Başbakan Yıldırım, Nizami Gencevi Uluslararası Merkezi tarafından düzenlenecek 6. Küresel Bakü Forumu’na katılmak üzere Azerbaycan’a gidiyor. Ziyaret öncesinde Esenboğa Havalimanı’nda basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Yıldırım, CHP’li bazı vekillerin seçim güvenliği nedeniyle yaptığı boykot açıklamalarına ilişkin soruya, “Seçim güvenliği olunca boykot mu edeceklermiş. Demek ki güvenli olmasından rahatsız mı oluyorlar. Seçim güvenliği ülkenin, vatandaşların iradesinin sandığa yansıması için olmazsa olmaz bir düzenlemedir. 7 Haziran seçimlerinde maalesef Doğu ve Güneydoğu’da terör örgütü bu yüzden vatandaşlarımızın özgürce iradesinin sandığa yansımasına engel oldular ve bunun farkını da 1 Kasım seçimlerinde alınan tedbirler sayesinde gördük. Vatandaş tabii tercihini yapacak ama iradenin özgürce gerçekleşmesi için hükümet olarak görevimizi hakkıyla yapmak zorundayız. CHP’nin boykot, grev gibi bu tip söylemleri zaman zaman oluyor. Herhalde gençliklerinden, okuldan kalma alışkanlıklarını siyasette de tekrar ediyorlar. Ama artık o günler geride kaldı. Ana muhalefet partisi eğer iktidar alternatifi ise boş işleri bırakıp daha faydalı söylemlere yönelmesinde yarar var” cevabını verdi. 

CHP’nin TBMM Genel Kurulunda 26 maddelik ittifak teklifi görüşmelerinin Meclis televizyonunun yayında olmadığı bir saatte çalışılıp kabul edilmesine tepki göstermesini değerlendiren Yıldırım, “Gruplar kendi aralarında anlaştılar, hangi takvimde çalışacaklarına karar verdiler. O çerçevede Pazartesi çalışıldı. Çünkü geçen hafta eksik çalışıldı, ara verildi. Neden ara verildi? CHP’nin tüzük kurultayı vardı. Onlara öyle bir imkan tanındı. Pazartesi çalışma günü değil mi? Vatandaş çalışıyor, Meclis çalışınca yanlış mı? Vatandaşın gece gündüz çalıştığı yerde bırakalım Mecliste Pazartesi, Salı, icap ederse 7 gün çalışabilir” dedi.

“Türkiye-ABD ilişkileri kişilere bağlı değildir” 

ABD Başkanı Donald Trump’ın ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson’ı görevden alıp, Dışişleri Bakanlığı görevine CIA Direktörü Mike Pompeo’u getirmesine ilişkin soruya da Yıldırım, şu cevabı verdi: 

“ABD’nin Başkanının verdiği kararı bizim değerlendirmemiz gereksiz. Göreve getirdi, gerek gördü görevden aldı. Türkiye-ABD ilişkileri kişilere bağlı değildir. Yıllara tabi, bölgede müttefik, stratejik ortak olarak düşündüğümüz ABD ile son zamanlarda bazı sorunlar yaşadığımız bir sır değil. Başımızı ağrıtan PKK ve onun uzantısı PYD/YPG gibi örgütlerin ABD’nin adeta koruması altında masum insanların canını yakması bizim de canımızı sıkıyor. Bölgede güvenliği sağlamak ve bölgedeki insanların huzurunu tekrar getirmek için bir faaliyet içerisindeyiz. Zeytin Dalı Harekatı, Fırat Kalkanı Harekatı bu çerçevede ele alınabilir. Bunun dışında başkaca rahatsız edici durumlar ortaya çıkarsa buna da gerekli karşılığı Türkiye verecektir. Ümit ederiz ki ABD bu yolun yanlış olduğunu anlar ve yıllardan beri bölgenin güvenliği, küresel güvenlik için fedakarca katkı sağlayan Türkiye ile daha sağlıklı bir ilişki geliştirmiş olur. A şahsı gider, B şahsı gelir. Türkiye kim gelirse gelsin duruşu nettir. Gelen vatandaşın veya bakanın Türkiye hakkında ne düşündüğünün bizim açımızdan çok fazla bir önemi yoktur. Ümit ederim daha sağlıklı bir ilişki bundan sonra geliştirilebilir.”

“Sözlerinin yanlış anlaşıldığını söyledi” 

Şeker fabrikalarının özelleştirilmesine yönelik Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Ahmet Eşref Fakıbaba’nın “Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı olarak biz de talipli olacağız. Şartlarımız uyduğu takdirde Tarım Kredi Kooperatifleri olarak birkaç fabrikayı biz almayı düşünüyoruz” açıklamasının ardından Bakan Fakıbaba ile görüştüğünü söyleyen Yıldırım, “Sözlerinin yanlış anlaşıldığını ifade etti. Bizim bir yandan sektörü serbestleştirirken, tekrar başka bir kurum marifetiyle ona talip olmamız söz konusu değil. Onun kastettiği kooperatifler olarak da bu özelleştirmede yer alabiliriz şeklinde. Yani pancar ekicileri kooperatifleri pekala bu fabrikaları almak için teklif verebilirler. Kastedilen bu. Yoksa kamu niteliği taşıyan Tarım Kredi Kooperatifinin böyle bir faaliyet içerisinde olması söz konusu değildir” açıklamasını yaptı.  

TBMM Başkanı Kahraman, gazetecilerin sorularını cevapladı. Mecliste yaşanan kavgaya ilişkin soru üzerine Kahraman, “Demokrasi kültürü yerleştikçe istemediğimiz olaylar olmayacak. Meclis bir kavga yeri değildir. Kavga yeri, mikrofonda olan fikir kavgasıdır. Ama kaba kuvvet asla ve kata olmamalıdır. Kürsü dokunulmazlığı var. Milletvekilleri oradaki sözlerinden dolayı eğer Genel Kurul o sözleri çıkarmazsa hiçbir yerde suçlu gösterilemez, takibata uğratılamaz. İnsanın kızgınlığını, öfkesini frenlemesi gerekir” dedi.

Dünyanın diğer parlamentolarında da kavgaların olduğunu söyleyen Kahraman, “Yeni Zelanda’daydım. Orada meclis başkanları toplantısı vesilesiyle gitmiştim. Yeni Zelanda Meclisinde çok alaka gösterdiler ve başkan yanına oturttu. Münakaşa bağırma, çağırma, dövüş değil. Meclis başkanı ‘çık bakayım’ dedi. Adam hiçbir şey demeden çıktı. Adam çıkarken içinden bir şeyler söylüyordu dedi. Bir kadın konuşuyor, onu çıkarmadılar. Mecliste uğultu var. Panama belgeleri hadisesinde başbakanın adı geçiyor. Başbakan bir şeyler söyledi. Başbakana ‘Atarım seni dışarı’ dedi” ifadelerini kullandı.

