Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Bekir Bozdağ, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde gerçekleştirilen Bakanlar Kurulu toplantısının ardından kameraların karşısına geçti. Bugün meydana gelen uçak kazasında 3 askerin şehit düştüğünü hatırlatarak sözlerine başlayan Bozdağ, ailelerine ve yakınlarına başsağlığı diledi. Meydana gelen olayla ilgili hem adli hem de idari tahkikat başlatıldığını anlatan Bozdağ, tahkikatlar bittiği zaman olayın gerçek nedeni hakkında daha net fikir sahibi olunacağını ifade etti. Bakanlar Kurulunun OHAL uygulamasının 3 ay daha uzatılması hususunu değerlendirdiğini belirten Yıldırım, “OHAL’in 3 ay daha uzatılmasını benimsemiş, bu konuda hazırlanan tezkere TBMM Başkanlığına gönderilmiştir” dedi.

FETÖ, PDY terör örgütü başta olmak üzere PKK, DEAŞ, DHKP-C ve diğer terör örgütleri ile etkin ve kararlı bir mücadele yapıldığını belirten Bozdağ, “Bugüne kadar OHAL uygulaması vatandaşlarımızın rutin hayatında herhangi bir değişikliğe yol açmamıştır. OHAL, Türkiyemizin OHAL’den çıkıp olağan döneme dönmesi için hükümetimizin ve ilgili görevlilerin etkin ve hızlı karar alma, alınan kararları etkin ve hızlı biçimde uygulaması bakımından önem arzetmektedir. Bundan sonra da vatandaşlarımızın hayatında bir olağanüstülük yaşanmayacaktır. Terör örgütleri bakımından olağanüstü bir irade ile güçlü bir mücadele devam edecektir, onların hayatlarında OHAL’in yansımaları elbette görülecektir. OHAL uygulaması parlamentonun kabulünden sonra uzatılmış olacaktır” ifadelerini kullandı.

Bozdağ, açıklamaları sonrası gazetecilerin sorularını cevapladı. Afrin operasyonuna ilişkin soru üzerine Bozdağ, “Türkiye, sınır güvenliği bakımından tarihinin en kritik döneminden geçiyor. Çok önemli tehditler ve risklerle karşı karşıya. Suriye’de yaşanan hadiseler, Türkiye’nin toprak bütünlüğü, sınır güvenliği, vatandaşlarımızın ve bölgede yaşayan bütün insanların can ve mal güvenliği bakımından son derece önemli gelişmeler. Burada olup bitenlerin Türkiye’nin sınırlarını tehdit ettiğini hep beraber görüyoruz. Son günlerde Suriye sınır güvenliği görev gücü adı altında terörist bir ordu oluşturulması çabaları, gayretleri net şekilde gözüküyor. Hem bölgede terör koridoru oluşturulması, hem bu terör koridorunun güvenliği için sınır güvenliği adı altında terörist bir ordunun oluşturulması, bu oluşumun desteklenmesi, Türkiye’nin toprak bütünlüğü, sınır güvenliği, vatandaşlarımızın can ve mal emniyeti ve milli güvenliğimiz bakımından açık bir tehdittir. Bunu herkesin böyle görmesi lazım. Türkiye, kendi milletinin ve devletinin, Türk milleti ve Türk devletinin bekası söz konusu olduğu zaman riskleri ortadan kaldırmak, tehditleri yok etmek gerektiğinde bunları tereddütsüz yapacaktır. Bazen riskleri ortadan kaldırmakla netice alınamayabilir. O zaman daha büyük riskleri göze almak gerekebilir” diye konuştu.

Bozdağ, konuşmasında şunları kaydetti: 

“Türkiye, Türk milleti ve Türkiye devletinin bekası için riskleri ve tehditleri kaldırmanın dışında daha büyük risk gerektiren ve onunla ilgili adım atmayı gerektiren bir husus olduğunda bu adımı atmaktan çekinmeyecektir. MGK sonrası yapılan açıklamada da bu kararlılık açık bir şekilde vurgulanmıştır. Türkiye, bir terör koridoru oluşturulmasına ve her türlü tahkimatın yapılmasına bugüne kadar defalarca karşı olduğunu söyledi. Yapılan yanlışlıklara vurgu yapıldı. DEAŞ terör örgütüyle mücadele bahanesiyle PKK’nın Suriye’deki uzantısı PYD, YPG ile işbirliği yapılmasının yanlışlığını da vurguladı. Bunlara silah yardımı yapılmaması gerektiğinin defalarca altını çizdi. Ortaya çıkan sonuçlar tamamen söylediklerini yalanlayan sonuçlar oldu. Türkiye bu noktada sabrının son noktasına gelmiştir. Türkiye’nin bundan sonraki gelişmelere kimse daha fazla sabır göstermesini beklememelidir. Bu konuda atılması gereken adımlar neyse Türkiye bunları atmakta kararlıdır.”
Rusya’nın Afrin operasyonuna bakışı ve ABD ile gerçekleştirilen temasların sorulması üzerine Bozdağ, “Afrin’de ve Suriye’nin diğer bölgelerinde yaşanan gelişmelerle ilgili Türkiye, diplomatik kanalları bugüne kadar sonuna kadar kullandı. İlgili görevlilerin hepsi muhataplarıyla özel görüşmelerde bu konular defalarca masaya yatırıldı. Biz, bugüne kadar ABD’ye PKK terör örgütüdür, PYD, YPG bunun koludur dedik. Diplomatik kanallarla meydana gelen gelişmeler değerlendirildi, Türkiye ne istediğini çok net söyledi. PKK’nın Suriye uzantısı PYD-YPG ile ABD işbirliğini tercih etti. Bir terör örgütüne karşı başka bir terör örgütüyle mücadele etme yanlışlığını işledi. Arkasından terör örgütüne silah vermeyin dedik, verilen silahlar sadece DEAŞ terör örgütüne karşı kullanılacak silahlar da değil. DEAŞ terör örgütünün hava unsurları yok. Baktığınızda o silahların içinde hava unsurlarına karşı kullanılacak silahlar da var, binlerce tır silah verildi. Bize şunları söylediler, biz seri numaralarını alıyoruz, verdiklerimizi geri toplayacağız. Biz, arazide hangi silahların verildiğini, bunların ne kadar olduğunu çok net bir şekilde biliyoruz. Bizim elimizde de listeler, net bilgiler var. Biz orada verilen sözlerin, yapılan açıklamaların arazide de yansımasını hep arzu ettik. Konuşuldu, ama arazide tam tersi oldu. Sözlerin doğruluğu icraatıyla teyit edilirse o zaman doğru sonuç ortaya çıkar. Arazide başka şeyler yaptılar, biz buradan tekrar çağrıda bulunuyoruz” ifadelerini kullandı.

