Bakanlıktan yapılan açıklamada, CHP Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin dile getirdiği “Fetullahçı Silahlı Terör Örgütü (FETÖ) elebaşı Fetullah Gülen’in Amerika Birleşik Devletleri’nden iadesinin usulüne uygun şekilde istenmediği” iddiaları üzerine açıklama yapılmasında yarar görüldüğü belirtilerek, “İade talepleri yargı mercileri tarafından hazırlanmakta olup, Bakanlığımızın bu süreçteki rolü Türk adli mercileri ile yabancı makamlar arasında irtibatı kurmak ve sürecin uluslararası sözleşmelere uygun biçimde ilerlemesini sağlamaktır. Yakalama kararı ile suça ilişkin bilgi ve delilleri içeren bu talepnameler, Dışişleri Bakanlığı kanalıyla muhatap ülkelere iletilmektedir” denildi.

FETÖ elebaşı Fetullah Gülen ile ilgili olarak bugüne kadar yedi ayrı iade talepnamesi ve her bir talepnameye konu suçlar bakımından tutuklama taleplerinin ABD makamlarına usulüne uygun şekilde iletildiği belirtilen açıklamada şöyle denildi:

“Fetullah Gülen hakkında 15 Temmuz darbe girişiminden önce işlediği suçlarla ilgili dört ayrı dosya üzerinden hazırlanan iade talepnameleri 19 Temmuz 2016 tarihli yazılarımız ekinde Dışişleri Bakanlığımız kanalıyla ABD makamlarına iletilmiştir. 15 Temmuz darbe girişimi ve Sayın Cumhurbaşkanımıza suikast teşebbüsüyle ilgili olarak da üç ayrı dosya üzerinden hazırlanan talepnameler ise 23 Temmuz 2017 ve 20 Kasım 2017 tarihlerinde muhatap devlete iletilmiş ve örgüt elebaşının iadesi istenilmiştir. İade taleplerimizin tamamı, iki ülke arasında yürürlükte olan ‘Türkiye Cumhuriyeti ile Amerika Birleşik Devletleri Arasında Suçluların Geri Verilmesi ve Ceza İşlerinde Karşılıklı Adli Yardımlaşma Antlaşması’nda belirlenen usule uygun bir şekilde ve iade için yeterli delillerle birlikte ABD makamlarına iletilmiştir. Talepler, içerik ve usul bakımından ülkemiz ve ABD arasındaki ikili antlaşmada öngörülen şartları bütünüyle karşılamaktadır. Süreci yakından takip eden başta Sayın Cumhurbaşkanımız olmak üzere, Sayın Başbakanımız, Adalet ve Dışişleri Bakanlarımız da yüksek düzeyli resmî temaslar vesilesiyle bir araya geldikleri muhataplarına taleplerimizin karşılanması ve örgüt elebaşının bir an evvel iadesi yönündeki beklentimizi defaatle dile getirmişlerdir. Tam, eksiksiz ve usulüne uygun bir şekilde iletilen iade taleplerimizin ABD makamlarınca bir an evvel yerine getirilmesi halen beklenmektedir. Sayın İnce’nin kaynağı belirsiz iddiaları tamamen gerçek dışıdır. Kamuoyunu yanıltıcı nitelikteki bu talihsiz açıklamanın Fetullah Gülen’in iade süreci ile ilgili olarak zaman zaman ortaya atılan asılsız haber ve beyanatlar zincirinin yeni bir halkası olduğu görülmektedir.”  

Beştepe Millet Kongre ve Kültür Merkezi’nde düzenlenen Vakıf Haftası ve 7 bölgeden 250 eserin açılış töreninde konuşan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kur’an-ı Kerim’den bazı ayetlerin çıkartılmasını isteyen Fransa eski Cumhurbaşkanı Sarkozy’e sert cevap verdi. Erdoğan, “Zaten son zamanlarda sizler iyice dağıttınız. Camilerimize saldırıyorsunuz, kundaklıyorsunuz, ama biz ülkemizde bir kiliseye saldırmak, saldırana müsaade etmek, böyle bir şeyi ne yaptık, ne de yaptırdık. İşte aramızdaki fark bu. Sizin DEAŞ’tan hiçbir farkınız yok” diye konuştu, 

Tek parti döneminde kültür varlıklarına ve eserlere yönelik yapılan uygulamaları da anlatan Erdoğan, “Arapça ezanı yobazlık emaresi olarak gören, bunun için de 18 yıl boyunca semalarımızdan eksik edenler camileri de ihtiyaç fazlası bahanesiyle satışa çıkartmışlardır. Bu satış furyasından maalesef okkası üç kuruşa Bulgaristan’a satılan Osmanlı arşivleri de nasibini almıştır” şeklinde konuştu.

“Tek parti CHP’si döneminin bu meselede sabıkası kabarıktır” 

“Vakıf kurmak, eser inşa etmek, bunlar kadar yaşatmak gelecek, nesillere en güzel şekilde iletmekte önemlidir” açıklamasında bulunan Erdoğan, emanete sahip çıkmanın inancın bir gereği olduğunu söyledi.
Herkesin vakıf eserlerine ihtimam göstermesi, onları koruması gerektiğini söyleyen Erdoğan, “Bu konuda yakın zamana kadar çok iyi bir imtihan verilmediğin görüyoruz. Ülkemiz bir dönem vakıf eserlerinin korunması noktasında büyük ihmalkarlıklara, hatta ihanete varan aymazlıklara şahit olmuştur. Özellikle tek parti CHP’si döneminin bu meselede sabıkası kabarıktır. Türkiye’nin bu talihsiz yıllarında pek çok vakıf eseri talan edilmiş, gasp edilmiş, kaderi ile baş başa bırakılmıştır. Tarihi ile kültürü ile değerler ile kavgalı bu zihniyet ecdadın emanetine de ihanet etmiştir. Asırlara meydan okuyan yüzlerce cami satılmış, kiraya verilmiş ya da müze, depo, ahır olarak kullanılmıştır. Kimi yazarlar bu dönemde kapatılan cami sayısının kayıt altına alınandan çok daha fazla olduğunu ifade ediyorlar. Ecdat mirasına, bilhassa da vakıf eserlerine yönelik bu hınç kültürünün altında yatan temel sebep ise ideolojik bağnazlıktır. Bu bağnazlığın bir sonucu olarak tek parti döneminde binlerce yıla sari kültür hazinemiz bir gerilik numunesi olarak yaftalanmıştır. Aynı çevreler kıymetini bilemedikleri bu mirasın kati bir tasfiyeye tabi tutulması gerektiğine inanmışlardır. Arapça ezanı yobazlık emaresi olarak gören, bunun için de 18 yıl boyunca semalarımızdan eksik edenler camileri de ihtiyaç fazlası bahanesiyle satışa çıkartmışlardır. Bu satış furyasından maalesef okkası üç kuruşa Bulgaristan’a satılan Osmanlı arşivleri de nasibini almıştır. Çoğu birbirinden değerli arşiv belgelerinden oluşan sözüm ona hurda kağıtlar bugün Sofya kütüphanesinin en nadide, en muteber eserlerini oluşturuyor. Bu CHP zihniyeti bunu yapan. Bunlarda tarih, kendilerine yönelik sanat, kültür, bunları korumak söz konusu değil, kıymeti kendinden menkul bir çağdaşlık adına hurdaya çıkartılan o kağıtlar Osmanlı tarihine ışık tutan belgeler olarak şuanda baş tacı ediliyor. Ülkemizden talan edilmiş ecdat yadigarlarına Avrupa’nın bir çok ülkesinde rastlıyoruz. Ecdadın emaneti olan eserlerinin nasıl tarumar edildiğini gördükçe yüreğimiz parçalanıyor. Geçmişi ülkemizle mukayese kabul etmeyecek kadar kısa ülkelerin 50-100 senelik eserlerine gösterdikleri ihtimama şahit oldukça üzüntümüz bir kat daha artıyor. Yurt dışı seyahatlerimiz bize diğer hususlar yanında tek parti döneminin ülkemize verdiği zararların boyutlarını da gösteriyor. Tarihten intikam almayı, milleti zorla, baskıyla dönüştürmeyi hedefleyen bu anlayışın milli bünyemize verdiği tahribatı daha iyi idrak ediyoruz. Bu seyahatler vesilesiyle tek parti diktasının kültürde, eğitim-öğretimde, siyasette, sosyal ve beşeri alanlarda ne kadar büyük bir enkaz bıraktığını daha iyi görmüş oluyoruz. Dünyanın giderek kültürel bir çoraklaşmaya maruz kaldığı şu dönemde, ancak geçmişten gelen bir medeniyet birikimi ve geleceğe ilişkin bir medeniyet tasavvuru olan toplumlar özgürlüklerini koruyabilirler. Bunu başaramayanlar ise milyarları bulan insan toplulukları arasında kaybolup gideceklerdir. Biz hem kadim bir medeniyet birikimine sahip hem de güçlü medeniyet tasavvurumuzu kaybetmemiş bir milletiz. Elbette medyanın, iletişimin, internetin, popüler kültürün bünyemizde yol açtığı ağır hasarların farkındayız. Buna rağmen umutluyuz. Sahip olduğumuz hazine öylesine büyük ve hacimli ki tüm yağmalara, tahriplere rağmen bizi ayakta tutmaya gücü hala yetiyor” diye konuştu.