Kahraman, herkesin konuşma hakkının olduğunu kaydederek, fikirlerin çarpışacağını belirtti. Kahraman, danışman ve korumaların kavgaya karışmalarına ilişkin olarak da, “Tabii ki kuliste bulunacak. Mikrofonda konuşan insan dikkatli olacak. Orası millete hitap ediyorsunuz, orası milletin çatısı. Lisan nezih olacak” şeklinde konuştu.

Kahraman, “Danışmanlara yönelik soruşturma açılacak mı?” sorusuna, “Fiili bir durum meydana gelmişse davacı olan davacı olacaktır. Türkiye hukuk devletidir. Hukuk devletinden herkes hakkını müdafaa etmelidir” cevabını verdi.  

Ahmet Umur Öztürk – İbrahim Berat Yılmaz
 

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Almanya ziyareti kapsamında bir basın kuruluşuna mülakat verdi. Çavuşoğlu, Türk-Alman ilişkileri ve Zeytin Dalı Harekatı hakkında önemli açıklamalarda bulundu. Donma noktasına gelen Türk-Alman ilişkilerini yeniden harekete geçiren nedenleri açıklayan Çavuşoğlu, “Tarihimizde, Almanya’yla ilgili sorunumuz olmadı. Son zamanda ise, talihsiz bir retorik yaşandı. Bu gelişmeyi tersine çevirmek zorunda olduğumuzu anladık. Konu, yalnızca bir gazeteciyle ilgili değil” diye konuştu.

“Deniz Yücel, bizim için tali bir konuydu. Yücel’i Türkiye’de hiç kimse tanımıyordu, hapishaneye girdikten sonra tanındı” 

Bakan Çavuşoğlu, Türk-Alman ilişkilerinin yeniden canlanmasında Deniz Yücel’in serbest bırakılmasının etkili olup olmadığı yönündeki soru üzerine, “Hayır, bu bizim için tali bir konuydu. Yücel’i Türkiye’de hiç kimse tanımıyordu, hapishaneye girdikten sonra tanındı” dedi.
Afrin Harekatı’nı protesto eden kişilerin ve Türk Tabipler Birliği mensuplarının gözaltına alınmalarının hatırlatılması üzerine Çavuşoğlu, şunları kaydetti:
“Düşünce özgürlüğü olabilir. Fakat bu bağlamda kullanılan dil ve duygular önemlidir. Savaşa ‘hayır’ diyebilirsiniz. Fakat Türk Ordusu’nu masum insanları öldürmekle suçlamak başka bir şeydir. Bu yanlıştır. Teröristlere karşı savaşan askerleri masum insanları öldürmekle suçlayamazsınız.”
Türk ordusunun Afrin Harekatı’ndaki hedeflerini sıralayan Çavuşoğlu, “Hedef, tehlikeyi ortadan kaldırmaktır. Tehlike son olarak Afrin’den gelmekteydi. Afrin’den Türkiye’ye yaklaşık 700 civarında roket atıldı. Çok sayıda sivil kaybımız var. Bunlardan bazıları, Türkiye’de yaşayan Suriyelilerdi; bazıları ise Türklerdi. Başka seçeneğimiz yoktu. PKK ve YPG’den kaynaklanan tehlikeyi ortadan kaldırmak istiyoruz” şeklinde konuştu.

“Artık Türkiye’ye 20 yıl öncesi gibi muamele edilemez”

Çavuşoğlu, ‘ABD’de bazıları, müttefik olarak Ankara’ya şüpheyle yaklaşıyor. Türkiye’nin NATO üyeliğinin tehlikede mi?’ sorusu üzerine şunları söyledi:
“Biz NATO’nun kurucu üyesi olup, ittifaka birçok katkılar sağladık. Afganistan ve başka ülkelerde etkiniz. Biz, kilit müttefiklerden biriyiz. Bu, bizim stratejik tercihimizdir. Hiç kimse bizi NATO’dan çıkaramaz, bu teknik açıdan mümkün değildir. Burada, Türkiye karşıtı duygular söz konusudur. Ancak NATO üyeliğimizin sorgulanmasına izin vermiyoruz. NATO bizim evimizdir. Birisi gelip, NATO’nun evimiz olmadığını kim söyleyebilir? Bazı Batı ülkeleri, Türkiye gibi ülkelere karşı nasıl davranıldığını maalesef halen bilmiyorlar. Artık Türkiye’ye 20 yıl öncesi gibi muamele edilemez. Türk milleti bunu reddediyor. ABD ve AB, Türkiye’nin eşit ortak olduğunu anlamalıdır.”

Rusya’dan S-400 füze savunma sisteminin alınmasının gerekçelerini sıralayan Çavuşoğlu, “Kendi füze savunma sistemimiz olmaması nedeniyle, buna acilen ihtiyacımız vardı. Kongrenin çekincesi nedeniyle, ABD’den basit tüfek almakta dahi zorluk çektik. Birisinden almak zorundaydık. ABD yönetimi, Kongre’nin bunu onaylayacağına dair güvence verirse, onların Patriot sistemlerini alırız” dedi.

Sınırdan kaçak yollarla geçmeye çalışırken yakalanarak tutuklanan Yunan askerlerinin ülkelerine ne zaman döneceği yönündeki soru üzerine Çavuşoğlu, “Bilmiyorum, yasadışı bir şekilde sınırdan geçtiler. Bu konu, şimdi olayın arkasında neyin olabileceğini öğrenmesi gereken savcı ve mahkemelere bağlıdır. Bu, bir hata mı yoksa kasıt mıydı? Bu konuda emin olmak istiyorlar” ifadelerini kullandı.

Yunan askerlerini, 15 Temmuz 2016 darbe teşebbüsünden sonra Yunanistan’a iltica başvurusunda bulunan helikopter pilotlarıyla takas edileceği iddialarını yalanlayan Çavuşoğlu, “Böyle bir pazarlık istemiyoruz. Sonuçta Yunan askerlerini, Yunanistan’da değil, Türk topraklarında tutukladık. Söz konusu pilotların iadesini, bundan uzun zaman önce Yunanistan’dan resmi olarak talep ettik” dedi.

