Cumhuriyet Gazetesi yönetici ve yazarlarına ilişkin aralarında Cumhuriyet Gazetesi Eski Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar, Cumhuriyet Gazetesi Yayın Danışmanı Kadri Gürsel ve Gazeteci Ahmet Şık’ın bulunduğu 20 şüphelinin “Silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüte yardım etme” suçundan yargılanmasına devam edildi. Duruşmada sanık Yusuf Emre İper’in savunmasının ardından tanık beyanları alındı. Ardından savcı, mütalaasını açıklayarak tutuklu sanıklar Ahmet Şık, Kadri Gürsel, Akın Atalay, Emre İper, Ahmet Kemal Aydoğdu, Murat Sabuncu’nun tutukluluk hallerinin devamına karar verilmesini istedi. Bunun üzerine sanık avukatları savcının mütalaasına ilişkin söz alarak müvekkilleri tahliyelerini talep etti.

Ara kararını açıklayan mahkeme heyeti, tutuklu sanıklar Ahmet Şık, Kadri Gürsel, Akın Atalay, Emre İper, Ahmet Kemal Aydoğdu, Murat Sabuncu’nun tutukluluk hallerinin devamına hükmetti. Diğer yandan üye hakimlerden birinin sanıklardan Kadri Gürsel’in tahliye edilmesi yönünde görüş bildirdiğini de salonda açıklayan mahkeme heyeti, duruşmanın 25 Eylül’de Çağlayan’da görülmesine karar verdi.

İddianameden

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianamede, Can Dündar, Mehmet Murat Sabuncu, Mehmet Kadri Gürsel, Aydın Engin, Bülent Yener ve Günseli Özaltay’ın ‘Silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüte yardım etme’ suçundan ayrı ayrı 7,5 yıldan 15 yıla kadar hapis cezasına çarptırılması istenirken, gazetenin İcra Kurulu Başkanı Akın Atalay, Mehmet Orhan Erinç ve Önder Çelik’in ‘Silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüte yardım etme’ ve ‘Hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma’ suçlarından ayrı ayrı 11,5 yıldan 43 yıla kadar hapis cezasına çarptırılması talep edilmişti.

İddianamede, Bülent Utku, Musa Kart, Hakan Karasinir, Mustafa Kemal Güngör, Hikmet Aslan Çetinkaya’nın ‘Silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüte yardım etme’ ve ‘Hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma’ suçlarından ayrı ayrı 9,5 yıldan 29 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılmasını talep edilirken, gazeteci Ahmet Şık’ın ayrıca “PKK ve DHKP/C” Silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte yardım etmek” suçundan 7,5 yıldan 15 yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılması istenmişti.

Twitter’daki “jeansbiri” hesabının sahibi Ahmet Kemal Aydoğdu’nun “Silahlı terör örgütünün yöneticisi olmak” suçundan 15 yıldan 22,5 yıla kadar hapsi istenen iddianamede, firari şüpheli İlhan Tanır’ın “silahlı terör örgütüne üye olmak” suçundan 7,5 yıldan 15 yıla kadar hapsi talep edilmişti. 

Gamze Erdemir – Alper Korkmaz

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca, 18 Temmuz 2016’da Şişli Belediyesi İmar ve Şehircilikten Sorumlu Başkan Yardımcısı Cemil Candaş’ın belediye binasında öldürülmesine ilişkin yürütülen soruşturmada gözaltına alınan ünlü bir inşaat şirketinin sahipleri Selahattin K. ve Rıza K. ile firmanın çalışanı olduğu belirtilen Mehmet T.’nin sorgusu sona erdi.

İstanbul 12’inci Sulh Ceza Hakimliğine çıkarılan şüphelilerden Selahattin K., “Böyle bir olaya karışmadım. Diğer şüpheliler bu olayı kurgulayarak bizi bu suçun içine dahil etmeye çalışmaktadırlar. Gözaltında kaldığım süre boyunca işlerim yarım kaldı. Mağdur oldum” dedi.

