Cumhurbaşkanı Erdoğan, 17-22 Eylül 2017 tarihleri arasında Birleşmiş Milletler 72. Genel Kurulu’na katılmak üzere New York’a bir ziyaret gerçekleştirecek. “İnsana Odaklanma: Sürdürülebilir Bir Dünyada Herkes İçin Barış ve İnsanca Bir Yaşam İçin Mücadele” temasının işleneceği 72. Genel Kurul’un ilk günü olan 19 Eylül Salı günü Cumhurbaşkanı Erdoğan, Genel Kurul’a hitap edecek. Erdoğan’ın aynı tarihte BM Genel Sekreteri tarafından düzenlenecek öğle yemeğine, akşam saatlerinde ise ABD Başkanı Donald Trump ve eşi tarafından verilecek davete katılması öngörülüyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, BM Genel Kurulu vesilesiyle gideceği New York’ta İslam İşbirliği Teşkilatı’nın Rohinga Temas Grubu toplantısına, ayrıca Birleşmiş Milletler’in tam karşısında yer alan yeni Türkevi binasının temel atma törenine katılacak. Cumhurbaşkanı Erdoğan, New York’ta bulunacağı süre zarfında ABD Başkanı Donald Trump dahil bazı devlet ve hükümet başkanlarıyla ikili görüşmeler de gerçekleştirecek.

Erdoğan’ın ziyaretleri vesilesiyle ABD’li yatırım ve iş çevreleriyle, kanaat önderleriyle, ABD’deki Türk ve Müslüman toplumu ile Yahudi kuruluş temsilcileriyle bir araya gelmesi, ayrıca farklı medya kuruluşlarının temsilcilerine mülakatlar vermesi bekleniyor.

MÜSLÜMAN TEMSİLCİLERİYLE BULUŞACAK

Cumhurbaşkanı Erdoğan, New York’ta dünya Müslümanlarının temsilcileriyle bir araya gelecek. Türk Amerikan Yönlendirme Komitesi (TASC) tarafından konuyla ilgili yapılan açıklamada, Türkiye’nin dünyanın çeşitli coğrafyalarında ezilen, göçe zorlanan masum insanlar için neler yaptığını bizzat birinci ağızdan ABD kamuoyuna aktarmanın büyük önem taşıdığı vurgulanarak, “Birleşmiş Milletler’in verilerinden hareketle ABD kamuoyu bu gerçekleri Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın ağzından bizzat dinleme fırsatı yakalayacak. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu vesilesi ile dünyanın dikkatleri bir kez de olsun dünyadaki zulme, baskıya, şiddete maruz kalan insanlara çevrilmiş olacak. Türkiye’nin bu insanların sesi olduğunu ABD kamuoyuna da bir kez anlatmış olacak” denildi.

Açıklamada, Arakan’dan Filistin’e, Suriye’den Kırım’a eziyet, baskı ve şiddete uğrayan her mazlumun imdadına koşmaya çalışan Türkiye’nin BM Mülteciler Yüksek Komiserliği 2016 yılı raporuna göre yaklaşık 2 milyon 900 bin mülteciye ev sahipliği yaptığı belirtildi. BM’ye göre en çok mülteci barındıran ülkenin Türkiye olduğuna vurgu yapılan açıklamada, dünya genelinde uluslararası hukuka göre ülkesini terk etmek zorunda kalmış mülteci konumundakilerin sayısının 22,5 milyon olduğu kaydedildi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, resmî ziyaret gerçekleştirmek ve İslam İşbirliği Teşkilatı 1. Bilim ve Teknoloji Zirvesi’ne katılmak üzere Kazakistan’ın başkenti Astana’ya gitmişti. Temasları sonrası yurda dönen Cumhurbaşkanı Erdoğan, uçakta Yayın Koordinatörümüz Yücel Koç’un da aralarında bulunduğu gazetecilerin sorularını cevapladı. Birçok konuda kritik açıklamalarda bulunan Erdoğan’ın konuşması özetle şöyle:

MYANMAR KATLİAMI: Arakan’da insanlık dramı yaşanıyor. O insanlar günlerdir aç susuz… Maalesef yolda vefat edenlerin sayısı yüksek. Kızılay, AFAD elinden geleni yapıyor. Başta Dışişleri Bakanlığımız olmak üzere, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığımızın çalışmaları sürüyor. Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda da bu hadiseyle ilgili bir oturum talebimiz var, o da kabul gördü.

EMİNE HANIM’IN ZİYARETİ: Arakanlıların yaşadığı felaketi bana aktardı. Gerçekten çok perişanlar. Ben bu konuyu İran Cumhurbaşkanı’na da söyledim. ‘Dayanışma içinde beraber bir şeyler yapalım’ dedik. O da olumlu bir yaklaşım sergiledi. Temennimiz odur ki, eşimin de orada tespit ettiği şeyleri göz önüne alarak, inşallah bu dramı en kısa zamanda -sona erdiririz diyemiyorum- en azından hafifletmeyi başarırız.

ÇAĞLAYAN DAVASI: Kazakistan’a hareket etmeden önce hava limanındaki basın toplantımda, sorduğunuz hususlarda söylenmesi gerekenleri söyledim… ‘Buradan çok pis kokular geliyor’. Trump’la telefon görüşmemizde ikili ilişkilerin daha da güçlendirilmesi gerektiğine değindik. İki ülkenin stratejik ortak olduğuna, bunun ilişkilere de yansıması gerektiğine işaret ettik. Ayrıca bölgesel konuları konuştuk. Myanmar’ı konuştuk. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu esnasında tüm konuları yüz yüze görüşmemizin faydalı olacağı, bunu gerçekleştirme hususunda da mutabık kaldık.

ASTANA SÜRECİ: Özellikle İdlib hakkında şunu söyleyebilirim. Ayın 14’ünde yapılacak Astana Zirvesi önem arz ediyor. Şu anda İdlib’de Rusya ile daha önce mutabık kaldığımız gibi süreci işletiyoruz ve bu şekilde süreç şu an çalışıyor. Rusya ile bu konuda aramızda herhangi bir ihtilaf söz konusu değil. İran ile de yaptığımız görüşmede ihtilafa konu olabilecek herhangi bir başlık gündeme gelmedi. Öyle zannediyorum ki Astana zirvesi sonrasında da aramızdaki sağlıklı görüşmeler bu şekilde devam edecektir. Gelişmeler olumlu istikamette sürüyor.

GÖÇMEN BAKANLIĞI: İsminin büyük olması, bir meseleyi çözmez. Şu anda İçişleri Bakanlığımız bünyesinde göç işleri ile alakalı bir genel müdürlüğümüz var zaten. Orası en ince teferruatına kadar çalışmalar yapıyor. Vatandaşlık çalışmalarını da zaten bu çerçevede yürütüyoruz. Bu konuyla ilgili olarak halkıma, vatandaşlarıma özellikle tavsiyem, tavsiyeden öte ricam, meseleye daima duyarlı yaklaşmalarıdır. Bu bir insani mesele. Allah göstermesin böyle bir durum bizim de başımıza gelebilirdi. O zaman biz ne yaparız? O duruma düşenlerin tutunacak dal aramaları normal, Bu insanlar nereden geldi? Bombalardan kaçtılar.

S-400’LERİN DURUMU: S-400 ile ilgili arkadaşlarımız imzalarını attılar. Bildiğim kadarıyla kaporayı da verdiler. Bundan sonraki süreç de zaten Rusya’dan bize aktarılacak kredi ile ilgili devam edecek bir süreçtir. Gerek Sayın Putin, gerekse şahsımın bu konuda kararlılığımız var. Türkiye Cumhuriyeti’nin savunma sanayi veya savunmasıyla ilgili bağımsızlık ilkelerini veya bağımsız kararını herhâlde kimsenin tartışmaya hakkı yoktur. Biz kendi bağımsızlığımızla ilgili kararımızı kendimiz veririz; ülkemizi savunmak için koruma tedbirlerini de, güvenlik tedbirlerini de kendimiz almakla mükellefiz. Eğer bir yerlerden bu noktada herhangi bir savunma unsurunu tedarikte zorluk çekiyorsak, girişimlerimiz çoğu kez engellemelere takılıyorsa biz ne yapacağız, başımızın çaresine bakacağız.

CHP-YARGI POLEMİĞİ: Şunu bir defa inanarak, bütün samimiyetimle söyleyeyim, CHP’nin yürüyüşü gerçekten “Sözde Adalet Yürüyüşü”dür. Zira CHP’nin öncelikle adalet kavramını, mefhumunu anlaması lazım. Bunu bir defa bilmiyorlar. Danıştay Başkanımızın, Yargıtay Başkanımızın, ana muhalefetin söylemlerini yargıya, hukuka adeta müdahale gibi gördüklerini; bundan rahatsız olduklarını düşünüyorum. Muhtemelen bu sebepten dolayı, o yakışıksız söylemler karşısında, bunlara bir hukuk dersi verme noktasına gelmiş olmalılar… Herhâlde Kılıçdaroğlu’nun kalkıp da Zerrin Hanım’a hukuk dersi verecek hâli yok. Onların daha çok mürekkep yalaması lazım. Aynı şekilde Yargıtay’a böyle bir şey verecek hali yok. Daha çok mürekkep yalaması lazım. Ama bunlar (Kılıçdaroğlu) tabi haddini bilmiyor. İşte yanında bir hukukçusu var. Görüyorsunuz, öldürülen teröristlerin hakkını savunuyor. Ne hakkı ya? Bunlar terörist. İşte bir tanesi de Kılıçdaroğlu’nun Artvin’de kendisine eylem hazırlığında olan terörist ya… Bak, onu vurdular. Yahu teşekkür etmen lazım senin. Bırak teşekkürü, tam aksine gelip üzerine saldırıyorlar. “Adalet adalet” diye seçim kazanılmaz. Adaleti yaşayarak ve dağıtarak seçim kazanılır. Eğer bizim milletimiz AK Parti’ye bu oyları verdiyse, iktidarın, eğitimde, sağlıkta, emniyette, ulaşımda, dış politikada enerjide bütün bu yaptıklarını gördü ve onun için de devam dedi.

