Hükümet Sözcüsü Bozdağ, twitter hesabından yaptığı açıklamada, “Anayasa ve yasada belirtilen konularla sınırlı bireysel başvuruları incelemek ve karara bağlamak, Anayasa Mahkemesi’nin yetkisi ve görevi dahilindedir. Bireysel başvuru, Anayasa Mahkemesini güçlendirdiği gibi kişisel hak ve özgürlükler bakımından da önemli bir yargısal güvencedir.
Bireysel başvuruları karara bağlarken Anayasa Mahkemesi, anayasa ve yasaların kurallarıyla bağlıdır. Anayasa ve yasaların belirlediği sınırları aşamaz, ilk derece veya istinaf ya da temyiz mahkemesi gibi hareket edemez, hiçbir kurala bağlı değilmiş gibi karar veremez” ifadesini kullandı.
“Alpay ve Altan kararıyla (yayınlanan mahkeme açıklamasına göre) Anayasa Mahkemesi, anayasa ve yasaların çizdiği sınırı aşmış, kendini ilk derece mahkemesi yerine koyarak vaka ve delil değerlendirmesi yapmış, suçun oluşumunu ve delil durumunu değerlendirmiştir” diyen Bozdağ şu değerlendirmeyi yaptı:
“Bireysel başvuruları inceleyip karara bağlarken Anayasa Mahkemesi, ilk derece mahkemesi veya istinaf mahkemesi ya da temyiz mahkemesi veyahut da süper temyiz mahkemesi gibi davranamaz ve bu mahkemeler gibi karar veremez. Anayasa Mahkemesi’nin Alpay ve Altan kararları, Can Dündar kararının kötü ve yanlış bir tekrarından ibarettir. Anayasa Mahkemesi, algıları değil anayasa ve yasaları gözetmek ve gereğini yapmakla yükümlüdür.”

Marmara Üniversitesi Ekonomik ve Sosyal Alanda Kadın Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından düzenlenen ‘Kadına Yönelik Şiddetin Anatomisi: Olgu, Sebepler, Çözümler’ sempozyumu Marmara Üniversitesi’nin Göztepe Yerleşkesi’nde gerçekleştirildi.

Sempozyumun açılış konuşmasını gerçekleştiren Marmara Üniversitesi Ekonomik ve Sosyal Alanda Kadın Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Gülay Akgül Yılmaz, merkez olarak ‘Kadına Yönelik Şiddetle Uluslararası Mücadele Günü’ kapsamında şiddet olgusunu akademik anlamda tartışmayı hedeflediklerini belirterek, “Marmara Üniversitesi Ekonomik ve Sosyal Alanda Kadın Çalışmaları Merkezi olarak ülkemizde kadının ekonomik ve sosyal statüsünün yükseltilmesini sağlamak adına çalışmalar yapıyoruz. Kadına ilişkin konuların disiplinler arası bir olgu olduğunu kabul ediyoruz. Her sorunun ekonomik, sosyolojik, psikolojik ve siyasal sebepleri olduğunu düşünerek her konuyu bu anlayışla ele alıyoruz. Aslında konular birbirinden çok da ayrı değil. Ekonomik statünün yükseltilmesi yani kadının eğitimini tamamladıktan sonra çalışma hayatında aktif olarak bulunması, gelir düzeyini yükseltmekte ve sosyal statüsünü yükseltmekte. Bugün merkez olarak ‘Kadına Yönelik Şiddetle Uluslararası Mücadele Günü’ kapsamında yine disiplinler arası yaklaşımla kadına yönelik şiddet olgusunu akademik anlamda tartışmayı hedefledik” ifadelerini kullandı.

“Şiddetin hiçbir türünü kabul etmemiz mümkün değildir”

Şiddetin sebeplerini tespit ederek onları mümkün olduğunca azaltmaya çalıştıklarını vurgulayan Prof. Dr. Yılmaz, “İster fiziksel olsun, ister cinsel, psikolojik ya da ekonomik olsun şiddetin hiçbir türünü kabul etmemiz mümkün değildir. Hangi sebebe dayanırsa dayansın hoşgörüyle karşılamak mümkün değildir. Dolayısıyla bunun sebeplerini tespit ederek, onları ortadan kaldırarak sorunu da mümkün olduğu kadar azaltmak gibi bir yolda mesafe kat edilmesine katkıda bulunursak mutlu olacağız” dedi.

“Kadınların ekonomik faaliyetlere katılmasını sağlamak adına istihdamı destekleyici projelerimiz var”

Ekonomik ve Sosyal Alanda Kadın Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi olarak çeşitli projeler geliştirdiklerini ve eğitimlere çok önem verdiklerini ifade eden Prof. Dr. Gülay Akgül Yılmaz, şöyle konuştu: “Gençlerde ve toplumun tüm kesimlerinde İnsan Haklarını esas itibariyle aslında öğretecek, kadın haklarını çok çiğnendiği için farkındalık oluşturacak, toplumsal cinsiyet eşitliği kavramını da kullanarak, reddetmeyerek toplumda bir bilinç oluşturmaya çalışıyoruz bu amaçla üniversitemizde; İktisat, Siyasal Bilgiler Fakültesi ve İşletme bölümlerinde toplumsal cinsiyet eşitliği dersi seçimlik ders olarak uygulanmaya başlandı. Diğer taraftan toplumsal cinsiyet eşitliği sertifika programı hazırladık. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın hazırlamış olduğu, ‘Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Ulusal Eylem Planı’nın hedeflerine uygun şekilde, ilgili ve sorumlu kurum olarak belirtilmiş kurumlardaki yöneticilere ve personele vermek, toplumsal cinsiyet eşitliği farkındalığı ve bilinci oluşturmak gibi bir amacımız var ama özel sektörde de, sivil toplum kuruluşlarında da, her toplum kesiminde de bu eğitimi verebiliriz. Kadınların ekonomik faaliyetlere katılmasını sağlamak adına istihdamı destekleyici bir takım projelerimiz var. Bu projelerimiz de çok yakın zamanda uygulamaya başlayacağız. Kadın girişimciliği sertifika programı bunlardan bir tanesi olacak. Aile bireylerinin, toplum bireylerinin, insanların iletişim kurabilmeleri son derece önemli. Bunu da sağlamak adına yine eğitim programları vermeyi hedefliyoruz”. 

