İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) eski Zabıta Daire Başkanı Tayfun Karali, geçen yıl aralık ayında, kızdığı bir zabıta memuruna herkesin gözü önünde şiddet uyguladı. Trafikte emniyet şeridini kullandığı gerekçesiyle zabıta memuru Kenan Fidan’ın maruz kaldığı şiddet ve sonrasında geçirdiği baygınlık, güvenlik kameralarına yansıdı. Görüntülerin televizyon kanalları ve sosyal medyada yayılması, adeta infiale neden oldu. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Mevlüt Uysal, “Zabıta kardeşimize yapılan çirkin muamele nedeniyle Zabıta Daire Başkanı’nı görevden uzaklaştırdım ve hakkında soruşturma başlattım” açıklamasını yaptı.

Zabıta daire başkanının zabıta memuruna dayağı kamerada

Gazete Habertürk’ten Arzu Kaya’nın haberine göre görevden alınan Tayfun Karali hakkında, idari soruşturmanın ardından adli soruşturma da başlatıldı. Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı Memur Suçları Soruşturma Bürosu, emniyete yazı yazarak “kamu görevlisinin sahip bulunduğu nüfuzu kötüye kullanmak suretiyle kasten yaralamak”la suçlanan şüphelinin, müştekinin ve tanıkların ifadesinin alınmasını istedi. Savcılık, olayla ilgili kamera görüntüleri de talep etti. Zabıta memurunun henüz şikâyetçi olmadığı belirtilirken, suç kapsamı itibarıyla resen de başlatılabilecek soruşturmanın bir avukatın Karali hakkında suç duyurusunda bulunmasının ardından açıldığı öğrenildi.

Savcı Mehmet Selim Kiraz’ın makam odasında şehit edilmesine ilişkin soruşturma kapsamında gözaltına alınan bir şüpheli tutuklama istemiyle mahkemeye sevk edildi. Mahkemeye sevk edilen şüphelinin, eylem talimatını yurt dışından getiren ve başka bir terör saldırısı sırasında ölü olarak ele geçirilen Berna Yılmaz’ı, yurt dışı için vize almak maksadıyla muhasebeciliğini yaptığı şirkette çalışan olarak gösterdiği kaydedildi.
Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz’ın makamında DHKP/C’li teröristlerce şehit edilmesine ilişkin İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca, yürütülen soruşturmada yeni bir gelişme yaşandı.
Soruşturma kapsamında şehit savcıya düzenlenen eylemin talimatını yurt dışından getiren ve sonraki bir eylemde ölü olarak ele geçirilen Berna Yılmaz’ın yurt dışı çıkış işlemleri için vize almasını sağlayan ve muhasebeciliğini yaptığı şirkette çalışmış gibi gösteren M. Ö. gözaltına alındı. Emniyetteki işlemlerinin ardından sabah saatlerinde savcılığa sevk edilen M.Ö., ‘Silahlı Terör Örgütü’ne Yardım Etme’ suçundan tutuklama talebiyle Nöbetçi Sulh Ceza Hakimliği’ne gönderildi.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu’nca hazırlanan sevk yazısında şüpheli M.Ö’nün, 31 Ocak 2015 tarihinde Atatürk Havalimanı’ndan yurt dışına çıkış yapan, 14 Mart 2015 tarihinde Sabiha Gökçen Havaalanı’ndan yurda giren ve yurt dışında iken DHKP/C’nin Parti Okulu Yapılanması’nda örgüt yöneticilerinden aldığı ve ağzında getirdiği SD Kart içerisinde yazılı Cumhuriyet Savcısı’nın öldürülmesi eylem talimatını örgütün yapılanmalarından Halkın Hukuk Bürosu vasıtasıyla eylemlcilere ileten Berna Yılmaz’ı, muhasebeciliğini yaptığı Tuzla’da bulunan şirkette çalışmış gibi sigortalı olarak gösterdiği kaydedildi.
Savcılık sevk yazısında, işe giriş tarihinin 16 Ekim 2014, işten çıkış tarihinin ise dikkat çekici olarak Cumhuriyet Savcısı Kiraz’ın şehit edildiği eylemin tarihi 31 Mart 2015 olduğu aktarıldı. Ayrıca Tunceli kırsalında öldürülen örgüt mensuplarından Kenan G.’nin de aynı şekilde şirkette çalışmış gibi gösterildiği aktarıldı.
Sevk yazısında, M.Ö’nün, terör örgütsel arşiv araştırma sonucunda 1992 yılında güvenlik güçlerine taşlı ve Molotof kokteyli saldırıda bulunan bir grup arasında olduğu bilgisine yer verildi. Sevk yazısında muhtelif tarihlerde kendisinin de iltisaklı olduğu örgüt mensuplarının örgütsel amaçlarla yurt dışına çıkmaları için muhasebecilik işini kullanarak sigortalı gibi göstermek suretiyle vize almalarını sağladığı belirtildi. Savcılık bu nedenlerle M.Ö’nün üzerine atılı ‘Silahlı Terör Örgütüne Yardım Etme’ suçundan tutuklanmasını talep etti. 

