Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, FETÖ’nün TSK’daki haberleşme yöntemi olan ankesör soruşturması kapsamında Jandarma Genel Komutanlığında görevli Astsubay Hakan A., hakkında “silahlı terör örgütüne üye olma” suçundan iddianame hazırladı. Cumhuriyet Savcısı Ali Alper Saylan tarafından hazırlanan iddianamede, FETÖ’nün mahrem imamının kendine bağlı örgüt üyesi askerleri kesinlikle kendi kullandığı cep telefonundan aramadığı belirtilerek, irtibatın ankesörlü veya kontörlü telefonlar suretiyle sağlandığı kaydedildi. Bu kapsamda yapılan araştırmalarda şüpheli Astsubay Hakan A.’nın 0850’li ankesörlü hatlardan arandığı, aramaların çaldır/kapat şeklinde 44-73 saniye arasında değiştiği tespit edildi. Bu bilgiler ışığında gözaltına alınan Hakan A.’nın 3 kez ifadesi alındı. Kolluk kuvvetlerinde alınan ifadesinde suçlamaları reddeden Hakan A., daha sonra savcılığa verdiği ifadede örgüte üye olduğunu kabul ederek, etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanmak istediğini söyledi. 

Örgütle ilk tanışmasının 2001-2003 yılları arasında Sivas-Gürün Meslek Yüksekokulunda okuduğu dönemlerde olduğunu kaydeden Hakan A., Sivas’ta örgütün yurdunda kaldığını anlattı. Örgüt mensubu Remzi Ş. isimli şahsın yurt müdürlüğünü yaptığını aktaran Hakan A., yaklaşık 6 ay sonra yurttan ayrılıp örgüte ait olan evlerde kalmaya başladığını söyledi. Hakan A. Kurban Bayramında kendilerine izin verilmediğini, bayramda kurban derisi toplamak üzere çalışmalarının istenildiğini kaydederek, “Evde kaldığımız süreler boyunca sohbetlere bölgeden sorumlu yeşil gözlü, sarışın ‘Yunus abi’ denilen kişi gelirdi. Sürekli Fettullah Gülen videoları izletilir, kitapları okutulurdu” dedi. 

Hakan A., 2006 yılında Malatya’nın Arapgir ilçesinde bulunan örgüte ait bir yurtta çalışmaya başladığını, burada kaloriferden ve öğrencilerden sorumlu olduğunu anlatarak, “Arapgir ilçe abisi ‘Adnan hoca’ isimli kişiydi. İsim kendi ismiydi ancak soyadını hatırlamıyorum. Bana, 8-9 ay süreyle herhangi bir ücret vermediler. Daha sonra bana bir çek verdiler, çekin karşılığı çıkmadı. Bu nedenle bozuştuk ve Arapgir’den ayrıldım. İş buldukça inşaat işlerinde çalışmaya başladım ve 2008 yılına kadar bu şekilde yaşamımı sürdürdüm. 2008 yılında astsubaylık sınavını kazandım” diye konuştu.

“Dinini kurtarmak için bizimle devam et” 

2008 yılının sonunda örgütün kendisiyle tekrar iletişime geçtiğini kaydeden Hakan A., şunları anlattı:
“Benimle Ankara’da irtibat kuran kişi öğretmendi. Kızılay’da bir kafede buluştuk. Bana ‘dinini kurtarmak için bizimle beraber devam et’ dedi. 3-4 kere bu kişiyle görüştüm. 2009-2013 yılları arasında Çorum, 2013-2015 yılları arasında da Ağrı-Patnos’ta görev yaptım. Buralarda da örgütle irtibatım devam etti.”

“İletişimi Kakao Talk üzerinden yapmamız istendi” 

Kendisinden sorumlu mahrem imamlarla ankesörlü telefondan irtibat kurduğunu kabul eden Hakan A., “Bir dönem Ağrı’da görev yaptığım sırada Eşref isimli şahısla 1 ay boyunca iletişimimizi ankesörlü telefondan değil, kendisinin yüklediği Kakao Talk programı üzerinden yapmamızı istedi. ‘Neden?’ diye sorduğumda ‘cemaatle bağlantılı olduğun çıkarsa, meslekten ihraç ederler’ dedi” ifadelerini kullandı.

“Davadan ayrılırsan iki büklüm olursun” 

Ankara’da aynı hücrede bulunduğu kişilerin isimlerini sayan şüpheli Hakan A., “Ö.Y., 17/25 Aralık sürecinden dolayı görüşmek istemiyordu. Görüşmeye gelmesi için çok baskı yapıyorlardı. ‘Davadan ayrılırsan çocuklarından çekersin, iki büklüm olursun’ gibi şeyler söylüyorlardı” şeklinde konuştu.

“TSK yönetime el koymuştur, birliklerinize gidin” 

FETÖ’nün 15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminden 3 gün önce kendisinden sorumlu “Ömer” isimli örgüt üyesinin evine geldiğine dikkat çeken Hakan A., şunları kaydetti:
“Telefonumu alarak aşağıya inmemi istedi. Evimin önünde arabada buluştuk, arabada telefonuma Line programını kurdu ve ‘bir ablamız rüya görmüş büyük deprem olacakmış’ dedi. Bana bu program üzerinden dua göndereceğini bunları okumamı istedi. 15 Temmuz 2016 tarihinde Line programı üzerinden telefonuma ‘TSK yönetime el koymuştur, birliklerinize gidin’ şeklinde mesaj geldi. Beynimden vurulmuşa döndüm ve programı telefonumdan sildim. Bunalıma girdim ve 3 gün boyunca evden hiç çıkmadım. Pazartesi günü de işe gittim örgütle irtibatım bu tarihten sonra koptu.” 

