28 Şubat dönemine ilişkin aralarında dönemin Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İsmail Hakkı Karadayı, dönemin Genelkurmay İkinci Başkanı Çevik Bir, emekli Orgeneral Çetin Doğan, emekli Korgeneral Engin Alan’ın da aralarında bulunduğu 103 sanığın “Türkiye Cumhuriyeti hükümetini cebren devirmeye, düşürmeye iştirak” suçundan yargılandığı davanın 91. celsesi görüldü. Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesince görülen davaya sanıklar, taraf avukatları ve o dönemde mağdur olan çok sayıda vatandaş katıldı. AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Ravza Kavakcı Kan başkanlığındaki AK Partili heyet de davayı takip etti.

Davanın bugünkü celsesinde, bir önceki ara karar gereği duruşma savcısının esas hakkındaki mütalaasını açıklaması bekleniyordu. Söz alan savcı, mütalaanın büyük oranda hazır olmakla birlikte son rötuşları yapmak üzere ek süre talebinde bulundu. Ardından, müşteki, sanık ve taraf avukatlarının beyanlarının alınmasına geçildi.

“BAŞÖRTÜLÜ OLDUĞUM İÇİN İŞTEN ATILDIM”

28 Şubat mağduru Pervin Kaplan, İnönü Üniversitesinde memur olarak çalıştığını, başörtülü olduğu için 5 arkadaşıyla birlikte işten atıldığını söyledi. Atılma sürecinin 1 yıl sürdüğünü kaydeden Kaplan, sürecin uyarı ve kınamalarla devam ettiğini, başörtülü olduğu için de atıldığını vurguladı. Kaplan, davaya katılma talebinde bulundu.

8 ARALIK’TA DEVAM EDİLECEK

Sanık ve avukatlarının da beyanlarının alınması ile duruşmaya ara verildi. Verilen aranın tamamlanmasının ardından ara kararını açıklayan mahkeme heyeti, savcının esas hakkındaki mütalaasını tamamlanması için ek süre verdi. Duruşmaya, 8 Aralık’ta devam edilecek.

(Abdullah Sarica / İHA)

Sultanahmet Meydanı’ndaki Dikilitaş önünde 12 Ocak 2016 tarihinde DEAŞ üyesi Nabil Fadlı tarafından gerçekleştirilen ve 12 turistin öldüğü canlı bomba saldırısına ilişkin davanın görülmesine devam edildi. İstanbul 14’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmaya cezaevine yazı yazılmasına karşın tutuklu sanıklar Abdulrahman Faaiz Rashıd Rashıd, Atala El Hasan El Mayyuf, Fevzi Muhammed Ali, Halil Derviş ve Mohammed Khalid Hawaslı’nın gönderilemediği belirtildi. Sanıklar adına avukatları duruşmaya katıldı. Duruşmada söz alan tutuklu sanıkların avukatları, müvekkillerinin tahliyesini ve beraatini talep etti.

Görüşü sorulan duruşma savcısı, bir önceki celse verdiği mütalaasını tekrar ederek, Atala El Hasan El Mayyuf, Fevzi Muhammed Ali, Halil Derviş’in “Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs”, “Kasten öldürme”, “Kasten öldürmeye teşebbüs”, “Tehlikeli maddelerin izinsiz olarak bulundurulması veya el değiştirilmesi” suçlarından 13’er kez ağırlaştırılmış müebbet ve 216’şar yıldan 336’şar yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılmalarını istedi. Sanıklardan Abdulrahman Faaiz Rashıd Rashıd’in “Silahlı terör örgütüne üye olmak” suçundan 7,5 yıldan 15 yıla kadar hapisle cezalandırılmasını isteyen savcı, diğer sanıkların mahkumiyetlerine yeterli kesin ve inandırıcı delil olmadığı gerekçesiyle beraatlerine hükmedilmesini talep etti.

Ara kararını açıklayan mahkeme heyeti, suç vasfının ve delil durumunun değişme ihtimali ile tutuklu kaldığı süreyi dikkate alarak, tutuklu sanıklardan Mohammed Khaled Hawaslı’nın tahliyesine karar verdi. Sanık Hawaslı hakkında yurt dışına çıkış yasağı konuldu. Diğer tutuklu 4 sanığın tahliye taleplerini ise delil durumu ve suçlamaların vasfını dikkate alarak reddeden mahkeme, sanıklar Rasheed Alabdalah Alagaagan, Mohamed Beraa Taskeia, Luay Taskıah ve Ahmet El Hasan hakkında çıkarılan yakalama kararının infazının beklenmesine hükmetti. Mahkeme, tutuklu sanıkların bir sonraki duruşmada salonda hazır edilmeleri için cezaevine yazı yazılmasını kararlaştırarak duruşmayı erteledi. 