Rıfat Fırat – Fatih Gavuz

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Bu ordu, FETÖ’cülerin ordusu değildir. Bu ordu, şu veya bu yabancı kurumun ordusu hiç değildir. Bu ordu sadece ve sadece Türkiye’nin ve Türk milletinin ordusudur. Bu ordunun şerefli subayları Türkiye’nin ve Türk milletinin subaylarıdır. Bu ordunun kahraman askerleri Türkiye’nin ve Türk milletinin askerleridir” dedi. 

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Milli Savunma Üniversitesi Kara Harp Okulu Komutanlığında düzenlenen 858 muvazzaf subay adayının mezuniyet törenine katıldı. Burada bir konuşma yapan Erdoğan, “Ülkemizi ele geçirmek isteyenlerin işe harp okullarımızdan başladığını görüyoruz. Bu okullarda son 10 yılda görev yapmış tabur komutanı düzeyindeki yöneticilerin neredeyse tamamının darbecilerle birlikte olduğunun ortaya çıkması çok önemlidir. Biz önce eski sistemi tümüyle tasfiye ettik, ardından da tüm askeri eğitim kurumlarımızı Milli Savunma Üniversitesi adıyla tek çatı altında birleştirdik. Kara Harp Okulumuz da asli görevi subay yetiştirmek odaklı olarak yeniden yapılandırılarak, süratle eğitim öğretim faaliyetlerine başladı. Hem eğitim kadroları hem öğrencileri yenilenen okulumuzun tek bir gayesi vardır. O da TSK’ya en iyi, en donanımlı, en kabiliyetli subayları yetiştirmektir. Harp okullarımıza bunun dışında misyon biçmeye kalkanlara izin vermeyeceğiz” ifadelerini kullandı.

“Bu okullarımızın eski sisteme dönmesi söz konusu değildir”

“Müslüman aynı delikten iki defa ısırılmaz” diyen Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Biz de aynı tecrübeleri tekrar tekrar yaşama yanlışına düşemeyiz. Bunun için diğer harp okulları gibi kara harp okulumuz da milletimizin evlatlarının tamamına kapıları açık olacak şekilde öğrenci kabulü yapıyor. Hiçbir ideolojinin, hiçbir kesimin, marjinal zihniyetin okullarımızı ele geçirmesine izin vermeyecek, tamamen yerli ve milli bir yapıyı buralara hakim kıldığımıza inanıyorum. Türkiye’nin artık kaybedecek ne zamanı ve ne de insanı vardır. Bunun için üniversite mezunları arasından alınan öğrencilerimize harp okullarında 4 yılda verilen askeri eğitimin daha fazlası bir yıl içinde verilerek vazifeye hazır hale getirilmişlerdir. Okulumuzun müfredatı içinde askeri derslerin oranı yüzde 18’den yüzde 60 düzeyine çıkartılmış, diğer derslerin oranı yüzde 40 düzeyine çekilmiştir. Ayrıca eğitim öğretim süresi bir yıl arttırılarak güçlü bir yabancı dil altyapısı oluşturulmuştur. Böylece harp okullarımızda aslında yıllar önce yapılması gereken reformları da kısa sürede hayata geçirmiş olduk. Bu okullarımızın eski sisteme dönmesi söz konusu değildir.”

Milli Savunma Üniversitesi ve bağlı tüm okulların yeni yapılarıyla sürekli geliştirilmesi, güçlendirilmesi, ileriye doğru gitmesi için her türlü desteği vermeyi sürdüreceğini kaydeden Erdoğan, “Bugün Kara Harp Okulumuzda yeni dönemin ilk meyveleri olan 858 teğmenimizi mezun ederek ülkemize ve milletimize hizmet için görev yerlerine gönderiyoruz. Mezun olan teğmenlerimizin her birini ayrı ayrı tebrik ediyor, görev yerlerinde başarılar diliyorum. Teğmenlerimizin ailelerini de ülkelerine böyle hayırlı evlatlar yetiştirdikleri için ayrıca tebrik ediyorum” diye konuştu.

“Bizim öne çıktığımız alan askerliktir, savaştır, yürekle ve bilekle yapılan mücadeledir”

Tarih kitaplarında Türk milleti için asker millet tanımının yapıldığını söyleyen Erdoğan, “Nasıl her milletin kabiliyetli olduğu bir alan varsa bizim öne çıktığımız alan da askerliktir, savaştır, yürekle ve bilekle yapılan mücadeledir. Önümüzdeki haftalarda tarih alanında Cumhurbaşkanlığı Kültür Sanat Büyük Ödülü’nü takdim edeceğimiz Prof. Dr. İlber Ortaylı hoca bu gerçeği anlatmak için şöyle bir hikaye aktarıyor: ‘Bir savaş sırasında İtalyan kumandan askerlerine ateş emri verir. Kimse ateş etmeyince kumandan ‘Ateş ateş ateş’ diyerek ahenkli bir şekilde bağırmaya başlar. Bu sırada siperdeki askerlerden biri ‘Bu ne güzel bir ses’ diyerek ayağa kalkıp geriye bakmaya çalışınca vurulur ve yere düşer.’ İlber Hoca her milletin belli alanlardaki kabiliyetlerini anlatan bu hikayesinin ardından bizim için yapılan asker millet tanımını teyit ediyor” ifadelerini kullandı.
Askerlikle ilgili mesleklerin Türk milletinin gönlünde daima ayrı bir yeri olduğunu belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti:

“Kendi çocukluğumdan biliyorum. Akranlarımızın çoğunun hayali subay olup şu güzel üniformayı giymek, o kılıcı taşımaktı. 15 Temmuz darbe girişiminin yol açtığı tüm olumsuzluklara rağmen bu yıl harp okullarına girmek için 250 bin gencimizin müracaat etmiş olmasının gerisinde bu duygu yatıyor. Az önce değerli Genelkurmay Başkanım da ifade etti. Milletimiz peygamber ocağı olarak nitelediği bu şanlı yuvaların şu veya bu kesime değil, bizatihi kendisine ait olduğunu çok iyi biliyor. Dünyada, İslam dünyasında hiçbir ülkenin askerine Mehmetçik denmez. Ama dikkat edin bizim askerimize Peygamberimizin ismiyle müsemma küçük Muhammed anlamında Mehmetçik adı verilmiştir. Tıpkı Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün tüm milletimizin ortak değeri olması gibi ordumuz da hepimizindir.”

