İstanbul Yeni Yüzyıl Üniversitesikonferans salonunda düzenlenen ‘Beyaz Önlük Giyme Töreni’neİstanbul Yeni Yüzyıl Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Dr. Azmi Ofluoğlu, Mütevelli Heyeti Üyesi Prof. Dr. Münevver Turanlı, Rektör Prof. Dr. Yaşar Hacısalihoğlu, dekanlar, öğretim üyeleri, öğrenciler ve öğrenci velileri katıldı.

“Hekimler mezun olduktan sonra meslektaşlarına sahip çıkmalı”

Açılış konuşmasında bu yıl Diş Hekimliği Fakültesinin ilk mezunlarını verdiğini hatırlatan İstanbul Yeni Yüzyıl Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Haluk İşeri, “Beyaz Önlük Giyme Tören’imizden itibaren hep şunu söyledim. Hedefimizi yeni mezunlar vermek ve bu mezunların başarısı. Bu anlamda DUS sınavı çok önemli. Öğrencilerimiz şimdiden bu sınava hazırlanıyor. Bu sene mezun olan bir öğrencimiz 2017 yılında yapılan DUS sınavında 3 bin 400 kişi arasından ilk 100’e girdi. Bu doğrultuda öğrencilerimize her zaman destek vereceğiz” dedi.

Klinik eğitiminin 4’üncü sınıfta alındığına dikkat çeken Prof. Dr. İşeri, “Diş hekimleri mezun olduktan sonra çalışmaya sürekli öğrenmeye devam etmelidir. Hekim hekimliğe adım attığı ilk günden son güne kadar daima çalışarak mezun olduktan sonra da meslektaşlarına sahip çıkmalıdır” diye konuştu.

“Hekimin üniforması dürüstlüğün simgesidir”

İstanbul Yeni Yüzyıl Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yaşar Hacısalihoğlu ise yaptığı konuşmada,” Beyaz önlük giyecek gençler bu üniforma, sabır ve çalışkanlığı simgeler. Dürüstlüğün simgesi önlüklerinizle bugün buluşacaksınız ve ömür boyu sizinle olacak. Bu anlamda hepimizin çabası diplomanın saygınlığını en üst düzeye çıkarabilmek” dedi.

Öğrencilerin taleplerini ve sorunları öğrenmek için sık sık bir araya geldiklerinin altını çizen Prof. Dr. Hacısalihoğlu, “Hepimizin çabası, eğitim seviyemizi daha da iyi yapmak. Öğrencilerle buluşup konuşarak eksiklikleri tespit ettik. Tüm sınıflardan verilen eğitimler hakkında olumlu geri dönüşler aldık. Teknoloji ve yeniliklere çok açık bir alan olduğu için hep daha iyi olması için uğraşmaya devam ediyoruz” şeklinde konuştu.

“Hastaların gülüşlerine özgüven vermek mutluluğun simgesidir ”

Törende öğrenciler adına konuşan Diş Hekimliği 1’inci sınıf öğrencisi Galia Al Masr da üniversitede görev yapan öğretim üyelerinin tecrübe ve bilgi birikimine dikkat çekerek şöyle konuştu:  “Üniversitemizin sahip olduğu güçlü akademik kadro ve bu kadronun yüksek bilgi birikimi bize güven veriyor. Yeni başlamış olmama rağmen iyi ki Yeni Yüzyıl Üniversitesi’ni tercih ettim. Giydiğimiz bu beyaz önlüklerin maneviyatını üzerimizde taşıyarak insanların hastalıklarına şifa ve gülüşlerine özgüven vermek, mutluluğumuzun simgesidir.”

Konuşmaların ardından öğrenciler sırasıyla beyaz önlüklerini giydiler. Öğrencilere beyaz önlüklerini İstanbul Yeni Yüzyıl Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Dr. Azmi Ofluoğlu, Rektör Prof. Dr. Yaşar Hacısalihoğlu, dekanlar ve öğretim üyeleri giydirdiler. Tören sonunda ise öğrenciler aileleriyle birlikte hatıra fotoğrafı çektirdiler.

