Cumhurbaşkanı Erdoğan, temaslarda bulunmak üzere geldiği Bosna Hersek’te Bekir İzzetbegoviç ile bir araya geldi. Erdoğan ve İzzetbegoviç ikili görüşmenin ardından ortak basın toplantısı düzenledi. Basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Erdoğan, yapılacak otoyola ilişkin açıklamasında, “Bunlar adeta Türkiye’nin buradaki sanayi yatırımlarının amiral gemisi. Bunca insan orada istihdam ediyorlar. Kimyasal ürünlerde de hammadde temini, şart bu hammadde temizi sağlanacak diye onlar da gelip buralarda bu yatırımları yapmışlardır. Bize de yardımcı olun ki burada üretimlerimizi sağlayalım diyorlar.

Diğer konuya gelince, orada aslında üçlü mekanizma var. Sırbistan, Bosna-Hersek, Türkiye. Burada gerçekten atılacak bu adımla Belgrad’dan Saraybosna’ya ve Tuzla, bütün bu alanları kapsayacak şekilde yapılacak olan yolların özelliği çok çok farklı. Kolay bir altyapı yok burada. Gerek tüneller, gerek buralardaki özellikle tünellerin dışında köprüler vs. bütün bunlarla dağlık bölgeleri andırıyor. Burası gerçekten zor. Bittiği zaman bütün Balkanlar bu işten çok mutlu kalacak. Kendi kendini de amorti edecek burası aslında. Ama yapımında zorluk var. 3 milyar euronun üzerinde burada bir yatırım gerekecek. Bu yatırımı yaparken EXIM desteği ile bu yapılacak. EXIM desteği olmadan burayı halledebilmek mümkün değil.Müteahhitlerin de buraya katkısı olacak ama katkının miktarı ne olacak. Bu yüzde 15-20 olarak katkı gelecek, diğeri ise EXIM kredisi ile gelecek. Temennim odur ki burada bu yatırım altyapı yatırımı olarak gerçekleşsin ve bu adeta bölgenin barış iksiri olsun” ifadelerini kullandı. 

Cumhurbaşkanı Erdoğan, suikast iddialarına yönelik ise “Bu haber bana ulaştı. Zaten bana ulaştığı için buradayım. Bu haber bana Milli İstihbarat Teşkilatımızdan ulaştı. Bu ulaştığı için de buradayım. Çünkü bu tür tehditler, bu tür operasyonlar bizi bu yoldan alıkoyamaz. Biz yola çıktığımız zaman, yolumuza devam ederiz. Burada Avrupa’nın değişik yerlerinden gelen binlerce insan burada gelir de eğer görüşmek, buluşmak istediği lideri göremezse, bu benim için doğru bit şey olur mu? Onun için biz kendileri ile burada bu akşam buluşacağız. Bizim planımız çok farklı bir plandır. Yolumuza çıktığımız zaman yılmadan devam ederiz, 15 Temmuz’daki gibi” açıklamasını yaptı.  

İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) İslam Zirvesi Konferansı Olağanüstü Toplantısı İstanbul Kongre Merkezi’nde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yaptığı konuşmayla başladı. Toplantı kapsamında söz almak isteyen liderler konuşma yaptı. İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, “Bugün 70 yıllık bir soykırımın son noktalarını yaşıyoruz. Dünyanın gözyaşlarının önünde uluslararası topluluğu insan onurunu yıkarak ve aynı zamanda tüm küresel değerleri aşağılayarak tehdit ediyorlar. Bir taraftan yüzbinlerce masum en temel insan haklarından mahrum olarak yaşamaya mahkum ediliyor. Bu demokrasi adı altında ifade edilen bir uygulama. Batı ülkeleri ise işgal kuvvetlerinin işgalini gerekçelendirmeye çalışıyorlar. Bu konuda Amerikan idaresi büyükelçiliğini kutsal topraklara taşımaya karar veriyor ve taşıyor. Uluslararası kararları ihlal eden bu keyfi hareket Siyonist rejimin bir başka cinayeti daha işlemesinin sonucunu beraberinde getiriyor. Beyaz Saray bu anlamda uluslararası düzeni ihlal etmeyi herhangi bir şekilde utanmadan gerçekleştireceğini bize gösterdi. Büyükelçiliğini taşınmasında birkaç gün önce Amerikan Başkanı küresel güvenliği bir başka tehdit etti. Uluslararası anlaşmaların ihlal edilebileceğini bir kez daha gösterdi.

Çok taraflı nükleer anlaşmadan geri çekildiklerini ilan etti. Bu Birleşmiş Millet Güvenlik Konseyinin desteklediği bir anlaşmaydı. Bu tek taraflı çekiliş, bunun yanında başka anlaşmalardan da çekilmenin yanı sıra özellikle yeni Amerikan idaresinin bize getirdiği tehdidin boyutlarını net bir biçimde ortaya koyuyor. Küresel anlamda barışa ve güvenliğe ne kadar büyük bir tehdit oluşturduğunu bir kez daha görmüş olduk. Kara Pazartesi’de yaşanan direnç Filistin’deki yeni neslin kendi haklarının bilincinde olduğunu bize gösterdi. Hiçbir şekilde bun terk etmeyeceğini ve bununla ilgili pazarlık etmeyeceğini gösterdi. Bu nesil burada işgal kuvvetlerinin vahşi hareketlerine karşı direnebileceğimizi ayakta durabileceğimizi gösterdi. Bu bütün dünyaya günlerden sonra Müslüman İslam’ın doğuşunda düşmanlarına nasıl direndilerse Filistinlilerde aynı şekilde bu haklarını koruyabileceklerini, buna karşı direneceklerini gösterdiler. Bu direnç aynı zamanda bir ümit yeşertti. Şuanda Filistin’deki direnç oradaki kadınlara ve erkeklere ait değil. Aynı zamanda dünyanın her çapında özgürlük savaşçısı olan herkesin bilincinin uyandığını görüyoruz” dedi.

“SİYONİST REJİMİN KULLANDIĞI NÜKLEER SİLAHLARIN ULUSLARARASI BARIŞA TEHLİKE GETİRDİĞİNİ DÜŞÜNÜYORUZ”

İslam İşbirliği Teşkilatı toplantısıyla İslam dünyasının işgaller karşısında nasıl bir araya geldiğini ortaya koyulduğunu söyleyen İran Cumhurbaşkanı Ruhani, “Burada Siyonist düşmanı bir kez ve son kez İslam dünyasının ve ümmetin işgallere karşı nasıl bir araya gelebileceğimizi gösteriyoruz. Bu anlamda bir direnç hareketini ortaya çıkartmak için bir araya geldik. Tekrar ve tekrar direnç mesajını tekrarladık. Siyonistler bu çerçevede başkalarının fısıltılarını baskı altına almış olmasalardı ve bunu güçlü bir şekilde korumaya çalışmış olmasaydık. Bu vahşi saldırıya karşı direnmeseydik. İsrail burada bir grup birleşmiş olduğunu anlamasaydı bu tür suçu özgürce gerçekleştiremezdi. Şu önerilerimi sunmak istiyorum. Birleşmiş Milletlerin özel bir oturum gerçekleştirmesini ve Amerika’nın almış olduğu yasadışı kararı Siyonist rejimin işlediği suçların burada değerlendirilmesini öneriyoruz. Uzmanlardan oluşan bir grup bir araya gelip yasal siyasi ve ekonomik uzmanların bir araya geldiği toplantıyla çözümlerin ortaya çıkarılabileceğini umut ediyoruz. Yeni yasadışı kararların alınmasını bu anlamda önlemiş oluruz. Uygun siyasi, ekonomik ve ticaret önlemlerinin alınmasını gerektiğini düşünüyoruz.