“Biz buradan tekrar çağrıda bulunuyoruz, PKK’nın Suriye’deki kolu PYD-YPG’ye verilen silahların ellerinden alınması önemli” diyen Bozdağ, “PYD, YPG’ye ABD’nin verdiği desteğin derhal sonlandırılması son derece önemlidir. Bölgede terör koridoru oluşturma çalışmalarından vazgeçilmesi ve terörist bir ordu oluşturulması gayretlerine çabalarına destek verilmemesi gerekir. Çünkü biz ABD ile müttefikiz. Stratejik ortak, model ortak, NATO’da birlikte çalışmak, böyle bir durumda yapılması gerekenler bellidir ama arazide yapılanlara baktığınızda uzaktan yakından alakası yok. NATO’da müttefikimiz olan ABD’nin Türkiye’nin tehdit eden terör yapılanmasına destek vermesi kabul edilebilir mi, edilemez. İzah da edilemez. Biz açıklamalara bakacağız ama açıklamaların arazideki uygulamalarına bakacağız. Sütten ağzımız yandı, onun için yoğurdu üfleyerek yiyeceğiz. Biz süreci yakınen takip ediyoruz. Bu süreçte hem ABD hem Rusya ile görüşmeler ilgili bakanlarımız ve yetkililer tarafından sürdürülüyor. Onlarla da istişare ediliyor. Türkiye, bu istişareler olumlu olumsuz nasıl gelişir o ayrı bir konu. Türkiye’nin atması gereken adımları atmak için kimseden icazet almaya ihtiyacı yoktur. Ülkemiz ve milletimizin geleceği için daha büyük riskleri almamız gerektiğinde biz bu riskleri almaktan çekinmeyeceğiz. Atmamız gereken adımları atmamız gerektiğinde geri durmayacağız” açıklamasında bulundu.  

ABD’nin Suriye’ye yönelik açıklamalarının sorulması üzerine Bozdağ, “DEAŞ terör örgütüyle en etkili, en kararlı mücadele yapan tek ülke vardır, o da Türkiye Cumhuriyeti Devletidir. Biz hem Irak’ta hem Suriye’de hem de Türkiye’de etkili ve kararlı mücadele ettik ve bu terör örgütüne en büyük zayiatı da Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve onun güvenlik güçleri vermiştir. Bizim bu noktada ortaya koyduğumuz irade, attığımız adımlar çok nettir. Ancak, PKK’nın Suriye kolu PYD-YPG ile işbirliği içerisinde ABD’nin yaptığı Rakka operasyonu o operasyonun gelişmeleri daha dün gibi hepimizin hatırasında tazedir. DEAŞ’ı yok etmek için orada operasyon yaptığını söylüyorlar ancak Rakka’da gördüğünüz DEAŞ terör örgütü, PKK’nın Suriye kolu PYD-YPG ile anlaştı ve PYP-YPG’li teröristler ABD’nin de bilgisi dahilinde bir koridor açtı, DEAŞ’lı teröristler o koridordan araçlara dolup oradan ayrıldılar. Bu ne biçim mücadele?” diye konuştu.

Bozdağ, açıklamasını şöyle sürdürdü: “Siz, DEAŞ’lı teröristleri yok etmek için mücadele ediyorsunuz ama onları kurtarmak için anlaşma yapılıyor ve o teröristler oradan ayrılıp başka bir noktaya doğru gidiyor. Nereye gittikleri o da belli ki anlaşma içerisinde var. Burada samimi bir mücadele olmadığını çok net bir şekilde görüyoruz. Geçenlerde basına da yansıdı, bazı DEAŞ’lı teröristlerin PYD-YPG saflarına katıldığı ve onlarla beraber mücadele edeceğine dair açıklamaları gördük. Burada samimi bir mücadele olduğuna inanmıyorum. DEAŞ bahane edilmek suretiyle bölgede siyasal hedefler doğrultusunda çalışmalar yapılıyor ve biz bu çalışmaları hepimiz görüyoruz. İzaha gerek yok, her şey ortada, her şey açık. Şu anda DEAŞ terör örgütü diye bir örgüt neredeyse kalmadı. Eğer öyleyse sadece DEAŞ terör örgütünü imha etmek yok etmek maksadıyla ABD bölgede bulunuyorsa o zaman bu kadar silahı nereye veriyor, niye veriyor? Çünkü, ortada DEAŞ terör örgütü diye bir örgüt neredeyse kalmadı. Onun için bu işbirliğinin, DEAŞ sadece kılıfıdır. Eğer gerekçe DEAŞ’sa artık buna ihtiyaç kalmamıştır.”

Afrin operasyonunun ne zaman başlayacağına ilişkin soru üzerine Bozdağ, “Suriye’de bir terör koridoru oluşmasını, oluşturulmasını engellemek. Suriye sınır güvenliği kılıfı altında oluşturulmak istenen terör koridorunun güvenliğini sağlamak için ordu kurulmasına, kurdurulmasına mani olmak. Suriye sınırından Türkiye’ye yönelecek her türlü tehdidi etkisizleştirmek, ülkemizin güvenliğini korumak bakımından Türkiye Afrin ve diğer yerlerde Türkiye’nin söylediklerinin gereği yapılmadığı takdirde kendi hukukumuzu korumak için kararlı bir şekilde adımlarımızı atacağız. Atacağımız adımları başkaları ne der demeden atacağız. Bu ne zaman olacak? Bu tabii şu dakikada, şu saatte olacak diye bir açıklama yapmamız doğru değil. Bunun kapsamı nedir, ne kadar sürecek, bunu ilgililer kendileri açısından değerlendiriyorlar. Adım atma konusu bu takvim çerçevesinde yapılacaktır” ifadesini kullandı.

Seçim ittifakı ve uyum yasalarına ilişkin soruya Bozdağ, “Uyum yasaları konusu son derece önemli. Sayın Cumhurbaşkanımız, partide uyum yasaları ile ilgili çalışan ekip oluşturdu. Alt komisyonda ve üst komisyonda değerlendirilecektir. Çalışmanın yöntemi, takvimi ve dikkate alınacak hususlar değerlendirildi, herkes kendi kanaatlerini söyledi. Şimdi, irade alındı, bu irade çerçevesinde çalışmalar hızlı bir şekilde devam edecektir. Tabii bu çalışmalar sırasında MHP ile de aynı şekilde görüşülecektir. Ayrıca, öncelik sonralık sırasına da baktığımızda seçim nedeniyle Seçim Yasaları ve Siyasi Partiler Yasalarının anayasadan kaynaklı zorunluluk nedeniyle bir önceliği var. O nedenle mahalli seçimler ve diğer seçim kanunları siyasi partiler kanunu gibi kanunlar gibi kanunlardaki değişiklikler Mart’tan önce parlamentodan geçmesi gerekiyor. Parlamentonun gündemine gelecek ilk yasaların Siyasi Partiler ve Seçim Kanunlarına ilişkin uyum yasaları ve bu çerçevede uyum dışında da yapılması gereken düzenlemeler varsa, bunlar gelecektir. Yerel yönetimlerle ilgili yasalar da öncelik alabilir ama diğer yasalar da tamamlandıkça gelecektir. 2018 uyum yasaları ile hükümetimiz ve Meclisimizin meşgul olacağı bir yıl gibi gözüküyor” cevabını verdi.