“Yerli ve milli anlayış her konuda olduğu gibi kültür sanatta da idealimiz olmalıdır” 

“Eğitim-öğretim sistemimizin müfredatını medeniyet, tarih ve kültür şuuru verecek şekilde oluşturmakta yaşamış olduğumuz sıkıntıdır” diyen Erdoğan, başka toplumların olmayan tarihlerinden efsaneler ürettiğini, çocuklarını da bunların etrafında topladığını, bizim var olan hazinelerimizi kullanamadığımızı belirtti. Erdoğan, “Yeni dönemde en büyük hedeflerimizden birisi çocuklarımıza işte böyle bir şuuru aşılayacak eğitim-öğretim sistemimizi hem içeriği hem de fiziki alt yapısıyla kurmaktır. Bu doğrultuda okullarımızın tefrişinden öğretmenlerimizin niteliğine kadar her hususta atmamız gereken çok adım bulunuyor. Kültür sanat politikalarımızı medeniyet tasavvurumuzun lokomotifi haline dönüştürme konusundaki kısırlığımızı da süratle aşmak durumundayız. Kendi ülkesine, toplumuna, tarihine, medeniyetine bırakınız destek olmayı, husumet besleyen bir kültür sanat ikliminin bizi götüreceği yer küresel popüler kültüre teslimiyettir. Yerli ve milli anlayış her konuda olduğu gibi kültür sanatta da idealimiz olmalıdır” şeklinde konuştu.

“Yüreğiniz yetiyorsa biz arşivlerimizi açıyoruz, varsa sen de aç” 

2002 yılından önceki 10 yıllık dönemde sadece 46 kültür varlığının restorasyon veya onarımının yapıldığını, son 16 yılda ise 5 bin 60 kültür varlığının restorasyonunun yapıldığını kaydeden Erdoğan, bu rakamın önceki döneme göre 110 katlık bir artışa tekabül ettiğini kaydeden Erdoğan, “Yıllarca kapalı kapılar ardından kalmış 10 milyondan fazla belgeyi titiz çalışmalar neticesinde gün ışığına çıkarttık. Bugün TSK’nın arşivi tamamıyla açılmıştır ve artık incelemeye hazırdır. Cumhurbaşkanlığı arşivi açılmıştır, incelemeye hazırdır. Yüreği yeten varsa gelsin. Özellikle sözde Ermeni soykırımı iddiasında bulunanlara sürekli bu çağrıyı yaptım. Yüreğiniz yetiyorsa biz arşivlerimizi açıyoruz, varsa sen de aç. Ama bunlar sadece dünyadaki diasporaları ile birlikte Türkiye’yi karalama, aleyhinde kampanyalar sürdürmekten başka bir şey yapmıyor. Para da bol. Türkiye’yi suçlu konumuna getirmek istiyorlar. Getiremeyeceksiniz, çünkü biz haklıyız” ifadelerini kullandı.

“Fransa’daki üç beş kendini bilmezin yaptığı son açıklamaları biz sadece cehaletlerinin yansımaları olarak görüyoruz” 

Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’nin Kur’an-ı Kerim’den bazı ayetlerin çıkarılmasını istemesine ilişkin sert açıklamalarda bulunan Erdoğan, “Restore edilen 250 eser arasında camiler, mescitler, kütüphaneler, yurtlar, köşkler, türbeler, tekkeler, kervansaraylar yanında kiliseler, havralar da bulunuyor. Bu 250 restorasyonun içinde bölücü örgütün saldırılarında büyük zarar gören Nusaybin Zeynel Abidin Camii ve Diyarbakır Sur Ermeni Protestan kilisesi de yer alıyor. Ülkemizin farklı şehirlerindeki ibadet mekanlarının hiçbir ayrıma maruz bırakılmadan sahiplenilmesi bizim diğer inanç mensuplarına bakışımızı göstermesi açısından çok önemli. Ey Fransa’nın aydınlık geçinen karanlık yüzleri. Siz Kur’an-ı Kerim’den bazı ayetlerin çıkartılmasını teklif ediyorsunuz. Bizim medeniyetimizde İncil, Zebur, Tevrat’tan ‘şunları çıkartın’ diye bir yaklaşım yok. Biz tam aksine semavi kitapların hepsini saygın buluruz, onların üzerinde de herhangi bir spekülasyona gitmeyiz. Bizim kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerim ile bu ifadeleri kullanmak sizin haddinize mi? Zaten son zamanlarda sizler iyice dağıttınız. Camilerimize saldırıyorsunuz, kundaklıyorsunuz, ama biz ülkemizde bir kiliseye saldırmak, saldırana müsaade etmek, böyle bir şeyi ne yaptık, ne de yaptırdık. İşte aramızdaki fark bu. Sizin DEAŞ’tan hiçbir farkınız yok. Bu tavır özellikle aziz dinimizi kendi sapkın ideolojilerine alet eden DEAŞ, FETÖ, Boko Haram gibi eli kanlı terör örgütlerine verilmiş aslında en güzel cevaptır. Bol bol kullanın. Bizim inancımızda ibadethanelerin dokunulmazlığı vardır, hele hele kutsal kitaplarımızın. Hangi saikle olursa olsun bunu ihlal eden kimse İslamın hükümlerine de karşı geliyor demektir ve İslam dışıdır. Öte yandan bizim tavrımız aynı zamanda batılı değerleri savunmak adına İslama saldıranları koruyan, camileri ateşe verenlerin sırtını sıvazlayan kimi İslamafobik Avrupalı siyasetçiler için de ders olmalıdır, özellikle Sarkozy’e. Birkaç camianın katliamlarını Müslümanlara yamamaya çalışan faşistlerin anlayışı ile DEAŞ’lı teröristlerin insanlık dışı ideolojileri aynı madalyonun iki yüzü gibidir. Zahirde düşman olan bu iki grup aslında aynı amaca hizmet etmektedir. Bizim medeniyetimiz bu iki hastalıklı anlayıştan da uzaktır. Biz Avrupa’nın göbeğinde mescitleri kundaklayanlara nasıl karşıysak, Suriye’de, Irak’ta kiliselere saldıranlara da aynı şekilde karşıyız. Biz nasıl vatandaşlarımızın ibadet hürriyetini savunuyorsak, tüm diğer inanç mensuplarının da ibadet özgürlüğünü savunuyoruz. Atalar ‘okumuş cahil, kara cahilden daha zararlıdır’ diyor. Fransa’daki üç beş kendini bilmezin yaptığı son açıklamaları biz sadece cehaletlerinin yansımaları olarak görüyoruz. Bu güruh ne mukaddes kitabımızı ne kendi tarihlerini ne de inandıklarını iddia ettikleri İncil ve Tevrat’ı biliyor. Biz muvazenelerini yitirmiş, akademik, siyasi ve fikri olarak küflenmiş bu güruhun hezeyanlarını dikkate almıyoruz, almayacağız. Din, dil, inanç farkı gözetmeden mazlumlara sahip çıkmış bir medeniyetin mensupları olarak bu güne kadar olduğu gibi bundan sonra da hakkı, adaleti, barış içinde yaşama idealini savunmayı sürdüreceğiz. Meydanı ne DEAŞ’lı, FETÖ’cü sapkınlara bırakacağız ne de İslam düşmanı çevrelerin propagandalarına boyun eğeceğiz. Camilerimizle beraber diğer din mensuplarının ibadethanelerini de namusumuz bilecek, onları sonuna kadar korumaya çalışacağız. Bugün minareden korkan, camilere izin vermek yerine Müslümanları küçük mescitlere mahkum eden batılı dostlarımıza da ibadet ve inanç hürriyetinin nasıl olması gerektiğini burada olduğu gibi uygulamalarımızla göstereceğiz” açıklamasında bulundu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, İhlas Vakfı Mütevelli Heyet Başkanı Tuncer Akalın, Başkan Yardımcısı Tahsin Ekinci ve vakıf temsilcilerinin de katıldığı törendeki konuşmasının ardından canlı yayın ile bağlandığı 7 bölgede vakıf eserlerinin açılışını yaptı. Başbakan Yardımcısı Hakan Çavuşoğlu, günün anısına Cumhurbaşkanı Erdoğan’a hediye taktim ederken, Cumhurbaşkanı Erdoğan da vakıf yurtlarında kalan 10 başarılı öğrenciye çeşitli hediyeler verdi.  

AK Parti Bursa 5’inci İl Gençlik Kolları Kongresi Merinos Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi’nde yapıldı. Kongreye çok sayıda partili katılırken, Başbakan Yardımcısı Hakan Çavuşoğlu gençlere seslendi. Çavuşoğlu, AK Parti’nin diğer partilerden farklı olduğunu dile getirerek, 24 Haziran’da yapılacak olan seçimlerde Bursa’da güzel başarılar göreceklerini ifade etti. Kongrelerin tamamlandığına dikkat çeken Çavuşoğlu, “Bugün Bursa’mızda kongreler sürecini tamamlamış olacağız. Heyecanlı bir şekilde sahaya inerek önümüzdeki süreçte daha da sıcak temaslar kuracağız. 24 Haziran Türkiye açısından nelere kapı araladığını vatandaşlarımıza anlatmaya devam edeceğiz” dedi.

Türkiye’nin önemli bir sürecin arifesinde olduğunu anlatan Çavuşoğlu, “Türkiye bugün hedeflerine yol alacağının başlangıç noktasındadır. Referandumda elde ettiğimiz başarıyı taçlandıracağımız tarihin adıdır 24 Haziran. Diğer siyasi partilere göz attığımız da bu süreç bizim için ne kadar önemli olduğu açıktır. Yük bizim omzumuzdadır. Son günlerde izliyorsunuz seçim kararı alındı. Hazırlıklı olarak yola çıkan kim var? AK Parti ve Cumhur İttifakı var. Seçime güvenmeyen, tereddütleri olan önümüzdeki siyasi partiler aday gösterme durumuyla karşı karşıya kalamadılar. CHP bugün kendince bir mücadele veriyor. Neyin mücadelesini veriyor? Mücadele verdiği yegane şey ben bu ülkeyi yönetmek için ortaya çıktım demek değil, kendini koymak adına verilen bir mücadele değil, Türkiye’ye şaha kaldıran Recep Tayyip Erdoğan’ın önünü kesmek için bir mücadele veriyor” diye konuştu.