Müslüman hükümetlerin ve dünyanın özgürlükçü bütün hükümetlerin siyasi ve ekonomik ilişkilerini gözden geçirmesini öneriyoruz. Bütün bağlantılarını kesmesini öneriyoruz. Siyonist şirketlerin mallarına ve hizmetlerine yaptırım uygulanmasını öneriyoruz. Bu çerçevede Trump’ın almış olduğu yıkıcı kararında karşısında durmuş olacağız. Kolektif bir biçimde hareket edebilmemiz için insani yardım için mekanizmaların geliştirilmesi gerekiyor. Siyonist rejimin kullanmış olduğu nükleer silahın uluslararası barışa tehlike getirdiği düşünüyoruz. Özellikle Batı Asya bölgesinde bu bölgenin nükleer silahlardan arındırılmasının daha önce, İran tarafından önerilen bu teklifin gündemin ilk sıralarına taşınmasını ve İslam ülkelerinin bunu değerlendirmesini istiyoruz. Tek taraflı Ramazan ayının son Cuma Gününü Filistin halkının desteklenmesini ve İsrail’in işlediği suçlara yönelik bir gün olarak istiyoruz. Biz bu çerçevede birlikte hareket edebilirsek, birlikte faaliyet içinde olabilirsek, birlikte katkı da bulunabilirsek bölgeyi oluşturabiliriz. Gereksiz savaşlardan bölgemizi koruyabiliriz. Onlara karşı direnebiliriz. Engin ve hassas Ortadoğu’yu daha geniş anlamıyla bu bölgeyle özellikle dinlerin beşiği haline getirebilir ve bunu sürdürebiliriz” diye konuştu. 

 Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti Grup Toplantısı’nda önemli açıklamalarda bulundu.

Erdoğan’ın konuşmasından satır başları şöyle;

Cumhurbaşkanı adayları büyük ölçüde belli olmuş durumda. AK Parti ve MHP, Cumhur İttifakı’nın adayı olarak şahsımın başvurusunu yapmış bulunuyor. Ayrıca ittifak protokolü YSK’ya teslim edildi. Nitekim kimi partiler grup kararı veya imza toplamak suretiyle adaylarını cumhurbaşkanı adayı olarak gösterdiler. Ana muhalefet partisi hariç. Ana muhalefet partisi lideri kendisi aday olmaktansa başka bir ismi öne sürdü. Bir türlü Genel Başkan olarak seçilemeyen bir ismi önerdiler. Demek ki partisinin genel başkanlığını Cumhurbaşkanlığından üstün görüyor. Zaten Kılıçdaroğlu’nun takdim şekli, hareketleri bu konuya bakışını ortaya koyuyor. Bizim bakış açımızda cumhurun en üst temsil edecek kişi olması gerekiyor. En üst makamda temsil edecek bir kişinin de buna uygun birisi olması gerekiyor.

BU İŞİN SONU CHP’NİN TOPTAN SATIŞINA GİDER

CHP pek çok vasıf saymıştı. İsim açıklandığında bu adayda belirtilen vasıflarla pek ilişki kurabilen olmadı. Dün de 15 vekilini ağlata ağlata başka partiye göndermişlerdi. Dünyanın hiç bir yerinde siyaset mühendisliği hesapları için milletvekili ve seçmen pazarlama yoktur. Korkarım bu işin sonu CHP’nin toptan satışına kadar gider. 

Yaşadıkları geçimsizlik sebebiyle boşanmaya karar veren çift, devreye aile büyüklerinin girmesiyle barıştı. Bir süre sonra 6. Aile Mahkemesi’nde boşanma davası açan koca, kaynanasıyla görüşmek istememesine rağmen, eşinin sürekli baskısına maruz kaldığını iddia etti. Bunun üzerine “Asıl mağdur benim, kaynanamın evindeki işleri yapmak için bana şiddet uyguluyor’ diyen kadın da boşanmak için karşı dava açtı. Mahkemede ifade veren davacı-karşı davalı koca, “Eşimin ailesi, her şeye müdahale ediyor. Barıştıktan sonra kredi çekip bir ev aldık. Kredi ödemelerinde sorunu yaşadım. Karımdan çalışmasını isteyince tartıştık. Ailesi, bana hakaret ve küfür etti. Bir süre sonra da ayrıldık. Çocuğumun velayetinin tarafıma verilmesini talep ediyorum” dedi.

Şiddet uyguladı 

Mahkemede savunma yapan davalı-karşı davacı kadın ise; eşinin ailesinin evliliğe ilk evlendikleri günden itibaren müdahale ettiğini öne sürdü. Davacı kadın, “İşe girmem için baskı uyguladı. Kaynanamın ev işlerini yaptırmak için şiddet uyguladı. Sürekli fiziksel şiddete maruz kaldım. Eşim bana, hakaret ve küfürler etti. Eşimin boşanma davasının reddine, karşı davamın kabulü ile boşanmamıza karar verilmesini, velayetin tarafıma verilerek 50 bin TL maddi tazminata, 50 bin TL manevi tazminata, 500 TL tedbir ve yoksulluk nafakası ile müşterek çocuk için 500 TL tedbir ve iştirak nafakası talep ediyorum.” diye konuştu. Mahkeme, eşine, “ya çalışacak, ya çalışacak, bunun alternatifi yok, ya defolup gitsin, ya çalışsın, geri zekalı kızınızı alın götürün, ben köle miyim, ben çalışacağım da o yatacak mı?” diyen kocayı haksız buldu. Davacı-karşı davalı erkekten kaynaklanan kusurlu hareketler nedeniyle evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı gerekçesiyle davalı-karşı davacı kadının davasının kabulü ile tarafların boşanmalarına hükmetti. Davacı-karşı davalı erkeğin davasının reddine karar veren mahkeme, çalışması konusunda kadına baskı yapan kocanın 5 bin TL maddi, 3 bin TL manevi tazminata hükmetti. Mahkeme, velayetini anneye verdiği çocuğa ise 300 TL iştirak nafakası ödenmesine karar verdi. Her iki taraf avukatı temyiz edince devreye Yargıtay 2. Hukuk Dairesi girdi. 