Çanakkale’nin Çan ilçesinde meydana gelen depremlerin büyük depremin ayak sesleri olduğunu belirten Prof. Dr. Perinçek, “4.3 büyüklükteki depremi, bölgede 281 yıldır biriken enerjiyi boşaltacak bir deprem olarak düşünmüyorum. Geçen sene Çan dolayında iki kez 4,3 dolayında depremler oldu. Bu depremler 7 büyüklükte olacak. Ana şokun habercileri, ayak sesleri olarak görüyorum. 7 büyüklükte olacak deprem ne zaman olur diye sorarsanız; bunun cevabı belki 1 hafta, 1 ay ya da 1 yıl olabilir. Kesin olan şu; beklediğimiz büyük deprem bizlere çok uzak değil” dedi. 

“Taş yığma binalar büyük zarar görür” 

Muhtemel bir büyük depremde Çan, Bayramiç ve Biga köylerindeki taş yığma binaların büyük zarar göreceğini kaydeden Perinçek, “Kırılmaya hazır fay zonu Erdek’ten başlıyor Biga-Çan-Bayramiç’ten Ezine yönüne doğru uzanıyor. Söz konusu fay zonunun Çan civarında sıçrama yaptığını görüyoruz. Bugün ve geçen sene olan depremler bu sıçrama alanında oluyor ve yeni kırıklara meydana geliyor. İki senedir beklediğimiz büyük depremden bahsediyoruz, Çan-Bayramiç-Biga köylerindeki taş yığma binalar büyük zarar görür. Bugün yine depremi konuşacağız, yarın unuturuz” diye konuştu. 

“Yöneticiler tedbir almalı” 

Bölgedeki fayların büyük deprem için yeniden enerji biriktirmeye devam edeceğini belirten emekli Prof. Dr. Doğan Perinçek, büyük depreme hazırlıksız yakalanılmaması konusunda ikazda bulundu. Perinçek, “Ana şoku atlattığımızı düşünüyorum. Yakın zamanda fay yine susacak. 7’lik deprem için enerji biriktirmeye devam edecek. Yöneticiler umarım pek yakında olacak büyük depreme kadar beklemezler. Köylerde güçlendirme faaliyeti ve AFAD destekli eğitim faaliyeti başlatılır. Eğitimi çok önemli buluyorum, maliyeti az ve hemen başlatılabilir. Köylerden muhtarları toplayıp eğitim vermek yeterli değil. Sadece göstermelik olur. AFAD her köye ekip gönderip halka çok şey öğretebilir. Çok basit tedbirler can kurtarabilir. AFAD’ın bunu yapacak kapasitesi var” şeklinde konuştu.  

Utku Yaşar Cüce
 

En son 1996 yılında yürürlüğe giren Türkiye Deprem Bölgeleri Haritası, AFAD Deprem Dairesi Başkanlığı tarafından yenilenerek Resmi Gazete’de yayımlandı. 1 Ocak 2019’da yürürlüğe girecek olan yeni haritada bazı bölgelerde tehlikenin ivme değerleri baz alınarak değiştiği görüldü. Uzmanlar, tehlikenin değişiminin riski etkilemeyeceğini belirterek, binaların zemin etütleri sağlandıktan sonra sağlam şekilde yükseltilmesini önerdi.

“YENİ HARİTA İVME DEĞERLERİNE GÖRE HAZIRLANMIŞTIR” 

Konu ile ilgili İHA muhabirine açıklamalarda bulunan Dicle Üniversitesi Jeoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. M. Şefik İmamoğlu, eski haritada deprem kaynağının belirli güzergahlara uzaklıkları hesaplanarak oluşturulduğunu yeni haritada ise ivme değerlerinin hesaplandığını söyledi. Yrd. Doç. Dr. İmamoğlu, “Zemin sağlamlığına bağlı olarak değerlerin azaldığı görülmüştür. Bu nedenle gerçek durum, esas binaların yıkımına neden olan yer ivme değerleri olduğu için tamamen yer ivme değerleri hesaplanarak bu yeni harita çıkarılmıştır” dedi.

“TÜRKİYE’DE DEPREM RİSKİ ÇOK FAZLA DEĞİŞMEMİŞTİR” 

Türkiye’de deprem riskinin eskiden hangi düzeydeyse şimdi de çok fazla değişmediğini kaydeden Yrd. Doç. Dr. İmamoğlu, şunları söyledi: 

“Önemli bir deprem kuşağında olmamız nedeni ile o riskimiz hala vardır. Ancak belirli noktalardaki ivme değerlerine bağlı olarak bazı yerlerde daralmalar gözükmektedir. Ama bazı yerlerde normal riskler iki katına çıkmış durumdadır. Özellikle risk değerlerini vereceğimiz zaman yapıların yükseklik durumu, deprem olabilecek yerin yerleşim yerlerine uzaklığı, zemin parametreler göz önüne alınarak risklerin değerlendirilmesi lazım. Şu andaki tehlike haritasıdır. Tehlike farklıdır risk farklıdır. Bazen buradaki daha düşük ivme değerlerinde bile çok büyük yıkımlara neden olabilir. Zemin durumunun dikkate alınarak hesaplamalar yapmak lazım.” 