Başak Akbulut

15 Temmuz gecesi Eğirdir Dağ Komando Okulu ve Eğitim Merkez Komutanlığı’nda eğitim gören 700 Harbiyeli öğrencinin Ankara’ya destek için götürülme girişimi davasındaki 14’ü tutuklu, 27 sanığın Isparta 2.Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki yargılanmasına devam edildi. Hacı Mustafa Yazıcı Başkanlığında görülen duruşmada, tutuklu sanıklardan 10’u ve bazı tutuksuz sanıklar ile sanık avukatları hazır bulundu.

Tutuklu sanıklardan Eğirdir Dağ Komando Okulu ve Eğitim Merkezi eski Komutanı Tümgeneral Metin Akkaya, eski Kurmay Başkanı Albay Devran Çetinkaya, eski Bölük Komutanı Yüzbaşı Salih Kolcu ve eski Personel Şube Müdürü Ali Akpınar ise duruşmaya Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile katıldı.
Duruşmada iddia makamı bazı tutuksuz sanıkların tutuklanmasını talep ederken, bazı sanıklar için de beraat verilmesini istedi. Savcı mütalaasında ayrıca sanıkların ‘Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs’ suçundan cezalandırılması talep edildi.

Savcı mütalaasının ardından Mahkeme Başkanı Hacı Mustafa Yazıcı ve mahkeme heyeti tarafından, sanık avukatları ile sanıklara tahliye talepleri konusunda söz hakkı verildi. Sanık avukatları, dava dosyası konusunda Türkiye’de görülen diğer davalar ve verilen kararlar ile ilgili örnekler verdi. Bazı sanık avukatları tarafından yapılan savunmalarda ise, darbe girişimi gecesi Isparta’da, İstanbul ve Ankara’daki gibi herhangi bir olay yaşanmadığına dikkat çekilerek, herkesin aynı şekilde yargılanmaması gerektiği öne sürüldü. Bu yönde görüş belirten sanık avukatları, tek dertlerinin gerçeğin ortaya çıkarılması olduğunu da sözlerine ekledi.

Ara karar verildi

Mahkeme heyeti tarafından daha sonra ara karar verildi.
Mahkeme heyeti verdiği ara kararda, tutuklu sanıkların tutukluluk hallerinin devamına, adli kontrol kararı verilen ve tutuksuz yargılanan diğer sanıkların durumunun da aynı şekilde devamına hükmetti. Duruşmanın ara kararı verildikten sonra ayrıca, Bylock kullandıkları iddia edilen sanıklar hakkındaki bazı raporların hazırlanması için gerekli birimlere bilgi verilmesi ve raporların mahkemeye ulaştırılması da belirtildi. Bir sonraki duruşma ise 20 Şubat 2018 tarihine ertelendi.

FETÖ tarafından organize edilen 15 Temmuz Darbe Girişiminde Deniz Harp Okulu Komutanı emekli Tümamiral Mesut Özel’in 1’nci Ordu Komutanlığı 2’nci Sınıf Askeri Ceza ve Tutukevine kapatılmasına ilişkin 9 askerin yargılandığı davanın görülmesine devam edildi.

İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmaya 7 tutuklu sanık ve avukatlar katıldı. Milli Savunma Bakanlığı adına da müşteki sıfatıyla bir avukat hazır bulundu. Duruşmada tanıklar dinlendi.
15 Temmuz’da batarya komutanı olduğunu söyleyen tanık Ercan Ergün, “Ben 11 Temmuz 31 Temmuz tarihleri arasında yıllık izin almıştım. 13 Temmuz’da binbaşı Zafer Gümüş beni aradı ve göreve çağırabileceğini söyledi. 15 Temmuz’da tekrar arayarak, saat 23.30’a kadar birlikte olmamı emretti. Bunun üzerine evden çıkarak, birliğe gittim hatta silahımı evde unuttum. Birliğe girdiğimde Sercan Yazgan yüzbaşıyla karşılaştım. Üstümü giyinip gelmemi söyledi. Kamuflajı giyip geri döndüm. Zafer Gümüş, ‘Sıkı yönetim ilan edildi. Emirlere uymazsanız divanı harpta yargılanırsınız’ diyerek askerleri görevlendirdi. Sonra saat 22.00 sıralarında üzerimde silah olmadığı halde beni helikopter pistine yolladı. Gece 2-3 civarlarında Zafer Gümüş ve sanıklardan Ertürk Murat Cansaran, piste inen bir helikopterdekilerle görüştüler. Helikopterdekileri almamaları üzerine, helikopter geri havalandı. Helikopterde general var mıydı yok muydu görmedim” dedi.
Duruşmada söz alan sanık ve sanık vekilleri ise tahliye talebinde bulundu. Ara kararını açıklayan mahkeme heyeti tutuklu sanıklardan Ertürk Murat Cansaran’ın tahliyesine hükmetti. Mahkeme, diğer 6 tutuklu sanığın tahliye talebini reddederek duruşmayı erteledi.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca 9 sanık hakkında hazırlanan iddianamede, İstanbul 25’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmaya, 3’er kez ağırlaştırılmış müebbet hapis ile 29 yıla kadar hapis istemiyle yargılanan 7 tutuklu sanık katıldı.