Bozdağ, CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’nun açıklamaları ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan özür dilemesine ilişkin, “İl Başkanının kimliği, kişileri, yaptıklarına dair de kamuoyuna pek çok haber yansıdı. CHP’nin İstanbul gibi Türkiye’nin en büyük ilinin başkanlığını devletine ‘seri katil’ diyen, toplumun milli ve manevi değerlerine saygısı olmayan, onlara hakarete varan yaklaşımlar ortaya koyan, ecdadımıza, tarihimize iftira eden, sokak eylemcisi, terör örgütlerine müzahir olduğu yaptığı bütün açıklamalardan belli olan marjinal zihniyete sahip birisinin İstanbul İl Başkanı seçilmiş olması gerçekten manidardır. Türkiye adına ve CHP adına üzüntü verici bir durumdur. Anlaşılır gibi değil. CHP bu tutumuyla, marjinal bir zihniyetin yanında saf tutmuştur. CHP’yi marjinal bir zihniyetin, terör örgütüne müzahir çevrelerin etkisine sokmuştur. Şu an bu çok net bir şekilde gözüküyor. Buna da en büyük itirazı CHP’ye gönül veren vatandaşlarımızın yapacağını görüyorum” dedi.

CHP’nin gittikçe marjinalleştiğini belirten Bozdağ, “Biz bundan fevkalade rahatsızız. Anamuhalefet Partisinin bu tür şeylerden uzak durması lazım. Bunun cevabını halk verecektir. Demokrasi, sandık var. Benim CHP’ye tavsiyem, yanlış hesap Bağdat’tan döner derler. Bu hesabı Bağdat’a göndermesin. Çünkü bu yanlış hesabın bedeli sandıktan görülecektir. Sandığa kadar buna izin vermemeleri onların menfaatine olur. Türkiye’de ilk defa böyle bir il başkanı oldu, ondan dolayı tepkimizi ortaya koyduk” diye konuştu.

Bozdağ, taşeron kadrolar ve KİT’lere ilişkin soru üzerine, “Sayın Başbakanımız yaptığı açıklamada KİT’lerde çalışan işçilerin kadroda olmayanların kadroya alınmasına ilişkin yöntem ortaya koydu. O da şu, KİT’lerin tamamı Hazine’ye ait. Onların da kadro ihtiyacı oluyor zaman, bu kadro ihtiyacı olduğu zaman bunlar belli usülde kadrolu işçi alıyorlar. Bu ihtiyaç Hazine tarafından karşılanacak. Oraya işçi alımı da KİT’lerden öncelikle karşılanacak. Kadro verildikçe taşeronda çalışan veya KİT’lerde çalışan işçiler o verilen kadrolara geçirilmiş olacaktır” ifadelerini kullandı. 

Enise Vural
 

Sudan’da bulunan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a Hartum Üniversitesi tarafından fahri doktora unvanı verildi. Sudan Milli Eğitim Bakanı Sümeyya Abukashawa’nın fahri doktora unvanı verdiği törende konuşan Erdoğan, “Tarihi Hartum Üniversitesine fahri doktora unvanı için ayrıca şükranlarımı sunuyorum. Afrika’nın önde gelen üniversiteleri tarafından böyle bir unvana layık görülmek şahsım için büyük bir onur” dedi.

Erdoğan, “Her gittiğimiz yerde tıpkı Sudanlı kardeşlerimizin heyecanına Türkiye ve milletine yönelik derin şahitlik ediyoruz. Sudan’ın her alanda katettiği mesafeyi görme imkanı bulduk. Sudanlı kardeşlerimizi sıkıntıya sokan haksız yaptırımların kalkmasıyla daha hızlanacağına inanıyorum. Böyle yaptırımlar zinciri olabilir mi? Emperyalist güçler bunu hep yaptılar. Zannediyorlar ki bu güç hep daimidir. İnanıyorum ki haklı olan güçlüdür ve güçlü olmaya devam edecektir. Ambargodan dolayı Sudanlı kardeşlerim çok acı çekti. Sudanlıların istikbalinden seneler çalındı. Türkiye olarak her fırsatta bu yaptırımları doğru bulmadığımızı ifade ettik. Sudan halkını cezalandıran yaptırımların makul gerekçesi kalmamıştır. Suda’nın zor günlerinde de yanında olduk, olacağız. Sivil toplum kuruluşlarımızla tehdit ve şantajlara boyun eğmeden imkanlarımızı Sudanlılara seferber edeceğiz. Sudan halkının yanında olmayı sürdüreceğiz. Ömer el Beşir’in sağduyulu liderliği altında Sudanlı kardeşlerimin sabır ve dayanışmasıyla Sudan’ın hem bölgesel hem uluslararası alanda hak ettiği konuma geleceğine inanıyorum” dedi.

“DEAŞ, PYD gibi gibi terör örgütlerini taşeron olarak kullanıyorlar”

İslam dünyasının bölünmek istendiğini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “İsrail devlet terörü uygulamıyor mu? Onunla beraber olanlar devlet terörü uygulamıyor mu? 29 yaşında sendromlu Muhammed’i taciz edenler devlet terörü uygulamıyor mu? Bunları biz görüyoruz da Batı dünyası görmüyor. Haksızlık karşısında susan dinsiz şeytandır. İslam dünyası bir kez daha bölünmek, parçalanmak isteniyor. Afrika’nın bazı ülkelerinde olduğu gibi insanları birbirine düşürerek son derece kanlı senaryo uygulanmaya çalışılıyor. Bir damla petrolü bir damla kandan kıymetli gören sefil anlayış, zenginliklerimizi gasp etmek için bizi birbirimize kırdırıyor. Ekonomik yaptırımları silah olarak kullanıyorlar. Kimi zaman halkın iradesine dayanan yönetimleri darbeyle tasfiye etmeye çalışıyorlar. DEAŞ, PYD gibi gibi terör örgütlerini taşeron olarak kullanıyorlar. Modern sömürgeciler için tek değer elmastır, altındır, petroldür. Onların kıymet verdiği şey yer altı kaynaklarımız ya da yer üstü pazar potansiyelimizdir. Onlar için mesele insan değil, onlar için tek mesele para, çıkar menfaatidir. Onların çiğnemeyecekleri tek değer yoktur. Afrika halkı yarım asır sonra bile o meşhur dönemin bedelini ödüyor. Gelecek Afrika kıtasının olacaktır. Yeter ki dik duralım, gayret edelim, eğilmeyelim” diye konuştu.