“BAZI BÖLGELERDEKİ SENSÖR EKSİKLİĞİ DİKKAT ÇEKİYOR”
Deprem tehlike haritasının hazırlanırken bazı bölgelerdeki sensor eksikliğinin hissedildiğini vurgulayan Yrd. Doç. Dr. İmamoğlu, “Özellikle Güneydoğu Anadolu Bölgesi veya Bitlis-Zagros bindirme kuşağı üzerinde hareketlilik azdır ama yüksek magnitetli depremler olabiliyor. Tanınmış olan bölgelerde sensor var ama diğer taraflarda sensor eksikliğinin olduğunu görüyoruz. İnsanlar artık burada risk yoktur havasına girmesinler, zeminlerini iyi etüt etsinler” diye konuştu.  

Sabah saatlerinde merkez üssü Gölyaka İlçesi İçmeler Köyü olan 3 deprem meydana gelmişti. 08.15 sıralarında 6 kilometre derinlikte 2.7, 3.1 ve 3.5 şiddetindeki depremlere derste olan öğrenciler ise sarsıntıyla büyük korku yaşadılar. Deprem sonrasında okullara gelen bazı veliler ise çocuklarını alarak eve götürdüler.Gölyaka Kaymakamı Adem Keleş, ilçede meydana gelen depremlerin herhangi bir hasar oluşturmadığının altını çizdi.

Yüzeye yakın olması nedeniyle depremin şiddetli hissedildiğini ifade eden Kaymakam Keleş, herhangi bir can ya da mal kaybının yaşanmadığını vurgulayarak “Hiçbir hasarımız yok. Sabah saat 08.05’te başlayan bir dizi deprem yaşandı. Çok yüzeysel bir deprem olduğunu tahmin ediyoruz. O sebeple şiddetli hissedildi. Ders başlama saatine denk geldiği için öğrencilerimiz daha önce yapılan tatbikatlardan edindikleri tecrübeyle okulları hemen tahliye ettiler. Öğrencilerde bir korku panik oluştu. Bundan dolayı eğitime bir gün süreyle ara verdik” diye konuştu.

Kaymakam Keleş, okulların hepsinin deprem yönetmeliğine uygun şekilde inşa edildiğini ifade ederek “Okullarımızın hepsi deprem sonrasında yönetmeliğe uygun şekilde inşa edildi. Tatil herhangi bir hasar sebebiyle değil korku ve paniği gidermek amacıyla yapıldı. Velilerimizde 1999 depreminden kalan bir hassasiyet var” diye konuştu.

Öğrenciler “Çok korktuk sıraların altına girdik”

Depremi yaşayan öğrenciler ise okuldayken depremi yaşadıklarını belirterek “Derse girdiğimizde deprem oldu. Hemen hocalar uyardı bizi. Sıraların altına girdik. Herkes korkmuştu zaten. Siren çaldı müdür ve müdür yardımcısı bizi okuldan dışarı çıkarttı. Daha sonra servisler geldi ailelerimiz geldi bizde eve alıp götürdüler” dediler.

“Büyük depremi hatırlattı”

1999’da iki büyük depremi yaşayan vatandaşlar ise bir anda o günlere geri döndüklerini ifade ederek “Bir anda alttan doğru vurdu. Bir kütleme geldi. 1 dakika gibi bir zaman devam etti. Tabi ki çok korktuk. Hemen kendimizi dışarı attık.

1999 depreminde baya korku geçirdik. Aynı şekilde de bu sabah yaşanan depremde vatandaşların çoğu dışarı çıktı. Okullar tatil edildi. Çok korktuk. Bayağı bir devam edecek sandık. Herkes büyük korku ile sokaklara çıktık” şeklinde konuştular.  

Ali Yıldız
 

En son 1996 yılında hazırlanan Türkiye’nin deprem tehlike haritası güncellenerek önceki gün Resmi Gazete’nin mükerrer sayısında yayımlandı. AFAD’ın koordinasyonunda ODTÜ, Boğaziçi, Akdeniz, Çukurova, Sakarya Üniversiteleri ve Maden Tetkik Arama (MTA) Genel Müdürlüğü ile birlikte hazırlanan yeni haritayla, risk değerlendirmesi sadece fay hattına göre değil, zemin yapısı da göz önünde bulundurularak yapıldı. Riski belirtmek için kullanılan 1., 2. derece şeklindeki sistem kalktı, yerini Avrupa ve Amerika’da yıllardır uygulanan “ivme” yöntemi aldı.

İSTANBUL’DA KIRMIZI ALAN ARTTI

Haritada İstanbul’da tehlikeli yerleri gösteren kırmızı alanlardaki artış dikkat çekti. AFAD Danışma Kurulu Üyesi Prof. Dr. Orhan Tatar, “Yeni haritada artık yerel zemin koşulları da dikkate alınıyor. Kadıköy, Çamlıca, Beykoz civarında zemin sağlam, çünkü ana kayalar var zemininde ama biraz daha kuzeye çıkılınca Şile civarında daha dayanıksız zeminler söz konusu. Fay hattıyla beraber zemin koşulları da dikkate alındığı zaman renklerde bazı değişiklikler yaşandı” dedi. İstanbul’da 1999 yılında yaşanan depremden sonra, adaların içinden kırılmamış bir hat kaldığına dikkat çeken Tatar, bu hatta en yakın kıyı şeridinin koyu kırmızı renkte gösterildiğini ifade etti.