ALMANYA İLE GERİLİM: Bizim Alman halkıyla, Almanlarla hiçbir sıkıntımız yok. Sorun, Almanya yönetimindeki yetkililerin yanlış tavırlarından kaynaklanıyor. Dolayısıyla yanlış tavırlara son verilmesi lazım. Saldırılar sürdürmeleri halinde, Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak elbette onurumuzdan taviz veremeyiz. Almanya’nın şu anda teröre yataklık yapan bir ülke hâline gelmesini normal karşılayamayız. Hatalı tavırlar dolayısıyla, Alman yönetimine kırgınlığımız var.

ESAD’LA GÖRÜŞME İDDİASI: Herhâlde birileri özel dolaştırıyor. Ben Esad ile görüşmedim, görüşmeye de pek niyetim yok.

MEDYA ZULME SESSİZ KALMASIN

Cumhurbaşkanı uçağında yer alan ve 28 Şubat’ın sembol mağdurlarından gazeteci-yazar Yakup Köse kaleme aldığı kitabını Erdoğan’a hediye etti. Bu konuda konuşan Erdoğan şunları söyledi: Bu süreçte mağduriyetlerin giderilmesini hatırlatma hususunda tabii ki medyaya da önemli görev düşüyor. Yakup Bey, bu ülkede üzerinde hassasiyetle durulması gereken bir olayı anlattığı kitabını bize hediye etti. 14 yaşında bir çocuğun idama mahkûm olması düşünülecek bir şey değil. Benim de idama mahkûm edilmem istendi ama son anda yırttım. Bizi de apar topar götürüyorlardı. Niye şu yatırımı yaptık diye idamımızı istediler. O meşhur savcı vardı, Nuh Mete Yüksel. Baktık bizim idamımızı istedi, Allah’tan adil bir hâkime rastladık da, bir de nöbetçi mahkeme çıkardılar. Dedim tezgâhı kurdular herhalde. Gerçek adalet sahibi olan Allah. Orada kararı verdi ve işi yırttık. Şimdi Yakup’un kitabına bakınca çok üzüldüm, bir hâkim bir savcı böyle bir 14 yaşındaki masumu ne yapar da idama mahkûm eder. (Kendisi 11 yıl cezaevinde yatmış) O FETÖ denilen ahlaksız takımı, o namussuzlar nelere imza atmadılar. Sadece onlar değil. Yani beni de oraya götürenlerin verdiklerini size kimliği hakkında bilgi versem şaşarsınız. Adalet diye isteyenlerin şu anda “kimliktaş”ları bunlar. Aynı kimliği taşıyanlar o kararları verdiler. Bir tanesinin ismini verdim size…

BANKALARIN ÜZERİNE GİDECEĞİZ

“Bankaların kredi olayındaki tutuculuğunu kesinlikle aşacağız. Onları sıkıştıracağız” diyen Erdoğan şunları söyledi: Devlet bankaları başta olmak üzere üzerlerine gideceğiz. Özellikle yatırımcımız krediye rahat erişebilmesi lazım ki bu adımlar atılabilsin. Bunun önünü devlet olarak açalım dedik açıldı ama bu yeterli değil. Bankaların da bu işi kolaylaştırması lazım böyle yüzde 15-16’lara varan faizlerle olmaz. Aşağı çekilmesi lazım. Bu konuda sinyallerimizi verdik.

YATIRIMCIYI KÖŞEYE SIKIŞTIRARAK OLMAZ

Sayın Başbakanımızla beraber ilgili bankaları konuşacağız. Diyeceğiz ki, bunu aşağı çekeceksiniz ona göre biz sürümden kazanacağız. Yatırımcıyı köşeye sıkıştırarak değil. Bunu yapınca hem yatırımda farklı bir süreç olacak. İnanıyorum ki Türkiye farklı bir kalkınma performansını elde edecek. Mesela Merkez Bankası döviz rezervi 106’ya düştü bir ara, şimdi 112 milyar dolara ulaşmış vaziyette. Biz biliyorsunuz biz döviz rezervini 27,5 milyar dolardın teslim aldık 15 yıl önce. O zaman IMF’ye olan borcumuz 23,5 milyar dolardı. IMF 2013’te bitti. Merkez 135’e kadar bir ara çıktı. Tam o Gezi noktasında oldu faiz 4,6’ydı. Zaten orada çılgına döndüler ve darbeyi vurdular.

BAŞARILI OLAMADILAR

Bu ülkelerin adını vermeyeceğim, mercilerin adını siz de biliyorsunuz. Aynı şeyleri başka yerlerde yapıyorlar ama Türkiye’de başarılı olamadılar. İşte Venezuela Devlet Başkanı ile konuşurken o da bu noktada aynen bizde oynanan oyun neyse orada da aynı oyunu oynadılar. Aktörler aynı aktörler. İnşallah bunları aşmış olacağız.

‘DİRİLİŞ’TEN RAHATSIZLAR

AB’de de 3 gündem maddesi var deniliyor: Recep Tayyip Erdoğan…
Yani Recep-Tayyip-Erdoğan… (Gülüşmeler…)
Evet… Siz AK Parti İl Başkanları toplantısında, “Erdoğan size ne yaptı?” dediniz. Sahi, siz ne yaptınız? Avrupa neye veya hangi diziye reaksiyon gösteriyor sizce?
Diriliş dizisine… (Gülüşmeler…)
Cevabınızı alsak?
(Gülerek) Bence yeterli… Her şeyi anlatmıyor mu? 

Yücel Koç-Türkiye Gazetesi

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 26 Ağustos Malazgirt Zaferi’nin yıl dönümü dolayısıyla bir mesaj yayımladı. Cumhurbaşkanı Erdoğan mesajında şu ifadelere yer verdi:

“Aziz milletimize, Anadolu’nun kapılarını açan, bu mukaddes topraklarda birlik, beraberlik ve kardeşliğe dayanan yeni bir anlayışın egemen olmasını sağlayan Malazgirt Zaferi’nin yıl dönümünü kutluyorum. Malazgirt Zaferi’nin ardından Anadolu’ya hakim olan ecdadımız, asırlar boyunca sürecek medeniyet yürüyüşümüzün en güzel uygulamalarını, en ihtişamlı eserlerini ortaya koymuştur. Aradan geçen uzun asırlar boyunca Malazgirt ruhu aziz milletimize daima ilham kaynağı olmuştur. Adaletli ve merhametli yönetim anlayışıyla tarihe geçen Sultan Alparslan’ın önderliğinde 1071’de Anadolu topraklarına ekilen tohumlar yeşererek, 7 iklim 4 kıtayı kaplamıştır.
Aziz milletimizin şanla, şerefle, başarılarla dolu tarihinde yeni bir dönemin kapılarını aralayan Malazgirt Zaferi’nin kazanılmasını sağlayan ortak ideallerimiz ve müştereklerimiz, Cumhuriyetimizin kuruluşu sırasında da en büyük yol göstericimiz olmuştur. Bugün de, Malazgirt Zaferi’nden aldığımız ilhamla, devlet ve millet olarak büyük, güçlü, müreffeh geleceğimizi inşa etmenin çabası içindeyiz. Bu düşüncelerle Malazgirt Zaferi’nin 946’ncı yıl dönümünde, büyük komutan Sultan Alparslan’ı ve aziz şehitlerimizi rahmet ve minnetle yad ediyor; tüm vatandaşlarımı en kalbi duygularımla selamlıyorum.” 

Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde Afyonkarahisar, Aksaray, Amasya, Ankara, Aydın, Batman, Denizli, Gümüşhane, Kocaeli, Kütahya, Mardin, Muğla, Nevşehir, Rize, Tokat, Tunceli’den gelen muhtarların katıldığı 39. Muhtarlar Toplantısında konuşan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’nin PYD-YPG’ye Suriye’nin kuzeyinde bir terör devleti kurmasına müsaade etmeyeceğini söyleyerek, bazılarının ‘Kürt devleti’ ifadesini kullandıklarını, bunun Kürtlere hakaret olduğunu ifade etti.

“Bunlara 5 koyun ver, kaybedip gelirler”

Muhtarların tamamına ulaşana kadar bu toplantıların süreceğini söyleyen Erdoğan, “Eskiden beri ülkemizde birileri ısrarla muhtarları küçümsemeye çalışıyordu. 1998 yılında siyasi yasaklı durumuna düştüğüm zaman kendi akıllarınca beni tahkir etmek için ‘muhtar bile olamaz’ manşeti atmışlardı. Halbuki biz biliyoruz ki bu tür yaklaşımların içinde olanların hiç birisi de oturdukları mahallenin muhtarlığına aday olsalar seçilemezler. Çünkü milletimiz bunlara güvenip mahallesini teslim etmez. Bunlara 5 koyun ver, kaybedip gelirler. Milletin huzuruna çıkıp oy istemek, destek istemek, sandıktan başarı ile çıkmak her babayiğidin harcı değildir. Bunun için muhtarlıktan başlayarak milletimizin teveccühünü kazanarak, sorumluluk üstlenen herkes benim nezdimde muteberdir, kıymetlidir. Seçimle göreve gelenlerden bazılarıyla anlaşamıyor olabiliriz, farklı düşünceler, farklı yaklaşımlar içinde olabiliriz, milletimizi bunları anlatır izah ederiz, ama milletin teveccühü ile göreve gelmişse bu emanete ihanet etmediği sürece biz kendisine saygı duyarız. Muhtarlarımız arasında da bizim düşünce ve gönül dünyamızın dışında fikir ve meşrep sahibi arkadaşlarımız olabilir. Kendileri ile birebir karşılaşırsak oturur, konuşur, tartışır, müzakerelerimizi de yaparız. Biz terör örgütleri ile arasına mesafe koymuş olması şartıyla hiçbir muhtar kardeşimizi özel olarak dışlayamayız. Cumhurbaşkanlığı Külliyesinin tüm kapıları muhtarlarımıza açıktır. İşte bu anlayışla muhtarlarımızın tamamına ulaşana kadar sizlerle olan buluşmalarımızı devam ettireceğiz” diye konuştu.