“Sırtımızı kardeşlerimize dönersek uçuruma yuvarlanmış oluruz”

Erdoğan, “Birçok Afrika ülkesinde halk sefalet içinde yaşarken, ülkenin zenginlikleri Batılılar tarafından gasp ediliyor. Açlık, kıtlık, yoksuluk dolayısıyla binlerce evladını Akdeniz’in azgın dalgasına kurban veriyor. Pek çok liderin mevcut düzene itiraz ettiğinde nelerle tehdit edildiğini kendi ağızlarından dinliyorum. Her firavunun karşısına zulüm ve düzeni yerle yeksan edecek Musa çıkar biliyoruz. Müslümanlar olarak basiret, ferasetle hareket etmemeliyiz. Sömürgecilerin oyununa gelirsek o zaman kaybederiz. Sırf belli güçler öyle istiyor diye sırtımızı kardeşlerimize dönersek uçuruma yuvarlanmış oluruz. Birbirimize kenetlenirsek üstesinden gelemeyeceğimiz engel yoktur” dedi.

“128 ülke şantaj ve tehditlere rağmen tasarı lehine oy kullandı”

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinde Kudüs konusunda alınan karara da değinen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Amerika’nın Kudüs kararı karşısında Müslümanların sergilediği uhuvet bu anlamda kırılma noktası olmuştur. Sadece Müslümanlar değil aklı selim Hristiyanlar da Amerika’nın kararına direnmiştir. Konuyu önce Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyine, sonra Genele Kurula taşıdık. 14 ülke tasarıya evet demesine rağmen Amerika’nın vetosu nedeniyle karar çıkmadı. Genel Kurul sürecinde 128 ülke şantaj ve tehditlere rağmen tasarı lehine oy kullandı. Amerika’nın yanında 15 ülke bulundu. Onlar da nüfusu 15 bin 30 bin olan ülkecikler. Amerika’nın Kudüs kararının hukuksuzluğu tüm dünya tarafından kabul edilmiş oldu. 15 gün içinde elde edilen sonuç hepimizin zaferidir” şeklinde konuştu.  

Müştak Saygın
 

Hakkari’nin Yüksekova ilçesinden özel uçakla Şırnak Şerafettin Elçi Havalimanına inen Erdoğan ve beraberindeki heyet, helikopterle Şırnak merkeze geldi. Helikopterle 23. Sınır Jandarma Tümen Komutanlığı’na inen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve beraberindeki heyet daha sonra otobüsle kongrenin yapılacağı salona geçti. Salonun önünde toplanan kalabalığa seslenen Cumhurbaşkanı Erdoğan, ABD’nin Kudüs kararında yalnız kaldığını söyledi. Erdoğan, “Çıktığımız bu yolda 16 yıl önce Aşık Veysel’in ‘Uzun ince bir yoldayız gidiyoruz gündüz gece’ diliyle konuştuk. Şimdi gündüz gece yine yoldayız. Yürüyeceğimiz çok yol var. Biz sizleri Allah için sevdik. Beni yaradan Allah sizleri de yarattığı için sevdik. Güç, kuvvet bunların hiç birisi bizim için bir değer ölçüsü değildir, kardeşlerim işte BM’lerde biliyorsunuz Kudüs ile ilgili bir oylama yapıldı. Bizler bir hafta önce İstanbul’da İslam dünyasını topladık ve yaptığımız çalışma ile ABD yanına sadece İsrail’i aldı. Bunun dışında 15-20 bin nüfusu olan 7 ülke aldı. 128 ülke bizimle birlikte hareket etti. Mesele nedir, mesele istediğiniz kadar zengin olun, istediğiniz kadar dolarlarınız, atam bombalarınız olsun hepsi bir kenara önemli olan samimiyettir. 128’e 9 çıktı karar” diye konuştu.

“Yapacağımız işler çok”
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, yapacak çok işlerinin olduğunu belirterek çalışmaya devam edeceklerini söyledi. Erdoğan, “Şimdi çalışmaya devam edeceğiz. Yapacağımız işler çok, Şırnak, Hakkari ve ülkemizin tamamında yaptığımız gibi. 15 yıl önce Türkiye neydi, bugün ne, nereden nereye geldik. Üniversite, hastane, havalimanı, duble yollar var mıydı? Şimdi bunların hepsi var mı? Batıda ne varsa doğuda o olacak dedik” ifadelerini kullandı.

“Çukurlara, çukurları açanları gömdük”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasında teröristlere vurulan darbeden de bahsetti. Teröristleri açtıkları çukurlara gömdüklerini belirten Erdoğan, “Fakat yeterli mi değil, daha çok hizmet olması lazım. Neden olmadı terör, terör, terör. Şimdi bu terör belasından sıyrılıyor muyuz? Çukurlara, çukurları açanları gömdük mü, inlerine girdik mi yeniden Şırnak şekilleniyor mu, yeniden binalarımız yapılıyor mu? Bütün bölge bir başka oluyor, Diyarbakır bir başka oluyor. İstiyoruz doğu ve güneydoğu batıda ne varsa burada da aynısı olsun. Halkımızın refah seviyesi de yükselmeye başladı” dedi.

“Türkiye 80 milyonuyla tek millet olacaktır”
Konuşmasında ülkeyi bölmeye çalışanlara fırsat verilmemesi gerektiğini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, açıklamalarını şöyle sürdürdü:
“Benim sizden bir ricam var, Türküyle Küdüyle, Lazıyla, Çerkeziyle, velhasıl 80 milyonuyla tek millet olacağız. Bölmek, parçalamak ayrımcılık yok. Asıl olan bu dünyada hoş bir seda bırakmak, işte bunun için çalışacağız. Tek bayrak dedik, bayrağımız rengini şehidimizin kanından alıyor. Bayrağımıza eş kimse ortak koşmasın. Biz bu bayrak için şehitler verdik hala veriyoruz. Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır, toprak eğer üstünde olan varsa vatandır. Bu vatanı kimse bölemez bölmeye gayret edenler bedelini ağır ödedi, öderler. Tek devlet diyoruz, bizim devletimiz tektir. Türkiye Cumhuriyeti devletinden başka kimse bize her hangi bir devlet dayatma yoluna gelmesin. Bütün bu olanlara karşı bir olacağız, diri olacağız, kardeş olacağız, hep birlikte Türkiye olacağız. Bunu başaracağız. Taşıma suyla değirmen döndürmeyin işimize bakalım. Bizim derdimiz daha modern bir Şırnak, Hakkari nasıl olur biz buna bakıyoruz. Ben Şırnak’ın bataklıklar içerisinde olduğunu da biliyorum. O zamanlarda da geldim Şırnak’a. Şerafettin Elçi havalimanını buraya boşuna yapmadık, Şırnaklılar yolda eziyet görmesin diye yaptık. Kongremizi de hayırlısıyla bitirelim diyoruz.”
Erdoğan daha sonra kongrenin yapılacağı salona geçti.

Aydın Yorat – Ejder Ediz Işık – Melih Yiğit – Serdar Gükçe 

 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı’nda düzenlenen 4. Necip Fazıl Ödülleri 2017 programına katıldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yanı sıra törene Başbakan Yardımcısı Hakan Çavuşoğlu, Kültür ve Turizm Bakanı Numan Kurtulmuş, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak, Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Ahmet Arslan, İstanbul Valisi Vasip Şahin, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Mevlüt Uysal ve çok sayıda davetli katıldı.