Sultanahmet Meydanı’ndaki Dikilitaş önünde 12 Ocak 2016 tarihinde, DEAŞ üyesi Nabil Fadlı tarafından gerçekleştirilen ve 12 turistin öldüğü canlı bomba saldırısına ilişkin 4’ü tutuklu 26 sanıklı dava karara bağlandı.
İstanbul 14’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada, tutuklu sanıklar Hasan El Mayyuf, Fevzi Muhammed Ali, Halil Derviş ve Abdulrahman Faiz Raşit hazır bulundu.

Duruşmada son sözleri sorulan tutuklu sanıklar beraatlerine karar verilmesini istedi.

Verilen aranın ardından kararını açıklayan mahkeme heyeti, tutuklu sanıklar Hasan El Mayyuf, Fevzi Muhammed Ali ve Halil Derviş’i, “Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırılmasına karar verdi. Mahkeme heyeti, bu sanıkları hakkında ayrıca olayda hayatını kaybeden 12 kişinin öldürülmesine yardım etmek, yaralanan 16 kişiyi öldürmeye teşebbüs etmek ve patlayıcı madde bulundurmak suçlarından toplamda 329’ar yıl hapse mahkum etti.

Mahkeme heyeti davanın diğer tutuklu sanığı Abdulrahman Faiz Raşit’i örgüt üyeliğinden 6 yıl 3 ay hapse çarptırdı. Mahkeme heyeti, tutuklu kaldığı süreyi göz önünde bulundurarak Raşit hakkında yurt dışına çıkış yasağı konularak tahliyesine karar verdi.

Mahkeme heyeti davada yargılanan 18 sanığın beraatine karar veren mahkeme heyeti, firari 4 sanık hakkındaki dava dosyasının ayrılmasını kararlaştırdı.

Mehmet Yusuf Melikoğlu
 

Genelkurmay Başkanlığından yapılan açıklamaya göre, Orgeneral Akar, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar Güler, Deniz Kuvvetleri Komutanı Koramiral Adnan Özbal ve Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Hasan Küçükakyüz Hatay’a gitti.

Genelkurmay Başkanı Akar’ın kuvvet komutanlarıyla Hatay’da Zeytin Dalı Harekatı’na katılan birliklerde denetleme ve incelemelerde bulunduğu öğrenildi. 

TSK bölgenin Kandil’i Parsa Dağı’nı vuruyor

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Karşımıza kim çıkarsa ezer geçeriz

İncirlik’ten kalkan uçaklar geri dönüyor

Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan sokak çağrısı yapan HDP’ye çok sert tepki!