“Ateşkes kararının, adı geçmeyen Afrin’le alakası yoktur. Guta ve İdlib’ten söz edilmektedir”

Birleşmiş Milletler’in Suriye’de ateşkesi öngören kararının Afrin’de yürütülen Zeytin Dalı Harekatı’nı kapsamadığını belirten Çavuşoğlu, “Söz konusu kararın, adı geçmeyen Afrin’le alakası yoktur. Guta ve İdlib’ten söz edilmektedir. Söz konusu olan rejim ile muhalefet arasındaki çatışmadır, terör örgütlerine karşı mücadele değildir. Teröristler, bu kararın dışında tutulmaktadır. PKK, terör örgütü olarak tanınmaktadır. Terör örgütünün adının PKK veya YPG olmasının önemi yoktur, zira bunlar aynı örgüttür. Askeri harekatımız, bir terör örgütünü hedef almaktadır. Bu nedenle, söz konusu terör örgütünü yok etmeliyiz” açıklamalarında bulundu.

Zeytin Dalı Harekatı’nın ne zaman sona ereceğini açıklayan Çauşoğlu, “Harekatın zor kısmı sona ermiştir, zira önümüzde dağ ve tepeler vardı. Şimdi, Afrin şehrine yönelmekteyiz. Orada, teröristlerle, şehirde mücadele etme konusunda tecrübeli olan başka güçlerimizle başka bir stratejimiz var. Söz konusu güçler, Türkiye’nin Diyarbakır gibi şehirlerinde tecrübe kazanmıştır. Bu şehirleri, PKK’lı teröristlerden temizlemişlerdir. Suriye’de birçok insan, geldiğimiz için mutlu ve kendilerini güvende hissetmektedir” diye konuştu.  

Caner Ünver

Kartal Özel İstanbul İbni Sina Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. İzzet Demirci, günlük hayatı etkilemeye başlayan unutkanlık, eşyaları yanlış yerleştirme, zaman ve yer ile ilgili karışıklıklar yaşayan kişilerin Alzheimer hastalığıyla ilgili bilinçli olarak mutlaka bir nöroloji uzmanına muayene olmaları gerektiğini belirtti. Demirci, Alzheimer hastalığının yaşlı hastalığı olmadığını, kişilerin yüzde 5’in 40-50 yaş civarında olduğunu kaydetti.

Çağın hastalığı olan ve halk arasında bunama olarak bilinen Alzheimer hastalığının tedavisinin olmadığını, bol bol kuru baklagiller tüketilerek, doktor kontrolünde folik asit ve B12 alınması gerektiğini belirten Demirci, “Kitap okumak, bulmaca çözmek, hobi edinmek, düzenli sosyal aktivitelerde bulunmak, yeni insanlarla tanışmak, yeni bir dil öğrenmeye çalışmak beyin fonksiyonlarının canlı tutulmasını sağlıyor” dedi.

Demirci, “Alzheimer hastalığıyla ilgili ilerleyen yaş, aile öyküsü ve genetik yatkınlık gibi değiştirilemeyen etkenler vardır. Hastalık, 65 yaşından sonra sıklaşır ve her 5 yılda bir oran ikiye katlanır. 85 yaşından sonra neredeyse yüzde 50 sıklığa ulaşır. Diğer bir risk faktörü, ailede bir veya birden fazla Alzheimer hastasının olmasıdır. Bugün Alzheimer hastalığının genler ve diğer risk faktörleri arasındaki karmaşık etkileşimler sonucunda olduğuna inanılmaktadır. Kafa travmaları ile Alzheimer hastalığı arasında paralellik bulunmuştur. Ayrıca kalp sağlığının da Alzheimer hastalığı ile yakın ilgisi vardır. Kalbin pompaladığı kanın yüzde 20-25’i beyin tarafından kullanılır. Kalp ve damar sağlığını etkileyen yüksek tansiyon, kalp hastalığı, şeker hastalığı ve yüksek kolesterol seviyeleri de bu açıdan önem kazanmaktadır” ifadelerini kullandı.

“Alzheimer olmamak için okuyun, aktif olun”

Merak ve öğrenme isteğinin devamlı canlı tutulması gerektiğini belirten Uzman Dr. Demirci, “Kitap okumak, bulmaca çözmek, hobi edinmek, düzenli sosyal aktivitelerde bulunmak, yeni insanlarla tanışmak, yeni bir dil öğrenmeye çalışmak beyin fonksiyonlarının canlı tutulmasını sağlıyor. Bu nedenle de bol bol araştırın ve düşünün” dedi.

“Alzheimer ile savaşmak için spor yapın”

Düzenli egzersiz yapmanın beyne iyi geldiği anlatan Demirci, “Spor beyninizde yeni sinirsel bağlantılar oluşturduğunu, yeni beyin hücrelerinin üretilmesini sağladığını, düşünme becerisini artırdığını ve Alzheimer’in başlama zamanını geciktirdiğini, hatta önlediğini ortaya koyuyor. Yapılan egzersizler Alzheimer için risk oluşturan kötü kolesterol ve diyabet gibi hastalıkları da kontrol altına almaya yarıyor. Bu nedenle gün içerisinde mutlaka hareket edin, her gün en az 45 dakika düzenli ve tempolu yürüyüşe çok özen gösterin. Spor yapmadan günü bitirmeyin” şeklinde konuştu.

Kurubaklagiller Alzheimer hastalığı koruyor

Fast-food alışkanlığından vazgeçilerek, yağlı, tuzlu, kızarmış ve hazır yiyeceklerden uzak durulması gerektiği vurgulayan Demirci, “Çünkü bu tür beslenme alışkanlıkları kalp damarlarında olduğu gibi beyin damarlarına da zarar veriyor ve Alzheimer hastalığı gelişme riskini artırıyor. Kalp ve damar dostu besinlerden oluşan; zeytinyağı, balık, meyve ve sebze ağırlıklı olan, kurubaklagilleri de içeren besinler ise Alzheimer hastalığına karşı koruma sağlıyor” dedi.

Demirci, Alzheimer’dan korunma yollarını şu şekilde sıraladı:

“Bitter çikolata tüketin”
“Siyah çikolatanın içerisinde bulunan ve antioksidan özelliği olan resveratrol, bilişsel gerilemeyi geciktiriyor. Yapılan çalışmalar da aşırıya kaçmamak kaydıyla günde bir-iki parça bitter çikolata tüketmenin zihinsel gerilemeyi azalttığı kanıtlanmıştır.

Stresten uzak durun

Vücudunuz gerilim (stres) altındayken kortikosteoritler adı verilen ve bir bunalım durumunda sizi koruyan hormonlar üretir. Ancak iş sorunları, trafik ve parasal kaygılar gibi günlük olayların tetiklediği sürekli gerilim hali tehlikeli olabilir. Bu, zaman içinde beyin hücrelerini tahrip eder ve yeni hücre oluşumunu bastırır. Bu sebeple stresle başa çıkabilmeye çalışın.