Emsal oldu 

Mahkeme kararını oy çokluğu ile bozan Daire, kaynananın işlerini yapmaya ve çalışmaya zorlandığını öne süren kadını haklı bulup, davacı-davalı kocanın tüm temyiz itirazlarını reddetti. Tarafların tespit edilen ekonomik ve sosyal durumları, boşanmaya yol açan olaylardaki kusur dereceleri, paranın alım gücü, kişilik haklarına yapılan saldırı ile ihlâl edilen mevcut ve beklenen menfaat dikkate alındığında kadın yararına takdir edilen maddi ve manevi tazminatın az olduğuna hükmetti. Bozma kararından sonra davayı yeniden gören 6. Aile Mahkemesi, ilk kararında direndi. Direnme kararı davalı karşı davacı kadın tarafından temyiz edilince devreye Yargıtay Hukuk Genel Kurulu girdi. Emsal nitelikteki Kurul kararında, “Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen özel daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. Mahkeme kararının bozulmasına oy birliği ile karar verilmiştir.” ifadeleri yer aldı.  

ABD Başkanı Donald Trump’ın Türkiye’den iadesini istediği ve terör örgütleri FETÖ ve PKK adına suç işlediği iddiasıyla hakkında 35 yıl hapis cezası istemiyle dava açılan ABD uyruklu papaz Andrew Craig Brunson’un yargılandığı davanın görülmesine öğleden sonra tanıkların dinlenmesi ile devam edildi. Tanık olarak dinlenen başka bir suçtan hükümlü Ali D., devamlı FETÖ’nün İzmir sorumlusu olan ve şuan firari olan Oğuzhan Türkkan’ın yanında olduğunu söyleyerek, “Türkkan ile Brunson birlikte baş başa görüştü. Normalde Oğuzhan Türkkan beni hiç yanından ayırmazdı. FETÖ’de en çok Ege Bölge Sorumlusu Bekir Baz bilinirdi. Daha sonra İzmir sorumlusu Oğuzhan Türkkan ve arkada görünmeyen ama yetkili olan Emrah Karagöz vardı. FETÖ’cü Emrah Karagöz yurt dışına kaçan ilk kişilerden. Brunson ile Karagöz’ün Gaziantep’te bir otelde buluştuğunu gördüm. FETÖ’ye en sadakati olan üyeler dinci olmayanlardı. Ancak sadakati sağlam olarak bildiklerim ilk kaçanlar oldu” ifadelerini kullandı.

Tanık Ali D., FETÖ’nün İzmir il sorumlusu Oğuzhan Türkkan’ın parayı finanse eden kişi olduğunu iddia ederek, “Brunson, Suriye’den gelen sığınmacılara maddi destek sağlıyordu. Parayı da bizzat Brunson’a, Türkkan veriyordu. Araya başkasını sokmazdı. ‘Onların da Müslümanlara faydası oluyor’ diye yardım yapılıyordu. Brunson, Enver Müslim ve Suruç Kaymakamı gizli bir şekilde görüştü. Müslim, örgüt içerisinde herkese söz geçiren biriydi. Suruç’ta büyük bir olayın gerçekleşeceği yönünde ihbarlar vardı. Suruç’ta söz sahibi olan birilerinin bunu engelleyeceği söyleniyordu” dedi.
Sanık Andrew Brunson ise, tanık Ali D.’yi tanımadığını belirterek, FETÖ mensupları Türkkan, Karagöz ve Baz ile görüşmediğini, Türkkan’dan para almadığını ileri sürdü.
Brunson’un FETÖ’nün sözde Ege imamı Bekir Baz ile bir kafeteryada görüştüklerini, bunları da sonradan emniyette teşhis ettiğini belirten tanık Güven D. ise, “Tuncelili olan 25 vatandaşın kilisede vaftiz olmalarının ardından yurt dışına gönderildiğini herkes biliyordu. Ayrıca kilisede terör örgütü PKK’nın renklerini simgeleyen sarı, kırmızı ve yeşil renklerini taşıyan, üzerinde ‘Kürdistan’ yazılı ve yıldız olan tişört giyen arkadaşları gördüm. Böyle bir manzarayı Brunson’a sorduğumda, ‘Olması gereken bir şey’ şeklinde cevap aldım” dedi.
Brunson ise Güven D.’nin suçlamalarını reddetti.

Tanıktan “Brunson PKK yandaşlarını destekliyordu” iddiası
Yaklaşık 7 yıl önce Andrew Craig Brunson ile tanıştığını belirten tanıklardan Eyüp Ç., “Kilisede Kürt kökenli PKK yandaşlarına ayrıcalık vardı. Kilisede toplanan paralar, yardım amaçlı Doğu ve Güneydoğu’ya gönderilirdi ancak nasıl kullanılırdı bilmiyorum. Andrew’in desteklediği bazı misyonerlerin PKK’yı savunduğunu biliyorum. Son zamanlarda kilisede PKK yandaşı açıklamalar yapılıyordu. Türk-Kürt çatışması vardı. Andrew bundan rahatsız değildi tam tersine PKK yandaşlarını destekliyordu. Andrew ilk tanıştığım zamanlar ırk eşitliğinden yanaydı ama son zamanlardaki hali tam tersiydi” ifadelerini kullandı.

“Kilise adeta PKK’nın kampı gibiydi” iddiası
Kilisede Kürt kökenli PKK terör örgütü yandaşlarının lider konuma geldiğini belirten tanık Eyüp Ç., “Kilisede Türkler aşağılanıyordu. Ben bu durumu Brunson’a anlattım. Brunson bunu ifade özgürlüğü olarak değerlendirdi. Ayrıca kilisede Kürtlere ayrı bir grup yapılmıştı. Burada PKK sempatizanları PKK’yı övücü konuşmalar yapmış. Suriye’den gelen mülteci olan ve PKK sempatizanı olmayan Kürtler, bu durumdan rahatsız olup bu gruptan ayrıldılar. Kilisede PKK’yı destekler bayraklar vardı, adeta kilise PKK’nın kampı gibiydi” dedi.
Eyüp Ç.’nin iddialarının ardından ifade veren Andrew Brunson, PKK’nın bir terör örgütü olduğunu belirterek, “Türkiye’ye karşı terör yapanları desteklemedim. Hangi Kürt grup olursa olsun PKK’yı destekleyeni desteklemedim. PKK sempatizanı olsaydık, o kadar Türk kilisemizde kalmazdı. PKK bir terör örgütüdür. Kilisede bunun desteklenmesine izin vermedim” dedi.

Brunson’un tutukluluğunun devamına karar verildi
Savcı verdiği mütalaasında, sanık Andrew Craig Brunson’un tutukluluk halinin devamını talep etti. Andrew Brunson, savcının tutukluluk talep etmesinin ardından arkada seyirci olarak kendisini izleyen eşi Norine Brunson’a dönüp gözyaşı döktü. Sanık Brunson son söz olarak, “Evime dönmek istiyorum” dedi.
Sanık avukatı, müvekkilinin aleyhinde olan hususları kabul etmediğini belirterek tahliyesini talep etti. Mahkeme heyeti, sanık Andrew Craig Brunson’un tutukluğunun devamına karar vererek, duruşmayı 18 Temmuz’a erteledi. 