“BUNLARIN HEDEFİ CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN’I İTİBARSIZLAŞTIRMAKTIR”

24 Haziran seçimleri için parti meclisi ile görüştükten sonra karar vereceklerini açıklayan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na yüklenen Çavuşoğlu, “Parti Meclisinde adaylarının kararını vereceklerini söyleyen Kılıçdaroğlu, ‘Şehitler ölmez vatan bölünmez lafından hiçbir şeyden nefret etmiyorum bu laftan nefret ettiğim kadar’ diyenlerin yer aldığı bir Parti Meclisinden söz ediyor. Teröristlerin cenazelerine giderek gözyaşı dökenlerin Parti Meclisinden bahsediyor. Bunların tamamen hedefi Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı millet nezdinde itibarsızlaştırmaktır. Kılıçdaroğlu’nun tek düşüncesi var bu aralar. Nasıl olur da 9. kez yenilmekten kurtulurum. Bir konu mankeni bulur onun yenilmesini sağlarım düşüncesi içindedir. Türkiye son yıllarda kazandığı hızla gösterdiği performansla yapmış olduğu yatırımlarla çok önemli mesafeler kat etti. 24 Haziran seçimlerinde bunları taçlandıracağız. Yönetim değişikliği ile Türkiye’de istikrarsız dönemleri sona erdireceğiz” dedi.

Seçilme yaşını 18’e indirdiklerini anlatan Çavuşoğlu, “Şimdi o kardeşlerimizin iradesini almak üzere onlardan oy isteyeceksiniz. Bu kardeşlerimiz bu kadar alaydan, itibarsızlaştıran kadrolara oy vermez. Kendisine inanmayan, güvenmeye, alay eden, 18 yaşında gençlerden milletvekili mi olur diyenlerin bu kardeşlerimizden oy istemeye hakkı yoktur. 18 yaşında bir kardeşimiz bu ülkede milletvekili, belediye başkanı olabilir. Bizim gençliğimizin donanımı ve Türkiye sevdası buna yeter de artar. 18 yaşında gençlerin seçilmesinin önünü kapatmak için adeta kendini paralayan Kılıçdaroğlu’na bu ülkenin tüm 18 yaşında gençleri 24 Haziran’da cevap verecektir” dedi.

CHP’nin Çanakkale’de yaptığı ‘Adalet Kurultayı’nı da eleştiren Çavuşoğlu “15 Temmuz’da 15 yaşında gençler şehadet şerbeti içerken, onlar güya adalet kurultayı yapmak için davulla zurna ile Çanakkale şehitlerimizin üstünde tepindiler. Bunların bu millete olan aidiyet duygusu yok. Hendek, çukur siyasetinin yaşandığı dönemde 2015 Haziran – Temmuz’unun yaşandığı dönemde ülkeyi savaş alanına döndüren teröristlerin olduğu süreçte bu Kılıçdaroğlu vekillerinden bir heyet oluşturarak o bölgede gerçekleri de perdeleyerek bir rapor hazırlattı. Milletimizin gözünden kaçırarak Türkiye’nin orada kardeşlerimize katliam yapıldığı yazacak kadar Türkiye’ye ait olmayan siyasi parti görünümü verdi” ifadelerini kullandı.
AK Parti Bursa Gençlik Kolları mevcut başkanı Tarık Köse tek liste ile girdiği seçimlerde tekrar başkanlık görevine getirildi.

Samet Doğru – Hakan Gönül

Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Bekir Bozdağ, Katar’da gazetecilerin sorularına yanıtladı. Bozdağ, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un “Suriye saldırısı ile Türkiye ile Rusya’yı ayırdık” sözlerine “Suriye politikamız, herhangi bir ülkenin yanında veya karşısında olma politikası değildir, hakkın ve doğrunun yanında olma politikasıdır” diye yanıt verdi. Suriye’de sivillerin yerinden yurdundan edilmesine karşı, bölgede yuvalanan terör örgütlerine karşı mücadele edildiğini anlatan Bozdağ, “Rejimin sivil masum insanları öldürmesine yerinden yurdundan edilmesine karşı çıkıyoruz. Rejimin desteklenmesine terör örgütlerinin desteklenmesine karşı çıkıyoruz” dedi.

“TÜRKİYE DOĞRUYU VE İLKELERİ KİM SAVUNUYORSA ONLARLA YANYANA GELMEKTEN ÇEKİNMEMEKTEDİR”
Türkiye’nin ABD ile PKK-PYD-YPG-KCK terör örgütlerine verdiği destek noktasında anlaşamadığını ifade eden Bozdağ, “Onlara DEAŞ terör örgütüyle mücadelede başka terör örgütlerini kullanılmasının yanlış olduğunu her defasında ifade ediyoruz. Biz bu noktada ABD ile politika birliğine sahip değiliz. Türkiye’nin bu tutumu değişmemiştir” diye konuştu. “Rejimin kayıtsız şartsız desteklenmesine de Türkiye karşı çıkmaktadır” ifadelerinin kullanan Bozdağ, “Bazı ülkeler Esad rejimini kayıtsız şartsız desteklemektedir. Türkiye bu noktada rejimin değişmesine bu kadar suçu işleyen bu rejimin ayakta durmasının yanlış olduğunu ifade ediyor. Biz bu politikamızda da Rusya’yla İran’la farklı bir noktada duruyoruz. Türkiye ne Rusya ve İran’la aynı hedeflere koşan bir ülkedir. Ne de ABD ile aynı hedeflere koşan bir ülkedir. Biz bölgedeki doğrular, Rusya İran’la birlikte hareket etmemizi gerektiğinde onlarla beraber hareket etmekten çekinmedik. Amerika ile hareket etmemiz gereken durumlarda Amerika ile birlikte hareket etmekten çekinmedik. Türkiye burada doğru ve ilkelerden yana bir tavır koymaktadır. Bu doğru ve ilkeleri kim savunuyorsa onlarla yan yana gelmekten çekinmemektedir. Bizim burada yaptığımız tamamen budur. Doğru ne diyorsa biz onu savunuyoruz. Onlarla beraber oluyoruz. Bölgede yaşanan sorunlardan en fazla zarar gören ülke olmamız da bunu zorunlu kılmaktadır” şeklinde konuştu.

“BİZİM İSTEDİĞİMİZ ŞEY ARTIK KANIN DURMASI”
Türkiye’nin bölgede yaşanan çatışmaların daha fazla sürmesinden rahatsız olduğunu vurgulayan Boğdağ, “Bölgenin uluslararası güçlerin bazı devletlerin güç, çıkar, nüfuz kavgasına kurban edilmesinden rahatsızız. İç politik dengeler değiştirmek için bölgede farklı farklı atraksiyonlar yapılmasından rahatsızız. Bizim istediğimiz şey artık kanın durması göz yaşının bitmesi, çatışmaların sona ermesi, huzur barış ve istikrarın kalıcı bir şekilde tesis edilmesi siyasi çözümün hayata geçirilmesidir” dedi.

“ESAD’IN BÜTÜN YAPTIKLARINI YOK SAYARAK ADETA ESAD’A ÜSTÜ KAPALI DESTEK VERMEKTİR”
CHP Genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Esad’a iyi ki bomba attılar diyenin yüreğinde insanlık yoktur. İnsanın öldürülmesinden zevk alınmaz” açıklamalarına ilişkin Bozdağ şu ifadeleri kullandı:
“Sayın Kılıçdaroğlu’nu anlamakta gerçekten zorluk çekiyoruz. Suriye’de milyonlarca insan yerinden yurdundan edildi. Yaklaşık 3 buçuk milyonu Türkiye’de bulunuyor. Başka ülkelerde de var. On milyonu aşkın insan yerinden yurdundan edildi. 800 bini aşkın sivil masum savunmasız ve çaresiz insanda Esad’a bağlı güvenlik güçleri tarafından öldürüldü. Esad’ın kurduğu gayrimeşru milisler tarafından öldürüldü. Ben sayın Kılıçdaroğlu’ndan Esad’a karşı bölge bir laf söylendiğini duymadım” diye konuştu.
Şuanda Suriye’de mevcut pek çok ülke olduğunu söyleyen Bozdağ, “Esad’ın kendi ülkesinde pek çok yerinde hakimiyeti yok. Kendi ülkeni başka ülkelerin bu kadar at oynatmasına imkan verir hale nasıl düşürdün diye keşke Esad’a karşı kükreseydi. Ama bakıyoruz bunu yapmıyor. Ne yapıyor. Kendi milletvekillerini Esad’a gönderiyor. Onunla fotoğraf çektiriyor. Öte yandan da Esad’ın bütün yaptıklarını yok sayarak adeta Esad’a üstü kapalı destek vermektir. Şuanda yaptığı budur. Ben buradan soruyorum. Esad’ın kimyasal silah kullanması insanlık suçu mudur değil midir? Eğer bu bir suçsa kabul edilemez bir durumsa o zaman Esad’a karşı yaptırım uygulamanın neresi yanlıştır” şeklinde konuştu.

