Yozgat’ta kendi işletmesinde iyi bir kariyeri varken geçen sene aldığı bir karar üzerine Yozgat’tan doğduğu köyüne Gökçekışla’ya yerleşen girişimci kadın Reyhan Karaca, köyünde 280 metrekare alana sera kurarak çilek üretmeye başladı. Geçen yıl ARGE çalışmasını tamamlayan Karaca, bu yıl Nisan ayı ile birlikte çilek hasadına başladı. Yaklaşık 25 bin lira harcayarak kurduğu çilek serasında 4-5 ton çilek üretmeyi düşünen Karaca, ikinci serasını da kurup topraksız tarımla çilek üretmeyi hedefliyor. İlk ürünlerini almayı başaran Karaca, talepleri karşılamakta güçlük çektiğini, çilekleri pazara götürmeden sattığını söyledi.

Şehir hayatından köy hayatına dönerek üretime başladığı için mutlu olduğunu söyleyen girişimci Gülhan Karaca, “Ben bu köyde büyüdüm. Sonra üretim yapmaya ve bir sera kurmaya karar verdim. Serada ne üretmeyi düşünürken bilincim çilek olması yönünde beni yönlendirdi. Sonrasında çileği araştırdım nasıl bir bitkidir diye. Bu yıl ikinci senem. Geçen yıl ARGE çalışmaları biraz uzun sürdü sezona çok geç başladım. Bu sene sezona zamanında başladım. Köyümde üretimde ne yapabilirsem devam edeceğim. Yozgat’tan şehirden köye yerleştim. Artık toprakla bütün olmayı seçtim. Ve toprağa ne verirseniz size misliyle karşılığını verdiğini gördüm. Çok mutluyum, çok doğru bir karar vermişim. Herkese tavsiye ediyorum. Hem huzurlusunuz hem sağlıklı yaşıyorsunuz hem para kazanıyorsunuz hem de yaptığınız işten keyif alıyorsunuz” dedi.

Köyünde 280 metrekare alana çilek serası kurduğunu vurgulayan Karaca, “Serada bin 900 adet çilek fidesi var. Bir fide, bir sezonda bakımına göre 1 kilo 900 gram ve 2 kilo 200 gram arasında ürün veriyor. Bu serada da ürünlere iyi bakabilirsek tahmini olarak 4-5 ton arası bu sezonda ürün almayı bekliyoruz. 2 haftadır seradan çilek hasat etmeye başladım. Pazar sıkıntımız hiç yok, insanlar bize çok kıymet veriyor. Çileğin kilosunu da 10 liraya satıyorum” şeklinde konuştu.

İlk serasını kendi imkanlarıyla kurduğunu dile getiren Karaca, devletten alacağı destekle ikinci serasını kurarak topraksız tarım yöntemiyle çilek üretimine başlayacağını da söyledi. Karaca, “Bu serayı girişimcilik ruhumdan dolayı kendi kaynaklarımla bu hale getirdim. Ama devletimizin çok güzel imkanları var. Bundan sonraki süreçte onlardan da faydalanarak üretimi daha da artırıp genişletmeyi düşünüyorum” ifadelerini kullandı.  

Bahadır Muhlis Gökgül – Alpaslan Demir
 

Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Bekir Bozdağ, katıldığı bir televizyon programında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. “Bu bir baskın seçim mi?” sorusuna, “Bu bir erken seçim adı üstünde” karşılığını veren Bozdağ, Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı adayı olup olmayacağına ilişkin ise, “Gül’ün şahsına dönük bir değerlendirme yapmayı doğru görmem. Ama ben aday kim olursa olsun, diğer CHP’nin önünü çektiği grubun adayı kim olursa olsun, hiç fark etmez, seçim birinci turda biter. Kimi getirirlerse getirsinler. Görünen köy kılavuz istemez. Anketler ortada. Milletin verdiği tepki ortada” ifadelerinde bulundu.

Saadet Partisi’ne ilişkin de değerlendirmede bulunan Bozdağ, “Saadet Partisi kimle ittifak yaparsa yapsın Saadet’in oyunun yüzde 90‘ının Recep Tayyip Erdoğan’a gitmesine engel olamayacaklar. Erbakan hocayı hükümetten eden, 28 Şubat darbesine destek veren, başörtüsü zulmünün mimarı kim, CHP. Bütün başörtülüleri ağlatacaksınız, bütün mütedeyyin muhafazakar insanları onların karşısına dikeceksiniz, İmam Hatiplerin önünü kapatacaksınız, Erbakan hocayı istifaya zorlayacaksınız, postmodern darbeyi destekleyeceksiniz sonra da gidip ’biz kardeşiz’ diyeceksiniz. Eğer Saadet yönetimi sizinle kucaklaşırız deyip rahmetli Erbakan hocamıza yapılan ve o dönemde şu an ki yönetiminde şahit olduğu bu kadar haksızlığa rağmen kendi içlerinden çıkan Recep Tayyip Erdoğan gibi güçlü ve sevilen bir lideri indirmek için onlarla beraber olacaklarsa benim söyleyecek lafım olmaz. Ama ben eminim ki Saadet’in tabanı buna ’biz Recep Tayyip Erdoğan’la beraberiz’ diyecek ve sandıkta buna en güzel cevabı verecektir” diye konuştu.
Bozdağ, ”Kılıçdaroğlu, cumhurbaşkanlığına aday olursa cumhurbaşkanlığı seçimini kaybedecektir. Milletvekilliğine aday olamadığı için milletvekilliğini de kaybedecektir. Dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan olacaktır. Milletvekili seçilemediği için de siyasi hayatı bitecektir” dedi.

