunuz. Değişikliklerin hazırlanması, Meclis’te kabul edilmesi ve referandum kampanyasında savunulmasında, 16 Nisan’a kadar neredeyse birlikte çalıştık. Bugün de millî meseleler başta olmak üzere, birçok düzenlemede MHP’den olumlu katkılar görüyoruz. Gayet tabii ki istikrarı, tek başına güçlü iktidarı olabildiğince çok daha büyük destekle sağlamak için böyle bir birlikteliğe gidebiliriz. Amaç 50 artı 1 değil, daha fazlası.

BANKALARI YALNIZ BIRAKMAYACAĞIZ
Başbakan Yıldırım, uluslararası dercelendirem kuruluşu Fitch’in ABD’deki soruşturmanın Türk bankalarının üzerinde bir not baskısı getirebileceğini açıklaması hatırlatılıp “Bu durumda hükûmetin bankalara yaklaşımı nasıl olur” şeklinderik soruyu şu cevabı verdi: “Biz bankalarımızla, reel sektörümüzle, finans piyasalarımızla bir bütünüz. Gayet tabii ki ekonomimize topyekun saldırı yapıldığında ‘ben bankaların işine karışmam’ diyecek hâlimiz yok. Hepsine gereken cevabı vereceğiz. Savaşlar sadece tankla tüfekle olmuyor. Artık siber savaşlar var, ekonomik savaşlar var, politik savaşlar var. Türkiye 15 yıldır içeride ve dışarıda savaşarak ayakta kalmasını bilen bir ülkedir.”

15 Temmuz sonrası İngiltere çok net bir duruş sergiledi
Başbakan Binali Yıldırım, Brexit süreci ve ardından 15 Temmuz sonrası İngiltere’nin duruşuyla beraber ilişkilerde olumlu gelişmeler olduğunu belirterek, şunları söyledi: 15 Temmuz’da İngiltere bizim yanımızda yer aldı. “Bu net darbedir, demokrasiye ve seçilmiş Türk hükûmetine karşı kabul edilemez bir şeydir” gibi çok net bir duruş sergiledi. Diğer Avrupa ülkeleri suskun ve şaşkınken çok net hareket etti. Kısa süre sonra da bakanlarını gönderdiler ve ardı ardına ziyaretlerde Başbakanları da geldi. Bu dayanışma aramızda sıcak ilişki oluşturdu. İlişkilerimiz iyi yönde gidiyor.  

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, CHP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Tezcan’ın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a yönelik söylemleri için, “Tam 11 seçimdir halkın oyuyla demokratik bütün değerlerle bütünleşerek ve buluşarak milletin takdirini kazanmış bir lidere, devlet başkanına, bir Cumhurbaşkanı’na yönelik bu sözler kelimenin tam anlamıyla şeytan dilliğidir. Anadolu’da şeytan dili derler böylelerine. Ve bunun hesabı sorulur çok açık ve net” dedi.

Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü, İl Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü Hizmetiçi Eğitim Semineri’ne katılmak üzere Antalya’ya gelen Bakan Soylu toplantı öncesi gazetecilerin sorularını cevapladı.
CHP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Tezcan’ın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a yönelik ithamlarının sorulması üzerine Bakan Soylu, “Bu edebe uygun olmayan sözlerin söylendiği gündür önemli olan. Tarihi bir projenin ülkemizin ve milletimizin ve bu coğrafyanın bir rüyasının gerçekle buluştuğu bir günde hem gündemi farklılaştırmak hem de yıllardır bu projeyi istemeyenlerin sözcülüğünü yapmak, işin birinci kısmı bu. İkinci kısmı da tam 11 seçimdir halkın oyuyla demokratik bütün değerlerle bütünleşerek ve buluşarak milletin takdirini kazanmış bir lidere, devlet başkanına, bir cumhurbaşkanına yönelik bu sözler kelimenin tam anlamıyla şeytan dilliğidir. Anadolu’da şeytan dili derler böylelerine. Ve bunun hesabı sorulur çok açık ve net. Şunu söylemek gerekir aslında bu berbat bir sicilin tezahürüdür. Nasıl berbat bir sicil tamda zihin kodlarında değerlendirdikleri bir anlayışı ifade etmeye çalışıyorlar” dedi.

“Beyhude arayış”

Açıklamasına “Bu ülkede bu sözlerle bir başbakan idam edildi” diye devam eden Bakan Süleyman Soylu, “Bir cumhurbaşkanı da hayatından bezdirildi. İdam edilen Adnan Menderes, bezdirilen ve ölüme yollanan da rahmetli Turgut Özal’dır. Aynen bu sözlerle. Şimdi bu vahşi taleplerinin bu dönemde geçerli olabileceğini düşünenler beyhude arayış içindedirler. 11 seçimdir milletin itibar ettiği ve kendi helal oylarıyla seçtiği ve 11 seçimdir de 11 yıldır Türkiye’yi başarıdan başarıya koşturmuş, ülkemizin cumhurbaşkanına yönelik bu sözleri elbette aslında onu seçenlere yönelik bir hakaret olarak algılıyoruz. Bu kadar açık ve nettir. Bizim memleketimizin geleceğiyle ilgili değerlendirmeler yapmamız gerekirken, maalesef gündemi bu noktayı taşımak isteyenlere de müsaade etmemek gerekir. Biz kendi uğraşımızı onlarla devam ettiririz, milletimiz kendi geleceğine baksın” ifadelerine yer verdi.

“İstanbul’daki soruşturma devam ediyor”

DEAŞ’la mücadelede son aşama hakkında bilgi veren Bakan Soylu şu açıklamaları yaptı:
“Gerek İstanbul, gerekse Türkiye’deki DAEŞ’le operasyonlarımız devam ediyor. Bu hafta itibariyle 300’ün üzerinde DAEŞ’li hedefimiz vardı. Bir haftalık süreç içinde bu konuda önemli adımlar attılar. İstanbul’da da soruşturma derinlik kazanarak devam ediyor. Coğrafyamızın kendine ait özellikle etrafımızdaki gelişmeler bu tip riskleri söz konusudur. Tüm güvenlik kuvvetlerimiz kararlılığımız, sürecimiz, birbirimizle olan hem iyi iletişimimiz hem de bu konuda attığımız adımlar bu riskleri milletimize herhangi bir maliyet getirmeden ve milletimizin huzurunu ve güvenini devam ettirerek bu tip riskleri ortadan kaldırmaya hep birlikte çalışacağız.”