“CUMHURBAŞKANLIĞI HÜKÜMET SİSTEMİ TARİHİ BİR DEĞİŞİM”
Cumhuriyet tarihi boyunca anayasada çok köklü değişiklikler yapıldığını vurgulayan Bozdağ, “Bu değişikliklerin içerisinde en önemlisi hangisidir” diye sorarsak bana göre en önemlisi Parlamenter Hükümet Sisteminden, Cumhurbaşkanlığı Hükümet sistemine geçişi sağlayan anayasa değişikliğidir. Bu tarihi bir değişim ve dönüşüm olmuştur ve Cumhuriyetin ilanından yaklaşık 100 sene sonra Türkiye yeni yüzyıla, yeni bir yüzyıla kapı aralarken parlamenter hükümet sisteminden vazgeçerek Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile girmeye karar vermiştir. Tabii Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, Yasama ve yürütmenin birbirinden tam ayrı olması birbirine karşı tam bağımsız olmasını sağlamaktadır. Ayrıca güçlü yasamayı, güçlü yürütmeyi ve millet iradesinin her ikisini de güçlü bir şekilde tahinli zorunlu kılmaktadır. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi siyasi istikrarı kalıcı ve güçlü iktidarı sürekli bir şekilde sistemin doğal sonucu olarak ortaya koymaktadır. Parlamenter sistemde de güçlü iktidarlar çıkıyor ama halk sandıkta oy verirse çıkıyor. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminde, sistemin doğal sonucu olarak yüzde 50 artı biri almayana iktidar yolu kapalı olduğu için doğrudan istikrar sistemin doğal sonucu olarak, güçlü iktidarda sistemin doğal sonucu olarak ortaya çıkmaktadır. Hızlı karar alma, alınan kararları hızlı uygulama Türkiye’nin zaman kaybetmesine enerjisini boşa harcanmasına engel olacak ve Türkiye Cumhuriyeti’nin yüzüncü yılına giderken daha güçlü bir şekilde kararlı bir şekilde yol almasını sağlayacaktır. Sistemi halkımız 16 Nisan 2017’de değiştirmeyi kabul etmiştir. İnşallah 2019 seçimlerinde de sistemin ilk uygulamasına halkımız sandıkta seçeceği yeni cumhurbaşkanıyla izin verecektir ve sistem 2019’da yürürlüğe girecektir” dedi.

“CHP, AK PARTİ’Yİ ÖRNEK ALSIN”
Cumhuriyet Halk Partisi’nin sistemin değiştiği halde hala sistem değişmemiş gibi davranmaya sistem değişmemiş gibi konuşmaya sistem değişmemiş gibi çalışmaya devam ettiğini söyleyen Bozdağ, “Benim onlara tavsiyem şu; kafanızı kuma gömmeyin sistem değişmiştir, parlamenter sistem artık geride kaldı. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi var ve 2019 seçimleri Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin öngördüğü usülde yapılacaktır. Onun için siz de artık bunu kabul edin, içinize silindirin ve yeni sisteme göre seçimlere hazırlanın diye tavsiyede bulunuyorum. Aksi takdirde 2019 seçimlerinde daha büyük bir kayba uğrayabilirler. Tabii oturma eylemi yapmalarını da işin doğrusu yadırgıyorum. Çünkü bir yandan AK Parti’yi geçmek onlardan daha fazla halktan destek almak istiyorlar bir yandan oturuyorlar. Benim onlara tavsiyem şu; oturarak AK Partili yarış yapamazsınız hatta yürüyerek de AK Parti’yle yarışamaz bunlar. Koşarak da AK Partiyle yaşamaz. Çünkü AK Parti 16 yıldır iktidarda ve milletten aldığı enerji ile güçlü koşuyor. Hem de çok iyi koşuyor. Büyük bir maratoncu, şuurlu bir biçimde koşuyor. Ama Cumhuriyet Halk Partisi, koşarak yetişemeyeceği veya yürüyerek yetişemeyeceği AK Parti’yi oturarak koşmasını ve yürümesini engellemeyi düşünüyorsa boşuna uğraşıyor. AK Parti’ye oturarak engellemeleri mümkün değildir. AK Parti yoluna devam edecektir. Benim onlara tavsiyem oturma vakti değil ayağı kalksınlar AK Parti’yi örnek alsınlar. AK Parti nasıl çalışıyor, nasıl koşuyorsa onlar da aynı tempoyla devam etsinler. Cumhuriyet Halk Partisi uzunca bir zamandır meşru bir siyasi partinin mücadele yöntemlerini kullanmak yerine bazı terör örgütlerinin silahsız eylem yöntemlerini kullanıyor. İşte diyelim ki eylem kavramı siyasetin işi değildir. Siyaset fikir üretir, program üretir, proje üretir. Bunları halka anlatır halkın bunlara desteğini ister, kalkınma ile iktidara gelince; Bu fikir ve projelerini programlarını hayata geçirir. Kim eylemi yapıyor? Bakıyorsunuz işte eylem yapanlar başka kişiler. Siyasi partiler eylem yapmak için değil, o eylem yapmak isteyenlerin düşüncelerini benimsiyorlarsa o düşünceleri iktidara taşımak için vardırlar. Onun için örgütlenirler, onun için mücadele yaparlar. Ama belli ki Cumhuriyet Halk Partisi marjinal grupların bazı terör örgütlerinin silahsız eylem yönetimlerini kullanıyorlar. Bundan onlara hayır gelmez. Eylem kavramı bu millette kabul gören bir kavram değil. Vatandaş eylem kavramını duyunca rahatsız oluyor” diye konuştu.
CHP’nin proje, program üretseler onlar için daha avantajlı olacağını belirten Bozdağ, “Eylem yaparak, oturarak, durarak, yatarak AK Parti’yi yeneceğini düşünenler yani çok büyük bir yanılgı içindeler. Hani halkımız arasında bir söz var ya lafla peynir gemisi yürümediği gibi oturarak da bir gemiyi yürütme imkânı yok. Yazık diyorum onlara sadece CHP’yi çökerttiler, mecalsiz hale getirdiler artık şimdi oturttular yerine. Allah yardımcıları olsun” şeklinde konuştu.  

Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında AK Parti Genel Merkezinde yapılan MKYK toplantısı sonrası açıklama yapan Parti Sözcüsü Mahir Ünal, toplantıda ele alınan konulara ilişkin bilgi verdi, gazetecilerin gündeme ilişkin sorularına cevap verdi. 

“Çocuk istismarına yönelik düzenlemenin imzaları tamamlandı, önümüzdeki hafta Meclise sevk edilmesi planlanmakta” açıklamasında bulunan Mahir Ünal, CHP’nin partilerine yönelik yaptığı eleştirilere cevap verdi.
“Kılıçdaroğlu, son derece bölücü ve çirkin bir dil kullanmıştır” 

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sanatçılarla birlikte sınır karakoluna yaptığı ziyarete ilişkin eleştirilere de cevap veren Ünal, “Ana muhalefet partisinin hem sanatçılara hem de siyaset kurumuna dönük son derece çirkin saldırıları oldu. Özellikle sanatçılarımıza dönük kullanılan ifadeler son derece çirkin ve terbiye dışı ifadelerdi. Sanatçılarımız oraya bu devletin Cumhurbaşkanı ile vatan, millet ve bayrak sevdalarından dolayı gittiler. Bir görevi ifa ettiler. Kendi vicdanlarında hissettikleri bir sorumluluğun sonucu olarak bunu yaptılar. Toplumu ‘halkın polisi, sarayın polisi’, ‘halkın 15 Temmuz’u, sarayın 15 Temmuz’u’, ’15 Temmuz şehidi, terör şehidi’ gibi ayıran Kılıçdaroğlu, şimdi de ‘halkın sanatçısı, sarayın sanatçısı’ gibi son derece bölücü ve çirkin bir dil kullanmıştır. Adeta terörü destekleyen, terör seviciliği yapan, açıklamaları ile bu ülkenin hukukuna, anayasasına, bütün ülkelerin hassas olduğu evrensel hukukun şiddete ve teröre dönük duyarlılığına rağmen terör sevicilere hamilik yapan, ‘bir gerillayı ya da annesini oynamak istiyorum’ diyerek PKK’yı ve terör seviciliğini adeta ifşa eden sanatçı benzerlerine sahip çıkan Kemal Kılıçdaroğlu, acaba bu ülkenin seçilmiş Cumhurbaşkanı ile birlikte sanatçıların, teröristlerle mücadele eden ve bölgeyi terörden temizleyen Mehmetçiğin ziyaret edilmesinden neden rahatsız olduğunu biz çok iyi biliyoruz” diye konuştu.
“Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP’sinin faşist ve darbeci anlayışı bir kez daha ortaya çıkmıştır”
“Onlar 6-7-8 Ekim olaylarında 50 kişinin üzerinde insanın hayatını kaybetmesine sebebiyet veren, Kandil’den talimat alan, şuanda hapiste bulunan bir partinin eş başkanını ziyarete gitmeyi sorun olarak görmezler, ama PKK ile mücadele eden Mehmetçik ile birlikte olmaya giden sanatçıyı sorun haline getirirler” açıklamasında bulunan Ünal, siyaset kurumunun milletin iradesini devlete taşıyan yapı olduğunu kaydederek, “Şimdi siz Zeytin Dalı’nı, Fırat Kalkanı’nı siyasetin başarısı olarak görmeyecekseniz bunu neyle açıklayacaksınız. Devletin kendi başına yaptığı bir şey olarak göreceksek o zaman siyaseti, demokrasiyi nereye koyacağız. CHP’nin darbeci, faşist aklı siyasetten nefret ettiği için, milletin temsilcisi olan siyasetçilerden nefret ettiği için, maalesef sanki TSK’mız, ordumuz bu işi kendi başına gitmiş yapmış gibi siyasi iradeyi yok saymaktadır. Zeytin Dalı’da, Fırat Kalkanı’da bu milletin yetkilendirdiği siyasi iradenin başarısıdır. Bunu kabul etmek zorundadır CHP. Ama CHP7nin aklı darbeci, faşist bir akıl olduğu için milletin yetkilendirdiği, milletin emrinde olan devlet aygıtının, kahraman ordumuzun milletimizle beraber siyasi iradenin emri ile hareket ettiğini kabul etmez. Cumhurbaşkanımızın, hükümetimizin ve siyasetimizin başarısıdır bu, diplomasideki, askeri alandaki başarıdır bu. Ordumuzla birlikte yürüttüğü başarıdır bu. Burada normal olan başarıyı taktir etmektir. Anormal olan ise bu başarıyı karalamaktır. Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP’sinin bu yaklaşımda da faşist ve darbeci anlayışı bir kez daha ortaya çıkmıştır. Sanatçılara dönük ifadelerinde öfke, kin nefret bir kez daha ortaya çıkmıştır” şeklinde konuştu. 