Karanlıkta uyuyun

6-8 saat arası düzenli uyku belleği korumada fayda sağlıyor. Bölünmüş yahut gece lambasıyla, karanlık olmayan bir ortamda, yetersiz uyku ise Alzheimer ile bağlantılı olduğu bilinen ‘amyloid plak’ oluşumunu artırıyor ve beyin sağlığını korumada önemli katkı sağlıyor. Alkol ve sigara tüketimi beynin küçülmesine, özellikle de hafıza ile ilgili olan ‘hipokampüs’ bölümünün küçülmesine neden oluyor.”

Nöroloji Uzmanı Dr. İzzet Demirci Alzheimer hastalığının belirtilerini ise şöyle açıkladı:

Günlük hayatı etkilemeye başlayan unutkanlık,
Plan yapma ve problem çözmede sorunlar yaşanması,
Daha önce bilinen ve yapılan işleri yapmada zorlanma,
Zaman ve yer ile ilgili karışıklıklar,
Görüntüleri anlamada ve birbiriyle ilişkilendirmede zorluklar yaşanması,
Konuşma ve yazmada kelime bulma zorlukları,
Eşyaları yanlış yerleştirme,
Karar vermede güçlük yaşama,
Sosyal faaliyet ve yükümlülüklerden uzaklaşma,
Kişilik değişiklikleri olarak sıralanmaktadır. 

Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Bekir Bozdağ, sosyal paylaşım sitesi Twitter adresinden yaptığı açıklamada, “Zeytin Dalı Harekatı sırasında, bugüne dek hiçbir zaman siviller, mabetler, tarihi eserler, arkeolojik varlıklar ve meskun mahaller hedef alınmamıştır. Bundan sonra da asla hedef değildir/hedef olmayacaktır. Zeytin Dalı Harekatının asıl hedeflerinden biri de; çocuklar, kadınlar ve yaşlılar dahil bölgedeki bütün sivilleri terör örgütünün baskısı ve zulmünden kurtarmaktır, sivillerin can ve mal emniyetlerini sağlamaktır ve bölgede güven, istikrar ve barışı yeniden tesis etmektir. Türk Silahlı Kuvvetlerinin geleneğinde, inancımızda, ahlakımızda, kültürümüzde ve medeniyetimizde sivillere zarar vermek yoktur. Aksine ordu geleneğimiz, inancımız, ahlakımız, kültürümüz ve medeniyetimiz; ordumuza ve hepimize sivilleri, mabetleri ve tarihi eserleri korumayı emreder. TSK’nın elinde sivillerin ve masumların kanı hiçbir zaman olmadı; bundan sonra da olmayacaktır. Terör örgütleri, terör örgütlerinin destekçileri, hain işbirlikçiler, Türk Milleti ve Türkiye düşmanlarının yalanları ve iftiraları da bu gerçeği değiştirmez/değiştiremez. Terör örgütleri, teröristler ve destekçileri ile Türk milleti ve Türkiye düşmanları; yaptıkları/yaptırdıkları, çarpıttıkları/çarpıttırdıkları, yaydıkları/yaydırdıkları fotoğraf, görüntü, haber ve yorumlarla Türkiye ve TSK’ya karşı kirli bir algı/psikolojik operasyonu yürütüyorlar” ifadelerini kullandı.

“Ölü teröristlere sivil kıyafeti giydirip sivil göstererek TSK’yı ve Türkiye’yi suçluyorlar”

Algı operasyonlarına karşı uyarıda bulanan Bozdağ, “Terör örgütü, teröristler ve destekçileri ile Türk milleti/Türkiye düşmanları; bir yandan ölü teröristlere sivil kıyafeti giydirip sivil göstererek, bir yandan sivilleri canlı kalkan yaparak, diğer yandan arşivdeki görüntü, fotoğraf, haber ve yorumları çarpıtararak, diğer yandan ‘TSK; sivilleri, mabetleri ve tarihi eserleri vurdu ve yasak silah kullandı’ diyerek ve daha birçok çarpıtma, yalan ve iftira ile TSK’ya ve Türkiye’ye saldırıyorlar/TSK’yı ve Türkiye’yi suçluyorlar. Terör örgütleri, teröristler ve destekçileri ile Türk milleti ve Türkiye düşmanlarının sosyal medya, gazete, radyo ve televizyonlarla veya bunların verdiği gönüllü yayın desteği ile sürdürdükleri algı operasyonlarına karşı dikkatli ve uyanık olmalıyız. Sivilleri öldüren; sivilleri haraca bağlayan; sivillerin mal varlığına el koyan;küçük çocukları ailelerinden zorla alan; biat etmeyen sivilleri süren; sürgüne gitmeyen ve biat etmeyen sivilleri öldüren; siviller üzerinde baskı kuran;sivillere zulmeden, PKK/PYD/YPG terör örgütleridir” dedi.

Bozdağ, açıklamasında şunları kaydetti: 

“Türkiye, masum sivilleri terör örgütleri ve teröristlerin tehdit, baskı ve zulmünden kurtarıyor; terör örgütleri ve teröristleri bölgeden temizliyor; bölgede huzur, güven, barış ve istikrarı yeniden tesise çalışıyor; bölge insanının izzetini koruyor ve insanlığın onurunu kurtarıyor. TSK’nın envanterinde dahi bulunmayan napalm, kimyasal, biyolojik ve benzeri silah ve mühimmatın kullanıldığı iddiası kuyruklu bir yalan ve iftiradır. Harekat sırasında bölgede bulunan dini yapılar, tarihi ve kültürel eserler ile arkeolojik varlıklar hedef alınmamaktadır. Bu tür yapılara zarar verilmesi de söz konusu değildir. Harekat sırasında sivillere zarar verilmedi. Aksine sivilleri korumak ve kurtarmak için kılık kırk yaran bir dikkat ve itina gösterildi. Bundan sonra da aynı hassasiyet sürdürülecektir. Harekatı gölgelemek için üretilen yalan, çarpıtma ve iftira haberlere itibar edilmemeli.” 