“Hedef 10 milyon”

Antalya’da gelen yabancı turist sayısının 6 milyon 200 bini aştığını ve 10 milyonu hedeflediklerini kaydeden Bakan Soylu, “15 Temmuz’dan sonra Türkiye’nin bu kadar yükselmesi, sıçrama içine girmesi, kendini toparlaması hepimizin ortak zenginliğidir” diye konuştu.

Soylu, belediye başkanlarına yönelik istifa isteklerinin sorulmasına, “Hayır olur inşallah” diye cevap verdi. 

İsa Akar-Adem Akalan

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Başbakan Binali Yıldırım ile birlikte Selçuklu Kongre Merkezinde düzenlenen AK Parti Konya İl Danışma Meclisi toplantısına katıldı. Toplantıda konuşan Başbakan Binali Yıldırım, Konya’nın rekor kıran iller arasında yer aldığını belirterek, “Bu başarıda teşkilatlarımızın çok büyük gayreti var. Konya, 2019’da da başarısını tekrarlayacaktır. Türkiye’nin eski karanlık günleri geride kalırken gençlerle yeni bir sayfa açacağız. Türkiye’nin önünü terör örgütleriyle, faiz lobileriyle, toplum mühendisleriyle, ekonomik kriz vesayet örgütlerinin baskılarıyla kesmeye çalışıyorlar. Asla başaramazlar. Türkiye büyüyor, büyüdükçe hedeflerimiz de büyüyor. Hedeflerimiz büyüdükçe kıskananlar da artıyor. Varsın artsınlar, biz kararlılıkla muasır medeniyetler seviyesine ülkemizi taşımak için daha çok çalışacağız, daha çok üreteceğiz” dedi.

“Türkiye’nin ana muhalefet sorunu var”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da, siyasete milletle başladıklarını ve hedeflerine de milletle birlikte ulaşacaklarını ifade ederek, Konya’nın en başından beri yanlarında dimdik durduğunu söyledi. Türkiye’nin ana muhalefet sorunu olduğunu ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Türkiye, güvenlikten ekonomiye her alanda tarihinin en önemli imtihanlarından birini veriyor. Bu süreçte en büyük üzüntülerimizden biri, Türkiye’nin ana muhalefet gibi demokrasilerde çok önemli görevler üstlenen bir makamının adeta boş durumda olmasıdır. Türkiye’de ana muhalefet yok biliyor musunuz? Halbuki bir ana muhalefet olsa demokrasi mücadelemiz çok daha güçlü olacaktır. Ana muhalefet partisi ülkenin ve milletin hiçbir meselesiyle ilgilenmiyor, proje üretmiyor” şeklinde konuştu.

“Demokrasilerde zaman bellidir”

Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Erdoğan, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun erken seçim çağrısıyla ilgili olarak, “Tutturdu şimdi ‘erken seçim’ diyor. Seçimin zamanı belli zaten. AK Parti iktidarlarında çıkmaz sokak olursa ki bu biliyorsunuz 7 Haziran’da olmuştur, koalisyon görüşmeleri falan, hiçbir netice alınmayınca, dedik ki eyvallah erken seçim. Ne oldu? Erken seçim yaptık rezil rüsva oldun. Bizim bunlardan korkmak diye bir derdimiz yok. İnşallah yılsonu itibari ile Türkiye yüzde 7 büyümeyi yakalayacak. Sen daha neyin erken seçimini istiyorsun. Daktilolar başbakanlığın önüne fırlatılmıyor. O bunların geçmişinde vardı. Her şey iflastaydı. Daktilolar fırlatıyordu, herkes aç susuzdu. O zaman seçim üzerine seçimdi. Ama bizde böyle bir durum yok. Azim ve kararlılıkla geleceğe yürüyoruz. Bak şu anda Merkez Bankamızın döviz rezervi 117 milyar dolara ulaştı. 27 milyar dolardı göreve geldiğimizde. IMF’ye borcumuz yok, sıfırladık. Hangi erken seçim. Neyi konuşuyorsun sen. Demokrasilerde zaman bellidir. Vakit gelir ve çıkar seçimi yaparsın. Ey Kılıçdaroğlu, çalışta 2019 Mart’ına hazırlan sen. Bak ardından da Kasım seçimleri var. Bu kadro Allah’ın izni ile Mart 2019’da da, Kasım 2019’da da destan yazacaktır. Bugüne kadar tek bir sözleri, yapıcı eleştirileri yok. Varsa yoksa kendi iç çekişme ve meseleleri. Onun dışında dünya yansa bunların umurunda değil. Haklarını da yememek lazım. Zaman zaman kendi fildişi kulelerinden kafalarını çıkarıp iki kelime etmiyor değiller. Geçtiğimiz günlerde ana muhalefet lideri kafasını çıkarıp 2 hususta görüş ifade etti. Çok kabadayıdır biliyorsunuz. Ardından da bu çağrıyı demokrasinin namusunu korumak için yapıyoruz dedi. Önce sen namus kavramını öğren de meydana öyle çık. Yani ağızları açıldığı zaman bizim ahlak değerlerimize tamamen ters özelliklerle ortaya çıkarlar. Sonra da demokrasinin namusu derler” şeklinde konuştu.

“Bunların da sırtı minderden kalkmadığı halde hala seçim diyor”