Suçlamaları kabul etmeyen şüpheli Rıza K., “Ben belediye binasından içeriye girerken ruhsatlı silahıma ait kılıf üzerimde mevcuttu. Bu kılıf benim belimdeydi. Ancak içinde silah yoktu. Suçsuzum” ifadelerini kullandı. Şüpheli Mehmet T. de iddiaları reddederek serbest bırakılmasını istedi.
Hakimlik, Rıza K. ve Selahattin K.’nin Cemil Candaş cinayetinin azmettiricisi oldukları, şüpheli Mehmet T.’nin ise cinayet suçuna iştirak ettikleri iddiasıyla tutukladı.

“Güvenlik zafiyetinden faydalanıp silahla içeri girdi”

Hakimlik kararında, cinayete ilişkin İstanbul 12’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada, sanıklar Şenol Ş., Engin G. ve Hacı A.’nin verdikleri ifadeler hatırlatılarak, bu sanıkların şüpheli Rıza K.’nin azmettirici oldukları yönünde samimi beyanlarda bulunduklarına değinildi. Şüpheli Rıza K.’nin belediye binası girişinde güvenlik görevlilerinin ihmali sonucu içeriye silah soktuğu ve bu silahı binanın tuvaletinde davanın sanıklarından Şenol Ş.’ye (tetikçi) teslim ettiği, bu anların ise güvenlik kamerası kayıtlarında açıkça tespit edildiği anlatıldı.

“Rıza K. olay günü Candaş’ın odasının etrafında bekledi”

Rıza K.’nin olayın gerçekleşmesinden kısa süre önce belediye binasına davanın sanıklarından Hacı A. ile birlikte girdiği ancak Rıza K.’nin belediyede herhangi bir işlem yaptığına dair resmi kayıt bulunamadığı belirtilerek, “Şüpheli Rıza’nın makam odası etrafında sürekli ve elinde telefonla görüşmeler yaptığı, olay günü Seyit G.’ye ait hattı kullandığı, diğer azmettirici kardeşi Selahattin K. ile sık sık görüşmelerinin bulunduğu, Selahattin K.’nin de olay sonrası davanın sanıkları ile irtibatlarının tespit edildiği belirlenmiştir” denildi.
Kararda, cinayetin işlendiği gün şüpheli Mehmet T.’nin ise Candaş’ın makam odasının bulunduğu katta hiçbir işlem yapmadan sürekli gözetleme yaptığı, şüpheli hareketlerde bulunduğu, normal bir vatandaştan beklenmeyecek şekilde yangın merdivenlerini kontrol ettiği belirtildi. 

Başak Akbulut
 

Karayolları motorlu araçlar zorunlu mali sorumluluk sigortası pazarında faaliyet gösteren 32 sigorta şirketi ve Türkiye Sigorta, Reasürans ve Emeklilik Şirketleri Birliği hakkında yürütülen soruşturmaya ilişkin sözlü sınav toplantısı gerçekleştirildi. Rekabet Kurumunda gerçekleşen toplantının açılışını Rekabet Kurumu Başkanı Ömer Torlak yaptı. Rekabet Kurulunun 02.03.2016 tarihli ve 16-07/137-M sayılı kararıyla, karayolları motorlu araçlar zorunlu mali sorumluluk sigortası pazarında faaliyet gösteren 32 sigorta şirketi ve Türkiye Sigorta, Reasürans ve Emeklilik Şirketleri Birliği tarafından 4054 sayılı Kanunun 4. maddesinin ihlal edilip edilmediğinin tespiti için soruşturma açıldığını hatırlatan Torlak, sözlü savunma toplantısına katılacakları bildirilen kişilerin salonda hazır bulunup bulunmadıklarını tespit için şikayetçi Uluslararası Nakliyeciler Derneği ile hakkında soruşturma yürütülen şirketlerin yetkililerinin isimlerini okudu.

