Bugünkü sayıda yayımlanan yönetmeliğe göre; doçentlik değerlendirmesi, Üniversitelerarası Kurulun görüşü üzerine Yükseköğretim Kurulu tarafından belirlenen adayın akademik yayın ve çalışmalarının incelenmesi çerçevesinde yapılacak. Üniversitelerarası Kurul, başka bir tarih belirlemedikçe doçentlik başvurusu, yılda iki kez olmak üzere mart ve ekim aylarının on beşinci günü başlayıp, en geç ilgili ayın son çalışma günü mesai saati bitimine kadar devam edecek. 

Doçentlik başvurusu için; Türkiye’de doktora ile tıpta, diş hekimliğinde, eczacılıkta ve veteriner hekimlikte uzmanlık unvanını veya Üniversitelerarası Kurulun önerisi üzerine Yükseköğretim Kurulunca tespit edilen belli sanat dallarının birinde yeterlik kazanmış olmak veya yurt dışında yapılmış ise denkliğinin kabul edilmiş olması, kurul tarafından belirlenen merkezi bir yabancı dil sınavından en az elli beş puan veya uluslararası geçerliliği kurul tarafından kabul edilen bir yabancı dil sınavından buna denk bir puan almış olmak, doçentlik bilim alanının belli bir yabancı dille ilgili olması halinde ise bu sınavı başka bir yabancı dilde vermek, kurulun görüşü üzerine YÖK tarafından her bir bilim veya sanat disiplininin özellikleri dikkate alınarak belirlenecek asgari sayı ve nitelikte özgün bilimsel yayın ve çalışmalar yapmak şartları getirildi.

Doçentlik Komisyonu kurulacak
Üniversitelerarası Kurul bünyesinde Doçentlik Komisyonu oluşturulacak. Komisyon, sosyal, fen-mühendislik, sağlık bilimleri ve güzel sanatlar alanlarından profesör unvanına sahip on beş üyeden oluşacak.  

Yükseköğretim Kurulu (YÖK), ‘Yardımcı Doçentliğin Kaldırılması’ ve ‘Doçentlik Süreçleri’ne ilişkin yasa teklifi önerisine dair hazırladığı soru ve cevapları kamuoyu ile paylaştı. İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mahmut Ak da bu yeni tasarıyı değerlendirdi.

İÜ Rektörü Prof. Dr. Mahmut Ak, akademik hayat boyunca kazanılmış en önemli akademik unvanın ‘doktora’ olduğunu vurgulayarak, “YÖK tarafından yapılan bu düzenlemeler ile doktora sonrasında öğretim üyeliğine geçiş süreci hızlanacaktır. Açık bir şekilde akademik hayat boyunca aldığımız en önemli unvan ‘doktora’dır. Bu aşamadan sonra ‘Yardımcı Doçentlik’ kadrosu yerine dünyada gelişmiş yükseköğretim sistemlerinin örnek alınarak getirilen ‘Doktor Öğretim Görevlisi’ kadrosu geçici bir kadrodur. Doçentlik sürecinde yapılan iyileştirmeler ve düzenlemelerle birlikte artık ‘doktor’ unvanını alan bir akademisyen hızlı bir şekilde ‘doçent’ olabilecektir” ifadelerini kullandı.

“Doçentlik sürecinde sözlü sınavın kaldırılması da süreci hızlandıran adımlardan birisidir”

Doçentlik sürecine ilişkin yapılan köklü değişikliklere dikkat çeken Prof. Dr. Mahmut Ak, “Doçentlik sürecinde sözlü sınavın kaldırılması da süreci hızlandıran adımlardan birisidir. Özellikle sözlü sınavlarda karşımıza çıkan problemlerin başında nesnel olmayan değerlendirmeler gelmektedir. Yeni düzenleme ile eser incelemesini başarı ile tamamlayan adaylara ‘Doçentlik Yeterlik Belgesi’ verilecektir. Adayların doçent kadrosuna atanması süreci ise Üniversiteler tarafından yürütülecektir” diye konuştu.

