Bakanlıktan yapılan yazılı açıklamada, Yunanistan Parlamentosu’nun Batı Trakya Türk azınlığı için şer’i yetkilerin kullanımını ihtiyari hale getiren, taraflar arasında bir ihtilaf olduğunda ise Medeni Hukuk’un kullanılmasını mümkün kılan yasayı 9 Ocak 2018 tarihinde kabul ettiği hatırlatıldı.

Açıklamada, Yunanistan makamlarının, azınlığın seçilmiş müftülerinin görev alanına giren başka mevzuat çalışmalarında da yaptığı gibi, bu yasa çalışmasına ilişkin olarak da seçilmiş müftülerle danışmalarda bulunmadığı vurgulandı.

Söz konusu yasanın, Batı Trakyalı bir Türk’ün Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde (AİHM) açtığı dava üzerine hazırlandığının altı çizilerek, “Yunanistan’ın azınlıkla ilgili diğer AİHM kararlarını ayrım gözetmeksizin uygulamasını, bu çerçevede, azınlığın sivil toplum örgütlerini, isimlerini bahane göstermeden, tescil etmesini bekliyoruz. Batı Trakya Türk azınlığının seçilmiş müftülerini tanımayan Yunanistan’ın son dönemde cezai soruşturmalar suretiyle seçilmiş Müftülere yönelik baskılarını yoğunlaştırdığını üzülerek takip ediyoruz” denildi.
Bakanlık açıklamasında, geçmişte, seçilmiş müftülere yönelik yetki gaspı suçlamasıyla açılan davalarda AİHM tarafından 5 kez suçlu bulunan Yunanistan makamlarını geçmişten ders çıkarmaya ve seçilmiş müftülere yönelik uyguladığı hukuki baskıya son vermeye davet etti. 

Caner Ünver

 Dışişleri Bakanlığı kaynakları, “PYD/YPG ile bir saatlik işbirliği bile bizim için son derece zararlıdır. ABD yönetiminin ahenkli olarak davranmadığı bir gerçektir. Geçici iş birliği ne demek? Bu soruya verilen yanıt bizi tatmin etmekten çok uzak” açıklamasını yaptı.

Dışişleri Bakanlığı kaynakları, ABD yönetiminin ahenkli olarak davranmadığını, önceki yönetim döneminde de taahhütler verildiğini ancak teknik düzeyde bu taahhütlerin gerçekleştirilmediğini bildirdi. Ayrıca geçici iş birliği konusunda verilen yanıtın kendilerini tatmin etmediği, PYD/YPG ile bir saatlik iş birliğinin bile son derece zararlı olduğu belirtildi. Diğer yandan ABD’nin YPG/PYD’ye verdiği silahlar konusunda, “Silahlar konusunda bilgi paylaşımı oluyor ancak bunun çok daha net bir paylaşım olması gerekir. Mesele, bu silah yardımının bize tehdit olarak geri dönmesidir. Bu geçici ortaklığın ne zaman biteceği konusunda bize söylenen net bir tarih yok. ABD, bölgeye giden tırların sınırlı bir kısmının PYD/YPG’ye gittiğini, önemli bir kısmının ise orada bulunan ABD birliklerinin ihtiyacı için gittiğini söylüyor” denildi.

Soçi toplantısında PYD olmayacak

Dışişleri Bakanlığı kaynaklarından alınan bilgiye göre, Ulusal Diyalog Konferansı’nın tarihinin henüz kararlaştırılmadığı, Suriyeli Kürtlerin meşru beklentilerini yansıtabilecek olanların kongreye katılmasında bir beis olmadığı, Soçi’de yapılması planlanan toplantıda YPG/PYD ile bağlantısı olan terör örgütlerinin yer almayacağı belirtildi.  

Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan yazılı açıklamada, “Norveç’te 8-17 Kasım 2017 tarihleri arasında NATO Müşterek Harp Merkezi’nde düzenlenmekte olan ‘Trident Javelin 2017’ isimli masa üstü tatbikatında Cumhuriyetimizin kurucusu büyük önder Mustafa Kemal Atatürk’ün heykelinin, fotoğrafının, tatbikat kapsamındaki kurgusal hasım ülkelerin liderleri arasında gösterilmesi ve yine tatbikat kapsamındaki kapalı devre haberleşme sisteminde Cumhurbaşkanımızın ismi kullanılarak oluşturulan sahte bir adres üzerinden ülkemizin hasım ülkelerle işbirliği yaptığı yönünde bir izlenim oluşturulmaya çalışılması esef verici, gayrı ahlaki ve kabul edilmez bir durumdur” denildi.