Torlak, sözü daha sonra iddialara ve dosya içeriğine dair açıklamalar yapmak üzere Soruşturma Heyetine verdi. Soruşturma Heyeti, hakkında soruşturma yürütülen 32 sigorta şirketi ile Türkiye Sigorta, Reasürans ve Emeklilik Şirketleri Birliği arasında fiyat tespitine ve pazar paylaşımına yönelik 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanunun 4. maddesi kapsamında bir anlaşma veya uyumlu eylemin tespit edilemediğini bildirdi. Soruşturma Heyetinin, soruşturma sürecinde yapılan inceleme, tespit ve değerlendirmelerini sunmasının ardından şikayetçi Uluslararası Nakliyeciler Derneği temsilcileri de bir değerlendirmede bulundu. Daha sonra Rekabet Kurumu Başkanı Ömer Torlak sözü hakkında soruşturma yürütülen şirketlerin temsilcilerine verdi.

Savunmaların ardından toplantı sona erdi. Rekabet Kurumunun nihai kararı vermesinden sonra karar 27 Temmuz 2017 tarihinde saat 14.30’da açıklanacak.  

İlker Turak – Mustafa Apaydın

Kozan Ağır Ceza Mahkemesinde 30 Mayıs’ta hakim karşısına çıkan tutuklu sanıklardan 70 yaşındaki Ramazan Dede’nin avukatı, müvekkilinin yaşının ilerlediğini, kaçma şüphesi bulunmadığını ve delilleri karartmasının mümkün olmadığını belirterek tahliyesini istedi. Başvuruyu değerlendiren mahkeme heyeti, Dede’yi tutuksuz yargılanmak üzere serbest bıraktı.

Yangında yaralanan Şerife Sertlik ve babası Mehmet Sertlik’in avukatı Adana Barosu Çocuk Hakları Koordinatörü Nevzat Elçi, yaptığı açıklamada karara itiraz edeceklerini söyledi. Olayda 12 kişinin feci şekilde öldüğüne, 22 kişinin de yaralandığına dikkati çeken Elçi, “Bu kadar büyük ve vahim bir olayda tüm sanıkların tutuklu yargılanmaları gerektiğini düşünmekteyiz. Kamu vicdanı da bunu ister. Daha bir hafta olmadan sanıklardan birinin tahliye edilmesi bizleri ve faciada çocuklarını kaybeden ve yaralananların ailelerini üzmüştür. Yarın Ramazan Dede’nin hangi gerekçelerle tahliye edildiğine bakıp tekrar tutuklanması için karara itiraz edeceğiz. Ortada 12 can var. İnsan canı bu kadar ucuz olmamalı” dedi.

Aladağ ilçesinde 29 Kasım 2016’da özel bir öğrenci yurdunda çıkan yangında 10 öğrenci, yurt yetkilisinin 6 yaşındaki kızı ve bir eğitmen olmak üzere 12 kişi hayatını kaybetmiş, bazı öğrenciler de yaralanmıştı. Olayla ilgili “taksirle ölüme ve yaralanmaya neden olma” suçlarından 2 yıldan 15 yıla kadar hapis istemiyle açılan davanın 30 Mayıs’ta görülen ilk duruşmasında 7 sanığın tutukluluk hallerinin devamına karar verilmişti.

Emre Bozdemir 

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Basın Suçları Soruşturma Bürosu’nca Sözcü gazetesinin sahibi Burak Akbay, gazetenin Mali İşler Müdürü Yonca Yücekaleli, internet sitesinin sorumlu müdürü Mediha Olgun ve muhabir Gökmen Ulu hakkında ‘FETÖ’ye üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işledikleri” iddiasıyla yürütülen soruşturma kapsamında şüpheliler hakkında gözaltı kararı çıkarılmıştı.