Hükümet Sözcüsü Bozdağ, twitter hesabından yaptığı açıklamada, “Anayasa ve yasada belirtilen konularla sınırlı bireysel başvuruları incelemek ve karara bağlamak, Anayasa Mahkemesi’nin yetkisi ve görevi dahilindedir. Bireysel başvuru, Anayasa Mahkemesini güçlendirdiği gibi kişisel hak ve özgürlükler bakımından da önemli bir yargısal güvencedir.
Bireysel başvuruları karara bağlarken Anayasa Mahkemesi, anayasa ve yasaların kurallarıyla bağlıdır. Anayasa ve yasaların belirlediği sınırları aşamaz, ilk derece veya istinaf ya da temyiz mahkemesi gibi hareket edemez, hiçbir kurala bağlı değilmiş gibi karar veremez” ifadesini kullandı.
“Alpay ve Altan kararıyla (yayınlanan mahkeme açıklamasına göre) Anayasa Mahkemesi, anayasa ve yasaların çizdiği sınırı aşmış, kendini ilk derece mahkemesi yerine koyarak vaka ve delil değerlendirmesi yapmış, suçun oluşumunu ve delil durumunu değerlendirmiştir” diyen Bozdağ şu değerlendirmeyi yaptı:
“Bireysel başvuruları inceleyip karara bağlarken Anayasa Mahkemesi, ilk derece mahkemesi veya istinaf mahkemesi ya da temyiz mahkemesi veyahut da süper temyiz mahkemesi gibi davranamaz ve bu mahkemeler gibi karar veremez. Anayasa Mahkemesi’nin Alpay ve Altan kararları, Can Dündar kararının kötü ve yanlış bir tekrarından ibarettir. Anayasa Mahkemesi, algıları değil anayasa ve yasaları gözetmek ve gereğini yapmakla yükümlüdür.”

Marmara Üniversitesi Ekonomik ve Sosyal Alanda Kadın Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından düzenlenen ‘Kadına Yönelik Şiddetin Anatomisi: Olgu, Sebepler, Çözümler’ sempozyumu Marmara Üniversitesi’nin Göztepe Yerleşkesi’nde gerçekleştirildi.

Sempozyumun açılış konuşmasını gerçekleştiren Marmara Üniversitesi Ekonomik ve Sosyal Alanda Kadın Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Gülay Akgül Yılmaz, merkez olarak ‘Kadına Yönelik Şiddetle Uluslararası Mücadele Günü’ kapsamında şiddet olgusunu akademik anlamda tartışmayı hedeflediklerini belirterek, “Marmara Üniversitesi Ekonomik ve Sosyal Alanda Kadın Çalışmaları Merkezi olarak ülkemizde kadının ekonomik ve sosyal statüsünün yükseltilmesini sağlamak adına çalışmalar yapıyoruz. Kadına ilişkin konuların disiplinler arası bir olgu olduğunu kabul ediyoruz. Her sorunun ekonomik, sosyolojik, psikolojik ve siyasal sebepleri olduğunu düşünerek her konuyu bu anlayışla ele alıyoruz. Aslında konular birbirinden çok da ayrı değil. Ekonomik statünün yükseltilmesi yani kadının eğitimini tamamladıktan sonra çalışma hayatında aktif olarak bulunması, gelir düzeyini yükseltmekte ve sosyal statüsünü yükseltmekte. Bugün merkez olarak ‘Kadına Yönelik Şiddetle Uluslararası Mücadele Günü’ kapsamında yine disiplinler arası yaklaşımla kadına yönelik şiddet olgusunu akademik anlamda tartışmayı hedefledik” ifadelerini kullandı.

“Şiddetin hiçbir türünü kabul etmemiz mümkün değildir”

Şiddetin sebeplerini tespit ederek onları mümkün olduğunca azaltmaya çalıştıklarını vurgulayan Prof. Dr. Yılmaz, “İster fiziksel olsun, ister cinsel, psikolojik ya da ekonomik olsun şiddetin hiçbir türünü kabul etmemiz mümkün değildir. Hangi sebebe dayanırsa dayansın hoşgörüyle karşılamak mümkün değildir. Dolayısıyla bunun sebeplerini tespit ederek, onları ortadan kaldırarak sorunu da mümkün olduğu kadar azaltmak gibi bir yolda mesafe kat edilmesine katkıda bulunursak mutlu olacağız” dedi.

“Kadınların ekonomik faaliyetlere katılmasını sağlamak adına istihdamı destekleyici projelerimiz var”

Ekonomik ve Sosyal Alanda Kadın Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi olarak çeşitli projeler geliştirdiklerini ve eğitimlere çok önem verdiklerini ifade eden Prof. Dr. Gülay Akgül Yılmaz, şöyle konuştu: “Gençlerde ve toplumun tüm kesimlerinde İnsan Haklarını esas itibariyle aslında öğretecek, kadın haklarını çok çiğnendiği için farkındalık oluşturacak, toplumsal cinsiyet eşitliği kavramını da kullanarak, reddetmeyerek toplumda bir bilinç oluşturmaya çalışıyoruz bu amaçla üniversitemizde; İktisat, Siyasal Bilgiler Fakültesi ve İşletme bölümlerinde toplumsal cinsiyet eşitliği dersi seçimlik ders olarak uygulanmaya başlandı. Diğer taraftan toplumsal cinsiyet eşitliği sertifika programı hazırladık. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın hazırlamış olduğu, ‘Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Ulusal Eylem Planı’nın hedeflerine uygun şekilde, ilgili ve sorumlu kurum olarak belirtilmiş kurumlardaki yöneticilere ve personele vermek, toplumsal cinsiyet eşitliği farkındalığı ve bilinci oluşturmak gibi bir amacımız var ama özel sektörde de, sivil toplum kuruluşlarında da, her toplum kesiminde de bu eğitimi verebiliriz. Kadınların ekonomik faaliyetlere katılmasını sağlamak adına istihdamı destekleyici bir takım projelerimiz var. Bu projelerimiz de çok yakın zamanda uygulamaya başlayacağız. Kadın girişimciliği sertifika programı bunlardan bir tanesi olacak. Aile bireylerinin, toplum bireylerinin, insanların iletişim kurabilmeleri son derece önemli. Bunu da sağlamak adına yine eğitim programları vermeyi hedefliyoruz”. 

Rıfat Fırat – Fatih Gavuz

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Bu ordu, FETÖ’cülerin ordusu değildir. Bu ordu, şu veya bu yabancı kurumun ordusu hiç değildir. Bu ordu sadece ve sadece Türkiye’nin ve Türk milletinin ordusudur. Bu ordunun şerefli subayları Türkiye’nin ve Türk milletinin subaylarıdır. Bu ordunun kahraman askerleri Türkiye’nin ve Türk milletinin askerleridir” dedi. 