“TSK’ya yapılmış her saldırı şahsıma yapılmış demektir”

Önümüzdeki yıl harp okullarına yapılacak müracaat sayısının katlanarak artacağına inandığını vurgulayan Erdoğan, “Çünkü bu ordu, darbecilerin, cuntacıların, vesayetçilerin ordusu değildir. Bu ordu, FETÖ’cülerin ordusu hiç değildir. Bu ordu, şu veya bu yabancı kurumun ordusu hiç değildir. Bu ordu sadece ve sadece Türkiye’nin ve Türk milletinin ordusudur. Bu ordunun şerefli subayları Türkiye’nin ve Türk milletinin subaylarıdır. Bu ordunun kahraman askerleri Türkiye’nin ve Türk milletinin askerleridir. Bu sancak tıpkı bayrağımız gibi ve ezanlarımız gibi canımız pahasına korumamız gereken namusumuzdur. Harp okulumuzun marşında ne diyor: ‘Şahikalar üzerinde meydan okur bu eller. Yaklaşacak düşmana mezar olur bu eller. Bağlayamaz bir kuvvet bu kasırga milleti. Tarihlere sorun ki bize ölmez Türk derler.’ Ordumuzun üniformasını giyen herkes ülkemize ve milletimize hizmet etme onurunu taşıyan birer ölmez Türk’tür. Vatanımızın korunmasını emanet ettiğimiz ordumuza kimsenin musallat olmasına, kem söz etmesine, tacize varan sataşmalarda bulunmasına izin vermeyiz. Bu ordunun Anayasa’da teyit edilmiş başkomutanı olarak her bir askerimizin şerefini, onurunu, haysiyetini korumak şahsımın en başta gelen görevidir. TSK’ya yapılmış her saldırı şahsıma yapılmış demektir. Ordumuzun içine sızmış darbeci ve cuntacı hainlerle mücadele etmek başkadır, ordumuzu zayıflatacak, askerimizi rencide edecek davranışlar içine girmek bambaşkadır. Hainlerle mücadeleyi sürdürüyoruz, sürdüreceğiz. Ama hiç kimsenin bunu fırsat bilip ordumuzu, subaylarımızı, askerimizi yıpratmasına da müsaade etmeyeceğiz. Çünkü biz sizlere en önemli kutsallarımızı, ezanımızı, bayrağımızı, sancağımızı, sınırlarımızı emanet ediyoruz” dedi.  

“Kendi göbeğimizi kendimiz keseceğiz”

“Bugün Türkiye operasyonel kabiliyet ve tecrübe bakımından herhalde dünyanın en güçlü birkaç ordusundan birine sahiptir” diyerek sözlerini sürdüren Erdoğan, “Günün 24 saati, yılın 365 günü kesintisiz operasyon yürütebilecek böyle güçlü bir ordumuz olmasaydı bizi bu coğrafyada bir gün yaşatmazlardı. Fırat Kalkanı Harekatında, DEAŞ’ı birkaç ay içinde çökerten de, çukur eylemlerinde masumla haini hassasiyetle ayırıp bölücü terör örgütünü açtığı çukurlara gömen de bizim ordumuzdur. Başka ülkeler kendi güvenliklerini bir takım uluslararası kurumlara, başka bir takım devletlere havale edebilir ama bizim Türkiye olarak böyle bir şansımız yoktur. Biz her ne yapacaksak kendimiz yapacağız. Suriye krizi sırasında bir kez daha gördük ki, başımız gerçekten belaya girdiğinde ülkemize elini uzatacak ne bir uluslararası kurum, ne de kendi kardeşlerimiz dışında bir toplum yoktur. Dost ve kardeş toplumların maalesef askeri olarak bize katkı sağlayacak güçlü bir durumları olmadığını gayet iyi biliyoruz. Hani iyi gün dostu derler ya; üyesi bulunduğumuz uluslararası kurumların böyle olduğunu gördük, yaşadık ve yaşıyoruz. Onun için kendi göbeğimizi kendimiz keseceğiz” ifadelerini kullandı.

Türk Silahlı Kuvvetlerini her bakımdan geliştirmek, güçlendirmek, büyütmek mecburiyetinde olduklarının altını çizen Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasına şöyle devam etti:

“Şu anda artık savunma sanayimiz 15 sene öncesiyle asla mukayese edilmeyecek güce ulaşmıştır. Bizi kapılarında bekletenler, bize talep ettiğimiz silahları vermeyenler artık şunu görüyorlar: Türkiye o vermediğimiz silahları artık kendisi yapıyor. Daha güçlüsünü yapmaya da devam edeceğiz. Özellikle gençlerimizin moralini, şevkini yükseltmenin ülkemize, milletimize, devletimize bağlılıklarını daha da güçlendirmenin yollarını aramalıyız. Türkiye’nin dünü zordu, bugünü meşakkatli, yarını daha da sıkıntılı olabilir. Tüm bunların üstesinden gelebilmek için önce kendimize güvenmemiz, tarihimizi, kültürümüze, değerlerimize vakıf olmamız gerekiyor. Anasınıfından başlayarak tüm eğitim müfredatımızı, gazetesinden televizyonuna ve internetine kadar tüm medyamızı bu doğrultuda seferber etmeliyiz. Bizim çocuklarımız Dede Korkut hikayelerindeki kahramanlar dururken niye bir başka ülkenin kahramanlarıyla yatıp kalksınlar. Kendi medeniyet tarihimizin masalları dururken niye başka bir kültürün örnekleriyle çocuklarımızı büyütelim. Kendi arı duru Türkçemiz dururken niye başka dillerin kavramlarıyla, kalıplarıyla konuşalım. Önümüzdeki dönemde tüm bu hususlarda milletimizle birlikte yoğun bir gayret gösterecek, eksiklerimizi tamamlayacak, hedeflerime doğru kararlılıkla yürüyeceğiz. Bu süreçte ordumuz en büyük güven kaynağımız ve en önemli imkanımız olmayı sürdürecektir” dedi.