Açıklamada, “Bu hadisenin öğrenilmesinin akabinde tatbikata iştirak eden askerlerimizin faaliyete katılımı iptal edilmiş ve duyduğumuz derin rahatsızlık NATO ve Norveç makamlarına süratle bildirilmiştir. NATO Daimi Temsilcimizin NATO Genel Sekreter Vekiliyle bugün (17 Kasım) gerçekleştirdiği görüşmenin ardından NATO Genel Sekreterince bir açıklama yapılmıştır. Oslo Büyükelçiliğimizce de Norveç makamları ve Norveç’teki NATO askeri yetkilileri nezdinde gerekli girişimler yapılmaktadır. NATO Genel Sekreteri de Sayın Bakanımızla temas ederek özür dilemiştir. Bu menfur hadisenin failleri hakkında gerekli cezai işlemlerin yapılması yakından izlenecektir” ifadelerine yer verildi. 

Musa Erdoğan
 

Dışişleri Bakanlığından yapılan yazılı açıklamada, “Danimarka makamlarının, Türkiye’nin 1 Ocak 2017 tarihinde İstanbul-Ortaköy’de gerçekleştirilen terör eylemiyle ilişkili olarak iadesini talep ettiği İbrohimjon Asparov adlı şahsın iadesini reddetmesi ve adı geçeni serbest bırakması başta Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 2178 (2014) sayılı kararı olmak üzere DEAŞ’la mücadeleye ilişkin BM kararlarının ihlalidir” denildi.
Açıklamada, Danimarka’nın, farklı milletlerden 39 kişinin hayatını kaybetmesine neden olan bir terör eylemiyle doğrudan bağlantılı olduğu düşünülen şahsın DEAŞ’la mücadelede kilit konumda bulunan Türkiye’ye iadesini mesnetsiz iddialar öne sürerek reddetmesinin, terörizme karşı uluslararası düzeyde yürütülen çabalara da bir darbe teşkil ettiği belirtildi.

Türkiye Cumhuriyeti’nin bugüne kadar, ilgili Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararları uyarınca, yabancı terörist savaşçılarla mücadele çerçevesinde, çatışma bölgeleriyle bağlantılı olabileceğinden şüphelenilen 5 bin 217 yabancıyı sınır dışı ettiğinin aktarıldığı açıklamada, şu ifadelere yer verildi:
“Yürütülen operasyonlar çerçevesinde DEAŞ, El-Nusra ve El Kaide’yle ilişkileri nedeniyle, 3 bin 831’i yabancı uyruklu olmak üzere 8 bin 447 kişi gözaltına alınmış ve 2 bin 946 kişi tutuklanmıştır. Aynı kararlılığı diğer ülkelerin de göstermesi gerekir.”  

Caner Ünver

Dışişleri Bakanlığı, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’in Kıbrıs’taki İyi Niyet Misyonu’na ilişkin olarak Mayıs 2015-Ağustos 2017 dönemini kapsayan 28 Eylül tarihli raporunun dün yayınlanan nihai metnine ilişkin açıklama yaptı. Bakanlıktan konuya ilişkin yapılan açıklama şöyle:

“Kıbrıs Konferansı’nın geçtiğimiz Temmuz ayında sonuçsuz kalmasıyla sona eren kapsamlı müzakere sürecine dair gerçekleri açık bir şekilde yansıtmadığı görülen rapor, bu haliyle beklentilerimizi karşılamaktan uzak kalmakla birlikte yaşanan tüm gelişmelere tanık olan Genel Sekreter’in raporunda yer verdiği bazı tespitler uluslararası kamuoyu tarafından dikkate alınmalıdır. Bu çerçevede Genel Sekreter’in sürecin son aşamasında yaşananlara atıfta bulunarak, ‘Müzakerelerin sonuçlandırılması için siyasi irade, cesaret ile kararlılık, karşılıklı güven ve ilgili tüm tarafların önceden değerlendirilmiş riskleri almaya hazır olmaları gerektiğine kanaat getirdiğini’ vurgulaması not edilmektedir. Genel Sekreter’in bu ifadelerle Türkiye ve Kıbrıs Türk tarafını kastetmediği açıktır.