“SİYASETÇİLER AÇISINDAN ’BASKIN SEÇİM’ KAVRAMINI KULLANMAK DOĞRU DEĞİL”

Seçim işinin tüpten macunun çıkması gibi bir şey olduğu benzetmesini yapan Bozdağ, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin çok net bir şekilde bazı gerekçeler de sıralayarak açıklama yapması üzerine, AK Parti’nin yeniden bir değerlendirme yapmak durumunda kaldığını belirtti. Bozdağ, birtakım olumsuzlukları göz ardı etmemeleri gerekliliğine dikkat çekerek, “Yeni şartlar ortaya çıkınca biz bu şartları değerlendirdik ve Türkiye’nin erken bir seçime gitmesinin milletin ve devletin yararına olduğu kanaati hasıl oldu. Ve biz bu kararı aldık. Bakarsanız, hükümetin ve Cumhurbaşkanının görev süresinin bitmesine yaklaşık var. Cumhurbaşkanı görevinden vazgeçiyor 1 buçuk yıl süreden. Tabi parlamentoda ondan vazgeçiyor. Niye vazgeçiyoruz biz bundan? Türkiye için vazgeçiyoruz, aziz milletimiz için vazgeçiyoruz. Bu bir seçim, Erken seçim. Ama biraz daha erken seçim gibi diyelim. Yani neden? Çünkü bir buçuk sene var ve herkes başka bir hesap yaparken yeni bir durum ortaya çıktığı için, Bahçeli’nin dediği 26 Ağustos’un da önünde bir tarih ortaya çıktığı için erken seçim ama biraz erken seçim. Bu baskın seçim değil. Çünkü siyasette baskın seçimi, ben hani o kavramı kullanıyor gazeteciler ama siyasetçiler açısından bu kavramı kullanmak doğru değil. Neden değil? Çünkü siyasetçi her daim seçime hazırdır. Çünkü onun varlığı seçimle kendi fikirlerini, kendi programını iktidara taşımak içindir. Seçimin ne kadar erkene alınırsa alınsın onun için bu bir mutluluk nedenidir. Çünkü fikirlerini iktidara taşımak için daha erken bir zamanda imkan elde etme durumu ortaya çıkmaktadır. O yüzden hem işini bilen dersine çalışan öğrenci için sınav nasıl bir sıkıntı oluşturmuyorsa ama nasıl bir tembel için nasıl bir kabusa dönüşüyorsa seçimin ortaya çıkması işine çalışan dersini iyi yapan siyasi partiler için büyük bir fırsat ama yatan tembellik eden siyasiler içinse büyük bir kabus” şeklinde konuştu.

“SEÇİM SİYASETİN BAYRAMIDIR”

Siyasetin her zaman seçim istediğine dikkati çeken Bozdağ, “Her zaman seçim olduğu zamanda bayram gibi sevinir” diyerek AK Parti’nin seçime hazır olarak girdiğini anımsattı. Bozdağ, “Biz her zaman hazırız, bütün kadın kollarımızı yeniledik, gençlik kollarımızı yeniledik. Teşkilatlarımızı yeniledik, belediyelerimizde revizyonlar yaptık ve Başbakanımız, Cumhurbaşkanımız, bakanlarımız, genel başkan yardımcılarımız, Türkiye’nin bütün il ve ilçelerini bir defa elden geçirdik. Biz durmuyoruz. Şimdi muhalefet partisi konuşuyor. Ama tembellikten nasıl konuşmaya mecal buluyorlar onu da anlamıyorum. Şimdi düşünün Türkiye’nin Cumhurbaşkanı bir yandan ülkeyi yönetiyor, içeride dışarıda bu kadar problemle mücadele ediyor ve orada en büyük güç o. Bütün bunların içerisinde var onları çözüm konusunda çalışmalar hepsinde var. Peki öte yandan AK Parti genel başkan AK parti yönetiyor öte yandan kongreler var, teşkilatları var kabuller var hepsine gidiyor. 3 tane aynı günde ilçe kongresine katılıyor orada konuşmaları yapılıyor. Yabancı misafirler kabul ediyor” dedi.

“TÜRKİYE’YE DÖNÜK BÜTÜN KİRLİ SENARYOLARI ÇÖPE ATTIK”

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’le imzalanan 22 milyar dolarlık Mersin-Akkuyu nükleer güç santralinin temelinin atıldığını ve Katarlılarla yapılan beş milyar dolarlık bir projenin imzasının atıldığını ifade eden Bozdağ, şunları kaydetti:

“Yarın seçime gidecek bir hükümetle değil, önüne beş yılı almış bir iktidarla bu bütün sınamaların üzerine Türkiye’nin gitmesi lazım. Bir tanesi bu. Öte yandan tabi Irak’ta da olup bitenler var. Öte yandan terör örgütleriyle de Türkiye’nin içinde dışındaki terör tehdidiyle, Türkiye’ye dönük olanlar var, etrafımızdaki siyasal jeopolitik şartlardan kaynaklı durumlar, öte yandan da FETÖ, PKK, DEAŞ, DHKP-C gibi terör örgütlerini pek çok ülke gizli de değil aleni silahla besliyorlar, aleni parayla besliyorlar, aleni uluslararası alanda, başka alanlarda destekliyorlar ve Türkiye’yi de kendi projelerine karşı yerli ve milli tutum sergilediği için eleştiriyorlar. Şimdi bu terör örgütlerinin üzerinden de bir başka çalışmalar yürütüyorlar. Terörün biz belini kırdık Allah’ın izniyle. Artık savunma yok. Dağda, ovada inde, yurt içinde, yurt dışında, kırsalda, şehirde nerede varsa tepesine bindik ve terörü ezdik şuanda. Terör örgütleri, bütün bilumum terör örgütleri Türkiye’ye karşı organize bir terör eylemi gerçekleştirme kabiliyetini önemli ölçüde kaybetmiştir. Bu güçler, Türkiye’ye dönük senaryolardan vazgeçmiyorlar bir türlü. Neden vazgeçmiyorlar?

