Kaybolduğunda 5 yaşında olan kızın yaşadığını düşünen aile kızlarının kaçırılarak bir aileye para karşılığı satıldığını düşünüyor.
1993 yılının Nisan ayında evinin önünde oynadığı sırada kaybolan Çakır Yanbul’u bulmak için ilçede 1 aylık arama tarama yapıldığı fakat bulunamaması sonrası arama tarama faaliyetlerinin sonlandırıldığını belirtti.

3 gün sonra emziği 10 gün sonra ayakkabısı 

Bu arama tarama sırasında ailenin iddiasına göre kızları Çakır’ın kaybolmasından 3 gün sonra emziği, 10 gün sonrada ayakkabısının teki ailenin evinin kapısına bırakıldı. Bunu kızlarının yaşadığına dair bir kanıt olarak gören aile birçok girişimlerde bulunmasına rağmen olay zaman aşımına girmesiyle savcılık tarafından kapatıldı.

“Ne kimliği ne fotoğrafı var” 

Anne Havva Yanbul dönemin şartları ve maddi imkânsızlıklar yüzünden Çakır’ın ne bir fotoğrafı nede kimliği olduğunu belirterek kızlarını daha sonradan dünyaya gelen kızları Sibel’in belinde olan benin aynısından Çakır’da da olduğunu ifade etti.
Kızı Çakır’ın kaçırıldığını düşünen anne Havva Yanbul, kızını kaçırıp satan kişinin kızına yalan konuştuğu için Çakır’ın kendilerini aramadığını iddia ederek “Biz belki bir yerden ulaşırız diye her yere başvurduk televizyon programlarına katıldık ama hiçbir sonuca ulaşamadık. Her arama gittiğimde umutlanıyorum ama bir sonuç alamadığım da acılarım tekrardan tazeleniyor. Umudum kızımın yaşadığı şeklinde devam ediyor. Bir yerden bir şekilde çıkıp gelecek hayali ile yaşıyoruz sadece” dedi.
Kaçırıldığını düşündüğü kızını alan aileye de seslenen anne Havva Yanbul, “Bizi kızlarını alacak diye hiçbir endişesi korkusu olmasın. Alan aile bana bilgi verirse başımın üstünde yerleri var” ifadelerini kullandı.
Kızı kaybolduğu günden bu yana psikolojik olarak çöktükleri kaydeden baba Ali Yanbul ise kızının kaybolduğunda kendisinin 27 yaşında olduğunu o günden sonra saçlarının bir yıl içinde beyazladığını ifade ederek yaşadığı sıkıntılı dönemi anlattı.
Ailenin ise kayıp Çakır Yanbul’un dışında 2 kızı ve 2 oğlu bulunurken, Yanbul kardeşler kayıp kardeşlerinin bulunmasını kendilerinin de çok istediğini ifade ediyor.  

Resul Yanbul
 

Yaşanan zulmün sessiz çığlığı olan Muhammed Eyüp, insani yardımda bulunan herkese teşekkür ederek, “Özellikle Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a teşekkür ediyorum. Bu konuda annemin tedavisi için Erdoğan’dan yardım bekliyorum” dedi.

Myanmar ordusunun Ağustos ayında Arakanlı Müslümanlara yönelik zulmü nedeniyle on binlerce kişi evlerini terk etti. Yaşanan insanlık dışı vahşetten kaçan Müslümanlar, Bangladeş’e sığınarak kamplarda hayat mücadelesi vermeye başladı. Myanmar askerlerinin acımasız zulmüne Nobel ödüllü Myanmar liderinin yanı sıra dünya da sessiz kalırken, sosyal medyada yayınlanan bir fotoğraf karesi zulmün sessiz çığlığı oldu. Yedi gün boyunca sepette taşıdığı anne-babasını zulümden kurtaran Arakanlı genç Muhammed Eyüp, zulme göz yumanlara insanlık dersi verdi. Akıllara kazınan fotoğraf karesinde yaşadığı korku yüzüne yansıyan genç, Myanmar’daki zulmün uzun süre unutulmamasını sağladı. Yalın ayak anne ve babasını taşıyarak insanlık dramının en acı karesi olarak hafızalara kazınan Muhammed Eyüp, zulümden kurtardığı babasını kaybetti. Sembol haline gelen genç, yaşadıklarını İHA’ya anlattı.

