Aydıncık ilçesinde iki çoban tarafından bulunan Gilindere Mağarası, çobanların mağaranın büyüklüğü ve görselliğinden etkilenip, yetkililere bildirmesi sonucu Orman ve Su İşleri Bakanlığı tarafından tabiat parkı ilan edilerek koruma altına alındı. Yöre insanı tarafından ‘Aynalı Göl’ olarak da bilinen Gilindere Mağarası, ziyaretçilerine 555 merdiven inerek görsel keyif yaşatma fırsatı sunuyor. Uzmanlarca yapılan incelemelerde, yaklaşık 10 milyon yıllık bir geçmişi olan mağaranın, dördüncü zaman (kuvaterner) başındaki son iklim değişikliğiyle buzul sonrası döneme geçişte oluştuğu anlaşıldı. Araştırmada, mağaradaki sarkıt ve dikitlerin, su altında kalmasından dolayı atmosferik değişimlerden etkilenmeden günümüze kadar ulaştığı tespit edildi.
Denizden 45 metre yüksek yamaçta olan, 555 metre yatay uzunluğa, 46 metre derinliğe sahip mağaradaki dev boyutlara ulaşan ve her biri görsel şölen sunan damla taşlar, günde ortalama 500 kişi tarafından ziyaret ediliyor. Mağaranın içerisinde çok sayıda ilginç figürlü sarkıt, dikit ve sütunun yanı sıra mağara incisi, bayrak traverten ve duş başlığı gibi oluşumları bulunuyor.

“Türkiye’nin en görsel mağarası” 

Mağaranın tarihi ve oluşumları hakkında bilgi veren turizm rehberli Fatih Turan, Gilindere Mağarası’nın Türkiye’nin en görsel mağarası olduğunu vurgulayarak, içerisinde sarkıt, dikit ve traverten oluşumlarının bir arada bulunduğu tek mağara olduğunu söyledi. Mağaranın 1999 yılında keşfedildiğini aktaran Turan, “Burası 2 çoban tarafından bulundu. Hayvanlarını otlatmak için bölgeye gelen çobanlar, bir oklu kirpi görürler ve onu yakalamaya çalışırlar. Bu sırada kirpi mağaraya girer ve çobanlarda arkasından gider. Mağaranın büyüklüğü ve oluşumlarından etkilenen çobanlar, durumu yetkililere bildirirler. Yetkililer ise mağarayı hemen koruma altına aldı. Mağara 2014 yılında ziyaretçi alımına başladı” dedi.

“10 milyon yıllık mağara hala yaşıyor” 

Mağara içerisinde hem çok eski hem yeni hem de devam eden oluşumlar olduğunu kaydeden Turan, “İçeride gördüğümüz ıslak ve parlak yerler oluşumun devam ettiğini, yani mağaranın hala yaşadığını gösteriyor. Gölün altından alınan parçaların incelenmesi sonucunda oluşumların son buzul çağında başladığı görülüyor. Bu da mağaranın, 10 milyon yıllık bir süreçten oluştuğunu gösteriyor” ifadelerini kullandı.

“Çok hassas durumda” 

Mağaradaki oluşumların devam etmesinden dolayı çok hassas durumda olduğunu söyleyen Turan, “Buradaki herhangi bir ses, herhangi bir ışık, herhangi bir insan eli içerideki oluşumlara çok fazla derecede zarar veriyor. Bu nedenle her yerde uyarıları görüyorsunuz. Özellikle yerli turistler tarafından büyük ilgi gösterilen mağara, yavaş yavaş tanınmaya başlandı. İlerleyen süreçlerde yabancı turistleri de ağırlayacağını düşünüyorum. Mağarayı gezmek isteyen ziyaretçiler, Aydıncık ilçe merkezine 4 kilometre kala Mersin-Antalya karayolundan deniz tarafına saparak bölgeye ulaşabilirler” şeklinde konuştu.  