Çünkü Türkiye’nin ayakları üzerinde duran güçlü bir ülke olması, savunma sanayinde, diğer yatırım alanlarında güçlenmesi fevkalade rahatsız ediyor. Düşünün bu kadar olay oluyor, Putin’le biz 22 milyar dolarlık Mersin-Akkuyu nükleer güç santralinin temelini atıyoruz. Siz düşünün böyle bir olay oluyor, Katarlılarla beş milyar dolarlık bir projenin imzasını atıyoruz. Şimdi bu oluyor, biz ne yapıyoruz, 23 şirketle 135 milyar dolarlık bir projeye imza atıyoruz ve Türkiye’nin cari açığını 19 milyar dolar azaltan bir büyük ekonomik adım atıyor. Şimdi bakıyor, ‘Türkiye’yi biz durduramıyoruz, o kadar baskı yapıyoruz, o kadar bunların içine saldığımız, salacağımız ne varsa salıyoruz, olmuyor.’ Bakın, Türkiye’yi Gezi olayları ile dize getiremediler. 17-25 Aralık FETÖ yargı darbesi ile hizaya getiremediler. En nihayet darbe teşebbüsüyle de Türkiye’yi dize getiremediler ve şimdi ekonomik kozu kullanmak istiyorlar ve bunu da gizleme falan da yok. Çok net bir şekilde bakıyorsunuz, Türkiye üzerinden güvensizlikler, belirsizlikler, ‘gelecekte işte seçim olacak, iktidar duracak mı, durmayacak mı, bir hele durun bakalım, bir mahalli seçimi bekleyin, mahalli seçim Türkiye’nin gelecekte ne olacağının işareti olacak, ona göre bakarsınız.’ Herkesi bu belirsizlik nedeniyle yatırımcıyı yatırım yapmamaya, yatırım yapmak isteyeni bu isteğini şimdi bloke etmeye, cebinde para olanı para harcatmamaya ve Türkiye’deki bu belirsizlikleri de bir yandan kendilerince oluşturarak öte yandan da bunu köpürterek insanlar üzerine bir baskı oluşturulmak isteniyor.

Şimdi biz, bu Türkiye’mizin siyaseten belirsizlikleri ortadan tamamen kaldırmak ve bu tür hesapları, kitapları, tuzakları yok etmek için biz bir adım attık. Bir başka şey tabi, 2019’a kadar Türkiye üzerinde pek çok uluslararası çevreler ve içerideki onlarla iş birliği yapan çevrelerle beraber pek çok plan-program tuzak var. Seçimin planlanandan öne alınması bütün senaryoları boşa çıkarmıştır. Türkiye’ye dönük bütün tuzakları tuzak kuranların elinde patlatmıştır. Bütün senaryoları boşa çıkarmıştır. Bütün hayalleri kabusa dönüştürmüştür. Türkiye üzerine artık kimse hesap yapamayacaktır. Eminim ki, bu seçim kararı bu hesapçıların hepsini perişan etti. Ben o yüzden bakarsanız seçim kararına üzülenleri, Türkiye’nin burada ne kadar doğru büyük bir hamle yaptığını, geçen bir gazete manşet atmıştı, ‘Şah-Mat’, nasıl bir şah-mat yaptığını çok net bir şekilde görecektir. Türkiye’ye dönük bütün kirli senaryoları biz bu kararla çöpe attık. Türkiye üzerinde artık oyun oynanacak, önüne tuzak kurulacak, Türkiye dışarıdan birtakım yöntemlerle yönlendirilebilecek bir ülke değildir. Bunu dostumuz biliyor zaten düşmanları da Türkiye’nin bunu eninde sonunda öğrenmesi lazım. Türkiye büyük bir devlet, Türk milleti büyük bir millet.”
 

Yenişehir ilçesinde tarım ilaçları iş yeri bulunan Alihan Kamıl’ın 28.12.2007 tarihinde ilçeye bağlı İncirli köyünde oturan bir müşterisine postane aracılığı ile yolladığı bilgilendirme mektubu 11 sene sonra alıcıya ulaştı.
Konuyla ilgili açıklama yapan Alihan Kamıl, “Firma olarak müşterilerimizi bilgilendirmek için onlara hep mektup gönderiyoruz. Bundan tam 11 sene evvel gönderdiğimiz bir mektubun müşterimizin eline şimdi ulaştığını öğrendik. Bunu ilk duyduğumuzda biz de çok şaşırdık. Müşterimize açıklamakta zorlandık. Şaşkınız, ne diyeceğimizi bilemiyoruz” diye konuştu. 

On bir sene sonra aldığı mektupla şoka giren Mustafa Sevim ise, “Olay bir hafta önce oldu, mektuplar köyümüzün azası olan Ercan Gün’e geliyor. O da bizzat zarfı verdi. Açtığımızda on bir sene önce gönderildiğini gördük. Yenişehir’den İncirli Mahallesi on üç kilometre. Zarfı açtığımızda içinden ödenecek borç çıktı. Borcu daha önceden ödemiştik. Zarf bize on bir sene sonra gelince şaşırdık” dedi. 