“Bizi ne beklediğini bilmiyorduk” 

Bangladeş’in Cox’s Bazar kentindeki kampında annesi ile kalan Muhammed Eyüp, “Myanmar askeri evlerimizi yakıyor, kadınlara tecavüz ediyordu. Masum Arakanlıları öldürüyorlardı. Bu yüzden ülkemizi terk edip yollara düştük. Dağlardan, tepelerden, bataklıklardan yalın ayak 15 gün yürüyerek Bangladeş’e ulaştık. Bizi ne beklediğini bilmiyorduk. Burada, Kutupalong mülteci kampında hiç beklemediğimiz zorluklarla karşılaştık. Buraya geldiğimizden 45 gün sonra babam hayatını kaybetti. Annem hem felç hem de başka bir kaç hastalığı daha var. Tedavi görmezse annem de hayatını kaybedecek. Bize insani yardımda bulunan herkese teşekkür ediyorum. Özellikle Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a teşekkür ediyorum. Bu konuda Annemin tedavisi için Erdoğan’dan yardım bekliyorum” dedi.

“Dünyada oğlumdan başka hiçbir şeyim yok” 

Muhammed Eyüp’ün annesi Asya Hatun ise dünyadaki tek varlığının oğlu olduğunu söyledi. 2008 yılından beri felç olan Asya Hatun, daha güvenli bir yere gidip tedavi olmak ve oğlu Muhammed’in başarılı olmasını istiyor.
Asya Hatun, “Tek oğlum Muhammed Eyüp’ün hayatta başarılı olmasını istiyorum. Ona iyi bir gelecek diliyorum. Dünyada oğlumdan başka hiçbir şeyim yok” dedi. 

25 Ağustos’tan bu yana Bangladeş’e sığınan Müslümanların sayısı 700 bine ulaştı.  

İlknur Özdemir’in zorlu mücadelesi hamileliğinde başladı. İlknur Özdemir’in hamileliğinde oğlunun kafa ölçüsü diğer bebeklerden büyüktü. Doktorlar Hidrosefali’ den şüphelendi. Ancak hekimler babası erken doğan iri bir bebek olduğu için genetik dedi; müdahale etmedi. Erken doğum sonrası hastanelerde yoğun bakım odalarında geçen 2,5 yıl sonunda İlknur Özdemir uğruna her türlü mücadele verdiği bebeği Furkan’ı kaybetti.

“Normal çocuğu olan anneler bunu anlayamaz” 

Evladı doğduğu andan itibaren büyük bir azimle mücadele verdiğini belirten İlknur Özdemir, yaşadıklarını şu sözlerle anlattı: “36 haftalık erken doğum yaptım. 3 aylık oldu göz teması kuramadı. Yine yapılan tüm testler normaldi, sadece tomografide küçük bir leke vardı. 4 aylıkken fizik tedavi başladı. Bu süreçte mücadelemiz devam etti. Bir sürü hekime götürdük, çok yol kat ettik. Kafa ağırlığı çok olduğu için ayaklarının üzerinde duramıyordu, basmaya başlamıştı. Normal çocuğu olan anneler bunu fark edemiyor. Ben ilk evladımda fark edemedim. Evladım hiç ayaklarının üzerine basamadı. Yeni aldığım hiç giymediği ayakkabılar elimde kaldı. Doğum günü için taş hazırladım. Mevlüt kitabını hazırladım. Çıkardığı her ses bize neşe oldu. Yaptığı her hareket bize neşe oldu. En büyük acılardan bir tanesi, Allah hiç kimseyi evladıyla imtihan etmesin. Özel bir çocuk bana ihtiyacı olan bir çocuk. Susadım diyemiyor. Ağlayınca anlıyorsun ne istediğini. Evde çok mutluydu, dışarı çıkınca bakışlardan çok rahatsız oluyordu. Biz onu engelli olarak görmüyorduk. Ben onun sıkıntılarını onunla yaşıt kuzeni büyüdükçe anladım. O yürüyordu, Furkan’ ım yürüyemiyordu. O zaman anladım ki bir sıkıntısı var. O zaman daha çok mücadele etmeliyiz dedik”

“Huzur dolu bir şekilde uyuyordu, tüm sıkıntısı gitmişti” 