İstanbul Valisi Şahin, 115 çocuğun hamileliğiyle ilgili konuştu

İstanbul Valisi Vasip Şahin, Kanuni Sultan Süleyman Eğitim ve Araştırma Hastanesinde ortaya çıkan 18 yaş altı gebelik vakaları ve bu vakaların adli mercilere bildirilmediği iddiaları ile ilgili yaptığı açıklamada; ” Kim ne kadar sorumluysa sorumluluğunun karşılığını görür”dedi.

İstanbul Valisi Vasip Şahin , Kadıköy’de katıldığı karne dağıtım töreninin ardından basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. Bir basın mensubunun Kanuni Sultan Süleyman Eğitim ve Araştırma Hastanesinde ortaya çıkan 18 yaş altı gebelik vakaları hakkında valiliğin soruşturma izni vermediği iddialarını sorması üzerine İstanbul Valisi Vasip Şahin, “Birçok şey birbirine karıştırılıyor. Bunlar idari ve hukuki süreçler. Bu konuyla ilgili hem valilik hem hastane idaresi ciddi araştırma yapmışlar . Bizim önümüze çıkan tablo şu şekilde. 15 yaş altı gebelikler kanunen bildirilmek zorundayız. Tamamı bildirilmiş. 15 yaş üstü 18 yaş altı gebeliklere cebir, şiddet bir takım başka türlü baskılar söz konusuysa bunları bildirimi zorunlu. Diğerleri şikayete tabi. Dosyalarımızda tüm evraklar tamamlanmış. Biz de ona göre karar vermişiz.

Bizim karar idari karardır. Yasa gereği hem taraflar yani mağdur ya da şikayetçi ya da şikayet edilen tarafından hem de cumhuriyet savcılarımız tarafından bölge idare mahkemelerine tekrar itirazen götürülür ve orada incelenir. Bizim verdiğimiz karar bölge idare mahkemesi tarafından inceleniyor. Oradan çıkan neticeye göre tabii ki tekrar bu bir daha hukuki bir nitelik kazanacak ya bizim kararımı onanacaktır ya da kararımız kaldırılarak yargılamanın önü açılacaktır. Bu konuyla ilgili cumhuriyet savcılığımız re’sen memur yargılanması hukukuna tabi olmadığını düşünerek Ekim ayında konuyla ilgili soruşturma açmış durumda. Devletimizin bir bütündür. İdari ve yargısıyla. En yetkili olan yargı harekete geçmiş durumda. Kamuoyunda böyle bir düşünce ortaya çıkmasın. Bunların takibi yapılmıyor peşi bırakılıyor. İnsanlar görevini yapmıyor diye. Hayır orada dosyalarına baktığımızda arkadaşlar gerçekten gayretle görev yapmaya çalışmışlar. Bir takım eksikler varsa yanlışlar varsa gereği yapılır.Kim ne kadar sorumluysa sorumluluğunun karşılığını görür mutlaka” dedi. 

Metin Başar

Özel Mahkeme olarak tanımlanan Uluslararası Savaş Suçları Kosova Özel Mahkemesi Yasası’nın geçersiz ilan edilmesi ile ilgili Kosova Meclisi’nde başlatılan prosedürden bir gün sonra yapılan görüşme başbakanlık binasında gerçekleşti.

Kosova Başbakanlığı Medya Ofisi tarafından yapılan yazılı açıklamada, Başbakan Ramush Haradinaj’ın, ABD, Birleşik Krallık, Almanya, Fransa ve İtalya Büyükelçileri ve AB Kosova temsilcisini kabul ettiği ve Uluslararası Savaş Suçları Kosova Özel Mahkemesi Yasasının geçersiz ilan edilmesine yönelik Kosova Meclisi 43 milletvekillinin başlattığı girişimin ele alındığı belirtildi.

Açıklamada, Başbakan Ramush Haradinaj’ın Büyükelçilere, “Kosova hükümeti, anayasa ve yürürlükte olan yasalara uygun olan halkın seçilmiş temsilcilerinin iradesi ve kararlarına saygı gösterecektir” ifadesini kullandığı belirtildi.