Muhtar azası Ercan Gün, “Yenişehir’den posta bize perşembe günleri geliyor. Ben aza olduğum için mektupları teslim alıyorum. Önemli mektupları imza karşılığı alıyor ve şahıslara teslim ediyoruz. Mustafa Sevim’i kahvede gördüm ve mektubu birlikte açtık. On bir sene sonra gelen mektup karşısında şok olduk” diye konuştu.
PTT yetkilileri ise, “Düzenli olarak haftada bir gün mektupları köy yerlerinde muhtarlığa teslim ediyoruz. Bu mektubun 11 sene sonra iletilmesi zor bir durum, mektup muhtarlık ya da mektubu teslim alan kişi tarafından unutulup yeni verilmiş olabilir” dedi.  

Fatih Ak
 

Orhan Gencebay’ın 40 şarkısının söz yazarı olan usta şair Cemal Safi’nin, geçtiğimiz sene Haziran ayında yoğun bakıma kaldırıldığını duyuran ünlü sanatçı Onur Akay, usta şairin vefat ettiğini duyurdu. Instagram adresinden 11 aydır yoğun bakımda olduğunu da yazan Akay, “11 aydır yoğun bakımda yaşam mücadelesi veren büyük şair Cemal Safi’yi, bugün Ankara’da tedavi olduğu hastanede kaybettik. ‘Vurgun’ Öksüz kaldı! 1990 yılında Rüyalarım Olmasa ve 1991 yılında Vurgun adlı eserlerin söz yazarı olarak, iki yıl üst üste yılın şairi seçilen yaşayan en değerli şairlerimizden Cemal Safi, KOAH hastasıydı ve beyne pıhtı atması sebebi ile aylardır yoğun bakımdan çıkamamıştı. İki şarkımın da söz yazarı olan Cemal Safi’nin cenazesi, Cuma günü Cuma namazının ardından, Bilkent Doğramacı Camii’nden son yolculuğuna uğurlanacak.” ifadelerini kullanarak, Cemal Safi ile çekilmiş yıllar önceye ait bir fotoğrafını paylaştı.

CEMAL SAFİ KİMDİR?

1938 yılında Samsun’da dünyaya gelen usta şair Cemal Safi, 1993 yılına kadaɾ yazdığı şiiɾleɾi Vuɾgun adlı ilk kitabında yayınladı. İkinci şiir kitabı ise Sende Kalmış ismi ile yayınlandı. Şairin bugüne kadar 40 tanesi Orhan Gencebay tarafından olmak üzere, Zekai Tunca, Selçuk Tekay, Onur Akay ve Candan Erçetin gibi çok sayıda sanatçı ve besteci tarafından 150 civarında şiiri bestelendi. Eserleri ise Zeki Müren, Bülent Ersoy, Muazzez Abacı gibi çok sayıda usta yorumcu tarafından okundu. Türk Dil Kurumu tarafından Türkçeyi en etkin ve güzel kullanan şair olarak ödüllendirilen Safi, Eminescu madalyası başta olmak üzere, defalarca Hürriyet’in Altın Kelebek, Milliyet’in Yılın En Sevilen Şarkıları birincilik ödülleri ile, TRT’nin Yılın Şairi gibi sayısız ödüle lâyık görüldü.

Tokat’ın Zile ilçesine bağlı Çayır Oluğu köyünde okuryazarlık seferberliği kapsamında 7 kursiyer için kurs açıldı. Merkeze 30 kilometre uzaklıktaki köyde ulaşım imkanı olmayınca öğretmenin eğitim için köye ulaşabilmesi için İlçe Milli Eğitim Müdürü Murat Küçükali tarafından kendi makam aracı tahsis edildi. Makam aracı öğretmeni evinden alarak köye ulaşımını sağlarken, köylüler makam aracını görünce çok şaşırdı. Ulaşımın zor olduğu köye makam aracının gelmesi büyük heyecan uyandırdı. Okuma, yazma öğrenen kursiyerler Emine Erdoğan’a teşekkürlerini yazdı. 

Öğretmen Esra Dündar ilk köye geldiği anları anlatarak, “Geldim beni çok tuhaf karşıladılar. Beklemiyorlardı. Kendi arabamla gelirim diye düşünüyorlardı. Nasıl geleceğimden onların da haberi yoktu. Ama daha sonra makam arabasıyla gelince hayret ettiler. Devletimiz nasıl böyle bir şey sağladı. Allah razı olsun dediler. Arabayla gidip arabayla geliyorum, evimin önünden alıp evimin önüne bırakıyorlar arabayla. Siyah resmi araçtı sonuçta görünce çok heyecanlandılar. Hepsi okula doldu. Tanışmak istediler benle. Hatta arabayla benden daha çok ilgilendiler. Şaşırdılar. Sorular sordular. Devlet mi sağladı dediler. Devlet sağladı dediğimde çok mutlu oldular. Çünkü onlara bir hizmetti. Gelemeyebilirdim çünkü o araba verilmese bana” dedi.
Kursiyerler ise makam aracını görünce çok şaşırdıklarını söyledi. 

Temizlik yaparken bulduğu içi para ve altın dolu çantayı polise teslim eden Düzce Belediyesi temizlik işçisi Ergin Verep ödüllendirildi. Belediye Başkanı Dursun Ay, temizlik çalışanı arkadaşlarının da bulunduğu bir toplantıyla Verep’e bir maaş ikramiyesini teslim etti. Ayrıca iş adamları Faruk Türkseven ve Fazlı Ateş yeni evlenen belediye işçisi Engin Verep’in düğün borçlarını üstlendiler. Verep ise, “Yine aynı şey olsa yine parayı teslim ederim” dedi. 