İddianameden

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Terör ve Örgütlü Suçlar tarafından, Deniz Harp Okulu Komutanı emekli Tümamiral Mesut Özel’in 1’nci Ordu Komutanlığı 2’nci Sınıf Askeri Ceza ve Tutukevine kapatılmasına ilişkin 9 sanık hakkında iddianame hazırlanmıştı. İddianamede 9 sanığın “Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs, TBMM’yi ortadan kaldırmaya teşebbüs, Türkiye Cumhuriyeti’ni ortadan kaldırmaya teşebbüs, silahlı terör örgütü üyeliği, kişiyi yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle silahla birden fazla kişi tarafından özgürlüğünden yoksun kılma” 3’er kez ağırlaştırılmış müebbet ve 29 yıla kadar hapisleri istenmişti.
 

Hakkında yakalama kararı bulunan Sözcü Gazetesi sahibi firari sanık Burak Akbay, gazetenin Mali İşler Müdürü Yonca Yücekaleli, internet sitesinin sorumlu müdürü Mediha Olgun ve davanın tek tutuklu sanığı muhabir Gökmen Ulu’nun yargılandığı davanın görülmesine devam ediliyor.

Dün başlayan yargılamanın bugün yapılan oturumunda, tutuklu sanık Gökmen Ulu cezaevinden getirilirken, Yonca Yücekaleli, Mediha Olgun duruşma salonunda hazır bulundu. Firari sanık Burak Akbay ve ile diğer sanıkların avukatı da duruşmaya katıldı. Sözcü Gazetesi yazarları Uğur Dündar ve Yılmaz Özdil de duruşmayı izleyenler arasında yer aldı.

Sanık yoklamasının yapılmasının ardından, tanık dinlemesine geçildi. Türkiye Gazetesi yazarı ve TGRT Haber Televizyonu Medya Kritik Programı sunucusu Cem Küçük tanık ifadesinde gazeteci olduğunu ve işi gereği her gün bütün medya kuruluşlarındaki haberleri didik didik incelediğini söyledi. Sanıklar hakkındaki suçlamalara değinen Küçük, “Sanıkların FETÖ’ye yardım yataklık ettikleri, Gökmen Ulu’nun Cumhurbaşkanının kaldığı otelin bilgisini örgüt üyelerine verdiği gibi iddialar çok komik. Bu iddianameden böyle bir şey çıkmıyor. Mali işlere ilişkin 2010 verileriyle ilgili yerlere değinilmiş. Bana göre bu mali bilgilerin iddianameye yazılmaması gerekir. FETÖ Nisan 2014’de terör örgütü olarak kabul edilmiştir” dedi.

“Sözcü yazarları, Saygı Öztürk’ü eleştirmeyi bize bırakmamalıydı”
“Eğer bu iddianamenin konusu Kozmik Oda, MİT tırları gibi konularla ilgili olsaydı, o zaman Sözcü’nün FETÖ’cülerin işine gelen manşetler attığını söyleyebilirdim” diyen tanık Küçük, “İddianameye bakarak, namusumla söylüyorum, Sözcü Gazetesi FETÖ ile işbirliği yaptı denemez. Altını çizerek söylüyorum. Sözcü Gazetesi yazarı Saygı Öztürk ve diğer bütün yazar çizerleri 2009’dan beri FETÖ’cülere terörist derlerdi. FETÖ’nün gerçek yüzü ortaya çıktıktan sonra Saygı Öztürk’ün Gültekin Avcı gibi kişilerle program yapmasını bence en çok Sözcü yazarları eleştirmeliydi. Bunu bize bırakmamalıydılar” diye konuştu.
Küçük’ün ifadesini tamamlamasıyla birlikte Mahkeme Başkanı, “Savcılık ifadenizde Burak Akbay FETÖ’ye ait evlerde yetişmiş dediniz mi?” diye sordu. Küçük bu soruya, “Ben öyle bir şey demedim. Olsa ben zaten yazarım. Hiç çekinmem. Bilmiyorum, bu gazete haberleri üzerine yaptığım yorumdur, bilgim yoktur” şeklinde yanıt verdi.
Cem Küçük’ün ardından, Türkiye gazetesi yazarı ve TGRT Haber Televizyonu Medya Kritik Programı sunucularından Fuat Uğur, tanık olarak duruşma salonuna çağrıldı.

