İzmir’de yaşayan İ.B., 2015’te işe girdiği şirket tarafından 2016’da 4857 sayılı İş Kanunu’nun ilgili maddesindeki “İş sözleşmesi yapıldığı sırada bu sözleşmenin esaslı noktalarından biri için gerekli vasıflar veya şartlar kendisinde bulunmadığı halde bunların kendisinde bulunduğunu ileri sürerek, yahut gerçeğe uygun olmayan bilgiler veya sözler söyleyerek işçinin işvereni yanıltması” bendi gerekçe gösterilerek iş sözleşmesinin haksız yere feshedildiği iddiasıyla firma hakkında dava açtı. Davaya bakan İzmir 8. İş Mahkemesi, İ.B.’nin işe iadesine, şirketin davacıyı işe başlatmaması halinde tazminat ödemesine karar verdi. Şirketin avukatı Ali Onar, İ.B.’nin şirkette çalışmak için verdiği bilgilerin gerçeğe uygun olmadığı ve şirketten bilgi sakladığı gerekçesiyle davanın reddedilmesi talebinde bulunarak, İzmir Bölge Adliye Mahkemesine başvurdu. Başvuru sonucunda İzmir Bölge Adliyesi 3. Hukuk Dairesi, İ.B.’nin işe müracaatı sırasında eksik ve yanlış bilgi verdiği gerekçesiyle alt mahkemenin verdiği kararı bozarak, şirket avukatı Onar’ın istinaf başvurusunu kabul etti.

“Bilgi gizlemesi üzerine feshedildi”

Avukat Ali Onar, “Bu davada işçi çalıştığı iş yerleri hakkında bir takım yazılı beyanlarda bulundu. Bunun hemen akabinde bir hastalıktan bahsederek, meslek hastalığı hastanesine başvuruda bulundu. Biz bu kadar kısa süre içerisinde böyle bir hastalığın olamayacağı kanaatine ulaştık ve bu durumdan şüphelendik. Bunun üzerine işçi ile tekrar görüştük ve işçinin daha önceki çalışmalarıyla ilgili bizden bir şey sakladığını tespit ettik. Daha sonra şirket yetkilileri bu tür bir bilgi gizlemesinin üzerine kendi iş yerleri için bir takım riskler taşıdığını belirterek iş akdini feshetti” dedi.

“İşçi-işveren ilişkisi zedelendiği an sonlandırılabilir”

İşçinin şirkete işe iadesi için bir dava açtığını, ancak istinaf yoluyla müracaat ettiklerini belirten Onar, sözlerine şöyle devam etti:

“İşçi-işveren ilişkisi karşılıklı güvene dayanan bir ilişkidir. Bu güven zedelendiği anda, hatta şüphe duyulduğu anda bile sonlandırılabilir. Bu kanunda da açıkça öngörülmüştür. İşçi işe müracaat ettiğinde doldurduğu formlarda daha önce yaptığı çalışmalarını bize bildirmedi, bildirmediği gibi işle ilgili olan hususlarda bu bilgiyi sakladı. ‘Bu bizim işçiye duyduğumuz güveni zedelemiştir, bu nedenle hizmet sözleşmesi artık devam ettirilemez’ dedik. Bu başvurumuzu bölge mahkemesi haklı buldu. Artık bir işçinin işe müracaat sırasında yapmış olduğu bildirinin doğru olmaması veya eksik olması halinde iş akdinin feshedilmesine karar verildi. Bu işe alım sürecinde işçiler için de çok önemli bir karar. Çünkü işçiler artık ‘Aman canım bunu söylemesem de olur, yazmasam da olur’ düşüncelerinden vazgeçmeliler. Çünkü artık bu kararla her şeyin eksiksiz olarak bildirilmesinin zorunlu olduğu yargı kararıyla da hüküm altına alınmış oldu diyebiliriz.” 