Cumhurbaşkanı Erdoğan şöyle devam etti: “Erken seçim diyen bu zatın seçim karnesine şöyle bir bakıyoruz Karşımıza çıkan manzara 2009 yılında İstanbul’da büyükşehir belediye başkanlığına aday olmuş, kaybetmiş. Güldürme beni. Adresi soruyorlar, Kağıthane diyemiyor, Kağıttepe diyor. Ondan sonra da tabii, adresi bilmeyen, seçim kartını alabilir mi? Onu da kaybetmiş. 2010 yılında halk oylamasında hayır kampanyası yapmış, kendisi oy bile kullanamamış orda da kaybetmiş. 2011 yılında milletvekilliği seçimine girdi ve yine kaybetti. 2013 yılında emniyet darbe girişiminde yine kaybetti. 2014 yılında mahalli iradeler ve Cumhurbaşkanlığı seçimine girdi yine kaybetti. 2015 yılında 2 ayrı genel seçime girdi yine kaybetti. 15 Temmuz 2016 yılında darbeciler tarafından açılan yollardan bir yerlere saklandı. Neticeyi bekledi ve orada da kaybetti. Cumhurbaşkanı bana haber verse beklerdim diyor. 10 binlerce insan havalimanına gelmiş ama tanklar orada, adamı gidiyor tanklardaki subaylarla konuşuyor, tanklar beyefendiye yol açıyor, Bakırköy Belediyesi’ne gidiyor ve kahvesini içerken darbe sürecini izliyor. Şimdi demokratlıktan bahsediyor. Senden demokrat olmaz, senden darbecilere şakşakçı olur. Bu yıl yine bir anayasa değişikliği halk oylamasında hayır dedi, yine kaybetti. Şimdi bu zat, tam 10 defa aynı akıbeti yaşamış, kaybetmiş, Konyalıların deyimiyle kösülmüş. Bu zatın durumu komedinin de ötesinde, kösülmüş. Fıkra diye anlatsanız insanlar gülmekten kırılır. Başarısızlık abidesi diye dikseniz ziyaretçi rekoru kırar. Ama maalesef bu zatın taşıdığı unvan sebebiyle arada bir de olsa söylediklerine cevap vermek icap ediyor. Türkiye’de artık seçimler bir istikrar zeminine oturacak dedik ve bütün seçimleri zamanında yapacağız dedik. Hepsini zamanında yaptık. Benim vatandaşım bilecek ki, seçim şu senenin şu ayında yapacaktır. Asıl demokrasi budur. Ama geçtiğimiz 15 yılda, ülkemizin en kritik döneminde halk oylamasına giden yine biz olduk. Ülkesine ve milletine karşı hiçbir sorumluluk hissetmeyen bu zatın erken seçim demesinin amacının sadece laf olduğunu biliyoruz. Hatta bu zat, yüzde 40’ın altına düşersem çekileceğim dedi, çekilmedi. Neden? Akşam başka gündüz başka. Seçime gidelim desem inanın saklanacak delik arar. Bu çağrının hiçbir anlamı yok. Aklına gelmiş, öylesine söylemiş. Atalarımız yenilen pehlivan güreşe doymaz der. Bunların da sırtı minderden kalkmadığı halde hala seçim diyor.”

“Demokrasiye çelme takmaktan vazgeçeceksiniz”

“SSK gibi kendisine emanet edilen kurumu batırmış bu kişiden mantıklı davranışlar beklemek olmaz” diyen Erdoğan, “5 koyun verin, kaybedip gelir. Anadolu’da bu tip insanları mazur görürler, ne söylerse, ne yaparsa. Biz de kendisine böyle davranmak istiyoruz. Fakat rahat durmuyor. Konyalıların deyimiyle bıdırdayıp duruyor. Ana muhalefetin başındaki bu zat, erken seçimi demokrasinin namusu için diyor. Buna birkaç hatırlatma yapalım. Siz demokrasi namusunu 2007 seçiminde 27 Nisan bildirisine itiraz ederek, gazetecilere ayar verilmesine karşı çıkarak kurtaracaktınız. Siz, TBMM’ye Cumhurbaşkanı seçtirmemek için meclis kapısında barikat kurduran kendi partililerine engel olup kurtaracaktınız. Siz, 367 olayında demokrasiye sahip çıkacaktınız. Bıyık altından bunlara gülmeyeceğiz de ne yapacağız. Siz bunların önünü keseceksiniz. Siz demokrasinin namusunu, 15 Temmuz darbe girişimini tiyatro demek yerine tankların üzerine çıkıp kurtaracaktınız. Hani önce tankın önüne sen çıkardın. Ne oldu, üstelik bu tank senin değil, başka yerin üzerine gidiyordu. Demokrasinin namusunu kurtarmak istiyorsanız bunun için yapacağınız tek şey, demokrasiye çelme takmaktan vazgeçerek yapacaksınız” ifadelerini kullandı.

“İstişarelerimizi yaparız, adımımızı da ona göre atarız”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bazı belediye başkanlarının değişimiyle ilgili ana muhalefetten yapılan açıklamalara da değinerek, “Bak Kılıçdaroğlu, adamlarına söyle, AK Parti kendi bünyesinde eğer belediye başkanlarıyla ilgili gayet güzel bir şekilde, bazı yerlerde bazı değişimleri siyasi olarak yapıyorsa, bu senin anlamayacağın, bilmeyeceğin bir iştir. Çünkü senin siyasette çok öğreneceğin işler var. Bu atılan adımların neler getireceğini de gelecekte öğreneceksin. İstişarelerimizi yaparız, adımımızı da ona göre atarız. Biz seçimlerde milletimize verdiğimiz sözün gereği olarak kendi teamüllerimize göre denetleriz. Bu işin siyasi, idari, yargı boyutu vardır. Ondan sonra da adımımızı atarız. Bize oy verenlere karşı da sorumluluğumuzun da gereği budur. Gerektiğinde teşkilatlarda da olduğu gibi belediyelerde de bazı isimlerin değişmesi gerekiyorsa da onu da yaparız. Sana ne oluyor, sanane. Sen niye rahatsız oluyorsun. Kendi içindeki durumlara bak. Bu tür hadiseler bizi asla hedeflerimizden, işimizden koparamayacaktır. Milletimiz kimin iş için konuştuğunu, kimin de laf olsun diye konuştuğunu çok iyi biliyor” ifadesini kullandı. 