Güray Gürdal
 

Taşlıçay ilçesine 6 kilometre uzaklıkta bulunan 50 haneli Aşağı Toklu köyünde geçimini çiftçilikle sağlayan besiciler, kış mevsiminin önceki yıllara göre sıcak geçmesini fırsat bilip aylar öncesinden bölgede bulunan köyler ve ilçelerde çoban aramaya başladı. Hayvanlarını otlatmak için çoban bulamayan köylüler, mart ayından bu yana büyükbaş hayvanlarını nöbetleşe otlatmak zorunda kalıyor. Çoban bulamama endişesi yaşayan köylüler, ‘herkes iş yok diyor, ama biz 50-60 bin liraya çoban bulamıyoruz’ diyerek yakındı.

“Çobanlar gelip köyde araba alıp gidiyorlar” 

Köyde hayvanlarını komşuları ile nöbetleşe otlatan Abdullah Deniz, köye gelen çobanlara birçok kolaylığın sağlandığını dile getirerek köylülerin süt, peynir, ekmek verdiklerini kaydetti. Kış mevsiminden bu yana köylüler olarak yoğun çaba harcadıklarını ancak çoban bulamadıklarını söyleyen Deniz, “Biz çoban bulamıyoruz, köylüler olarak hayvanlarımızı sırasıyla otlatıyoruz. Çok mağdur durumdayız, kendimiz gitmek zorunda kalıyoruz. 600’e yakın büyükbaş hayvan var, çobanlara yaklaşık 50 bin lira para veriyoruz, adam da bulamıyoruz. Çoban arıyoruz bulamıyoruz, kalmışız, perişanız. Çobanlık yapmak isteyen gelsin bizim hayvanlarımızı otlatsın. Çobanlar gelip köyde araba alıp gidiyorlar. İyi bir para ama gelmiyorlar” dedi

“Hayvanlarımızı otlatmaları için biz 50-60 bin lira vara veriyoruz” 

Hayvanlarını komşuları ile birlikte sırasıyla otlatan Hakkı Demir ise, herkesin kendi hayvanını otlatmaya çalıştığını belirtti. İnsanların işsizlikten yakındığını kendilerinin ise oldukça yüksek bir fiyat vermelerine rağmen çoban bulamadıklarını vurgulayan Demir, “Çoban bulamıyoruz, ‘memlekette herkes işsizlik falan var diyor’ biz 50-60 bin lira vara veriyoruz hayvanlarımızın önüne gitmesi için çoban bulamıyoruz. Köyde yaklaşık 600 büyükbaş hayvan var ve 50 aile besicilik yapıyor, adam bulamıyoruz. Çoban bulmak için çevrede geziyoruz, kimse yok bulamıyoruz. İnsanlar işsizlikten yakınırken nasıl bir şeyse biz bulamıyoruz” ifadelerini kullandı.  

Abdullah Söylemez
 

Çobanların sigortalı işte çalışmak için batıya gittiğini ifade eden besici Maruf Karacadağ, “Düşük maaş alsalar da sigortadan dolayı gidip çalışıyorlar. Asgari ücreti 3 bin TL’ye tercih ediyorlar” dedi. 

Bağlar ilçesine bağlı Ziyaret ve Laçin köylerinde besiciler hayvanlarını otlatmak için çoban bulamıyor. Çobanların asgari ücretli işlerde çalışmak için batı illerine gittiğini belirten köylüler, hayvanlarını otlatmakta zorluk çekiyor. 500 küçükbaş hayvanı olduğunu ve en az 3 çobana ihtiyaç duyduğunu dile getiren Ziyaret köyünden besici Maruf Karacadağ, “Ev halkından biri varsa o yardımcı oluyor. Yoksa çoban almak zorundasın. Yaklaşık 3 bin TL teklif ediyoruz gelmiyorlar. Gece gündüz sürekli dışarıdalar. Ot da yok. Hayvanlar durmuyor sürekli dolanıyor. Yatma imkanı da bulamıyorlar” dedi.