Günümüzde estetik kavramı, ağız ve diş sağlığı konusunda üzerinde en çok konuşulanlardan birisi haline geldi. Estetik bir görünüm için güzel bir gülüşe sahip olmanın çok önemli unsur olduğunu belirten Dent Akademi Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesi Kurucu Ortaklarından Dt. Göker Taşkınsu, günümüz teknolojileri sayesinde hastaların beklentilerini karşılayacak gülüş dizaynlarının gerçekleştirildiğini belirtti. 

Gülüş dizaynının, hastaların yüz şekline, diş eti yapısına ve diş şekillerine bakarak ve değerlendirerek yapıldığının altını çizen Dt. Göker Taşkınsu, “Gülüş dizaynı yapılırken diş eti üzerinde yapılan düzenlemelere pembe estetik, diş dokusu üzerine yapılan düzenlemelere ise beyaz estetik denir. Pembe estetik ya da beyaz estetik tek başına gülüş dizaynı için yeterli olurken, iki estetiğin gülüş dizaynında kullanılması estetiğin mükemmele yaklaşmasını sağlamaktadır” dedi. 

Pembe estetik yapılmadan önce diş etinin mevcut durumu bazı kriterlere göre değerlendirildiğini ve yapılacak müdahalelerin belirlendiğini açıklayan Dt. Taşkınsu, “Diş etinin komşu dişler ile olan ilişkisi, gülme esnasında diş etinin görünme miktarı ve düzenleme yapılacak dişin boy en oranı pembe estetiğin sınırlarını belirlemektedir. Diş etine yapılan müdahaleler ile gülüş dizaynının pembe estetik aşaması tamamlanmış olur” ifadelerini kullandı.

Estetik bir gülüş için beyaz estetik 

Dt. Göker Taşkınsu, gülüş dizaynının diğer aşamasını, beyaz estetik olarak adlandırılan dişler üzerine yapılan restorasyonlar olarak açıklarken, “Beyaz estetik aşaması hastanın dişlerinin mevcut durumu ve beklentilerine göre planlanmaktadır. Bu aşamada ilk adım olarak hastadan ölçü alınır, alınan ölçü ile model elde edilir ve düzenlemeler bu model üzerinden yapılır. Daha sonra bu model hasta ağzına aktarılır ve beklentilerinin ne kadar karşılanacağı hekim ve hasta tarafından değerlendirilirilerek uygulamaya geçilir” şeklinde konuştu. 

Dt. Taşkınsu; beyaz estetikte, en sık kullanılan uygulamaları şöyle belirtti: “Estetik bonding diye adlandırılan dişler üzerinde herhangi bir aşındırma yapmadan uygulanan estetik dolgu uygulamaları veya minimal aşındırmalar ile yapılan yaprak porselen diye bilinen laminat venerler restorasyonlar en sık kullanılan uygulamalardır. Minimal aşındırmalarla elde edilemeyen gülüş dizaynında ise dişler üzerinde daha fazla aşındırma yapılarak tamamı porselen olan restorasyonlar tercih edilir. Tedavi sonucundaki başarıyı etkileyen en önemli faktörlerden biri, hasta ve hekim tarafından mevcut durum ile tedavi sonucunda beklentilerin doğru anlaşılmasıdır. Estetik bir gülüş, mevcut durumun iyi değerlendirilmesi ve bahsedilen uygulamaların doğru şekilde uygulanması ile elde edilebilir”.  

Kadın Hastalıkları, Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Op. Dr. Seval Taşdemir, dış gebeliğin önemine değinerek, önemli açıklamalarda bulundu. Türkiye’de sık görülen dış gebeliğin döllenen yumurta hücresinin fallop tüpü içine yerleşip gelişmesi olduğunu belirten Op. Dr. Seval Taşdemir, embriyonun yerleşmesi gereken doğal yerin rahim içi olduğunu fakat çeşitli sebeplerle embriyoların fallop tüplerine ya da farklı alanlara yerleşme ihtimalinin de bulunduğunu söyledi. 

Ciddi kanamalara yol açabilir
Dış gebeliğin her 100 hamilelikten birinde görüldüğüne dikkat çeken Op. Dr. Seval Taşdemir, döllenmiş yumurtanın fallop tüpü içinde büyümesinin tüpün patlamasına ve ciddi kanamalara neden olabileceğine dikkat çekti.