“Adeta 2019’un buradan sinyalini verdik”

“Çalmadık kapı, tutmadık el, girmedik gönül bırakmayacak şekilde bu çalışmaları sürdürmek mecburiyetindeyiz” diye konuşan Erdoğan şunları kaydetti: “Biz sadece Allah’ın yardımına ve milletimizin desteğine güveniyoruz. 2019 seçimleri hem ülkemiz hem milletimiz ve bizim için önemlidir. Türkiye’nin gelecek çeyrek asrını, yarım asrını belirleyecek seçimleri aynı anda yaşayacağız. Şimdiden çalışmaya başlarsak bu hedeflerimize ancak ulaşabiliriz. Buradan özellikle bir şey istiyorum. Kardeşlerim, ömrümüz 40 yıl siyasetle geçti. Çok yaşadığımız şeyler var. Ama benim sizden isteğim şu. Türkiye elhamdülillah AK Parti ile çok farklı bir dönem yaşadı, yaşıyor. Siyasetinde, hizmette de yaşadı, yaşıyor. AK Parti’mizin ülkemize kazandırdığı hizmetleri hiçbir iktidar kazandıramamıştır. Ne eğitimde, sağlıkta, adalette, emniyette, ulaşımda, enerjide, tarımda, aklınıza ne gelirse, hiçbir yerde bunu yapamamıştır. Şimdi diyorum ki, ana kademe inşallah adımını atıyor, ilçeler öyle. Fakat durmak yok, çok koşacağız, çok işimiz var. Önemli olan o gönüllere girmek. Kadın kolları olarak sizlerin yapacağı bu çalışma Konya’da çok farklı ses getirecektir. Bu alışılmış bir parti değildir. AK Parti bir davadır dava. Biz bu dava için ölürüz. Sıradan bir hareket değil. Birileri köşelerinde yazıyor. AK Parti’nin gençliği artık ciddi manada geriliyor. Şöyle bir bakıyorum, hesap kitap yapıyorum, yahu diyorum, hiçbir siyasi partinin gençlerden aldığı oy bizimki kadar yüksek değil. Neye göre bunu söylüyorlar. Şimdi ben diyorum ki, Mart, Kasım 2019’da gençler, sandıklara hem sahip çıkacak, hem de sandıkları patlatacaksınız. Ben sizlere güveniyorum. Bu güne kadar yaptığınız çalışmalar için her birinize ayrı ayrı şükranlarımı sunuyorum. Bu gayretle inşallah bu akşamki buluşmamız danışma meclisinin de önüne geçti. Adeta 2019’un buradan sinyalini verdik. Rabiamızı biliyorsunuz değil mi? Kılıçdaroğlu bilmiyor ama öğreteceğiz. Teröristlerin işaretiymiş, teröristlerle sen kol kola geziyorsun biz değil. Tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet. Bayrağımızın dışında herhangi bir paçavrayı biz kabul etmeyiz. 780 bin metrekareyle tek vatan. Vatanımızı bölmeye çalışanlar bunun bedelini çok ağır öderler, ödüyorlar. Ödemeye de devam edecekler. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nden başka bir devlet asla. Yola da böyle devam edeceğiz” diye konuştu. 

Mustafa Yaşar Beşer – Çağrı Cihan Yıldız – Yasin Can
 

 Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya’nın ailesine yönelik bir televizyon kanalında yapılan ithamları değerlendiren Bekir Bozdağ, “Bu çok açık bir itibar suikastıdır, hukuksuzluktur, iftiradır ve ahlaksızlıktır” dedi. Bozdağ, yapılan suçlamalara ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu:

“Aile ve Sosyal Politikalar Bakanımız Fatma Betül Sayan Kaya hakkında bir televizyon kanalında gazetecilik, televizyonculuk meslek etik ve ahlak ilkeleri ile bağdaşmayan büyük bir iftirada bulunuldu. Bu iftirayı yapanları ve bu iftiranın dillendirilmesine zemin hazırlayanları şiddet ve nefretle kınıyorum. Bu çok açık bir itibar suikastıdır, hukuksuzluktur, iftiradır ve ahlaksızlıktır. FETÖ ile en etkin mücadele eden Cumhuriyet döneminin tek hükümeti AK Parti hükümetleridir. Bundan önceki dönemlerde FETÖ terör örgütü ile mücadele etmiş tek bir Cumhuriyet hükümeti var mı? Yok. İlk defa bu terör örgütü ile mücadele eden ve mücadelesini ülkenin bekası için önemseyen hükümet AK Parti hükümetidir. Başka bir zamanda mücadele vardı da biz mi görmedik. Birilerinin bunu açıklaması lazım. Dershaneleri kim kapattı, FETÖ’ye darbeleri kim vurdu, örgütün darmadağın olmasını hangi hükümet sağladı? CHP mi sağladı yoksa başka bir hükümet mi sağladı? Herkesin çok net ve samimi olması lazım. AK Parti hükümetlerini FETÖ’ye karşı yaptığı etkin mücadele nedeniyle birileri suçlamaya kalkıyorsa bu FETÖ terör örgütünün ağzıdır. Bu mücadeleyi sulandırmak için yapılan iftiraların bir parçasıdır. Televizyon kanalı ve bu kanalda sunuculuk yapanlar bilerek veya bilmeyerek bu örgütün propagandasına kendilerini alet ettirmektedirler. Saygın insanlara haksız bir şekilde saldırmak büyük bir ahlaksızlıktır. Bu ahlaksızlığı, hukuksuzluğu yapanları, bu itibar suikastını yapan cellatları bir kez daha kınıyorum. Sayın Bakanımız bu iftirayı yapanlarla ilgili hukuk önünde hesaplaşacağını ifade etti. Avukatları Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulundu. Fatma Betül Sayan Kaya, FETÖ ile mücadele konusunda her zaman dirayeti ile temayüz etmiş birisidir, boşanma söz konusu değildir, eşi ile ilgili söylenenler de birer iftiradır. Bu iftirayı dillendirenler büyük bir suç işlemişlerdir ve vebal altındadırlar.” 

Derya Yetim
 

Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın, HDP Sözcüsü Osman Baydemir’in MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye yönelik ’ülkünü sattın’ ifadesine ilişkin yazılı açıklama yaptı. Yalçın, açıklamasında, “Türkiye’de siyaset atmosferini kirleten küçük bir güruhun; içine düştüğü tenakuz ve açmazdan sıyrılmak, milletin kıstığı sesini daha çok duyurmak için MHP üzerinden külhanlık yapmaya heveslendiği gözlenmektedir. Bu güruh, terör örgütü PKK’nın siyasi kanadıdır.

Söz konusu şer güruhuna sözcülük eden terörle mücadele artığı zavallı bir kimesne, önceki gün Genel Başkanımız Sayın Devlet Bahçeli hakkında haddini bilmez beyanlarda bulunmuştur. İsmi lazım değil; bu kimesnenin çıkışı, ’Hem kel hem fodul hem de ebleh!’ deyimine ziyadesiyle uymaktadır. Bahse konu kendini bilmez utanıp sıkılmadan ’satmak’ fiilinden söz etmiştir. Oysa ’satmak’ fiilini kullanmadan önce aynaya bakmak, çapını görmek lazımdır.