“Türkiye’yi yalan, kin, nefret, iftira temelinde siyaset yapanlar kutuplaştırmaktadır” 

İktidar olarak sorumlu davrandıklarının altını çizen Ünal, “Bizim testimiz süt dolu, onların testisi boş olabilir. Testimiz çarpışırsa bu milletin kazanımları kaybolur diye düşünüyoruz ve sorumlu davranıyoruz. Ama bizim bu sorumlu davranmamış şu anlama gelmiyor, Kemal Kılıçdaroğlu’nun her grup toplantısında istediği rahatlıkta bize hakaret etmesi, tehdit etmesi, militan olarak tanımladığı küçük bir azınlıkla bu milletin yetki verdiği hükümeti gayri meşru ilan etme hakkını Kemal Koılıçdaroğlu’na vermiyor. Birileri bize diyor ki, ‘siz iktidar olarak toplumu kucaklayın.’ Bize hakaret eden, küfreden, her türlü yalanı, iftirayı söyleyenlerle biz nasıl kucaklaşacağız. Bunu kendisinde bir hak olarak gören, Cumhurbaşkanımızın şahsına, ailesine, AK Parti siyasetine hakareti, aşağılamayı kendisine yöntem haline getirenlerle biz nasıl anlaşacağız. Türkiye’yi kim kutuplaştırmaktadır, Türkiye’yi yalan, kin, nefret, iftira temelinde bu söylemle siyaset yapanlar kutuplaştırmaktadır. Şunu da bilmeleri gerekir, biz 15 Temmuz cehenneminden çıktık, 17-25 Aralık yargı darbesini bertaraf ettik. Tehdit ettikleri bu milleti temsil eden siyasi irade 15 Temmuz cehenneminden çıkmıştır. Biz kendilerinden korkacak, tuhaf tiyatral tehditlerinden çekinecek, ettikleri hakaretlerden geri duracak değiliz. Biz onlara aynı şekilde cevap vermesini biliriz. Eğer CHP’nin simetrisinde biz onlara cevap verirsek bu seviyesizlik bu topluma da zarar verir. Bizi onların seviyesine inmiyorsak, onların dili ve üslubu ile konuşmuyorsak bu onlardan çekindiğimiz ya da söylediklerini onayladığımız anlamına gelmiyor. Bir ülke düşünün ki, bu ülkede bir siyasi parti terör ve teröristlerle işbirliği yapacak, teröristlerini dilini ve söylemini kullanacak, bu ülkenin Afrin’de mücadele ettiği terör örgütü ile açık, fiili, sözlü işbirliğinde bulunacak, PKK’nın cenazelerine katılacak, FETÖ‘nün sözcülüğüne soyunacak, AK Parti karşıtı bütün uluslararası lobilerin, türkiye düşmanı bütün yapılan dili ve söylemi ile konuyacak, sonra kalkacak sözcüleri, Genel Başkanı bu milletin seçtiği Cumhurbaşkanına, hükümete hakaret edecek ve bunu kendisinde bir hak olarak görecek, öyle bir ülke ve dünya yok. Buna müsaade etmeyiz. Bu kadar seviyesizliğe, pespayeliğe müsaade etmeyiz” ifadelerini kullandı. 

“Biz burada evcilik oynamıyoruz” 

Kemal Kılıçdaroğlu kürsüye çıkıp ağzına geleni saydığını belirten Ünal, “Adeta antideprasan kullanmış, sakinleştirici almış bir ruh hali ile gülerek her türlü ağır hakareti, çirkin ifadeyi kullanıyor, sanatçılara hakaret ediyor, işine gelmediği zaman hukuka hakaret ediyor, her türlü hukuksuzluğu yapma hakkını kendisinde görüyor, o hukuksuzluğu yaptığı zaman ‘ben bu hukuku tanımıyorum’ deme hakkını kendinde görüyor, bu kadar konfor, bu kadar rahatlık siyasette olmaz. Hadi muhalefet olarak sorumluluk almıyor olabilirsiniz, biz burada evcilik oynamıyoruz. Biz burada bir taraftan 4 tane terör örgütü ile mücadele edeceğiz, bir taraftan 15 Temmuz işgal girişiminin yaralarını sarmaya çalışacağız, bir taraftan da sözde siyaset yapıyormuş gibi görünün terör sevici Kemal Kılıçdaroğlu ve avanesi ile uğraşacağız. Eğer bu ülkede siyaset yapıyorlarsa siyaseti adabını, edebine uygun dil ve üslup ile yapmak durumundalar. Kimse bize hakaret etme, bizimle ilgili tekrar yalanları ve iftiraları kamuoyunun önünde parmağını sallayarak söyleme hakkına sahip değildir. Kendilerinin adeta hakaret etme hedefine oturmuş bir iktidar yok. Biz bu güne kadar verdiğimiz siyasi mücadeleyi, hukuk zemininde vereceğiz, ama müsaade etsinler insanında bir sabrı var, sabır taşı olsa çatlar. Her gün aynı hakaretler, yalanlar, siyaseti, Türkiye’nin gündemini rehin alıyorsunuz, yalanlarınızla iftiralarınızla, tehditlerinizle bunu yapıyorsunuz ve bunun da bir hak olduğunu söylüyorsunuz. Böyle bir hak yok. Bizler de artık CHP’nin yalanlarına cevap vermekten, hakaretleri ile ilgili dava açmaktan, Kemal Kılıçdaroğlu’nun hezeyanlarında, histeri krizlerinden bıkmış usanmış durumdayız. Türkiye böyle bir muhalefeti hak etmiyor. Türkiye FETÖ ağzı ile konuşan bir muhalefeti hak etmiyor. Türkiye terör sevici hak etmiyor. Atatürk’ün partisi böyle bir siyaseti hak etmiyor. Ben buradan gerçek CHP’lilere sesleniyorum, lütfen bu duruma artık el koysunlar, bu durum patolojiyi de geçti, mitomaniyi de geçti, bu artık Türkiye’yi geren, siyaseti rehin alan, Türkiye’nin gerçek gündemini rehin alan bir hale geldi. Lütfen bu ifadelerimi yadırgamayın. Çünkü biz gerçekten büyük bir sabır ile iktidar olmanın getirdiği sorumlulukla hareket etmeye çalıştıkça karşımızdaki ana muhalefet adı altında güya sözde siyaset yapan terör sevici Kılıçdaroğlu ve arkadaşları her gün bir hukuksuzluk, tehdit, Türkiye aleyhine yeni bir kumpasın, kulaklarına sufle edilen talimatın eylemcisi gibi davranıyorlar. Bunun da tahammül edilebilir bir hali kalmamıştır” açıklamasında bulundu. 

“Hakim ve savcıların onuru ve haysiyetiyle oynayanlar neyin hesaplaşmasını yapacaklar” 

Kılıçdaroğlu’na açılan dava ile ilgili CHP’lilerin hukuk davası olması yönündeki taleplerinin sorulması üzerine Ünal, “Davaın nasıl açılacağına hukukçularımız karar verir. ‘Bu ülkede mahkeme yok, hukuk yok, adalet yok, can ve mal güvenliği yok’ diyerek Türkiye düşmanlarının ekmeğine yağ sürenler, ‘hukuku kabul etmiyoruz’ diyenler, ‘hakim ve savcılar iktidardan talimat almaktadır’ diyenler, hakim ve savcıların onuru ve haysiyetiyle oynayanlar neyin hesaplaşmasını yapacaklar” dedi. 

“CHP’nin derdi şeker değil, şeker fabrikalarında çalışan işçilerin hakkını korumak değil” 

Şeker fabrikalarının özelleştirilmesi ile ilgili soruya cevap veren Ünal, “2000 yılında özelleştirme kapsamına alınmış, 2008’de programa alınmış, 2012’de özelleştirmek için harekete geçilmiş ve ertelenmiş, şimdi ise özelleştirmek için alınan karar ve yapılan düzenleme etrafında bugünde ihalesi yapıldı ve KİK’in şeffaf bir şekilde kameraların önünde gerçekleşen ihaleyi CHP’li milletvekilleri hukuksuz bir şekilde maalesef bastılar. İhaleyi basmayı ve şeffaf bir şekilde gerçekleştiren bir ihaleye fesat karıştırmak olarak değerlendirebiliriz. Her türlü hukuksuzluğu, anayasaya aykırı davranışı kendileri için hak gören bu sözde milletvekilleri, çünkü milletin vekaletini almak demek, gidip anayasaya, hukuka aykırı bir şekilde, bir ihaleyi basmak değildir. Bizden önceki özelleştirmelere bir bakın, özelleştirmeler yapıldığında özelleştirilen devlet işletmelerindeki personel kapının önüne konulurdu, biz iktidara geldikten sonra özelleştirmeye bir düzen getirdik. Kamu yararını, milletin menfaatini, çalışan insanların haklarını korumak için düzenlemeler yaptık. Son özelleştirme ile birlikte şeker fabrikalarında çalışan bütün işçilerin haklarını güvence altına aldık, parçan üreticisinin kotasından üretimine kadar güvence altına aldık. Gıda güvenliği açısında nişasta bazlı şekerler üzerinden ciddi bir kara propaganda yürüttüler, yüzde 10 olan kotayı yüzde 5’e çektik, şeker üretimini teşvik ettik. Devletin alması gereken bütün tedbirleri ve önlemleri aldık. CHP’nin her konuda olduğu gibi bu konuda da derdi şeker değil, derdi şeker fabrikalarında çalışan işçilerin hakkını korumak değil, muhalefet yapmak da değil, CHP’nin derdi yaptığı düşmanlığa yeni bir gerekçe ve sebep oluşturmaya çalışmak” diye konuştu. 