Hiçbir sıkıntı yokken bir anda evladını kaybettiğini söyleyen İlknur Özdemir o anları göz yaşları içinde aktardı: “Evladımın bir anda solunumu durdu, hemen hastaneye kaldırdım. İçeri girdiğimde Furkan’a kalp masajı yapıldığını gördüm. Yoğun bakımda iki kez kalbi durdu. Hep onu kucağıma alıp eve gideceğim umuduyla o yoğun bakıma girdim. Ama olmadı, bu sefer olmadı. Saat 2’de arandım. Anladım bir şeylerin ters gittiğini. Gittiğimde oğlumun yanına girdim, yüzündeki bütün ızdırabı gitmişti, o kadar güzel uyuyordu ki orada. Sonra arkada bir oğlum daha var dedim, annem, eşim var dedim. Onlar için güçlü olmaya çalışıyorum.”

“Bir saat için beni işten attılar, tazminatımı ödemediler” 

İlknur Özdemir bir saat izin aldığı için kendisini işten attıklarını belirtti tazminaatını da alamayan Özdemir onlar benim değil çocuklarımın hakkıydı diye konuştu: “Aile hekimliğinde tıbbi sekreter olarak görev yapıyordum. Bir buçuk yıl hiç sorun olmadı. 3 buçukta kurumumdan ayrılıyordum, hekimimi 4’te fizik tedaviye götürüyordum. Sonra yeni bir hekim arkadaş işe başladı, benim bu şekilde çalışmamı kabul etmedi. Bir saat izin vermemek için beni işten çıkardılar. İki hekimim tazminaatımı ödedi, diğer iki hekimim hakkımı ödemedi. Ben bunu benim hakkım olarak görmüyorum. Bu benim evlatlarımın hakkıydı. Yargı sürecimiz başladı, takip ediyorum. Bunlar beni hiç yıldırmadı. Allah’a havale ediyorum onları.”

“Ekmeğimi taştan çıkarıyorum” 

Küçükçekmece Belediye Başkanı’na böyle bir projeye imza attıkları için teşekkür eden İlknur Özdemir, Küçükçekmece Belediyesi Hünerli Eller Çarşısı ile tanışmasını ise şu sözlerle anlattı: “Ben kokulu taş yapıyorum. Taştan ekmeğini çıkarır derler ya ben de kendimi öyle görüyorum. Oğlumu kaybedeli 20 gün olmuştu. Beni buradan çağırdılar, kafamı dağıtırım diye başladım. İyi ki buraya gelmişim. Benim için çok iyi oldu. Güzel bir başlangıç oldu.”

Küçükçekmece Hünerli Eller Çarşısı’na kavuştu 

Sosyal belediyecilik faaliyetlerine aralıksız devam eden Küçükçekmece Belediyesi, ‘Hünerli Eller Çarşısı’ ile kadınlara , kendi yaptıkları el emeği göz nuru ürünlerini satma imkanı sunuyor. Burada kadınlar, hem aile bütçesine destek oluyor hem de verdikleri emeğin karşılığını alıyor. Küçükçekmeceli kadınlara umut dünyasının kapılarını açan Hünerli Eller Çarşısı’nda toplamda 24 dükkan yer alıyor. Her biri 4 metrekare olan dükkanlarda kadınlar,belirlenen takvim aralığında; ahşap boyama, takı tasarım, ebru, keçe işi, resim, cam süsleme, çini, mefruşat, çeyiz ürünleri, taş sanatı,kokulu mum- sabun, Alüminyum folyo,amigurumi (örgü oyuncak)ve daha birçok kategoride emek verdikleri ürünleri satabilmenin mutluluğunu yaşıyor. Her biri farklı tarzda ve içerikte hazırlanan dükkanlardan 4 tanesi ihtiyaç sahibi engelli aileler için tahsis edildi.  

Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi tarafından başlatılan proje kapsamında uygulanan ‘Manevi Evlat’ butonu sayesinde yaşlılar ve hastalar, sağlık, ev tadilatı ve kuaför gibi birçok hizmetten faydalanabiliyor. 

Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi il genelindeki bakıma muhtaç olan ve kimsesi olmayan, yaşamlarını tek başına sürdüremeyen yaşlıları elektronik sistem sayesinde an ve an kontrol edebiliyor.
Yeni sistem sayesinde yaşlı ve hasta olan ihtiyaç sahipleri elindeki butona basarak sıcak yemek, evde temizlik hizmeti, sağlık sorununu, evde tadilat gibi birçok talepte bulunabiliyor. Kişi isterse ‘güvenliğim tehlikede’ diyerek ‘polis gönderin’ de diyebiliyor. Bu sistemle entegreli olan gaz, su baskını, duman-yangını dedektörü de bulunuyor. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı tarafından ‘Yaşlı Dostu Kent’ unvanı alan ve ayrıca kurduğu Akılı Yaşlı Bakım Merkezi ile de Türkiye Sağlıklı Kentler Birliği’nden ödül alan Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi yaşlıların adeta manevi evladı oldu.

Kahramanmaraş’ta 320 evde sistem hayata geçirildi

Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi ise kimsesi olmayan ve bakıma ihtiyacı olan hastalar ile tek tek ilgilenerek her eve bir elektronik sistemi kurarak ‘Manevi Evlat’ projesini başlattı. Bu hizmet projesi kapsamındaki elektronik sistem dahilinde evdeki butona baz alarak sağlık, ev temizliği, manikür-pedikür, ev tadilatı, boya-badana, kuaför hatta gece yarısı tatlı meyve ikramına kadar her hizmeti sunuluyor. Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi Akıllı Yaşlı Bakım ve Koordinasyon Merkezi tarafından takip edilen ve projenin yeni olmasına rağmen şuan 320 vatandaş bu hizmetten faydalanıyor. Büyükşehir Belediyesince belirlenen evler akıllı sistem ile yalnız yaşayan yaşlıların yangın, gaz zehirlenmeleri, duman, su taşması ve benzeri durumlarda, ambulans, polis ve itfaiye birimlerine haber verebilmesi amaçlanıyor. Merkez ayrıca uzaktan sağlık takibi ile evde temizlik ve bakımları yapılan yaşlıların hizmetlerden memnuniyet derecelerini ölçmek ve psiko-sosyal destek vermek amacıyla ev ziyaretleri gerçekleştiriliyor.

“Türkiye’de bir ilk”

Kahramanmaraş Büyükşehir Belediye Başkanı Fatih Mehmet Erkoç, 82 yaşındaki Fatma Ayvalı adındaki kimsesi olmayan bir vatandaşın evine kendisi giderek haftalık bakım ihtiyacı yapılırken sürpriz ziyarette bulundu. Başkan Erkoç, Fatma ninenin ellerini öperek hizmetlerde bir aksama var mı? Ne isteğin varsa söyle diyerek Fatma nineyi bir hayli duygulandırdı. Fatma Nine evde tadilat işlerinin olduğunu aynı zamanda ev temizliğinden bakım ihtiyaçlarına varana kadar her isteğinin yerine getirildiğini ve memnun olduğunu dile getirdi.

Kahramanmaraş Büyükşehir Belediye Başkan Fatih Mehmet Erkoç, “Sosyal belediyecilik anlamında yaşlılarımızı ve bakıma muhtaç olan hastalarımızı da unutmamalıyız. Bizleri bugüne kadar getiren değerlerimizi huzurevlerinde değil kendi yaşadıkları yuvalarında mutlu etmemiz gerekiyor” dedi.
‘Her şey daha mutlu daha huzurlu bir Kahramanmaraş için’ parolasıyla yola çıktıklarını belirten Başkan Erkoç, böylesine kapsamlı projenin Türkiye’de tek olduğunu bu projenin zamanla tüm yurdumuza yayılması gerektiğini söyledi. Başkan Erkoç, “Manevi evlat projemiz ile huzurlu kentimiz daha da yaşanır bir metropol oldu. Türkiyemiz için örnek teşkil edecek bir proje olduğundan dolayı son derece mutluyuz” dedi.
Elektronik butona basarak yardım talebinde bulunan 74 yaşındaki Ömer Sami Zulkadir ise, 10 dakika içinde evine gelen bakım ekibi karşısında bir hayli şaşırdı.

Akıllı Yaşlı Bakım Merkezi personelince önce tansiyonu ölçüldü sonra ev temizliği ve manikür ve berber ihtiyaçları sırasıyla yapılan Ömer Sami Zulkadir, evlatlarına sistemde bulundu. 