Kosova Meclisi’nin 43 milletvekili dün akşam Kosova Meclisi’nde, Kosova’da savaş suçlarını araştıracak ve Ocak ayında faaliyete geçecek olan Uluslararası Savaş Suçları Kosova Özel Mahkemesi Yasasının meclis tarafından geçersiz ilan edilmesi için imza topladı. Meclisi olağanüstü toplayabilmek için Meclis Başkanlık Kurulu, üye sayısı yetersizliği nedeniyle bu maddenin meclis gündemine koymasını başaramadı. Kosova Meclisi tarafından yaklaşık 2 yıl önce onaylanan Özel Mahkeme Yasası’nın geçersiz sayılması girişiminin, söz konusu mahkeme tarafından gelecek hafta Kosova’da kısa adı UÇK olan eski Kosova Kurtuluş Ordusu komutanlarının gözaltına alınacağı söylentisi üzerine, Kosova Cumhurbaşkanı Hashim Thaçi, Meclis Başkanı Kadri Veseli ve Başbakan Ramush Haradinaj tarafından başlatıldığı tahmin ediliyor.

Özel Mahkeme olarak bilinen Savaş Suçları Mahkemesi Yasası’nın hükümsüz ilan dilmesi girişimine karşı çıkan muhalefet partileri, geçmişte UÇK komutanları olan Thaçi, Veseli ve Haradinaj’ı, kendilerini kurtarmak için bu girişimi başlatmakla suçladı. Kosova’da uluslararası diplomatik misyonları, bu girişim karşısında Kosova liderlerini uyardı. Büyükelçiler, girişimin Kosova’ya büyük zarar vereceğini bildirdiler. 

Ercan Kasap

Nilüfer Belediyesi, Bursa Müze Müdürlüğü ve Uludağ Üniversitesi’nin Gölyazı (Apolyont) çevresinde düzenlediği arkeolojik kazılarda önemli bulgulara ulaşıldı. Nekropol alanı, kutsal alan (Nişli Kaya) ve Kız Adası (Apollon Tapınağı) alanında yapılan çalışmalarda 2700 yıl öncesine ait kalıntılar bulundu. Özellikle Apollon Tapınağı’nda bulunan seramik üzerine kertenkele yakalayan Apollonia kabartması bilim adamlarını heyecanlandırdı.

Nilüfer Belediye Başkanı Mustafa Bozbey, Kız Ada’da (Apollon Tapınağı) yapılan kazılarda değerli eserler bulunduğunu dile getirerek, “Yapmış olduğumuz kazılarda çok değerli eserlere rastladık. Hatta bize iletilen bilgilere göre 2500 yıllık kent olarak değerlendirirken, 2700’lü yıllar olduğunu tespit ettiler. Tabii Gölyazı’da diğer kazılarda devam ediyor. Kız Ada’da yapılan çalışmalarda Apollon Tapınağı’nın olduğu alan diye belirlendi. O yüzden önemli kazılar orada yapılıyor. Daha öncesi Nekropol Alanı’nda (Anıt Mezarlık) da kazılar yaptık. Orada da mezarlar bulundu ve değerli eserlere ulaşıldı. Son olarak da Apollon Tapınağı’nın olduğu bölgede yapmış olduğumuz kazılarda seramik üzerinde kertenkele yakalayan Apollon kabartmasına rastladık. Bu bizi çok heyecanlandırdı. Sanıyorum bu eser inanılmaz değerli. Bu eser ilerleyen zamanlarda vatandaşların izlenimine sunulacak. Bulunan kabartma o bölgenin adını bir kez daha yukarıya çıkartmış olacak” dedi.