“Türkiye’nin son 16 yılı hiç birimiz için kolay gezmedi”

AK Parti iktidarında geçen 15 yılın kısa bir özetini yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Yaşananları ardı ardına sıraladığımızda ne büyük imtihanlardan geçerek bu güne geldiğimizi çok daha iyi görüyoruz. Türkiye’nin son 16 yılı hiç birimiz için kolay gezmedi. Bir yandan ülkemizi çok büyük hizmetlerle tanıştırırken, diğer yandan da bugüne kadar rastlanmadık engelleri aşmak, birçok oyunları bozmak zorunda kaldık, bunları da başardık. İlk sınavımızı 2002 yılında partimin iktidar olduğu ama şahsımın siyasi yasaklı olması sebebiyle Mecliste yer alamadığımız o garip durumu aşarken verdik. 2003 yılında bu yanlışı düzeltip Meclisteki ve hükümetteki yerimizi alırken 1 Mart Tezkeresi, Süleymaniye’deki askerlerimize yönelik saldırı ve hükümet çalışmalarımızı engellemeye yönelik o sinsi oyunlar sebebiyle oldukça zorlu bir dönem geçirdik. 2004 yılında hukuk reformlarımız çerçevesinde DGM’leri kaldırdık. OHAL, Anadolu’yu dolaşıyorum, ne istiyorsunuz, ‘şu OHAL’i kaldırın yeter.’ Biz daha iktidarımızın ilk ayında OHAL’i kaldırdık. Değişen bir şey oldu mu, maalesef bölge teröre ne yazık ki çok daha farklı şekilde, tanışma noktası yol verdi. Artık şu anki OHAL’in o zamanki OHAL ile hiç alakası yok. Şu anki OHAL’in en önemli özelliği terör örgütlerini defetmek, onları inlerinden çıkartıp gömmektir. Çünkü benim Güneydoğu’daki, Doğu’daki halkım, ülkemdeki halkım huzura ulaşmadıkça biz devlet başkanı olarak sorumluluğumuzu yerine getirmiş olamayız. Benim muhtarlarım tehdit edilerek ‘bu köyden, bu mahalleden bizim dışımızda herhangi bir partiye 1 tane oy çıkarsa öldürülürsün.’ Bu tehdit altında benim muhtarım olduğu sürece ben sorumluluğumu yerine getirmiş olamam. Benim muhtarlarım kaçırılıyor, işkence ediliyor, bazı muhtarlarım öldürülüyorsa biz görevimizi yerine getirmiş olamayız. Onun için el ele vereceğiz ve OHAL ile birlikte bölgeyi huzura erdirene kadar bu mücadeleyi sürdüreceğiz. Demokratik reformlar kapsamında da farklı dil ve lehçelerde radyo televizyon yayınına biz imkan sağladık. 2005 yılında en önemli ekonomik reformlarımızdan birisini yaparak, paramızda istemediğiniz kadar sıfır vardı, o sıfırları attık. Tuvalete gidişin fiyatı 1 milyon liraydı. Halbuki, eskiden delikli kuruşlarla gidiyorduk. 6 sıfır atmak suretiyle paramıza itibarını yeniden kazandırırken demokratik ve hukuki reformlarımızı sürdürdük. 2006 yılında Türkiye bir Danıştay saldırısı ile karşı karşıya kaldı. Trabzon’daki rahip cinayeti ve çeşitli terör olayları gibi her biri ayrı provokasyon olan karanlık olaylar zinciri ile sarsıldık. 2007 yılında 27 Nisan elektronik bildiri ve buna karşı hükümetimizin verdiği cevap demokrasi tarihimize altın harflerle yazılırken, Hrant Dink cinayeti gibi karanlık olaylar da tırmanarak sürdü. Bu sürecin ülkemiz için en hayırlı süreci cumhurbaşkanını doğrudan halkın seçmesine imkan veren ve 16 Nisan’a kadar uzanan gelişmelerin önünü açmış olmasıdır. 2008 yılı Meclisin özellikle başörtü ile ilgili kararına karşı ‘411 el kaosa kalktı’ manşeti üzerinden başlayan sürecin pek çok provokasyonun eşliğinde partimize kapatma davası açılmasına kadar uzandığı bir yıl oldu. 2009 yılında ülkemizin tüm kesimlerin sorunlarına çözüm bulmak için çalışmalarımızı hızlandırdık. 2010 yılı Mavi Marmara saldırı, PKK’nın kanlı eylemleri, anayasa değişikliği halkoylaması ile geçti. 2011 yılı seçimleri öncesinde daha önce CHP Genel Başkanının değiştirilmesi ile başlayan kasetler yoluyla siyasi dizayn projesinin MHP’yi içine alacak şekilde genişlediğine şahit olduk. 2012 yılı MİT Müsteşarı’na yönelik tutuklama girişimi, Suriye’nin uçağımızı düşürmesi, Gaziantep’teki bombalı saldırı, 56 vatandaşımız orada şehit oldu. Suriye’de ateşlenen top mermilerinin topraklarımıza düşmeye başlaması gibi hadiselerle Türkiye’nin yeni bir döneme girdiğinin habercisiydi. 2013 yılı saldırıların iyice arttığı bir yıldı. Hatırlayın, Reyhanlı saldırısı, Gezi olayları, dershanelerin kapatılması kararını almamız, milli birlik ve kardeşlik projesini uygulamaya sokmamız, 17-25 Aralık emniyet yargı darbesi ve bizim milli iradeye saygı mitinglerimiz bu yıl gerçekleşti. 2014 yılı tarihimizin en büyük ihanetlerinden birisi olan MİT tırları hadisesini yaşadığımız, HSYK yapısının değiştirilmesi başta olmak üzere FETÖ ile mücadele için gereken adımları kararlılıkla atmaya başladığımız bir yıl oldu. Aynı yıl tarihimizde ilk defa doğrudan halkın oyu ile yapılan seçimin ardından cumhurbaşkanlığı görevine bu kardeşiniz seçilmiş oldu. 2015 yılı hiçbir partinin tek başına hükümet kuramadığı 7 Haziran seçimlerinin ardından ülkemizi sağ salim bir şekilde 1 Kasım seçimlerine götürerek krizi çözdüğümüz bir yıl oldu. Bu dönemde ülkemiz bölücü terör örgütünün eylemleri ve DEAŞ’ın giderek artan saldırıları nedeniyle ciddi bir güvenlik tehdidi ile karşı karşıya kaldı” şeklinde konuştu.

“Suriye’nin kuzeyinde biz PYD-YPG’ye biz asla sözde devlet kurdurmayız, kurdurmayacağız”

2016 yılında yaşanan gelişmeleri anlatan ve Suriye’nin kuzeyinde bir terör devleti kurulmasına Türkiye’nin asla müsaade etmeyeceğini söyleyen Erdoğan, “2016 yılın PKK ve DEAŞ’ın üzerine kararlılıkla gittiğimiz, FETÖ’yü her alanda çökertmek için önemli tedbirleri hayata geçirdiğimiz bir yıl olarak başladı. Biz ülkemiz ve milletimiz için cansiperane çalışırken 15 Temmuz 2016 gecesi FETÖ ihanet çetesinin ordu içindeki mensupları bir darbe girişiminde bulundu. FETÖ’nun darbe teşebbüsünü milletimizin ezanına, bayrağına, hürriyetine, geleceğine sahip çıkma konusunda gösterdiği kararlı irade sayesinde akamete uğrattık. Hemen ardından da Suriye’de kurulmak istenen terör devletinin önünü kesecek en kritik hamlemizi yaparak Fırat Kalkanı Harekatı’nı gerçekleştirdik. Çünkü kararlılığımız vardı. Suriye’nin kuzeyinde biz PYD-YPG’ye biz asla sözde devlet kurdurmayız, kurdurmayacağız. Bazıları ‘Kürt devleti’ falan deyip duruyorlar, ben bunu Kürt kardeşlerime hakaret telakki ediyorum. Benim Kürt kardeşlerim Suriye’nin kuzeyinde, Türkiye’nin güneyinde böyle bir oluşuma asla fırsat vermeyecektir” açıklamasında bulunarak tek bayrak, tek vatan, tek devlet ve tek millet vurgusu yaptı.

Fırat Kalkanı Harekatı ile Suriye’nin kuzeyinde 2 bin kilometrekarelik alanın Türkiye’nin kontrolünde olduğunu belirten Erdoğan, “Orada şuan bizim görevlendirdiğimiz bir vali ile beraber orası yönetilmektedir. Derdimiz şu, Cerablus’a biz niye girdik, Gaziantep’te 56 vatandaşımız şehit edildiği zaman artık sabredemeyiz dedik ve Cerablus’a girdik. Arkasından Rai’ye, oradan El Bab’a indik. Oradaki 2 bin kilometrekarelik alanı kontrol altına aldık. Oralarda aslında Arap kardeşlerimiz yaşıyordu. Bölgedeki Kürt kardeşlerimizin, PYD-YPG terör örgütü ile yapmak istedikleri, Suriye’nin Kuzeyinde bir terör koridoru oluşturmak suretiyle Akdeniz’e ulaşmaktı. Kusura bakmasınlar, Cudi’de, Tendürek’te, Kandil’de, Gabar’da ne yapıyorsak, her yerde, bunları nerede görürsek aynısını yapmaya devam edeceğiz. 2017 yılı FETÖ ve PKK başta olmak üzere terör örgütleri ile mücadelemizi tavizsiz şekilde sürdürdüğümüz bir yıl oldu ve olacak. 16 Nisan halkoylaması ile yönetim biçimimizde doğrudan milletimizin kararı ile köklü bir değişiklik ve cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçtik. Şimdi bazıları köşelerinde yazıyor, ‘şu kadar hayır oyunu nereye koyacaksınız’ diye. Geç o işleri. Evet, hayır, bir tane fazla olursa bu iş bitiyor. Demokrasi bu değil mi? Hangisi daha fazla çıkarsa mesele onun lehine bitmiştir. Ama hazmedemiyorlar. Bunlarda hazımsızlık var, midelerine oturdu bu iş. Alışacaklar bu işe. Yeter ki biz el ele olalım, bir olalım, beraber olalım, iri olalım, kardeş olalım, hep birlikte Türkiye olalım, bunlara gerekli dersi vermiş olacağız” ifadelerini kullandı. 

Derya Yetim
 

 Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkci, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a eşlik etti, yeniden yapılandırılan kapının inşaatına ilişkin bilgiler verdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Rize Güneysu’daki ikametinden ayrılarak helikopterle Hopa ilçesi Kopmuş mevkiine geldi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı burada Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkci, Artvin Valisi Ömer Doğanay ve çok sayıda vatandaş karşıladı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve beraberindekiler daha sonra karayolu ile yeniden yapılandırma kapsamında inşaat çalışmaları süren Sarp Gümrük Kapısı’na geçtiler. Cumhurbaşkanı Erdoğan inşaat sahasını gezdi, Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkci’den çalışmalar hakkında bilgi aldı. Tüfenkci, kapının durumunu ve yapılan çalışmaları anlattı.