Burak Akbay’ın yurt dışında olduğu belirtilirken, gözaltına alınan Yonca Yücekaleli, Mediha Olgun ve Gökmen Ulu bugün Çağlayan’daki İstanbul Adalet Sarayı’na getirilerek soruşturma savcılığına çıkarıldı. Savcılık ifadelerini aldığı 3 şüpheli tutuklama talebiyle Nöbetçi Sulh Ceza Hakimliğine sevk etti.
Soruşturmanın ilerleyen aşamalarında ulaşılan delil ve yapılan yasal değişiklikler dikkate alınarak “Cumhurbaşkanına fiili saldırıyı kolaylaştırmak” ve “Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine karşı silahlı isyanı kolaylaştırmak” suçlarında fezleke hazırlandığı, hazırlanan fezlekenin Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildiği belirtildi.

“15 Temmuz’da Erdoğan’ın yeri aniden haber yapıldı”

15 Temmuz’da henüz darbe girişimi olmadan, aynı gün saat 16.00 sıralarında Sözcü gazetesinde Cumhurbaşkanı’nın bulunduğu yerin aniden haber yapıldığına dikkat çekilen sevk yazıda, “Bunun darbecilerle birlikte ve darbe girişimini kolaylaştırmaya yönelik lojistik destek kapsamında yapıldığı, bu amaçla Sözcü Gazetesi’nde ‘Sözcü Erdoğan’ı buldu’ haberinin yapıldığı, an itibariyle Cumhurbaşkanın bulunduğu yerin coğrafisinin ayrıntılı olarak kamuoyuyla paylaşıldığı, örgüt üyelerince birkaç saat sonra darbe girişiminde bulunulduğu, şüphelilerden Gökmen Ulu’nun Szöcü gazetesinin haberini yapan ve internet sitesinde yayınlatan muhabir olduğu, Mediha Olgun’un ise aynı gazetenin internet sitesinin sorumlu yazı işleri müdürü olduğu” ifade edildi.

Sevk yazısında, soruşturma dışında çok sayıda vatandaşın Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı’na giderek ayrı ayrı şikayetlerde bulundukları, bu şekilde yapılan 6 ayrı soruşturmanın fiili ve hukuki irtibatları nedeniyle birleştirildiği anlatıldı.

“Darbe teşebbüsüne kadar FETÖ aleyhine haberler yayınlanmadı”

Soruşturma kapsamında tanık beyanlarına göre Burak Akbay’ın yurt dışında cemaat (FETÖ/PDY) ile irtibatlı olduğu ve ani yükseliş sergileyerek gazeteyi açtığı belirtilen sevk yazısında, “Darbe teşebbüsüne kadar gazetede FETÖ aleyhine eleştiri ve haberlere dair herhangi bir haber çıkmadığı, örgütün gazeteyi desteklediği, amaçları doğrultusunda hareket ettirdiği, görünürde farklı düşünceye sahip yazar kadroları oluşturduğu ancak önemli desteğin örgüt tarafından sağlandığı” belirtildi. Ayrıca gazetenin Ankara temsilcisi Saygı Öztürk’ün, tanık beyanlarına göre Brezilya örgüt sorumlusu-imamı olan Hamidullah Öztürk’ün amcasının oğlu olduğunun söylendiği vurgulandı.

Maliye Bakanlığı Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığından ilgili belge ve bilgilerin istendiği, gelen belgelerin bilirkişilere gönderilerek rapor alındığı, rapordaki tespitlerden birinde, gazetenin sahibi Burak Akbay’ın aynı zamanda sahibi de olduğu Estetik Yayıncılık Havacılık ve Hava Taşımacılığı Ticaret Ltd. Şti.’nin haklarında FETÖ kapsamında soruşturma açılan firma ve kişilerle yoğun olarak ilişkisinin bulunduğu kaydedildi.

Öte yandan “Örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmek”, “Cumhurbaşkanına suikast ve fiili saldırıya yardım etme” ve Silahlı terör örgütüne üye olmak” suçlarından tutuklanmaları talep edilen şüphelilerin, Nöbetçi Sulh Ceza Hakimliği’nde ifade verme işlemi sürüyor.

Savcılık öte yandan, yurt dışında olduğu tespit edilen Sözcü gazetesinin sahibi Burak Akbay hakkında tutuklamaya yönelik yakalama kararı çıkarılmasını talep etti. Bu talep Nöbetçi Sulh Ceza Hakimliğince değerlendirildikten sonra karara bağlanacak. 