“Gökmen Ulu’nun tutukluluğu ızdıraba döndürüldü”
Tanık Uğur, Sözcü Gazetesinin yaptığı haberleri eleştirdiğini belirttiği ifadesinde, “Bu iddianamede tanık olmamı anlamıyorum. Bunlar Sözcü’nün FETÖ’ye hizmet ettiğini göstermez. Gökmen Ulu ve Mediha Olgun haksız yere tutuklu kaldı ve tutuklu yargılandı. Gökmen Ulu’nun gazetecilik refleksi ile yaptığı haber nedeniyle tutuklu olmaması gerektiğini de yazmıştım. İddianamede bir somut kanıt da görmedim. Gökmen’in tutukluğu ızdıraba döndürüldü. Ben, Sözcü Gazetesi’nin FETÖ ile irtibatlı olduğuna dair hiçbir şey bilmiyorum. Bu dava bence bir hukuk devletine zarar vermeden bitirilmeli diye düşünüyorum” dedi. Sanık avukatları, ifadesini tamamlayan Uğur’a, nasıl davanın tanığı olduğunu sordu. Uğur, soruşturma aşamasında savcılık tarafından telefonla ifadeye çağrıldığını söyledi. Duruşma diğer tanık ifadeleriyle devam ediyor.
Cem Küçük ve Fuat Uğur ifade verdikten sonra, İstanbul Adalet Sarayı’nın karşısındaki meydanda basın mensuplarına demeç verdi.

“Olgun tahliye olunca en çok bize teşekkür etti”
Cem Küçük, duruşma salonunda verdiği ifadeye hatırlatmada bulunarak, “İddianameye bakarak, Sözcü Gazetesi FETÖ’ye yardım ve yataklık etmiş denemez. Çünkü ortaya konan delillerle, iddiaların boş olduğu görünüyor. Zaten Mediha Olgun da tahliye olduktan sonra en çok bana ve Fuat Uğur’a teşekkür etti. Onun çıkması için en çok biz mücadele etmiştik. Neye inanıyorsak, namusumuzla şerefimizle, iddianamede neyi okuduysak onu söyledik. Sözcü Gazetesiyle bizim dünya görüşümüz yüzde yüz zıttır. Ama iddianameyle yola çıkmak lazım. Başka şeylere baksaydık tabii ki 17-25 Aralık gibi olaylarda FETÖ’nün işine gelen çok yayın yaptılar, ama iddianamede bunlar yok. Biz burada neye inandıysak neyi gördüysek onu söyledik. Belki onlar bize bunu yapmazdı açık söyleyeyim ” dedi.

“Gökmen Ulu tahliye edilmeli”
Fuat Uğur ise, “Bu iddianamede neden tanık olduğumu bile anlamış değilim. Biz gazeteciler, çeşitli gazeteler ve yazarlarıyla polemiğe gireriz. Bu tartışmalardan yola çıkarak Sözcü Gazetesi’nin FETÖ ile bağlantısına yönelik bir iddianamede tanık olarak yer almamız gerçekten tuhaf. İddianamenin çok temelsiz olduğunu gördüm. Duruşmada bunu ifade ettim. Bu iddianameyle açılan davanın bir an önce bitirilmesini, Gökmen Ulu’nun tahliye edilmesi gerektiğini söyledim. Delil olarak iddianameye konulan deliller hiçbir şey ifade etmiyor. Gökmen Ulu, 15 Temmuz günü bir haber yapmış, bu nedenle tutuklu yargılanıyor. İnsan olarak, vicdanımızla hareket ettik” ifadelerini kullandı.

Başak Akbulut 

 

Sözcü Gazetesi sahibi Burak Akbay, gazetenin Mali İşler Müdürü Yonca Yücekaleli, internet sitesinin sorumlu müdürü Mediha Olgun ve muhabir Gökmen Ulu’nun yargılandığı davanın ilk duruşmasında sanık ifadelerine geçildi.