Erdoğan incelemelerinin ardından sınır kapısından ayrıldı, Tüfenkci ise yenileme çalışmaları devam eden sınır kapısı ile ilgili bilgiler verdi.

Yenileme çalışması ile kapının kullanım kapasitesinin iki katına çıkarılacağına vurgu yapan Tüfenkci, ilk etabın 2017’nin sonunda işletmeye alınacağını, açılışın ise 2018 yılı Şubat ayında yapılacağını söyledi.

“Türkiye’nin imajı hem ticarete katkı sunması bakımından önemli bir yatırım olacak”

Maliyeti 120 milyon TL olarak açıklayan Tüfenkci, kapıdaki yenileme çalışmalarına ilişkin şöyle konuştu:
“Baktığımız zaman 32 bin yolcu, iki binden fazla taşıt ve 600’e yakın tır giriş-çıkışı ile gerçekten taşıt hareketliliği bakımından yüksek bir rakama ulaşıyor. Biz ilk iş olarak sahayı büyüttük. 37 bin metrekarelik alanı 46 bin metre kareye çıkarttık. Bir yandan kapımızın tadilatını yaparken bir yandan da çalıştırmaya devam ediyoruz. Çalışmalarımız tamamlandığı zaman ise Hopa, Kemalpaşa, Rize-Trabzon arasındaki bölge için ticari hacmi ile büyük önem kazanacak ve bunun katma değerini de düşündüğümüz zaman hem Türkiye’nin imajı hem ticarete katkı sunması bakımından önemli bir yatırım olacak.”

Benan Özben
 

Ovit Tüneli inşaatında yaptığı incelemelerin ardından il merkezine gelen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İsmail Kahraman Kültür Merkezi’nde düzenlenen AK Parti Genişletilmiş İl Danışma Meclisi Toplantısı’na katılarak bir konuşma yaptı. Rize ziyaretinde ilk olarak dün Güneysu ilçesindeki Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Eğitim ve Geliştirme Vakfı Güneysu Konakları’nı ziyaret ettiğini ardından da Rize-Artvin Havalimanı inşaatını yerinde incelediğini anlatan Erdoğan, “Gittik, orada bilgimizi aldık. Çalışmaların hızla özellikle taş ocağından taşların getirilmesi çünkü bu havalimanın farklı bir özelliği olacak. Ülkemizin Ordu- Giresun’dan sonra deniz üzerine inşa edilen 2. havalimanı olacak. İnşası için 100 milyon metre küp dolgu yapılacak. Bu havalimanımız inşaat tekniği bakımından kendi alanında Avrupa’nın ilk sırasında yer alacak. Bugün de Sarp Sınır Kapısı’na gittik. Oradan Ovit Tüneli’ne geçtik. Ovit Tüneli e kısa zaman içerisinde inşallah açılışını hep birlik yaşayacağız. Tüm yatırımları çok yakından takip ediyoruz. Zaten bunları yakından takip etmediğimiz zaman temeli atarsın öyle kalır. Yıllarca öyle oldu. Temelleri attılar, betonu döktükleri yerde o iş kaldı. Veya projede kaldı. Ama biz 15 sene önce geldiğimizde ‘Bizim attığımız temeller yerinde kalmayacak, yükselecek ve ben temel atmaya değil açılışlara geleceğim’ dedim. Bugüne kadar yüzlerce eserin hep açılışlarında olduk. Bazı önemli eserler vardı onların temel atmasına da gittim teşvik olsun diye. Karadeniz’in eğitimden sağlığa ulaşımdan enerjiye kadar her alandaki yatırımlarımızda sadece Türkiye’de değil adeta tüm dünyada yeniden keşfedilen bir yer haline geldiğini görüyoruz. Bunlar yeterli değil. Çünkü Karadeniz’i çok daha farklı kılacağız. Meyveler yavaş yavaş toplanmaya başladı” ifadelerini kullandı.

“TURİZMDE DE AYNI HATAYA DÜŞÜLMEYECEĞİNİ ÜMİT EDİYORUZ”

“En önemli eksiklik olan havayolu ulaşımı sorununu da inşallah fazla değil kısa bir zamanda bitireceğiz” diyen Erdoğan “Tüm bu gelişmelerin en somut gelişmelerini turizm sektöründe görüyoruz. Karadeniz’imizin yaylaları, köyleri, kıyıları Arap kardeşlerimiz başta olmak üzere dünyanın çeşitli yerlerinden gelen ziyaretçilerle adeta dolup taşıyor. İnşaat ve turizmin en önemli özelliği pek çok sektöründe sürükleyici, lokomotifi olmalarıdır. Ancak bu güzel gelişmeler yaşanırken, bölgemizin tabii ve beşeri güzelliklerini mutlaka korumalıyız. Yapılaşma konusunda bu sancı uzun süredir ziyadesiyle zaten yaşıyoruz. Turizmde de aynı hataya düşülmeyeceğini ümit ediyoruz. Şu yapılaşmayı yaparken biz ana baba ocağımıza evimizi yaparken yerel mimari ile ev yapalım dedik. Bununla kalmadık. Devlete ait yaptığımız inşaatları yerel mimari ile yapalım dedik. Benim vatandaşım da yerel mimari ile yapsın istedik. İşte şimdi 480 adet lojmanı aynı anlayışla yerel mimari ile yapıyoruz ki o lojmanları görenler Rize’nin mimarisi bambaşkaymış diyecekler. Bunu anlatmamız lazım. Lafla olmaz. Eseri göstereceksin. Biz bunu gösteriyoruz. İnanıyorum ki bunlar görüldükçe benim vatandaşımda benim niye böyle bir evim olmasın diyecektir ve buna göre yapacaktır. Öyle 4 tane kazık üzerinde dik binayı sonra sel alsın getirsin onu. Olmaz. Ondan sonra da devlet suçlu. Devlet niye suçlu olsun sen suçlusun. İşi sağlam yapacaksın” şeklinde konuştu.

Erdoğan, Ayder ve Uzungöl’deki çarpık yapılaşmaya da dikkat çekerek “Şuan ki Ayder bizim temsilimiz olamaz. Allah’ın bize verdiği Ayder bambaşka. Biz Ayder’i kirlettik, rezil ettik. Buranın üzerinde inşallah devlet olarak özellikle duracağız. Ayder’i bu yapılanmayla değil kentsel dönüşüm ve değişimle inşallah hakikaten şanına yakışır bir hale getireceğiz. Bugün aynı şekilde İçişleri Bakanımız ile Uzungöl’ü konuştuk. Aynı değişim ve dönüşümüne Uzungöl’de de yapmamız lazım. Bunlar çekim alanı. Bunu yaptığımız anda buraya gelip gidenlerin sayısı çok fazla olur. Rize’de doğru dürüst bir otelimiz yok. Buralara gelenler nasıl kalacağım onu düşünüyor. Bazı arkadaşlarımızı teşvik ediyoruz. Onlar otel olayına girmeleri halinde Rize biraz rahatlayacak. Milletvekillerimiz sıkıştıracak, biz sıkıştıracağız. Bu adım atılırsa o zaman çok daha turist çekecek. Anlık kazançlar uğruna güzelliklerimizi tahribine asla müsaade etmemeliyiz” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ak Parti Teşkilatları’nda kapsamlı bir değişim yapmak durumunda olduklarını belirterek “Genel Başkan olarak bu konuda kararlıyım. Milletimiz bizden beklentilerini karşılayabilecek donanımı sağlayacak arkadaşlarımızla yola devam edeceğiz” dedi.

Konuşmasında Rize’nin 16 Nisan halk oylamasında yüzde 76’lik bir evet oranıyla kendisini yakışan bir neticeyi ortaya koyduğunu kaydeden Erdoğan “Yeterli mi? Bak hemşerilerim yeterli görmüyor. Demek ki daha çok çalışacağız. 2019’a çok daha büyük bir gayretle girmemiz lazım. Bu halk oylaması ile birlikte geçtiğimiz yeni yönetim sisteminde çıta yükseldi. 2002 Kasım’ındaki seçimleri yüzde 34,4’lük bir oy oranıyla iktidara gelmiştik. Yeni sistemde başarı çıtası yüzde 50+1 oy. Şimdi kolay değil, daha zor. Çalışacağız. Siz zoru Allah’ın izniyle kolay kılacaksınız. Türkiye’nin karşı karşıya bulunduğu sıkıntıların üstesinden ancak böyle güçlü yönetimle gelinebileceğine inandığımız için bu sistemi getirdik. Aslında yüzde 34 ile yüzde 50 aralığındaki oy oranlarıyla defalarca iktidara gelmiş bir parti olarak başarı çıtasını yüzde 50’nin üzerine çıkartmaya hiçbir mecburiyetimiz yoktu. Biz yeni yönetim sistemiyle kendimiz için değil ülkemiz için doğru olanı yaptık. Yeni sistem 2019 milletvekilliği ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri ile birlikte yürürlüğe giriyor. Onun öncesinde mahalli idareler seçimi var. Çok iyi bir netice almamız gerekiyor. Milletvekilliği ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri için önümüze psikolojik bir bariyer çıkartılabilir. Ama asıl imtihanımız 2019 Kasım’ın da yapılacak seçimler olacaktır. Yüzde 50’nin üzerinde oy almanın ne kadar zor olduğunu 2014 Cumhurbaşkanlığı ve 16 Nisan halk oylamasında gördük. Geçmişte milletvekili seçimlerinde ulaşabildiğimiz en yüksek oy yüzde 49 buçuk iken mahalli idareler seçimlerinde bunda düşüş gördük. Bu tablo AK Parti olarak 2019’a çok sıkı şekilde hazırlanmamız gerektiğini işaret ediyor” diye konuştu.