Peki bunlar, milletin kendilerine tiksintiyle baktığının farkında değil midir? Türk milletinin varlık sigortası olan MHP’nin ’satmak’la suçlanmasına bakınca millet sadece bunlardan iğrenmekle yetinmemekte, TBMM’de sahneledikleri komedi tiyatrosuna kahkahayla da gülmektedir. Sırtlanlar sürüsünün önüne düşüp küresel güçlere taşeronluk yaparak kendi halkına ihanet edenlerin yuvarlandığı fosseptik hendeklerini tarif etmekte, ’satmak’ kelimesi bile ’kifayetsiz ama masum ve mağdur’ kalmaktadır. Ya ’ülküdaşlarını sattı’ iddiasına ne demelidir? ’Ülkücü, Ülküdaş’ gibi bizim kutsallarımıza giren kavramları bunların mülevves ve kokuşmuş ağızlarına alması, insanın tüylerini diken diken etmektedir” ifadelerini kullandı.

“BUNLARA EN BÜYÜK CEZAYI KÜRT İNSANI VERECEKTİR”

“Bu üç buçuk kendini bilmez imansızın kutsallarımız üzerinden bize meydan okumaya cüret etmesi, Budistlerin Ayet-i Kerimeyle din propagandası yapması kadar yaman bir saçmalıktır” diyen Yalçın, “Kandan, cinayetten ve terörden beslenen alçak bir zihniyetin MHP Lideri Devlet Bahçeli’ye dil uzatması hadsizliğin, pespayeliğin en deni noktasıdır. Bu zihniyetin temsil ettiği bölücü terör örgütü; şehit ettiği çok sayıda asker ve polisin yanı sıra bugüne kadar yaşlı, kadın, bebek demeden binlerce masum sivilin kanına girmiştir. Beşer kılığında yeryüzünü kirleten bu mahlukatı tarif etmek için insani sıfatları kullanmak, ademoğluna ve evrensel insani değerlere hakarettir. Milletimiz pekiyi bilmektedir ki Kürt insanını küresel güçlere satanlar bunlardır. Satılmışlık, bunların genlerinde vardır.

Kendi dindaşlarının, kardeşlerinin ve komşularının; ekmeklerini, aşlarını kendileriyle paylaşan insanların kanına girerek gözlerini kırpmadan insanlık suçu işleyenler bunlardır. Bunların demokratlığı sözde, insan hakları savunuculuğu palavra, özgürlük çığlıkları suni ve sahtedir. Bunlar Kandil’in ibrikçileri, Washington’ın peçete tutucuları ve at uşakları, istihbarat örgütlerinin tellaklarıdır. Bunlar göstere göstere bölücü terör örgütünün sözcülüğünü yaptıkları halde biteviye ’alçak’ ve ’aşağılık’ seslerini yükselterek siyaset sahnesini hamama, saunaya çevirmektedir” açıklamasında bulundu.

Yalçın, şunları kaydetti:

“Şu sıralar Türkiye; bölgesinde emperyalist güçlere karşı varlık mücadelesi verirken bahis mevzu güruhun temsilcisi olduğu PKK’lı teröristler güvenlik güçlerimize kahpe tuzaklar kurmakta, alçakça sivil halka saldırmaktadır. Bu güruh, demokrasinin zaaflarından yararlanarak siyasi çetecilik yapmaktadır. Eli kanlı katiller sürüsü PKK; Birinci Dünya Savaşı yıllarında cephe gerisinde güvenlik güçlerimizi arkadan vuran, sivil halkı katleden çetelerin bugünkü versiyonu olarak ülkede kaos oluşturmak için elinden gelen ihaneti sergilemektedir. Biz; bu alçakların şaşmayan akıbetini, ilahi adaletin ve milli iradenin pençesinde nasıl kahrolacaklarını şimdiden görüyoruz. Umut bağlayıp taşeronluğunu yaptıkları küresel güçlerin bir gün bölgeyi terk edip onları acı kaderleriyle ve Türkiye’nin demir iradesiyle baş başa bırakacağını biliyoruz. O zaman bunlara en büyük cezayı; ihanet edip emperyalizme sattıkları, kirli hesapları uğruna kanlarını sebil ettikleri Kürt insanı verecektir.”