İstanbul 37’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen ve sabah saatlerinde başlayan duruşmada, sanıkların kimlik tespitleri yapılarak iddianame okundu. İlk olarak tutuklu sanık Gökmen Ulu’nun savunması alındı.
Hakkındaki suçlamaları reddeden Ulu, “Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de liderlerin attığı her adım haberdir. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da birçok yerde yaptığı tatiller birçok mecrada haber olmuştur” dedi. Buna örnek olarak bazı haberleri de mahkeme huzurunda okuyan Ulu, “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tatiline ilişkin ilk haberi bizden 4 gün önce Doğan Haber Ajansı yaptı. Ajansın geçtiği haber bazı sitelerde de yayınlandı. Ben de görünce haber yaptım. Sosyal medyada, Cumhurbaşkanı ile aynı otelde kaldığını paylaşan vatandaşlar da vardı. Bunlar hep doğal. Ben de bu haberleri görünce iki gün sonra İzmir’den Marmaris’e gittim. Marmaris’te turizmcilere, esnafa gittim. Otelin önüne gittim. Üzerinde Sözcü logosu bulunan arabayla otel önünde açıkça bekledim. Otele gidip yetkililerle görüştüm. Onlar da Cumhurbaşkanlığı yetkililerine söylediler. O yetkililer de biliyordu benim orada olduğumu. Bu bir tatil haberidir. Ben Cumhurbaşkanı’nın Marmaris tatilini, hayatın olağan akışında yaptım. Haber saat 16.25’te yayımlandı. 17 Temmuz’da bazı gazeteler algı operasyonu yaptılar. Bir savcı harekete geçti 166 gündür tutukluyum” diye konuştu.

“Cumhurbaşkanının açıklamasını ilk duyuran gazeteci benim”

Olay günü, Yazıcı otele gittiğini ve hazırladığı haberi haber merkezine gönderdiğini kaydeden Ulu, “Haber 16.25’de yayınlandı. Hayatın olağan akışı devam ediyordu. Hain darbe girişimi başlayınca soluğu Cumhurbaşkanı’nın yanında aldım. Marmaris’teki tüm basın mensupları da oraya davet edildi. Cumhurbaşkanı’nın açıklaması saat 00:13’te gazetenin sitesinde yayımlandı. Ben, Erdoğan’ın ‘Herkesi meydanlara bekliyorum’ açıklamasını, ilk duyuran gazeteciyim. İnsanlar, Atatürk hava alanı meydanında toplandı. Halkın darbeye karşı yürüyüş haberini de yaptım. FETÖ’nün ve darbenin karşısında durdum. FETÖ başarılı olsa belki ben burada olamayacaktım” dedi. Duruşma sanık avukatlarının beyanlarıyla devam ediyor.

Başak Akbulut

 

Cumhuriyet Gazetesi yönetici ve yazarlarından gazeteci Ahmet Şık’ın da aralarında bulunduğu 20 sanığın “silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüte yardım etme” suçundan yargılanmasına devam edildi.
İstanbul 27’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmaya tutuklu sanıklar Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Murat Sabuncu, İcra Kurulu Başkanı Akın Atalay, gazeteci Ahmet Şık, muhasebe çalışanı Emre İper ve twitter’da “jeansbiri” hesabının sahibi Ahmet Kemal Aydoğdu cezaevinden getirildi. Bazı tutuksuz sanıklar ile sanık yakınları da salonda hazır bulundu.

Duruşmanın başlamasının ardından mahkeme başkanı dosyaya gelen evrakları ve beklenen evrakları açıkladı. Bunlar arasında, Ahmet Kemal Aydoğdu ve Emre İper’in ByLock kullanıcısı listesinde oldukları belirtildi.

Sanık Emre İper’in avukatı söz alarak, ByLock iddiasına ilişkin Bilirkişi Adli Bilişim Mühendisi Tuncay Beşikçi’nin dinlenmesini talep etti. Talebin kabul edilmesi üzerine salona alınana Beşikçi, sanığa ait incelenen Android telefonun 9 Kasım 2013 tarihinde kullanıldığını ve bu telefonun hiç formatlanmadığını söyledi. Beşikçi, tüm yöntemleri denediğini ancak hiçbir ByLock emaresine rastlamadığını belirtti.
Sanığın telefonunda yaptığı incelemede, 3 Haziran 2014’te yüklenen bir müzik programında bir kod yer aldığını söyleyen Beşikçi “Freezy ya da Kıble programını yükleyen bilmeden Bylock IPsine bağlanıyor. O kod sayfaya giren her ziyaretçiyi ByLock sunucusuna yönlendiriyor. Siz müzik dinlemek isterken bir anda ByLock sunucusuna bağlanıyorsunuz. Bu müzik programı telefona 22 Haziran’da yüklenmiş, 3 gün sonra ByLock bu programda reklamını yapıyor, bir gün sonra ise ByLock’a bağlanıyor. Sonra da programı kaldırıyor. Bazı kıble programları da bu sunucuya yönlendirilmiş. ByLock örgüt tarafından geliştirilmiş ve kullanılmıştır. Sanık hiçbir zaman ByLock kullanmadı. Sanığın telefonuna Freezy programı yüklenmiştir. Bu program örgüt üyelerince geliştirildi. Gerçek ByLock kullanıcılarıyla sunucuya yönlendirilenler kolayca ayrıştırılabilir. Bunu anlamak da çok kolay, sadece bir satır kodla anlaşılır” dedi. .