“Millet olarak coğrafyamızdaki bin yıllık varlığımızı, gaza ruhumuzu yitirmeyişimize, her zaman mücadeleye hazır oluşumuza borçluyuz”

Mezun olarak Türk Silahlı Kuvvetlerinin saflarında göreve başlayacak olan teğmenlerin aynı zamanda orduyu gelecekte yönetecek kurmay adayları olduğuna dikkat çeken Erdoğan, “Önlerinde askerlik sanatını icra edecekleri uzun bir dönem var. Ben şimdiden gazanız mübarek olsun diyorum. Bu şerefli üniformayı giymekle dahi gazilik unvanını hak etmiş oluyorsunuz. Görev süreniz boyunca öyle veya böyle mutlaka terörle mücadele operasyonlarında, yurt dışı misyonlarında sorumluluk üstleneceksiniz. Aranızda belki payelerin en şereflisi olan şehitlik makamına ulaşacaklar çıkacak. Millet olarak coğrafyamızdaki bin yıllık varlığımızı, gaza ruhumuzu yitirmeyişimize, her zaman mücadeleye hazır oluşumuza borçluyuz. Suriye’de, Irak’ta, diğer ülkelerde, sınır boylarımızda, dağlarımızda ve ihtiyaç duyulan her yerde istiklalimiz ve istikbalimiz için kahramanca görev yapan tüm askerlerimize şahsım ve milletim adına şükranlarımı sunuyorum. Rabbim onları her türlü beladan, saldırıdan, kazadan, ihanetten muhafaza buyursun” ifadelerini kullandı. 

İlker Turak

Başbakan Yardımcısı Hakan Çavuşoğlu, Bursa’nın Kestel ilçesinde esnaf ziyareti ve Kestel Kültür Merkezi’nin açılışını yaptı. Çavuşoğlu’nun esnaf ziyareti yaptığı esnada Ayhan isimli engelli genç Çavuşoğlu’na sıkıca sarılıp “Allah sana para versin” diye dua etmesi burada bulunanları güldürdü.

Türkiye 100 yıl önce kendi küllerinden doğduğunu ifade eden Çavuşoğlu, “Milletinin ortaya koyduğu mücadele ruhuyla ülkeyi Anadolu’yu kendisine yüz yıllardır vatan yapan ecdadına yaraşır bir şekilde vatandan kılmaya devam etmiştir. Ben gencecik insanımızdan en yaşlısına kadar bu vatanı bize emanet eden bu uğurda şahadet şerbetini içen gazi olup ta aramızdan ayrılan kim varsa hepsine Allah’tan rahmet diliyorum. Bugün Cumhuriyetimizi kutlarken sadece Cumhuriyetle başlayan bir tarih değil daha önceki bin yıllık tarihimizin temelleri üzerine yeni ve modern bir anlayışla tesis edilen bir devlet anlayışı ile Cumhuriyeti kutlamamız gerekiyor. Türk milleti değerleri ve devlet zihniyetiyle çok köklü bir millettir. Türk milletinin geçmişi sadece 100 yılla kaim değildir. Türk milletinin geçmişi 2 bin yıl öncesine kadar kaim olan bir geçmişe sahiptir. Onun için biz 100 yıllık Cumhuriyetimizi kutlarken ve gelecek 100 yılımızı inşa ederken mutlaka geçmiş tarihimizin temelleri ve değerleri üzerinden yeniden yapılandırmayı ve gelecek nesillere bu mefhumu aktararak onların özgüven içerisinde ayaklarını yere sağlam basmak suretiyle gelecek yüz yılın Türkiye’sini kurmasını sağlamalıyız. Cumhuriyetimiz asla tarih ve geçmişinden bir kopuş değildir. Cumhuriyetimiz o geçmiş büyük medeniyet ve tarihimizin bir devamıdır. Ecdadımızın küllerinden yeniden doğarak o devam suretiyle gelecek nesillere ve bizlere emanet ettiği büyük bir devlettir. Onun için biz yapacağımız bütün etkinliklerde bu idrak ve mefhumu ön planda tutarak geleceğimizi iyi okuyarak inşa etmek durumundayız. Bazılarının ortaya çıkarak geçmişi yok saymalarına bu milletimiz hiç bir zaman için nezdinde karşılık bulmamıştır. Selçuklu da Osmanlı da Cumhuriyette bizimdir” şeklinde konuştu. 

Burak Türker
 

MHP lideri Bahçeli, sosyal paylaşım sitesi Twitter üzerinden açıklamalarda bulundu. Türk milletinin kaderinin tarihin her döneminde bağımsızlık olduğunu vurgulayan Bahçeli, bu kaderin gölgelenmesinin, karalanmasının, kiralanmasının ve leke tutmasının mümkün olmadığını ifade etti. Türkiye’nin müstemleke bir ülke olmadığını belirten Bahçeli, “Müstevli hesaplara kurban edilmeyecek, mütecaviz emellere teslim olmayacak, boyun eğmeyecektir. Zulüm ve imha cephesi ne kadar cani ve ceberut olsa da milli varlığımızın azameti, milli ruhumuzun asaleti hepsini ezmeye yetecektir. 19. yüzyılda yabancı sefirlerin şımarıklığı, sömürge valisi edasıyla görev yapmaları milli hafızalarda derin bir iz ve yara bırakmıştı. Hayalen tasavvur edemediğimiz ne varsa bir dönem maalesef başımıza gelmişti” ifadelerini kullandı.