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Başbakan Binali Yıldırım’ın Vietnam dönüşü uçakta gazetecilere yapmış olduğu açıklamalarla ilgili değerlendirmede bulundu. Yıldırım’ın yapmış olduğu açıklamaların yazılı ve görsel medyada bir hayli yer tuttuğunu belirten Bahçeli, “24 Ağustos 2017 Perşembe günkü basın toplantımızda, Barzani’nin 25 Eylül’deki referandumuyla ilgili tehdidi görmüş, ‘bu referandum Türkiye için gerekirse de savaş sebebi sayılmalıdır’ değerlendirmesini yapmıştım. Anlaşılan odur ki, Sayın Yıldırım bu görüş ve tavrımızdan dolayı rahatsız olmuş ve havada bize cevap verme gereği duymuştur. Sayın Başbakan aynen şöyle demiştir: ‘Savaş devletle devlet arasında olur. Biz bunları tanımıyoruz. Bir devlet bize kafa tutar, egemenlik haklarımıza karşı hareket içinde olursa bizim için savaş sebebidir. Ama burada Irak’ın parçası olan bir bölgesel yönetim var. Bu savaş sebebi olmaz.’ 2941 sayılı Seferberlik ve Savaş Hali Kanunu’nun 3. Maddesinde savaşın tanımı yapılmış ve açıklığa kavuşturulmuştur. Buna göre savaş; ‘devletin bekasını temin etmek, milli menfaatleri sağlamak ve milli hedefleri elde etmek amacıyla, başta askeri güç olmak üzere, devletin maddi ve manevi tüm güç kaynaklarının, hiçbir sınırlamaya tabi tutulmadan kullanılmasını gerektiren silahlı mücadeledir.’ Aynı zamanda savaş bir milletin haysiyetini ve varlığını ortaya koyduğu en çetin imtihandır” ifadelerine yer verdi.
Türkiye Cumhuriyeti devletinin, bekasını yakından tehdit eden, egemenlik haklarını doğrudan hedef alan, varlık ve birliğini riske sokan her türlü eylem, hazırlık, kurgu, tertip, teşebbüs ve mütecaviz emellere karşı meşru müdafaa ve müdahale hakkını kullanmakla mükellef olduğunu kaydeden Bahçeli, “Devlet olmak bunu gerektirecektir. 25 Eylül’de Irak’ın kuzeyinde yapılması planlanan referandum milli güvenliğimiz ve devletin milletiyle bölünmez bütünlüğü açısından ertelenemez, örtülemez, geçiştirilemez tehlike ve feci sonuçlar içermektedir. Elbette bu referandum Kürdistan’ın inşa ve ihyası için sinsi bir ön çalışma, karanlık öncü hamledir. Bir defa Sayın Yıldırım’ın bunu görmesi milli bir zarurettir. Milliyetçi Hareket Partisi Türkiye’nin milli ve tarihi çıkarları konusunda marazi tartışma ve manasız fikir ayrılıklarının doğru olmadığına yürekten inanmaktadır. Bu itibarla Sayın Yıldırım’ın bizzat şahsımın, ülkemize yönelen tehlikelere karşı göstermiş olduğu yoruma aceleyle tepki gösterip aklınca düzeltme gereği duyması siyasi nezaket ve zarafete ters düşmüştür. Tepki gösterilmesi gereken kişiler ve hain niyetleri Erbil’dedir. Ankara’da kurulan 16 Nisan mutabakatını, 25 Eylül bahanesiyle bozmak kimseye bir yarar sağlamayacaktır. Kaldı ki Peşmergenin 25 Eylül’deki referandumu, Türkiye’nin hayat ve varlık haklarını doğrudan sarsabilecek, egemenliğine meydan okuyup insan ve toprak bütünlüğünü sakatlayacak muhtemel gelişmelerle doludur. Bu ise Türkiye Cumhuriyeti için savaş sebebi sayılmalıdır” açıklamasında bulundu.
“Milliyetçi Hareket Partisi bu kapsamdaki görüş, düşünce ve teklifini aynen muhafaza etmektedir” diyen Bahçeli, “Sayın Başbakan, Peşmerge yönetimini madem devlet olarak tanımıyordu da, 26-27 Şubat 2017’de Ankara ve İstanbul’da sözde Kürdistan bayrağının asılmasıyla ilgili rezaletler serisine niçin sessiz kalmıştır? Barzani’yi Çankaya’da ağırlarken aşiret protokolü mü, yoksa devlet protokolü mü uygulamıştır? Sayın Yıldırım ayrıca, 24 Kasım 2016’da TRT 1’de terör örgütlerine savaş veriliyor derken, DEAŞ’a karşı savaş verildiğini ifade ederken neyi kastetmiş, bu terör örgütünü devlet olarak mı görmüştür? Milliyetçi Hareket Partisi 16 Nisan referandumunda beka için evet derken safı bellidir, fakat 25 Eylül Kürdistan referandumuna yaklaşım ve tedbir geliştirme hususunda aynı muhataplarıyla bu kez ayrı düşmüştür. Sayın Başbakan’ın bize parmak sallar gibi sözlerimizi düzeltme gayretine tevessül etmesi yanlıştır, Türkiye’nin milli hassasiyet ve hedeflerini savunan ortak görüşe zarar vermektedir. Fetihlerimizi çekmeyen, fatihlerimizi kabullenemeyen, zaferlerin mahsul ve mükafatı olan vatanımıza göz diken Bizans uşaklarının boş durmadığı bir dönemde Barzani’nin cesaretlendirilmesi, Türkiye’nin caydırıcılık vasfının aşındırılması samimiyet ve sorumlulukla izah edilemeyecektir. Ümit ediyorum ki, Sayın Başbakan yaptığı hata ve gafın farkındadır” ifadelerini kullandı.
Bahçeli, açıklamasında şunları kaydetti: “Yüzyıllardır süren Anadolu’nun paylaşım ve bölüşüm planlarının iç ve dış mihraklar eliyle gerçekleştirilmek, hayata geçirilmek istenmesine karşı siyasi sorumluluk sahiplerinin aynı üslup ve ahlaki dile sahip olmamaları halinde milli birlik ve dayanışma ruhu canlı duramayacaktır. Milliyetçi Hareket Partisi’nin bilirkişiye ihtiyacı yoktur, sözlerini düzeltmeye, açıklamalarını tevile kalkışanlara iyi niyetli bile olsa bakışı müspet olmayacaktır. MHP, her türlü alçak operasyon ve ayak oyununa maruz kalırken bile vakarından, vatan aşkından, beka sevdasından sapma göstermemiştir.Bilinsin ki, ihanetle savaşıyoruz, rezaletle savaşıyoruz, melanetle de savaş halindeyiz. Türkiye düşmanlarına da inşallah göz açtırmayacağız.Milli siyaset, millet tarifine uygun olarak, hem ülke coğrafyasının, hem de devlet siyasetinin hudutlarını aşarak yüzyılları kucaklama halidir. Milli siyaset birliktir, dayanışmadır, bekadır, vatandır; aksini düşünen satan, savan, hıyanetin önünde oraya buraya salınan ve sallanandır. Biz sözlerimizin sonuna kadar arkasındayız. Yanlışımızı bulmaya çalışanlara tavsiyem, çevremize bakmaları, büyüyen düşmanlıklara kafa yormaları, Türkiye’nin elini zayıflatmaktan, askeri ve siyasi yaptırımlarını zedelemekten uzak durmalarıdır.”  

Taliban sözcüsü Zabiullah Mücahit, Trump’ın stratejisinin yeni bir şey getirmediğini söyleyerek Afganistan’ın ABD için mezar olacağı ikazında bulundu. Zabiullah Mücahid, “Eğer Amerika askerlerini Afganistan’dan çekmezse kısa süre içinde Afganistan 21. yüzyılda bu süper güç için başka bir mezarlık olacak” diye konuştu.