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Milli Savunma Üniversitesi Kara Harp Okulu Komutanlığında düzenlenen 858 muvazzaf subay adayının mezuniyet törenine katıldı. Burada bir konuşma yapan Erdoğan, “Ülkemizi ele geçirmek isteyenlerin işe harp okullarımızdan başladığını görüyoruz. Bu okullarda son 10 yılda görev yapmış tabur komutanı düzeyindeki yöneticilerin neredeyse tamamının darbecilerle birlikte olduğunun ortaya çıkması çok önemlidir. Biz önce eski sistemi tümüyle tasfiye ettik, ardından da tüm askeri eğitim kurumlarımızı Milli Savunma Üniversitesi adıyla tek çatı altında birleştirdik. Kara Harp Okulumuz da asli görevi subay yetiştirmek odaklı olarak yeniden yapılandırılarak, süratle eğitim öğretim faaliyetlerine başladı. Hem eğitim kadroları hem öğrencileri yenilenen okulumuzun tek bir gayesi vardır. O da TSK’ya en iyi, en donanımlı, en kabiliyetli subayları yetiştirmektir. Harp okullarımıza bunun dışında misyon biçmeye kalkanlara izin vermeyeceğiz” ifadelerini kullandı.

“Bu okullarımızın eski sisteme dönmesi söz konusu değildir”

“Müslüman aynı delikten iki defa ısırılmaz” diyen Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Biz de aynı tecrübeleri tekrar tekrar yaşama yanlışına düşemeyiz. Bunun için diğer harp okulları gibi kara harp okulumuz da milletimizin evlatlarının tamamına kapıları açık olacak şekilde öğrenci kabulü yapıyor. Hiçbir ideolojinin, hiçbir kesimin, marjinal zihniyetin okullarımızı ele geçirmesine izin vermeyecek, tamamen yerli ve milli bir yapıyı buralara hakim kıldığımıza inanıyorum. Türkiye’nin artık kaybedecek ne zamanı ve ne de insanı vardır. Bunun için üniversite mezunları arasından alınan öğrencilerimize harp okullarında 4 yılda verilen askeri eğitimin daha fazlası bir yıl içinde verilerek vazifeye hazır hale getirilmişlerdir. Okulumuzun müfredatı içinde askeri derslerin oranı yüzde 18’den yüzde 60 düzeyine çıkartılmış, diğer derslerin oranı yüzde 40 düzeyine çekilmiştir. Ayrıca eğitim öğretim süresi bir yıl arttırılarak güçlü bir yabancı dil altyapısı oluşturulmuştur. Böylece harp okullarımızda aslında yıllar önce yapılması gereken reformları da kısa sürede hayata geçirmiş olduk. Bu okullarımızın eski sisteme dönmesi söz konusu değildir.”

Milli Savunma Üniversitesi ve bağlı tüm okulların yeni yapılarıyla sürekli geliştirilmesi, güçlendirilmesi, ileriye doğru gitmesi için her türlü desteği vermeyi sürdüreceğini kaydeden Erdoğan, “Bugün Kara Harp Okulumuzda yeni dönemin ilk meyveleri olan 858 teğmenimizi mezun ederek ülkemize ve milletimize hizmet için görev yerlerine gönderiyoruz. Mezun olan teğmenlerimizin her birini ayrı ayrı tebrik ediyor, görev yerlerinde başarılar diliyorum. Teğmenlerimizin ailelerini de ülkelerine böyle hayırlı evlatlar yetiştirdikleri için ayrıca tebrik ediyorum” diye konuştu.

“Bizim öne çıktığımız alan askerliktir, savaştır, yürekle ve bilekle yapılan mücadeledir”

Tarih kitaplarında Türk milleti için asker millet tanımının yapıldığını söyleyen Erdoğan, “Nasıl her milletin kabiliyetli olduğu bir alan varsa bizim öne çıktığımız alan da askerliktir, savaştır, yürekle ve bilekle yapılan mücadeledir. Önümüzdeki haftalarda tarih alanında Cumhurbaşkanlığı Kültür Sanat Büyük Ödülü’nü takdim edeceğimiz Prof. Dr. İlber Ortaylı hoca bu gerçeği anlatmak için şöyle bir hikaye aktarıyor: ‘Bir savaş sırasında İtalyan kumandan askerlerine ateş emri verir. Kimse ateş etmeyince kumandan ‘Ateş ateş ateş’ diyerek ahenkli bir şekilde bağırmaya başlar. Bu sırada siperdeki askerlerden biri ‘Bu ne güzel bir ses’ diyerek ayağa kalkıp geriye bakmaya çalışınca vurulur ve yere düşer.’ İlber Hoca her milletin belli alanlardaki kabiliyetlerini anlatan bu hikayesinin ardından bizim için yapılan asker millet tanımını teyit ediyor” ifadelerini kullandı.
Askerlikle ilgili mesleklerin Türk milletinin gönlünde daima ayrı bir yeri olduğunu belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti:

“Kendi çocukluğumdan biliyorum. Akranlarımızın çoğunun hayali subay olup şu güzel üniformayı giymek, o kılıcı taşımaktı. 15 Temmuz darbe girişiminin yol açtığı tüm olumsuzluklara rağmen bu yıl harp okullarına girmek için 250 bin gencimizin müracaat etmiş olmasının gerisinde bu duygu yatıyor. Az önce değerli Genelkurmay Başkanım da ifade etti. Milletimiz peygamber ocağı olarak nitelediği bu şanlı yuvaların şu veya bu kesime değil, bizatihi kendisine ait olduğunu çok iyi biliyor. Dünyada, İslam dünyasında hiçbir ülkenin askerine Mehmetçik denmez. Ama dikkat edin bizim askerimize Peygamberimizin ismiyle müsemma küçük Muhammed anlamında Mehmetçik adı verilmiştir. Tıpkı Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün tüm milletimizin ortak değeri olması gibi ordumuz da hepimizindir.”