Dil puanı ile ilgili düzenlemelere de değinen Rektör Mahmut Ak, “Mevcut sistemde doçentlik için asgari 65 olan yabancı dil puan şartı, doktora için gerekli olan asgari 55 puandan aşağı olmamak kaydıyla ilgili üniversite tarafından belirlenebilecektir. Yabancı dil puanının yükseltilmesi tamamıyla üniversitelerin yetkili kurullarında olacaktır” dedi.

“Adaylar arasında rekabet artacak, proje ve nitelikli yayın sayısı da yükselecektir”

İÜ Rektörü Prof. Dr. Mahmut Ak, YÖK tarafından Üniversitelere verilen yetkinin önemine dikkat çekerek, “Üniversiteler misyon farklılaşması çerçevesinde kendi amaçlarına uygun kriterler belirleyip, nitelikli öğretim üyesi seçme şansına sahip olabileceklerdir. Bununla birlikte adaylar arasında rekabet artacak, proje ve nitelikli yayın sayısı da yükselecektir. Biliyorsunuz son yapılan dünya sıralamalarında yayın konusunda ortaya şöyle bir gerçek çıktı. Ülkemizin bilimsel yayın sayısı artmakla birlikte, nitelikli dergilerde yayın sayımızda azalma görünmektedir. Bu düzenleme ile nitelikli dergilerde yayın sayımızda bir artma bekliyorum” değerlendirmesinde bulundu.

“50 bin kişilik öğretim üyesi açığının kapanmasına katkı sağlamış olacak”

‘Doktor Öğretim Görevlisi’ kadrosunun da Üniversiteler açısından çok önemli anlamlar taşıdığını ifade eden Mahmut Ak, konuşmasına şu şekilde devam etti: “Doktor Öğretim Görevlisi kadrosuna geçecek olanlar, şu anda öğretim görevlisi olarak görev yapanların aksine yasayla birlikte ‘öğretim üyesi’ statüsü kazanacaklardır. Yasa ile öğretim üyesi olan ‘Doktor Öğretim Görevlileri’, üniversitelerimizde öğretim üyesi bulamamaktan dolayı açılamayan programların açılmasına kolaylık sağlayacaklardır. Doktor Öğretim Görevlisi kadrosunda görev yapacak olan akademisyenler tez danışmanlığı yapabilecek, bu da lisansüstü mezun sayısının artmasına katkı sağlamış olacaktır. Bu yasa ülkemizdeki 50 bin kişilik öğretim üyesi açığının kapanmasına katkı da sağlamış olacaktır. ‘Doktoralı Öğretim Görevlisi’ kadrosunun aylık ücretleri de yardımcı doçent kadrosuna göre daha iyi olacaktır. Bu durumu dikkate alarak diğer unvan ve kadrolarda da yeni düzenlemelere gidilmesi uygun olacaktır”. 

YÖK Başkanı Prof. Dr. Yekta Saraç, sosyal medya hesabı Twitter üzerinden yaptığı açıklamada, doçentlik sınavı sürecine ilişkin adaylardan gelen şikayetler üzerine konuyla ilgili bir çalışma başlattıklarını belirterek, “Dünyadaki benzer sistemler incelendi. Bu kapsamda üniversitelerimize bir yazı gönderip, konuya ilişkin görüşlerini bildirmelerini talep ettik. Bu çalışmamızı kısa süre içerisinde sonlandırarak sizlerle paylaşmayı planlıyoruz” ifadelerini kullandı.