MAHALLE MAHALLE DEĞERLENDİRME

Yeni deprem haritası dijital ortama taşındı. Mahalle mahalle risk değerlendirmesi yapılmasına imkân tanıyan “Türkiye Deprem Tehlike Haritaları İnteraktif Web Uygulaması” oluşturuldu. Test aşamasındaki uygulamayı kullanmak için ana sayfanın sol üst bölümünde yer alan “raporlama” butonuna tıklamak yeterli. Gereken koordinat bilgileri girildikten sonra, o yerin deprem riski görülebilecek.

EVİNİZİN DEPREM RİSKİNİ SORGULAYIN

Deprem riskini kontrol etmek isteyen vatandaşlar siteye yoğun ilgi gösterdiği için an itibarıyla siteye girilemiyor

HESAPLAMALAR OTOMATİK OLACAK

Gazete Habertürk’ten Esra Nehir’in haberine göre Tatar, yeni deprem haritası ile inşaat mühendislerinin işlerinin kolaylaşacağını belirterek, “Eskiden mühendisler hesaplamaları kendileri yapıyordu. Örneğin 1. ve 2. bölge arasında kalan yerleşim yerlerinde, 1’i baz alınca farklı değerler ortaya çıkıyor, bina maliyetleri artıyordu. Artık hesaplamayı program otomatik olarak yapacak ve tartışmaya yer kalmayacak” dedi. Tatar, yeni düzenleme ile 5 farklı zemin türü ve 4 farklı “ivme değeri” baz alınarak hesaplama yapıldığını vurgulayarak, “Sadece mevcut durum değil, fay hattı aktif mi değil mi, en son ne zaman hasar yapıcı deprem üretmiş, üzerinden ne kadar zaman geçmiş, kayma hızı ne kadar, bütün parametreler üst üste konularak daha sağlıklı hesaplama yapılacak. Yeni harita 3-4 yıllık bir çalışmanın ürünü” diye konuştu.

YÜKSEK BİNALAR İZLENECEK

Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği de güncellendi. Yönetmelik, 1 Ocak 2019 tarihinde yürürlüğe girecek. AFAD, gerekli gördüğü durumlarda, kuvvetli deprem hareketlerinin ölçülmesi amacıyla binalara veya açık alanlara “ivme kayıtçıları” yerleştirebilecek. Yüksekliği 105 metre ve daha fazla olan binalara, “Yapı Sağlığı İzleme Sistemi” kurulması zorunlu hale getirilecek. Gerçek zamanlı kayıt yapacak izleme sisteminin bakımından ve korunmasından yapı sahipleri sorumlu olacak.  

NELER DEĞİŞTİ?

Haritadaki bir başka değişiklik de İç Anadolu Bölgesi’nde. 22 yıl önceki haritada koyu kırmızı ile gösterilen Kırşehir, Kırıkkale çevresi yeni haritada daha düşük deprem riskine işaret eden turuncuya çalan sarı renk ile işaretlendi. Karadeniz bölgesinde ise Bartın eski haritada koyu kırmızı renkte yer alırken, yeni haritada turuncu renkte gösterildi. Ankara’da da yeni haritada riskin düşürüldüğü görüldü.

Oturduğu semtin deprem riskini öğrenmek isteyen vatandaşlar, arama motorları üzerinden AFAD deprem bilgisi sorgulama,oturduğum ev depreme dayanıklı mı?, gibi sorgulamaları internet üzerinden yapıyorlar.   Yoğun talep nedeniyle sistem kilitlenirken bu haberimiz aracılığı ile oturduğunuz evin ve bölgenin depreme dayanıklı olup olmadığını öğrenebilirsiniz….

 

En son 1996 yılında hazırlanan Türkiye’nin deprem tehlike haritası güncellenerek önceki gün Resmi Gazete’nin mükerrer sayısında yayımlandı. AFAD’ın koordinasyonunda ODTÜ, Boğaziçi, Akdeniz, Çukurova, Sakarya Üniversiteleri ve Maden Tetkik Arama (MTA) Genel Müdürlüğü ile birlikte hazırlanan yeni haritayla, risk değerlendirmesi sadece fay hattına göre değil, zemin yapısı da göz önünde bulundurularak yapıldı. Riski belirtmek için kullanılan 1., 2. derece şeklindeki sistem kalktı, yerini Avrupa ve Amerika’da yıllardır uygulanan “ivme” yöntemi aldı.

İSTANBUL’DA KIRMIZI ALAN ARTTI

Haritada İstanbul’da tehlikeli yerleri gösteren kırmızı alanlardaki artış dikkat çekti. AFAD Danışma Kurulu Üyesi Prof. Dr. Orhan Tatar, “Yeni haritada artık yerel zemin koşulları da dikkate alınıyor. Kadıköy, Çamlıca, Beykoz civarında zemin sağlam, çünkü ana kayalar var zemininde ama biraz daha kuzeye çıkılınca Şile civarında daha dayanıksız zeminler söz konusu. Fay hattıyla beraber zemin koşulları da dikkate alındığı zaman renklerde bazı değişiklikler yaşandı” dedi. İstanbul’da 1999 yılında yaşanan depremden sonra, adaların içinden kırılmamış bir hat kaldığına dikkat çeken Tatar, bu hatta en yakın kıyı şeridinin koyu kırmızı renkte gösterildiğini ifade etti.