“Asgari ücreti 3 bin TL’ye tercih ediyorlar”

Çobanların düşük maaşlı olsa da sigortadan dolayı asgari ücretli işlerde çalışmak için batıya gittiğini aktaran Karacadağ, “Burada çobanlar için bir sigorta imkanı olsa düşük bir maaşla yine yaparlar. Biz de 3 bin TL’den fazla veremiyoruz. İmkan yok. Hayvanlarımız düşük fiyata alıcı buluyor. Ondan dolayı fazla bir para veremiyoruz. O yüzden çobanlar asgari ücreti 3 bin TL’ye tercih ediyor” diye konuştu.
Laçin köyünden besici Cengiz Karacadağ da hayvanlara tek başına bakmak zorunda olduğunu anlatarak, şunları kaydetti:

“Sigortaları yok ve gece gündüz dışarıdalar. Biz de 3 bin TL’den fazla fiyat veremiyoruz. Ben tekim, iki ağabeyim askerde ve onların askerliğinin bitmesine daha çok var. Tek başıma zorluk çekiyorum.”  

Emrah Kızıl – Ejder Ediz Işık

Geçtiğimiz mart ayında Mudanya ilçesine bağlı Orhaniye köyünde meydana gelen olayda, çobanlık yapan Cemal T. (40), köy bakkalı Naci Türkan’a (53) bilinmeyen bir sebepten dolayı 2 el ateş etti. Ağır yaralı halde Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’ne kaldırılan Türkan hayatını kaybetti. Olayın şüphelisi Cemal T., bir vatandaştan ekmek istedikten sonra, Hançerli Mahallesi dışındaki ormanlık alanda jandarma tarafından yakalandı.

“Cinayeti neden işlediğimi bilmiyorum”

Bursa 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde ‘kasten öldürme’ suçundan sanık hakkında müebbet hapis cezası talebiyle dava açıldı. Duruşmada konuşan Cemal T., “İddianamede benim Neci Türkan’a ateş ettiğim sırada küfür ettiğim yer almış. Bunları kabul etmiyorum. Bu olaydan 3 yıl önce hayatını kaybeden Necmi sarhoş olarak kahveye gelmişti. Orada kendisi ile tartışmıştık. Orada Türkan ile tartışmıştık. Geçen yılda aynı konuyu gündeme getirdi. ‘Sana küfür etmişsen, etmişimdir. Ne olacak’ gibi sözler söyledi. Bundan 1 ay sonra da aramızda sıkıntılar çoğaldı. Onun seslerini duyar oldum. Polisler, jandarmalar beni Necmi Türkan ile arıyor diye sesler duyuyordum. Bu sebeple tarlada yatmaya başladım. Kendime çukur yaptım. Korkudan saklanıyordum. Bu ruh hali içinde Necmi Türkan’ı öldürdüm. Bu konuda beni teşvik eden kimse olmadı. Azmettiren olmadı. Şuanda ilaçlarım kesildi. Yarının ne olacağını bilmiyorum. Hastaneye gitmek istiyorum. Bu olayı neden yaptığımı bilmiyorum” dedi.

Necmi Türkan’ın eşi Meliha Türkan ise, “Sanık kendi kafasında bunları kurmuş. Savunmaları tamamen yalan. Eşimin kimse ile düşmanlığı yoktur. Sanığın en ağır şekilde cezalandırılmasını ve müebbet verilmesini istiyorum” diye konuştu.

“Küfür edip, ateş etti”

Şahit olarak dinlenen Kadir Acar ise, “Necmi ile beraber şeftali budamaya gidecektik. Araca binerken, sanık arkamızdan gelip küfür etti. Biz tam arkaya döneceğimiz zaman 2 el ateş etti. Aracın arkasına geçtim ve beni bıraktı. Yaklaşık 4 metre mesafeden ateş etti” şeklinde konuştu.

Mahkeme heyeti gelmeyen şahitlerin dinlenmesine, sanığın akıl sağlığıyla alakalı rapor alınmasına, eksik evrakların giderilmesine, tutukluluk halinin devamına karar verip, duruşmayı ileri bir tarihe erteledi. 