“Türk milleti oyuncak değildir, bağımlı ve tutsak hiç değildir”

Bahçeli, bunun tekrarının yaşanmayacağını, güvencenin Türk milleti olduğunu kaydederek şu paylaşımlarda bulundu:
“Bir devleti temsilen ülkemizde bulunan yabancı diplomatlar mütekebbir değil, her şeyden önce haysiyetli ve hürmetkar olmalıdır. Türk milleti oyuncak değildir, bağımlı ve tutsak hiç değildir. Herkes haddini bilecek, görev ve sorumluluklarının hudutlarından taşmayacaktır. Türkiye azar yiyecek, aza kanaat edecek, hiddet ve şiddetle, komplo ve karanlık kampanyalarla hizaya getirilecek bir ülke olamayacaktır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk diyor ki: ‘Maddi ve bilhassa manevi sukut korku ve acz ile başlar.’ Korku ve acizlik Türk milletine yabancıdır. Vize konusundaki ABD’yle yükselen gerilimin düşürülmesi tavsiye ve temennimizdir. Ancak düşmeyecekse bunu biz değil, onlar düşünmelidir. Güney sınırlarımız boyunca bir terör koridoru açmak, bu koridora hainleri toplamak isteyenlerin vize krizine neden olması hezeyan ve hüsrandır. Türkiye, amirlerinin düdüğünü çalan bir büyükelçinin iki dudağından çıkıp aba altından sopa gösteren sözlerini hoş görmeyecektir. Misak-ı Milli’nin ruhuna pranga, Ankara’nın bağrına ve bahtına hançer vurmak için hazır bekleyen zalimler, karşılarında imanı bulacaklardır. ‘Misak-ı Milli mülk-ü millettir; millet ise Türk’tür.’ Manayı eğer anlamayan varsa anlayandan; duymayan varsa duyandan öğrenebilecektir. Vaziyetin telaş ve ümitsizliği diye bir şey yoktur. Karamsarlığa hiç gerek yoktur. Biriz, beraberiz, büyük ve güçlü Türkiye’yiz.”

Bahçeli, Ankara’nın başkent oluşunun 94. yıl dönümünde Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, fedakarlık anıtı muhterem şehitleri ve büyük ecdadı rahmetle andığını da belirterek, “Ankara, tarihteki şanlı başkentlerimizin son halkası, tam bağımsızlık fikriyatının, payidar milli onurun yaşayan, yaşayacak kutlu destanıdır. Dilimiz Türkçe’dir. Devletimiz Türkiye Cumhuriyeti’dir. Başkentimiz Ankara, bayrağımız ay yıldızlı al bayrak, irade Türk milletidir. Kısaca Ankara demek; ‘Ne mutlu Türküm diyene’ sözünü ebediyete taşımak, istiklalimizin namus ve emanetini korumak demektir” dedi. 

Abdullah Sarica

Yozgat’ın Çayıralan ilçesinde düzenlenen Kültür ve Bal Festivali’ne katılan Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, müftülere resmi nikah kıyma yetkisi veren düzenleme hakkında açıklamalarda bulundu.

“BU DÜZENLEME RESMİ NİKAHI ÖZENDİRECEK”

Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, “Tasarıyla yapılan şey bakanlığın izin vermesi halinde il nüfus ve vatandaşlık müdürlükleri, ilçe nüfus müdürlükleri, dış temsilcilikler resmi nikah kıyabildiği gibi il veya ilçe müftülüklerinin de resmi nikah kıyabilme yetkisidir. Bu küçük yaşta evliliklerin önünü açan bir düzenleme değildir. Bazı çevreler ’çocuk yaşta evlilikleri teşvik eder’ diyorlar. Bunlar bilmeden bu değerlendirmeyi yapıyorlar. Eğer düzenlemenin ne getirdiğine bakarak bu değerlendirmeyi yapıyorlarsa o zaman kötü niyetli bir şekilde bu değerlendirmeyi yapıyorlardır. Zira bu düzenleme ile evlenmenin şartları ve evlenme engelleri konusunda herhangi bir değişiklik yapılmamaktadır. Türk Medeni Kanununda evlenme yaşı dün ne ise bugün de odur, yarın da odur. Burada bir değişiklik yok. Evlenme engellerine ise Medeni Kanunda aynen muhafaza edilmektedir. İl veya ilçe müftülükleri resmi nikah kıyacaklardır. Aynen bugün belediye başkanının veya başkanın yetki verdiği memurun ya da muhtarın ve diğer nikah kıyanlar hangi usule, esasa riayet ederek resmi nikah kıyarlar, resmi nikahını nasıl yapıyorlar aynı şekilde resmi kıyacaklar, resmi nikah yapacaklar. Nikah sonrasında da taraflara evlilik cüzdanını verecekler ve kıydıkları resmi nikahlar nüfus kütüklerine de işlenecek, tescil edilecektir. Bu kadınlarımızın hukukunu korumak bakımından son derece önemlidir. Türkiye’nin değişik yerlerinde nikah kıymanın kolaylaştırmasının sağlayacağı faydayı hepimiz yakinen biliyor ve değerlendiriyoruz. Bu nikah resmi nikahsız evlilikleri teşvik edecek bir düzenleme değil aksine resmi nikahı özendirecek, teşvik edecek ve resmi nikahsız evlilikleri önleyecek bir düzenlemedir” dedi.