Taleplerin ardından görüşü sorulan Cumhuriyet Savcısı, tutuklu sanıkların tutukluluk hallerinin devamına karar verilmesini istedi. Duruşmaya sanık avukatlarının beyanlarıyla devam ediliyor.

İddianameden
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianamede, Can Dündar, Mehmet Murat Sabuncu, Mehmet Kadri Gürsel, Aydın Engin, Bülent Yener ve Günseli Özaltay’ın “silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüte yardım etme” suçundan ayrı ayrı 7,5 yıldan 15 yıla kadar hapis cezasına çarptırılması istenirken, gazetenin İcra Kurulu Başkanı Akın Atalay, Mehmet Orhan Erinç ve Önder Çelik’in “silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüte yardım etme” ve “hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma” suçlarından ayrı ayrı 11,5 yıldan 43 yıla kadar hapis cezasına çarptırılması talep edilmişti.
İddianamede, Bülent Utku, Musa Kart, Hakan Karasinir, Mustafa Kemal Güngör, Hikmet Aslan Çetinkaya’nın “silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüte yardım etme” ve “hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma” suçlarından ayrı ayrı 9,5 yıldan 29 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılmasını talep edilirken, gazeteci Ahmet Şık’ın ayrıca “PKK ve DHKP/C” silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte yardım etmek” suçundan 7,5 yıldan 15 yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılması istenmişti.

Twitter’daki “jeansbiri” hesabının sahibi Ahmet Kemal Aydoğdu’nun “silahlı terör örgütünün yöneticisi olmak” suçundan 15 yıldan 22,5 yıla kadar , firari sanık İlhan Tanır’ın “silahlı terör örgütüne üye olmak” suçundan 7,5 yıldan 15 yıla kadar, sanıklar Güray Tekinöz ve Turhan Günay’ın “silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüte yardım etme” ve “hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma” suçlarından ayrı ayrı 8,5 yıldan 22 yıla kadar hapis cezasına çarptırılması istenmişti. Sonradan ana dosyayla birleşen iddianamede Cumhuriyet gazetesi muhasebe çalışanı Emre İper’in de “silahlı terör örgütüne üye olmak” suçundan 7,5 yıldan 15 yıla kadar hapsi talep edilmişti.

Başak Akbulut
 

Eski Sahil Güvenlik Komutanı Tümamiral Hakan Üstem’in de aralarında bulunduğu 28 sanık hakkında açılan davanın karar duruşması bugün görüldü. Ankara 17. Ağır Ceza Mahkemesince Sincan Cezaevi Yerleşkesi’ndeki duruşma salonunda görülen davaya sanıklar, sanık yakınları ve taraf avukatları katıldı. Duruşmada sanıkların son sözleri soruldu. Sanık eski Sahil Güvenlik Komutanı Tümamiral Üstem, “O akşama ilişkin benim için de flue kalan birçok konu da açıklığa kavuştu. O akşam bir komutan olarak, bir asker olarak ne olduğunu bilmeden, sadece birliğinin sorumluluğunu taşıyan bir komutan olarak karargaha gittim. Beraatimi talep ediyorum” dedi.
Sanık Mehmet Yılmaz, adaletin çok güçlü bir olgu olduğuna ve adalete inandığını belirterek, “Elbet bir gün suçsuz olduğum anlaşılacak. Ben burada belki anlatamamış olabilirim ama suçsuz olduğuma eminim. Suçsuz olduğum anlaşıldığında da hakkımı arayacağım. Beraatimi talep ediyorum” ifadelerini kullandı.
Sanık Abdullah Karaca ise, “Annemi ve eşimi çok seviyorum. Akşama bol tereyağlı bir mıhlama hazırlamalarını istiyorum. Beraatimi ve tahliyemi talep ediyorum” dedi.

Mahkeme heyeti kararını açıkladı
Sanıkların son sözlerinin alınmasının ardından duruşmaya yarım saatlik ara verildi. Aranın ardından kararını açıklayan mahkeme heyeti, sanıklar eski Albay Süleyman Yarayan ile eski Binbaşı Abdülkadir Akçan’a ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verirken, aralarında Hakan Üstem’in de bulunduğu 23 sanığı müebbet hapis cezasına çarptırdı. Heyet, sanık eski astsubaylar Zafer Önder Yufkacı ve Alper Hepçaldıran ile er Anıl Ceylan’ın beraatine hükmetti.