Op. Dr. Taşdemir sözlerine şöyle devam etti: ”Dış gebelikte tıpkı hamilelikte olduğu gibi mide bulantısı, memelerde şişlik, adet gecikmesi görülebilir. Bu belirtilerin yanı sıra anormal kanamalar ve ağrılar da dış gebeliğin belirtileri arasında yer alır. Hiçbir belirti vermediği de olur. Erken teşhis annenin tüpünde hasar meydana gelmeden tedavi edilmesine imkan sağlar”.

Dış gebeliğin genellikle fallop tüplerinin iltihaplanması, zarar görmesi ya da şeklinin bozulmasından ve hormonal dengesizliklerden kaynaklanabileceğine değinen Op. Dr. Taşdemir, pelvik enfeksiyon, uygunsuz şartlarda yapılan kürtaj, geç anne olma, sigara kullanımı, kronik kadın hastalıkları ve doğuştan hasarlı tüpler gibi sebeplerin dış gebeliğin gelişmesine neden olabildiğini dile getirdi.

İlaçla tedavi edilebilir mi?
Erken teşhisin düzenli kontroller ile mümkün olduğunu belirten Op. Dr. Taşdemir, ”Çoğunlukla gebelik şüphesi ile ortaya çıkıyor. Jinekolojik muayenede şiddetli karın ağrısı, ele gelen kitle; ultrasonografide batın içi kanama, ektopik gebelikle ilgili bir yapı tespiti, kanda BhCG ve laparoskopi yapılması teşhis için yardımcı faktörlerdir. Erken tanı sayesinde henüz tüp hasar görmeden kapalı cerrahi operasyon veya ilaç ile tedavi edilebilir” dedi.

Op. Dr. Taşdemir, dış gebeliğin tekrar etme ihtimali olduğunu vurgulayarak, erken teşhise rağmen tüplerin hasar görebileceğini, dış gebeliklere zamanında müdahale edilmediği takdirde hayati risk taşıdığını belirtti.

Normal gebelikle benzerlik gösterdiğinden bazen geç fark edildiğini, ilerleyen dönemlerde bulguların gebelikte olduğu gibi seyretmediğini ve kanamalar görüldüğü ifade eden Op. Dr. Taşdemir, ”Genellikle bu aşamada şüphelenip hekime başvurulur. Kanamayı durdurmak için cerrahi yönteme başvurulabilir. Günümüzde dış gebelik için erken teşhis ve tanı olursa ameliyatsız ilaç tedavisi ile tedavi edilebilir” şeklinde konuştu. 

Diş Hekimi Zafer Kazak, diş rengi tedavisi konusunda iki tip tedavi yöntemi bulunduğunu belirterek, “Bunlardan ilki dişhekiminizin muayenehanesinde daha hızlı sonuç alınan yöntemdir (Office bleaching), diğeri de eviniz de kendinizin uygulayacağı yöntemdir. (Home bleaching). Er:YAG lazer cihazları ile yeni geliştirilen Fotona TouchWhite el aleti ile yaklaşık 30 dakikada hassasiyet oluşturmadan beyazlatma sağlanabilir. Bu lazer dalga boyu çalışılan dokularda sadece 100 mikrometre emilim sağlar ve suda emilir. Bu sebeple beyazlatma jelinin en üst tabakasında emilerek derin tabakaya gitmeden jelin hemen aktif olmasını sağlar. Bu da işlemin hızlanmasını ve aynı zamanda dişte ısı oluşmamasını sağlar. Böylece işlem sonrası hassasiyet de alternatif yöntemlere göre en aza indirgenir” diye konuştu.
Sert doku lazerleri ile yapılan beyazlatma işleminde jel dentine gelmediği ve minede mikro çatlaklar olmadığı sürece ağrı oluşmayacağını anlatan Diş Hekimi Zafer Kazak, “Diğer yöntemlerde çok az bir hassasiyet duyulabilir ve genellikle bu durum 24 saat içerisinde geçer. Bunu gidermek için beyazlatma işlemi sonuna diş hekiminiz fluorid uygulaması yapabilir. Beyazlatma sonrası çay, kahve, sigara, kırmızı şarap, vişne suyu gibi dişi renklendirebilecek gıdalardan uzak durmakta fayda vardır. Genel ağız bakımına dikkat edilmesi de renklenmelerin tekrarlamasını önleyecektir” şeklinde konuştu.  