“Havasından geçilmiyorsa yandık”

Erdoğan, teşkilatlardaki metal yorgunluğuna tekrar dikkati çekerek “Teşkilatlarımızın bir kısmında hep söylüyorum metal yorgunluğu emarelerini gördüğümü çeşitli defalar dile getirdim. Büyük kongre sürecimi de fırsat bilerek teşkilatlarımızda kapsamlı bir değişim yapmak durumundayız. Genel Başkan olarak bu konuda kararlıyım. Milletimiz bizden beklentilerini karşılayabilecek donanımı sağlayacak arkadaşlarımızla yola devam edeceğiz. Belde seçimlerinden başladık. Şimdi ilçe ve il seçimleri var. Bununla ne anlatmak istiyorum. Koltuklara getireceğimiz arkadaşların isimleri değil o isimlerin acaba halk ile iletişimi nasıl asıl olan bu. Şimdi devleti biz yönetiyoruz. Hükümetimiz bende Cumhurbaşkanı olarak bende el ele bir gayretin içerisindeyiz. Ancak bir şeyi unutmayalım. İsteğimiz kadar yollar yapalım, havalimanları yapalım enerjide rekor üzerine rekor kıralım ki kırıyoruz. Bu yatırımları Cumhuriyet tarihinde hiçbir iktidar yapmadı, biz yaptık. Peki yeterli mi? değil ama gerekli olan gönülleri kazanmak. Teşkilatımın siz değerli elemanlarını gönül erleri olarak görüyorum. Akıncılar olarak görüyorum. Siz elektrik vereceksiniz, siz elektrik alacaksınız. Gerek bakanlarımız, gerek belediye başkanlarımız gerek teşkilatımızın tüm elemanları, belediye meclis üyelerimiz ben belediye başkanıyım yanından havasından geçilmiyorsa yandık. Ben bakanım yanından, havasından geçilmiyorsa yandık. Mütevazi ol. Tevazu ehli olacağız. Tevazu ehli olarak vatandaşımızla bütünleşeceğiz. Nerede fakir fukara varsa onları ulaşacağız. Onların sorunlarını kendi sorunumuz bileceğiz ve çözmeye çalışacağız. Bunu başardığımız anda yüzde 50+1 değil çok daha ötesinde Allah’ın izniyle oy alarak biz iktidar oluruz” ifadelerini kullandı. 

Konuşmasında partililere yönelik uyarılarını sürdüren Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Ülkemize yönelik saldırılar karşısında öncelikle bizim AK Partililer olarak sapa sağlam durmamız gerekiyor. Hizmet edecek motivasyonu, gücü, heyecanı kalmamış bencillik batağında çırpınan defolu kişilerle böyle zorlu bir mücadeleyi yürütemeyiz” dedi.

“Unutmayın Türkiye’nin adeta yeni bir Kurtuluş savaşı verdiği dönemdeyiz” diyen Erdoğan, “Hiçbir ihanete tahammül edemeyiz. İhanet edenleri görüyoruz. Tabanı ibadet, ortası ticaret, tavanı ihanet olanları gördük. Şimdi Pensilvanya da gerisinden gelenler de kaçıp gidiyorlar. Bir kısmı cezaevlerinde bir kısmı yurtdışına kaçmış vaziyette bunlarla bir mücadele veriyoruz. Bunlar FETÖ terör örgütü. Bir diğeri de PKK terör örgütü. Bir diğeri de DAEŞ. İşimiz öyle kolay değil. Biz bu güzel milletimizi yanımızı alacağız. Biz gücümüze önce haktan sonra da halktan alacağız. Bunu başardığımız gün Allah’ın izniyle durum çok farklı olacaktır” şeklinde konuştu.

“Ülkemize yönelik saldırılar karşısında öncelikle bizim AK Partililer olarak sapa sağlam durmamız gerekiyor” vurgusu yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Hizmet edecek motivasyonu, gücü, heyecanı kalmamış bencillik batağında çırpınan defolu kişilerle böyle zorlu bir mücadeleyi yürütemeyiz. Hiçbir kardeşimizi de sen kenarda dur diyemeyiz. Çalışacak kim olursa olsun hepsine kapımızı açacağız. Bu kapı şuanda görev mahallinde olanlara ait bir kapı değildir. Kapımız hep açık olacak. Çünkü bir kapı görül kapısıdır. Gönül kapısı gönül koymaya gelmez. Burada çok hassas ve dikkatli olacağız. Bunun için ilk etapta teşkilatlarda başlatacağımız değişimi sıkı tutmak zorundayız. AK Parti teşkilatlarında görev alacak kişilerin şu bakanın, bu milletvekilinin adamı değil davanın ve milletin adamı olması şarttır. Bir kez daha altını çizerek ifade ediyorum, davası olmayan ve bulunduğu yerde milletimizi kucaklayamayan hiç kimse AK Parti yöneticilik yapamaz. Tüm arkadaşlarımdan ilçe ve il teşkilatlarımızdan bu vasıflara uygun kadroların görev alması için gayret göstermelerini ve bu yönde katkı sunmalarını rica ediyorum. Açık söylüyorum; 15 yıl öncesinin, 20 yıl öncesinin, 25 yıl öncesinin siyaset baronlarının tarzıyla AK Parti’de etkinlik kurmaya kalkan herkes karşısında bu kardeşinizi bulur. Bunu böyle bilin. Esasen bu şekilde AK Parti’ye yapılan kötülük tüm Türkiye’ye yapılmış bir kötülüktür. Ülkemizin bize ve bizim 15 yıldır yaptığımız hizmetleri 2023 hedeflerimizle taçlandırmamıza ihtiyacı var. Millet bizden bunu bekliyor. Onun için ben partimizin kuruluşunda emeği geçen tüm kardeşlerime vefa borcumuzun olduğuna inanıyorum. Biz onları hiçbir zaman kapıda bırakamayız. Onlarla beraber yolculuğu devam ettireceğiz.” 

Dolmabahçe Sarayı’nda ‘Afrika’da Sağlık’ başlıklı uluslararası kongrenin gala yemeği düzenlendi. Düzenlenen Yemeğe Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve eşi Emine Erdoğan, Sağlık Bakanı Ahmet Demircan’ın yanı sıra yurtiçinden ve yurt dışından çok sayıda davetli katıldı.

Burada bir konuşma yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan sözlerine besmele ile başlayarak, “Afrika’da’ sağlık kongresinin başarı ile geçmesini Allah’tan temenni ediyorum. Özellikle dünyanın 40 farklı ülkesinden kongreye teşvik eden misafirlerimize hoş geldiniz diyorum. Kongrenin kökleri 10’uncu asra kadar giden Afrika kıtası ile münasebetlerimizin daha iyi yere gitmesini temenni ediyorum. İçinden geçtiği onca sancılı döneme rağmen ülkemiz Afrikalı dostlarının yanında olmaya azami gayret göstermiştir. Elbette Afrika kıtası ile ilişkilerde asıl büyük dönüşüm Ak Parti iktidarı ile başlamıştır” dedi.

“MİLLİ GELİRE ORANLA EN AZ GELİŞMİŞ ÜLKELERE YARDIMDA TÜRKİYE 1 NUMARADIR”

Türkiye’nin Somali’de büyük bir büyükelçilik binası bulunduğunu hatırlatan Erdoğan, en az gelişmiş ülkelere ciddi bir yardım yapıldığını kaydederek, “Somali’ye kimsenin uğramadığı dönemde ilk defa bir başbakan olarak 2007 yılında gittik. Somali’ye dünyanın bakışını değiştirdik. Şimdi son gidişimde bu Somali yok. Bundan sonra daha büyük bir Somali olacak. Bizim en büyük büyükelçilik tesisimiz Somali’dedir. 80 dönemlik gayet geniş. Ne Amerika’nın ne İngiltere’nin orada böyle bir büyükelçilik binası yok. Onlar orada konteynır içerisinde hizmet veriyorlar. Hastaneyi orada biz kurduk. Modern bir hastane kurduk Somali’de. Ayrıca orada öğrenci yetiştirme çalışmalarına başladık. Her zaman yanlarında olacağız. İspat G-20 toplantısındayız herkes bir şeyler söylüyor. Bende bakıyorum bu kadar para yardım ettik diyorlar ama önümde İngiltere’nin resmi gelirlerine bakıyorum böyle bir şey yok. Şu anda milli gelire oranla en az gelişmiş ülkelere yardımda Türkiye 1 numaradır. Normalde ise Amerika 1 biz 2’nci sıradadır. Çünkü bu bizim İslami görevimizdir. Afrika’ya kaynakları sömürülecek bir yer olarak yaklaşmadık” diye konuştu.

“AFRİKA’DA NASIL BİR ENKAZ BIRAKTIĞINI GÖRDÜK GÖRÜYORUZ”

Afrika kıtasında geçtiğimiz yüzyılda sömürgecilik faaliyeti yürüten batılı devletlere eleştiride bulunan Erdoğan, “Afrika kıtasının kronik sorunlarının temel sebebi yaklaşık 4 asır boyunca kıtanın tüm kaynaklarını istila eden sömürgeciliktir. Her ne kadar 1960’lı yıllardan itibaren kıta ülkeleri bağımsızlığı ilan etseler bile hala izleri devam etmektedir. Kıtanın sosyal, beşeri dokusunu kökten tahrip etmişlerdir. Aileleri parçalamışlar, insanları göçe zorlamışlar, arazileri yağmalamışlardır. Günde 16-17 saat köle gibi çalışanlara ücret yerine alkol vermişlerdir. Çalışmak istemeyenleri katletmişlerdir. Bugün bize her fırsatta demokrasi hukuk ve insan hakları dersi verenlerin Afrika’da nasıl bir enkaz bıraktığını gördük görüyoruz. Batılı ülkelerin bugün zevkini sürdükleri refahı kime borçlu olduğunu çok iyi biliyoruz. Şatafatlı binalarda kimlerin canının alın terinin olduğunu gayet iyi biliyoruz. Afrikalı masumların gözyaşı ve sömürülen emeklerinin üzerine inşa edilen gerçek yüzünü bilmeliyiz. Afrika 21’nci yüzyıla damgasını vuracak olan kıtadır. İnşallah güç şimdi Afrika’da toplanmaya başladı. Hiçbir güç bu potansiyelin harekete geçmesine mani olamayacaktır” şeklinde konuştu.