Abdullah Sarica 

 

Büyükada’da 5 Temmuz 2017 tarihinde düzenlenen toplantıya ilişkin 11 sanık hakkında açılan davada, kimlik tespitleri tamamlanarak sanık savunmalarına geçildi.

İstanbul 35’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada, dava konusu toplantıyı düzenlediği iddia edilen tutuklu sanık Özlem Dalkıran’ın savunması alındı. Yazılı savunmasını okuyan sanık Dalkıran, “O gün stresle nasıl başa çıkılır, kişisel verilerimiz nasıl korumalıyız gibi konular için toplanmıştık. Ben 30 yıldır insan haklarıyla ilgili çalışmalar yapıyorum. Hakkımdaki suçlamaları reddediyorum. Bu suç, hayattaki varoluş amacıma taban tabana zıt. Toplantının duyuru olmaksızın yapıldığı iddia edilmiş. Bu toplantı gizli ya da kapalı değildi. İlk etapta davet yoktu, sonra 2-3 arkadaşı davet ettik” dedi.

Bir otelde gizlice toplanılamayacağını, çünkü her otelin misafir listesini emniyetle paylaştığını kaydeden sanık Dalkıran, “Toplantı yapılan yer, otelin en işlek yeri, havuzun hemen yanı, kapısı sürekli açık, prefabrik ve camlı bir yerdi. Bu olaydan dolayı dava açmak, sivil toplum kuruluşlarının bundan sonraki çalışmalarını kısıtlar. Bizim çalışmalarımızdan hoşlanmayanlar sık sık siber saldırı düzenliyor, sahte hesaplarla telefonlarımızı ele geçiriyorlardı. Herkesin özel hayatını ve kişisel verilerini koruma hakkı vardır. Bizler içinde olduğumuz oluşumdan dolayı sürekli mağdurları dinleriz. Her mağdurla konuştuğumuzda etkileniyoruz. Bu toplantı bu yüzden yapılmıştı. Bedriye İştar Tarhanlı ile bir görüşme yaptım iddianameye konulmuş. O benim 1990’lı yıllardan beri tanıdığım, saygın bir akademisyen olarak bilinen bir şahıstır. Tutuklanmıştı, tahliye olunca aradım geçmiş olsun dileklerimi ilettim” diye konuştu.

Sanık Dalkıran, iddianamede yer alan watsap ve mail yazışmalarına da değinerek, “Mesajlarda, ‘Otele gelene dek telefonu açmayın yazmışım. Bu, mobil bağımlılıktan kurtulmak içindi. Otele gelince telefonu açın demem nasıl bir teknik takipten kaçma yöntemidir. Zaten polisler otele geldiğinde hepimizin telefonu açıktı” ifadelerini kullandı.
Duruşmaya diğer sanıkların ifadelerinin alınmasıyla devam ediliyor.
 

Sanıkların yoğunluğu ve güvenlik gerekçesiyle 250 kişilik Adli Konferans Salonu’nda Kayseri 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nce görülen 17’si tutuklu, 1’i firar 68 sanıklı davanın ilk gününde 13 tanık daha dinlendi. Tutuklu sanıklardan Mustafa Ahi, Mehmet Fındık, Abdurrahman Haskaraman, Memduh Boydak, Ahmet Türkmen, Hacı Osman Büyükata, Mehmet Filiz, Necmi Somtaş, Mehmet Albayrak, Hamdi Kınaş ve Nurullah İlgün duruşma salonunda, Şükrü, Bekir ve Hacı Boydak ile Muzaffer Güner ile Metin Çiftçi tutuklu bulundukları cezaevinden Sesli ve Görüntülü Bilişim Sistemi ile hazır edildi. Önceki celse tutuklama kararı çıkarılan sanık Eşref Coşar’ın ise firari olduğu öğrenildi.

Tanıkların ardından davanın ikinci gününde tutuklu sanıklara tanık ifadelerine cevap vermek ve tutukluluğa ilişkin savunma yapmak üzere söz verildi.