“Aynı terör örgütüne sempati duymaları açısından aralarında ciddi bir ortaklık söz konusu” 

Muhalefetin ittifak formülüne ilişkin konuşan Ünal, “Muhalefetin ittifak formülünü n ne olduğuna dair bir şey söylemediler. CHP ile HDP arasında zaten geçmişten gelen fikri ve düşünsel işbirliği var. Her ikisi de ruh ikizi gibi hareket etmekte ve davranmakta, tepkileri ve refleksleri aynı, sempatileri de aynı. Aynı terör örgütüne sempati duymaları açısından aralarında ciddi bir ortaklık söz konusu. HDP’nin şuanda hapiste olan eş başkanı ile görüşmeleri de yaptılar. Bu görüşmenin siyasi bir görüşme olduğunu deklare ettiler. Önümüzdeki süreçte kendilerinin deklare ettiği ve anlattığı bir ittifak üzerinden biz de değerlendirmelerimizi yapacağız” şeklinde konuştu.  

Derya Yetim
 

İstanbul Kantinciler Esnaf Odası ve Federasyon Başkanı Vahap Osmanoğlu, bazı basın kuruluşlarının kantinlerde uygun olmayan ürünler satılıyor iddialarına cevap verdi. Uygun olmayan ürünlerin satılmadığını dile getiren Osmanoğlu, kantinlerin denetlendiğinin altını çizdi. Dışarıdan içeriye getirilen ürünlere dikkat çeken Osmanoğlu, kantinlerde satılan ürünlerden dolayı herhangi bir zehirlenme vakasını olmadığı söyledi. Ayrıca, velilerin evde hazırladığı beslenme çantalarının bakteri ürettiği bu nedenle de zehir saçtığına vurgu yaptı. 

”Kantinlerde gazlı içecekler, kola, patates kızartması gibi ürünler satılmıyor” 

“Son dönemlerde bazı yayın kuruluşlarında kantinlerde uygun olmayan ürünlerin satıldığı iddia ediliyor” diyen Vahap Osmanoğlu, ”Kantinci arkadaşlarımız bu konuda mağdur edilmiştir. Kantinler, sanki hijyenik değil, pis. Gıda üretimine uygun yerler değil diye imaj oluşturuluyor. Bazı basın kuruluşlarında iddia edildiği gibi değil, kantinlerde gazlı içecekler, kola, patates kızartması gibi ürünler satılmıyor. 2008’den beri yapmıyoruz ve üretmiyoruz. Bu konuda bilgi kirliliği var. Kantinlerde satışa uygun ürünleri zaten bakanlık belirtmiş durumda. Biz, bu doğrultuda hareket ediyoruz. Bu konuda denetimle ilgili tek yetkili kurum Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığıdır. Kantinleri biz, okul aile birlikleri, okul müdürleri, il sağlık müdürlükleri hatta belediyeler de denetliyor. 17 yıldır şimdiye kadar herhangi bir olumsuz vaka yaşanmadı. Bakanlığın yaptığı çalışma ve elimize geçen veriye göre 11 bin 840 kantin denetleniyor, gıda ile ilgili herhangi ceza söz konusu değil. Sadece 43 kantinci arkadaşta evrak eksikliğinden dolayı uyarı cezası verilmiştir” açıklamasında bulundu.

”Şuan Türk kültürü uygun ve kendi mutfağımızla ilgili ürünler üretiyoruz” 

Sağlıklı ürünlerin satılmasıyla ilgili konuşan Osmanoğlu, ”Şuan Türk kültürü uygun ve kendi mutfağımızla ilgili ürünler üretiyoruz. Bunların içerisinde sulu yemekler, Adana ve Urfa Kebabı, mantı ve her gün sıcak çorbayı okullarda üretiyoruz. O yüzden kantinleri sağlıklı bir alan olarak geliştirmeye çalışıyoruz. Bakanlığın göndermiş olduğu genelgeye göre, 200 kalorinin altında ambalajlı ürünü satabiliyorsunuz. Bilgi kirliliğinden dolayı sanki kantinlerde asitli içecekler, cipsler gibi gıdaların satıldığı gündeme geliyor. Bu durum kantinci camiasını yıpratıyor, ayrıca kantincilere kötü imaj verilmeye çalışılıyor. Bu mesleğin mimarı Cumhurbaşkanımızdır. Cumhurbaşkanımızın talimatıyla Aile Birliği Yönetmeliği ilan edildi. Aile Birliği Yönetmeliğine uygun kantinler modern hale geldi” ifadelerini kullandı.

”Kendi çocuklarımıza yedirmediğimiz ürünleri, başkasının çocuğuna da yedirmeyiz” 

Kantincilerde bayan işletmecinin çokluğuna dikkat çeken Osmanoğlu, ”Sadece İstanbul’da 800’e yakın bayan işletmeci var. Anne kelimesi çok önemli. Çünkü evde ürettiklerinin aynısını kantinde üretmeye başladılar. Sağlıklı ürünler üretip çocuklarımıza sunuyorlar. Bu konuda çok başarı elde ettik. Bununla ilgili fiziki mekanlarımız uygun değil ama bakanlık bununla ilgili bir çalışma yaparsa ve fiziki mekanları modern hale getirirsek kantinlerimiz lüks kafeterya ve restauranttan daha güzel olacak. Kantinlerin bazı basın kuruluşlarındaki anlatıldığı gibi değil, bir anne mutfağı gibidir. Biz bir anne ve bir babayız. Kendi çocuklarımıza yedirmediğimiz ürünleri, başkasının çocuğuna da yedirmeyiz. Zaman zaman bu tür olaylar yaşanır ama bunlar tamamen asılsızdır. 17 yıldır başkanlık yapıyorum, bu zaman içinde herhangi kantinde zehirlenme vakası yaşanmadı. Okula dışarıdan gelen ürünlerde zehirlenme olmuştur. Bunun faturası bize kesiliyor ama tahliller yapıldıktan sonra ürünün nereden alındığı ortaya çıkıyor. Dışarıdan içeriye uygun ürünleri girmediği aşikardır. Sadece kantinlerin değil, okul etrafındaki işletmelerin gözetim altına alınması gerekir. Kantinler sürekli denetim altında. Satılan her ürünün numunesi 72 saat kontrol altındadır” şeklinde konuştu.

”Beslenme çantaları zehir saçıyor” 

Beslenme çantalarına vurgu yapan Osmanoğlu, ”Beslenme çantaları zehir saçıyor. Bu konuya dikkatin çekilmesini istiyoruz. Veli, beslenme çantası sabah saat 5’te ya da akşam saatlerinde hazırlıyor ve bir kenara koyuyor. Beslenme saatine kadar o ürünler, besleme çantasında bakteri üretiyor. Kimse bunun farkında değil. Aslında en zararlı durumlardan bir tanesi beslenme çantaları. Bunu defalarca dile getirdik. Bazı okullarımız başladı; anında üretim ve anında tüketim. Beslenme çantasını hazırlıyoruz, sınıflara götürüp çocuklarımızın faydalanmasını sağlıyoruz. Ama dışarıdan gelen beslenme çantalarına bakarsanız; bakanlığın uygun görmediği bütün ürünler o çantanın içinde. Velileri bilinçlendirmek lazım. Sadece kantinlerle başarı elde edemezsiniz. Genel bir seferberlik ilan edilmesi gerekir ki bu başarı elde edilsin” diye konuştu.  

Adem Gürer – İsmail Çoşkun

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Hami Aksoy, ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü’nün Afrin’deki duruma ilişkin açıklaması hakkındaki bir soruyu cevapladı. ABD’li sözcünün yaptığı açıklamanın, ABD makamlarının Zeytin Dalı Harekatı’nın gerekçesini, amacını ve mahiyetini idrak edemediklerini veya anlamak istemediklerini gösterdiğini aktaran Aksoy, “ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü’nün Afrin’deki durum hakkında bugün yaptığı açıklama, ABD makamlarının Zeytin Dalı Harekatı’nın gerekçesini, amacını ve mahiyetini hala idrak edemediklerini veya maalesef anlamak istemediklerini göstermektedir. Zeytin Dalı Harekatı, bir terörle mücadele harekatıdır. Harekat, kesinlikle sivil halkı hedef almamakta, bilakis sivil halkı bir terör örgütünün baskı ve tahakkümünden kurtarmayı amaçlamaktadır. Ayrıca, sivillerin zarar görmemesi için gerekli tüm önlemler alınmış, sivil halka insani yardım erişimi sağlanmıştır” ifadelerini kullandı.

Afrin’de teröristlere karşı yürütülen harekatın DEAŞ ile mücadeleye zarar vereceği iddiasının her türlü temelden yoksun olduğunu aktaran Aksoy, Suriye’de terörizmle mücadeleye asıl zarar veren yaklaşımın, terörist bir gruba karşı bir başka terör örgütünün kullanılması ve bu terörist grubun kendi bölücü gündemini ilerleterek sahada oldu bittilere, demografik değişiklikler yapmasına göz yumulması olduğunu belirtti.  

Malatya’da Atatürk Kapalı Spor salonunda düzenlenen İl Kongresine katılan Başbakan Binali Yıldırım, kongrede yaptığı konuşmasında Malatyalılara gösterilen ilgi nedeniyle teşekkür ederek, konuşmasına başladı. Malatyalıların AK parti’ye verdiği destek nedeniyle de teşekkür eden Binali Yıldırım, “AK Parti eğer bugün çetelere karşı göğsümüzü siper ediyorsa, sizden Malatya’dan milletten aldığımız güç sayesindedir. Eğer bugün dünyanın her yerinde Filistin’de, Irak’ta Suriye’de Arakan’da Filistin’de hakkı hukuku, mazlumları savunuyorsak, bu sizin sayenizde Ferhat gibi aşkla imanla, aşılmaz dağları delip, bugünlere ulaştırdıysak, 81 vilayetimize, 81 milyon vatandaşa hizmet ulaştırdıysak, bu sizin rehberliğinizdedir. Devletile millet arasındaki mesafeyi kapatmak için devlete erişimi, kolaylaştırmak için 15 yıldır çalışıyoruz” dedi.