Birleşmiş Milletler’deki 5 daimi üye ve 15 geçici üyenin sürekli olarak değişimin olması gerekliliğini kaydeden Erdoğan, “Dünyada 196 üye birleşmiş milletler üyesi olarak aslında güçlerinin farkında değil. Şu anda 5 daimi üye 15 geçici üye var. O 15 geçici üyenin hiçbir yaptırımı yok. Ama bir lütufta bulunur gibi seni geçici üye yaptık diyorlar. Hiçbir yaptırımı kıymeti yok. İkinci dünya savaşı şartları şu anda yok geçti o işler. Şu anda farklı bir dünya var. Bu farklı dünyanın yeniden reforme edilmesi gerekiyor. Demokrasi ise insan haklarına saygı ise o zaman 20 ülke diyorsak her yıl 20 ülke daimi ülke sıfatı ile görev yapmalıdır. 2 yılda bir bunlar değişebilir. 10 tanesi değişir diğer 10’unda 2’inci 10’da değişir. Bu 20 ülke dünyanın kaderi üzerinde hak sahibi olur. Burada her kıtadan olması adaleti getirecektir. Her dinden yok hele hele Müslüman hiç yok. Böyle bir şey olabilir mi” dedi.

“İBADETİNİ YAPANA TERÖRİST DİYEMEZSİNİZ”

Bugün Kudüs’te meydana gelen olaylarda 3 şehidin olduğunu cümlesini ekleyerek, bir gün önce İsrail Cumhurbaşkanı ile telefon ile görüştüğü hatırlattu. Erdoğan, “İsrail Cumhurbaşkanı ile dün akşam görüştüm. Yarın Cuma bu işe müdahale edin dedim. ‘Biz terörizm ile mücadele ediyoruz’ dedi. Bu insanlar kendi kutsal mekanlarına gidiyorlar. Bunlara terörist diyemezsiniz. Biz Türkiye’de asla Sinagog’a giden insana terörist demedik. Şiddete karşıyız ama bırakın da bu insanlar rahatlık ile ibadetini yapsınlar. O metal parmaklık arasında onları sokma arama bunlar olacak iş değil. Ne kadar ısrar ettiysek elimizden geleni yapacağız dediler ama bugün maalesef böyle bir müdahalede bulundular. Biz sonuna kadar hakkımızın ve haklarımızın savunucusu olacağız. Biz zalim hükümdarlar karşısında susmayı zulüm adlediyoruz. Buna da asla katlanamayız” ifadelerini kullandı.

Gece de ödüle layık görülen isimlere de hediyeleri takdim edildi.

AK Parti Genel Merkezi tarafından düzenlenen 15 Temmuz ve İnsan Hakları Paneli’nde konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, insan hakları konusunda CHP’yi eleştirdi. Erdoğan, “Ankara’dan İstanbul’a devlet korumasında yürüyenlerin adalet konusunda, özgürlükler ve insan hakları konusunda yaptıkları eleştirilerin hiçbir karşılığı yoktur. Böyle bir güvenlik ortamını hiçbir zaman size kimse sağlamazdı ama biz sağladık. Farkımız bu. Yürüyüşü de yaptın rahatça, mitingi de yaptın rahatça. Bunu sana biz sağladık” ifadelerini kullandı.

“Ha DSP, ha CHP ne farkı var”

AK Parti iktidarının Güneydoğu’da yaptığı yatırımları anlatan ve terör örgütünün yapılan yatırımları bombaladığını anlatan, bunun üzerine HDP’nin Kürtleri sokağa döktüğünü söyleyen Erdoğan, şimdi başka birilerinin de halkı sokağa çekmeye çalıştığını kaydederek, yurtdışına kaçan HDP’li milletvekillerinin aldıkları maaşların hak olmadığını söyledi. Merve Kavakçı’dan örnek veren Erdoğan, “Merve Kavakçı milletvekili seçildiği halde, şuanda ebediyette olan zat ‘atın bu kadını şu Meclisten dışarı’ diye Mecliste meydan okuyordu. Hangi zihniyetti o, işte bu CHP zihniyeti. Ha DSP, ha CHP ne farkı var. O günden bu güne hak ihlalinden öte vatandaşlıktan da çıkarttılar. Asıl insan hakları ihlali bu” diye konuştu.

“Yürüyüşü de yaptın rahatça, mitingi de yaptın rahatça. Bunu sana biz sağladık”

“Bugün bize insan hakları konusunda eleştiriler getiren, sözde adalet yürüyüşlerine çıkan muhalefet partisinin geçmişi ise tarihimizin en utanç verici insan hakları ihlalleri ile bunlara verdiği desteklerle doludur” açıklamasında bulunan Erdoğan, geçmişten de örnekler vererek CHP’yi sert dille eleştirdi. Erdoğan, “Bunlar Menderes ve iki arkadaşı ipe gittiği zaman alkışlayanlardan değil miydi? Biz parlamentonun kahir ekseriyetine sahip olduğumuz bir dönemde AK Parti olarak bizi kapatma girişimine girdiklerinde o dönemde CHP’nin Genel başkanı, şuanda da milletvekili ‘Ankara’da yargıçlar var’ diyordu. Böyle bir parti kapatılacak, sen, ‘Ankara’da yargıçlar var’ diyorsun. Çünkü hayatları hep böyle geçmiş. 28 Şubat döneminde Türkiye belki de dünyanın en barışçıl eylemine sahne oldu. Milyonlarca insan İstanbul’dan başlayarak Anadolu’ya kat edecek şekilde el ele tutuşarak kızlarımıza başörtüsü konusunda uygulanan zulmü protesto etmeye karar vermişti. Bu eylem Bolu’da devlet şiddeti ile engellendiğinde şuanda insan hakları havarisi kesilen CHP’liler mağdurların değil, yine zalimlerin yanında saf tutmuştu. CHP Genel başkanına yürüyüşünde eşlik eden dönemin İstanbul Üniversitesi Rektörü ile bu partide milletvekilliği, yöneticilik yapmış pek çok isim bu dönemde uygulanan zulümlerin sembol isimleriydi. Bugün Ankara’dan İstanbul’a devlet korumasında yürüyenlerin adalet konusunda, özgürlükler ve insan hakları konusunda yaptıkları eleştirilerin hiçbir karşılığı yoktur. Böyle bir güvenlik ortamını hiçbir zaman size kimse sağlamazdı ama biz sağladık. Farkımız bu. Yürüyüşü de yaptın rahatça, mitingi de yaptın rahatça. Bunu sana biz sağladık. Bak şuanda OHAL var, OHAL olmasaydı başka şeylerde olabilirdi, huzur içinde bunu yaptın, acaba bir teşekkür geldi mi? Gelmez onların kitabında bu yok. Bu partinin darbeler karşısındaki tavrını da biz çok iyi biliriz” şeklinde konuştu.

Ahmet Türk’ün sağlık nedenleri ile serbest bırakıldığını hatırlatan Erdoğan, “Şayet böyle bir kara sicile sahip olmasaydı, o gün beraber yürürken bir tanesi de, Adalet Bakanımız da burada, çok hasta olduğu için Mardin Belediye Başkanı, hastalığı sebebiyle serbest bırakıldı, bu nasıl hasta, serbest bırakılıyor, yürüyüşte maşallah yürüyor. Sayın Bakan, bunlar tam teşekküllü hastaneden rapor almıyorlar mı, rapor aldılar mı, bu raporu size gösterdiler mi, nasıl bunlara bence çıkma izni verildi. Bunlar kontrollü göz hapsinde olması gerekirdi. Milletinin yanında saf tutmuş olsaydı bu partinin yaptığı itirazlara, gerçekleştirdiği eylemlere başka bir gözle bakabilirdik. Biliyoruz ki, bunların amacı kesinlikle adalet değildir, insan hakları değildir, özgürlükleri savunmak değildir. Bunlar FETÖ gibi, PKK gibi terör örgütlerini ve onların destekçilerini arkalarına alarak ülkedeki meşru hükümeti, meşru siyasi düzeni yıpratmanın peşindedir. Milletimiz bunlara itibar edip ülke yönetimini teslim etmiyor. Benim milletim hiçbir zaman bunlara bu ülkede iktidar şansı vermeyecek. Milletten alamadıkları yetkiyi kaosla elde etmenin hesabı içindeler. Milletin vermediği emaneti terör örgütleri ile kol kola girip gaspetmenin peşindeler. Başaramayacaklar. Bunlar 2007 yılındaki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de benzen yollara tevessül etmişlerdi. Bunlar 2013 yılında Gezi olaylarında da aynı umuda kapılmışlardı. Bunların gözleri 2014 mahalli idareler ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinde, 7 Haziran 2015 seçimlerinde de aynı hevesle parlamıştı. Milletimiz her defasında kendilerine sandıkta hadlerini bildirdi ve yerlerine oturttu” ifadelerini kullandı.

“Aslında ülkemize Nobel Barış Ödülü verilmesi gerekir”

15 Temmuz darbe girişiminin nasıl bir şiddet, nasıl bir insan hakları ihlali olduğunu anlamak için o gece ile ilgili görüntülere, fotoğraflara ve şahit ifadelerine bakmanın yeterli olacağını söyleyen Erdoğan, “Türkiye’nin yaşadığı bu travmanın yüzde 1’ine dahi maruz kalmamış ülkelerin verdikleri tepkilerle bizim uygulamalarımızı yan yana getirdiğinizde aslında ülkemize Nobel Barış Ödülü verilmesi gerekir. Tabi Nobel Barış Ödülü de sipariş üzere verildiği için buraya böyle bir ödül gelmez” dedi.

“Amerika’ya bakıyorsunuz, Batıya bakıyorsunuz, tek tip özel cezaevi elbisesi ile duruşmaya giderler”
Cezaevlerindeki işkence iddialarının yalan olduğunun, mahkemeler başladığında güya işkenceye maruz kalanların gayet gürbüz bir şekilde, takım elbiseleri ve tüm çirkeflikleri ile arzu endam ettiklerini kaydeden Erdoğan, “Ama Amerika’ya bakıyorsunuz, Batıya bakıyorsunuz, tek tip özel cezaevi elbisesi ile duruşmaya giderler. Bunları da görüyoruz. Ölümcül hasta denilenlerin ne kadar sağlıklı olduğuna hep beraber şahitlik ettik” diye konuştu.

“OHAL’a hala ihtiyacımız var”

Pazartesi günü MGK toplantısı olacağını belirten Erdoğan, “OHAL’i masaya yatıracağız ve teklifimizi hükümetimize yapacağız. Şuandaki görünümle bizim OHAL’a hala ihtiyacımız var” şeklinde konuştu. 