Saraç, tüm üniversite rektörlüklerine gönderilen görüş sorma yazısında ise şunları kaydetti:

“Yükseköğretim Kurulu tarafından dünyadaki diğer yükseköğretim sistemlerindeki gelişmeler ve doçent adaylarımızın Kurulumuza ilettikleri görüş ve öneriler de dikkate alınarak mevcut doçentlik süreci ile ilgili değerlendirme ve gerekiyorsa yeni bir düzenleme yapılması düşünülmektedir. Mevcut durumda doçentlik sınavı, eser incelemesi ve sözlü sınav olmak üzere iki aşamalı gerçekleştirilmekte; başvurunun eksiksiz olduğu ve gerekli şekil şartlarını taşıdığı tespit edilen adayların her biri için Üniversitelerarası Kurulca belirlenen jüri tarafından önce eser incelemesi yapılmakta, ardından da sözlü sınavda başarılı olan adaylara doçent unvanı verilmektedir. Doçentlik kadro atama süreci ise yükseköğretim kurumlarımızın senatolarınca belirlenen ve Yükseköğretim Kurulumuzca onaylanan kriterlere göre gerçekleştirilmektedir. Doçentlik sistemiyle ilgili unvan ve kadro atama süreçlerine ilişkin olarak aşağıdaki hususlar kapsamında değerlendirmelerin yapılması ve bu kapsamda ekteki konulara ilişkin üniversitenizin görüşünün 6 Kasım 2017 tarihine kadar yazılı ve [email protected] adresine e-posta olarak bildirilmesini rica ederim.” 

Pelin Üzek Kılıç
 

‘İslam Dünyasının Yükseköğretim Alanını Oluşturmak’ temalı “İslam Ülkeleri Rektörleri Forumu” açılış oturumu, Yükseköğretim Kurulu Başkanlığınca Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın himayelerinde Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde gerçekleştirildi. Burada konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, eğitim öğretimde bulunulan yeri hala yeterli görmediklerini belirterek, “İşin aslına bakılırsa İslam dünyasındaki her toplum gibi bizde işin kolayına kaçıyor, emek isteyen, sabır gerektiren meselelerden uzak duruyoruz. Soran, sorgulayan, geleceğe dair iddiaları olan bir nesil yetiştirmekte gereken başarıyı gösteremediğimizde ortaya geçici hevesler peşinde koşan bir nesil çıkıyor. Halbuki kendine özgü eğitim sistemlerini geliştiremeyen milletlerin istikbali kaim edemeyecekleri gerçeğiyle karşı karşıyayız. Bu bakımdan en büyük görev üniversitelerimize düşüyor. Üniversiteler bilimin, özgün ve özgür düşüncenin üretim merkezleridir. Teröre bulaşmayan, şiddeti kutsamayan her türlü fikrin, kanaatin üniversitede yeri vardır, yeri olmalıdır. Üniversitede kürsüleri sadece ders anlatılan mekanlar olmanın çok ötesinde nitelikli fikir teatileriyle öğrencilerin ufuklarını açmalı, dünyaya, topluma ve kendilerine dair farklı bakış açıları da kazandırmalıdır. Bizde bir söz vardır, ‘yiğit düştüğü yerden kalkar, yitik ise kaybolduğu yerde aranır.’ Nasıl medeniyetimizin gerilemesi medreselerimizin çökmesiyle ilim alanında başlamışsa yükselişimizde inşallah oradan olacaktır. Bunun için evvela üniversitelerimiz arasında tecrübe paylaşımını gerek ulusal gerekse uluslararası ve öğrenci hareketliliğini arttırmamız gerekiyor” ifadelerini kullandı.

“YÖK Başkanımızdan talebim en az 15 üniversitemizin bu toplantıya katılan İslam ülkeleri üniversiteleriyle lisans, yükesk lisans ve doktora düzeyinde ortak çift diploma programları başlatmasına öncelik etmesidir”
YÖK Başkanı Saraç’ın konuşmasında Mevlana Değişim Programı’ndan bahsettiğini hatırlatan Erdoğan, “YÖK Başkanımızdan bu programı İslam dünyasındaki yükseköğretim sistemleri için Erasmus benzeri, hatta ondan daha ileri düzeyde bir değişim programı haline dönüştürmesini özellikle rica ediyorum. Programın yönetimine İslam ülkelerinin dahil edilmesi suretiyle çalışmaya uluslararası bir mahiyet kazandırılmasını da doğrusu önemli görüyorum. Akademisyenler ve öğrenciler düzeyindeki değişim programının sadece bununla sınırlı kalmaması ve bir üst aşama olan ortak diploma programlarının devreye alınması da şarttır. Halen YÖK’ün Batı ülkelerindeki üniversitelerle 250’yi aşkın ortak diploma programı bulunuyor. YÖK Başkanımızdan talebim en az 15 üniversitemizin bu toplantıya katılan İslam ülkeleri üniversiteleriyle lisans, yüksek lisans ve doktora düzeyinde ortak çift diploma programları başlatmasına öncelik etmesidir” şeklinde konuştu.