“TSK’ya yapılmış her saldırı şahsıma yapılmış demektir”

Önümüzdeki yıl harp okullarına yapılacak müracaat sayısının katlanarak artacağına inandığını vurgulayan Erdoğan, “Çünkü bu ordu, darbecilerin, cuntacıların, vesayetçilerin ordusu değildir. Bu ordu, FETÖ’cülerin ordusu hiç değildir. Bu ordu, şu veya bu yabancı kurumun ordusu hiç değildir. Bu ordu sadece ve sadece Türkiye’nin ve Türk milletinin ordusudur. Bu ordunun şerefli subayları Türkiye’nin ve Türk milletinin subaylarıdır. Bu ordunun kahraman askerleri Türkiye’nin ve Türk milletinin askerleridir. Bu sancak tıpkı bayrağımız gibi ve ezanlarımız gibi canımız pahasına korumamız gereken namusumuzdur. Harp okulumuzun marşında ne diyor: ‘Şahikalar üzerinde meydan okur bu eller. Yaklaşacak düşmana mezar olur bu eller. Bağlayamaz bir kuvvet bu kasırga milleti. Tarihlere sorun ki bize ölmez Türk derler.’ Ordumuzun üniformasını giyen herkes ülkemize ve milletimize hizmet etme onurunu taşıyan birer ölmez Türk’tür. Vatanımızın korunmasını emanet ettiğimiz ordumuza kimsenin musallat olmasına, kem söz etmesine, tacize varan sataşmalarda bulunmasına izin vermeyiz. Bu ordunun Anayasa’da teyit edilmiş başkomutanı olarak her bir askerimizin şerefini, onurunu, haysiyetini korumak şahsımın en başta gelen görevidir. TSK’ya yapılmış her saldırı şahsıma yapılmış demektir. Ordumuzun içine sızmış darbeci ve cuntacı hainlerle mücadele etmek başkadır, ordumuzu zayıflatacak, askerimizi rencide edecek davranışlar içine girmek bambaşkadır. Hainlerle mücadeleyi sürdürüyoruz, sürdüreceğiz. Ama hiç kimsenin bunu fırsat bilip ordumuzu, subaylarımızı, askerimizi yıpratmasına da müsaade etmeyeceğiz. Çünkü biz sizlere en önemli kutsallarımızı, ezanımızı, bayrağımızı, sancağımızı, sınırlarımızı emanet ediyoruz” dedi.  

“Kendi göbeğimizi kendimiz keseceğiz”

“Bugün Türkiye operasyonel kabiliyet ve tecrübe bakımından herhalde dünyanın en güçlü birkaç ordusundan birine sahiptir” diyerek sözlerini sürdüren Erdoğan, “Günün 24 saati, yılın 365 günü kesintisiz operasyon yürütebilecek böyle güçlü bir ordumuz olmasaydı bizi bu coğrafyada bir gün yaşatmazlardı. Fırat Kalkanı Harekatında, DEAŞ’ı birkaç ay içinde çökerten de, çukur eylemlerinde masumla haini hassasiyetle ayırıp bölücü terör örgütünü açtığı çukurlara gömen de bizim ordumuzdur. Başka ülkeler kendi güvenliklerini bir takım uluslararası kurumlara, başka bir takım devletlere havale edebilir ama bizim Türkiye olarak böyle bir şansımız yoktur. Biz her ne yapacaksak kendimiz yapacağız. Suriye krizi sırasında bir kez daha gördük ki, başımız gerçekten belaya girdiğinde ülkemize elini uzatacak ne bir uluslararası kurum, ne de kendi kardeşlerimiz dışında bir toplum yoktur. Dost ve kardeş toplumların maalesef askeri olarak bize katkı sağlayacak güçlü bir durumları olmadığını gayet iyi biliyoruz. Hani iyi gün dostu derler ya; üyesi bulunduğumuz uluslararası kurumların böyle olduğunu gördük, yaşadık ve yaşıyoruz. Onun için kendi göbeğimizi kendimiz keseceğiz” ifadelerini kullandı.

Türk Silahlı Kuvvetlerini her bakımdan geliştirmek, güçlendirmek, büyütmek mecburiyetinde olduklarının altını çizen Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasına şöyle devam etti:

“Şu anda artık savunma sanayimiz 15 sene öncesiyle asla mukayese edilmeyecek güce ulaşmıştır. Bizi kapılarında bekletenler, bize talep ettiğimiz silahları vermeyenler artık şunu görüyorlar: Türkiye o vermediğimiz silahları artık kendisi yapıyor. Daha güçlüsünü yapmaya da devam edeceğiz. Özellikle gençlerimizin moralini, şevkini yükseltmenin ülkemize, milletimize, devletimize bağlılıklarını daha da güçlendirmenin yollarını aramalıyız. Türkiye’nin dünü zordu, bugünü meşakkatli, yarını daha da sıkıntılı olabilir. Tüm bunların üstesinden gelebilmek için önce kendimize güvenmemiz, tarihimizi, kültürümüze, değerlerimize vakıf olmamız gerekiyor. Anasınıfından başlayarak tüm eğitim müfredatımızı, gazetesinden televizyonuna ve internetine kadar tüm medyamızı bu doğrultuda seferber etmeliyiz. Bizim çocuklarımız Dede Korkut hikayelerindeki kahramanlar dururken niye bir başka ülkenin kahramanlarıyla yatıp kalksınlar. Kendi medeniyet tarihimizin masalları dururken niye başka bir kültürün örnekleriyle çocuklarımızı büyütelim. Kendi arı duru Türkçemiz dururken niye başka dillerin kavramlarıyla, kalıplarıyla konuşalım. Önümüzdeki dönemde tüm bu hususlarda milletimizle birlikte yoğun bir gayret gösterecek, eksiklerimizi tamamlayacak, hedeflerime doğru kararlılıkla yürüyeceğiz. Bu süreçte ordumuz en büyük güven kaynağımız ve en önemli imkanımız olmayı sürdürecektir” dedi.

“Millet olarak coğrafyamızdaki bin yıllık varlığımızı, gaza ruhumuzu yitirmeyişimize, her zaman mücadeleye hazır oluşumuza borçluyuz”

Mezun olarak Türk Silahlı Kuvvetlerinin saflarında göreve başlayacak olan teğmenlerin aynı zamanda orduyu gelecekte yönetecek kurmay adayları olduğuna dikkat çeken Erdoğan, “Önlerinde askerlik sanatını icra edecekleri uzun bir dönem var. Ben şimdiden gazanız mübarek olsun diyorum. Bu şerefli üniformayı giymekle dahi gazilik unvanını hak etmiş oluyorsunuz. Görev süreniz boyunca öyle veya böyle mutlaka terörle mücadele operasyonlarında, yurt dışı misyonlarında sorumluluk üstleneceksiniz. Aranızda belki payelerin en şereflisi olan şehitlik makamına ulaşacaklar çıkacak. Millet olarak coğrafyamızdaki bin yıllık varlığımızı, gaza ruhumuzu yitirmeyişimize, her zaman mücadeleye hazır oluşumuza borçluyuz. Suriye’de, Irak’ta, diğer ülkelerde, sınır boylarımızda, dağlarımızda ve ihtiyaç duyulan her yerde istiklalimiz ve istikbalimiz için kahramanca görev yapan tüm askerlerimize şahsım ve milletim adına şükranlarımı sunuyorum. Rabbim onları her türlü beladan, saldırıdan, kazadan, ihanetten muhafaza buyursun” ifadelerini kullandı. 