“KARALAMA KAMPANYASINA GİRİYORLAR”

Düzenleme ile ilgili başka başka değerlendirmeler yapılıp bir karalama kampanyasının içerisine girildiğini de hatırlatan Bozdağ, “Müftü memurdur. Belediye başkanı seçilmiştir ama kamu hizmeti yapıyor, onun görevlendirdiği nikah kıyan kişi de memurdur. Memurun birinin kıydığı nikaha diğer memurun kıydığı nikaha hayır demek ayrı bir noktadır. Esasında bu düzenleme herhangi bir mecburiyeti de getirmemektedir. Bir zorlama öngörmemektedir. İsteyen vatandaşımız muhtara nikahını kıydırabilir, isteyen vatandaşımız belediye başkanını nikahını, isteyen belediye başkanının görevlendirdiği memura nikah kıydırabilirler, isteyen de nüfus müdürlerine nikah kıydırabilir. İsteyen de bu düzenleme yasalaşması halinde il veya ilçe müftülüğüne gidip nikah kıydırabilir. Burada ’müftü nikahı’ diye bir nikah da söz konusu değildir. İsimlendirmeyi de doğru yapmak lazım. Medeni kanuna göre ilgili yasal mevzuata göre kıyılan resmi bir nikah vardır. Resmi nikahı kıyanlar arasına il ve ilçe müftülüklerinin ilave edilmesi söz konusudur. Ama bunun üzerinden de büyük bir çarpıtma büyük bir karalama kampanyası yapılıyor. İsteyen gidecek, isteyen gitmeyecek, sen rahatsızsan gitme. İsteyen gitsin orada nikahını kıydırsın bunda ne kötülük var. Yaptığımız şey doğru bir şeydir. Attığımız adım doğru bir adımdır” şeklinde konuştu.

Bahadır Muhlis Gökgül 

Vali Kamçı, “24 Temmuz 1908, Türk basınında sansürün kaldırılması ve ifade hürriyetinin sağlanması adına basın tarihimizin önemli olaylarından birisidir” ifadesinde bulunduğu mesajını şu şekilde sürdürdü:
“Basın özgürlüğü, düşünce ve ifade özgürlüğünün en önemli biçimidir. Günümüzde hızla gelişen ve etkinliği her geçen gün artan yazılı, işitsel ve görsel basın kuruluşları, yaşadığımız bölge ve tüm dünyadaki gelişmeler hakkında bizi bilgilendirerek, vatandaş ile devlet arasındaki iletişimin sağlanması ve kamuoyu oluşturulması gibi birçok önemli görev ve sorumlulukları da üstlenmektedir.

Basının sınırlandığı, basın özgürlüğünün olmadığı bir ülkede demokrasi ve insan haklarından söz etmek mümkün değildir. Türk basını sansürün kaldırıldığı tarihten bu yana üzerine düşen görevi başarıyla yerine getirmiştir.
İlimizde görev yapan basın mensuplarımız; mesleklerinin tüm imkânlarını kamuoyunun bilgilendirilmesine sunmasının yanı sıra; Kayseri sevgisi ile ilimizin her yönden daha da gelişip güzelleşmesi yönünde kullanmaları da bizleri ayrıca mutlu kılmaktadır.

Bu duygu ve düşüncelerle, başta ilimizde faaliyet gösteren yerel gazete, televizyon, radyo, dergi, internet gazeteleri ve haber ajanslarının temsilcileri olmak üzere bizlerle sürekli beraber olan, destek veren ve çalışma arkadaşlarım olarak gördüğüm değerli basın çalışanlarının bu önemli günü’nü kutluyor, sağlık ve başarılar diliyorum.” 

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Tunceli Valiliği ziyaretinde Vali Tuncay Sonel’le görüşmesinin ardından açıklamalarda bulundu.

Necmettin öğretmene yapılanın hunharca cinayet olduğunu dile getiren Bakan Soylu,”Tunceli gereken cevabı verdi. Hem terör örgütlerine gerekli cevabı verdi, hemde Tunceli’den beklenen cevabı verdi. Tunceli’de biraz öncede de Valimiz, güvenlik kuvvetlerimiz hep birlikte değerlendirme yaptık. Bundan önceki geliş tarihim 1 Marttı, Bugün temmuzdayız. Marttan bugüne Tunceli’de hangi noktadayız Tunceli’de. 1 Martta Tunceli’de yaptığımız toplantıda aldığımız ve almayı planladığımız tedbirlerde hangi noktadayız. Bütün bunları masaya yatırdık ve değerlendirdik. Özellikle bir teşekkür etmek isterim. Hükümetimize, buradaki arkadaşlarımıza ve tüm güvenlik birimlerimize teşekkür etmek isterim. Burada 1 Mart’ta konuştuğumuz tedbirlerin yüzde 90’ınını gerçekleştirdik. Bir kısmını gerçekleştirmişiz, bir kısmını ihale aşamasına çıkarmışız. Bir kısmının yapımının tamamlanmasına erişmişiz. Bu kısa bir süre içerisinde ortaya koyulan iradenin nasıl yansıtıldığının en önemli göstergesidir” dedi.

10 ayda bu mahalde 186 terörist öldürüldü
Terörle ciddi şekilde mücadele edildiğini ve edilmeye devam edeceğinin altını çizen Bakan Soylu, ”Bu konuda arkadaşlarımızın büyük bir inancı söz konusu. Bu inancı hep birlikte yaşıyoruz. Cumhurbaşkanımız ve Başbakanımızın arkadaşlarımıza olan güvenini tekrar arkadaşlarımıza ilettik. Tekrar bir değerlendirme gerçekleştirdik. Yaklaşık 10 aydır bu mahalde 186 terörist etkisiz hale getirdik. Bu önemlidir. Bir terör örgütünden değil, yaklaşık 3 terör örgütünden etkisiz hale getirildi. Burada hangi adımı attığımız çok iyi biliyoruz. Bu özellikle Tunceli içinde söylüyorum, ekonomisinin canlanmasına, üniversitesinin bilimle çok daha iyi bir şekilde bir araya gelmesini sonuçlar üretmesini, esnafımızın bereketini çok daha iyi bir şekilde buluşmasına sebebiyet verecek. Gençlerimizi, çocuklarımızın yarınlarına umutla bakabilmesine sebep teşkil edecek. İddiamız ve hedefimiz bellidir, bu iddia ve hedef çerçevesinde yürüyoruz. Memleketin bütün zenginliklerini ve güzelliklerini hep beraber kucaklayacağız. Bunun bir şekilde engellemek isteyenler olacaktır. Buda bu coğrafyanın kaderidir. Ama bu bizim üzerimize biçilmeye çalışılan ve bize aslında hiç uymayan, kültürümüze, insanlığımıza ve medeniyetimize uymayan bu elbiseyi de hep beraber hem kabul etmeyeceğiz, hem de uyan ve yakışan elbiseyi diktik ve dikmeye de devam edeceğiz” diye konuştu.