“Türk milleti olarak dünyaya son sözümüzü söylemedik”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, yaptığı konuşmada, “Eğer bugün içeriden ve dışarıdan sürekli saldırılara maruz kalıyorsak, iftiralara uğruyorsak, davamıza ve onun uğruna adadığımız canımıza kast ediliyorsa sebebi bu mücadeleden vazgeçmiyor olmamızdır. Geçmişte olduğu gibi otur denildiğinde otursak, gel denildiğinde gelsek bu saldırıların hiçbiriyle karşılaşmayız. Biz şu veya bu gücün ne dediğine değil, sadece Allah’ın ve milletin ne dediğine baktık. Türk milleti olarak daha dünyaya son sözümü söylemedik. Biz şu anda tavan yapıyoruz. O dönemleri yaşamış olsaydınız, bugünü mukayese daha rahat olacaktı. Nereden nereye geldik. Eğer artık bir Betül kızımız varsa, bugün onlar üniversitelerde, bilimde, her türlü yarışın içinde yer alıyorsa, dibe çakan değil tırmanan bir nesil vardır” şeklinde konuştu.

“Suriye’de bütün Müslümanların geleceğini hedef alan senaryoyu biz bozduk”
“Müslümanlar olarak son sözümüzü söylemedik” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Milyarlarca Müslüman olarak son sözümüz henüz ağzımızdan çıkmadı. Her şeyin zamanı olduğu gibi bu büyük inkılabında zamanı var. Bir yandan kendimizi büyütmenin ve o güne hazırlanmanın mücadelesini verirken, her türlü zulme ve ahlaksızlığa karşı şikayetimizi dile getirmekten geri durmayacağız. Elimizde düzeltemiyorsak, dilimizle onunla da bir şey yapamıyorsak kalbimizle yapacağız. Kalple yapmaktan dille yapma derecesine çıktık. İnşallah haksızlıkları elle düzelteceğimiz günleri de göreceğiz. Bunun ilk adımlarını atmaya başladık. Suriye’de tüm Müslümanların geleceğini ilgilendiren senaryoyu biz bozduk” diye konuştu.

“Kudüs giderse Medine’yi koruyamayız”
Kudüs’le ilgili konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Şimdi Kudüs üzerinden tüm Ortadoğu’yu bütün Müslümanları hedef alan yeni bir saldırı başladı. Bu konuda ilk adımları Çarşamba günü büyük ölçekte attık. İnşallah devamını da getireceğiz. Şunu iyi biliyoruz Kudüs giderse, Medine’yi koruyamayız. Medine giderse, Mekke’yi koruyamayız, Mekke giderse, Kabe’yi de kaybederiz. Unutmayın Kudüs demek, İstanbul demektir, İslamabat demektir, Medine demek, Kahire, Şam, Bağdat demektir. Kabe demek bütün Müslümanlar olarak hepimizin şerefi, namusu, onuru, haysiyeti, varlık gayesi demektir. Biz bunların hiçbirinde vazgeçemeyiz. Allah’ın emrine ve ecdadın emanetine sahip çıkmak için ne gerekiyorsa yapacağız” dedi.

“Rabbimin lütfüyle batmayan güneşin doğuşuna az kaldı”
Dünyanın düzeninin bozuk olduğunu söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti:
“Dünyanın bu bozuk düzeni gün geliyor, Suriyeli masum bir beden olarak karşımıza çıkıyor. Gün geliyor, evi başına yıkılan, tüm hakları elinden alınan Filistinli olarak karşımıza çıkıyor. Gün geliyor yurtlarından topluca sürgün edilen Arakanlılar olarak karşımıza çıkıyor. Ama biz susmuyoruz. Pazartesi günü Başbakanımız Bangladeş’e gidiyor. Attığımız adımların yavaş yavaş neticesini alıyoruz. Düzen bozuk olabilir ama bizim buna rıza gösterme zorunluluğumuz yoktur. Biz bu bozuk düzene karşı mücadele edeceğiz. Biz bunun için önce kendimizden başlayarak milletimizi ve Müslümanları bu doğrultuda harekete geçiyoruz. Üstadın seslenişiyle, ‘Duran bu cadde çıkmaz sokak, haykırsam kollarımı makas gibi açarak. Durun bir dünya iniyor tepemizden, çatırtılar geliyor karanlık kubbemizden’. Biz millet ve ümmet olarak tepemize inen gök kubbeyi görmezden gelemeyiz. Biz milletler olarak üzerimize düşeni yaptığımız zaman insanlık olarak bu sıkıntıları aşacağımıza inanıyorum. Bu adımları attığımız zaman üstadın müjdesine biraz daha yaklaştığımız göreceğiz. Ne diyor Üstad, ‘O gün bir kanlı şafak, gökten üflenen ateş, birden dağın sırtında, atlılar belirecek. Atlılar Put şehrine gediklerden girecek. Bir şehir ki orada insan ayaküstü leş. Yalnız iman ve fikir ne sevgili ne kardeş. Bir akıl gelecek ki, akıllar delirecek. Bir devrim, evvela devrimi devirecek. Her şey birbirine denk, her şey birbirine eş, fertler toplum arası kalkacak artık güreş, herkes tek tek sırtına toplumu bindirecek. Gökler iki şak olmuş, haberi bildirecek. Müjdeler olsun size doğdu batmayan güneş’. İşte size müjde, Rabbimin lütfüyle batmayan güneşin doğuşuna inşallah az kaldı.” 

AK Parti İnsan Hakları Başkanlığı tarafından düzenlenen Dünya İnsan Hakları Günü programında konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin karşısında yer alanların kaybedeceğini, yanında yer alanların ise kazanacağını söyledi.

“Bu oran ile Türkiye üçüncü çeyrekte dünyanın en hızlı büyüyen ekonomisi olmuştur”

İTO Başkanı İbrahim Çağlar’ın vefatına ilişkin konuşan ve baş sağlığı dileyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Kurucu üyelerimizden, kıymetli dost, dava arkadaşımız İTO Başkanı İbrahim Çağlar’ın ani vefat haberini almış olmamız üzüntü sebebimiz olmuştur. Ülkemizin en eski ve en büyük ticaret odasında çeşitli kademelerde üstlendiği sorumlulukları başarı ile yerine getiren Sayın Çağlar’dan beklediğimiz çok hizmetler vardı. Sayın Çağlar’a Allah’tan rahmet, ailesine, yakınlarına, İTO camiasına, iş dünyamıza, milletimize baş sağlığı diliyorum” dedi.
Türkiye ekonomisinin üçüncü çeyrekte yüzde 11,1 büyümesine ilişkin konuşan Erdoğan, “Sizlerle paylaşmak istediğim sevindirici olan husus, ülkemizin 2017 yılı üçüncü çeyrek büyüme oranının yüzde 11,1 olarak açıklanmasıdır. Bu oran ile Türkiye üçüncü çeyrekte dünyanın en hızlı büyüyen ekonomisi olmuştur. Bu yıl birinci çeyrekte revize edilmiş hali ile yüzde 5,3, ikinci çeyrekte yüzde 5,4 büyüyen Türkiye, böylece üçüncü çeyrekte neredeyse ikinci yarının tamamına denk bir büyüme oranına ulaştı. İnşallah yılın tamamında da en az yüzde 7 civarında bir büyüme oranı elde etmeyi hedefliyoruz. Büyütmede yatırımcıların ciddi katkısının olması elde edilen başarının kalıcılığına işaret ediyorlar. Bu rakamlarla ülkemizi zayıf göstermek için var güçleri ile çalışan iç ve dış fesat odaklarına en güzel cevabı verdiğimize inanıyorum. Türkiye kendisine güvenen, inanan, yatırım yapan hiç kimseyi sukutu hayale uğratmamıştır. Bizimle olanlar kazanacak, bizim karşımızda yer alanlar kaybedecektir” diye konuştu. 