MAHALLE MAHALLE DEĞERLENDİRME

Yeni deprem haritası dijital ortama taşındı. Mahalle mahalle risk değerlendirmesi yapılmasına imkân tanıyan “Türkiye Deprem Tehlike Haritaları İnteraktif Web Uygulaması” oluşturuldu. Test aşamasındaki uygulamayı kullanmak için ana sayfanın sol üst bölümünde yer alan “raporlama” butonuna tıklamak yeterli. Gereken koordinat bilgileri girildikten sonra, o yerin deprem riski görülebilecek.

EVİNİZİN DEPREM RİSKİNİ SORGULAYIN

 

DEPREM SORGULAMASI YAPMAK İÇİN TIKLAYINIZ HESAPLAMALAR OTOMATİK OLACAK

Yeni düzenleme ile 5 farklı zemin türü ve 4 farklı “ivme değeri” baz alınarak hesaplama yapıldığını vurgulayarak, “Sadece mevcut durum değil, fay hattı aktif mi değil mi, en son ne zaman hasar yapıcı deprem üretmiş, üzerinden ne kadar zaman geçmiş, kayma hızı ne kadar, bütün parametreler üst üste konularak daha sağlıklı hesaplama yapılacak. Yeni harita 3-4 yıllık bir çalışmanın ürünü” diye konuştu.

YÜKSEK BİNALAR İZLENECEK

Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği de güncellendi. Yönetmelik, 1 Ocak 2019 tarihinde yürürlüğe girecek. AFAD, gerekli gördüğü durumlarda, kuvvetli deprem hareketlerinin ölçülmesi amacıyla binalara veya açık alanlara “ivme kayıtçıları” yerleştirebilecek. Yüksekliği 105 metre ve daha fazla olan binalara, “Yapı Sağlığı İzleme Sistemi” kurulması zorunlu hale getirilecek. Gerçek zamanlı kayıt yapacak izleme sisteminin bakımından ve korunmasından yapı sahipleri sorumlu olacak.  

NELER DEĞİŞTİ?

Haritadaki bir başka değişiklik de İç Anadolu Bölgesi’nde. 22 yıl önceki haritada koyu kırmızı ile gösterilen Kırşehir, Kırıkkale çevresi yeni haritada daha düşük deprem riskine işaret eden turuncuya çalan sarı renk ile işaretlendi. Karadeniz bölgesinde ise Bartın eski haritada koyu kırmızı renkte yer alırken, yeni haritada turuncu renkte gösterildi. Ankara’da da yeni haritada riskin düşürüldüğü görüldü.

KAYNAK:HABERTÜRK

Avcılar Belediyesi tarafından düzenlenen “Uluslararası Avcılar Sempozyumu”na katılan Jeoloji Mühendisi Prof. Dr. Haluk Eyidoğan, Kandilli Rasathanesi Müdürü Haluk Özener’in yaptığı “büyük deprem geciktikçe şiddeti artacak” açıklamasını değerlendirdi. Eyidoğan, Özener’in açıklamasının çok önemli olduğunu ifade ederken, İstanbul’un büyük depreme istenilen oranda hazır olmadığını belirtti. Avcılar Belediyesi Barış Manço Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen Uluslararası Avcılar Sempozyumu’na Eyidoğan’ın yanı sıra Cumhuriyet Halk Partisi Genel Sekreteri Akif Hamza Çebi, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkan Yardımcısı Öztürk Yılmaz ile Avcılar Belediye Başkanı Handan Toprak Benli ve çok sayıda akademisyen katıldı. Toplantıda “Bütün Yollar Avcılar’dan Geçiyor” sloganıyla Avcılar’ın geçmişten bugüne coğrafi yapısı birçok başlık altında konuşuldu.

“7 ve daha büyük bir depremle karşılaşma olasılığı çok yüksek”

Kandilli Rasathanesi Müdürü Haluk Özener’in yaptığı büyük deprem geciktikçe şiddeti artacak açıklamasını değerlendiren İstanbul eski Milletvekili ve Jeoloji Mühendisi Prof. Dr. Haluk Eyidoğan, “Özetle Özener şunu söylüyor, Marmara Denizi çevresinde deprem enerjisi birikiyor. Bunun önümüzdeki 20-30-40 yıl içinde olma olasılığı giderek artıyor, depreme hazırlıklı olun diyor önemli ve yerinde bir açıklamaydı. İstanbul’un bu yüzyılın ilk çeyreğinde 7 ve daha büyük bir depremle karşılaşma olasılığı çok yüksek. Yüzde 60 gibi bir olasılık var. Bunun yeri de aşağı yukarı belli, Marmara Denizi’nin kuzeyi İstanbul’a 15-20 kilometre uzaklıkta doğu batı istikametinde uzanan Kuzey Marmara fayı İstanbul bu depreme hazırlanmak zorunda. Yalnız depreme dayanıklı bina yapmakla bu iş çözülmüyor, İstanbul’un daha planlı yaşanılabilir ve deprem riskleri azaltılmış, güvenli kente dönüşmesi lazım. Deprem tehlikesi büyürken İstanbul’da büyüyor, yatırımlar da büyüyor. Kandilli Rasathanesi, AFAD, büyükşehir belediyesi ve valiliğin dahil olduğu bir organizasyonla zaman zaman deprem erken uyarı tatbikatları yapalım” ifadelerini kullandı.