Trump’ın Afganistan’a asker takviye kararı, ABD’nin 16 yılla en uzun süren Afganistan savaşından çekileceği şeklindeki seçim vaadinden geri adım atması olarak yorumlandı. Trump, görevi devraldığı ocak ayında ise Afganistan’dan geri çekilmenin, El Kaide, DEAŞ gibi terör örgütlerinin istismar edeceği bir boşluk oluşturacağını söylemişti

2010 ila 2011 arasında ABD’nin Afganistan’da 5 bini NATO müttefiklerinden oluşan 100 bin askeri vardı. ABD’nin Afganistan’da halen 8 bin 400 askerinin bulunduğu kaydedildi.

Talibanın komutanı Trump’ın eski ABD Başkanı George Bush gibi kibirli davrandığını söyleyerek , “Trump, Amerikan askerlerini israf ediyor. Biz ülkemizi nasıl savunacağımızı biliyoruz. Bu hiçbir şeyi değiştirmeyecek. Biz nesillerdir savaşıyoruz. Bizi korkutamazlar. Biz diriyiz ve son nefesimize kadar bu savaş sürecek” ifadelerini kullandı. Taliban, Trump’ın kararını ‘haçlı seferi’ olarak de niteledi.

11 Eylül 2001’de ikiz kulelerin yıkılmasından sonra 7 Ekim 2001’de başlayan Afganistan Savaşında bu güne kadar 2 bin 200 ABD askeri öldü. ABD bu savaşa 800 milyar dolar harcadı.

Trump’ın, Savunma Bakanı James Mattis’e Afganistan’a 3 bin 900 ABD askeri göndermesi için yetki verdiği kaydedildi. Trump yaptığı konuşmada, Pakistan’ı da eleştirerek Pakistan’ın kaos ajanlarına sığınak oluşturduğunu iddia etti.

Trump, konuşmasına şu ifadeleri kullandı: 

“Biz Pakistan’a milyarlarca dolar ödüyoruz, onlar bizim savaştığımız teröristlere sığınak oluşturuyor. Pakistan’ın medeniyete barış ve düzene bağlanma zamanı gelmiştir.”  

Tunceli Valiliğinden yapılan açıklamada, “Çeşitli sosyal medya ve basın yayın organlarında çıkan haberlerde ‘Dersim Yanıyor’ başlığı altında asılsız haberlerin yapıldığı ve ilimize ait olmayan yangın fotoğraflarının kullanıldığı görülmüştür. Çıkan haberler ve kullanılan fotoğraflarla ilgili hususların açıklanmasına ihtiyaç duyulmuştur” denildi.

Tunceli’de son bir ay içerisinde güvenlik güçlerinin bölücü terör örgütlerine karşı yürüttüğü mücadele kapsamında, 19 teröristin etkisiz hale getirildiği aktarılan açıklamanın devamında, “Çok sayıda mühimmat ve patlayıcı madde ele geçirilmiştir. İlimizde terörist unsurların bulunmasına ve etkisiz hale getirilmesine yönelik çalışmalar azim ve kararlılıkla sürdürülmektedir. Bu kapsamda ilimiz Hozat-Aliboğazı, Merkez- Kutuderesi ile Munzur Vadisi-Bali Deresi mevkilerinde son bir hafta içerisinde güvenlik kuvvetlerimizce terör örgütlerine yönelik yürütülen operasyonlar kapsamında şiddetli çatışmalar yaşanmış, çatışmalar sonucu meydana gelen orman yangınları örtü yangını şeklinde olup, orman alt tabakasında bulunan kurumuş otların yanması sonucu meydana gelmiştir. İlimiz Hozat-Aliboğazı mevkiinde meydana gelen orman yangını Orman İşletme Müdürlüğümüz yangın ekipleri tarafından söndürülmüştür. Merkez- Kutuderesi ile Munzur Vadisi- Bali Deresi mevkilerinde meydana gelen örtü yangınlarına ise devam eden operasyonlar nedeniyle müdahale edilememiş olup, operasyonlar sonucunda gerekli müdahale yapılacaktır” ifadelerine yer verildi. 

 

Milliyetçi Hareket Partisi Genel Sekreteri İsmet Büyükataman, son günlerde MHP ile ilgili sosyal medya ve basında yer alan istifa iddiaları ile ilgili iddialara cevap vererek, “250 istifa, 300 istifa gibi asılsız mesnetsiz haberlerle kamuoyu yanlış yönlendirilmektedir. Bu sayıda elimize ulaşan bir istifa söz konusu olmadığı gibi bahsi geçen yerlerdeki müstafilerin sayısı bir elin parmaklarını geçmemektedir” dedi.

Milliyetçi Hareket Partisi Genel Sekreteri İsmet Büyükataman, son günlerde MHP ile ilgili sosyal medya ve basında yer alan istifa iddialarına ilişkin yazılı açıklama yaptı. Son günlerde sosyal medya başta olmak üzere bazı eski tüfek Marksistlerin köşelerinde kalemlerinden MHP’ye adeta kin aktığını belirten Büyükataman, “Bu eski tüfek Marksist kalıntıları, paslı ve bayağı namlularına fitne mermilerini sürerek kontrolsüzce ateşlemektedirler. Milliyetçi Hareket her devirde siyasi saldırıların hedefi olmuş, fitne ve fesatlarla içten çökertilmeye çalışılmıştır. Her dönemde birilerinin elleri sürekli ülkücü hareketin içinde olmuştur. Geçmişte yaşanan acı tecrübeler hafıza kayıtlarımızda durmaktadır. 12 Eylül 1980 askeri darbesi sonrası Ülkücü Hareketin yeni bir siyasi parti çatısı altında varlığını sürdürmesinin engellenmesi için başvurulan oyunlar ve tezgahlar unutulmamıştır. Türk milletinin tarihi varlığını hazmedemeyen, Türk’ün vatanını çekemeyen ne kadar sicili bozuk, suç dosyası kabarık, fikriyatı bulanık, zihni karışık varsa ellerini ovuşturmaktadır. Şimdi de çıkmışlar ‘MHP Kocaeli Gölcük İlçe Teşkilatı yönetimi ve üyelerinden 410 kişi ve MHP Bursa’nın Yenişehir ilçesinde 215 kişi istifa etti’. 250 istifa, 300 istifa gibi asılsız mesnetsiz haberlerle kamuoyu yanlış yönlendirilmektedir. Gazete sütunlarında yalan devleşmiş, aldatma derinleşmiştir. Bu sayıda elimize ulaşan bir istifa söz konusu olmadığı gibi bahsi geçen yerlerdeki müstafilerin sayısı bir elin parmaklarını geçmemektedir” ifadelerini kullandı.