Ahmet Faruk Çabuk

TEOG yerleştirme sonuçlarının açıklanmasıyla birlikte hayallerine kavuşan Sibel ve Gülcan Balkaya kardeşler, İstanbul’a gitmek için gün sayıyor. Zor şartlar altında büyük başarıya imza atan Balkaya kardeşler, ev işleri ve hayvan bakımı yaparak binlerce öğrenciyi geride bırakıp örnek oldular. Yaklaşık bin nüfuslu Gökyazı köyünde yaşayan kardeşler, eğitimlerine artık İstanbul’da devam edecekler.
Başarı öyküsü hakkında İHA muhabirine açıklamalarda bulunan Sibel ve Gülcan Balkaya kardeşler, hedeflerinin doktor ve bilim insanı olmak olduğunu söylediler. Köylerinin nüfusunun bine yakın olduğunu ifade eden TEOG birincisi Sibel Balkaya, “Ben TEOG’da Türkiye birincisi oldum, o yüzden çok mutluyum. Bu çalışmam sadece bu sene ile sınırlı değil, 8 yıldır evim ve okulum için elimden gelen her şeyi yapıyorum” dedi.

“Ev işlerini de yapıyorum okuluma da çalışıyorum”

Ev işlerinin yanı sıra okulunu da aksatmayarak çalıştığını ifade eden Sibel Balkaya, “Bu hayatımdan hiçbir zaman gocunmadım, bu yüzden çok mutluyum. Her şeye rağmen çalışamama değdi. Yine her zaman olduğu gibi çalıştım ve emeğimin karşılığını aldım. Bu yüzden çok mutluyum. Bu yaptıklarımdan dolayı daha zeki, daha imkanı olmayan öğrencilere örnek olduğumu düşünüyorum. Çünkü ev işleri olsun, başka şeyler olsun, bunlar hiçbir zaman başarıya engel olmuyor. İnsan istediği yerde her şeyi başarabiliyor. Birinci olunca Bahçeşehir okulları bizi çağırdılar. Kardeşim Gülcihan Balkaya’yı İstanbul Bahçeşehir Koleji Anadolu Lisesine, beni ise Fen Teknolojileri Lisesine aldılar. Buradan onlara da bizlere sahip çıktıkları için çok teşekkür ederim” ifadelerini kullandı.

“Birinci olmak hayalimdi, ama İstanbul’dan çağrılacağıma hiç inanmazdım”

Sınava girmeden önce TEOG birincisi olmanın hayali olduğunu aktaran Balkaya, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Ben sınava girmeden önce bana ‘birinci olacaksın, İstanbul’dan gelecekler haber yapacaklar, okula çağıracak’ deselerdi hiç inanmazdım. Çünkü bunlar hayalimdi, ama yine de yapamayacağımı düşünüyordum. Çalışıp sınava girdikten sonra sonucun ne olduğunu ben kendimde anladım. O yüzden sınavdan sonra bende onların olacağını anladım, çok mutluyum. Önceden deseler hiç inanmazdım, ama insan çalışınca, kendine güvenince daha sınava girmeden önce birinci olacağım içime doğmuştu. Çünkü çalışmıştım ve emeğimin karşılığını alacağımı biliyordum. Bu yüzden her şeyi biliyor gibiydim. Sınavdan sonra her şey tam net oldu ve hayallerim gerçek oldu. Hedefim gelecekte iyi bir doktor olmak. Bunun için de çalışacağım. Burada çalıştığımdan daha çok çalışacağım, Allah’ın izniyle doktor olacağım.”

“İmkanımız olmadığı için hayvanlara bakıyoruz”

116 soruya doğru yanıt vererek ablası Sibel Balkaya ile birlikte Bahçeşehir Okulları’na yerleşen Gülcan Balkaya ise burada pek imkanları olmadığı için fazla çalışamadıklarını söyledi. Ablası ile birlikte hayvanlara bakarak ailelerine destek olduklarını ifade eden Gülcan Balkaya, “İşçilik yapıyoruz, ev işleri yapıyoruz, bir de bunun yanında okula gidiyoruz. Bunları beraber yürütmek biraz zor ama biz başardık. Ben TEOG’da 4 yanlış yaptım, ablam da hiç yanlış yapmayarak TEOG birincisi oldu. Böylece Bahçeşehir Okulları bizi İstanbul’dan çağırdılar. Beni Anadolu lisesi bölümüne, ablamı ise fen bölümüne kaydettiler ve bundan dolayı kendilerine çok teşekkür ederim. Burada imkanlarımız olmasa dahi hocalarımız ve okul müdürümüz bize destek oldular, hepsine emeklerinden dolayı teşekkür ederim. Hedefim bilim insanı olmak” diye konuştu.