Derya Yetim – Nurullah Geylani
 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Yunanistan ziyareti öncesi Esenboğa Havalimanı’nda toplanan işçilere seslenerek, “Hiç endişeniz olmasın, biz beşer planında kul önünde eğilmedik. Biz, sadece Rabbimizin huzurunda rükuda ve secdede eğildik. Zira biz kula kul olmadık, olmayacağız. Bu yola böyle çıktık, böyle devam edeceğiz. Yeter ki biz el ele verelim, dayanışma içerisinde olalım. Gelecek hiç endişe etmeyin çok daha güzel olacak. Yıllardır taşeronluk meselesi hep konuşulmuş, tartışılmıştır. Ne yazık ki taşeronlar adeta komisyoncu görevi görmek suretiyle arada belli bir kazancı götürmüştür. Şimdi ise bu iş artık yoluna koyuldu ve Allah’ın izniyle gerek belediyelerin bu noktada atacağı adımlar, gerekse devletin atacağı adımlar planlandı. Gerek Başbakanımız, Çalışma Bakanımız, Maliye Bakanımız ekipleriyle yoğun çalışmalar yaptılar, en son biz de oturup bu çalışmaları değerlendirdik. Salı günü grup toplantısında açıkladığımız gibi bu karara vardık. Kolay değil, 900 bin malum işçi bundan istifade ediyor. Artık benim sonum ne olacak diye bir şey yok. Yeter ki herkes devletin, kamunun kurallarına uysun, çalışmasını yapsın. Tabii bugün malum Yunanistan’a gidiyorum. Atina’da görüşmelerimiz var. Oradan da yarın Batı Trakya’ya geçecek, oradaki kardeşlerimizle bir arada olacağız” ifadelerini kullandı.

“Fakat, en önemlisi şu, malum Türkiye saatiyle dün gece Amerika Başkanı Kudüs’le ilgili açıklamasını yaptı” diyen Erdoğan, “Tabii Amerika, başkan diyeceğim aslında, Birleşmiş Milletler 1980 kararını falan adeta hiçe saymıştır. Bugüne kadar Amerika ve İsrail’den başka dünyada hiçbir ülkenin 1980 Birleşmiş Milletler kararının dışında ona aykırı bir adımı olmamıştır. Sadece bu iki ülke burada bu şekilde direnmiştir. Şimdi ise tekrar bunu gündeme getirmek suretiyle Sayın Trump’ın neye yaranmak istediğini anlamak mümkün değil. Çünkü, Kudüs Müslümanların, Hristiyanların ve kısmi olarak da Musevilerin adeta ibadetgahı olarak görülmüştür bugüne kadar. Ağırlıklı olarak tabii ki Müslümanların ilk kıblegahıdır. Şimdi, böyle bir adımı atmak dünyada özellikle bu bölgeyi ateş çemberinin içine atmaktır. Ey Trump, sen ne yapmak istiyorsun? Bu nasıl bir yaklaşımdır? Siyasi liderler karıştırmak için değil, barıştırmak için olurlar. Şu anda Sayın Trump’un bu açıklamaları adeta mikser görevi görmeye yöneliktir, karıştırmaya yöneliktir. Barıştırmaya değil. Kusura bakmasın” diye konuştu.
Erdoğan, açıklamasında şunları kaydetti: 

“Çarşamba günü İslam İşbirliği Teşkilatı dönem başkanı olarak tüm İslam İşbirliği Teşkilatı üyelerini İstanbul’da toparlayacağız. Bunun yanında telefonlarla görüşmelerimi sürdürüyorum. Burada da sadece İslam ülkelerini değil, hatta Papa ile görüşme talebim oldu, onunla da bu akşam veya yarın sabah görüşeceğiz. Çünkü, burası Hristiyanların da mabedi. Sayın Putin ile de görüşmemi yapacağım. Batı ülkeleri Almanya, İngiltere, Fransa, İspanya ile de görüşmemi yapacağım. Çünkü bu artık sadece Müslümanların değil, adeta insanlığın görevidir. Burada Sayın Trump ‘ben güçlüyüm öyleyse haklıyım’ diyorsa yanılıyor, güçlü olmak haklı olmak demek değildir, haklı olan güçlüdür. Burada biz haklıyız. Bu kumpasların altında ve arkasında nelerin olduğunu da son zamanlardaki mahkeme sürecinde gayet iyi biliyoruz. Şu anda mahkemede dönen dolapları görüyorsunuz, şunda yalan söyledim, bunda yalan söyledim. Tamam da haftalardır neyle meşguldü bu insanlar? Öyle mi? Öyleyse şu anda herkesin foyası açıkça ortaya çıkıyor. Muameleye de buna tabi olacaktır. Çarşamba günü İslam İşbirliği Teşkilatı Liderler Zirvesi’ni İstanbul’da toplayacağız. Bu toplantımızdan sonra da bazı etkinliklerin planlama çalışmalarımızı yapıyoruz. Burada durmak yok, aynen yola devam. Taşeronlarla ilgili çıkacak bu kanunun hayırlara vesile olmasını Allah’tan temenni ediyorum.”
Erdoğan’ın açıklaması sırasında vatandaşlardan ‘Kahrolsun İsrail’ sloganları yükseldi.  