“İstanbul beklediğimiz oranda hazır değil”

Marmara Denizi kıyılarında beklenen büyük depremin oluşturacağı etkiyle oluşacak tsunami hakkında bilgi veren Eyidoğan, “Bu 3 ile 6 metre arasında değişiyor yerine göre adalar kısmında bu daha fazla. İstanbul’un bazı kıyılarında daha fazla mesela Avcılar’da 3-4 metreye kadar tsunami bekliyoruz bu da depremle birlikte gelen ayrı bir tehlike. O nedenle İstanbul’da yaşayanlara zaman zaman bunu hatırlatmakta fayda var. İstanbul beklediğimiz oranda hazır değil. Deprem ve diğer afet riskleri sel dahil istediğimiz oranda hazır değil. Unun nedenlerinden bir tanesi Türkiye’deki afet yönetim sisteminin dünyadaki afet yönetim anlayışının dışında kalmış durumda. Bizim afet yönetim sistemimizi ve ilgili tüm mevzuatı gözden geçirmemiz lazım. Kesinlikle afetlerden korunma ve sakınma amaçlı planlama yapmamız lazım. Çevre düzeni, imar planlarında mutlaka deprem riskinin azaltmasına ağırlık vermemiz lazım. Bu yok, istediğimiz oradan değil. Kentsel dönüşümde şu anda başarılı olamıyoruz çünkü mevcut yasa ve ilgili mevzuat bütünleşik bir şekilde çalışmıyor” dedi.

“Bütün Yollar Avcılar’dan Geçer Diyoruz”

Sempozyumda ele alınacak konuların önemine dikkat çeken Avcılar Belediye Başkanı Handan Toprak Benli, “Biz bugün burada Avcılar’ımızı dünden bugüne ele alacağız. Onun demografik yapısı bir tarafa arkeolojik, doğal, yer altı ve yer sütü bütün yapılarıyla kaynaklarıyla 2 gün boyunca değerlendireceğiz. Ondan sonrada varlığımızı geleceğe nasıl taşırız, nasıl koruruz ekonomiye nasıl kazandıracağımızı düşündük ki bugüne kadar bu projemizi de arkasından açıklamış olacağız. Bütün Yollar Avcılar’dan Geçer diyoruz. Bu uluslararası bir sempozyum, dünyada herkesin diline yerleşeceğine inanıyoruz” diye konuştu.  

Hasibe Karadağ
 

İl Milli Eğitim Müdürlüğü koordinesinde, Hakkari Belediyesi İtfaiye Müdürlüğü, İl AFAD Müdürlüğü, 112 Afet ve Acil Durum Şube Müdürlüğü ve UMKE ile müşterek Hakkari İbn-i Sina Mesleki ve Teknik ve Gazi Mustafa Kemal Anadolu liselerinde yangın ve deprem tatbikatı yapıldı. İtfaiye Müdürü Bülent Keskin, İl Milli Eğitim Müdürlüğü Sivil Savunma Amiri Oktay Kızılkaya, Acil Durum Personel Sorumlusu Muhabbet Özdemir ile İbn-i Sina Mesleki ve Teknik, Spor Lisesi, Güzel Sanatlar ve Gazi Mustafa Kemal Anadolu liselerinin okul müdürleri katıldı.
Senaryonun okunması ile başlayan tatbikatta, siren sesinin çalınması ile birlikte öğrenciler ellerini başının üstüne koyarak, koşarak okulu boşalttılar. Bazı görevliler ise; bilgisayar ve evrak klasörlerini yanlarına alarak dışarı çıktılar. 

Okulun boşaltılması ile birlikte yangın söndürülerek mevcut yaralılar kurtarıldı. Yardım, yangın tüpü kullanma ve söndürme teknikleri uygulamalı olarak öğrencilere gösterildi. 

Ayrıca, senaryo gereği okulun üst katlarında mahsur kalan iki öğrenci ise gerçeği aratmayan sahnelerle itfaiye ve UMKE tarafından kurtarılması büyük alkış aldı. 

İl Milli Eğitim Müdürlüğü Sivil Savunma Amiri Oktay Kızılkaya, öğrencilere depremin olduğu ilk anda panik yapmadan bulundukları yerde hayat üçgeni oluşturmalarını ve çök-kapan-tutun pozisyonuna geçmelerini istediklerini söyledi. Kızılkaya, “İlk sarsıntı geçtikten sonra iki dakika içinde okulu tahliye etmelerini sağladık. Bunu da başarıyla uyguladılar. Bilim ve teknolojinin bu kadar geliştiği bir çağda ne yazık ki depremlerin ne zaman olacağı henüz bilinememektedir. O halde bize düşen her duruma karşı her zaman hazırlıklı olmaktır. Afetlere karşı zihnen (bilgi ve plan ile), manen (dua ile) ve madden (tedbir ile) hazır olursak, afetlerden kaynaklanan sıkıntıları daha kolay atlatabiliriz. Mili Eğitim Müdürlüğü olarak afetlere karşı farkındalık oluşturmak, bilinç geliştirmek ve önceden hazırlıklı olmak için bu tatbikatlara önem veriyoruz. Tatbikatın gerçekleştirilmesinde desteklerinden ötürü tüm paydaşlarımıza İl Milli Eğitim Müdürümüz adına teşekkür ediyorum” dedi.
Öğrenciler ise, depremin gerçeği aratmadığını ve çok heyecanlı geçtiğini söylediler. 