Tutuklu sanık Memduh Boydak, tanık ifadelerine ilişkin verdiği savunmasında şunları anlattı: “ABD’ye sık sık gelip gittiğimi söylüyor, evet itiraf ediyorum. ABD’ye sık sık gider, gelirdim. ABD’ye en çok ihraç eden şirket bizimkidir. Çocuklarım orada okudu, çocuğumdan 3’ü oradan mezun oldu, 2’si halen orada okuyor. Sık sık gidip geldim. Mehmet Fındık ile HTS kayıtlarım çıkmış, ben kabul etmemiştim ama gördük ki benim kızım ile onun kızı görüşmüş. Zemheri gizli tanık, evet zemheri karanlıkmış. Beni babamın adını taşıyan yurda gitmişim, asansörde karşılaşmışız. Babamın adını taşıyan yurda gidemez miyim? İddianameye iftiraname diyeceğim ama utanıyorum. İşletmeciyim ama hukukçu gibi oldum, TCK’yı okudum. Örgüt şemasında üst düzeydeyim. Nereden çıkartılıyor ama Boydak Holding’in örgütü içinde oldum, yönetici oldum, aile örgütünün içinde oldum, TÜSİAD içinde oldum, Melikşah örgütünde oldum. FETÖ/PDY örgütünün içinde olmadım. 48 yaşına kadar mahkeme salonu görmemiştim, 2 yıldır buradan çıkmıyorum. Terör ile iltisaklım bir gecede belli olmuş, o geceyi merak ediyorum. Sıddık Baş denilen alçak Melikşah üyelerinden birisiymiş. Alçak bizim ile ikili oynamış, kandırmış. Kaçak olması onu gösteriyor. Biz onu YÖK’ten onay alarak mütevelliye aldık. FETÖ dahil tüm terör örgütlerinin Allah belasını versin.”

Tutuklu sanık Ahmet Türkmen, “Hiçbir suçlamayı kabul etmiyorum. 11 gün gözaltında kaldım, yaşadıklarımı çocuklarım duymaması için anlatmak istemiyorum. Baskı altına alındım, iddianamenin tamamını okuyamadım o yüzden yeniden ifade vermek istiyorum. Tanık beyanlarını kabul etmiyorum. 4 aydır hücrede tutukluyum. 4 yıl koğuşta kalanlar benim 4 ayda kaldığım sürede çektiğim çileyi bilemezler. 65 yaşındayım, benden terör örgütü üyesi olmaz. 4 aydır zor şartlar altında hücrede kalıyorum. Tahliyemi istiyorum” dedi. Türkmen’in avukatı ise sanığın vatandaşlıktan çıkarılacaklar listesinden çıkarılmasını ve mal varlıklarındaki tedbirin kaldırılmasını talep etti.
Tutuklu sanık Hacı Osman Büyükata ise “Terörizme finans suçundan tutukluyum ama ABD’deki çocuğuma para yatırdığım için 18 aydır tutukluyum. Kimse Yok mu Derneği’nin başkanlığını yaptım, bize hiçbir uyarı gelmedi” dedi.

FETÖ SANIĞI CİMER’E TAHLİYE MEKTUBU YAZMIŞ

Tutuklu sanık Abdurrahman Haskaraman da “65 yaşıma kadar hiçbir illegal yapıya katılmadım. Suçsuzum, 14 maddeden oluşan hastalıklarımı mahkemeye sundum. Darbe günü umredeydim, kaçmak istesem gelmezdim, kalan ömrümü ailemle geçirmek istiyorum” dedi. Mahkeme başkanı, sanığın cezaevinde kalmasında sakınca olmadığına dair raporun olduğunu söyledi.

Sanık Haskaraman, cezaevinde tahliyesi için Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi (CİMER)’e mektup yazdığını söylemesi üzerine mahkeme başkanı, “Cumhurbaşkanlığı’na değil, tahliye için bize yazacaksın” cevabı verdi.
Tanıkların FETÖ’nün kasası olduğu iddialarına tutuklu sanık Necmi Somtaş, “35 yıllık sarrafım. Güvene dayalı bir meslektir. Bütün sarraflar kasamı kullanırdı, benim kasama emanet para bırakırlardı. FETÖ kasası değil, emanet kasa olarak kullanılırdı. Kılıçaslan Vakfı’nın başkanı Yılmaz Akansu serbest, damadı firari ama ben tutukluyum” dedi.

Tutuklu sanık Mehmet Fındık ise, “Hakkımda By Lock iddiası var ama ben kullanmadım, indirmedim. Evdeki wifi herkese açık oradan biri indirmiş olabilir. Hakkımda 2 gizli tanık ifade vermiş. Ve ifadeleri kabul etmiyorum. Bank Asya dahil 10 banka da hesabım var, Sigorta ve Bağ-Kur için para akışı vardı. Bunlar dışında hesaplarımda hiçbir şey yapmadım. 2012 de Umre de çekilen fotoğraf için tutukluyum. 126 aydır. Ve dosyamda gizlilik kararı olmasına rağmen basına sızan bilgilerimden ötürü kamuoyuna rezil oldum. Peygamber soyundan geldiğimiz için ind-i ilahide hesaplaşacağız. Benim gibi inanmış mağdur din mazlumları için de adalet tecelli ettirileceğine inanıyorum” diye konuştu. 

Şeref Kahraman