Zira, Kıbrıs Rum tarafı Kıbrıs Konferansı’na giden süreç boyunca ve Konferans’ın Crans- Montana oturumu dahil tüm aşamalarında Güvenlik ve Garantiler başlığına ilişkin ‘sıfır asker, sıfır garanti’ şeklinde özetlenebilecek gerçekçi olmayan yaklaşımından asla vazgeçmemiştir. Ada’da kurulmasına çalışılan yeni ortaklık devletinin işleyişine dair bazı temel noktalarda dahi herhangi bir yapıcılık sergilememiştir. Bu nedenle raporda yer alan ‘anlaşmaya çok yaklaşıldığına’ dair ifadeleri de anlamak güçtür. Türkiye ve Kıbrıs Türk tarafı, Kıbrıs meselesinin Ada’daki her iki halkın asli kurucu iradelerini, siyasi eşitliklerini ve Ada’nın ortak sahibi olmalarını temel alan, müzakere edilmiş, adil, kalıcı ve kapsamlı bir çözüme kavuşturulması için siyasi irade göstererek cesaretle ve kararlılıkla çaba sarf etmiştir. Buna sürece dahil olan ya da yakından izleyen tarafların da şahit olduklarını düşünüyoruz.

Rum tarafı ise müzakerelerde göstermesi gereken siyasi iradeyi sergilememiş, Kıbrıs Konferansı’nda da bu tutumunu sürdürmüştür. Rum tarafının son olarak Crans-Montana’daki uzlaşmaz tutumuna tüm taraflar şahitlik etmiştir. Kıbrıs Rum tarafı ayrıca süreç içinde ilkesel olarak üzerinde anlaşılmış uzlaşıları dahi son aşamayı teşkil eden Kıbrıs Konferansı boyunca yeniden tartışmaya açmış, müzakere süreci devam ederken iç siyasi saiklerle ‘enosis’ gibi Kıbrıs sorununun nedenini oluşturan bir konuda parlamento kararı çıkararak müzakere masasındaki güven duygusunu aşındıran taraf olmuştur. Ada’da güven artırıcı önlemler kapsamında iki lider arasında üzerinde anlaşılan adımların atılmasında ayak direten yine Rum tarafı olmuştur. Rum tarafı esasen Kıbrıs Konferansı’ndan önceki dönemde de süreci defaatle akamete uğratmış; bu yetmiyormuş gibi ayrıca Kıbrıs Konferansı’nın Crans-Montana oturumunda hassas müzakerelerin sürdürüldüğü bir ortamda müzakere usulleriyle ve iyi niyetle bağdaşmayan bir şekilde gizli belgeleri birden fazla defa basına sızdırmıştır.”

Açıklamada, Kıbrıs Türk tarafının bu son süreç de dahil olmak üzere yarım yüzyıldır süren çözüm çabalarında daima iyi niyet, kararlılık ve yapıcılık sergilemiş olmasına rağmen 2004 yılında olduğu gibi cezalandırılmaya devam edilmesinin kabul edilemez nitelikte olduğu belirtilerek, “Evvelki süreçlerin ardından Kıbrıs Türk tarafına verilen sözlerin tutulmadığının unutulması mümkün değildir. Kıbrıs’ta Rumlarla barış ve ortaklık içinde bir arada yaşayabilmek için her türlü gayreti göstermiş bulunan Kıbrıs Türk halkına uygulanan insanlık dışı izolasyona artık son verilmesinin, Kıbrıs Türklerinin uluslararası toplumla temaslarının önüne getirilen haksız engellerin artık kaldırılmasının zamanı gelmiştir. Çözüm yolunda gayret sarf eden tarafın cezalandırılması, çözümü engelleyenin ödüllendirilmesi söz konusu olmamalıdır.

Genel Sekreter’in tüm taraflara Temmuz ayında yapmış olduğu ve raporunda da yinelediği çağrı doğrultusunda önümüzdeki döneme yönelik olarak atılabilecek adımlar konusunda Kıbrıs Türk tarafıyla değerlendirmelerimiz devam etmektedir. Kıbrıs Türklerinin maruz kaldığı kabul edilemez nitelikteki izolasyonun önümüzdeki dönemde sürüp sürmeyeceği, söz konusu değerlendirme sürecimizde hiç şüphesiz belirleyici olacaktır. Türkiye, Kıbrıs sorununa sürdürülebilir bir çözümü hem Doğu Akdeniz’de istikrarın güçlendirilebilmesi açısından hem de ilgili taraflara sağlayabileceği çok yönlü çıkarları göz önünde tutarak samimiyetle desteklemektedir.