“Ayyıldızlı bayrağımız umudun sembolü oldu”

Yıldırım, konuşmasının devamında İslam coğrafyasının ve dünyanın dört bir tarafındaki tüm mazlumlarının umudunun Ay-yıldızlı bayrak olduğunu belirterek, “Ülkemizi dünyanın en saygın, en güçlü ülkelerin arasına soktuk. Balkanların, Kafkasların çocukları bu ülkeye bakıyor. Bu aziz millete bakıyor. Suriye’nin Kudus’ün Gazze’nin Myanmar’ın çocukları Türkiyeye’ye bakıyor. Siz, bu millet, dünyanın vicdanısınız. Siz yer yüzünün umudusunuz. Siz Filistin’in haklı davasının en büyük güvencesisiniz. Merhametsiz bir dünyaya hayır diyoruz. Gücün değil hakkın hakim olmasını istiyoruz. Herkesin hakkı, hukuku korunsun istiyoruz. Bu siyaseti izlediğimiz için dünyanın dört bir köşesindeki dostlarımız, insanlar, kardeşlerimiz bizlere hep dua ediyor. Türkiye sadece kendi hukukunu korumakla kalmıyor. Dünyanın her köşesindeki mazlumların mağdurların, insanlığın hukukunu da savunuyor. Dünyanın hiçbir yerindeki krizlere, haksızlıklara ilgisiz kalmıyoruz. Bu yüzden ki, bölgesel, küresel hiç bir mesele Türkiye’siz çözülmüyor. Dünyanın bütün mağdurları için ay yıldızlı bayrağımız umudun sembolü oldu. Bütün mazlumlar için Recep Tayyip Erdoğan hak ve adaletin sembolü oldu. Türkiye umudun adıdır. Gelecek Türkiye’nindir. Şuanda bölgemizde bir çok yerde Türkiye nidaları yeri göğü inletiyor. Bu nidaları bugüne kadar karşılıksız bırakmadık. Bundan sonra da bırakmayacağız. Ülkemizin hukukunu çiğnetmeme konusunda kararlıyız. Hem ülkemizin bütünlüğünü, hem de vatandaşlarımızın can ve mal güvenliğini her türlü tehlikeye karşı koyacağız” şeklinde konuştu.

“Mehmetçik Afrin’de destan yazıyor

Yıldırım, konuşmasının devamında ise Afrin’de yürütülen Zeytin Dalı Harekatı’na değinerek, Türk askerinin Suriye’de kahramanlık üzerine kahramanlıklar yaşattığını ifade etti. Terörle mücadeleye devam edileceğini de belirten Başbakan Yıldırım, “Terörle mücadele, insanlarımızı terörün zulmünden kurtarmak içindir. Zeytin Dalı harekatında, bir ayı geride bıraktık. Mehmetçiğimiz orada, Afrin’de destan yazıyor. Kahramanlık üstüne kahramanlıklar yaşatıyor. Sınırımıza yakın bölgelerimizin önemli bir kısmını terör örgütlerimizden temizledik” ifadelerini kullandı.

“Siviller konusunda ders vermeye kalkanlar, utanç dolu tarihinize bakın”

Yıldırım, siviller konusunda Türkiye’ye ders vermeye kalkan ülkelere de sert tepki göstererek, “Hiçbir sivilin zarar görmemesi için çok ama çok dikkatli hareket ediyor. Bize siviller, konusunda ders vermeye kalkanlar, utanç dolu tarihinize bir bakın. Ondan sonra konuşun. Mehmetçiğimize Jandarmalarımıza, Özel Harekatımıza, güvenlik korucularımızı Allah korusun, ayağını Rabbim taşa değdirmesin. Ülkemizin, memleketimizin sırtı yere gelmesin” diye konuştu.

“Şehitlerin posterleri açıldı”

Başbakan Binali Yıldırım, konuşmasının devamında “Şehitlerimiz bizim başımızın tacıdır” dediği esnada, salondaki partililer, Afrin şehitlerinin fotoğrafları ile zeytin dalı resminin yer aldığı dev posteri açtı. Bir süre postere bakan Binali Yıldırım, “Gençler sizde bu iman oldukça, bu ülkeye kimse zarar veremez” ifadelerini kullandı.

Konuşmasına devam eden Yıldırım, “Kimseyi diliyle, inancıyla, mezhebiyle etnik kökeniyle değerlendirmedik. Bizim için insan, eşrefi mahluktur. Suriye’de, Afrin’de aynı anlayışla ilerliyoruz. Mezhep çatışma çıkarmaya çalışanlara karşı mücadele ediyoruz. Etnik katliam yapanları def etmek için büyük bir mücadele veriyoruz” dedi.

Yıldırım, terör örgütlerine destek veren ülkelere yönelik mücadeleyi de sürdüreceklerini vurgulayarak, “PKK/YPG/DEAŞ’ın oyunlarını, kirli ittifaklarını tek tek bozmaya devam ediyoruz, edeceğiz. Bu eli kanlı katiller ve onları cesaretlendiren örgütler, ülkemizin geleceğinini, yarınlarını çalamayacaklar. Bu terör örgütlerini bertaraf ederek, sadece kendi sınırlarımızı değil, bölgemizin geleceğini de güvenceye alacağız. Bölgesel ve küresel barış için bunu inşallah başaracağız” ifadelerini kullandı.

“Terör örgütlerine sempati besleyenin eline kan bulaşır”

Yıldırım, meşru devletlerin terör örgütlerinden dost edinemeyecğini kaydederek, “Başkasının acılarını hissetmeyen, emperyal güçlerin yapması gerekenin de bu olması gerektiğini düşünüyoruz. Meşru bir devlet terör örgütlerinden hiç birini kendisine dost edinemez. Terör örgütlerine sempati besleyenin eline kan bulaşır. Senelerdir, dostlarımıza bunu söylüyoruz. Terör örgütlerini cinayet şebekelerini kendi siyasetinizin aracı olarak, görmeyin. Kan dökücü terör örgütleri ile aranıza erişilmez mesafe koyun. Biz yılmadan, usanmadan, bu mücadeleyi vereceğiz. Şehitlerimizin emanetine hakkıyla sahip çıkamaya devam edeceğiz. Hiç merak etmeyin, yarınlarımız, bugünden çok daha güzel olacak” dedi.

Cumhur ittifakı

Yıldırım, MHP ile yapılan Cumhur ittifakı hakkında bilgi vererek, “Değerli kardeşlerim, biliyorsunuz, seçim havasına giriyoruz. Milliyetçi Hareket Partisi ile görüşmelerimizi tamamladık. Cumhur ittifakına yönelik, kanun teklifini meclise sunduk. Bu yasa tasarısıyla öncelikli hedef, seçim güvenliğini sağlamaktır. İptalleri, şaibeleri ortadan kaldıracak. Daha önce yapılan ittifak çalışmalarını gizli kapaklı, ittifakları, artık ortadan kaldırıyoruz. Her şey milletin gözü önünde olacak” dedi.

CHP Grup Başkan Vekili Özgür Özel’in Cumhur ittifakı ile ilgili yaptığı ahlaksız teklif yorumunu da hatırlatan Binali Yıldırım, “CHP’ye Ama ne yaparsak yapalım, CHP’yi mutlu edemedik. Hemen çamur atmaya, ağızlarını bozmaya başladılar. Buyurun siz de katılın. Tekliften memnun olmamışlar. Biri çıkmış diyor ki, ‘Cumhur ittifakı ahlaksız teklif.’ Bu nasıl bir kendini bilmezliktir. Milletin Cumhur ittifakına, milletin adının geçtiği yere bu benzetmeyi nasıl yaparsın. Bu nasıl bir siyaset. Fikir üretemeyince asabileşiyorlar, kabalaşıyorlar, çirkinleşiyorlar. Ne yaptıklarının, ne de söylediklerinin farkındalar. Diyecek bir şeyleri de yok. Bunlar daha önce 14 partiyle ittifak yaptı mı? Hem de Cumhura karşı. Aynı şekilde 16 Nisan oylamasında “Hayır” cephesi kuranlar, ittifak yapanlar, bölücü, bölücü sevenlerle beraber çalışanlar, bunlar değil miydi? Ne çabuk unuttunuz. İşte bugüne kadar, korsan olarak yaptıkları, yapılan bu ittifakları, meşru hale getiriyoruz, yasal hale getiriyoruz. Onların anlayacağı dille söylüyorum. Buyurun er meydanına diyoruz. Bizim milletimize güvenimiz tam. 16 yıldır milletten karne alıyoruz” ifadelerine yer verdi.

“Ağaçtan maşa, aptaldan paşa olmaz”

Yıldız, CHP’lilerin Cumhur ititfakı ile ilgili eleştirilerine Malatya bölgesinde sık sık kullanılan bir atasözü ile cevap vererek, “Sadece ülkemiz için milletimizin geleceği için çalıştık. Fitneye fesada geçit vermedik. Belli ki bundan rahatsız olanlar var. Varsın olsunlar. Bize saldırıyorlar, varsın saldırsınlar. Malatya’nın bu güzel sözü ile bir cevap verelim mi ? Ağaçtan maşa, aptaldan paşa olmaz. İktidar nasıl olunur, milletin desteği ile ile olunur, Malatya’nın desteği ile olunur” dedi.

“Millet de sizden tiksiniyor”

Yıldırım, “Şehitler ölmez vatan bölünmez” lafından tiksindiğini söyleyen CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’na ise “Şehitler ölmez vatan bölünmez, lafından tiksiniyorum diyorlar. Millet de sizden tiksiniyor. Bu lafı söyleyenden, bu millet tiksinir. Değerli gençler, şehitler ölmez, bu vatan bölünmez. Milli ve yerliyseniz, niye gocunuyorsunuz” cevabını verdi.