Derya Yetim
 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 15 Temmuz anma etkinlikleri kapsamında AK Parti Sosyal Politikalar Başkanlığı tarafından hazırlanan ‘15 Temmuz 2016 Milli İradenin Zaferi’ kitabının tanıtım töreninde konuştu. Cumhurbaşkanı Erdoğan, tüm varlıklarını ortaya koyarak 15 Temmuz Milli İrade Zaferi’nin kazanılmasını sağlayan şehit ve gazilere ithaf edilen bu eserin bu alanda yapılacak benzer çalışmalar için örnek oluşturacağına inandığını belirterek, “Araştırma sonuçları yanında ülkemizdeki darbelerin tarihçesinden 15 Temmuz’un saat saat seyrine, şehitlerimizin isim, resim ve kısa bilgilerine kadar oldukça kapsamlı bir çalışma yapıldığını görüyorum. Şehit yakınlarımız ve gazilerimizle yüz yüze görüşülerek hazırlanan bu kitap, 15 Temmuz zaferini kimlerin hangi saiklerle kazandığını ortaya koyması bakımından gerçekten çok önemlidir. Bu araştırmanın gerçekleştirilmesinde, raporunun hazırlanmasında, kitap haline getirilmesinde emeği geçen herkesi tebrik ediyorum. Şehit yakınlarımıza ve gazilerimize en kalbi şükranlarımı sunuyorum. Şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyor, gazilerimize tedavileri boyunca acil şifalar Allah’tan temenni ediyorum. Ülkemizi böyle bir felaketin eşiğine getirenleri Rabbimin Kahhar sıfatıyla kahretmesini niyaz ediyorum” ifadelerini kullandı.

“İnancımıza göre şehitler ölmez, bize düşen şehitlerimizin aziz hatıralarını yaşatmaktır”

“Türkiye, bu musibetin de üstesinden gelecektir” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bugünkü Türkiye’yi nasıl ecdadımızın tarihe altın harflerle yazılan kahramanlıklarına borçluysak 15 Temmuz’un da gelecek nesiller için işte böyle bir anlam ifade edeceğine inanıyorum. İnancımıza göre şehitler ölmez, bize düşen şehitlerimizin aziz hatıralarını yaşatmaktır. İşte bu amaçla İstanbul’da ve Ankara’da darbe direnişinin sembolleri haline gelen mekanlarda anıtlar inşa ettik. İstanbul’da 15 Temmuz Şehitler Köprüsü’nün Anadolu Yakası’nda, Ankara’da ise Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nin hemen önünde yapılan bu anıtların açılışlarını inşallah darbe girişiminin yıl dönümü gecesi gerçekleştireceğiz. Tabii ayrıca Türkiye Büyük Millet Meclisinin önünde böyle bir anıtı yapıp onu da inşa edeceğiz. Bir diğerini de Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Marmaris’te inşa edecek. 15 Temmuz’u 16 Temmuz’a bağlayan gece yapacağımız bu açılışlara tüm milletimizi davet ediyoruz. İlk açılış törenini inşallah 23.15’te 15 Temmuz Şehitler Köprüsü’nün Anadolu Yakası çıkışındaki dev alanda gerçekleştireceğiz. İkincisini ise 16 Temmuz sabah namazını müteakiben Külliye’nin karşısında inşa edilen anıtın olduğu bölgede yapacağız.”

“Hala 15 Temmuz’un anlamını kavrayamamış olan gafiller bulunduğunu görüyoruz”

Darbe girişiminin ardından 15 Temmuz’u Demokrasi ve Milli Birlik Günü olarak ilan ederek milli anma günleri arasında 15 Temmuz’un da milli tarihin sembollerinden biri olduğuna vurgu yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Maalesef aradan geçen 1 yıla rağmen hala 15 Temmuz’un anlamını kavrayamamış olan gafiller bulunduğunu görüyoruz. Bu gafillerin başında da ana muhalefet partisinin tepesindeki zat geliyor. Ankara’dan İstanbul’a kadar yürüyen bu kişi derdinin ne olduğunu Maltepe Meydanı’nda yaptığı miting konuşmasında açık ve net ifşa etti. Kendisi yaptığı eyleme ‘Adalet Yürüyüşü’ adını vermişti. Olsa olsa sözde Adalet Yürüyüşü olabilir. Ama talepleriyle bu kavramı ne kadar yanlış anladığını göstermiş oldu. CHP Genel Başkanı’nın sözlerini duyunca aklıma hemen Mevlana Hazretlerinin adalet tanımı geldi. Mevlana Hazretleri; ağaca su vermeyi adalet, dikene su vermeyi zulüm olarak tanımlıyor. Bunlar ağaca su değil, dikene su veriyor. Darbecileri ve teröristleri savunan CHP Genel Başkanı, bizden dikenlere su vermemizi talep ediyor. Biz asla böyle bir zulüm yoluna başvuramayız. ‘Hasta’ dediler, ‘Durumu çok kötü’ dediler ve cezaevinden çıkmasını istedikleri Mardin Belediye Başkanı baktık ki baya yürüyebiliyor. Hani hastaydı bu ya? Nasıl hasta bunlar? Arkasında PKK terör örgütünün olduğu bu kişilerle beraber nasıl oluyor da omuz omuza yürüyebiliyorsunuz? Bunlar değil mi bizim bu kardeşlerimizin katili olanlar? Bu şehitlerimizin failleri bunlar değil mi? Aksi takdirde şehitlerimizin huzurunda bizim boynumuz bükük kalır. Aksi taktirde gazilerimizin karşısına çıkacak yüzümüz olmaz. Onlar FETÖ’cülerin avukatlığına soyunabilir, onlar PKK’lıları, YPG’lileri destekleyebilir, onlar DHKP-C’lilerle, marjinal sol örgütlerle kol kola girebilir, onlar ülkesine ve milletine ihanet etmiş herkesi kucaklayabilir ama biz bunların hiçbirini yapmadık, yapmayacağız. Çünkü bizim milletimize sözümüz var; biz milletimize Türkiye’de tek bir terörist kalmayana kadar mücadele edeceğimizin sözünü verdik. Biz, elinde silahı olan her teröristi imha edeceğimize kasem ettik, yemin ettik. Teröristleri destekleyen herkesi yaptığına pişman edeceğimize ahdettik. Şayet Ana Muhalefetin başındaki zat 15 Temmuz günü İstanbul’da köşe bucak saklanmak yerine darbecilerin karşısına dikilmiş olsaydı belki bu yürüyüşe başka türlü bakabilirdik” açıklamasını yaptı.

“Lider, eğer taşın arkasına saklanırsa millet dağın arkasına saklanır”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun bir radyo programında yaptığı konuşmaya değinerek, “Bir darbe girişiminde bulunulacağı zaman ‘Tankların karşısına ilk defa ben çıkarım’ diyen bu değil mi? 15 Temmuz gecesi havalimanına indiği zaman hemen oradaki kendi arkadaşlarıyla havalimanındaki tankların oradan çekilmesini isteyip, tanklar oradan çekildikten sonra Bakırköy Belediye Başkanı’na kaçıp giden o değil mi? Ondan sonra Bakırköy Belediye Başkanının evinden bütün geceyi takip eden, izleyen o değil mi? Utanmadan, sıkılmadan ‘Oteller kapalıydı, gidecek otel yoktu onun için Belediye Başkanımızın evine gittim’ diyen o değil mi? ‘Eğer Cumhurbaşkanının geleceğinden haberim olsaydı beklerdim’ diyen, bu yalanı söyleyen de o değil mi? Benim gelmeme ne gerek? Benim milletim orada ya, sen bu milletin arasında niye değilsin? Öyle veya böyle işte biz, orada bekleyen milletimizin arasına Elhamdülillah geldik ve onlarla beraber ertesi gün öğleye kadar havalimanında durduk. Oradan ülkemizi Başbakanımızla sürekli paslaşarak yönettik ve oradan atamalarımız da yaptık. Bu süreç içerisinde de duruma hakim olduk, 16 saat gibi bir sürede işi bitirdik. Niye? Mesele inanmak. ‘İmandır o cevher ki ilahi ne büyüktür, imansız olan paslı yürek sinede yüktür’ vaka budur. Öyle derdi hocalarımız, ‘Lider, eğer taşın arkasına saklanırsa millet dağın arkasına saklanır’ derdi. İşte bunlar dağın arkasına saklananlardan. Çünkü kaçıp hemen Belediye Başkanının evine saklan. Bizde hamdolsun bu yok, biz kararlıyız. Biz bu ülkede 18 bin kilometrenin üzerinde bölünmüş yol inşa ettik. Emin olun bunların üç haftalık yürüyüşü kadar gürültü çıkarmadık” şeklinde konuştu.

“Sokağa çıkamaz hale gelirsin”

Batı’nın konuştuğunu ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bir G-20 Hamburg Zirvesi yaptık, Hamburg’u yaktılar, yıktılar. 25 gün yürüdüler, hükümetimiz bu yürüyüşte bunların kılına zarar gelmesin diye tüm tedbirleri aldı. Bu güvenlik altında Ankara’dan İstanbul’a yürüdüler ama hala bakıyorsunuz utanmadan, sıkılmadan Batı’da gidip farklı farklı şeyler anlatabiliyorlar. ‘Demokrasi’ diyorlar, demokrasinin güvencesi Türkiye’de AK Parti iktidarıdır diğerleri hikayedir. Özgürlüklerin garantisi Türkiye’de AK Parti iktidarıdır. Bizden önce biz özgürlüklerin boyutunu biliriz. İşte ana muhalefetin adeta geçmişi konumundaki daha önceki iktidarı biliriz. Bir DSP’nin parlamentodaki iktidarı döneminde parlamentoya gelip girmiş olan Merve Kavakçı kardeşimize o parlamentoda şu anda ebedi alemde olan zat ‘Bu kadını buradan atın’ diye bağırdığında alkış tutanların kimler olduğunu biliriz. Hani özgürlük? Nerede özgürlük anlayışınız? Özgürlük anlayışı bizde var. Türkiye’de şu anda böyle bir sıkıntı var mı? Başı örtülü, başı açık böyle bir dert var mı? Herkes devlette de eğitim kurumlarında da istediği gibi okuyabiliyor, özgürlük bu. Bunlar hiçbir zaman özgürlüğün tanımını yapamadılar. Özgürlük nedir bunun anlamadılar ki ama biz bütün kavgamızı özgürlük için verdik. Çok çektik, çok bedeller ödedik ama sonunda başardık. ‘Sokaksa sokak’ diyerek kendi aklınca milleti ve devleti tehdit eden bu kişi böyle bir yanlışlığa sapması halinde asıl kendisinin sokağa çıkamaz hale geleceğini iyi bilmelidir. Açık konuşuyorum, böyle bir yola mı tevessül edeceksin? Sokağa çıkamaz hale sen gelirsin. Korkaklardan, ödleklerden bir şey olmaz bu böyle bilinmelidir. Sokakta aranan adaletin adı ‘intikam’dır. Onun sonu da vandallıktır” dedi.