Nilüfer Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Müdürü Güney Özkılınç Gölyazı’da yapılan çalışmalar hakkında detaylı bilgiler verdi. Nekropol Alanı’nda 30’a yakın mezar açtıklarını belirten Özkılınç, “8 bin metrekare alanda 30’a yakın mezar açıldı. 8 dönümlük arazinin etrafı çitlerle çevrildi. Aydınlatma yapıldı. Bu bölgedeki bundan sonraki çalışmamız burayı halkın hizmetine açmak olacaktır. Arkeopark gibi yapmak istiyoruz. Alternatif planlar hazırlandı. Buradaki doğal örtüye, yapıya zarar vermeyecek şekilde bir koruma yöntemi geliştirdik. Önümüzdeki günlerde bunu Bursa Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Müdürlüğü’ne sunacağız. Hem ortaya çıkan mezarların koruması gerekiyor, hem de bunu dünya yurttaşları ile paylaşmamız gerekiyor” şeklinde konuştu.

1 Temmuz 2016 yılında kazılara başlandığını belirten Özkılınç, “Çıkan yazılar ve mezarlar inceleniyor. Mezarların üzerinde yazılar var. Bunlar aynı şekilde akademisyenler tarafından inceleniyor. Gözyaşı şişeleri, testiler gibi obejeler bulundu. Önümüzdeki günlerde bunları bir kitapta toplayacağız. Nekropol isminde bir kitabı yapılıyor. Şu ana kadar yapılan kazılarda çok ünlü isimlerin varlığı ile karşılaşmadık ama araştırmamız bizi nereye götürecek bunu şimdiden kestirmemiz zor gözüküyor. Birden fazla alanda kazılar sürüyor. Hala kazı yapılan alanlar var. Hemen bir kilometre ileride ‘Kutsal Alan’ var. Burada kazılardan elde ettiğimiz sonuçlara baktığımızda cam fırın ve seramik atölyeleri kurulmuş olduğu yorumunu yapıyoruz. 2 fırın toprağın yüzüne çıktı. Oradan başka veriler elde ediyoruz” dedi.

Kız Ada’da yerin altına indikçe elde edilen bulgular şaşırtıcı olduğunu belirten Özkılınç, “Son buluntular 2500 yıl öncesi demiştik, ama şimdi 2700’lere kadar geriledi. Apollon Tapınağı’nın olduğunu düşünüyorduk, bulduğumuz seramik üzerine Apollont kabartması bu tezimizi güçlendirdi. O şu an Bursa Arkeoloji Müzesi’ne teslim edildi. Kız Ada’da sadece yaz döneminde çalışmalar yürütülebiliyor. Çünkü yılın büyük bölümünde 70 santimetre ile 130 santimetre arasında sular altında kalıyor. Temmuz ayını beklemek durumdayız. Oradaki kazılar sonlandırılacak, çünkü adaya çıkılması artık çok zorlaşacak. Diplere indiğimizde 8 noktada sondaj yaptık ve tapınağın duvarları ortaya çıktı. 2700 yıl öncesine ait figürler ortaya çıktı. Seramik parçaları bulundu. Önümüzdeki dönem daha derinlere inilecek. Ayrıca kaya üzerine bir yazıt bulduk. Onun da çözümlemesi için de uzmanlar tarafından inceleniyor. Bunların bizi nereye götüreceğini bilmiyoruz. Buradan baktığımızda Nekropol, Kutsal Alan ve Kız Adası’nın bir kompleks olduğundan söz edebiliriz. O zamanın resmi daireleri hemen şu tepe de, tiyatrosu Zambak Tepe denilen yerde. 4 bin kişilik tiyatro var. Toprağın altında. Onun da kazı çalışmaları için izin alacağız. Aslında hedeflenen yolda ilerliyoruz. Bulunan Apollon figürü uzmanların ve bizim ortaya attığımız bir çok şeyi güçlendirdi” diyerek sözlerini noktaladı. 