Yangın ve deprem tatbikatı, çekilen hatıra fotoğrafı ve tatbikata katılan ekiplere verilen yemek ikramının ardından sona erdi.  

Karabük İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğü (AFAD) ile Karabük Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümü tarafından 1 – 7 Mart Deprem Haftası etkinlikleri kapsamında “Türkiye’nin Deprem Gerçeği” konulu konferans düzenlendi.

Hamit Çepni Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen konferansa konuşmacı olarak katılan
İstanbul Teknik Üniversitesi Maden Fakültesi Jeofizik Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Övgün Ahmet Ercan, Kuzey Marmara’da iki büyük deprem beklenildiğini belirterek “Kuzey Marmara’da 6,4 ile 6,7 arasında ve 7,0 ile 7,2 arasında deprem olacaktır. Yaptığım araştırmalara göre İstanbul’da deprem 2045’ten önce olamaz. Deprem bilimciler her an deprem olabilir diyorlar ama hiç birinde kanıt yok.” dedi.

“Her deprem bir atom santralinden daha fazla enerji üretir”

Prof. Dr. Ercan, depremin yerin biçimini değiştiren, yeraltı kaynakları ile enerjiyi oluşturan yararlı bir doğa olayı olduğunu belirterek şöyle konuştu: “Her deprem bir atom santralinden daha fazla enerji üretir. Bu yerin altında şu anda beklemektedir. Depremler olmasa kömür yatakları olmaz. Mesela Düzce’nin bulunduğu yer birinci sınıf tarım alanı ve sulak bir kesimdir. Bunu yapan altından geçen kırıklardır. Deprem olmasa Marmara denizi, Sapanca gölü, Karasu olmazdı. Depremler aslında Allah’ın sevdiği ülkelere bir bağışıdır. Olaya böyle bakmak lazım. Depremden ölmemek için eğitimin artması ve yoksulluğun kalkması gerekiyor.”

“Türkiye’de son 100 yılda 112 tane yıkıcı deprem oldu”

Türkiye’de depremlerin ortalama oluş derinliğinin 7 ile 10 kilometre arasında olduğunu da kaydeden Ercan, “Bütün depremler yer kabuğunun ilk 10 kilometre içerisinde olur. İlk 10 kilometre gevrek ve kırılgandır. Türkiye’de son 100 yılda 112 tane yaklaşık yıkıcı deprem oldu. 100 yılda 86 bin kişi öldü. 300 bine yaklaşık kişi yaralandı.” ifadesinde bulundu.

“Türkiye’de deprem açısından en sakıncalı olan yer Kuzey Anadolu fayıdır”
 

Türkiye’deki depremlerin yüzde 57’sinin Kuzey Anadolu fayında gerçekleştiğini aktaran Ercan konuşmasını şu sözlerle sürdürdü: “Türkiye’de ki depremlerin yüzde 33’ü göçüntü türü olan Batı Anadolu’dadır. Yüzde 13’ü de Doğu Anadolu kırığı üzerindedir. Türkiye’de deprem açısından en sakıncalı olan yer Kuzey Anadolu kırığıdır. Karabük, Kuzey Anadolu kırığının sadece 55 kilometre kuzeyinde yer alıyor. Bu yüzden depremden etkilenecek illerden bir tanesidir. En çok deprem olan şehirler ise Erzincan, Bingöl, Denizli, Gönen – Manyas – Erdek, Bolu – Adapazarı, Düzce, Adana, Van, Çorum, Amasya, Kars, Erzurum, İzmir, Kütahya (Gediz), Manisa (Demirci), Muğla (Fethiye – Marmaris). Türkiye’de en büyük üç deprem ise 7,9 büyüklüğünde 1939 yılında Erzincan’da, 7,6 büyüklüğünde 1999 yılında Gölcük’te ve 7,4 büyüklüğünde 1953 yılında Yenice – Gönen’de olmuştur. 26 Aralık 1939’da Erzincan’da yaklaşık 33 bin kişi öldü. 17 Ağustos 1999 yılında Gölcük’te yaklaşık 20 bin kişi öldü. 3 Ekim 1941 yılındaki Burdur depreminde ise 4 bin kişi öldü.”

“İstanbul’da 2045’ten önce deprem olamaz”

Prof. Dr. Ercan, Kuzey Marmara’da iki büyük deprem beklenildiğini belirterek “Kuzey Marmara’da 6,4 ile 6,7 arasında ve 7,0 ile 7,2 arasında deprem olacaktır. Yaptığım araştırmalara göre İstanbul’da deprem 2045’ten önce olamaz. Deprem bilimciler her an deprem olabilir diyorlar ama hiç birinde kanıt yok.” şeklinde konuştu.
Konuşmasında yapılaşmaya da değinen Ercan, Karabük ve Safranbolu başta olmak üzere betornarme yapılaşma türünden çelik çatkılı yapı türüne acilen geçilmesi gerektiğini savundu.