Belediye Başkanı Dursun Ay, Düzce’nin güven ve huzur içerisinde yaşanabilecek bir il olduğunun altını çizerek, “Dün arkadaşımız onurlu bir davranış sergiledi. Bizi gururlandırdı. Biz kendisine bir maaş ödül vereceğimizin sözünü verdik. Bunu arkadaşlarının önünde yapmak istedik ki örnek bir davranış olsun. Ayrıca kendisine bir hafta tatil imkanı sunuyoruz. Bir de arkadaşımız yeni evlendiği için 10 bin lira civarında düğün borçları varmış. Onu da iki iş adamımız karşılayacak. Düzce güvenli bir şehirdir, kimsenin emanetine ihanet edilmez” diye konuştu.
İş adamı Faruk Türkseven ise, bu duyarlı davranışın kendilerini gururlandırdığını kaydederek, “Arkadaşımıza duyarlı davranışından dolayı teşekkür ediyoruz. Bizde Düzcemizi gururlandırdığı için kendisinin ihtiyaçlarını gidermek istedik. Düzce güvenli ve huzurlu bir memleket. Dışarıdan gelenler de burada güven içerisinde yaşayabilir” şeklinde konuştu. 

Güvenli bir ortamda iş yapmanın kendilerini memnun ettiğini kaydeden iş adamı Fazlı Ateş, “Kendisine bu hareketinden dolayı teşekkür ediyorum” dedi. 

Belediye Temizlik İşleri Müdürü İsmail Işıldak’ta Ergin Verep’e takım elbise ve bir altın hediye etti.  

Ali Yıldız –Ali Osman Çatana

Manavgat’ın Aşağı Hisar Mahallesi Hisar Caddesini kullanan vatandaşlar arıların bulunduğu turunç ağacının yakınından geçmeye korkarken, turunç ağacının yakınında bulunan Manav ve Kuaföre de arı korkusundan kimse girip alışveriş yapamadı. Arıcılıkla ilgilenen bir vatandaşın, arıları turunç ağacından indirerek ağacın altına koyduğu bir karton kolide toplamaya başlamasıyla birlikte bölgedeki vatandaşlar rahat bir nefes aldı. 

Arıların yoldan gelip geçenleri rahatsız edip korkuttuğunu söyleyen esnaf, haber verilmesine rağmen yetkililerin gelmediğini iddia ederken, yine arılara müdahale arıcılık yaptığını söyleyen bir vatandaştan geldi. Olayı duyup aracıyla olay yerine gelen vatandaş, içinde arıların bulunduğu karton kutunun kapağını kapatıp eline aldığı bir poşete koyarken, vatandaşa küçük yaştaki çocuğu da yardımcı oldu. Hem vatandaşın hem de çocuğun özel giysi olmadan arılara tehlikeli müdahalesi, şans eseri kazasız olarak gerçekleşti. Arıları poşete koyup giden vatandaş ile çevredeki vatandaşlar arasında da kısa süreli tartışma yaşandı. Geriye kalan arıların nasıl toplanacağını soran vatandaşa, ‘onlar dağılır gider merak etmeyin ‘ diyen vatandaş kimsenin arıların kalan bölümünü toplayamayacağını söyledi. Vatandaşların uyarısını dikkate almayan vatandaş, arıları alıp bölgeden uzaklaştı.  

Arif Kaplan
 

Genk Belediyesi Spor, Bayındırlık, Çevre Koruma ve Fen İşlerinden Sorumlu Başkan Yardımcısı Ali Çağlar, 2012 yılı seçim kampanyasında usulsüz harcama yaptığı iddiasıyla mahkemeye çağrılması üzerine görevinden geçici olarak ayrıldığını açıkladı. Uzun zamandır Flaman Hristiyan Demokrat (CD&V) çatısı altında siyaset yapan Çağlar, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamayla hakkındaki davanın daha sağlıklı şekilde yürümesi ve davaya daha iyi hazırlanmak üzere böyle bir karar aldığını, bu süreçte meclis üyeliği ve belediye başkan yardımcılığı maaşlarını almayacağını belirtti. Çağlar, “16 Mart Cuma günü federal savcılıktan 19 Nisan’da Limburg’da bulunan Tongeren mahkemesine çıkmam için doğrudan çağrı belgesi aldım. Dava 2012 yılında seçim kampanyamın beyannamesiyle ilgilidir. Bunun için 2016 ve 2017 yıllarında iki kez ifadem alındı. Ancak o dönemde bu dava sonuçsuz kaldı. Bu yüzden en son aldığım çağrı belgesi beni çok şaşırttı. Federal savcılık tarafından gönderilen çağrı belgesinde hakkımda açılan iki dava kaydedilmiş” ifadelerini kullandı. 

Birinci davanın 2012 belediye seçimlerine ait bir faturanın eksik olduğu tespiti nedeniyle açıldığını ve söz konusu faturanın seçimlerle ilgili belirli masrafların gizli kalmasına sebebiyet verdiğini dile getiren Çağlar, ikinci davaya ilişkin ise, “Benim Infrax Limburg’un bir bölümü olan Interaqua’nın müdürü olarak Hollanda inşaat grubunun servislerini Infrax’a önermek amacıyla birkaç kişinin arasında geçen bir toplantıda bulunmamla ilgilidir” dedi.
Hakkında yapılan suçlamaları reddettiğini ifade eden Ali Çağlar, “Bu suçlamalar şahsıma ve aileme çok ağır geldiğinden bu süreç içinde avukatım ile birlikte sakin bir şekilde davama hazırlanmak istiyorum. Siyasi bütünlüğümün sorgulanmasını istemiyorum ve bu yüzden geçici olarak görevimden uzak kalacağım. Bu süreç içinde belediye başkan yardımcısı makamımı aktif olarak kullanmam uygun değildir. Bu nedenle belediye başkan yardımcısı olarak Belediye Kararnamesi’nin 50. maddesinin 2. fıkrasına dayanarak her şey açıklığa kavuşana kadar geçici olarak görevimin başında bulunmayacağımı duyurmak istiyorum” dedi.  