Muhammet Özer

Engelliler derneğinde Hakan Narlı (38) ile tanışan Hatice Narlı (38) aile büyüklerinin tüm engellemelerine rağmen kaçarak evlendi. Bir süre sonra hamile kalan ve doktorların ısrarla ‘yaşamaz’ dediği kızı İrem’i hayata getirdikten sonra yaşama eşiyle birlikte daha sıkı bağlanan Hatice Narlı, simit satarak evine katkıda bulunmaya çalışıyor. Tüm zorluklara kızı için göğüs gerdiğini söyleyen Hatice Narlı “Çocuğum okula gidiyor, çocuğum için çabalamaya çalışıyorum. Çocuğumun kimseye muhtaç olmaması için simit satmakla geçinmeye çalışıyorum. Eşim gece bekçisi, gece gidip sabah geliyor. Eve geliyorum yemek yapıyorum. Yürüdüğüm zaman bacaklarım ağrıyor. Çocuğumu servise vermek istiyorum ama kimseye güvenemiyorum. Çocuğumla uğraşıyor ve artık onunla ilgilenmek istiyorum. Bir yandan da çocuğumun geleceğini sağlamak için iş sahibi olmak istiyorum” dedi.

Yaşadığı olayları anlatan Narlı, “Bir arkadaş vasıtasıyla derneğe üye oldum, eşimi orada gördüm ve aşık oldum. Evlenme sırası geldiği zaman ailemiz izin vermiyordu. Ailem sen yapamazsın dediler ve hiç bir zaman izin vermedi. Karşı çıktılar sadece annem izin verdi. Babamın izin vermemesinin sebebi evliliği yürütemezsin, taşıyamazsın, kavga edersiniz eşin seninle dalga geçer dedi. Ben de eşimi sevdim ve birlikte kaçtık biz de. Evlendikten kısa bir süre sonra hamile kaldım. Doktora gittiğimizde çocuğum için çok riskli dedi. Buradaki doktorlar beni hemen Bursa’ya sevk ettiler. Ben çocuğumu karnımda göbeğimde değil yan tarafımda taşıdım. Doktora ayda bir gideceğime haftada 2 kere gittim. Allah’a şükür çocuğumu 9 ay 10 günde dünyaya getirdim. Doktorlar 6 ay içinde alınabileceğini ve yaşamayacağını söylediler. Allah’a şükürler olsun evladım 9 ay içinde aldım büyüttüm şimdi okula gitmeye başladı” şeklinde konuştu.

“Sandalyesiz iş yapamıyorum”

Ev işlerini özellikle mutfakta sandalyesiz yapamadığını ifade eden Narlı “Ben bir iş yaparken her yere sandalyeyi götürmek zorunda kalıyorum. Boyum 1 metre 10 santim. Sürekli sandalye üzerinde olduğum için korkuyorum. Mutfak bana göre çok yüksek geliyor normal insanlara göre yapılmış. Yatakları yükseğe kaldırmıyorum zorlanıyorum ve belim ağrıyor. Yemek yaparken mutlaka eşimi çağırıyorum çünkü mutlaka yanımda durması lazım. Kızımdan da getirip götürmesi için yardım istiyorum. Ben nereye gidiyorsam sandalye de gidiyor. Mutfakta biraz zorlanıyorum. Allah bereket versin ama her yanda simitçi olduğu için çok fazla simit satamıyorum. 20-30 tane simit satabiliyorum ama bana yeterli olmuyor. Çocuğumun geleceğini simit satarak sağlayamıyorum. Büyüklerim sesimi duyursa özellikle valimiz bana iş verirse çok sevinirim. Sattığım simitler çocuğumun okul harçlığına yetmiyor. Bana sigortalı iş verirseniz çok sevinirim” ifadelerini kaydetti.