Böyle bir çözüm için yapıcı katkılar sağlamaya devam ederek, çabalarımızı kararlılık ve iyi niyetle sürdüreceğiz. İlgili tarafları bu doğrultuda gerçekçi ve yapıcı bir tavır sergilemek suretiyle, üzerlerine düşen sorumluluğu yerine getirmeye davet ediyoruz. Öte yandan, çözüm süreci önümüzdeki dönemde hangi şekli alacak olursa olsun, katkılarına daima önem atfettiğimiz BM Genel Sekreteri’nin hizmetlerini sunmaya devam etmeye hazır bulunmasını olumlu karşılıyoruz” denildi.  

İlker Turak
 

Bakanlıktan yapılan açıklamada, “IKBY’de bugün (25 Eylül) düzenlenen referandum sonuçları bakımından yok hükmündedir. Gerek uluslarası hukuk, gerek Irak anayasası bakımından her türlü hukuki temelden ve meşruiyetten yoksun olan bu girişimi tanımıyoruz.

Türkiye’nin ve uluslararası toplumun tüm uyarılarına rağmen referanduma gitmekte ısrar eden ve sadece Irak’ın değil tüm bölgenin barış ve istikrarını tehlikeye atan IKB Yönetiminin bu sağduyudan uzak teşebbüsünü esefle karşılıyoruz” denlidi.

Türkiye’nin, IKBY’nin referandum konusunda sergilediği vahim hatanın bedeli olacağını her vesileyle vurguladığı hatılatılarak,”Bu çerçevede, 22 Eylül 2017 tarihinde düzenlenen Milli Güvenlik Kurulu toplantısı ve hemen ardından gerçekleştirilen Bakanlar Kurulu toplantısında IKBY’ye karşı uygulanacak yaptırımları belirlemiştir.
Tüm uluslararası toplumun ve özellikle bölgesel ülkelerin referandum konusunda ortaya koydukları tutarlı yaklaşımı bundan sonra da sürdürmeleri ve bu gayrimeşru girişimin sonuçlarını tanımaktan kaçınmaları önem taşımaktadır.

IKBY liderliğinin bundan sonraki süreçte sağduyulu bir çizgiye dönmesi ve kısa dönemli siyasi çıkarlar ve ütopik emeller peşinde koşmak yerine tüm Irak halkının uzun dönemli huzur ve refahını gözeten bir siyaset benimsemesi temel bir gerekliliktir.

Referandumu izleyen dönemde ortaya çıkacak ortamı istismar etmek isteyebilecek bazı radikal unsurların ve teröristlerin milli güvenliğimizi hedef alan eylemlere kalkışması halinde ve Irak genelinde milli güvenliğimize yönelik her türlü tehdit karşısında uluslararası hukuktan ve TBMM’nin verdiği yetkiden kaynaklanan tüm önlemleri alacağımızı bir kere daha vurguluyoruz” ifadesi kullanıldı. 

Bakanlıktan yapılan açıklamada, Irak’taki hassas güvenlik koşulları doğrultusunda anılan ülkeye seyahat edecek olan veya halihazırda Irak’ta bulunan vatandaşlara yönelik son uyarının 18 Ekim 2016 tarihinde yapıldığı hatırlatılarak, diğer taraftan, IKBY’nin 25 Eylül 2017 tarihinde düzenlediği referandumun Irak’ta yeni belirsizliklere, güvenlik sorunlarına ve çatışmalara yol açması tehlikesi bulunduğu kaydedildi.

“Referandumun neden olacağı istikrarsızlığı istismar edecek bazı radikal grupların ve terör örgütlerinin ülkemizin IKBY dahil Irak’taki çıkarlarını hedef almaları muhtemeldir” denilen açıklama şöyle devam etti:
“Bu itibarla, Irak’ın IKBY dışındaki vilayetleri için yapılan yukarıda kayıtlı seyahat uyarısının IKBY kontrolündeki Dohuk, Erbil ve Süleymaniye’yi de içerecek şekilde genişletilmesi uygun görülmüştür.