Mihrap Düzöz – Sinan Yeniçeri
 

Bir hasta, 2009 yılında on adet dişe tedavi uygulanması, üç adet köprü yapılması ve dişlerin parlatılması konusunda bir diş hekimiyle 2 bin lira karşılığında anlaştı. Diş çekimi ve dişlerin kesilmesi işlemi yapılan hastaya, iddiaya göre dişlerin iyileşmesi beklenilmeden diğer işlemler uygulandı. Kanamaların durmadığını gören hasta, yapılan geçici dişlerin kısa sürede düştüğünü, protezlerin çok büyük olduğunu belirterek, hekime müracaat etti.
Olumsuz cevap alan hasta, “yemek yiyemez” hale geldiğini belirterek diş hekimini mahkemeye şikayet etti. 10. Asliye Hukuk Mahkemesi’ne diş hekimi hakkında tazminat davası açan hasta, şikayetlerinin davalı diş hekimi tarafından dikkate alınmadığını, yemek yiyemez duruma geldiğini öne sürdü. Doğru yapılmayan dişlerin düzeltilmesi talebinin davalı tarafından olumsuz karşılandığını anlatan davacı hasta, davalı hekimin hakarete varan sözler söylediğini belirterek; fazlaya ilişkin hakların saklı kalması kaydıyla ödenen 2 bin lira maddi tazminat ile 10 bin lira manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etti.

Mahkemede savunma yapan davalı, davacının iddialarının doğru olmadığını, muayene neticesinde davacının tedaviyi ve ücretini kabul ettiğini, tedavinin baştan sona başarıyla tamamlandığını kaydetti. Davacının geçici dişleri takıldıktan sonra oynama hissi nedeniyle kendisini aradığını, şehir dışında olması nedeniyle kendi bilgisi ve iradesi dışında davacının bir diş teknisyenine dişlerini kalıcı olarak yaptırdığını, kendisine kusur yüklenemeyeceğini, iddiaların ispatlanamadığını savunarak davanın reddini istedi.

Tarafları dinleyen mahkeme, diş hekiminin en küçük ihmalinden dolayı davalıya karşı sorumlu olduğu, tedavi ücretini iade ve yeniden yapılmak zorunda kalınan masrafları ödemesi gerektiği, davalının eyleminin haksız fiil teşkil ettiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verdi. Mahkeme, 4 bin 20 TL maddi ve 3 bin TL manevi tazminatın faiziyle davalıdan alınarak davacıya ödenmesine karar verdi. Kararı hem davacı hem de davalı temyiz etti. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi ise mahkeme kararını onadı. 

Süleyman Aydın
 

Geçtiğimiz 10 Ağustos gecesi, Alsancak Semti’nde, kendilerini taciz eden motosikletli kişileri şikayet etmek için sokakta görevli resmi polislere giden Seray Gürer (23) ve Derya Kılıç (21), taciz edildiklerini söyledi. İddiaya göre görevli polis memuru O.Y., genç kızlara, ‘Böyle giyinip gecenin bu saatinde gezerseniz, sizi daha çok taciz ederler’ dedi. Çıkan arbede sonrası, iddiaya göre polis memuru kızlardan Derya Kılıç’ı etkisiz hale getirip kelepçeledi. Olay sonrası, Kılıç ve Gürer, polis memurunun kendilerine hakaret ve darp ettiklerini ileri sürüp şikayetçi oldu. İzmir Cumhuriyet Savcısı Nurettin Ulutaş tarafından hazırlanan iddianamede, polis memuru O.Y. hakkında, her iki müştekiye ‘hakaret’ ve müşteki Derya Kılıç’a karşı ‘Sahip olduğu yetkileri kötüye kullanma’ suçundan 5.5 yıla kadar hapsi istendi.

Alkollülerdi, ellerinde bira şişesi vardı

Davanın ilk duruşması bugün İzmir 26. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülürken duruşmaya tutuksuz sanık O.Y., sanık avukatı Murat Üstündağ, müştekiler Derya Kılıç ve Seray Gürer, müşteki avukatları Zeynel Cem Demirhan ve Kadın Meclisi üyeleri katıldı. Sanık savunması ile başlayan duruşmada konuşan sanık O.Y., o gün Alsancak’ta, travesti uygulaması nedeniyle 8 saat boyunca sabit görevde olduğunu belirterek, ”Gece karanlığında, 2 bayan yanıma yanaştı ve bana, elle taciz edenler oldu, buradan motorlu geçip geçmediğini sordu. Bende kamera görüntüleriden görüldüğü gibi ellerimi açarak görmediğimi, sabit görev yaptığımı, polise merkezine yönlendireyim diye söyledim. Bu söylemim üzerine, Derya Kılıç yanındaki arkadaşına dönerek ‘Bu O.Ç.’ye, şerefsize neden soruyorsun’ şeklinde söz sarf etti. Bu sözle üzerine neden küfür ediyorsunuz deyip ağzının kapatmak istedim. Küfürlere devam ediyordu. Görevim nedeniyle ve kanunların bana verdiği yetkiye dayanarak etkisiz hale getirmek için kelepçe takmaya çalıştım. Daha sonra gelen ekipteki arkadaşlar beni bayanın üzerinden kaldırıp konuyu anlayalım deyip beni uzaklaştırdılar. Bu sırada Derya Kılıç küfür etmeye devam ediyordu. Başka ekip bayanları, Alsancak Polis Merkezi’ne götürdü. Ben kasten yaralama kastı ile hiç bir hakarette bulunmadım. Alkollü olan, küfür eden ve elinde bira şişesi olan şahsı etkisiz hale getirmek için yasaların bana vermiş olduğu yetkiyi kullandım” dedi.