“Allah aşkına şu yardımcı doçentlik olayı nedir?”

“Özellikle ülkemdeki rektörlerimizden de ricam var” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti:
“YÖK Başkanımızla da bunu konuşuyorum. Allah aşkına şu yardımcı doçentlik olayı nedir? Şunu bir gözden geçirin. Birisi doktorayı bitirmişse ondan sonra doçentliğin önünü açmak, bir ara mekanizma ortaya koymak suretiyle; bizim hocalara ihtiyacımız var ve burada yardımcı doçentlikle ön kesiyoruz. Dünyanın kaç yerinde acaba yardımcı doçentlik var, bunu da bir inceleyin. Ben YÖK Başkanımıza söyledim, bunu da bir görelim. Ben araştırdığım yerlerde böyle bir mekanizme pek görmüyorum. Bunu birileri birilerini oyalamak için yapmışlar. Bu gerçekten ilmiye sınıfına bakıyorsunuz bir engel oluşturuyor. Bunu aşmamız lazım ve aşacağımıza inanıyorum. Esasen Türkiye’nin yükseköğretim sistemi 184 üniversitesindeki 7,3 milyon öğrencisi, 75 bini doktoralı olmak üzere 150 bin akademisyeniyle güçlü bir yapıya sahip. YÖK’ün ülkemizin bu bilgi ve birikimini İslam ülkelerindeki yükseköğretim sistemleriyle paylaşması gerektiğini de düşünüyorum.”

“Beyin göçünü önleyecek tedbirleri bir an önce hayata geçirmeliyiz”

Dünyanın en iyi ilk 500 üniversitesi arasında İslam ülkelerinden sadece bir avuç kurumun bulunduğuna dikkat çeken Erdoğan, “İslam toplumları olarak en zeki öğrencilerimizi, en parlak beyinlerimizi Batılı eğitim kurumlarına kaptırıyoruz. Gençlerimiz kendi ülkelerinde, kendi üniversitelerinde parlak bir gelecek göremedikleri için giderek artan bir oranda Batı’ya yöneliyorlar. Üstelik bunun için Batı ülkelerine çok ciddi paralarda aktarıyoruz. Bu öğrencilerin akademik çalışmalarını bitirdikten sonra doğal olarak kendi ülkelerine dönmeleri, kendi insanlarına hizmet etmelerini bekliyoruz. Ancak çoğu zaman okullarını bitirenler, anavatanlarına dönmüyor, eğitim aldıkları yerlerde kalıyorlar. Bu durumda alıştıkları hayat standardından vazgeçememe gibi sebepler mutlaka etkilidir. Ancak devleti yönetenler olarak bizlerin, üniversitelerimizin en tepelerindeki isimler olarak da sizlerin de gençlerimizi kendimizden uzaklaştıran asıl sebepler üzerinde düşünmesi gerekir diye düşünüyorum. İlmi ve fikir hayatımızın çölleşmesine yol açan bu beyin göçünü önleyecek tedbirleri bir an önce hayata geçirmeliyiz” açıklamasında bulundu.