Başak Akbulut

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Basın Suçları Soruşturma Bürosu’nca Sözcü gazetesinin sahibi Burak Akbay, gazetenin Mali İşler Müdürü Yonca Yücekaleli, internet sitesinin sorumlu müdürü Mediha Olgun ve muhabir Gökmen Ulu hakkında ‘FETÖ’ye üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işledikleri” iddiasıyla yürütülen soruşturma kapsamında şüpheliler hakkında gözaltı kararı çıkarılmıştı.

Burak Akbay’ın yurt dışında olduğu belirtilirken, gözaltına alınan Yonca Yücekaleli, Mediha Olgun ve Gökmen Ulu bugün Çağlayan’daki İstanbul Adalet Sarayı’na getirilerek soruşturma savcılığına çıkarıldı. Savcılık ifadelerini aldığı 3 şüpheli tutuklama talebiyle Nöbetçi Sulh Ceza Hakimliğine sevk etti.
Soruşturmanın ilerleyen aşamalarında ulaşılan delil ve yapılan yasal değişiklikler dikkate alınarak “Cumhurbaşkanına fiili saldırıyı kolaylaştırmak” ve “Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine karşı silahlı isyanı kolaylaştırmak” suçlarında fezleke hazırlandığı, hazırlanan fezlekenin Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildiği belirtildi.

“15 Temmuz’da Erdoğan’ın yeri aniden haber yapıldı”

15 Temmuz’da henüz darbe girişimi olmadan, aynı gün saat 16.00 sıralarında Sözcü gazetesinde Cumhurbaşkanı’nın bulunduğu yerin aniden haber yapıldığına dikkat çekilen sevk yazıda, “Bunun darbecilerle birlikte ve darbe girişimini kolaylaştırmaya yönelik lojistik destek kapsamında yapıldığı, bu amaçla Sözcü Gazetesi’nde ‘Sözcü Erdoğan’ı buldu’ haberinin yapıldığı, an itibariyle Cumhurbaşkanın bulunduğu yerin coğrafisinin ayrıntılı olarak kamuoyuyla paylaşıldığı, örgüt üyelerince birkaç saat sonra darbe girişiminde bulunulduğu, şüphelilerden Gökmen Ulu’nun Szöcü gazetesinin haberini yapan ve internet sitesinde yayınlatan muhabir olduğu, Mediha Olgun’un ise aynı gazetenin internet sitesinin sorumlu yazı işleri müdürü olduğu” ifade edildi.

Sevk yazısında, soruşturma dışında çok sayıda vatandaşın Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı’na giderek ayrı ayrı şikayetlerde bulundukları, bu şekilde yapılan 6 ayrı soruşturmanın fiili ve hukuki irtibatları nedeniyle birleştirildiği anlatıldı.

“Darbe teşebbüsüne kadar FETÖ aleyhine haberler yayınlanmadı”

Soruşturma kapsamında tanık beyanlarına göre Burak Akbay’ın yurt dışında cemaat (FETÖ/PDY) ile irtibatlı olduğu ve ani yükseliş sergileyerek gazeteyi açtığı belirtilen sevk yazısında, “Darbe teşebbüsüne kadar gazetede FETÖ aleyhine eleştiri ve haberlere dair herhangi bir haber çıkmadığı, örgütün gazeteyi desteklediği, amaçları doğrultusunda hareket ettirdiği, görünürde farklı düşünceye sahip yazar kadroları oluşturduğu ancak önemli desteğin örgüt tarafından sağlandığı” belirtildi. Ayrıca gazetenin Ankara temsilcisi Saygı Öztürk’ün, tanık beyanlarına göre Brezilya örgüt sorumlusu-imamı olan Hamidullah Öztürk’ün amcasının oğlu olduğunun söylendiği vurgulandı.