Diş dolgusu, çürük veya başka nedenlerden dolayı harap olan veya kırılan dişlerin fonksiyonunu ve görünümü geri kazandırmak için uygulanır. Diş Hekimi Dr. Kaan Nejat, diş dolgusunun çeşitleri ve tedavi süreci hakkında bilgiler verdi. Dolgu yapılarak dişte bulunan çürük dokunun uzaklaştırıldığını belirten Dr. Kaan Nejat, oluşan boşluğun özel dolgu maddeleri ile doldurulduğunu ve diş dolgusunun tekrar çürük oluşmasını engellediğini vurguladı. 

Diş dolgusu çeşitleri 

Diş dolgusu için çeşitli materyaller kullanıldığını ifade eden Nejat, dolgu maddelerini amalgam, kompozit ve porselen olarak açıkladı. Amalgam dolgunun gümüş veya metal dolgu olarak bilindiğini söyleyen Dr. Nejat, cıvanın, bakır, kalay ve gümüş ile karıştırılması ile elde edildiğini söyledi.

Kompozit dolguların ise dişler ile sağladığı renk uyumundan dolayı estetik dolgu olarak tanımlandığını dile getiren Dr. Nejat, ”Günümüzde kompozit dolgular mavi ışıkla sertleştiği için halk arasında lazer dolgu veya ışınlı dolgu olarak ta bilinir. Kompozit dolgular, silikondioksit içeren plastik karışımından üretilmiştir. Üstün estetik uyumundan dolayı kompozitler bonding uygulamalarında da sık tercih edilen materyaldir. Dişte çok fazla madde kaybı olduğu durumlarda ise porselen inley ve onleyler uygulanır. Son derece estetik sonuçlar verir. Kompozit dolgulara nazaran aşınmalara karşı daha dayanıklı. Porselen dolguların diğer dolgu çeşitlerine göre maliyeti daha yüksek. Dişte uygun kavite hazırlandıktan sonra ölçü alınır ve bu ölçüye göre porselen dolgu hazırlanır ve dişe özel yapıştırıcılar ile yapıştırılır” dedi.

Porselen inley ve onley dolguların estetik açıdan oldukça tercih edildiğine değinen Dr. Nejat, diş çürüklerinin temizlenmesinin ardından kavitenin hazırlandığını ve diş ölçüsünün alındığını açıklayarak, dolgunun alınan ölçüye göre laboratuvar ortamında hassas bir teknoloji ile hazırlandığını belirtti.

İnley ve onley porselen dolguyla gereksiz diş kesiminin yapılmayacağını veneerlerde olduğu gibi sağlıklı diş dokusu maksimum düzeyde korunacağını söyleyen Dr. Nejat, ”Çiğneme basınçlarına karşı çok dayanıklıdır. Diş renginde olduğu için çıplak gözle ayırt edilemeyecek kadar doğal durur. Bunun nedeni, porselen malzeme olması nedeniyle ışığı çok iyi yansıtmasıdır. Bu nedenle, doğal dişe yakın mükemmel estetik görüntü verir. Porselen malzeme olduğu için kompozit dolgularda olduğu gibi zamanla renklenme olmaz. Tedavi ömrü kompozit dolgulara göre daha uzundur. Diğer dolgu türlerine göre biyolojik uyumu iyidir. Alerjik reaksiyon göstermez. Yıllara ve kullanıma bağlı olarak aşınma ve kırılma olmaz” dedi.  

Ağız Diş ve Çene Cerrahisi Uzmanı Dr. Osman Çetin, en çok rastlanan diş rahatsızlıkları ve tedavi yöntemlerini anlattı. Dr. Çetin, “En iyi diş, doğuştan sahip olunan kendi dişlerimizdir. Ancak çürüme, beslenme, stres, hastalık ya da kaza gibi nedenlerle diş, diş eti ve çene zarar görmektedir. Bu yüzden de dişle alakalı birçok hastalık ortaya çıkmaktadır” dedi. 

Dr. Çetin, diş, diş eti ve çene hastalıkları hakkında en çok merak edilen soruları şöyle yanıtladı.

20 yaş dişi nedir ve mutlaka çekilmesi gerekir mi? 