“Gençlerimizi zihinleri formatlanmış birer robota, mankurta dönüştüren yapılara karşı da dikkatli olmalıyız diye uyarıyorum”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasına şöyle devam etti:

“Bunun yanında gençlerimizi zihinleri formatlanmış birer robota, mankurta dönüştüren yapılara karşı da dikkatli olmalıyız diye uyarıyorum. Millet olarak geçtiğimiz yıl 15 Temmuz gecesi hoca kılıklı bir şarlatanın peşine takılan insan müsveddelerinin neler yapabileceğine, kendi ülkesine nasıl ihanet edebileceğine çok yakından şahit olduk. Onun peşinde de profesörler, doçentler var, kariyer sahipleri var. ‘Gözü var görmez, kulağı var duymaz, ağzı var hakikati konuşmaz.’ Çünkü kalpler mühürlenmiş. ‘O bize şah damarımızdan daha yakındır’ diyor. Bunu diyen ilmiye sınıfından. Kitab-ı Mübin’de ‘Bize şah damarından yakın olan Rabbimizdir.’ Rabbimizden başkası asla böyle bir şey yok. Bunu söyleyecek kadar istikametini kaybedenler var. Bu dayanışmamız bu bakımdan da çok önemli. Şu gördüğünüz Külliye’nin etrafında 29 kardeşimiz şehit oldu. 36 evladımız yaralandı. Türkiye genelinde bu FETÖ’cü hainler tarafından 250 şehidimiz var. 2 bin 193 gazimiz var. şehitler arasında bir de profesörümüz var. 8’de üniversite öğrencisi var.”

“Bu teröristlerin özellikle diyalog, hizmet, eğitim kisvesi altında başında bulunduğunuz kurumlara sızmasına asla fırsat vermeyiniz”

“Dünyanın 170 ülkesini zehirli bir sarmaşık gibi saran FETÖ ile gerek yurt içinde, gerekse yurt dışında yoğun bir mücadele yürütüyoruz” ifadesini kullanan Erdoğan, “Siz kıymetli rektörlerimizden takiye ve yalanı ibadet sayan, emelleri için masum kanı dökmekten çekinmeyen bu örgüte karşı dikkatli olmanızı, harekete geçmenizi bekliyoruz. Şunu unutmayın; 160 ülkede dünyada faaliyetleri var ve bu faaliyetlerin içinde o ülkeleri de kendi kontrolleri altına alan çalışmalarla bizim başımıza gelen bela o ülkelerinde başına gelebilir onu da sizlere hatırlatıyorum. Çünkü o ülkelerin seçkin öğrencilerini alıp, istedikleri gibi yoğuruyor ondan sonra da devletin kademelerinde bakıyorsunuz söz sahibi oluyorlar. Bu teröristlerin özellikle diyalog, hizmet, eğitim kisvesi altında başında bulunduğunuz kurumlara sızmasına asla fırsat vermeyiniz. Daha aydınlık bir gelecek için yapılması gerekenler büyük oranda bellidir. Öncelikle İslam ülkeleri her gün bir yenisi eklenen aralarındaki algı duvarlarını, ön yargıları, psikolojik sınırları bir tarafa bırakmalıdır. Ne kendimizi tekrar ne de başkalarını taklit bizi hedeflerimize götürür. Hazreti Mevlana güzel bir ifadeyle bir hatırlatmada bulunuyor; ‘Denizde inciler derinde olur. Çer çöp sahilde olur.’ İnciye yani değerli olana ulaşmak için meşakkatli ve riskli bir yolculuğu göze almak gerekiyor. Öyle kolay elde edilmiyor, çalışmak gerekiyor. Bu doğrultuda kısa, orta ve uzun vadeli planlarla çalışmalara derhal başlamalıyız. Bugün attığımız adımların çok uzun yıllar sonra meyve vereceğini unutmadan sabırla yürümeliyiz. Bu toplantıyı doğru yönde atılmış kıymetli bir adım olarak görüyorum. Mescide gittiğinde zikir meclisinden önce ilim meclisine oturmuş bir Peygamber’in ümmeti olarak İslam dünyasının yükselişini inşallah üniversitelerden başlatacağımıza inanıyorum” değerlendirmesinde bulundu. 

Pelin Üzek-İlker Turak