Tokat attı iddiası

O gece arkadaşı Seray ile alkol aldıklarını belirten müşteki Derya Kılıç, eve gitmek için Alsancak Gar’ doğru yürüdükleri sırada motorlu 2 şahsın kendini elle taciz ettiğini, yolda gördükleri resmi polislere durumu anlatıp motorluları görüp görmediklerini sorduklarını söyledi. Polis memuru O.Y.’nin kendilerine ‘Böyle gezerseniz az bile’ şeklinde söz söylediğini iddia eden müşteki Derya Kılıç, bunun üzerine kendisinin ‘Ne diyorsun lan sen’ şeklinde cevap verdiğini, polisinde küfür ederek kendisine tokat attığını belirtti. İtiş kakış olduğunu belirten Kılıç, polis memuru O.Y.’nin saçından tutarak yere yatırdığını, kendisinin de küfür ettiğini, çevreden gelen diğer polislerin araya girdiğini, daha sonra kendisini polis merkezine götürdüklerini söyledi.
Derya Kılıç ve Seray Gürer, sanık O.Y.’den şikayetçi olduklarını söylediler. Hakim, gelmeyen tanıkların zorla getirilmesine karar verip duruşmayı Nisan ayına erteledi. 

Atakan Şen

Ankara’dan Bursa’ya geziye giden yolcuları taşıdığı öğrenilen Kartallar Gezi firmasına ait tur otobüsü, Eskişehir-Bursa karayolunun 3. kilometresinde yol kenarındaki ağaçlara çarparak kaza yaptı. Sabah saatlerinde meydana gelen kazada 11 kişi yaşamını yitirirken 44 kişi de yaralandı. Yaralılar kentteki çeşitli hastanelerde tedavi altına alınırken hayatını kaybedenler ise morga kaldırıldı. Acı haberi alan kazazede yakınları da Eskişehir’e gelerek hastane önünde beklemeye başladı. Tur şirketine dava açacaklarını belirten kazazede yakınları, kazanın ardından tur şirketinden hiç kimsenin kendileriyle irtibata geçmediklerini söyledi.

“Bizi kuzenim aradı”

Kazada 4 yakınını kaybeden 7 yakını da yaralı olarak kurtulan Selçuk Mart, “Biz bu sabah 04.10’da bir telefon aldık. Uykumuzdan uyandık. Arayan kuzenimizdi. Kaza olduğunu dizinin sıkıştığını ve acilen gelmemiz gerektiğini söyledi. Toplam 11 yakınımız araçtaydı. Bunun 4’ü vefat etti. Geriye kalan 7’si yaralı. Üç hastanede ayrı ayrı yatıyorlar. Kaza yerine gittik, inceledik. Kaza yerinde herhangi bir fren izi yoktu. Herhangi bir buzlanma belirtisi yoktu. Kaza çok açık bir şekilde ya şoför hatası ya da başka bir şey. Kesinlikle hiçbir titreme olmadığını, hiçbir kayma olmadığını söylediler. Sadece en başta sağdaki ağaçlara çarpmaya başladıklarını ve sonra bir ağaca kitlendiklerinden bahsettiler. Hepsi akrabamız. Eşimin teyzeleri vardı. Kuzenleri vardı. Kuzenlerimizin çocukları vardı. Bir tanesi tıp fakültesine girmeyi planlıyordu” dedi.

‘En güzel karne hediyesi’ acı bitti

“Firmanın önlem alması gerekirdi, hepimiz şikayetçiyiz”

Mahkemeye gitme kararı aldıklarını ifade eden Selçuk Mart, “Sonuna kadar arkasında duracağız. Hepimiz şikayetçiyiz. Sonuç olarak firmanın önlemini alması gerekiyordu. Otobüsü süren, firmanın sahibinin kardeşiymiş. Zaten bu şunu gösteriyor, hiçbir denetimden geçmemiş. Alkol alıp almadığı, uykusuz olup, olmadığı bilinmiyor. Kesinlikle yüzde yüz ihmal. 3 şeritli yol, ışıklandırma dört dörtlük yapılmış. Buzlanma yok. Yol bomboş. Orada kaza yapmak, çok açık insan hatası. Tur servislerinin ciddi anlamda denetlenmesini istiyoruz. Özellikle gece yola çıkıyorlarsa. Madde kullanıyor mu, uykusunu almış mı, bunları kontrol etmek lazım. Çift şoför olması lazım. Tur şirketinden buraya gelen yok” şeklinde konuştu. 