Dr. Çetin, “20 yaş dişleri ağızda en sonda yer alan dişlerdir. Ulaşılması ve görülmesi zor olan bir bölgede olduklarından dolayı fırçalanması ve bakımı diğer dişlere göre daha zor olabilmektedir. Yetersiz fırçalamaya bağlı olarak 20 yaş dişleri kolayca çürüyerek ağrılara ve ağız kokusuna yol açmaktadır. Herhangi bir soruna yol açmasa bile diğer dişlerin düzgün sıralanmaları için 20 yaş dişlerinin ortodontik tedavi amacıyla çekilmeleri gerekebilir. Eğer herhangi bir sorun oluşturmuyorsa ve fonksiyon görüyorsa 20 yaş dişlerinin çekimi gerekmez” dedi.

Cerrahi çekim sonrası çok ağrı ve şişme olur mu? 

Dr. Çetin, “Uzman ellerde yapılan cerrahi sonrası hastalarımızda genellikle bu şikâyetlerle karşılaşmamaktayız. Uyulması gerekenlere hastalarımız dikkat ederlerse herhangi bir komplikasyon olmamaktadır” ifadelerini kullandı.

Yemek yerken ya da esnerken duyulan kulaktaki çıtırtı sesi tedavi edilebilir mi? 

Dr. Çetin, alt çeneyle üst çeneyi birbirine bağlayan çene eklemindeki kemiksel ve yumuşak dokularda görülen rahatsızlıklardan olduğunu kaydederek, “Bu rahatsızlıkta sadece tıkırtı sesi gelmesi gibi basit semptomlardan çenenin kilitlenmesine kadar ciddi semptomlar gözlenebilir. Kaza, stres, yanlış tedavi gibi sebeplerden kaynaklanabilir. Tedavi edilmediği sürece çene eklemi rahatsızlığı giderek artabilir. Tedaviye erken başlanılması tedavi sürecini kolaylaştırır” diye konuştu.

Çenedeki kist ve tümör 

Dr. Çetin, “Kistler, dişlerin köklerinde veya çene kemiğinin herhangi bir bölgesinde gelişebilen normalin dışındaki çenenin patojen yapılarıdır. Kist cerrahisi zorunlu bir işlem olup sadece ilaç kullanımı ile ne yazık ki, iyileşme sağlanamamaktadır. Bu nedenle çene cerrahları tarafından sınırları belirlenip bulundukları bölgeden cerrahi olarak çıkarılmaları gerekmektedir. Diş kisti operasyonları zamanında yapılmaz ve kist uzun zaman çene içerisinde kalırsa çene kemiğinde ciddi deformasyonlara neden olabilmektedirler. Bu nedenle tespit edilen kistlerin en kısa sürede çene cerrahı tarafından cerrahi olarak çıkarılmaları gerekir” dedi.

İmplant eski dişin yerini doldurur mu? 

Dr. Çetin, “İmplant, çürük veya travma gibi herhangi bir nedenle kaybedilen diş dokusunun yerine uygulanan titanyum diş köküdür. Diş eksikliklerinin tedavisinde günümüzdeki en modern tedavi yöntemidir. İmplant işlemi her bir implant için yaklaşık 10 dakikadır. 10 dakika içerisinde hasta ağrısız bir şekilde bir implant yaptırıp koltuktan kalkabilmektedir. Ancak implant yapımı sonrası üstüne diş koyulması ortalama 3-4 ay sürmektedir” şeklinde konuştu.

Uyurken diş gıcırdatması 

Dr. Çetin, “Özelikle uyurken ve hemen hemen çoğu kişide rastlanan diş gıcırdatması stres ve sinirden kaynaklanmaktadır. Halk arasında diş gıcırdatma olarak bilinen bu rahatsızlığın tıptaki adı bruksizm hastalığıdır. Genelde günlük yaşamda insanların maddi ve manevi sorunlardan kaynaklanan sinir ve stres neden olmaktadır. Hafife alınmayacak bir rahatsızlıktır ve mutlaka tedavi edilmelidir” ifadelerini kullandı.

Diş fırçası kullanım süresi 

Diş fırçasının her altı ayda bir mutlaka yenisiyle değiştirilmelisi gerektiğini vurgulayan Dr. Çetin, “Çünkü altı ay kullanılmış bir diş fırçasının aşınması nedeniyle fırçalama işlemi etkin yapılamaz ve fırçalama esnasında diş ile dişeti dokularına zarar verebilir. Bunun yanında birçok neden daha sıralanabilir” dedi.