“Siz kim? Adalet kim? O kavram ve onun için verdiğiniz örneklerin hiçbiri bırakın samimiyetinizi yansıtmayı ağzınıza dahi yakışmıyor”

Adaletin aranacağı meşru zeminlerin belli olduğunu söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti:
“Meclisi çalıştırmamak için her yola başvuranlar şimdi çıkmış ‘Meclis devre dışı bırakıldı’ diye uğraşıyorlar’. Bunun için de ağlamaya başladılar. Anayasa Mahkemesinden kürsü hakimlerine, savcılara kadar hukuk sisteminin tüm mensuplarına hakaret edenler ‘adalet’ diye yeri göğü inletiyorlar. Adalete giden tüm yolları tıkamayı maharet sananlar siz değil misiniz ya? Hakim, savcıların tamamını kendi partisine mensup kişilerden almakla övünen Adalet Bakanlarının partisi siz değil misiniz? Geçmişte onları da biliyoruz. ‘Ben onları almayacağım da MHP’lileri mi dolduracağım adalete?’ diyen kişi sizin partinizden değil miydi ya? Bunlar, milleti de kendileri gibi balık hafızalı zannediyorlar. Ne biz ne de milletimiz bu partinin tek parti dönemindeki zulümlerini unutmadık. Biz, Menderes’i ve iki önemli arkadaşını ipe götürenleri unutmadık. Bu partinin Azerbaycanlı kardeşlerimizi Boraltan Köprüsü’nde katillerine teslim ettiğini unutmadık. Bu partinin 27 Mayıs’ta rahmetli Menderes’i tıpkı bugün de yapmaya çalıştıkları gibi ahlaksız iftiralarla dar ağacına gönderdiğini unutmadık. Bu partinin 28 Şubat döneminde cuntacılarla nasıl kol kola yürüdüğünü unutmadık. Parlamentonun kahir ekseriyetine sahip olduğumuz bir dönemde beyefendiden önceki genel başkanlarının partimizin kapatılma talebiyle Anayasa Mahkemesinin de olduğu dönemde ‘Ankara’da da yargıçlar varmış meğer’ dediklerini unutmadık. Nasıl demokrasi bu ya? Kahir ekseriyetle Parlamentoda olan bir AK Parti’nin kapatılması için başvurmadıkları yol, yöntem kalmadı. Bu partinin siyasi tarihimizin en büyük cinayeti olan 367 garabetinin bunlar tarafından nasıl savunulduğunu, bunun mimarı olduklarını da unutmadık. Siz kim? Adalet kim? O kavram ve onun için verdiğiniz örneklerin hiçbiri bırakın samimiyetinizi yansıtmayı ağzınıza dahi yakışmıyor. Bunlar, haklarını korumak için yollara düştükleri, FETÖ’cülerin şehit ettiği 250 masum için kol kola yürüdükleri bölücü örgütün sadece son 2 yılda şehit ettiği 2 bine yakın güvenlik görevlimiz için, mensuplarıyla kucak kucağa olduğu bir başka terör örgütünün şehit ettiği Cumhuriyet Savcımız Mehmet Selim Kiraz için, ülkesine hizmet için ter dökerken makamında şehit edilen Kaymakamımız Muhammet Fatih Safitürk için, hayatının baharında kurşunlanan öğretmenimiz Şenay Aybüke Yalçın için ve diğer şehitlerimiz için acaba tek damla gözyaşı dökmüşler mi?” 

Benan Özben – Goncagül Özcan
 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Almanya’nın Hamburg kentinde G20 Liderler Zirvesi’nin kapanış oturumu öncesi düzenlediği basın toplantısında gazetecilerin sorularını yanıtladı. Alman bir gazetecinin tutuklu gazeteci Deniz Yücel ile ilgili sorusu üzerine Erdoğan, “Öncellikle basın mensubu arkadaşlar sınırsız özgürlüğe sahip değildir. Basın mensupları da suç işler. Suç işlediği zamanda yargı, gerekli değerlendirmeleri yapar. Ben şiir okuduğum için ceza evine girmiş olan biriyim. Fikir özgürlüğünü, düşünce özgürlüğünü gayet iyi bilirim. Ama siz benim belediye başkanı iken şiir okuduğumdan dolayı herhalde hapse girdiğimi bilmiyorsunuz. Onun için bu soruyu soruyorsunuz. Bunu bilseydiniz bu soruyu sormadınız. Fikir, düşünce özgürlüğü noktasında hassasım. Bütün yasalarımız buna göre hazırlanmıştır. Şunu da özellikle bilmeniz istiyorum; bu basın mensupları diye tanıdıklarınızın büyük bir çoğunluğu teröre yardım yataklık yapan kişilerdir. Yargı bu konuda değerlendirmelerini yapar” dedi.

“Bu siyasi bir intihardır”

Bir Türk gazetecinin, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Almanya’da zirvesi öncesi yapılması planlanan konuşmaların yasaklanmasına, Türk gazetecilerin akreditelerin gerçekleşmemesine ve Almanya’nın terör örgütlerine ev sahipliği yapmasına ilişkin yönelttiği soru üzerine Erdoğan, “Alman gazeteci arkadaşımın sormuş olduğu sorunun bir yerde cevabıdır. Basın mensuplarının Almanya’da G-20’yi izlemeye müsaade etmeyecek, onları akredite etmeyecek kadar önlerini kesen bir anlayış var. Önce bu anlayışı ortadan kaldırmak lazım bu bir. Şu anda Almanya’da benim 3 milyon soydaşım Türk var. Onlarla Almanya seyahatim vesilesiyle salon toplantısı yapmayı arzu ettim. Fakat Alman yönetimi, eyaletler vesaire benim burada salon toplantısı yapmama müsaade etmediler. Buna tahammül edemediler. Acaba bunu hangi özgürlük anlayışıyla bağdaştıracağız. Eğer özgürlükler dünyasında yaşıyorsak, Türkiye Cumhuriyeti’nin yüzde 52’sinin oyunu alarak, Cumhurbaşkanı olmuş olan bir Cumhurbaşkanına, Almanya’da bir salon toplantısında konuşma müsaadesi vermeyenler, kusura bakmasınlar özgürlüklerden bahsedemezler. Benim söylediğim siyasi intihardır dediğim olay budur. Bu siyasi bir intihardır. Bu bumerang gibi döner, bir zaman da kendilerini vurur. Salon toplantımızı bırakın, telekonferansla bir mitingde buradaki vatandaşlarımla konuşma arzumuza dahi tahammül edememişlerdir. Ama PKK terör örgütünün, dağdaki eşkıyalarına oradan bağlantı kurmak suretiyle müsaade etmişlerdir. Bütün bunlar özgürlük planı içinde değerlendirilirken, PKK terör örgütünün örgüt liderine sözde onun kendilerine ait paçavralarıyla, yürüyüş müsaadesi verenler, polis kordonunda onları koruma altında yürütenler ne yazık ki en önemli politik noktadaki toplantı gösteri ve yürüyüş hakkını kullanmak isteyen meşru derneklere müsaade etmiyorlar. Türkiye’de böyle bir yasak yok” diye konuştu.

“Sözde adalet yürüyüşünü yapanlar, partilerinin içinde genel başkanlığa aday olanlara adaylık hakkı vermiyorlar”
CHP’nin yürüyüşüne ilişkin ise Erdoğan, “Türkiye’de 20 gündür ana muhalefet partisinin düzenlemiş olduğu sözde bir adalet yürüyüşü var devam ediyor. Halbuki sözde adalet yürüyüşünü yapanlar, partilerinin içinde genel başkanlığa aday olanlara adaylık hakkı vermiyorlar” şeklinde konuştu.

“Referandum konusuna Irak’ın yarınları açısından doğru bakmıyorum”
Irak’taki referandumla ilgili soru üzerine Erdoğan, “Referandum konusuna Irak’ın yarınları açısından doğru bakmıyorum. Bunu sayın dostum Barzani’ye ilettik. Bunun yanlış bir yol olduğunu söyledik. Bunun bedelini ödemek zor olacaktır. Şu anda hangi konumda olduklarını bilmiyorum. Temenni ederim ki bundan vazgeçerler. Bunda direnmeleri onlara kaybettirir diye düşünüyorum. Bizim için Irak’ın birliği, beraberliği bizim için önemlidir” dedi.

“Kürt devleti kurma gayreti olursa biz buna müsaade etmeyiz”
Suriye ile ilgili soru üzerine Erdoğan, “Bizim siyasetimiz kavmiyetçilik üzerine değildir, ırkçılık üzerine hiç değildir. Bizim muhatabımız her zaman insandır. Eğer bizim sınırlarımızda bizi tehdit eden bazı oluşumlar olursa biz bu oluşumlara karşı haddini bildiririz. Eğer Kuzey Suriye’de sözde bir Kürt devleti kurma gayreti olursa biz buna müsaade etmeyiz. Nitekim Kuzey Suriye’de böyle bir girişim oldu ve biz bu girişimi durdurduk, engelledik. Bundan sonra da buna yine asla müsaade etmeyiz. Oradan ülkemize olan tehditleri asla affetmeyiz. Afrin bizim için tehdittir, gerekli cevabı vereceğiz” dedi.
“Selahattin Demirtaş ve tutuklu milletvekilleri cezaevinden ne zaman çıkacak” sorusu üzerine Erdoğan, “Teröristleri cezaevlerinden bırakma yetkisi bizim değildir. Türkiye bir hukuk devletidir. Söylediğiniz kişi bir teröristtir. Öyle bir terörist ki bütün benim Kürt kardeşlerimi sokağa döküp ondan sonra 53 Kürt kardeşimi yine Kürtlere öldürten bir teröristtir. Bu sadece suçlarından bir tanesidir. Buna benzer daha nice suçları vardır. ‘Bizim arkamızda PKK var, PYD var, YPG var’ gibi meydan okuyan bir kişidir. Şu anda zaten yargıdadır. Yargı onlarla ilgili ne karar verirse o karar bizim başımız gözümüz üstündedir” diye konuştu.