Umut Akıncıoğlu – Murathan Yıldırım

Katliam gibi kaza! Çok sayıda ölü ve yaralı var

Ümraniye’de bir ilkokulun bahçesinde servisçiler arasında çıkan ve bir servis şoförün hayatını kaybettiği, , 3 kişinin de yaralandığı silahlı kavgaya ilişkin 3’ü tutuklu 6 şüpheli hakkında yürütülen soruşturma tamamlandı. Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianamede, şüpheliler Eyüp A., Kerem B., Ramazan S., Mehmet A.,Serkan V. ve Sevim K.ile kavgada hayatını kaybeden Cüneyt Elik’in öğrenci servisi işletmeciliği yaptıkları anlatıldı.

Ümraniye Fatih İlkokulu’nda 5 Eylül 2017 tarihinde servislerine öğrenci kaydetmek için stant kuran şüpheliler ile maktul Cüneyt Elik’in tartıştıklarının belirtildiği iddianamede, çıkan kavgada maktul Cüneyt Elik’in elindeki bıçakla şüphelilerden Ramazan S.’yi yaraladığı ve şüphelilerden Kerem B.’nin n elindeki silahla maktüle ateş ederek vücudunun çeşitli yerlerinden yaraladığı kaydedildi.

İddianamede, çıkan arbedede maktulün annesi Selime Elik’in hafif şekilde yaralandığı vurgulanırken, şüpheliler Mehmet A., Eyüp A., Serkan V. ile müşteki Feyyaz Elik’in olay yerine daha sonra gelerek kavgaya müdahil oldukları vurgulandı.

“Ölüme neden olan atışın hangi silahtan yapıldığı belirlenemedi”

Şüphelilerden Eyüp A.’nın olay sırasında elindeki silahla ateş ettiğinin belirtildiği iddianamede, şüpheli Sevim K.’nin beze sarılı vaziyetteki silahı çimenlik alana attığı yer aldı. İddianamede, olayda yaralanan Cüneyt Elik’in iç kanama sonucu hayatını kaybettiği kaydedilirken, maktul Cüneyt Elik’in ölümüne sebep olan atışın hangi şüphelinin silahından ateşlendiğinin belirlenemediği vurgulandı.

5 şüpheli hakkında müebbet hapis istemi

İddianamede, şüpheliler Eyüp A., Kerem B., Ramazan S., Mehmet A.,Serkan V. hakkında “kasten öldürme” suçundan müebbet hapisle cezalandırılması istendi. Öte yandan şüpheli Sevim K.’nin de “suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme” suçundan 6 aydan 5 yıla kadar hapse çarptırılması talep edildi.
İddianame gönderildiği mahkeme tarafından kabul edildi. Şüpheliler, önümüzdeki günlerde hakim karşısına çıkacak. 

Gamze Erdemir

İşçilerin Whatsapp grubu kurup, işyeriyle ilgili görüşlerini dile getirmelerini ‘demokratik talep’ olarak nitelendiren Yüksek Mahkeme, yerel mahkemenin kararını ortadan kaldırıp, davacı işçilerin işe iadesine hükmetti. 

İstanbul Avrupa Yakası’nda faaliyet gösteren bir firmada satış temsilcisi olarak çalışan mesai arkadaşları kendi aralarında Whatsapp grubu kurdu. Sohbet grubunda çalışma şartlarının olumsuzluğu ile işveren ve yöneticilerin eşit davranmama konularının değerlendirildi.

İşyerindeki mobbing niteliğindeki tutumlarının dile getirildiği çeşitli yazışmalar, aynı gruptaki diğer bir çalışan tarafından patrona iletildi. Çılgına dönen patron, grupta yazışan çalışanlarını kapı önüne koydu. İşten atılan işçilerle aynı görüşte yazışması olan ihbarcı işçiye ise sadece ihtar cezası verildi. Sadece demokratik taleplerini dile getirdikleri için işten atılan işçiler soluğu mahkeme kapısında aldı. Bakırköy 5. İş Mahkemesi’ne işe iade davası açan bir işçi, 2010 – 2015 tarihleri arasında satış uzmanı olarak çalıştığı işyerinden haksız şekilde kovulduğunu belirtti.