“Bu sözde istifalarla birlikte bir de sözde anketlerle kamuoyu yanlış yönlendirilmeye çalışılmaktadır” diyen Büyükataman, “Bu güruhun anlayamadığı şey; halkın yalanı, iftirayı, entrikayı sevmemesidir. Bunların MHP aleyhinde algı oluşturmaya dönük propaganda ve kampanyaları ters tepecektir. Sözde, halkın genel temayülünü belirlemek maksadıyla faaliyet gösteren anket kuruluşları MHP hakkında olumsuz algı yaratma çabasındadır. Bunlar, hiçbir objektif kritere ve veriye dayanmayan hayali kamuoyu araştırmaları ile algı yönetimi yapmaya çalışmaktadır. Oysa çoğu seçmen temayülünü yanlış tespit etmekten sabıkalıdır. Yaşanan son süreçte, dost düşman herkes bir kez daha görmüştür ki MHP; Türk siyasetinin önemli ve vazgeçilmez bir aktörüdür. MHP’nin temsil ettiği ve uğrunda mücadele verdiği fikir ve dava, bu gibilerin fevkalade maksatlı şekilde kullandığı o maşeri vicdana bir daha çıkmamacasına işlemiştir. MHP’nin Türk milletinin vicdanında edindiği yeri yok etmeye kılıç artığı eski Marksistlerin gücü yetmez. Yapılan bütün yorumların, uygulanan algı yönetimi metotlarının arkasında kirli bir hesap yatmaktadır. Çünkü siyaset ve medya, MHP tabanına gözünü dikmiştir. Aramızda bulunuyorken partimizin lehine hiçbir hayırlı çalışma ve gayret göstermeyenlerin, şimdilerde istifa etmeleri nezdimizde hiçbir anlam ifade etmez. Nefisleri hesabına partimizden istifade edemeyenler istifa etmiş ne gam? Hayatlarında MHP’ye hayrı dokunmamış, anılarımızı paylaşmamış, ülkülerimizi anlamamış, mücadelemize katılmamış, katılsa bile hep kenarda durmuş zihniyeti kömürleşmiş, kalbi taşlamış güruh kendilerine başka meşguliyet bulmalıdır. Milliyetçi Hareket Partisi’nin birlik ve bütünlüğünü çekemeyenlerin fitne çıkarma gayretleri, tartışma ve hizip çıkarma arayışları beyhude bir çabadır. Ve mutlaka da terse dönüp sahibini vuracaktır. Milliyetçi Hareket, ağır tahribatlara rağmen Türk milletinin dimdik ayakta kalmış son kalesidir” açıklamasında bulundu.

Büyükataman, “Ülkücüler bu siyaset kalpazanlarının ve siyasi kapkaççıların arkasındaki çirkin yüzü gayet iyi bilmektedir.

Milliyetçi hareket sahipsiz değildir. Okyanus ötesinden beslenen kökü içerideki dış mihraklar bedeli ne olursa olsun amaçlarına ulaşamayacaklardır. 48 yıldır vatan, millet, bayrak sevdasıyla her türlü eza ve cefaya dayanmış, her türlü kayıp ve acıya göğüs germiş, Türk milletinin ahlaki ve milli temellerinden Türk milliyetçiliğinin muazzam şuuruna yükselmiş Milliyetçi Hareket Partisi var oldukça, düşmanlar çatlayacak, tasmalı hainler deliye dönüp nifak yangında kül olacaklardır. Bugün karşımızda mevzi oluşturanlar; bugünün Türkiye’si ile Cumhuriyet’in kuruluş yılları arasındaki sosyal, siyasal ve hukuksal bağları ve kökleri kopartma tehlikesini bünyelerinde bir virüs gibi taşıdıklarını göremeyecek kadar cehaletin kayalıklarına toslamışlardır. CHP’sinden HDP’sine; oradan Perinçekgillere, PKK’sından FETÖ’süne kadar kim ne yaparsa yapsın, Türk milletinin kendi kaderine sahip çıkma hakkına operasyon yapamayacaklardır. Dün Türkeş’siz MHP, MHP’siz Türkiye planlayanların yeni taktik ve oyunlarına direndik; MHP’siz hükümet, MHP’siz Meclis isteyen şerefsizlerle sonuna kadar mücadele ettik. Şimdi de oyunları bozacağız, oyuncuları perişan edeceğiz” dedi.
Milliyetçi harekette iradenin sahibinin milliyetçi-ülkücü dava arkadaşları olduğunu kaydeden Büyükataman, “Bunların dışında bize empoze edilen senaryolara itibarımız yoktur. Gazete sütunlarında ‘MHP’de istifa çatlağı’ sözlerini silah gibi kullanan döneklere, sağı solu arayıp içimizi bulandırmaya çalışan müflis emellere eyvallahımız olmaz. Milliyetçi Hareket surda gedik açtırmaz. Ülkücüler ona buna pabuç bırakacak, onun bunun dümen suyuna girecek aciz, yetersiz ve zoru görünce sıvışacak bir gevşeklikte hiç olmamış, hiç de olmayacaktır. MHP, nemelazımcılığın, vurdumduymazlığın, köşe dönücülüğün hakim hale getirildiği bir toplum yapısında “Ülkücülük” fikrini ve inancını siyasi felsefesinin temeli yapan tek partidir. Ülkücünün yeri ve partisi MHP’dir. Ülkücülüğün patenti MHP’dedir. MHP, Ülkücülüğün mütemmim cüzüdür. Türk milliyetçiliği ve Ülkücülük MHP’nin tekelindedir, çünkü milliyetçiliğin mücadelesini Ülkücülüğün fikriyatını ortaya koyan MHP’dir. Eski bir Yeşilçam yapımı olan Banker Bilo filmindeki gibi, Maho köylüleri Almanya’ya götüreceğim diyerek, günlerce kamyon kasasında gezdirdikten sonra nasıl İstanbul’un bir dağ yamacında bıraktıysa, peşinden gittikleri zatın istifacıları, sizi iktidara götürüyorum deyip uçurumun kenarına bırakacağı aşikardır. Bu onların meselesidir, ancak bu müstafilerden tek isteğimiz gittikleri yerin yenisi olmalarıdır” ifadelerini kullandı.