Samet Doğru – Uğur Uslubaş

Seri katil zanlısı Atalay Filiz’in Tuzla’da öğretmen Fatma Kayıkçı’yı öldürdüğü gerekçesiyle “tasarlayarak kasten öldürme” ve “nitelikli hırsızlık” suçlarından ağırlaştırılmış müebbet ve 10 yıla kadar hapis istemiyle yargılanmasına devam edildi. İstanbul Anadolu 5’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmaya tutuklu sanık Atalay Filiz cezaevinden getirilirken, taraf avukatları da salonda hazır bulundu.

Esas hakkındaki savunması sorulan sanık Atalay Filiz, tanıkların organize şekilde yalan söylediklerini savunarak, “Benim atılı suçu tasarlayarak işlediğim delili olarak tanık Nurten Aydın’ın ifadesi geçmiş, benim maktülü takip ettiğim, tesadüfen görmüş gibi yaptığım, 3 hafta boyunca karşılaşmış gibi yaptığım, bu suretle cinayeti tasarladığım ileri sürülmüş. Ben cinayeti tasarlayarak işleyecek olsam neden karşılaşayım? Camdan ona bakmadan takip ederdim” dedi.

“Tasarlayacak olsam başka imkanlar da vardı”

Filiz savunmasının devamında, “Tasarlayacak olsam başka imkanlar da vardı. Fatma ile benim aram zaten iyiydi, yapacak olsam kapalı kapılar ardında yapardım. Yakalanmamak için öldürme iddiasını da kabul etmiyorum. Fatma’yı yakalanmamak için öldürseydim, İzmir’de beni görünce polisi arayan şahsı da öldürürdüm. Yakalanmaktan korkuyor olsaydım Tuzla’da ne işim var. Yakalanmamak düşüncesinde olsam kapıyı çeker çıkar giderdim. Fatma beni yakalatacak olsa, başka yöntemler uygulardı. Bu olayın parayla hiçbir ilgisi yoktur, hırsızlık suçlamasıyla ilgili tutarlı bir ifade de bulunamamıştır” ifadelerini kullandı.

Bunun üzerine müşteki avukatı söz alarak, sanığın en ağır şekilde cezalandırılmasını istedi. Davayı karara bağlayan mahkeme, sanık Atalay Filiz’in yeterli delil bulunmadığı gerekçesiyle ‘nitelikli hırsızlık’ suçundan beraatine karar verdi. Öğretmen Fatma Kayıkçı’yı öldürdüğü gerekçesiyle Atalay Filiz’i “tasarlayarak adam öldürme” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapse çarptıran mahkeme, sanığın sosyal ilişkilerini, yargılama sürecindeki davranışlarını göze alarak sanığın cezasında indirime gitmedi.

Tuzla’da oturan tarih öğretmeni 2 çocuk annesi Fatma Kayıkçı’nın cesedi, 28 Mayıs’ta evinin yakınındaki çalılıkların arasında bulunmuştu. Atalay Filiz’in 16 Eylül 2013’te o dönem tümgeneral olan Hasan Hüseyin Demirarslan’ın oğlu Göktuğ Demirarslan ve onu ziyarete gelen kız arkadaşı Elena Radchikova’nın öldürülmesi olayına karıştığı da belirlenmişti. Ankara’daki cinayetlerle ilgili yaklaşık 3 yıldır aranan Atalay Filiz’in sahte kimlikle yurt dışına kaçtığı ve bir süre sonra geldiği İstanbul’da yaşamaya başladığı tespit edilmişti. Tarih öğretmeni Fatma Kayıkçı’nın öldürülmesi olayıyla ilgili yürütülen soruşturma kapsamında hazırlanan iddianamede, Atalay Filiz hakkında “tasarlayarak kasten öldürme” ve “nitelikli hırsızlık” suçlarından ağırlaştırılmış müebbet ve 10 yıla kadar hapisle cezalandırılması istenmişti.
 