“İkimiz de engelliyiz sıkı sıkı hayata sarıldık”

1997 yılında trafik kazası sonucu sağ kolunu dirsek altından kaybettiğine dikkat çeken Hakan Narlı (38) “Sol kolumda kazadan dolayı sıkıntı olmaya başladı. Yeşilyurt Devlet Hastanesine gönderdiler, orada müdahale ettiler bacaklardan deri alıp koluma eklediler. 2000 senesinde tekrar bir kaza geçirdim. Sol kolumdan 5-6 defa ameliyat oldum o da tutmadı. Şuan da mermer fabrikasında gece bekçiliği yapıyorum. Eşimin yapamadıklarına ben ön ayak oluyorum, ben yapıyorum. Erişemediği yerde ben müdahale ediyorum. Birbirimizi çok sevdik aileler izin vermedi tanıştık kaçtık. Allah’a çok şükür nur topu gibi bir de çocuğumuz dünyaya geldi. İkimizde engelliyiz sıkı sıkı hayata sarıldık. Benim aldığım maaş ve eşimin simit maaşıyla pek geçinemiyoruz, kızımın geleceğini sağlayamıyoruz. Bunun için büyüklerimizden iş istiyoruz. Kızımın geleceği için eşim sigortalı işte çalışmasını istiyoruz” dedi. 

Hasan Otağ Fırıncıoğulları
 

Gökçe Mahallesi’nde yaşayan 105 yaşındaki Mestan Ölmez, 16 yaşında evlendikten sonra ilk eşini genç yaşta kaybetti. İkinci kez evlenen Ölmez, o eşinin de rahatsızlığı nedeniyle çocuk sahibi olamadı. 7 yıl önce ikinci eşini de kaybeden 105 yaşındaki ihtiyar delikanlı hayatta yapayalnız kaldı. 90 yıl boyunca evlat hasreti ile yanıp tutuşan Mestan Ölmez babalar gününe evlat hasreti ile kaybettiği eşinin ve hemen yanındaki kendisi için yaptırdığı mezar taşının başında girdi.

Hayatta evlat sahibi olmadan bu dünyadan göçüp gideceğini söyleyen Mestan Ölmez, babalara evlatlarının, evlatlarında babalarının kıymetini bilmeleri gerektiğini belirtti. Ölmez, “Eğer bir evladım olsaydı hayat bana daha başka olurdu. Ama napalım, Rabbim bize kısmet etmedi bu hayatta evlat sahibi olmayı. 105 yaşıma girmemem rağmen hayatta kimsem yok. Yakın akraba ve dostlarım bana yardımcı oluyor. 90 yıldır evlat hasretiyle yanıp tutuşuyorum” dedi.

Eşinin mezarı başında dua eden Ölmez, “Geliyorum yakında yanına” diyerek eşine seslendi.
7 yıl önce kendisi için mezar taşı yaptıran Mestan Ölmez, “Mezar taşımı kabristandaki eşimin mezarının yanına koydurdum. Ara sıra gidip hem eşimin mezarını ziyaret ediyorum hem de mezar taşıma bakıyorum” diye konuştu.
Öte yandan 105 yaşındaki Mestan Ölmez, uzun ve sağlıklı yaşamasını ise düzenli yürüyüş ve sık sık yoğurt yemeye borçlu olduğunu açıkladı. 

Vural Efecik

Edinilen bilgiye göre, 2008 yılında Almanya’dan askerlik için Türkiye’ye gelen Edip Kalem, İstanbul’da askeriliğini tamamladıktan sonra geri dönüş yapmadı. Almanya’da yaşayan anne ve babası 2008 yılından sonra kendisinden haber alamadı. Anne Sevim Kalem oğlu için kısıtlama kararı aldırdı. 9 yıldır aranan Kalem, Muğla-Denizli karayolu Gazeller Mahallesi üzerinde yaya olarak Denizli istikametine gittiği esnada jandarmanın dikkatini çekti. Jandarmanın kimlik kontrolünde herhangi bir suçtan aranmadığı, kayıp şahıs kaydının da bulunmadığı tespit edildi. Jandarma durumundan ve davranışlarından şüphelendiği Edip Kalem’in yapılan incelemesinde ailesinin Kahramanmaraş Elbistan ilçesi Demirci’ler köyü nüfusuna kayıtlı olduğunu tespit etti. Köy muhtarı ile irtibata geçen jandarma, Edip Kalem’in Almanya’daki ailesinin telefonuna ulaştı. Aile ile yapılan telefon görüşmesinde, Edip Kalem’in 2008 yılında askerlik için Türkiye’ye geldiği, Almanya’ya dönüş yapmadığı belirlendi. Aileye Edip Kalem’in bulunduğu haberi verilmesinin ardından anne Sevim ve baba İbrahim Kalem, oğullarını almak için Almanya’dan ilk uçakla Muğla’ya geldiler.