Mahkemede ifade veren davacı işçi, işyerinde kazanılan primlerin adaletli bir şekilde dağıtılmadığını öne sürdü. Davacı, “Getirilen yeni sistemde ücret + prim sistemi ile çalışmam sebebi ile gelirimde büyük oranda eksilme olacağından bu sorunun çözümü için davalı işverene durumu e-mail ile bildirdim. Davalının bu e-mail sebebi ile tarafıma suçlamalarda bulunarak beni haksız şekilde işten çıkardı. Hiç bir çalışan ve yöneticiye tartışmam olmadı. Davalının fesih bildiriminde davacının Whatsapp grubu kurarak şirket ve şirket yöneticileri hakkında terbiye sınırlarını aşan hakaret ve iftira dolu beyanlarda bulunduğu iddia edilmiştir. İşyerinde uyarı almadım ve bir suçlama ile karşı karşıya kalmadım. Başarılı çalışmamla yüksek primlere hak kazandığım için ödüllendirildim. İş aktim haksız ve hukuka aykırı olarak feshedilmiştir. Feshin geçersizliği ile eski işime iademi, talep ediyorum.” dedi.

“Bana ait telefonla beni eleştirdiler”

Mahkemede savunma yapan davalı işveren ise davacının da aralarında bulunduğu işyeri çalışanlarının bir araya gelerek davalı adına kayıtlı telefon ve GSM hattı vasıtası ile Whatsapp uygulaması kurduklarını hatırlattı. İşçilerin kurdukları grup ile işyeri ve işyerinin yöneticileri arasında hakaret dolu ifadelere yer verdiklerini iddia eden davalı, mesajlaşmalar ile uyumlu çalışan arkadaşlarına beyanları ile psikolojik yıldırmalar da yapıldığını öne sürdü. Bu durumdan iş yeri çalışma koşullarının olumsuz etkilendiğini, işçi işveren arasındaki güven ilişkisinin bu eylemler ile bozulduğunu belirten davalı patron, kendisinden artık davacıyı çalıştırmasının beklenemeyeceğini, feshin 4857 Sayılı İş Kanunu’nun 25/II.e maddesi uyarınca haklı nedene dayandığını dile getirip, davanın reddi gerektiğini talep etti. Davacının çalışma arkadaşları ile birlikte kurdukları Whatsapp grubunda iş yeri ve iş yeri yöneticiler hakkında hakaret içerikli beyanlarda bulunduklarına dikkat çeken yerel mahkeme, işten atılan işçilerin ofis içinde huzuru bozacak şekilde konuşmalar ve gülüşmeler yaptıklarına vurgu yaptı. Mahkeme, davacı işçinin talebini geri çevirdi.

Olumsuzluklara karşı çıkmak sadakat ihlali sayılamaz

Kararın davacı işçi tarafından temyiz edilmesiyle devreye giren Yargıtay 9. Hukuk Dairesi emsal bir karara imza attı. Daire, davalı işverenin, geçerli ve haklı nedende davacının davranışının veya yetersizliğinin iş yerinde olumsuzluklara yol açtığını ve iş ilişkisinin çekilmez hal aldığını da ispat etmesi gerektiğine vurgu yaptı. Kararda; işçinin çalışma koşullarına, işveren veya vekilinin olumsuz uygulamalarına karşı çıkmaları sadakat yükümlülüğünün ihlali olarak değerlendirilemeyeceği dile getirildi.