Gamze Erdemir
 

Cumhuriyet Gazetesi yönetici ve yazarlarından gazeteci Ahmet Şık’ın da aralarında bulunduğu 20 sanığın “silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüte yardım etme” suçundan yargılanmasına devam edildi.
İstanbul 27’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmaya tutuklu sanıklar Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Murat Sabuncu, İcra Kurulu Başkanı Akın Atalay, gazeteci Ahmet Şık, muhasebe çalışanı Emre İper ve twitter’da “jeansbiri” hesabının sahibi Ahmet Kemal Aydoğdu cezaevinden getirildi. Bazı tutuksuz sanıklar ile sanık yakınları da salonda hazır bulundu.

Duruşmanın başlamasının ardından mahkeme başkanı dosyaya gelen evrakları ve beklenen evrakları açıkladı. Bunlar arasında, Ahmet Kemal Aydoğdu ve Emre İper’in ByLock kullanıcısı listesinde oldukları belirtildi.

Sanık Emre İper’in avukatı söz alarak, ByLock iddiasına ilişkin Bilirkişi Adli Bilişim Mühendisi Tuncay Beşikçi’nin dinlenmesini talep etti. Talebin kabul edilmesi üzerine salona alınana Beşikçi, sanığa ait incelenen Android telefonun 9 Kasım 2013 tarihinde kullanıldığını ve bu telefonun hiç formatlanmadığını söyledi. Beşikçi, tüm yöntemleri denediğini ancak hiçbir ByLock emaresine rastlamadığını belirtti.
Sanığın telefonunda yaptığı incelemede, 3 Haziran 2014’te yüklenen bir müzik programında bir kod yer aldığını söyleyen Beşikçi “Freezy ya da Kıble programını yükleyen bilmeden Bylock IPsine bağlanıyor. O kod sayfaya giren her ziyaretçiyi ByLock sunucusuna yönlendiriyor. Siz müzik dinlemek isterken bir anda ByLock sunucusuna bağlanıyorsunuz. Bu müzik programı telefona 22 Haziran’da yüklenmiş, 3 gün sonra ByLock bu programda reklamını yapıyor, bir gün sonra ise ByLock’a bağlanıyor. Sonra da programı kaldırıyor. Bazı kıble programları da bu sunucuya yönlendirilmiş. ByLock örgüt tarafından geliştirilmiş ve kullanılmıştır. Sanık hiçbir zaman ByLock kullanmadı. Sanığın telefonuna Freezy programı yüklenmiştir. Bu program örgüt üyelerince geliştirildi. Gerçek ByLock kullanıcılarıyla sunucuya yönlendirilenler kolayca ayrıştırılabilir. Bunu anlamak da çok kolay, sadece bir satır kodla anlaşılır” dedi. .

Taleplerin ardından görüşü sorulan Cumhuriyet Savcısı, tutuklu sanıkların tutukluluk hallerinin devamına karar verilmesini istedi. Duruşmaya sanık avukatlarının beyanlarıyla devam ediliyor.

İddianameden
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianamede, Can Dündar, Mehmet Murat Sabuncu, Mehmet Kadri Gürsel, Aydın Engin, Bülent Yener ve Günseli Özaltay’ın “silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüte yardım etme” suçundan ayrı ayrı 7,5 yıldan 15 yıla kadar hapis cezasına çarptırılması istenirken, gazetenin İcra Kurulu Başkanı Akın Atalay, Mehmet Orhan Erinç ve Önder Çelik’in “silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüte yardım etme” ve “hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma” suçlarından ayrı ayrı 11,5 yıldan 43 yıla kadar hapis cezasına çarptırılması talep edilmişti.
İddianamede, Bülent Utku, Musa Kart, Hakan Karasinir, Mustafa Kemal Güngör, Hikmet Aslan Çetinkaya’nın “silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüte yardım etme” ve “hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma” suçlarından ayrı ayrı 9,5 yıldan 29 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılmasını talep edilirken, gazeteci Ahmet Şık’ın ayrıca “PKK ve DHKP/C” silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte yardım etmek” suçundan 7,5 yıldan 15 yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılması istenmişti.