Enise Vural
 

Cumhurbaşkanlığı kayaklarından edinilen bilgiye göre, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Papa Franciscus, bugün akşam saatlerinde fikir teatisi amacıyla yaptıkları görüşmede, ABD yönetiminin Kudüs konusunda attığı son adımın endişe verici olduğunu belirttiler. Cumhurbaşkanı Erdoğan, bölgenin barış ve istikrarı için 1967 sınırları dahilinde başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız ve egemen bir Filistin Devleti’nin vücut bulmasının şart olduğuna dikkati çekti. Vicdan sahibi olan herkesin bu husustaki hassasiyetini hep birlikte ortaya koyması gerektiğine değinen Cumhurbaşkanı Erdoğan, Papa Franciscus’a Kudüs’te mevcut durumun korunması yönündeki çağrısından dolayı takdirlerini iletti. Kudüs’ün Yahudiler, Hristiyanlar ve Müslümanlar için kutsal olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Papa Franciscus, bu kentin statüsünü değiştirmeye yönelik her türlü teşebbüsten uzak durulması gerektiğini belirttiler. Kudüs konusunda uluslararası hukukun ve BM kararlarının ihlali anlamına gelecek girişimlere uluslararası toplumun tepki göstermesi gerektiğine işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Papa Franciscus, ABD yönetiminin attığı adımın yanlış olduğunu farklı platformlarda dile getireceklerini de belirttiler. Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu çerçevede Türkiye’nin İslam İşbirliği Teşkilatı Zirve Dönem Başkanı olarak 13 Aralık 2017 günü İstanbul’da Olağanüstü İslam Zirvesi’ni düzenleyeceğini vurguladı. Görüşmede, Türkiye ve Vatikan arasındaki iyi ilişkillerin daha da güçlendirilmesi konusunda da mutabık kalındı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 3 Aralık Dünya Engelliler Günü dolayısıyla yayımladığı mesajda, “3 Aralık Dünya Engelliler Günü’nün, ülkemizdeki ve dünyadaki tüm engelli kardeşlerimiz için hayırlara vesile olmasını diliyorum. Engelli kardeşlerimiz, spor, sanat, edebiyat, siyaset, eğitim ve iş dünyası da dahil olmak üzere hayatın her alanında tüm topluma örnek olacak işlere imza atmaktadırlar. Bu kardeşlerimizin, zorlukları aşarak elde ettikleri başarılar bizleri gururlandırmaktadır. ‘Önce insan’ diyen, insanı ‘yaratılmışların en şereflisi’ olarak gören bir geleneğin mensupları olarak bizler, her konuda engelli kardeşlerimizin yanında yer almaya, onların hayatlarını kolaylaştırmaya büyük önem veriyoruz. Engelli vatandaşlarımızı toplumumuzun ayrılmaz bir parçası olarak telakki eden bizler, bu kardeşlerimizle ilgili sorunların çözümü için son 15 yılda önemli adımlar attık. Okullarımızı, şehirlerimizi, sokaklarımızı, eğitim materyallerini yeniden düzenleyerek, yeniden inşa ederek, engelli kardeşlerimizin eğitiminin önündeki engelleri ortadan kaldırmaya devam ediyoruz” ifadelerini kullandı.
Erdoğan, mesajında şunları kaydetti: 

“2005 yılında çıkarılan Engelliler Kanunu ve 2010 yılında yapılan Anayasa değişikliği başta olmak üzere, hayata geçirilen yasal düzenlemeler ve devlet hizmetlerinde kaydedilen gelişmelerin yanı sıra, engellilerimizin toplumsal hayata katılmalarının gerekliliği ve onlara yönelik pozitif ayrımcılık hususlarında önemli bir zihniyet değişiminin yaşandığını görüyoruz. Engelli kardeşlerimizi teşvik etmek, ihtiyaç duydukları yardım elini uzatmak, kalplerdeki ve zihinlerdeki engelleri hep birlikte kaldırmak için gayret göstermek, sorunlarının çözümünde onlara destek olmak, onların hayatlarını kolaylaştıracak her adımda yanlarında olmak hepimizin görevidir. Dünya Engelliler Günü’nde düzenlenen etkinliklerin, engelleri dolayısıyla karşılaştıkları güçlüklerden yılmadan azimle çalışan, kararlı duruşları ve çabalarıyla hepimize örnek olan kardeşlerimin sorunları hususunda toplumsal duyarlılığın artmasına vesile olmasını temenni ediyor, engelli vatandaşlarımızı saygı ve muhabbetle selamlıyorum.” 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Yeşilay’ın ev sahipliğinde WOW İstanbul Otel’de düzenlenen 4. Uluslararası Teknoloji Bağımlılığı Kongresi’ne katıldı. Kongreye Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yanı sıra eşi Emine Erdoğan, Başbakan Yardımcısı Recep Akdağ, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak, Yeşilay Genel Başkanı Mücahit Öztürk ve çok sayıda davetli katıldı. Yeşilay’ın giderek daha da yaygınlaşan teknoloji bağımlılığıyla verdiği mücadeleyi takdirle izlediğini söyleyen Erdoğan, “Her buluşun her teknolojik değişimin hayatımızda köklü değişikliklere sebep olduğu görülmüştür. Keşifler umut yanında çeşitli tartışmaları, korkuları, dirençleri beraberinde getirmiştir. Dünya, bir telefon markasının yeni modeli için saatlerce sıra bekleyen insanlar kadar teknolojisiz hayat kurmaya çalışan bireylerin de yeridir. Bize göre asıl mesele teknolojiyi nasıl anladığımız ve onu hayatımızın neresine yerleştireceğimizdir. Bizim yenilikle sorunumuz yoktur, olmaz da. ‘İlim Çin’de de olsa alınız’ diyen bir başka ifadeyle ‘Sin’de de olsa alınız’ diyen bir Peygamberin ümmeti olarak bizim ilmin ve bilimin kaynağıyla herhangi bir sıkıntımız yok. Biz modern tabirle teknofobik insanlar değiliz. Biz teknolojik ve bilimsel gelişmelerin nereden neşet ettiğine değil, niçin kullanıldığına bakarız. Bizim için kıstas teknolojinin fıtrata aykırı olmamasıdır” dedi.

“Kitle imha silahları çıktı, insanlık bitti”

Her buluşun arkasında ona hayat veren bir zihniyette dünya algısı olduğunu söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Müslümanların atom bombası gibi kitlesel imha silahlarına öncülük etmemeleri geri kalmışlıklarından olamaz. Müslümanların zihin yapısına, hayata, insana, tabiata bakış açılarına aykırıdır. Maalesef dünyada güç savaşı istemesini dahi bu tür silahlara sahip olmanızı gerektiriyor. Bizim asıl karşı çıkmamız gereken atom bombasının kendisi kadar, onu ortaya çıkaran masum insanlar üzerinde kullanmayı meşru gören zihniyettir. Bugün nükleer başlıkları yasaklama anlayışını savunan zihniyetlere baktığınız zaman bir tanesinde 16 bin nükleer başlık var, bir tanesinde 12 bin 500 nükleer başlık var. Ama diyor ki ‘Sen yapamazsın’. Sen de var. Felaket. İstediğin yerde kullanma hakkına sahip olacaksın, ama öbür tarafta diğerlerine diyeceksin ki ‘Sen yapamazsın’. Hemen parmak sallamaya başlıyor. Sıkıntı bu. Bu da bağımlılık. Bu da zihni bağımlılıktır. Bizim asıl mücadele etmemiz gereken teknolojinin insanlığın adım adım kendi kıyametine doğru sürüklenmesinin aracı haline getirilmesidir. Dört asır önce koç yiğit Köroğlu, ‘Tüfek icat oldu mertlik bozuldu’ demişti. Biz de bugün diyoruz ki modern teknolojinin ürünü olan kitle imha silahları çıktı, insanlık bitti” diye konuştu.