ABD’li papaz Brunson’un avukatından açıklama

İzmir’de FETÖ ve PKK adına suç işlediği ve casusluk yaptığı gerekçesiyle 35 yıl hapis cezası istemiyle yargılanan ABD’li papaz Andrew Brunson’un avukatı İsmail Cem Halavurt, dava dosyasının önünün açılması gerektiğini ve tahliye taleplerine devam edeceklerini söyledi. 
İzmir’de FETÖ ve PKK adına suç işlediği ve casusluk yaptığı gerekçesiyle yargılanan ABD’li papaz Andrew Brunson’un avukatı İsmail Cem Halavurt, duruşma çıkışı yaptığı açıklamada sundukları delillerle casusluk faaliyetinin tamamen çökmüş durumda olduğunu savundu. Avukat Halavurt, “FETÖ ile PKK ile bağlantı iddiası sadece gizli tanıklardan geliyor. Bu gizli ve açık tanıklar cemaatle problem yaşamış, intikamlarını bu dava üzerinden almaya çalışan tanıklar. Tamamen hukuksuz tutuklama söz konusu, biz müvekkilimizin tahliye olacağına inanıyoruz. Bu arada tutukluluğu bayağı uzadı, ciddi bir hak ihlali var. Biz yine tahliye taleplerimizi yineleyeceğiz, delillerimizi sunmaya devam edeceğiz” dedi. 
Mahkemeye sundukları 10 tanıktan 7’sinin şüpheli durumda olması sebebiyle reddedildiğinin hatırlatılması üzerine avukat Halavurt, “Bize göre CMK’da bunların dinlenmesini yasaklayan bir hüküm yok. Savcılığın bunları şüpheli olarak nitelendirmesi bizi ve mahkemeyi bağlamaz. Savcılık zaten önüne geleni, bizim tanıklardan çoğunu araştırmaksızın şüpheli konumuna koymuş. Ayrıca şunu da belirtmek lazım; savcının artık gelinen aşamada bir yol alması ve bu dosyanın önünü açması gerekir. Bugün yaptığımız taleplerde yine savcılık soruşturmasında değerlendirildiği söylendi. Evet değerlendiriliyor ama daha ne kadar değerlendirilecek, müvekkilimin tutukluluğu söz konusu” ifadelerini kullandı. 
Andrew Brunson’un psikolojisi ve sağlığının çok iyi olmadığını söyleyen Halavurt, “Uzun süredir cezaevinde yatıyor. Gelen aşamada tahliye talebinin de gerçekleşmemesi onun psikolojisini iyice bozdu” diye konuştu. 
 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Özbekistan ve Güney Kore ziyaretleri öncesinde Atatürk Havalimanı’nda düzenlediği basın toplantısında gazetecilerin sorularını yanıtladı.

“Sayın Gül kendi değerlendirmelerini yaptılar” 

11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün aday olmayacağı açıklamasına ilişkin yorumu sorulan Erdoğan, “Ben bu konu ile ilgili hiçbir değerlendirme yapmayacağım. Sayın Gül kendi değerlendirmelerini yaptılar. Seçim meydanı herkese açıktır. Seçim meydanı bu noktada temenni ederiz ki her siyasi parti adayını belirler. Ona göre de bizler kampanyamızı çok daha değerli kılacak adımları atarız” diye konuştu.

“Hamdolsun anketlerde ‘Cumhur İttifakı’ açık ara önde” 

Erdoğan, 24 Haziran seçimleri öncesinde anketlerden çıkan rakamlara ilişkin ise, “Şu anda benim anketlere dayalı olarak ne paylaşır dersek hamdolsun anketler ‘Cumhur İttifakı’nın açık ara önde olduğunu gösteriyor. Rakamsal bir şey bizden beklerseniz bunu vermeyeceğim. Onu zaten sizler yayın grubu olarak yapıyorsunuz, bunu görüyorsunuz. Açık ara Cumhur İttifakı hamdolsun gayet güzel bir yerde” ifadelerini kullandı.

“Bedelli askerlik hükümetimizin gündeminde değil” 

Gazetecilerin soruları üzerine bedelli askerliğin hükümetin gündeminde olmadığının altını çizen Erdoğan, “Bedelli askerlik şu anda hükümetimizin gündeminde değil. Hele hele bir tarafta Afrin, bir tarafta Fırat Kalkanı harekatı olduğu bir dönemde bunu gündemimize almak şehitlerimize, gazilerimize karşı bir saygısızlık olur. Bu işlerin istismarını yapanlar da olur. İnşallah başkanlık sistemine geçiş hallolduktan sonra bunlar tekrar masaya yatırılır. Ona göre atılması gereken bir adım varsa atılır. Şu anda böyle bir şey söz konusu değil” dedi.

“Aziz Sancar hocamızın böyle bir derdi yok” 

Cumhurbaşkanı Erdoğan, İstanbul Üniversitesi’nin bölünmesi ile ilgili tartışmaların hatırlatılması ve kendisi de Cerrahpaşa Tıp Fakültesi mezunu olan Nobel ödüllü bilim adamı Aziz Sancar ile yaptığı görüşmede bu konunun gündeme gelip gelmediğinin sorulması üzerine şunları söyledi:
“Aziz Sancar hocamızın böyle bir derdi yok. Bunların hepsinde istismar var. İstanbul Üniversitesi niye ikiye bölünüyor? Bunun üzerinde durmamız lazım. Biz bir karar aldık. Dedik ki öğrenci sayısı itibariyle nitelik, nicelik bunu yakalamamız lazım. İstanbul Üniversitesinin öğrenci sayısı 105 bine ulaşmış durumda. Burada bir kalite olamıyor, düşüyor kalite. İstanbul Üniversitesi bir marka, tarihi itibariyle eski bir üniversite. Tarihi itibariyle eski bir üniversite olması demek burada öğrenci sayısının azaltılmasına engel var demek değildir. Biz İstanbul Üniversitesi markasını ortadan kaldırıyor muyuz? Hayır böyle bir şey de yok. Bazıları soruyor. Koskoca profesör soruyor. Sonra da ‘Ben öyle olduğunu bilmiyordum’ diyor.”

“Dert yine ideoloji” 

İstanbul Üniversitesi’nin ikiye ayrıldıktan sonra da kendi ismini muhafaza edeceğini vurgulayan Erdoğan, “Önce bir İbni Sina ifadesi söz konusu oldu. İbni Sina ismini kaldıralım dedik. Bir tarafta İstanbul Üniversitesi, öbür tarafta İstanbul Cerrahpaşa Üniversitesi şeklinde oluyor. Bu 500 yıllık maziye sahip olan isim korunuyor. Ortalama 50 bin öğrenci birinde, 50 bin bir tanesinde kalıyor. Bunlar da adrese teslim değil. Onu da bilelim. Diyorlar ki Cerrahpaşa diye bir şey yoktu. Ben kendimi bildim bileli Cerrahpaşa var. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa olarak ayrılmıyor, İstanbul Cerrahpaşa Üniversitesi diyoruz. Altında fakültelere baktığınız zaman hemen hemen birçok fakülte her iki üniversitede de olacak. Bu fakültelerin de her iki üniversitede aynı olması diye bir şey de yok. Bir tarafta iktisat fakültesi kalmıştı, 15 bin civarında öğrencisi var. Onu hemen diğer tarafa kaydırarak rakamı dengeleyelim dedik. İşletme bir tarafta kalmıştı, arada da dengeyi koruyalım dedik. Ortalama 50 bin civarında bir rakamla bunu sağlamış olduk. Dert yine ideoloji. Kusuru bakmasın bizim camia şu camia diye bir şey yok. Her şeyde ideolojik yaklaşımdan uzak dürüst olacağız. Biz nitelik mi arayacağız, yoksa nicelik bir arayacağız. Burada öğrenci sayısı itibariyle kaliteyi arttıracak bir adımı atalım diyoruz. Kaldı ki İstanbul Üniversitesi’ne Hasdal tarafından 700 dönüm arazi tahsis ettik. Orada da İstanbul Üniversitesi Külliyesi olacak. Oraya taşındığı zaman zaten çok daha farklı bir konuma ulaşacak” şeklinde konuştu.