Twitter’daki “jeansbiri” hesabının sahibi Ahmet Kemal Aydoğdu’nun “silahlı terör örgütünün yöneticisi olmak” suçundan 15 yıldan 22,5 yıla kadar , firari sanık İlhan Tanır’ın “silahlı terör örgütüne üye olmak” suçundan 7,5 yıldan 15 yıla kadar, sanıklar Güray Tekinöz ve Turhan Günay’ın “silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüte yardım etme” ve “hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma” suçlarından ayrı ayrı 8,5 yıldan 22 yıla kadar hapis cezasına çarptırılması istenmişti. Sonradan ana dosyayla birleşen iddianamede Cumhuriyet gazetesi muhasebe çalışanı Emre İper’in de “silahlı terör örgütüne üye olmak” suçundan 7,5 yıldan 15 yıla kadar hapsi talep edilmişti.

Başak Akbulut
 

Fetullahçı Terör Örgütü’nün 15 Temmuz darbe girişimi sırasında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Lojistik Destek Merkezi ve Arıcılar Camisi’nin işgal edilmesine ilişkin 7 tutuklu sanığın yargılanmasına devam edildi. Silivri Ceza İnfaz Kurumu 23. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmaya, 7 tutuklu sanık cezaevinden getirilirken, müşteki ve taraf avukatları ile yakınları da salonda hazır bulundu. Duruşmada sanıklar savunmalarını tamamlarken, sanık avukatları müvekkillerinin tahliyesi yönünde beyanda bulundu.
Davayı karara bağlayan mahkeme heyeti, tutuklu sanıklar Özgür Araz, Yavuz Selim Dayı, Muhammed Hayrettin Şahin, Levent Güngör ve Ayhan Bağdat’ı, ‘Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme’ suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çaptırdı. Mahkeme, ayrıca 5 sanığın ‘Cebir ve şiddet kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma’ suçundan ayrı ayrı 200’er yıl hapisle cezalandırılmasına hükmetti.
Diğer sanıklar Mehmet Türkmen Seyhan ve Fatih Alkan hakkında ‘Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etmek’ suçundan müebbet hapis cezasına çarptıran mahkeme, ayrıca sanıklar Seyhan ve Alkan’ı, ‘Cebir ve şiddet kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma’ suçundan da 166’şar yıl 8’er ay hapis cezasına çarptırdı. Duruşma sonrası kararı duyan sanık yakınları sinir krizi geçirdi.

İddianameden

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianamede, Lojistik Destek Merkezi ve Arıcılar Camisi’ni, 6. Motorlu Piyade Alayı’nda görev yapan subay, uzman çavuş ve erler ile bu unsurları komuta etmek için Kara Harp Akademilerinden görevlendirilen subayların işgal girişiminde bulunduğu belirtilerek, Lojistik Destek Merkezi’ne giden sanıkların vatandaşlar tarafından zorla binadan çıkarıldıkları anlatılmıştı.
Sanıkların merkezi ele geçirerek darbe girişimi sonrası 10 bin kişinin 3 öğün yemek ihtiyacını karşılamayı hedeflediklerinin kaydedildiği iddianamede, Hasdal Kışlası’nın yakınındaki Arıcılar Camisi’nden okunan selanın kışla içerisinden de duyulması üzerine, ana darbe iddianamesinin şüphelilerinden Albay Nebi Gazneli’nin, Albay Müslüm Kaya’ya “Halkı galeyana getiriyor, imamın sesini kesmemiz lazım” dediği yer almıştı. Ayrıca iddianamede, camiye giden askerlerin vatandaşlara dipçikle vurduğu, kalabalığın artması üzerine kışlaya dönmek zorunda kaldığı belirtilmişti.

Gamze Erdemir