Maliye Bakanlığı Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığından ilgili belge ve bilgilerin istendiği, gelen belgelerin bilirkişilere gönderilerek rapor alındığı, rapordaki tespitlerden birinde, gazetenin sahibi Burak Akbay’ın aynı zamanda sahibi de olduğu Estetik Yayıncılık Havacılık ve Hava Taşımacılığı Ticaret Ltd. Şti.’nin haklarında FETÖ kapsamında soruşturma açılan firma ve kişilerle yoğun olarak ilişkisinin bulunduğu kaydedildi.

Öte yandan “Örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmek”, “Cumhurbaşkanına suikast ve fiili saldırıya yardım etme” ve Silahlı terör örgütüne üye olmak” suçlarından tutuklanmaları talep edilen şüphelilerin, Nöbetçi Sulh Ceza Hakimliği’nde ifade verme işlemi sürüyor.

Savcılık öte yandan, yurt dışında olduğu tespit edilen Sözcü gazetesinin sahibi Burak Akbay hakkında tutuklamaya yönelik yakalama kararı çıkarılmasını talep etti. Bu talep Nöbetçi Sulh Ceza Hakimliğince değerlendirildikten sonra karara bağlanacak. 

Başak Akbulut

Medikal Onkolog Doç Dr. Ahmet Bilici, 1-7 Nisan Kanser Haftası nedeniyle Merck’in İstanbul’da düzenlediği bilgilendirme toplantısında, kanser tedavisinde gelinen son nokta, immünoterapi tedavisi, genetik testlerin tedaviyi nasıl yönlendirdiği, erken tanının önemi, ülkemizde görülen kanser türleri, tarama programlarının önemi ve besleme konularında açıklamalar yaptı.

Kanser tedavisinde gelinen nokta hakkında bilgi veren Doç. Dr. Bilici, “Eskiden her hastaya standart kemoterapi dediğimiz, kanser hücrelerinin dışında diğer normal hücreleri de olumsuz etkileyebilecek ve bu nedenle yan etkileri daha fazla olan tedaviler veriyorduk. Kemoterapiden vazgeçmiş değiliz ama kişiye özel doz ve tedavi olarak uyguluyoruz. Radyoterapide de çok önemli teknolojik gelişmeler de bu tedavileri destekliyor. Son 1-2 yıl içinde de immünoterapi tedavisinde büyük gelişme var. İmmünoterapi ne sağlıyor? Hedefe ve kişiye özgü tedavi sağlarken, bir bakıma hastanın kendi içindeki savaşmaya hazır ama sinmiş durumdaki hücrelerini uyararak kendi bağışıklığını harekete geçirip tümöre karşı onları savaştırarak daha iyi sonuçlar almamızı sağladı. Bütün bu gelişmeler kanser tedavisinde önemli yol katettiğimizi gösteriyor” dedi.

Genetik testlerin tedaviyi nasıl yönlendirdiğine değinen Doç. Dr. Bilici, “Genetik testler, son dönemlerdeki ciddi gelişmelerden bir tanesi. Biz bu testlere öngördürücü diyoruz. Genetik testi yaptığımız zaman hastanın şu ilaçtan daha fazla fayda görmesi daha yüksek şeklinde bir öngördürücü oluyor. Genetik testler bize, kişiye özgü tedaviler konusunda kapı açıyor. Son yıllarda tarama ile ilgili genetik testler konusunda gelişmeler de var” ifadelerini kullandı.

“Kanserde kalıtsallık ve yaşam tarzı etkili ama çevresel faktörler yaklaşık yüzde 90’ı kapsıyor”