“Çapa İstanbul Üniversitesi’nin belki merkezde bir irtibat bölümü olacak” 

Çapa Tıp Fakültesi’nin geleceği konusunda değerlendirmelerde bulunan Erdoğan, “Önce bir Çapa’yı da düşündük ama zaten deprem riski sebebiyle birçok binasının yıkılması gerekiyor. Orası yıkılacak ve orası belki İstanbul Üniversitesinin merkezde bir irtibat bölümü olacak. Orada tarihi tescilli binalardan bazıları kalacak. Zaten Beyazıt’taki bina tartışılmaz. Bütün bunlar üzerinde YÖK çalışmalarını sürdürecek” açıklamalarında bulundu.

Ankara Gazi Üniversitesi ile ilgili de aynı spekülasyonların yapıldığını söyleyen Erdoğan, “Aynı uygulama neyse orada da onu yapacağız. Üniversite sayısı sadece iki değil. Ama ikisinde maalesef bir tezgah gidiyor. Biz 20’ye yakın üniversitenin bu şekilde değişimini yapıyoruz. Kimisinde öğrenci sayısı 80-90 bine ulaşmış. Buralarda halkın bizden talepleri var. Talepler üzerine bu adım atıldı. Bu salt hükümetin almış olduğu bir karar değil. Daha önce de bu konuda attığımız adımlar var. Konya Selçuk Üniversitesi’ni ikiye böldük. Hiç böyle bir ses çıkmadı. Olmaz diye bir şey yok. Kayseri’den talep var. Orada da gelen bir şey yok olumsuz bir yaklaşım. Hep ideolojik yaklaşımlar” diye konuştu.  

Serdal Altıntepe – Tuncer Cengiz
 

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, 27. Dönem Milletvekilli aday adaylık başvuru sürecinin gerçekleştiği alana gelerek son durum ile ilgili bilgi aldı. Genel Başkan Bahçeli burada gazetecilerinde sorularını cevapladı. Bahçeli, “Maşallah Cumhur İttifakı hızlı girdi. Bizim adayımız net ve belli. Çalışmaya devam ediyoruz. Seçim takvimine uygun gün ve saatte adaylık başvurusu da yapılacak” ifadelerini kullandı.

“Abdullah Gül’ün Başbakan’a uyması lazım diye düşünüyorum”

Bahçeli, Başbakan Binali Yıldırım’ın Abdullah Gül’ün adaylığı ile ilgili söylediği sözlere ilişkin, “Sayın Başbakan tecrübeli bir siyasetçi. Aynı camianın içerisindeki insanlar birbirlerini çok iyi tanırlar. Önemli bir ikazda bulunmuş. Abdullah Gül’ün Başbakana uyması lazım diye düşünüyorum” diye konuştu.

“Eskiden ayrılar mıydı?”

“CHP’nin HDP’ye yakınlaşmasını nasıl yorumlarsınız?” sorusuna ise Bahçeli, “Eskiden ayrılar mıydı? Onların birbirleriyle ilişkileri çok eskiye dayanıyor. Zaman zaman birbirlerine destek veriyorlar. Herhalde öyle bir süreci tekrar yaşamak istiyorlar” cevabını verdi.

“Bizim adayımız net”

Ayrıca MHP Lideri Bahçeli, “CHP VE HDP ortak aday çıkarır mı” sorusunu “Onu bilmiyorum. Bizim adayımız net” diye cevapladı.  

Seyid Fatih Poyraz – Emre Yüzügüldü
 

Ataşehir’de düzenlenen uyuşturucu operasyonunda tutuklanan Muhteşem Yüzyıl adlı dizide ‘Behram Paşa’ karakteriyle tanınan Adnan Koç ve kardeşleri Ahmet Koç ile Mehmet Hayri Koç’un da aralarında bulunduğu 5 şüpheli hakkında yürütülen soruşturma tamamlandı. Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianamede, 6 polis memuru müşteki olarak yer alırken, 15 Mart 2018 tarihinde polis ekiplerinin takibindeki Sinan B.’den şüpheli Adnan Koç’un uyuşturucu madde satın aldığı ve Ataşehir’de bir kafeye girdiği anlatıldı.

ÜST ARAMASINDA UYUŞTURUCU MADDE ELE GEÇİRİLDİ 

Müşteki 4 polisin kafeye girdikleri, şüpheliler Adnan Koç, Ahmet Koç ve Mehmet Hayri Koç’a kimliklerini göstererek kendilerini tanıttıklarının belirtildiği iddianamede, şüpheli Adnan Koç’un üst aramasında 4 adet şeffaf poşete sarılı satışa hazır halde 2 gram Kokain bulunduğu, şüpheli Ahmet Koç’un üst aramasında ise 1 adet alüminyum folyoya sarılı olarak satışa hazır halde 0.4 gram gelen metamfematin maddesi bulunduğu kaydedildi.

POLİSE DİRENİP HAKARET ETTİLER 

Şüphelilerin polis merkezine götürülmek üzere kafeden çıkarıldıklarının anlatıldığı iddianamede, müşteki polis memurlarının şüpheli Adnan Koç’u polis otosuna bindirdikten sonra şüpheliler Ahmet ve Mehmet Hayri’nin kargaşa çıkardıkları, yakalanan şüphelinin kaçmasına imkan sağlamak adına müşteki polislere mukavemet ederek, “Biz sizin polis olduğunuza inanmıyoruz, polis olsanız da fark etmez. Biz kimseye adam vermeyiz buradan” dedikleri ve bağırıp hakaret ettikleri belirtildi.

POLİS MEMURLARINI DARP ETTİLER 

İddianamede şüpheli Mehmet Hayri Koç’un müşteki polis memuru S.İ.’nin kimliğini el çabukluğu ile çekip aldığı, şüphelilerin müşteki polislerin müdahale etmek için peşinden gittikleri belirtilerek, şüpheliler Adnan Koç ve Ahmet Koç’un yalnız kalan müşteki polis memuru S.İ.’yi darp ettikleri ve şüphelilerin polis memuru M.K.’ya saldırmak için hareket ettikleri anlatıldı.