İşçilerin iş akışını bozmadığı ve çalışmaların etkilemediği sürece Whatsapp grubu kurmaları ve burada konuşma içinde olmalarının yasak olmadığının kaydedildiği Yargıtay kararında, “Davalı iş yerinde satış uzmanı olarak çalışan davacı ve aynı konumdaki diğer çalışanlar, çalışma koşullarının olumsuz olarak değiştirilmesi, ücret politikası, mobbing uygulanması nedeni ile toplu imza ile istekte bulunmuşlar ve mailler göndermişlerdir. Aynı zamanda da konuşma için Whatsapp sistemi içinde grup kurmuşlardır. Burada da çalışma koşullarının olumsuzluğu, yöneticilerin tutumları ve davranışları hakkında yorumlarla yazışmalarda bulunmuşlardır. Bu görüşmelerin dosyadaki çözümlerine göre genel olarak mesai saatleri dışında olduğu görülmektedir. Davacı ve diğer arkadaşlarının Whatsapp grubu içindeki bu yazışmaları, aynı grup içinde yer alan diğer bir işçi tarafından işverene iletilmiş, işveren bunun üzerine grupta yer alan işçilerin savunmasını alarak, davacı ve diğer işçilerin iş sözleşmelerini feshederken, ileten işçiye ise ihtar cezası vermiştir. Grup içi konuşmaların gizli kalması esas olduğu gibi genel olarak bakıldığında çalışma koşullarının olumsuzluğu, işveren ve yöneticilerin eşit davranmama, mobbing niteliğindeki tutumlarının dile getirildiği tespit edilmiştir. İşveren gizli kalması gereken verileri yasak bir şekilde elde ettiği gibi kendisine veren ve aynı konuşmalarda bulunan işçiye davranışı nedeni ile ihtar cezası vermek sureti ile de bilgi veren işçisini korumuştur. İşçilerin işyerinde mailleri, işverene bildirimleri işçilik hakları ile ilgili demokratik talep niteliğinde olup, bu tür barışçıl davranışların fesih nedeni yapılması doğru değildir. İspat yükü kendisinde olan davalı işveren haklı ve geçerli feshi kanıtlayamamıştır. Davanın kabulü yerine reddi hatalıdır. Mahkemenin kararının bozularak ortadan kaldırılmasına, feshin geçersizliğine ve davacının işe iadesine karar oy birliğiyle karar verilmiştir.” denildi. 

Süleyman Aydın
 

Türk edebiyatının son dönemde yetiştirdiği en önemli isimler arasında yer alan ünlü düşünür, yazar ve fikir adamı Cemil Meriç’i anma programı Sefaköy Kültür ve Sanat Merkezi’nde gerçekleştirildi. Yrd. Doç. Dr. Bahtiyar Aslan moderatörlüğünde gerçekleşen panele, Akademisyen Halil Açıkgöz ve Cemil Meriç”in yakın talebesi İzzet Tanju konuşmacı olarak katıldı.

“Kimlik arayışı temsilcisidir”
Yrd. Doç. Dr. Bahtiyar Aslan, Cemil Meriç’in bir kimlik arayışının temsilcisi olduğuna dikkat çekerek, “Bugün bizler, Cemil Meriç kadar felsefi sorgulama yaşamıyorsak, biz kimiz diye sormuyorsak, Cemil Meriç bu soruların cevabını bulduğu ve bize bir yol açtığı içindir” diye konuştu.

“Onu anlamalıyız”
Bir dönem Cemil Meriç’in sekreterliğini yaptığını ve onu anlamanın çok önemli olduğunu ifade eden Halil Açıkgöz ise “ Cemil Meriç’in hayranı değildim ama daha önemlisi onu anlamaya çalışıyordum. Orta ikinci sınıfta ‘Hint Edebiyatı’ isimli kitabını okudum. Hiç bir şey anlamadım. Bir gün bana bir iş teklifi geldi. Cemil Meriç’e sekreter lazım, gider misin? Dediler. 10 Kasım 1976’da sekreterliğini yapmaya başladım” diyerek, ünlü yazarın görsellerini katılımcılarla paylaştı.

İzzet Tanju hatıralarını paylaştı
Cemil Meriç’in yakın talebesi ve katibi İzzet Tanju da yazar ile ilgili hatıralarını katılımcılarla paylaştı. Jurnal’i yazması için kendisini ikna ettiğini belirten İzzet Tanju, 20’nci yüzyılda Türk nesrinin Cenap Şehabettin, Nurullah Ataç, Cemil Meriç dönemlerinden geçtiğini belirterek, Meriç’in edebiyat anlayışını katılımcılara anlattı.

CHP İstanbul Milletvekili Enis Berberoğlu, MİT tırlarının durdurulması olayına ilişkin “devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal ve askeri casusluk maksadıyla açıklamak” suçundan 25 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı. İstinaf mahkemesinin hükmü bozma kararının ardından Berberoğlu, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesince yeniden yargılanmaya başlandı. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesinde kapalı yapılan duruşmaya, Enis Berberoğlu’nun avukatları ile Başbakanlık Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın avukatları katıldı.