“En büyük tehlike teknolojik ürünlerin insanla aynı seviyeye çıkarılması”

Büyük bir tehlikeye de dikkat çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, “En büyük tehlike insan zihninin ürünü olan teknolojik ürünlerin adeta insanla aynı ontolojik seviyeye çıkarılması, adeta bir canlı bomba gibi kabul edilip, muamele görmesidir. Allah’ın yeryüzündeki halifesi olan hazreti insan, giderek varoluş gayesinden uzaklaşıyor. Kendi imal ettiği teknolojik aletlerin kölesi haline gelen insan, tıpkı cahiliye dönemindeki gibi yaratıcısına isyan halinde demektir. Teknoloji bağımlılığı gibi yeni problemlerin, yeni hastalıkların ortaya çıkmasının temel sebebi budur. Güney Kore, Çin, Singapur gibi teknolojiyi yoğun kullanan ülkeler bu tür sorunlarla bizden daha fazla karşı karşıya” şeklinde konuştu.

“Dağdan kopan çığ gibi üzerimize geliyor”

İnternet kafelerin bittiğini, artık internet evlerin başladığını söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Evlerimiz bu hale döndü. 12-18 yaş arası kişinin yüzde 22’si internet bağımlılığın sınırı içinde. Öğrencilerin televizyon, cep telefonuna ayırdığı zaman günde ortalama asgari 6 saat. Buna karşılık ders dışı kitap, dergiye ayrılan zaman 1 saati dahi bulmuyor. Medyada saatlerce bilgisayar oynadığından hayatını kaybeden çocukların acı hikayeleriyle daha sık karşılaştık. Cep telefonuyla öz çekim yaparken düşen, kaza yapan, sakat kalan, hatta vefat eden insanlara dair haberleri kimi zaman tebessümle kimi zaman da yüreğimiz parçalanarak izliyoruz. Son model telefon alamadığı için suç işleyenleri görüyoruz. ‘Gönül sohbetlerinin yerini sosyal medya aldı’ tartışmaları. Mekke’de, Medine’de ibadetle meşgul olmak yerine telefonlarıyla vakit geçiriyor. Teknoloji maalesef bizi hayattan koparıyor. Bu kötü gidişi elbette eli kolu bağlı bir şekilde izlemeyiz. Harekete geçmediğimiz her gün sıkıntı büyüyecek. İstikbalimiz tehlike altında. Türkiye olarak diğer ülkelere göre dahi iyi konumdayız. Dağdan kopan çığ gibi üzerimize geliyor. Doğru teşhis doğru tedavinin ilk adımıdır. Teknoloji bağımlılığıyla mücadele ederken eskiye özlemle, geçmişe bakış açısıyla hiçbir yere varamayız. Gelecek için yapabileceklerimizin yollarını aramalıyız. Gençlerimizi anlayamazsak, onlara erişemeyiz. Çocuklarımızı beyhude yere teknolojiden uzak tutmak yerine onlara teknolojiyi bilinçli kullanmaların yollarını göstermeliyiz. Annenin babanın elinden tablet bırakmadığı zaman çocuğa teknolojiden uzak dur demek faydasız bir çaba olur” dedi. 

Kendi torunlarıyla yaşadığı bir örneği de anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Aynı şeyi ben evde torunlarımla yaşıyorum. Bakıyorsun, sabah çıkıyor geliyor ‘Anneanne ipadini bana versene’ bir dayanıyorsun, iki dayanıyorsun. En sonunda ‘Hadi sana on beş dakika müsaade diyorsun’”diye konuştu.
Teknoloji bağımlılığında en riskli kuşağın 12-24 yaş arası olduğunu söyleyen Erdoğan, “ Ailesiyle, okuluyla, teknoloji bağımlılığıyla mücadele edilmesi gereken bir döneme girdiğimize inanıyorum. Teknoloji bağımlılığının tedavisi vardır” dedi. 

Volkan Kayalar – Murat Ergin
 

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, “24 Kasım Öğretmenler Günü” nedeniyle yayımladığı mesaj şöyle:
“24 Kasım Öğretmenler Günü vesilesiyle, kutsal olduğu kadar mesuliyeti de ağır bir mesleği icra eden bütün öğretmenlerimize şahsım, milletim ve ülkem adına en kalbi şükranlarımı sunuyorum. Başta görevi başında şehit olmuş eğitimcilerimiz olmak üzere, ahirete irtihal eden tüm öğretmenlerimize Allah’tan rahmet ve mağfiret diliyorum. Uzun yıllar boyunca öğrencilerini çok büyük bir hassasiyetle, büyük bir fedakarlıkla yetiştirmiş, bugün artık emekli olmuş öğretmenlerimize de, sağlıklı, hayırlı ve uzun ömürler niyaz ediyorum. Bizler ‘beşikten mezara kadar ilim tahsil etmeyi’ emreden, kalemin kılıçtan üstün olduğu bir medeniyetin mensupları olarak, tarih boyunca olduğu gibi bugün de öğretmenlerimize büyük değer veriyoruz. Zira öğretmen, sadece öğreten, bilgiyi nakleden insan değildir. Öğretmen, öğrettiğinden ziyade, yetiştiren, eğiten, terbiye eden; öğrencisinin içindeki cevheri sabırla açığa çıkaran ve işleyen kişidir. Öğretmenlik, bilgi, tecrübe ve irfanla çocuklarımızı, gençlerimizi geleceğe hazırlama mesleğidir. Bu yönüyle öğretmenler, eğitim öğretim sistemimizin temel yapı taşları, istikbalimizin de mimarlarıdır. Öğretmenlerine hak ettikleri değeri vermeyen, onların fedakarlıkları karşısında ahde vefa göstermeyen hiçbir toplumun geleceği yoktur. Bu anlayışla son 15 yıldır bir taraftan eğitimde yılların ihmallerini telafi etmeye, eğitimi yaygınlaştırmaya, kalitesini arttırmaya çaba harcarken, öğretmenlerimizin çalışma şartlarını iyileştirmeye de gayret ettik. İnşallah önümüzdeki süreçte de onlara mesleklerini en güzel şekilde icra edecekleri huzurlu ve güvenli bir ortam sağlamanın çabası içinde olacağız. Türkiye büyüdükçe, ülkemizin imkanları genişledikçe bunları öncelikle öğretmen ve öğrencilerimizin istifadesine sunmayı sürdüreceğiz. Öğretmenlerimizin de mesleklerinin kutsiyetine ve hassasiyetine uygun olarak ülkemizin dört bir köşesinde görevlerini layıkıyla yapmaya devam edeceklerine inanıyorum. Bu düşüncelerle, Millet Mekteplerinin açıldığı ve Gazi Mustafa Kemal’e Başöğretmenlik unvanının verildiği bu anlamlı günde, yurt içinde ve yurt dışında görev yapan öğretmenlerimize şükranlarımı sunuyor, tüm eğitim camiamızın 24 Kasım Öğretmenler Gününü tebrik ediyorum.”

İlker Turak