“İnşallah ülkemize hayırlı evlatlar olurlar”

İki çocuğunun gösterdiği başarıdan dolayı çok mutlu olduğunu dile getiren baba Nimet Balkaya da, “Çok gururluyum. Çocuklarım hem okuyorlar hem ev işleri yapıyorlar. Çocuklarım bu başarıları zor şartlar altında yakaladılar. Bizimle birlikte köy halkı da çok mutlu oldu. Geleceği olan bir yere yerleştiler, gelecekleri güzel olacak çocuklarımın. Tüm milletimize hayırlı birer evlat olacaklar inşallah. Onların başarılı olduklarını keşfetmiştim ve inanıyordum. İnşallah hayal ettikleri yerde duracaklar” şeklinde konuştu.

Uğur Ulu 

 

Hayatta başarıyı yakalamak için çobanlık yaptığı keçilerin inadı ile yaklaştığını söyleyen Polat, okul birinciliğini TEOG sonuçlarının açıklanması ile fen lisesi kazanarak taçlandırdı. Polat’ın hayali kaymakam olup köyündeki imkansızlıkları kaldırarak, çocukların daha iyi şartlarda okumasını sağlamak.

Adana’nın Toros Dağları eteklerindeki Feke ilçesinin Gaffaruşağı köyünde çobanlık yapan 14 yaşındaki Polat Ersin, TEOG’dan 466 puan alarak, fen lisesini kazandı. Yolu olmayan ve ilkokulu birleştirilmiş sınıflarda eğitimini tamamlayan, karşı köylerindeki Ormancık Ortaokulu’na da zor şartlarda gidip gelerek okuyan Polat Ersin, hayali olan fen lisesini yatılı olarak kazandı. TEOG sonuçlarının açıklanması ile büyük sevinç yaşayan Polat Ersin başarısında, çobanlık yapsa da düzenli çalışmanın etkisi ve öğretmenlerinin desteği olduğunu söyledi.

13 keçiyle gelen başarı
TEOG sonuçlarının açıklanması ile Kayseri Tomarza Fen Lisesini yatılı olarak kazanan Polat Ersin ilk teşekkürünü ailesine ve öğretmenlerine etti. İhlas Haber Ajansına konuşan Ersin, başarısının sırrının düzenli ders çalışma olduğunu belirterek, “Sabah 7’de kalkıyorum ve 8’de okulda oluyordum. Okuldan çıktıktan sonra keçileri dağda otlatıyorum. Keçileri otlatırken soruları çözüyorum ve sınavlara hazırlanıyordum. 13 keçim ile birlikte aslında ders çalışıyorum” dedi.

Çobanlık yaparak TEOG’da 116 net yaptı
“Köyde ve evde iş bitmiyor. Bir o yana bir bu yana iş için koşturuyorum, alışmayana zor olabilir ama alışana kolay geliyor” diyen Ersin, “Ev işinde her işi yaparım. 13 keçim var. Bazen keçilerle konuştuğum da oluyor. Okulda yaşadıklarımı paylaşıyorum. 466 puan aldım. İlk TEOG’da 109 ikinci TEOG’da 116 net yaptım” diye konuştu.

Hedefi kaymakam olmak
Kaymakam olmak istediğini ifade eden minik çoban Polat Ersin, “Feke’nin kaymakamı olmak istiyorum. İlçemize hizmetlerde bulunmak istiyorum. Burada yaşamak kolay değil düzgün bir yol yok, kışın dize kadar kar yağıyor, yol kenarları uçurum, şoförün bir hatasında direk gideriz. Şartlarımız zor, köy hayatı zor ama başarmak güzel bir duygu” şeklinde konuştu.
Ailenin en küçüğü olan Polat, ağabeylerinin kendisine çok büyük moral ve destek verdiğini belirterek, engelli olan bir kardeşini de ilerde tedavi ettirmek istediğini ifade etti. Polat, “Elimizden geleni onun için de yapmak isterim. Onun da bir yolu olursa, ilerleyen tıpla birlikte ilerde onu da tedavi ettirmek isterim” dedi. 