Ağız kokusunun sebebi 

Ağız kokusunun çeşitli sebepleri olmakla birlikte dişten kaynaklanan kokular, diş aralarında kalan yiyecek artıklarından kaynaklanabildiğini belirterek Dr. Osman Çetin, yine diş çürükleri ve diş eti rahatsızlıkları da ağızda koku yapabilecceğini söyledi.  

Diş Hekimi ve Protez Uzmanı Yrd.Doç.Dr.Çağdaş Kışlaoğlu, diş eti problemleri konusunda uyardı. Yrd.Doç.Dr.Çağdaş Kışlaoğlu, “Diş eti hastalıklarının kaynaklarını bir çok kişi bilmez ve merak eder. Öncelikle ağzımızda durup dururken kanama varsa veya dişlerimizi fırçalarken kanama varsa diş eti hastalığı ile karşı karşıyayız demektir. Diş eti hastalığının en büyük etkenlerinden biri mikrobiyal dental plak yani diş taşıdır. Diş taşı na mikroskop altında bakıldığında içerisinde çeşitli bakteriler vardır. Bunlar dişe yapıştığı zaman yavaş yavaş çevre dokular zarar görüyor. Çevre dokularda kanama başlıyor” dedi.

Diş taşları temizlenmediği durumlarda daha fazla birikme yaptığını ve kökün yüzeyine de yapıştığını anlatan Yrd.Doç.Dr.Çağdaş Kışlaoğlu, “Kök yüzeyine yapıştıkça kemik erimeye başlıyor. İlerleyen durumlarda önce diş eti iltihabı daha sonra kemik iltihabı yani çürüme ile birlikte durum ilerledikçe dişler sallanmaya başlıyor ve diş çekilecek hale geliyor. Diş eti çekilmesinde ise dişin destek dokusu azalıyor” diye konuştu.

Diş eti hastalıklarının en büyük nedenlerinden birisinin diş taşı olduğunu kaydeden Yrd.Doç.Dr.Çağdaş Kışlaoğlu, “Ağzımızda herhangi bir kanama görüyorsanız bilin ki bu bir hastalık belirtisidir ve tedavi gerektiriyordur. Ağız içerisinde kanama görüyorsanız muhakkak hekiminize başvurup bu kanamayı çözmek yönünde hareket edin. Eğer ağzımızda yapılmış iyi olmayan sadece estetik yönünden değil dişler güzel görünebilir ancak uyumu iyi değilse muhakkak değiştirilmelidir. İnsanlar bazen biraz daha idare edelim biraz daha zaman geçsin öyle değiştirelim. Hayır! Zararın neresinden dönseniz kardır. Kötü yapılmış veya çok uzun yıllar önce yapılmış olan dişi zamanı geldiğinde değiştirmelisiniz ki kişiye daha fazla yıkım vermesin. Diş eti tedavilerinde bir kaç yöntem vardır ve hekiminiz size hangisinin uygun olduğunu söyleyecektir. Lazer destekli Diş eti tedavileri günümüzde çok kullanılır hale gelmiştir. Estetik diş hekimliği tedavilerinde diş etine şekil vermek için veya bakterilerin öldürülmesinde kullanılmaktadır. Sert dokularda da yani kemiğin şekillendirilmesinde kullanılan bazı lazerler vardır. Lazer tedavileri kombine olarak estetik diş hekimliğinde kullanılmaktadır.” şeklinde konuştu. 

Diş Hekimi ve Protez Uzmanı Dr. Çağdaş Kışlaoğlu, “Birincisi hekim seçimi. İmplantı yapacak kişinin konusunda bilgili, becerili ve daha öncesinde bir çok vakasının olması lazım bu yüzden implant yaptırmaya karar verdiğinizde çok dikkatlice araştırıp doğru diş hekimini bulmanız gerekmektedir” dedi.