Cafer Yıldırımer
 

Rektör Gönen, ESOGÜ’de 6 gün önce Volkan Bayar tarafından Eğitim Fakültesinde düzenlenen silahlı saldırıda Dekan Yardımcısı Mikail Yalçın, Fakülte Sekreteri Fatih Özmutlu, araştırma görevlisi Yasir Armağan ile öğretim üyesi Yard. Doç. Dr. Serdar Çağlak hayatını kaybetmesinin ardından ilk basın toplantısını düzenledi. Yaptığı açıklamada, yaşanan elim hadisenin Eskişehir Osmangazi Üniversitesi ailesini olduğu gibi tüm milleti de derinden yaraladığını anlatan Rektör Prof. Dr. Hasan Gönen, olay sonrasında yapılan açıklamaların gerçeği yansıtmadığını ifade ederek, “Bu açıklamalarda yer alan iddialar 15 Temmuz sonrası Kanun Hükmünde Kararnamelerle Üniversitemizden uzaklaştırılan ve FETÖ/PDY terör örgütü üyesi veya bağlantısı olmakla yargılanan kişilere ait taraflı iddialardır. Olayın sıcaklığı ve kaybettiğimiz değerlere olan saygımız ve yürüttüğümüz kamu görevinin gereği olarak bir açıklamada bulunmadık.

Gelinen noktada ortaya çıkan vahim durum karşısında, iddiaların kurumumuzu hedef alan hususlarına ilişkin paylaşılabilecek ölçüdeki resmi bilgileri sizlere açıklama ihtiyacı doğmuştur. Yüce Türk adaleti sürecin sonunda elbette tüm gerçekleri ortaya çıkaracaktır. 15 Temmuz 2016 sonrası FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile irtibatı, iltisakı veya aidiyeti olduğu iddiaları ile ilgili olarak Eskişehir Osmangazi Üniversitesinde sadece katil Volkan Bayar’ın ihbarlarına dayanılarak bazı kişiler hakkında soruşturma açıldığı ve işlem yapıldığı iddiası tamamen gerçek dışıdır. Cinayetleri işleyen katil Volkan Bayar da dahil üniversitemize o dönemde verilen tüm ihbar belgeleri dikkatlice incelenmiş ve devletimizin ilgili kurumlarından gelen bilgiler ile birlikte değerlendirme yapılmıştır. Sadece bir dilekçe ile işlem yapıldığı iddiası üniversitemizi olduğu kadar FETÖ/PDY ile mücadelede görev alan devletimizin tüm kurumlarını da töhmet altında bırakan bir tutumdur. Kullanılan bütün deliller devletimizin ilgili kurumları tarafından üniversitemize verilen delillerdir. Üniversitede yürütülen soruşturmalarda katil Volkan Bayar’ın ihbarlarına göre soruşturma açılmadığının en büyük kanıtı Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı’na ve OHAL Komisyonuna gönderilen soruşturma dosyalarıdır“ diye konuştu.

“İhraç edilenler gündemi kendi çıkarlarına kullanma çabasına girdiler”

Olay sonrasında basın mensuplarına açıklamalarda bulunanlar hakkında konuşmasını sürdüren Gönen, şunları söyledi:

“KHK’lar ile FETÖ/PDY bağlantıları kapsamında üniversitemizden ihraç edilen ve gündemi kendi çıkarları doğrultusunda kullanma çabasındaki kişiler hakkında da sadece katil Volkan Bayar’ın iddia ve ihbarlarına dayanarak hiçbir soruşturma açılmamış olması da bunun bir göstergesidir. 15 Temmuz 2016 tarihinde devletimizin bütünlüğüne kasteden hain FETÖ/PDY kalkışması sonrasında, tüm kamu kuruluşlarında olduğu gibi kurumumuzda da FETÖ/PDY terör örgütü üyesi veya bağlantısı olmakla suçlanan kamu görevlileri olmuştur. Bu kişilerin ihracı Kanun Hükmünde Kararnameler sonucunda yapılmıştır. Malumunuz üzere, daha sonrasında yapılan düzenleme ile görevlerine dönme noktasında OHAL komisyonları yetkilendirilmiştir. Üniversitemizin ve diğer kurumların bu konuda hiç bir yetkisi bulunmamaktadır. Bu nedenle basın önünde yapılan bazı açıklamalarda özellikle kişilerin göreve üniversitemizce döndürülmediği iddiası tamamen gerçek dışı bir iftiradır. Dilekçelerinin işleme konulmadığını iddia eden kişiler hiçbir zaman can güvenliği ve tehdit unsurlarından dolayı mağdur olduklarını belirten bir dilekçe sunmamışlardır. Sunulan dilekçeler katil Volkan Bayar’ın kendileri hakkında ihbarcı olup olmadığı, bilgi-belge istemi, katil Volkan Bayar’ın FETÖ ile ilgili işlem yapılmasını talep eden dilekçelerdir. Bu dilekçelerin tümü kurumumuzca işleme alınmış olup, hepsi için muhatap kişilere cevap verilerek işlemleri yapılmıştır. Halen devam eden işlemler de bulunmaktadır.”