Ara kararını açıklayan mahkeme, İstanbul 14. ağır Ceza Mahkemesine müzekkere yazılarak Can Dündar ve Erdem Gül haklarında verilen kararla ilgili dosyanın Yargıtaydan dönüp dönmediği husunun akıbetinin sorulmasına hükmetti. İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/140 esas sayılı dosyasının aslı ya da onaylı örneğinin tamamının birleştirilen dosyalarla birlikte fiziken gönderilmesinin istenmesine karar veren mahkeme, sanık Enis Berberoğlu’nun tutukluluk halinin devamına hükmetti. Duruşma, 16 Ocak 2018 tarihine ertelendi.
Duruşma sonrasında adliye önünde açıklama yapan CHP Grup Başkan Vekili Engin Altay, “İyi bir haber alacağımız inancıyla geldik. Ve adalete olan inancımızın olduğunu belirttik. Biz burada gazeteci bir milletvekilinin suç sabitlenmeden tutukluluk halinin sürmesini doğru bulmuyoruz. Bunun kimseye bir yararı olmaz, Enis Berberoğlu’nun da zararı olmaz” dedi.

“Bizim beklentimiz beraatle birlikte tahliye edilmesiydi”

Enis Berberoğlu’nun avukatı Murat Ergün ise, Berberoğlu’nun tutukluluğunun tedbiri aşmış durumda olduğunu belirterek, “Ama yargılanıyor olması da artık anlamını yitirmiştir. O yüzden bizim beklentimiz tahliyeden ziyade beraatle birlikte tahliye edilmesiydi. Ama bizim hesaba katmadığımız bir şey varmış. O da İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının mahkemenin kendisinden istediği belgeleri mahkemeye göndermemiş olması. Bunun sebebini herhalde farklı kıtalarda oldukları için uzamıştır diye düşünüyoruz. Avrupa’dan Asya’ya gelmesi uzamış evrakın. Eğer bugün bu dosya tam olsaydı, eksiksiz olsaydı, mahkeme hazır olsaydı biz eminiz ki adaletli ve hakkaniyetli karar verilecekti ve müvekkilimiz bugün cezaevinden tahliye olacaktı” ifadelerini kullandı. 

Kağıthane’de boşanmak isteyen eşini defalarca kurşunlayarak öldüren tutuklu sanık Recep İnçke’nin yargılandığı davanın görülmesine devam edildi. İstanbul 6’ncı Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmaya tutuklu sanık Recep İnçke cezaevinden getirilirken, Nisa Ece İnçke’nin ailesi ile Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ve Kadın ve Demokrasi Derneği (KADEM) adına da avukatlar salonda hazır bulundu.

Sanık Recep İnçke, avukatının duruşmaya gelmediği gerekçesiyle kendisine yeni bir avukat atanmasını istedi. Ara kararını açıklayan mahkeme heyeti, dava dosyasını mütalaasını açıklaması için duruşma savcısına gönderdi. Sanık İnçke’nin, kuvvetli suç şüphesi ve üzerine atılı suç için istenen ceza miktarının sınırının yüksek olması nedeniyle tutukluluk halinin devamına karar veren mahkeme duruşmayı erteledi.
Duruşma sonrası KADEM avukatları ve Nisa Ece İnçke’nin annesi Caziye Ece adliyenin karşısındaki meydanda basın açıklaması yaptı. KADEM avukatları davanın sonuna kadar takipçisi olacaklarını belirtirken, anne Caziye Ece, “Cezanın çok ağır olmasını istiyorum. Kızım gençti, güzeldi. 25 yaşındaydı. Hiçbir suçu yoktu. 2 yıl evli kaldılar. Kızıma sebepsiz yere zulüm ediyordu. Kızımı barışalım bahanesiyle kandırdı ve evden çıkardı. Götürdü, öldürdü” diye konuştu.

KADEM adına açıklama yapan avukat Pınar Hacı Bektaşoğlu, “Kadın ve Demokrasi Derneği adına bugün burada Nisa Ece İnçke davasının müdahili ve takipçisi olarak bulunuyoruz. Nisa İnçke evliliğinin ilk günlerinden itibaren eşinden şiddet gören ve bu nedenle boşanma kararı alan cesur kadınlarımızdan sadece biriydi. Ancak boşanma davası devam ederken,kendisine sürekli olarak şiddet uygulayan eşi tarafından taammüden tasarlanarak vahşice katledildi. Eşini vahşice hislerle tasarlayarak katleden ve buna rağmen her duruşmada sahte gözyaşları ile mahkeme heyetini etkilemeye, iyi hal indirimi almaya çalışan sanığın akıl almaz ifadelerini şaşkınlıkla karşıladığımızı tekrar belirtmek istiyoruz. Bu nedenle KADEM olarak bizler yaşam hakkı elinden alınmış vahşice katledilmiş ve uğurda canlarını yitirmiş tüm kadınların katillerine indirimsiz en ağır cezanın verilmesi ve sanıkların toplumun vicdanını da rahatlatacak şekilde cezalandırılması gerektiğini bir kez daha savunuyoruz ve altını çiziyoruz” dedi. 