İkincisi önemli hususun hekimin kullanmış olduğu implant markası olduğunu belirten Dr. Kışlaoğlu, “Ülkemizde ve dünyada yüzlerce implant sistemi var. Yurtdışında bazı insanlar tamirhanelerde implantlar üretiyorlar. İmplant titanyum esanslı bir malzemedir. Titanyum doğada bulunan uygun bir materyaldir. Bunu insanlar kendi şartlarına göre işleyip implant adı altında piyasaya sürüyorlar. Ancak implant’ın yüzeyi çok önemli yani titanyumun ne ile kaplandığı. Günümüzde bazı özel malzemeler var çok özel yöntemlerle kaplanıyor ve iyileşme süresi çok çabuk oluyor bunun yanı sıra vücudun kabul etme süresi çok çabuk olabiliyor. Bu implantların uzun dönemde başarısı çok yüksek oluyor. İmplant’ın geometrisi de çok önemli yani kemiğin içerisine nasıl giriyor, yivlerinin yerleşik şekli nasıl, üzerine takılan diğer parçalar nasıl bunlar çok önemlidir. Bu yüzden kendini ispatlamış, sertifikalı ve dünyaca kabul edilmiş bir ürün kullanılması gerekmektedir” diye konuştu.

Dr. Kışlaoğlu üçüncü konunun ise implant yaptırmak istediğinizde planlama olduğunu ifade ederek, “Planlama konusunu dikkate alınmaz ise çok büyük problemler ortaya çıkar. Kişi tedavisinde geri dönülmez bir yola girer. İmplant yapılacak vakalara çok detaylı bir planlama yapılması şarttır” şeklinde konuştu. 

Dr. Kışlaoğlu, dişleri güçlendiren besinleri şu şekilde sıraladı:

“Kereviz: Kereviz dişleri iki yolla korur. Kereviz ekstra çiğnemeyi gerektiren bir yiyecektir. Bu ekstradan tükürük salgılamayı sağlar, bu da çürüklere neden olan bakterileri etkisiz kılar. Buna ilaveten lifli ya da sert yapıdaki doğal yiyecekler dişetlerine masaj yapar ve diş aralarını temizler.

Peynir: Peynir dişler için birden çok yarar sağlar. İlk olarak ağzın PH dengesini ayarlamaya yardımcı olur. Aynı zamanda çürüklere karşı koruyup, yeni çürükler oluşmasını engeller. Özellikle şekerli gıdalar alındıktan sonra yenilecek bir parça peynir, şekerin dişleri çürütme etkisini giderme açısından son derece önemli.
Yeşil çay: Yeşil çayda bulunan katesin maddesi ağızdaki bakterilerin yok olmasına yardımcı olurken aynı zamanda kansere karşıda etkili olur. Dolayısıyla ağız kanserlerine karşıda etkili bir maddedir. Bu madde aynı zamanda kötü ağız kokusuna neden olan bakterileri de ağızdan uzaklaştırmaya yardımcı olur.

Kivi: Vitamin C eksikliği dişetlerini hassaslaştırabilir, bakterilere karşı daha dirençsizleştirebilir. Bu durumda da periodontal rahatsızlığa yakalanabilirsiniz. Bu durumla karşılamamak için yeterince C vitamini almalısınız ve bunun için kiviyi seçebilirsiniz, çünkü kivi diğer meyvelere göre daha fazla vitamin C içerir.

Yoğurt: Kalsiyum açısından zengin olan yoğurdun dişlere olan faydaları saymakla bitmez. Kalsiyum periodontal rahatsızlığı olan kişilerdeki diş kökleri iltihaplı cep sayısını azaltır. Kalsiyum, periodontal rahatsızlık dolayısıyla oluşmuş sallantılı ve gevşek dişleri iyileştirmede yardımcı olur. Kalsiyum, diş kayıplarını önlemeye yardım eder. Eğer sizde diş sağlığınızı düşünüyorsanız, kalsiyum deposu olan yiyecekleri tercih edin.
Maydanoz: Ağız kokusuna neden olan yiyecekleri tükettikten sonra biraz maydanoz çiğnemek hoş bir ağız kokusuna sahip olmanıza yardımcı olacaktır. Bu sayede ise kötü ağız kokusu maydanoz sayesinde hoş bir kokuya dönüşür.

Çilek: Çilek dişlere ve dişetlerine iyi gelir. Aynı zamanda diş taşlarından doğal yöntemle kurtulmanın formülünü taşımaktadır. İçinde bulunan çeşitli asitler diş diplerinde biriken taşları eritir. Diş taşlarının oluşumunu engeller.