“Katil Volkan Bayar ilk dilekçesini 27 Aralık 2017 tarihinde verdi”

Katil Volkan Bayar’ın verdiği dilekçeler hakkında da konuşan Rektör Gönen, “Volkan Bayarı’n iftira niteliğinde ihbarlarda bulunduğuna yönelik ilk başvuru dilekçesi 27 Aralık 2017 tarihinde rektörlüğümüze verilmiş olup, katil Volkan Bayar hakkında derhal disiplin soruşturması açılmıştır. Son olarak merhum Yasir Armağan tarafından 23 Mart 2018 tarihinde verilen şikayet dilekçesi üniversitemizce işleme konmuş ve katil Volkan Bayar ile eşi Saadet Aylin Bayar hakkında soruşturma 27 Mart 2018 tarihinde açılmıştır. Katil Volkan Bayar hakkında verilen dilekçelerin işleme konulmadığı iddiası gerçek dışıdır. Tüm başvuruların evrak kayıt işlemleri zamanında yapılmış olup verilen bütün cevaplar, yapılan tüm işlemler belgeleri ile birlikte savcılık, YÖK gibi resmi makamlara iletilmiştir. Ayşe Aypay ve Neslihan Bay, katil Volkan Bayar tarafından kendileri ve eşleri hakkında FETÖ üyesi olmakla suçlandıkları dilekçelere istinaden eşleri Ahmet Aypay ve Yalçın Bay’ın KHK ile görevden alındıklarını beyan etmektedirler. Ancak, devletimizin ilgili kurumlarından kendileri ile ilgili başka bir belge verilmediğinden Ayşe AYPAY ve Neslihan Bay’ın halen üniversitemiz öğretim üyesi olarak kurumumuzda çalışmaları ve terfilerinin yapılması sadece katil Volkan Bayar’ın dilekçeleri ile işlem yapılmadığının diğer bir kanıtıdır. Basın kanallarında katil Volkan Bayar’ın ruh sağlığının bozukluğu hakkında açıklamalar yapmalarına karşın, veri tabanlarında Volkan Bayar, Saadet Aylin Bayar, Selahattin Turan, Ahmet Aypay’ın 2016 Kasım ayına kadar farklı zamanlarda, birlikte gerçekleştirdikleri kitap, bölüm yazarlığı, araştırma, sempozyum katılımı, danışmanlık gibi bir çok ortak çalışmalar ve işbirlikleri mevcuttur” şeklinde konuştu.

“Genç bilim insanlarımızı ve deneyimli bir idarecimizi kaybettik”

Gönen, “Görevi başında şehit olan mesai arkadaşlarımızın cinayete kurban gittikleri anda basın açıklaması yapan Prof. Dr. Ayşe Aypa’ın yönetime karşı içinde tuttuğu kini, öfkeyi öyle 3 bir anda ortaya atabilmesi çok vahim ve düşündürücüdür” diyerek sürdürdüğü konuşmasının devamında şunları söyledi:

“KHK’larla üniversitemizden ihraç edilen Ahmet Aypay, Yalçın Bay ve Selahattin Turan ile üniversitemiz öğretim üyesi Prof. Dr. Mesut Küçükkalay, basında ve cenaze töreninde de aynı şekilde yönetime intikam duyguları ile hakaret etmiş, algı yönetimi ile kendilerine fırsat oluşturmak istemişlerdir. Üniversitemiz camiasının ve ailelerin yitip giden dört canın acısını yaşamalarına fırsat vermemişlerdir. Tüm bu yaşananları milletimizin vicdanına bırakıyoruz. Bu kişiler elim olayın yaşandığı andan itibaren planlı bir şekilde davranarak diğer üniversitelerden ihraç edilen ve farklı organizasyonlara mensup kişileri de tören alanına toplamışlarıdır. Böylece toplum algısını yönetmek, infial oluşturmak ve devletimizin FETÖ/PDY ile mücadelesinde haksızlık yapıldığı üzerinden kamu vicdanını incitmek üzere hareket ettikleri açık bir biçimde görülmüştür. Olayın asıl mağduru olan ailelerin acılarından yararlanmak için örgütlü bir biçimde davranmışlar ve bu durum cenaze töreninde merhumların bazı aile yakınları tarafından “şov yapmayın artık acımızı yaşatmıyorsunuz” sözleri ile tepki görmüştür. Üniversitemizden KHK’lar ile ilişiği kesilen Selahattin Turan’ın elim olaydan sonra tekrar gündeme getirdiği Eskişehir Osmangazi Üniversitesi ile kapatılan Fatih Üniversitesi arasındaki protokol konusu ve tüm diğer iddialar YÖK denetleme kurulu ve yargı makamlarınca incelenerek kurumumuz lehine kapatılmıştır. Üniversitemiz 15 Temmuz sonrasında üzerine düşen bütün sorumluluğu yerine getirmiş ve yasal çerçevede gerekenleri yapmıştır. Bu elim olayı provoke eden kişilerin amacı, devletimizin terör örgütlerine karşı yürüttüğü mücadeleyi ulusal ve uluslar arası boyutta haksız göstermek, devletimizi itibarsızlaştırmak ve meydana gelecek kaos ortamından yararlanmaktır.

Eskişehir Osmangazi Üniversitesi ailesi olarak, vicdanlara sığmayan bir olay sonucunda genç bilim insanlarımızı ve deneyimli bir idarecimizi kaybettik. Henüz acımız bu kadar taze iken kamuoyunu yanıltmaya yönelik olarak örgütlü, planlı ve gerçek dışı ithamlara da cevap vermek durumunda olmanın derin üzüntüsü içindeyiz. Ülkemizin terörle mücadelesinde aldığı kararları töhmet altında bırakan, kamu kurum ve kuruluşları ile yöneticilerini yıpratmayı amaçlayan, cenaze törenimizin üzerine gölge düşüren bu kişileri ve davranışları kabul edilemez buluyor ve şiddetle kınıyoruz. Bu elim olaya sebep olan katili lanetliyoruz. Eskişehir Osmangazi Üniversitesi olarak, 49 yıllık geçmişimizde olduğu gibi bugün de bilime ve ülkemize hizmet etmek ile birlikte nitelikli öğrenciler yetiştirmek, ülkemizin ihtiyacı olan sağlıktan mühendisliğe tüm alanlarda önde gelen bölge üniversitesi olma misyonumuzu layığı ile yerine getirmeye çalışıyoruz.”