Başak Akbulut – Murat Horoz

24 Kasım 2016’da Köşk Mahallesi Gültepe Bulvarı askeri tel örgü yanında, 06 LAA78 plakalı otoda uyuşturucu madde satıldığı ile ilgili bir ihbarı değerlendiren polis ekipleri tarafından gerekli tedbirler alınarak beklenilmeye başlandı. İçerisinde 30 yaşındaki Gökhan Ö., 40 yaşındaki Salih S. ve 28 yaşındaki Sedat K.’ın bulunduğu otomobil polis ekiplerinin dur ihtarına uymayıp görevli polis memuru İ.B ‘ye çarparak olay yerinden kaçtı. Polis memurları N.M.Ö ve A.K aracın arkasından durması için ateş etti. Yapılan çalışmalar sonucu resmi bölge ekibi tarafından olay yerine 1 km uzaklıkta yakıtı bittiği için terk edilmiş halde bulunan otonun arka koltuğunda hareketsiz halde bulunan Gökhan Ö.’ün 112 görevlileri tarafından yapılan incelemesinde sırt tarafından ateşli silahla vurulması sonucu hayatını kaybettiği tespit etti.

Kayseri 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada tutuklu sanıklar Salih S.(40), Sedat K. (28) ile hayatını kaybeden Gökhan Ö.’nün şikayetçi ağabeyi İ.Ö. ve avukatlar hazır bulunurken, tutuksuz yargılanan polis memuru N.M.Ö. ise duruşmaya katılmadı.

Tanık olarak dinlenen polis memuru V.Ö., Nazilli Adliyesi’nden Sesli ve Görüntülü Bilişim Sistemi ile verdiği ifadesinde, “Uyuşturucu takibi yapıyorduk. Araç trafiğe kapalı alana girdi. Araçtan indim, diğer aracın sağ tarafından Sedat K. Vardı. Elinde silah vardı, arkadaşları uyardım. Şüpheli araç tekrar ileri geri yaptı, polis aracına çarptı, ben kapıya asılı kaldım, araç geri geri giderek tekrar kaçtı. Bir polis arkadaşımızın kolu kırıldı, o ara bir arkadaşımız da uyarı ateşi yaptı. Şüpheli aracı başka bir ekip takip etti, sonraki aşamaları bilmiyorum” dedi.

Duruşma salonunda tanık olarak dinlenen başka bir polis memuru S.D. ise araç takibinde görevli olduğunu belirterek, “Biz arkadan gelen ikinci araçtaydık. Olay yerine kadar aracı takip ettik, aracı durdurduk, yanına giderken araç geri geri gelmeye başladı, polis aracına çarptı, bir arkadaşımız silah var diye bağırdı, o sıra silah sesleri duyuldu, sonra bir arkadaşımız da ‘yandım anam’ diye bağırınca silah yaralanması zannettik, yanına gittik, bu sırada şüpheliler kaçtı” diye konuştu.

Tutuklu sanık Salih S. ise olay sırasında başka bir araçtan yardım istediğini, cep telefonunun yanında olduğunu ancak o an ne yaptığını bilemediği için kimseyi arayamadığını söylerken, diğer tutuklu sanık Sedat K. de “Bize kimse dur ihtarı yapmadı. Alkollü ve ehliyet olmadığı için kaçtık. 1-2 el değil, 20 el ateş açıldı. Arkadaşımızı bırakıp kaçmadık, telefonum yoktu, o nedenle benzinliğe giderek yardım istedim” dedi.
Mahkeme heyeti yapılan yargılama sonucu tutuklu sanıklar Sedat K. ve Salih S.’ye ‘birden fazla kişi ile polise mukavemet’ suçundan 2 yıl, ‘polisi kasten yaralama’ suçundan 2 yıl, ‘kamu malına zarar verme’ suçundan 1 yıl ve yaralıya gerekli yardımda bulunmadıkları gerekçesiyle ‘ihmal suçundan 1 yıl 6 ay olmak üzere ayrı ayrı toplam 6 yıl 6 ay hapis cezası verdi.

Ayrıca mahkeme, tutuksuz yargılanan polis memuru N.M.Ö.’ye meşru müdafaa kapsamında kaldığı gerekçesiyle ceza verilmesine yer olmadığına kanaat getirerek beraatına karar verdi. 

Şeref Kahraman