SİLAHLARINA EL KOYDULAR 

Müşteki polis memuru M.K.’nın şüphelilerin dur ihtarına uymaması üzerine silahını çıkararak havaya kontrollü şekilde 2 el ateş ettiği, şüphelilerin ise uyarı ateşine aldırış etmediklerinin belirtildiği iddianame, şüpheliler Ahmet Koç ve Mehmet Hayri Koç’un polis memuru M.K.’nın üzerine doğru koşarak tekme ve yumruk atıp darp ettikleri ve silahını aldıkları belirtildi.
İddianamede, şüpheliler Ahmet Koç ve Mehmet Hayri Koç’un, diğer müşteki polisler S.İ. ve E.H.’nin yanına koşarak gittikleri sırada yerde yatan polis M.K’nın 155’i arayarak destek istediği anlatılarak, şüpheli Ahmet Koç’un, silahla dolduruş yapma hamlesinde bulunduğu ve müşteki S.İ.’nin kafasına silah kabzası ile vurduğu kaydedildi.
Şüpheli Ahmet Koç’un silahla ateş ederek müştekiler S.İ. ve E.H.’yi öldürmeye teşebbüs ettiğinin belirtildiği iddinamede, şüpheliler Adnan Koç ve Ahmet Koç’un silahı müşteki polisler S.İ. ve E.H.’nin kafasına doğrultarak olay yerine gelen müşteki polis Z.M.’yi tehdit ettiği vurgulandı.
İddianamede, şüpheli Ahmet Koç’un polis memuru Z.M.’nin vücudunun üst kısmını hedef alarak ateş ettiği, ancak silahın ateş almadığı anlatılırken, müşteki Z.M.’nin arkadaşlarının can güvenliğini düşündüğü için silahını şüphelilere doğrultmadığı, şüpheliler Ahmet ve Mehmet Hayri Koç’un Z.M.’yi yere yatırarak darp ettikleri, silahı ensesine dayayarak zorla beklettikleri kaydedildi.
İddianamede, olay yerine giden Ataşehir İlçe Emniyet Müdürlüğü ekiplerinin olaya müdahale ettiği anlatılırken, polis merkezinin önüne giden diğer şüpheliler Şeyhmus Koç ve Mehmet Pınarbaşı’nın yüksek sesle küfür ederek kargaşa çıkarmaya çalıştıkları, müştekiler Z.H., S.B.’yi yaraladıklarının belirtildi.
Şüpheli Mehmet Koç’un rehberinde kayıtlı bir numaraya, “Milleti İçerenköy karakolunun önünde topla, polisle birbirimize girdik” şeklinde mesaj attığı vurgulandı.

ADNAN KOÇ VE KARDEŞLERİ HAKKINDA 90 YILA KADAR HAPİS İSTEMİ 

İddianamede, şüpheliler tutuklu şüpheliler Adnan Koç, Ahmet Koç ve Mehmet Hayri Koç’un, “kasten öldürmeye teşebbüs”, “zincirleme olarak görevinden dolayı kamu görevlisine alenen hakaret”, “zincirleme şekilde kamu görevlisinin görevini yaptırmamak için direnme”, “zincirleme olarak kamu görevlisini birden fazla kişi ile silahla hürriyetinden yoksun kılma” ve “ruhsatsız silah bulundurma” suçlarından 45 yıl 3 ay 15 günden 90 yıl 7 ay 15 güne kadar hapis cezasına çarptırılması istendi.
Diğer şüpheliler Şeyhmus Koç ve Mehmet Pınarbaşı hakkında ise, “kasten yaralama”, “zincirleme olarak görevinden dolayı kamu görevlisine alenen hakaret”, “zincirleme şekilde kamu görevlisinin görevini yaptırmamak için direnme”, “cebir ve tehditle birden fazla kişinin kaçmasına imkan sağlama” suçlarından 5 yıldan 24 yıl 1 aya kadar hapisle cezalandırılması talep edildi.

OLAYIN GEÇMİŞİ 

İstanbul Emniyet Müdürlüğü Narkotik Suçlarla Mücadele Şube ekipleri, 15 Mart 2018 tarihinde düzenledikleri uyuşturucu operasyonuyla Muhteşem Yüzyıl adlı televizyon dizisinde oynadığı ’Behram Paşa’ karakteriyle tanınan Adnan Koç ve kardeşleri Ahmet Koç ve Mehmet Hayri Koç ile Mehmet Pınarbaşı ve Şeyhmus Koç gözaltına almıştı.
Şüpheliler Adnan Koç, kardeşleri Ahmet Koç, Mehmet Hayri Koç, Şeyhmus Koç ve Mehmet Pınarbaşı, savcılık sorgularının ardından “uyuşturucu ticareti” suçundan serbest bırakılmıştı.
Adnan Koç ve kardeşleri Mehmet Hayri Koç ile Ahmet Koç ise, “birden fazla kişi tarafından birlikte yağma”, “gece vakti yağma”, “görevi yaptırmamak için direnme” ve “kişiyi hürriyetinden yoksun kılma” suçlarından tutuklanarak cezaevine gönderilmişti.
(Gamze Erdemir /İHA) 

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Jülide Sarıeroğlu, Antalya’nın turizm bölgesi Belek’te Özel Hastaneler ve Sağlık Kuruluşları Derneği (OHSAD) tarafından düzenlenen ‘9. Sağlıkta Ortak Çözüm Toplantısı’na katıldı. Toplantıda göreve geldiklerinden itibaren Bakanlık olarak çok paydaşı olan bir kuruluş olduklarını dile getiren Sarıeroğlu, “Gerek işçi sendikalarımız, işveren konfederasyonlarımız, meslek kuruluşlarımız, daha geçen hafta Eczacılar Birliği ile bir anlaşma yaptık tekrardan. Şansıma da bu dönem bütün sözleşmelerin, anlaşmaların yenilendiği bir dönem oldu. Biliyorsunuz çalışma ekonomisi deyim, ilk göreve geldiğimiz andan itibaren çalışma hayatı, istihdam, işsizlik, sosyal politikalar konusu zaten uzmanlık alanımız olduğu için bunlarla ilgili yoğun bir mesai harcadık.

Bana yabancı olan bir alandı sağlık alanı, çok ders çalıştık. Yaklaşık 9 aydır en çok üzerinde arkadaşlarımızla birlikte çalıştığımız ve farkındaysanız arka arkaya da sık aralıkla da özellikle ilaçlarla ilgili uygulamalarımızla ilgili sağlık uygulama tebliğlerini de yayımlıyoruz. Bunlar çok ders çalışmamızın ürünleri. Üzerinde çalıştığımız bir ders daha vardı. İnşallah bitirme konusunda kararlıyız. Bizler biliyoruz şu anda sektörün en önemli gündem maddelerinden birisi sağlığın finansmanı. Bu konuyla ilgili bizlerin de çok kafa yorduğunu, bu konuyla ilgili sizlere destek olma amaçlı yolunuzu daha da açma amaçlı olarak sadece özel sektör değil, üniversite hastanelerimizle ilgili de bir çalışma dönemindeydik. Yine Sağlık Bakanlığımızın kuruluşlarıyla alakalı orada da nitelikli işlerin daha da artırılması anlamında bakanlığımızla birlikte yoğun bir çalışma içindeyiz” dedi.