“Hiçbir Alman şirketle ilgili soruşturma söz konusu değildir”
Almanya ile ilgili sürece değinen Bakan Soylu, ”Türkiye’de hiçbir Alman şirketi ile ilgili herhangi bir araştırma ve soruşturma söz konusu değildir. Türkiye bu konuda özellikle yabancı sermaye konusunda çok uzun yıllardan beri bir çizgi güzergahında yürümektedir. Türkiye sadece kendi yatırımlarına ev sahipliği yapan bir ülke değildir. Aynı zamanda bütün bölge coğrafyasının ulaşım mekanizması ve yeridir. Bunun da farkındayız, bu farkındalığı devam ettiriyoruz. Şu açıktır, kendisi buraya yatırım getirmiş, istihdam üretmiş, Türkiye’ye güvenen bütün yabancı yatırımı sağlayan ülkelerin şirketlerini güvende hissettirmek bizim temel görevimizdir” şeklinde ifade etti.

“Türkiye tehdit edilecek bir ülke değildir”
15 Temmuz öncesi ve sonrası özellikle Türkiye’de FETÖ ile ilgili şirketler olduğunu da aktaran Bakan Soylu, “Bunlar Türk şirketleridir. Bunlarla ilgili soruşturmalar, araştırmalar gerçekleştiriliyor. Bunların özellikle tüm dış dünya ile yazışmaları da vardır. Biz başka ülkelere sorarız, başka ülkeler İnterpol üzerinden bize sorarlar, bilgi alma mahiyetinde. Onun dışında Türkiye’nin bu konuda rutin ve stantard işlemler dışında bir işlem söz konusu değildir. Bunun için özellikle Türkiye ile ilgili ben işin güvenlik boyutuyla alakalı değerlendirebilirim. Net olarak ifade etmek istiyorum ki, Türkiye’de yatırım yapan hiçbir şirketle ilgili soruşturma ve araştırma söz konusu değildir. Bunun üzerinden Türkiye’yi bir alana hapsetmek, hareket kabiliyetini daraltmak isteyenler varsa, yıllardır ticaret partnerliğini yaptığımız ülkelerde bu konuda kendi sorumluluklarını ortaya koymalıdır. Beklentimizi budur. Türkiye ayakları üzerinde duran bir ülkedir, tehdit edilecek bir ülke değildir. Kolay kolay vazgeçilebilecek ve kolay kolayda vazgeçecek bir ülke değildir” diyerek sözlerini tamamladı. 

Ercan Topaç 

Eski AB Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış “Rusya’nın Harvard’ı” olarak bilinen St. Petersburg Sosyal Bilimler Üniversitesinde bir programa katıldı. Başkanlığını eski İspanya Dışişleri Bakanı Miguel Moratinos’un yürüttüğü “St. Petersburg’un Küresel Dostları Grubu” tarafından tertip edilen programda akademisyenlere ve öğrencilere hitap eden Bağış, terörle mücadelede küresel işbirliğinin önemine vurgu yaptı. Egemen Bağış, “Herkes güvenli olmadıkça kimse güvenli değildir” diye konuştu.

Türk-Rus ilişkileri

Türkiye-Rusya ilişkilerinde son dönem yaşanan gelişmeleri de değerlendiren Bağış, dünya tarihinde etkileri herkes tarafından takdir edilen birçok başarılı Osmanlı Sultanının annelerinin ve eşlerinin St. Petersburg Sosyal Bilimler Üniversitenin de içinde bulunduğu coğrafyadan geldiğini hatırlattı, bu yakınlığın neticelerinin bugün ikili ilişkilerde de yaşandığını söyledi. Egemen Bağış, “Ülkemize en çok turist gönderen Rusya ile ikili ticaretimiz 25 milyar doları aşarak birçok NATO müttefikimiz ile olan ticaretimizin önüne geçmiştir. Türkiye, Rus enerji kaynaklarının Avrupa ve diğer pazarlara açılmasındaki en önemli merkezdir. Ülkelerimiz ve tarihi bağlarla kenetlenmiş milletlerimizin yakınlaşması, bazı diğer güç odaklarında kıskançlık yaratmıştır. Maalesef, bu kıskanç güç odaklarının emrine girmiş içimizdeki bazı hainler, kurdukları tuzaklarla stratejik işbirliğimizi baltalamaya kalkışmışlardır” ifadelerini kullandı.

St. Petersburg’un Küresel Dostları Grubuna davet edilmiş olmasını, tecrübeli lider ve devlet adamları olan Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Devlet Başkanı Putin’in bu tuzakları görerek ilişkileri normalleştirme ve dostluğu arttırma vizyonunun bir yansıması olarak niteleyen Bağış, sorunları ortadan kaldırmak için diyaloğu güçlendirmek ve karşılıklı çıkarları dayanışma ile arttırmak için elinden gelen desteği vereceğini de belirtti. 

Fibromiyalji sendromu (FMS), yaygın kas ağrıları ve vücudun birçok bölgesinde aşırı hassasiyetle seyreden kronik bir ağrı sendromu. Yaygın ağrı, sabah yorgun uyanma, konsantrasyon problemleri, kendini kötü hissetme, çaresizlik gibi duygularla fibromiyalji, yaşamı birçok romatizmal hastalıktan daha fazla etkiliyor.

Türkiye Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Derneği, Dünya Fibromiyalji Günü nedeni ile fibromiyalji hastalığı hakkında ülkemizde farkındalık oluşturmak, bu hastaların çaresiz olmadığını, ağrılarının kaderleri olmadığını, aktif bir hayat sürdürebileceklerini gündeme taşımak üzere basın toplantısı düzenledi. Toplantıya Türkiye Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Derneği adına Dernek Başkanı Prof. Dr. Ayşegül Ketenci, Dernek İkinci Başkanı Prof. Dr. Dilşad Sindel ve Dernek Genel Sekreteri Prof. Dr. Deniz Evcik konuşmacı olarak katıldı.