Sempozyuma, Vali Yardımcısı Numan Tahir Şimşek, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Mustafa Yaşar, AFAD Karabük İl Müdürü Dr. Gazanfer Erbay, Mühendislik Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mehmet Özalp ile kamu kurum ve kuruluş yöneticileri, sivil toplum örgütlerinin temsilcileri, üniversite akademik ve idari personel ile öğrenciler katıldı.  

Yasin Erdem
 

1-7 Mart Deprem Haftası kapsamında Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığında (AFAD) “Deprem Sempozyumu” düzenlendi. Sempozyumun açılış konuşmalarını gerçekleştiren Başbakan Yardımcısı Recep Akdağ, Türkiye’nin ve komşu ülkelerin bir deprem kuşağında olduğunu anımsatarak, depremin riski nasıl azaltabilir, can ve mal kaybı asgariye nasıl indirebilir konularında çalışmalar yapıldığını kaydetti. Türkiye’nin bu konuda son 15 yılda çok büyük mesafeler aldığını ifade eden Akdağ, “Ağır bir tecrübe yaşadık, yüreklerimizi burkan bir Marmara depremi var, orada binlerce canımızı kaybettik ve o depremde canlarımızı kurtarmak için müdahalemiz çok gecikti. Bu kapsamda tecrübelerden ders alındı ve AFAD kuruldu. Deprem sonrasında veya sırasında yapılması gerekenleri en iyi doğru biçimde yapmak için olmazsa olmaz ilk prensip iyi bir koordinasyonun kurulmasıdır. Kurumların birbiriyle çatışma içinde olmadan orkestra düzeniyle hareket etmesi ve yapılması gerekenin süratle yapılması” şeklinde konuştu.

Birçok depreme tanıklık ettiğini, deprem sonrası deprem mahalline gittiğini dile getiren Akdağ, “Altın saatler dediğimiz saatler bir depremin ilk saatleridir. Bu ilk saatlerde gerekli lojistiğinizin dağıtılmış olması, insan kaynağınızın zamanında ulaşmış olması son derece önemlidir. AFAD kurulmadan önce Sağlık Bakanlığında Ulusal Medikal Kurtarma Ekiplerini kurulmuştu. Bu sistem Dünya Sağlık Örgütü tarafından raporlaştırıldı ve dünyaya örnek bir model olarak gösterildi. Bugün 9 bin civarında UMKE personeli her afette müthiş bir müdahale güce sahip. Bunun peşinden AFAD’ı kurduk, bunlar müdahale açısından Türkiye’nin önemli bir mesafe katettiğini gösteriyor. Bunları daha da güçlendirmek için, lojistik merkezlerimize ilave, uydu lojistik merkezleri diyebileceğimiz çok daha hızlı müdahaleyi sağlayacak bazı alanlar oluşturacağız. İkincisi gönüllüler, AFAD bünyesinde 2 bin civarında personeli var ancak bu sayı yeterli değil. Önümüzdeki dönemde Türkiye’de bulunan 20 bine yakın itfaiye personelinin de müdahale hazırlığına etkin katılması konusunda çalışmalarına hız veriyoruz. Ayrıca çok sayıda gönüllü yetiştiriyoruz, önümüzdeki 2 yıl içinde gönüllü sayısını 10-20 katına çıkaracağız” açıklamasında bulundu.

Depremde müdahalenin yanı sıra riski azaltmanın da önemini vurgulayan Akdağ, yapılan eğitimlerin de arttırılacağını aktardı. Türkiye’nin deprem konusunda her türlü iş birliğine hazır olduğu mesajını veren Akdağ, komşu ülkelere yardım etmeye hazır olunduğunu söyledi. 4 bine yakın deprem evi yapının da devam ettiğini belirten Akdağ, Adıyaman başta olmak üzere ülkenin birçok yerindeki binaları yaptıklarını ifade etti. Akdağ, vatandaşlara DASK sigortalarını yaptırmaları ve evlerinin deprem dayanıklılığı konusunda dönüşüm çabalarına önem vermelerini vurguladı.

TÜRKİYE’NİN BÖLGESEL VERİ MERKEZİ OLMASI HEDEFLENİYOR

Düzenlenen sempozyumda Gürcistan, Arnavutluk, Azerbaycan, Kırgızıstan, Romanya, Bulgaristan ve Özbekistan ülkelerinin temsilcileriyle AFAD Başkanlığı arasında eş zamanlı deprem verilerinin paylaşımı konusunda protokol imzalandı. Protokol ile deprem verilerinin açıklanması konusunda Türkiye’nin bölgesel bir merkez olması hedefleniyor. İmzalanan protokol ile yakın bölgelerde yer alan ülkelerle ortak bir afet dili oluşturmayı hedeflediklerini belirten AFAD Başkan Yardımcısı Hamza Taşdelen ise, “Deprem ülkelerin politik sınırlarını tanımıyor, bu nedenle çağrımıza olumlu yanıt vererek bizlerle bir paylaşım içine giren ülkelerin yöneticilerine ve temsilcilerine teşekkür ediyorum” diye konuştu.

Sempozyumda ayrıca yeni “Türkiye Deprem Bina Yönetmeliği” ve yeni “Türkiye Deprem Tehlike Haritası” tanıtıldı. Programda AFAD Başkan Yardımcısı Hamza Taşdelen, AFAD Deprem Dairesi Başkanı Murat Nurlu ve DASK Başkanı Murat Kayacı da yer aldı.

Yağmur Yıldız