Sağlık Uygulama Tebliği (SUT) ile ilgili güçlü bir hazırlık yaptıklarını dile getiren Bakan Sarıeroğlu, “Öncelikli olarak fiyat farkı alınmayan hizmetler şeklinde bir vurgu yapıldı. Bizde bunu önceleyerek 2007 yılından itibaren yeni bir dönem aslında hem SGK, hem de hizmet sağlayanlarla alakalı olarak başladı. 2007 yılından itibaren ara dönemlerde bazı güncellemeler olmuş ama kısıtlı sayıda, bildiğim kadarıyla 175 tane konuda, ki bunun o oldukça yüksek bir oranı yine 2017, 2018 döneminde oldu. Bir fiyatlarda değişiklik olmuş. Bu talebi, OHSAD’la kaç defa bir araya geldik. Yine üniversite hastaneleriyle bir araya geldiğimiz zaman bize en çok gündeme getirilen konu olduğu için en çok üzerinde yoğunlaşarak çalıştığımız alan. Biz çalışmamızı SGK olarak bitirdik. Bunu ifade edeyim. Yaklaşık da 2 ay oldu. 2 ay önce Sağlık Ekonomi Koordinasyon Kurumunda sunumumuzu da gerçekleştirdik. Birlikte çalıştığımız bakanlıklarımızın, bürokratlarımızın bazı görüş ve önerileri oldu. Bu bağlamda bir çalışma grubu oluşturduk. Şu an bu çalışma grubumuz da çalışmalarını herhalde belli bir aşamaya getirdi. İnşallah sonuçlandırmak için elimizden gelen gayreti ortaya koyacağız” diye konuştu

“Sürecin hayırlı olmasını temenni ediyoruz”

Sağlık politikalarında 2023 vizyonu başlığının ne kadar güçlü paydaşlar olduklarını ortaya koyduğunu söyleyen Bakan Sarıeroğlu, “Bundan dolayı da memnuniyetimi dile getirmek istiyoruz. Özellikle her şeyin başı sağlık diyen bir toplumun mensuplarıyız. Bu bağlamda AK Parti olarak iktidara geldiğimizde de her şeyin başı sağlık dedik ve en büyük reformlarımızı sağlıkta attığımız adımlarla başlattık. Belki 2000’li yılların başında hayal dahi edemeyeceğimiz, gerek SGK’nın aktüeryal dengesi açısından sağlık hizmetleriyle alakalı ortaya koymuş olduğu bakış açısı açısından gerek hastanelerimiz özel sektörümüz açısından gerçekten önemli bir aşamaya geldik. Burada tabi OHSAD’ın da önemli bir katkısı var. Önemli bir paydaşımız. Hem SGK hem de bakanlığımızla ki bugüne kadar hep bakanlarımız gelmiş. Ben de bu geleneği bozmak istemedim doğrusu. O yüzden de bugün buraya katılma konusunda büyük bir gayret sarf ettik. Önemli bir paydaş olarak güçlü şekilde istişarelerle ortak akla ulaşma konusunda ortaya konulan diyalogla gerçekten önemli bir yol arkadaşlığı gerçekleştirdiğimiz bir derneğimiz. Bu alanda ben yapıcı bakış açıları çözüm odaklı ortaya koymuş oldukları görüşler nedeniyle de OHSAD yönetimine teşekkür etmek istiyorum. Yoğun bir gündemden geçtiğimizi ifade ettik. Bu anlamda 24 Haziran olarak verdiğimiz karar, biraz iktidarımızın dışında gerçekleşen bir durum söz konusu. Bu anlamda bu sürecin hayırlı olmasını temenni ediyoruz” şeklinde konuştu.

“81 milyon vatandaşın huzurunun, refahının daha güçlü şekilde temin edileceğine inanıyoruz”
Ülkenin yeni bir hükümet sistemine geçmesiyle birlikte kalkınmasının, gelişmesinin 81 milyon vatandaşın huzurunun, refahının daha güçlü şekilde temin edileceğine inandıklarını dile getiren Bakan Sarıeroğlu, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Bu anlamda az bir zamanımız var. Bu sürede aslında pozitif etki yapacağını da, gerek uluslararası arenada yaşanan gelişmeler, gerek bölgemizde yaşanan gelişmeler gerçekten hızlı bir süreci yürütmemiz gerektiğini ortaya koyuyor. İnşallah hayırla, huzur içerisinde, barış içerisinde, inşallah demokratik olacağına inanıyoruz. Bu konuda ortaya konulan çabalar kamuoyu tarafından da biliniyor. Hayırla sonuçlanacak. 24 Haziran’dan sonra da güçlü şekilde Türkiye’nin yoluna devam etmesi konusunda da çabalarımızı, gayretlerimizi ortaya koyarız.”

AK Parti olarak her şeyin başı sağlık diyerek yollarına başladıklarını söyleyen Bakan Sarıeroğlu, “Bu alanda çok önemli adımlar attık. Özellikle sağlığa erişim, ulaşılabilirlik konusunda tüm dünya ülkelerinin ve kapsam konusunda örnek aldığı sistemi inşa etmiş durumdayız. İnşallah önümüzdeki dönemde reformlarımız yatırımlarımız, bu alana yönelik ortaya koyacağımız yeni yaklaşımla daha da iyi seviyelere getirmek için gayretlerimizi sürdüreceğiz” dedi.

“Hastanelerdeki yatak sayısı 2002’den bu yana iki katına çıkmış durumda”

Hastanelerdeki yatak sayısını 2002’den bu yana iki katına çıkardıklarının altını çizen Bakan Jülide Sarıeroğlu, “Şu anda 227 bin yatak kapasitene sahibiz. Nitelikli yatak sayısında 19 binden 127 bine çıkarmış durumdayız. Tabii bunun yanında teknolojik gelişmelerle alakalı olarak çok hızlı bir takip içerisindeyiz. Hastanelerimizin içini bu anlamda güçlendiriyoruz. MR cihazı sayıları, ambulans sayılarımız istasyonlarımızın sayıları da geçmişle kıyaslanamayacak onlarca kat daha fazla seviyelere gelmiş durumda. Yine sosyal güvenlik anlamında da sağlıkla birlikte çok ciddi dönüşüm yaşadık” diye konuştu.

“7,5 milyon vatandaşımızın GSS primini devlet olarak biz karşılıyoruz”

Bugün dünyada örnek gösterilen Genel Sağlık Sigortası (GSS) uygulamasını hayata geçirdiklerini söyleyen Bakan Sarıeroğlu, “Dünyanın hiçbir yerinde örneği yok vatandaşlarının tamamına şemsiyesi altında sağlık güvencesini sağlayan bir sosyal sigorta sistemi. 7,5 milyon vatandaşımızın GSS primini devlet olarak biz karşılıyoruz. Diğer taraftan 61 TL gibi bir oranla tüm sağlık hizmetlerinden vatandaşlarımızın yararlanabilmesiyle yine hiçbir dünya ülkesinde olmayan bir uygulamayı hayata geçirmiş durumdayız. Bunlarla ilgili yine talepler alıyoruz, bunları da önümüzdeki dönem tekrardan düzenleyeceğiz. Bugün bin 441 özel sağlık hizmeti sunusuyla sözleşmemiz var. Toplamda 2 bin 400 sağlık hizmet sunucusuyla işlemlerimizi gerçekleştiriyoruz. 24 saat kesintisiz sağlık hizmeti vatandaşlarımıza veriyoruz” şeklinde konuştu.