“İstifa ediyorum”

Konuşmasının son bölümünde istifa ettiğini açıklayan Gönen, “Böylesi elim olayların hiçbir şekilde yaşanmamasını temenni ediyor, kaybettiğimiz görev şehitlerimize Allah’tan rahmet kederli ailelerine, tüm üniversitemiz camiasına ve milletimize sabırlar diliyoruz. Başımız sağolsun. 2011 yılından bugüne bilimi rehber edinerek, yüce Türk milletinin onur ve şerefini yükseltecek çalışmaları tüm mesai arkadaşlarımla birlikte yapmaya gayret ettim. Huzurlarınızda Eskişehir Osmangazi Üniversitesi aileme teşekkür ediyorum. Tüm bu açıklamalardan sonra devletimizin bekası, soruşturmanın selameti ve üniversitem başta olmak üzere devlet kurumlarımızın yıpratılmaması adına görevimden istifa ediyorum” dedi.  

Sadece eczanelere sattığı bitkisel ürünlerinin sahtesini satanlara karşı savaş açan HHS firması, internet üzerinden satış yapan bu sahtekarları “Alo Gıda” hattına şikayet etti. Ettiği şikayetten sonra telefonuna “şikayetiniz oluşturulmuştur” diye mesaj geldi. Firma sahibi sahtekarları şikayet etmenin mutluluğunu yaşarken, firmaya ardı ardına 5 defa her biri on binlerce lira meblağında 5 ceza geldi. Ürünlerinin sahtesini şikayet ettiklerinden dolayı kendilerine ceza gelen firma neye uğradığını şaşırdı. Bu da yetmedi firma savcılığa sevk edildi. Ayrıca HHS bitkisel ürünler firması, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının listesinde gıda sahtekarı olduğu gerekçesiyle teşhir edildi. Bu defa eczaneler ürünleri iade etmeye başladı. Firmanın başına sahtekarlardan dolayı gelmeyen kalmadı. 

Konuyla ilgili açıklama yapan firma sahibi Hasan Hüseyin Sarı, “Bir gün iş yerimize İl Tarım Müdürlüğünden denetleme memurları geldi. Prolayf FX15 isimli bir ürünün içeriğinde bir kimyasal madde çıktığını söylediler. Biz de bu ürünün bize ait olmadığını, 2006 yılından itibaren de bu ürünü üretmediğimizi ve piyasaya sürmediğimizi, piyasada bulunan ürünlerin tamamının sahte olduğunu kendilerine ilettik. Tutanak tuttular. Aradan bir müddet sonra aynı ürünle ilgili aldıkları analiz sonuçlarına itiraz edip etmediğimizi sordular. Bizler de bu ürünlerin bize ait olmadığını, bize ait olmayan ürünlerin içeriği hakkında bir bilgimiz olmadığını, dolayısıyla itiraz etmemizin söz konusu olmadığını, bu ürünü nereden temin ettilerse yasal işlemleri onlar hakkında yapmaları gerektiğini ifade ettik. Gittiler ve bir müddet sonra denetleme memurları yeniden geldi. Bu kez söz konusu sahte ürünlerin bizim firmada olup olmadığıyla ilgili araştırma yaptılar ve ürünlere rastlanmadığı diğer hijyen konularında firmamızın yeterli olduğunu beyan eden bir rapor daha tuttular.

Aradan kısa bir zaman geçti. Bu kez bu ürünlerle ilgili toplatma kararı çıktı. Piyasadaki sahte ürünleri toplatın diye bize bir ihbar geldi. Bizim sahte ürünleri kolluk kuvvetimiz olmadığı için toplama imkanımız yok. Yapacağımız bir şey var, telefonu kaldırıp Alo Gıda hattına sahte ürün satan internet sitelerini tek tek şikayet etmek. Biz de bunları şikayet ettik. Ettiğimiz şikayetlerden sonra cep telefonumuza talebinizle ilgili başvurunuz oluşturulmuştur diye mesaj geldi. Biz görevimizi yapmış olmanın mutluluğu içinde yaşarken, bir müddet sonra bizim şikayet ettiğimiz sahte ürünlerden numuneler alınmış. Alınan numuneler analize gönderilmiş, analizde kimyasal ilaç etken maddesi çıkmış. Çıkan bu ilaç etken maddesinden dolayı kutunun üstünde bizim adımız yazdığı için bizim firmamıza para cezası yazmışlar. Bununla ilgili sulh ceza hakimliğine itiraz yolumuzun açık olduğu belirtilmiş. İtirazlarımızı yaptık. Bize 3 gün arayla her biri on binlerce liralık 5 ceza geldi. Bu cezalar bize gelince şoke olduk. Söz konusu sahte ürün satan firmaları ve internet sitelerini şikayet eden biziz, ettiğimiz her şikayetten bize ceza yazılıyor. Sadece ceza yazılmıyor, ceza yazıldıktan sonra bir de bizi savcılığa sevk ediyorlar. Bizim yaptığımız şikayetten dolayı bir de savcılığa gidiyoruz” dedi.  

Burak Türker