Kuru yemişler: Kuru yemişler ve çekirdekler dişi kaplayarak bakterilere karşı koruyucu bir tabaka oluşturan doğal yağlar içerirler. Bu yağlar diş minesinin güçlenmesine yardımcı olarak çürümelere karşı daha dayanıklı olmasını sağlar ve çekirdekleri de kalsiyum içerir.

Elma: Elma, kabukla yenilmesi bir yandan dişlerin kuvvetlenmesini sağlarken, diğer yandan da içerisindeki maddelerle dişleri temizler. Elma, havuç gibi meyveleri ısırarak yenilmesi tavsiye edilir.

Kuru üzüm: Şekerli bir besin yenildikten sonra bakteriler diş minesini yıpratan asitler salgılar ve zamanla dişlerin çürümesine yol açar. Kuru üzüm de tatlı ve yapışkandır. Diğer tatlı besinlerden farklı olarak ağız içindeki bakterilerin gelişimini engeller. Bu nedenle tatlı ihtiyacında güvenle tercih edilebilir.
Somon balığı: Somon balığı ve uskumru gibi yağlı balıklarda diş ve diş etini korumayı sağlayan ve kalsiyum açısından zengin bir besinlerdir. Somon balığında bulunan D vitamini ağız sağlığı için çok önemlidir. Özellikle çocuklarda diş gelişimine yardımcı olan besinlerin başında yer alır.

Portakal (C Vitamini): Portakal ve benzeri meyveler bağ dokusunu kuvvetlendirerek diş ve diş etlerinin sağlıklı kalmasında büyük rol oynamaktadır. Turunçgiller, diş ve diş eti iltihaplarını da büyük ölçüde önleyecektir. Portakalda yüksek oranda bulundan florun maddesi, dişin sert katmanındaki yapı gelişir ve dişleri oldukça besler.” 

Dişlerin altyapısını oluşturan diş etlerinin büyük öneme sahip olduğunu söyleyen Diş Hekimi Şiar Atmaca, “Günlük ağız ve diş temizliği rutin düzen içerisinde yapılmadığı takdirde, dişlerin üzerlerinde ve aralarında biriken yiyecek artıkları bakteri üreterek diş plağı oluşturur. Diş yüzeyinde biriken bu bakteri plağı diş çürükleri ile diş eti iltihaplanmasına sebebiyet verir. Bakteri plağı kaldırılmaz ise diş taşı veya tartar olarak isimlendirdiğimiz birikintilere dönüşür. Plakta oluşan bakteriler tarafında üretilen zararlı maddeler dişeti destek dokularını yıkar” dedi.
Genellikle hastaların diş eti kanaması gördüğünde fırçalama işlemini bıraktığını ancak bunun daha kötü sonuçlara sebebiyet verebileceğini belirten Diş Hekimi Şiar Atmaca, “Sağlıklı diş eti kanamaz. Diş eti hastalıklarının ilk ve en önemli belirtisi, diş eti kanamasıdır. Dişetlerinde şişmeler, kızarmalar, farklı renk değişiklikleri, çekilmeler ve açığa çıkan kök yüzeylerinde oluşan hassasiyet söz konusuysa vakit kaybetmeden diş hekimine başvurulmalıdır. Zamanında tedavi sağlanmazsa, dişlerin kemik desteği kaybolarak dişlerde sallama ve kayıplar dahi yaşanmaya başlanır” diye konuştu.
Ara sıra diş eti kanaması problemi yaşanmasının nedeninin gündelik yapılan basit hatalardan kaynaklı olabileceğini belirten Diş Hekimi Şiar Atmaca, devam eden ve önemsenmeyen diş eti kanamalarının arkasında çok ciddi rahatsızlıklarda olabileceğine dikkat çekti. Şiar Atmaca, “Fazla baskı uygulayarak dişleri fırçalamak daha iyi bir ağız hijyeni sağlamaz. Aksine, diş ve diş eti yüzeyinde travma oluşturarak diş etlerinde kanamalara sebep olur. Diğer bir yandan vitamin ve minerallerin eksikliği diş etlerinin hassaslaşmasına dolayısıyla da diş eti kanamalarına neden olabilmektedir. Diş etlerindeki kanamalar bazen de lösemi, diyabet, trombositopeni, hemofili veya Von Willebrand Hastalığı habercisi de olabilir” diye uyarıda bulundu. 

Abdullah Çibir