Beril Solmuşgül 

 

Şırnak’ın Aslanbaşar köyünde hayvanlarını otlatırken PKK’lı teröristler tarafından kaçırılan ve bu sabah cansız bedeni bulunan Tayip Fidan, köy camisinde kılınan cenaze namazından sonra defnedildi. Aslanbaşar köyündeki köy mezarlığındaki defin işlemlerine İl Jandarma Merkez Komutanı Yüzbaşı Levent Bal, Aslanbaşar Karakol Komutanı Başçavuş Serdar Ardıç, köylüler ve Fidan’ın akrabaları katıldı. Fidan’ın akrabaları cenaze merasiminde sinir krizleri geçirdi. Tayip Fidan’ın kızı 19 yaşındaki Züleyha Fidan, “Babam 64 doğumlu. Sakin kendi halinde yaşayan bir insandı. 8 gün önce gitmişti dün gelecekti. Saat 16.00’ya kadar bekledik gelmedi. Bize imdat çağrısında bulundular bizde gittik. Her yeri aradık göremedik. Akşam oldu eve gelmek zorunda kaldık. Sabah saat 07.00’de tekrar armaya gittik. 07.30’da gördük. Yerdeydi ensesinden vurulmuştu. Kolunu kırmışlardı. İnsafsızca işkence etmişlerdi. Babam çobandı hiçbir işle uğraşmıyordu. Sadece hayvanlarla ilgileniyordu. 8 kardeşiz, 7’si kız 1 erkek. Tek ağabeyim var. İkisi evle ilgileniyordu. Biz diğerleri kendi halinde yaşayan kızlarıydı evde kalıyorduk. Bir şeyle uğraşmıyoruz” dedi.

PKK’nın son dönemdeki sivillere yönelik saldırıları ile ilgili olarak Fidan, “Geçen sene amcamın oğlu katledildi. Haziran’ın 6’sında roketli saldırıda şehit düştü. Kınıyoruz hiçbir zaman arkalarında durmadık. Her zaman devletimizi, milletimizi koruduk, sevdik. Kınıyorum onlar yaşadığımız sürece bu bir acı olarak içimizde yaşayacak. Bu hiçbir şekilde Kürt halkı meselesi değil. Babam korucu değildi. Asker değildi. Sivildi yani. Bu insanlar sivilleri bile katlediyorsa ben hiçbir şey demiyorum. Görün, duyun, bilin, kendinize gelin milleti katleden insan değildir. Allah’tan korkmayandan korkacaksın. Sonsuza kadar onları kınıyorum” ifadelerini kullandı.
Yapılan duaların ardından cenaze toprağa verildi. 

Melih Yiğit
 

Aksaray Damızlık Koyun Keçi Yetiştiricileri Birliği başkanı Mahmut Aktürk, artık kimsenin köylerde yaşamak istemediğini belirterek, çobanın da bu yüzden bulunamadığını söyledi. Çobanlığın hayvancılık sektöründeki en önemli enstrüman olduğuna dikkat çeken Aktürk, “Hayvancılığı yapabilmek için en önemli enstrüman çoban, mera ve pazar sorunu. Türkiye’de küçükbaş hayvancılık noktasında çobanlıkla ilgili çok sıkıntılar var. Çünkü hiç kimse çobanlık yapmak istemiyor. Aslında gelir olarak da Türkiye’deki asgari ücretin bin 400 lira olduğunu düşünürsek bunun 2-3 katına varan maaşlar ödeniyor ama buna rağmen çoban bulmakta güçlük çekiyoruz” dedi.

“İnsanlar köyde yaşamak istemeyip, şehre göçüyor”

Çoban sıkıntısındaki en önemli faktörün köyden kente göç olduğunun altını çizen Başkan Aktürk, “Çünkü insanlar köyde kalmıyorlar. Özellikle genç nüfus köylerde yaşamak istemiyor. Şehirlere ciddi anlamda göç var. Bu genç nüfusu köyde tutabilirsek hem çobanlık yapar, hem çiftçilik yapar, üretim yapar. Ama ne yazık ki genç nüfusu köylerde tutamıyoruz” diye konuştu.