Bu vilayetlerde bulunan firmalarımızın ve vatandaşlarımızın, her koşulda müteyakkız bulunmaları, kalabalık mekanlardan kaçınmaları, güvenlik tedbirlerini güçlendirmeleri, Bağdat Büyükelçiliğimiz ve Erbil Başkonsolosluğumuz ile temasta olmaları, kesinlikle zorunlu olmadığı sürece bu vilayetlere ve bunlar arasında seyahatlerini sınırlandırmaları, bu vilayetlerde kalışı zorunlu olmayanların ise mümkün olan en kısa sürede bu vilayetlerden ayrılmaları kuvvetle tavsiye edilmektedir.”

Mevcut koşullarda halihazırda Irak’ın tüm vilayetlerinde bulunan vatandaşların güvenlik durumunun daha da bozulması ihtimalini dikkate alarak en ihtiyatlı ve emniyetli hareket tarzını benimsemelerinin önerildiği ifade edilerek şöyle denildi:

“Bu durum bu vilayetlere seyahat etmeyi planlayan vatandaşlarımız için de geçerlidir. Gelişmelere göre Irak’a ilişkin bu seyahat ve güvenlik duyurumuzun kapsamında gerekli değişikliklere gidilebilecek olup, kamuoyumuz güncel gelişmeler hakkında bilgilendirilecektir.Vatandaşlarımızın, Bakanlığımız’a ilaveten, Bağdat Büyükelçiliğimiz, Erbil Başkonsolosluğumuz ve Süleymaniye Konsolosluk Ajanlığımızca görev bölgeleri koşullarına göre farklılık arzedebilecek güvenlik durumu hakkında yapacakları uyarı ve duyuruları da takip etmelerinde fayda görülmektedir.”

İhtiyaç duyulduğu takdirde aşağıda irtibat bilgileri sunulan Bağdat Büyükelçiliğin, Erbil Başkonsolosluğunun Süleymaniye Konsolosluk Ajanlığının ve Bakanlığın Konsolosluk Çağrı Merkezi’ne başvurulması mümkün olduğu belirtildi.

İrtibat bilgileri ise şöyle açıklandı:

“Bağdat Büyükelçiliği (7/24)
0790 190 94 06
0750 072 39 31
Erbil Başkonsolosluğu (7/24)
Sabit Telefon: +964 066 224 62 33
Nöbet Telefonu: +964 750 921 56 77
e-posta adresi: [email protected]
Süleymaniye Konsolosluk Ajanlığı (7/24)
Sabit Telefon: +964 053 329 27 12
Nöbet Telefonu: +964 770 790 90 97
e-posta adresi: [email protected]
Konsolosluk Çağrı Merkezi (7/24)
Tel: +90 312 292 29 29.” 

Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada, “Son 24 saat içerisinde tropik fırtınadan ‘kategori 5’ seviyesine yükselen Maria Kasırgası, Karayipler üzerinden geçerek Puerto Rico ve ABD Virgin Adaları istikametinde ilerlemekte ve karaya vurduğu noktalarda ağır hasar bırakmaktadır. Bu çerçevede vatandaşlarımızın zorunlu kalmadıkça önümüzdeki günlerde söz konusu bölgelere seyahat etmekten kaçınmalarında fayda bulunmaktadır. Halen söz konusu bölgelerde bulunan vatandaşlarımızın ise, şahsi güvenlikleri açısından her türlü tedbiri almaları, olası gelişmelere hazırlıklı bulunmaları, her koşulda müteyakkız olmaları ve yerel makamların yaptıkları ve yapacakları duyuruları yakından takip etmeleri önem arz etmektedir. Havana, Santo Domingo, Karakas, Vaşington Büyükelçiliklerimiz ile Miami Başkonsolosluğumuz, kasırganın seyrine göre yerel makamlardan aldıkları bilgileri sosyal medya kanallarında güncel olarak paylaşmaktadırlar. Vatandaşlarımıza, yerel makamların ikazlarının yanı sıra söz konusu temsilciliklerimizin duyurularını takip etmeleri tavsiye edilmektedir. Kasırgadan etkilenen vatandaşlarımızın aşağıdaki numaralar ve internet siteleri üzerinden Bakanlığımız Konsolosluk Çağrı Merkezine ve ilgili temsilciliklerimize ulaşmaları mümkündür. Konsolosluk Çağrı Merkezi; ABD’den: + 1 888 566 7656. Diğer ülkelerden: +90 312 292 29 29. Temsilciliklerimiz http://miami.bk.mfa.gov.tr/ http://washington.emb.mfa.gov.tr/ http://havana.be.mfa.gov.tr/ http://santodomingo.be.mfa.gov.tr/ http://karakas.be.mfa.gov.tr/” denildi.  