İlker Turak

Başbakan Yardımcısı Hakan Çavuşoğlu, Bursa’nın Kestel ilçesinde esnaf ziyareti ve Kestel Kültür Merkezi’nin açılışını yaptı. Çavuşoğlu’nun esnaf ziyareti yaptığı esnada Ayhan isimli engelli genç Çavuşoğlu’na sıkıca sarılıp “Allah sana para versin” diye dua etmesi burada bulunanları güldürdü.

Türkiye 100 yıl önce kendi küllerinden doğduğunu ifade eden Çavuşoğlu, “Milletinin ortaya koyduğu mücadele ruhuyla ülkeyi Anadolu’yu kendisine yüz yıllardır vatan yapan ecdadına yaraşır bir şekilde vatandan kılmaya devam etmiştir. Ben gencecik insanımızdan en yaşlısına kadar bu vatanı bize emanet eden bu uğurda şahadet şerbetini içen gazi olup ta aramızdan ayrılan kim varsa hepsine Allah’tan rahmet diliyorum. Bugün Cumhuriyetimizi kutlarken sadece Cumhuriyetle başlayan bir tarih değil daha önceki bin yıllık tarihimizin temelleri üzerine yeni ve modern bir anlayışla tesis edilen bir devlet anlayışı ile Cumhuriyeti kutlamamız gerekiyor. Türk milleti değerleri ve devlet zihniyetiyle çok köklü bir millettir. Türk milletinin geçmişi sadece 100 yılla kaim değildir. Türk milletinin geçmişi 2 bin yıl öncesine kadar kaim olan bir geçmişe sahiptir. Onun için biz 100 yıllık Cumhuriyetimizi kutlarken ve gelecek 100 yılımızı inşa ederken mutlaka geçmiş tarihimizin temelleri ve değerleri üzerinden yeniden yapılandırmayı ve gelecek nesillere bu mefhumu aktararak onların özgüven içerisinde ayaklarını yere sağlam basmak suretiyle gelecek yüz yılın Türkiye’sini kurmasını sağlamalıyız. Cumhuriyetimiz asla tarih ve geçmişinden bir kopuş değildir. Cumhuriyetimiz o geçmiş büyük medeniyet ve tarihimizin bir devamıdır. Ecdadımızın küllerinden yeniden doğarak o devam suretiyle gelecek nesillere ve bizlere emanet ettiği büyük bir devlettir. Onun için biz yapacağımız bütün etkinliklerde bu idrak ve mefhumu ön planda tutarak geleceğimizi iyi okuyarak inşa etmek durumundayız. Bazılarının ortaya çıkarak geçmişi yok saymalarına bu milletimiz hiç bir zaman için nezdinde karşılık bulmamıştır. Selçuklu da Osmanlı da Cumhuriyette bizimdir” şeklinde konuştu. 

Burak Türker
 

MHP lideri Bahçeli, sosyal paylaşım sitesi Twitter üzerinden açıklamalarda bulundu. Türk milletinin kaderinin tarihin her döneminde bağımsızlık olduğunu vurgulayan Bahçeli, bu kaderin gölgelenmesinin, karalanmasının, kiralanmasının ve leke tutmasının mümkün olmadığını ifade etti. Türkiye’nin müstemleke bir ülke olmadığını belirten Bahçeli, “Müstevli hesaplara kurban edilmeyecek, mütecaviz emellere teslim olmayacak, boyun eğmeyecektir. Zulüm ve imha cephesi ne kadar cani ve ceberut olsa da milli varlığımızın azameti, milli ruhumuzun asaleti hepsini ezmeye yetecektir. 19. yüzyılda yabancı sefirlerin şımarıklığı, sömürge valisi edasıyla görev yapmaları milli hafızalarda derin bir iz ve yara bırakmıştı. Hayalen tasavvur edemediğimiz ne varsa bir dönem maalesef başımıza gelmişti” ifadelerini kullandı.

“Türk milleti oyuncak değildir, bağımlı ve tutsak hiç değildir”

Bahçeli, bunun tekrarının yaşanmayacağını, güvencenin Türk milleti olduğunu kaydederek şu paylaşımlarda bulundu:
“Bir devleti temsilen ülkemizde bulunan yabancı diplomatlar mütekebbir değil, her şeyden önce haysiyetli ve hürmetkar olmalıdır. Türk milleti oyuncak değildir, bağımlı ve tutsak hiç değildir. Herkes haddini bilecek, görev ve sorumluluklarının hudutlarından taşmayacaktır. Türkiye azar yiyecek, aza kanaat edecek, hiddet ve şiddetle, komplo ve karanlık kampanyalarla hizaya getirilecek bir ülke olamayacaktır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk diyor ki: ‘Maddi ve bilhassa manevi sukut korku ve acz ile başlar.’ Korku ve acizlik Türk milletine yabancıdır. Vize konusundaki ABD’yle yükselen gerilimin düşürülmesi tavsiye ve temennimizdir. Ancak düşmeyecekse bunu biz değil, onlar düşünmelidir. Güney sınırlarımız boyunca bir terör koridoru açmak, bu koridora hainleri toplamak isteyenlerin vize krizine neden olması hezeyan ve hüsrandır. Türkiye, amirlerinin düdüğünü çalan bir büyükelçinin iki dudağından çıkıp aba altından sopa gösteren sözlerini hoş görmeyecektir. Misak-ı Milli’nin ruhuna pranga, Ankara’nın bağrına ve bahtına hançer vurmak için hazır bekleyen zalimler, karşılarında imanı bulacaklardır. ‘Misak-ı Milli mülk-ü millettir; millet ise Türk’tür.’ Manayı eğer anlamayan varsa anlayandan; duymayan varsa duyandan öğrenebilecektir. Vaziyetin telaş ve ümitsizliği diye bir şey yoktur. Karamsarlığa hiç gerek yoktur. Biriz, beraberiz, büyük ve güçlü Türkiye’yiz.”

Bahçeli, Ankara’nın başkent oluşunun 94. yıl dönümünde Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, fedakarlık anıtı muhterem şehitleri ve büyük ecdadı rahmetle andığını da belirterek, “Ankara, tarihteki şanlı başkentlerimizin son halkası, tam bağımsızlık fikriyatının, payidar milli onurun yaşayan, yaşayacak kutlu destanıdır. Dilimiz Türkçe’dir. Devletimiz Türkiye Cumhuriyeti’dir. Başkentimiz Ankara, bayrağımız ay yıldızlı al bayrak, irade Türk milletidir. Kısaca Ankara demek; ‘Ne mutlu Türküm diyene’ sözünü ebediyete taşımak, istiklalimizin namus ve emanetini korumak demektir” dedi. 

Abdullah Sarica