“Çobanlara kız bile verilmiyor”

Çobanlara artık kız bile verilmediğine değinen Başkan Aktürk, “Çobana kız bile vermiyorlar. İşte sigortası yok diyorlar, güvencesi yok, belli bir işi yok, sürdürülebilir değil, her yıl bu işi yapabilir mi? Herkes bir iş peşinde, bir ay peşinde. Yani sosyal hayat noktasında çok ciddi anlamda sıkıntıları var. Çobanlık çok zor bir meslek aslında. O yüzden insanlar çobanlık yapmak istemiyorlar. Bu işi çözmek noktasında da hükümetimiz çeşitli adımlar attı. İşte çobanlık mesleğini sevdirmek için çobanların sigortasının bakanlık tarafından karşılandığı bir ortam da var” şeklinde konuştu. 

Yasin Can

İzmir’in Seferihisar ilçesine bağlı Sığacık Mahallesi’nde yaşayan evli ve bir çocuk annesi Leman Sudağ, babası gibi küçükbaş hayvancılıkla uğraşan kayınpederi ile birlikte Milli Eğitim Bakanlığı Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğü ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı işbirliğinde düzenlenen Sürü Yönetim Elemanı programına katılarak sertifika aldı. Sertifikalı çoban olmasıyla kendilerine ait 500 küçükbaş hayvana çobanlık eden Sudağ, modern görünümüyle de dikkat çekiyor.

“Severek yaptıktan sonra hiçbir iş zor değil”

Hayvan sevgisinin küçük yaşlardan geldiğini belirten Sudağ, sertifikalı çobanlık sürecini şu sözlerle anlattı:
“Babam da kayınpederim de küçükbaş hayvancılıkla uğraşıyor. 2014 yılında kayınpederimle birlikte Milli Eğitim Bakanlığı Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğü ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı işbirliğinde düzenlenen ‘Sürü Yönetim Elemanı’ programına katıldım ve belgemi aldım. Çobanlık sertifikamı aldıktan sonra zaman zaman 500 küçükbaş hayvanımızı gütmeye geliyorum.”
Sürüyü sağlıklı bir şekilde çoğaltmak istediklerini ve küçükbaş hayvancılığın getirisinin çok olduğunu söyleyen Sudağ, “Severek yaptıktan sonra hiçbir iş zor değil” dedi.

“Ağaç gölgesinde radyomu dinliyorum”

Sürü otlarken ağacın gölgesinde eline radyosunu alıp güzel bir şarkı eşliğinde kafa dinlediğini kaydeden Sudağ, “En güzel keyif bence bu. Zaman zaman 3 yaşındaki kızım Göksu’yu da temiz hava alsın diye yanımda getiriyorum. Güneş gözlüğü, güneşe bakamadığım için çobanlık yaparken vazgeçilmez aksesuarım. Spor ayakkabılarımı da rahat olduğu için giyiyorum. Bana ‘modern çoban’ denilebilir. Sürüyü güttükten sonra ev hanımlığı başlıyor. Evin pek çok işi de bana bakıyor ama hepsine yetişiyorum. Hayatımdan memnunum” diye konuştu.

“Eğitim şart”

Sürü yönetmek için eğitim almanın önemine vurgu yapan Sudağ, şunları söyledi:
“Küçükbaş hayvancılıkla uğraşan kadınlar da bence bu belgeyi alsınlar, ihmal etmesinler. Ben eğitim almadan önce pek çok konuyu bilmiyordum. Kaç çeşit hastalık var, hangi otlar zararlı, hamile olanlar hangi otları yememeli, doğum anında ne yapılmalı, hepsini eğitimlerle öğrendim. 

Ceren Atmaca – Halil Karahan
 

Türkiye’nin her yerinden katılım beklediklerinin altını çizen Ankara Büyükşehir Belediyesi Kırsal Hizmetler ve Jeotermal Kaynaklar Dairesi Başkanı Özgür Güven, günümüzde eğitimli ve deneyimli çoban bulmanın çok zor olduğunu, düzenledikleri fuar ile çobanlık mesleğinin önemini tüm Türkiye’ye hatırlatmak istediklerini belirtti.