Erken tanının önemine vurgu yapan Doç. Dr. Bilici, “Kanser, birçok faktörle ilişkili bir hastalık. Yüzde 10 genetik, yüzde 90 çevresel faktörler diyebiliriz. Çevresel faktörleri de; yüzde 35 sigara, yüzde 30 beslenme, yüzde 3 alkol, yüzde 7 seksüel seçimler ve yüzde 25 diğer dediğimiz radyasyon, hava kirliliği, güneş ışınları, mesleksel, endüstri ve benzeri faktörler oluşturuyor. Yaşam tarzı değişikleri ve çevresel faktörleri ortadan kaldırsak bile bir tümörün erken tanısını koyamadığımız sürece tam engelleyemeyebiliyoruz. Hem önleyici faktörleri devreye sokarsak hem de erken tanı koyarsak kabaca kanserlere yüzde 70’e yakın önlenebilir hastalıklar diyebiliriz. Bu nedenle erken tanı çok önemli. Hastalarımızın burada da direkt devreye giren tarama programlarına uyması önemli. Tarama programlarının etkinliğini görünmüş kanser tipleri; özellikle meme kanseri, kolon kanseri, prostat kanseri, akciğer kanseri, rahim ağzı kanseri gibi bakanlığın önerisi doğrultusunda uygulamaları, hastaların enken tanı almalarında önemli” şeklinde konuştu.

“Kadınlarda en çok meme kanseri, erkelerde prostat kanseri çok sıklıkla görülüyor”

Ülkemizdeki en yaygın kanser türleri konusunda bilgilendiren Doç Dr. Bilici, “Bizim ülkemizdeki sıklıkla görülen tümör tipleri, dünya geneli ile benzerlik gösteriyor. Kadınlarda en çok meme kanseri, erkelerde prostat kanseri çok sıklıkla görülüyor. İkinci olarak akciğer kanseri hemen hemen her iki cinste aynı oranda görülüyor. Üçüncü olarak kalın bağırsak tümörleri görülüyor. İki cinste en çok ölüme yol açan kanser türü; sigara ile çok ilişkili olan akciğer kanseri diyebiliriz. Meme kanserinde kadınlarda fazla görülmesinin nedeni ise; dünya genelinde yaşlı nüfusun daha fazla olmasını söyleyebiliriz” diye konuştu.

Bağışıklık sisteminin güçlendirilmesine dikkat çeken Doç. Dr. Bilici şunları söyledi: “Bağışıklık sitemi, immünoterapilerin gelişmesiyle önem kazandı. Doğal beslenmek çok önemli. Özellikle omega 3 içeren balık ve balık yağı olabilir. Deniz mahsulleri ve protein ağırlıklı beslenmek çok önemli. Bol sebze ağırlıklı, karbonhidratın az olduğu ve yağdan daha az beslenme tipi olması bağışıklık sitemi için önerilecek ana diyet diye söyleyebiliriz”.

“Vatandaşlar, bakanlığın yaptığı bilinçlendirme programlarını takip etsinler”

Kanser Haftası nedeniyle tavsiyelerde de bulunan Doç. Dr. Bilici,”Vatandaşlar, bakanlığın yaptığı bilinçlendirme programlarını takip etsinler. Özellikle meme kanseri, rahim ağzı kanseri ,prostat kanseri ve kolon kanseri gibi tarama programlarının kanıtlandığı ve erken tanıya olanak sağlayan programlara katılsınlar. Kanser ile ilgili şikayetler tipik değildir. Kilo kaybı, karın ağrısı, şişkinlik gibi şikayetler olabilir. Ama yine de belli bir dönemdeki şikayetler çok fazla varsa ve geçmiyorsa ciddi bir durum olabilir. Kanser olma ihtimaline karşı muhakkak doktora başvursunlar” dedi.

Kanserde yaşam tarzı çok önemli olduğunu söyleyen Doç. Dr. Bilici, “Obezite, özellikle kolon ve meme kanseri ile çok ilişkilendirildi. Mevcut hastalarda tekrar riskini çok arttırıyor. Bu nedenle vatandaşlar, obeziteden olabildiğince korunsunlar. Yaşam tarzını mutlaka değiştirsinler. Günde 30 dakika fiziksel aktivite yapsınlar. Karbonhidrat ve doymamış yağ içeren gıdalardan uzak dursunlar. Bol sebze ve protein ağırlık beslenmeye gayret etsinler. Eğer erken tanı koyarsak ya da tarama programlarıyla erken tanıya ulaşabilirsek çoğu kanser hastalığı önlenebilir ya da tedavi edilebilir” açıklamalarında bulundu.