Gençlere Cumhur ittifakı müjdesi

Cumhur ittifakı ile ilgili yasa tasarında gençler için müjdelerinin bulunduğunu ifade anlatan Yıldırım, Gençlerimize bu yasa teklifinde bir müjdemiz var. Anayasa değişikliği ile seçme, seçilme yaşını milletvekilliği için 18‘e düşürmüştük. Ancak bu değişiklik, yerel yönetim seçimlerini kapsamıyordu. Bu kanunla, gençlerimiz, 18 yaşına giren, tamamlayan milletvekili adayı olduğu gibi, belediye başkanı, meclis üyesi, muhtar gibi tüm seçimlere de aday olabilecekler” şeklinde konuştu.

Yıldırım’ın konuşmasından önce kahramanmaraşta bulunan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın görüntülü mesajı salondakilere izlettirildi. 

Selçuk Dönmez – Mehmet Türel – Erdal Akbuğa

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Hami Aksoy, Yunanistan Dışişleri Bakanı Nikos Kocias’ın Kardak Kayalıkları konusunda bir televizyon kanalına yaptığı açıklamalar hakkındaki soruyu cevapladı. Kocias’ın, Yunanistan’ın Türkiye’ye karşı “barışçı olmayan davranışlarda” bulunabileceğine yönelik ifadelerinin kaygı verici olduğunu ve esefle karşılandığını aktaran Aksoy, “Daha birkaç gün önce iki ülke Başbakanları bir telefon görüşmesi gerçekleştirmiştir. Bu görüşme hakkında Başbakanlığımız tarafından yapılan basın açıklamasından da görüleceği üzere, görüşmede, Ege Denizi’nde komşumuz Yunanistan’la son dönemde yaşanan gerginlikten rahatsızlık duyduğumuz, tansiyonun düşürülmesi için Yunanistan’ın gerekli tedbirleri almasını beklediğimiz vurgulanmıştır. Nitekim, görüş farklılıklarına rağmen olumlu bir havada cereyan eden görüşmede, sorunların diyalog yoluyla çözümüne ağırlık verilmesi ve güven arttırıcı önlemlerin pekiştirilmesi üzerinde durulmuştur” ifadelerini kullandı.

“Yunanistan Dışişleri Bakanı’nı aklıselime davet ediyoruz”

Türkiye’nin Ege Denizi’ndeki gerginliğin azaltılmasından yana olduğunu bir kez daha vurgulayan Aksoy, “Ancak, maalesef görünen o ki, Yunanistan Dışişleri Bakanı, siyasi pozisyonunun gerektirdiği sorumluluktan uzak, barışçıl olmayan ve haddini aşan bir yaklaşımı benimsemektedir. Dolayısıyla, Başbakanlar arasındaki görüşmedeki müşterek temennilere uygun biçimde Yunan Dışişleri Bakanı’nı aklıselime davet ediyoruz” açıklamasında bulundu.

Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Bekir Bozdağ, ABD Savunma Bakanı Mattis’in “YPG’yi PKK’ya karşı savaştırma” teklifine ilişkin, “Sizin elinizle sizin gözünüze, kafanıza karşı sizi dövdürmek gibi bir şey bu. Bu akla uygun olmayan, hayatın olağan akışıyla da uymayan, bölgenin gerçekleriyle de uyuşmayan bir durum. Belli ki ABD yönetimi, PKK, PYD ve YPG konusunda Türkiye’nin baktığı yerden bir bakış açısına sahip değil, başka bir yerden bakıyor” dedi. 

Bakan Canikli, ABD Savunma Bakanı’nın komik teklifini açıkladı !

Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Bozdağ, ABD Savunma Bakanı Mattis’in YPG’yi PKK’ya karşı savaştırma sözlerini değerlendirdi. Katıldığı bir televizyon programında konuya ilişkin açıklama yapan Bozdağ, Mattis’in bu açıklamasının ABD yönetiminin Türkiye’yi anlamadığının bir göstergesi olduğunu belirterek şunları söyledi:

“Türkiye uzun bir zamandır şunu çok net söylüyor; PYD/YPG eşittir PKK’dır, PYD/YPG’yi kuran, bugünlere getiren ve halen de yöneten PKK terör örgütünün ta kendisidir. PKK’yla PYD/YPG’yi birbirinden ayırmak imkansızdır. Çünkü bunlar aynı şeydir. Ama şimdi Sayın Mattis ne diyor, ‘Gerekirse biz bunları PKK’ya karşı da kullanabiliriz.’ Olacak iş mi? Sizin elinizle sizin gözünüze, kafanıza karşı sizi dövdürmek gibi bir şey bu. Bu akla uygun olmayan, hayatın olağan akışıyla da uymayan, bölgenin gerçekleriyle de uyuşmayan bir durum. Belli ki ABD yönetimi, PKK, PYD ve YPG konusunda Türkiye’nin baktığı yerden bir bakış açısına sahip değil, başka bir yerden bakıyor. Ama bu şeye baktığınızda Mattis’in açıklamaları içerisinde basına yansıyan diğer açıklamalara da baktığınızda, öte yandan PYD/YPG ile ilgili Amerika’da başka gelişmelere de baktığınızda esasında onların da Türkiye’nin gördüğü gerçeği YPG/PYD’nin PKK olduğu gerçeğini en az bizim kadar bildiklerini biz biliyoruz. Bu açıklamayı yapmasını tuhaf bulmadım. Çünkü Amerika, PYD/YPG konusuna hep böyle bakıyor, ‘Biz bunları elimizin içinde tutuyoruz, istediğimiz gibi kullandırırız, istediğimiz gibi yaparız.’ Kendilerinde o kabul var ve bu noktada yeni bir şey söylemiyor esasına bakarsan. Ama onun yanıldığı şey, bu söylediği söze, yani bu absürt yaklaşıma Türkiye’nin sıcak bakacağını düşünüp bunu Türkiye’nin Savunma Bakanının yüzüne söyleyebilmesidir. Ben buna şaşırıyorum. Çünkü Türkiye’nin tutumu da bu noktada çok net. Biz, bunlar PKK’dır, bunlar PKK’nın yönettiği örgütlerdir diyoruz ve Türkiye’ye karşı terör eylemi yapıyor diyoruz. Madem elinizde bu PYD/YPG, öyleyse çekin Afrin’den şunları bitsin şu iş, çekin Münbiç’ten bitsin şu iş. Madem onlara karşı kullanabilecek kadar bunları sevk ve idarede kendinize güveniyorsunuz, bunu yapın. Ama onu da yapmıyorlar. O yüzden bu açıklama Türkiye’yi hiç anlamadıklarını gösteriyor.”
ABD’nin kendi inandığı şeylere herkesi inandırmak için çaba gösterdiğine dikkat çeken Bozdağ, “Şimdi Türkiye de, PYD/YPG’nin PKK olduğunu görüyor, biliyor ve bütün göstergeler de bunu gösteriyor. Ama şimdi Amerika yöneticileri ısrarla Türk yetkililere, ‘Siz bunu PKK, PYD/YPG’yi birbirine eşit görüyorsun ama o gördüğünüz PYD değil, o gördüğünüz YPG değil. Siz tam iyi göremiyorsunuz.’ Yav görüyoruz hepsi aynı, yönetenleri görüyoruz aynı, karar alanları görüyoruz aynı, bütün tavırları görüyoruz aynı. Şu anda ele geçen yerlerde Öcalan’ın posterleri adeta bir devlet yapılanması şeklinde örgütlenilmiş ve örgütün her aşamasında PKK’nın varlığı çok net bir şekilde görüntülerle, somut verilerle sabit. ‘Siz onu öyle görüyorsunuz ama o öyle değil.’ Artık Amerika Birleşik Devletleri yöneticilerinin alemi kör, herkesi sersem sanmaktan vazgeçmeleri lazım” diye konuştu.

“Bize inanmıyorsunuz bari kendi istihbarat örgütünüze inanın”

Bozdağ, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“ABD Senatosunun İstihbarat Komitesine sunulan raporda bu husus açıkça ifade ediliyor. CIA’in online açıklamalarında da var, sitelerinde de, burada var çok net, ‘YPG, PKK’nın Suriye’deki milis gücüdür’ diyor. Bunu açıkça söylüyor. Şimdi bu neyi ifade ediyor? Bir defa Amerikan istihbarat örgütünün Türkiye’nin tezlerinin doğru olduğunu Amerikan Senatosunda ve orada senatoya üye olanlara, orada katılanların huzurunda açıkça ifade ettiğini gösteriyor. Amerikan Senatosu Türkiye’yi doğruluyor, Amerikan istihbarat örgütü Türkiye’yi doğruluyor, FBI Türkiye’yi doğruluyor ve diğerleri Türkiye’yi doğruluyor ama Amerika Birleşik Devletleri’nin yöneticileri hala diyorlar ki, ‘Bunlar sizin bildiğiniz gibi değil, gördüğünüz gibi değil.’ Peki, biz madem yanılıyoruz, o zaman sizin istihbarat örgütünüz ne diyor, bir de ona bakın. Bize inanmıyorsunuz bari kendi istihbarat örgütünüze inanın. Bu, büyük bir algı operasyonuyla değiştirecek bir gerçeklik değildir. Bu değişmez. Yani siz istediğiniz kadar algı operasyonu yapın, gördüğünüz başka, duyduğunuz başka deyin ama gerçek değişmiyor, olduğu gibi duruyor burada. PYD/YPG terör örgütüdür ve PKK tarafından kurulmuştur, yönetilmektedir ve Türkiye’ye karşı da PKK onlarla beraber bugün terör eylemleri yapmaktadır. Amerika kabul etse de gerçek budur, kabul etmese de gerçek budur. Bu konuda Amerika eğer Türkiye’nin görüşlerine itibar ederse bugüne kadar yaptığı yanlışları bundan sonra sürdürmekten kurtulur. Eğer Türkiye’ye inanmazsa terör örgütünü destekleme yanlışına, terörü besleme yanlışına bundan sonra da devam eder ve Türkiye de bu terör örgütüyle arkasında kim olursa olsun bu terör örgütünü bitirene kadar da mücadelesine devam eder.” 

İlker Turak