Ankara Atatürk Kültür Merkezi’nde, 18-21 Mayıs 2017 tarihleri arasında gerçekleşecek olan ‘’Anadolu Yetiştiriciler, Canlı Hayvan ve Çobanlar Fuarı’’, Türkiye’nin doğusundan batısına tüm çobanları Ankara’da buluşturacak. Çobanların yanı sıra kırsal alanda hizmet alan ve hizmet veren herkesi kapsayacak olan fuar ile çobanlık mesleğinin değeri de vurgulanacak. Ayrıca fuarda Ankaralı tüketiciler Türkiye’nin 7 bölgesinden gelen üreticilerle buluşacaklar.

Toplamda 54 bin metrekare alana kurulacak fuarın 10 bin metrekarelik açık alanında uygulama çiftlikleri kurulacak, canlı hayvanlar sergilenecek ve çeşitli etkinlikler düzenlenecek.

Profesyonel çoban dönemi

Ankara Belediyesi Kırsal Hizmetler ve Jeotermal Kaynaklar Dairesi Başkanlığı ana sponsorluğunda düzenlenecek olan fuar çalışmaları hakkında bilgi veren Daire Başkanı Özgür Güven, “Şehirde beklediği geliri elde edemeyen, yaşam koşullarının ağırlığından mağdur olan, yaşam standartlarından memnun olmayan veya modern hayatı değil de doğayı, sadeliği özleyen vatandaşlarımıza çağrıda bulunuyoruz: Köye ters göçü destekliyoruz. Bu konuda ciddi çalışmalarımız var ve her türlü öneriye açığız. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, Tarımsal Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu, Kalkınma Ajansları gibi devlet kuruluşları bu tür projelere destek olmakta” dedi.

Kalifiye çoban bulmak zorlaştı

Ülke genelinde çoban sayısında azalma gözlemlendiğinin altını çizen Güven, “İnsanlar artık çobanlık yapmak istemiyor, çoban sayısında büyük bir azalma oldu. Bu nedenle çoban maliyetleri çok yüksek. Çobanlık sürekli arazide dolaşmayı gerektiren zor ve zahmetli ve bir o kadar da önemli bir meslektir. Eğitimli, yetiştirilmiş çiftçi ve çobanlara ihtiyacımız var. Çobanlar genel olarak eğitimsiz. Eski dönemlerin deneyimli çobanları bulunamıyor. Kalifiye çoban bulmak zorlaştı. Bugüne kadar Türkiye’de tarım ve hayvancılık alanında birçok fuar gerçekleştirildi. Ancak ilk kez, içinde ‘çoban’ adının geçtiği bir fuar düzenlenecek. Bu fuar aracılığı ile projelerimizi duyurmak, mevcut yetiştiricileri bilinçlendirmek ve yeni yetiştiriciler bulmak hedefindeyiz” ifadelerine yer verdi.

“Ankara’nın göbeğine çiftlik kuracağız’’

“İlk üretimi gerçekleştiren ve ülke ekonomisine büyük katkı sağlayan çiftçiler ve çobanlardır” diyen Güven; “Ankara’nın göbeğine bir çiftlik kuracağız, vatandaşı çobanlarla buluşturacağız. Bu fuarla birlikte yediğimiz etin, içtiğimiz sütün, giydiğimiz yünün hangi zahmetlerle üretildiğini görecek, üretimin ve üreticinin değerinin daha çok farkına varacağız” dedi.

18 – 21 Mayıs 2017 tarihleri arasında gerçekleşecek olan Anadolu Yetiştiriciler, Canlı Hayvan ve Çobanlar Fuarı, Türkiye’nin doğusundan batısına tüm çobanları Ankara’da buluşturacak. Çobanların yanı sıra yetiştiricileri ve çiftçileri de kapsayacak olan fuar, Ankara Atatürk Kültür Merkezi’nde ziyaretçileri kabul edecek.