Derya Yetim

Bakanlıktan yapılan açıklamada, Irak Temsilciler Meclisinin “IKBY tarafından yapılması öngörülen bağımsızlık referandumunun yasa dışı olduğu ve bu girişimin reddedildiği” yönünde 12 Eylül 2017 tarihinde aldığı kararın memnuniyetle karşılandığı vurgulanarak, “IKBY tarafından 25 Eylül 2017 tarihinde yapılması planlanan referandumun IKBY başta olmak üzere dost ve kardeş Irak halkı ile bölgemiz açısından arzettiği risklere müteaddit açıklamalarımızla dikkat çekmiş ve bu girişim aleyhindeki görüşlerimizi şüpheye yer bırakmayacak şekilde kayda geçirmiştik” denildi.

“Irak Temsilciler Meclisinin 12 Eylül tarihli kararını da Irak’ın siyasi birliğine ve toprak bütünlüğüne atfedilen önemin net bir ifadesi olarak görüyor ve kuvvetle destekliyoruz” denilen açıklama şöyle devam etti:

“Ülkemizin ve uluslararası toplumun sağduyu sahibi tüm üyelerinin uyarılarına rağmen IKBY liderliğinin referandum bağlamındaki ısrarcı tutumunu ve giderek duygusal bir hal alan açıklamalarını endişe verici buluyoruz. IKBY’nin aksi yöndeki bütün dostane tavsiyelere rağmen referandum konusundaki yaklaşımında ısrar etmesinin mutlaka bir bedeli olacağını dikkate alması gerektiğini vurguluyor; bu itibarla IKBY’yi biran önce aklıselim ile davranmaya ve sözkonusu hatalı yaklaşımından vazgeçmeye davet ediyoruz. Türkiye, Bağdat-Erbil ilişkilerinin anayasal ve adil bir zeminde yürütülmesini, bu bağlamda IKBY’nin anayasal anlaşmazlıklara dayanan meşru taleplerine ilişkin hususların diyalog yoluyla çözüme kavuşturulmasını arzu etmektedir. Bu yaklaşımla Merkezi Hükümet ile IKBY arasındaki ilişkilerin toprak bütünlüğü, siyasi birlik ve karşılıklı fayda temelinde kuvvetlendirilmesi için Türkiye elinden gelen desteği vermeye hazırdır.”  

Bakanlıktan yapılan açıklamada, Almanya’da ve Avusturya’da siyasi liderlerin seçim kampanyalarını Türkiye karşıtlığı ve ülkemizin AB üyelik sürecini engelleme temelleri üzerine kurmalarını esef ve ibretle izlenildiği vurgulandı.

Türkiye’nin, anılan ülke siyasetçilerinin miyop bakış açılarının göremeyeceği zenginlikte bir aidiyete ve geleceğe sahip olup, kendi yönünü kendisi belirlediği kaydedilerek şöyle denildi:
“Esasen anılan ülkelerin seçim kampanyalarındaki söylemlerde özellikle Avrupa için endişe verici bir durum söz konusudur.

Bu ülkelerin vatandaşlarının geleceğini belirlemeye namzet siyasetçilerin, Avrupa’nın karşısındaki siyasi ve ekonomik sınamalara çözüm üretmek yerine Türkiye karşıtlığına dayanan çiğ bir popülizme teslim olmaları sadece Avrupa için değil tüm dünya için de ciddi bir tehlikedir.

AB’yi de kuruluş değerlerinden saptıran bu popülist yaklaşımın yabancı düşmanlığı, ırkçılık ve İslamofobi gibi Avrupa’da yayılmakta olan akımlara da cesaret vereceğinden şüphe duyulmamaktadır.

Mülteci krizi sırasında AB’yi büyük bir kaostan kurtarmamız için peşimizde koşan siyasetçilere Türkiye’yle ilişkilerini popülizmin tekeline bırakmamalarının sadece ikili ilişkilerimizin geleceği açısından değil aralarında Türk kökenliler de bulunan vatandaşlarına karşı siyasi sorumlulukları açısından da büyük önem taşıdığını hatırlatmak isteriz.”