Milas-Bodrum Havalimanına gelen aileyi Jandarma ekipleri havalimanından alarak Menteşe İlçe Jandarma Komutanlığına getirdi. Aile burada 9 yıldır görmedikleri oğlu Edip Kalem ile bir araya geldi. Anne Sevim Kalem, oğlunun askerlik için geldiği Türkiye’den bir daha Almanya’ya dönüş yapmadığını söyledi. Oğlunun rahatsızlığı bulunduğunu söyleyen Anne Kalem, “Oğlumu tedavi ettirmek istedik fakat kendisi istemedi. İsteği olmadan mecbur tutmuyorlar. Askerliğe başladı ve bitirdikten sonra Ankara’da çalıştı. Sonra kendisinden haber alamadık” dedi.

9 yıldır kendisinden haber alınamayan Edip Kalem, Jandarma tarafından ailesi ile buluşturuldu. Anne ve babasının elini öpen Kalem, “Çok mutluyum. Kendimi huzurlu hissediyorum” derken, anne Sevim Kalem, “Allah devletimizden, jandarmamızdan, polisimizden hepsinden razı olsun” dedi. 

 Bekir Tosun 
 

TÜİK tarafından Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı işbirliğiyle yapılan 2016 yılı Aile Yapısı Araştırması sonuçlarına göre, 15 ve üzeri yaştaki bireylere evlat edinmeyi isteyip istemedikleri sorulduğunda, Türkiye genelinde bireylerin yüzde 13,2’si evlat edinmeyi istediklerini beyan etti. Evlat edinmeyi isteyen erkeklerin oranı yüzde 12,5 iken bu oran kadınlarda yüzde 13,8 oldu. İzmir’de ise bireylerin yüzde 14,8’i evlat edinmeyi istediklerini beyan etti.

İzmir’de bireylerin yüzde 34,2’si koruyucu aile olmayı istedi
TÜİK İzmir Bölge Müdürlüğü’nden alınan bilgilere göre bireylere koruyucu aile olmayı isteyip istemedikleri sorulduğunda, Türkiye genelinde bireylerin yüzde 30,4’ü koruyucu aile olmayı istediğini, yüzde 53,5’i koruyucu aile olmayı istemediğini, yüzde 16,1’i ise koruyucu aile olma hakkında bir bilgisinin olmadığını beyan etti. Koruyucu aile olmayı isteyen erkeklerin oranı yüzde 28,2, kadınların oranı ise yüzde 32,6 oldu. İzmir’de ise bireylerin yüzde 34,2 si koruyucu aile olmayı istediğini, yüzde 47,7’si koruyucu aile olmayı istemediğini, yüzde 18,1’i ise koruyucu aile olma hakkında bir bilgisinin olmadığını beyan etti.

Cinsiyetin önemli olmadığını beyan edenler yüzde 70,1
Bireylere eğer tek çocuk sahibi olsalardı çocuğun cinsiyetinin ne olmasını istedikleri sorulduğunda, Türkiye genelinde bireylerin yüzde 17,6’sı kız çocuk sahibi olmayı istediğini beyan ederken, erkek çocuk sahibi olmayı isteyen bireylerin oranı yüzde 16,9 oldu. Bireylerin yüzde 65,5’i ise sahip olunmak istenen çocuğun cinsiyetinin önemli olmadığını beyan etti. İzmir’de ise bireylerin yüzde 15,8’i kız çocuk sahibi olmayı istediğini beyan ederken, erkek çocuk sahibi olmayı isteyen bireylerin oranı yüzde 14 oldu. Bireylerin yüzde 70,1’i ise çocuğun cinsiyetinin önemli olmadığını beyan etti.

Kadının çalışmasına yaklaşım
Bireylere kadınların çalışmasını uygun bulup bulmadıkları sorulduğunda Türkiye genelinde bireylerin yüzde 15,1’i kadınların çalışmasını uygun bulmadığını beyan ederken, İzmir’de bireylerin yüzde 8,3’ü kadınların çalışmasını uygun bulmadığını beyan etti. Bu oran İstanbul’da yüzde 13,9, Ankara’da yüzde 9,5 oldu.