“Günlük provizyon sayısı 2,5 milyona ulaşmış durumda”

Günlük provizyon sayısının 2,5 milyona ulaştığını belirten Sarıeroğlu, “Bu neredeyse bir ülke nüfusuna eşdeğer. Biz Türkiye olarak günde 2,5 milyon vatandaşımızın hastanelerdeki provizyon rakamına ulaşmış durumdayız. Yine eczanelerimizde reçete sayısı 1,8 milyona ulaşmış durumda. Bu Türkiye’nin aslında ne kadar büyüdüğünün kalkındığının geliştiğinin de temel göstergesi” dedi.  

MHP Genel Başkanı Bahçeli, Kızılcahamam’da gerçekleştirilen “Merkez Yönetim Kurulu Üyeleri-Milletvekilleri-İl Başkanları Müşterek Toplantısı” sonrasında basın açıklaması yaptı. Türkiye’nin içte ve dışta karşı karşıya olduğu yüksek risk ve tehditlerin yeni bir siyasi durum değerlendirmesini, yeniden çizilecek bir yol haritasını adeta zaruri hale getirdiğine dikkat çeken Bahçeli, normal tarihi 3 Kasım 2019 olan milletvekili ve cumhurbaşkanı seçimlerinin erkene alınmasına yönelik çağrı ve teklifinin kabul gördüğünü anımsattı.

Türkiye’nin 24 Haziran’da sandığa gideceğini dile getiren Bahçeli, “Artık söz ve karar aziz milletimizindir. Milliyetçi Hareket Partisi Cumhur İttifakı çatısı altında seçime girecektir. Partimiz Milletvekili Genel Seçiminde siyasi hükmü şahsiyetini muhafaza edip kendi aday listelerini Cumhur İttifakı kapsamında milletimizin onay ve takdirine sunarken, Cumhurbaşkanı adayı olarak da Recep Tayyip Erdoğan’ı destekleyecektir. Cumhur İttifakı, Türkiye Cumhuriyeti’nin beka ve birliğini yüksek bir sadakat ve yürekli bir mücadele ruhuyla savunacak, inanıyorum ki, ülkemizin geleceğini millet iradesinden aldığı güçle güvenceye kavuşturacaktır” diye konuştu.

“Yüksek Seçim Kurulu’nun alacağı karar, açıklayacağı takvim herkes için bağlayıcıdır”

MHP’nin Cumhur İttifakı’nın başarıya ulaşması amacıyla imkanları nispetinde çalışacağını, Türkiye’nin her seçim çevresinde demokratik tutumunu ve milli duruşunu azimle göstereceğini dile getiren Bahçeli, şunları kaydetti:

“24 Haziran 2018’de hangi partilerin seçime girip giremeyeceği, aday veya adayların kim ya da kimler olacağı bizim meselemiz, bizim gündemimiz değildir. Yüksek Seçim Kurulu’nun alacağı karar, açıklayacağı takvim herkes için bağlayıcıdır. Çünkü Türkiye bir hukuk devletidir. Milliyetçi Hareket Partisi cumhurun beklentilerine, taleplerine, arzu ve hedeflerine tüm gücüyle ihtimam, itina ve irade gösterip siyasi faaliyetlerini bütünlük ve ahlaki süreklilik içinde icra edecektir. Hiçbir siyasi zihniyet, hiçbir siyasi aktör acziyet, atalet ve zafiyetinin faturasını oraya buraya çıkarmanın hazırlık ve hevesine kapılmamalıdır. Cumhur İttifakı, 16 Nisan Halkoylamasıyla kabul edilen Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ni bütün kurum, kural ve ilkeleriyle hayata geçirme konusunda tavizsizdir. Türk milleti yegane gücümüz, yegane umudumuzdur. Nitekim egemenliğin sahibi büyük Türk milletidir.”

Türkiye’nin yönetiminde hukuki ve fiili durumların neden olduğu aksamaların, engellemelerin, gecikmelerin ve zayıflıkların yeni bir hükümet sistemiyle telafisinin kaçınılmaz bir ihtiyaç olduğuna dikkat çeken Bahçeli, “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’yle bu ihtiyaç karşılanmış, Türkiye’nin önü açılmış, ömrünü kısaltma girişimlerine demokrasinin erdem ve müktesebatıyla set çekilmiştir. 24 Haziran 2018 seçimleri, Cumhuriyet’in yüzüncü yılına giden süreçte tarihi kavşaktır, talihli olmasını dilediğimiz dönüm noktasıdır. Siyaseti karaborsaya çeviren, karmaşık ve kaotik zihniyetleriyle sistem bunalım, hatta rejim krizi çıkarmak için ellerini ovuşturan müflis siyaset erbabına Türk milleti hak ettiği cevabı verecek, demokratik bedeli ödettirecektir. Tekraren parlamenter sisteme dönüş sinyalleri veren, bu kapsamda karanlık söylemlerle avunan tükenmiş siyasetçiler elbette millet iradesiyle terslenip tel tel dağılacaklar, neticede bozguna uğrayacaklardır. Cumhur İttifakı milli istiklalin namusudur. Cumhur İttifakı milli istikbalin müdafaa ruhudur. Milliyetçi Hareket Partisi bu namusu savunacak, bu ruha bağlı kalacak, üstelik ittifakın zaferi için geceyi gündüze katacaktır. Türkiye Cumhuriyeti, cumhurun mükafat ve muzaffer mihveridir” şeklinde konuştu.

“Milliyetçi Hareket Partisi pazarlık yapmaz, yapmamıştır”

Bahçeli, Cumhur İttifakı’nın şaşmaz ve şaibesiz iradeleri olduğunu söyleyerek, MHP’nin bu iradesini sonuna kadar koruyacağını, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın önşartsız yanında duracağını, desteğini harfiyen göstereceğini dile getirdi. Bahçeli, “Özellikle seçimlerin erkene alınmasıyla ilgili olarak, danışıklı dövüş ithamında bulunanlar Cumhur İttifakı’nın başarısından ürken, Türk milletinin yeni bir tarih yazacak olmasından korkan yalancılar ve gayri milli çevrelerin yancıları olan şuursuzlardır. Milliyetçi Hareket Partisi pazarlık yapmaz, yapmamıştır. Milliyetçi Hareket Partisi’nin ilke ve ülküleri alınıp satılamaz, aksini iddia edenler ise hüsrana uğrayacak ahlaksızlardır. 24 Haziran 2018’de küresel saldırı ve tahakküme cevap verilecektir. 24 Haziran 2018’de kiralık ve proje terör örgütlerinin kumpas ve komplolarına milli irade haddini bildirecektir. 24 Haziran 2018’de Türk ve Türkiye düşmanları sandığa gömülecektir. Kutlu bir diriliş ve yükseliş hamlesi önümüzdedir. Türkiye’nin geleceği bizzat Türk milleti tarafından tayin ve tescil edilecektir. Bundan kaçış yoktur, bundan kurtuluş olmayacaktır” ifadelerini kullandı.

Bahçeli, MHP’nin tam bir uyum ve inanmışlıkla siyasi vaat ve sözlerine sadakat göstereceğini, Türkiye’nin bekasına tüm partililer ile birlikte katkı verip uğrunda mücadelesini kararlılıkla ifa edeceğinin altını çizdi.