Prof. Dr. Deniz Evcik, fibromiyaljide ağrı kader olmadığını belirtti. Önemli olan doğru uzman giderek doğru tanıyı almak olduğunu ifade eden Prof. Dr. Evcik, ”Hastaların doktor doktor dolandığını görüyoruz. Doğru branşa geldiği zaman fizik tedavi ve rehabilitasyon uzmanları olarak hastamıza bu konuda yardım etmeye hazırız” dedi.

Fibromiyalji hastalığının belirtileri hakkında bilgi veren Prof. Dr. Deniz Evcik, ”Fibromiyalji yaygın ağrı ve yorgunlukla giden, kişinin performansını düşüren, beraberinde uykusuzluğun, depresyonun, baş ağrısı gibi diğer bulguların eklendiği kronik bir ağrı hastalığıdır. Kadın olmak, ileri yaşta olmak, daha önceden enfeksiyon geçirmiş olmak, omurgaya ait bir travmanın olması, psikolojik travmaların olması, kişilik özellikleri gibi durumlar risk faktörleri içinde yer alıyor” açıklamalarını yaptı.

”Tanı kriterleri değişti”
Fibromiyaljide tanı kriterlerinin değiştiğini belirten Prof. Dr. Evcik, ”Tanı kriterleri 2016 yılı sonunda değişti. Bu tanı kriterleri öncelikli yaygın ağrıyı içeren 19 bölgenin dahil olduğu yaygın ağrı indeksi. Bununla birlikte semptom şiddet indeksi dediğimiz bir indeks daha var. Bunda da depresyonun olması, dinlendirmeyen bir uykunu varlığı, baş ağrısı, karında krampların olması gibi bir takım ek maddeler ile birlikte bazı puanlamalar yapıyoruz. Bu puanlamaların sonunda toplam 31 skorunun elde edebiliyoruz. Bu skor üzerinden 12 ve üzerinde olanlarda fibromiyalji rahatsızlığının olabildiğini düşünüyoruz. Bu hastalığın farklı tedavi yöntemleri var. Hem ilaç tedavisi hem de ilaç dışı tedaviler var. Beslenmenin de çok önemli yer tutuğunu söylemek gerekir. Ağrıyı azaltan ve arttıran beslenme tipi var. Hastanın eğitimine önem veriyoruz. Hastalık hakkında hastayı bilgilendirmek tedavi başında yapmamız gereken bir yaklaşım. İlaç tedavisi dışında egzersiz tedavileri uygulayabiliriz” şeklinde konuştu.

”Her hastaya yönelik olarak egzersiz programı düzenlenmeli”
Fibromiyaljide egzersizin önemine değinen Prof. Dr. Dilşad Sindel, ”Fibromiyalji hastalarımız için egzersiz olmazsa olmazımız. Öncelikle hastalarımızı dinliyoruz ve hastalıkları hakkında bilgilendirme yapıyoruz. Muayenelerini yaptıktan sonra hangi egzersizleri yapması gereken konusunda karar veriyoruz. Egzersize başlamadan önce doğru nefes alıp vermeyi ve gevşemeyi nasıl sağlayacakları öğretilmeli. Önerilen egzersiz türleri arasında aerobik egzersizler. Bu egzersizler büyük kas gruplarını çalıştıran yürüme, yüzme, koşu ve bisiklet gibi egzersizler. Bunlardan hangisine uygunsa hastaya bunun nasıl yapılması gerektiği konusunda bilgilendirme yapıyoruz. Yürüyüş için haftada en az 3 gün, yürüyüş hızının üzerindeki bir tempoyla açık havada ya da kötü hava koşullarında koşun bandında veya kapalı AVM’lerde yürüyüş yapabileceğini söylüyoruz. Bu hastalık grubunda kas kısalmaları ortaya çıkabiliyor. Her yaş grubundan hastamız var. Kısalmış kaslar belirlendikten sonra o kaslara yönelik germe egzersizlerini veriyoruz. Mutlaka kişisel ve bireyselleştirilmiş egzersiz önerisinde bulunmamız lazım. Her hastaya yönelik olarak egzersiz programı düzenlenmeli” diye konuştu.

”Özellikle her gün en az 2 litre su içilmesini öneriyoruz”
Tüm ağrılı hastalıklarda ve fibromiyaljide beslenmenin çok önemli olduğuna vurgu yapan Prof. Dr. Ayşegül Ketenci, ”Yediklerimizle ağrımızı arttırabiliyoruz ya da azaltabiliyoruz. Bu nedenle yediklerimize dikkat etmek lazım. Özellikle her gün en az 2 litre su içilmesini öneriyoruz. Gazlı içeceklerden, fazla kahve içmekten kaçınmak, kızarmış gıdalardan uzak durmayı öneriyoruz. Kuruyemiş, kuru soğan, kuru fasulye, taze sebze ve meyveler ağrıyı kontrol altına almak için son derece önemli. Patlıcan, domates ve biber ilginç; bunlar ağrıyı azaltabiliyor ya da arttırabiliyor. Gıdadan çıkartıp test etmek lazım. Eğer ağrınızı arttırmıyorsa son derece sağlıklı. Beslenme tedavimizin bir parçası ama olmazsa olmazı. Tedavi bir mozaik. Beraberinde egzersizde yapılmalı. Gerekiyorsa ilaçlarda kullanılmalı” ifadelerini kullandı.
Fibromiyaljinin çaresiz bir hastalık olmadığına dikkat çeken Prof. Dr. Ketenci, ”Hastalarımızın büyük bir çoğunluğu doktor doktor dolaşırken, ‘Tahlillerin temiz, filmlerinde bir şey çıkmadı. Senin herhalde bir hastalığın yok ya da size koyabileceğimiz bir tanı yok’ diye cevap alıyorlar. Ama bu gerçek bir hastalık. Doğru hekime ulaşıldığında tedavi şansı olan bir hastalık” dedi.