Girne Amerikan Üniversitesi Tıp Fakültesi Kurucu Dekanı Prof. Dr. Barlas N. Aytaçoğlu, sağlıklı yaşam saplantısı içinde yaşamanın da, stres sebebi olduğunu ve bu tip bir stresin, kalp ve damar hastalıklarının işini kolaylaştırdığını söyledi.

Prof. Dr. Aytaçoğlu açıklamasının devamında ise;

 “Vücut sistemindeki damar sistemini; öncelikle ikiye ayıralım, çünkü vücudumuzda iki tip damar var. Birisi atardamarlar iken, diğeri de toplardamarlardır. ‘Damar sertliği’ dediğimiz bir tablo var. İnanın, damar sertliği; düşünebileceğiniz bütün kanserlerden daha kötü bir şeydir. 5 yılda yaygın damar sertliği olan insanların, 5 yıldaki yaşam oranları yüzde 30’dur. Yani, damar sertliği; yaygın bir hastalık olarak karşımıza çıktığında, en az kanser kadar öldürücü bir hastalıktır. Artık, pek çok kanser türlerinde, 20 yıllık yaşam sürelerini konuşuyoruz. Biz de, atardamarlar için damar sertliğinde, 5 yılda yüzde 30 luk bir yaşam oranından bahsediyoruz. Atardamar sertliğini önlemenin bir takım yolları vardır. Bunu, bugünkü bilgilerimiz ile yüzde yüz oranında önleyemiyoruz, ama kayda değer bir şekilde geciktiriyoruz. Ancak, damar sertliğini; ciddi şekilde tetikleyen problemleri de irdelemek de lazım. Örneğin; Şeker hastalığımız varsa, kötü kolesterol dediğimiz yapı, damarlarımızın yüzeyindeki pürüzsüz yapıyı bozuyor ve bu, damarlarda bir takım plaklar vasıtası ile kireçlenmelerin ortaya çıkmasına sebep oluyor. Bu da, yavaş yavaş ilerleyerek damarı tıkıyor. Bu plaklar, yırtılıyor, sonuçta kalp krizi gerçekleşebiliyor” şeklindeki ifadeler ile bireyleri uyardı.

“Aşırı sağlık takıntısı, hayatınızın stresidir”

GAÜ Tıp Fakültesi Kurucu Dekanı Prof. Dr. Barlas N. Aytaçoğlu; İnsanların, hayatta sağlık saplantısı içerisinde olmamasını dilediğini vurgulayarak; “ Sağlıklı yaşam saplantısı içinde yaşamak da, bir stres sebebidir. Sağlıklı yaşamalıyız, doğrudur. Doğal da yaşamalıyız. Ancak, bir saplantı haline geldiğinde, hayatınızın stresi haline gelir. Bunu, özellikle vurgulamak istiyorum, aşırısından kaçınmamız lazım. Daha dengelenebilir sınırlar içerisinde, sağlıklı yaşamamız lazım. Yeni, güncel bilgileri uygulamak; herhalde, sağlıklı yaşama doğru daha güzel bir yolculuk sağlayacaktır.” şeklinde konuştu.
 

Girne Amerikan Üniversitesi (GAÜ), KKTC Liseleri’nden mezun olacak veya olmuş üniversite adaylarına yönelik, merkez ve yurtdışı kampüslerde, kesintisiz 7 yıl özel burs olanaklarından faydalanma fırsatı sunuyor. 8 Haziran 2018 Cuma günü saat 10.00’da gerçekleşetirilecek olan GAÜ 2018 Burs Sıralama Sınavına, KKTC Liselerinde eğtimini tamamlayan TC uyruklu öğrencilerininde katılabileceği belirtilen açıklamada, sınav sonucunda yapılacak olan başarı sıralaması ile toplam 750 üniversite adayının, yüzde 100, yüzde 75, yüzde 50 ve yüzde 25 oranında burslardan yararlanabileceği ifade edildi. Kazanılan Bursların, GAÜ’nün; ABD, İngiltere, Sri Lanka, Moldova, Hong Kong ve Türkiye’de bulunan kampüslerinde de geçerli olduğu ve bursların 7 yıl kesintisiz olduğu belirtildi.

Son Başvuru 7 Haziran 2018 Perşembe

Konuyla ilgili GAÜ’den yapılan açıklamada; 8 Haziran Cuma Günü GAÜ Kampüsü’nde saat 10.00’da gerçekleştirilecek GAÜ 2018 Kıtalararası Burs Sınavı’nın iki tür kategoriden oluştuğu belirtildi. Buna göre, Liselerinde “Türkçe” olarak eğitim-öğretim gören adayların, ‘YKS test formatındaki kitapçığı seçme hakkına sahip olduğu belirtilerek, birinci kategorinin bu adayları kapsadığı bildirildi.

Sınav kitapçığında; 40 Türkçe, 40 Sosyal Bilimler, 40 Matematik ve 40 Fen Bilimleri olmak üzere toplam 160 sorunun bulunacağı vurgulanan açıklamada; ikinci kategorinin ise, özellikle kolejlerde İngilizce eğitim gören adaylara yönelik hazırlanacağı da vurgulandı.

Adayların alanlarına göre; Bu kategorideki adaylar; ARTS veya SCIENCE kitapçıklarından birini yanıtlamak üzere tercih edebilecekler. İngilizce sınav kitapçıklarının da 160 sorudan oluştuğu ve sınav süresinin de 160 dakika olduğu ifade edilen açıklamada, yanlış cevapların doğru cevapları etkilemeyeceği, sadece doğru yanıt sayısına göre puanlama yapılacağı da dile getirildi.

Burs ve Giriş Sınavı ve diğer özel burs ve koşullar ile ayrıntılı bilginin, GAÜ Girne Kampüs Öğrenci İşleri Daire Başkanlığı’ndan yüzyüze veya www.gau.edu.tr ile kayı[email protected] adreslerinden elektronik ortamdan alınabileceği belirtilen açıklamada; 650 20 00 (dahili: 1185-1179-1221-1198) no’lu telefon numaralarından rehberlik alınabileceği de kaydedildi.
 

Blokzinciri teknolojisinin 2017 yılında; sağlık, vatandaşlık, tapu hizmetleri gibi alanlarda geliştirilen uygulmaların yaygınlaşmasının birçok kolaylığı da beraberinde getirdiğini ifade eden Girne Amerikan Üniversitesi (GAÜ) İşletme Fakültesi, Yönetim Bilişim Sistemleri Bölüm Başkanı Doç. Dr. Arif Sarı, dünya çapında gerçekleşen suç olaylarının artışına dikkat çekti. Bu bağlamda gerek turist, gerekse öğrenci veya çalışan statüsü ile ülkeye yapılan giriş çıkışların kontrol altına alınmasının gerekliliğine değinen Doç. Dr. Sarı, “Pasaport kontrol noktalarında dijital kimlik ile giriş yapıldığında birçok güvenlik soruşturması çeşitli yapay zekâ algoritmaları kullanılarak tasarlanmış sistemler tarafından anlık olarak gerçekleştiriliyor. Bu sayede ülkeye giriş çıkışlarda, giriş yapmak isteyen kişiler ile ilgili olarak kimlik-pasaport ibrazına ihtiyaç kalmıyor. Kişi hakkında adli sicil ve kriminal suç kaydı, ekonomik duruma ait bilgiler, kişinin iş hayatı ve geçmişi hakkında anlık bilgi sahibi olunabiliyor” dedi

“Öncelikle biyometrik veriler dijitalleşmeli”

Dijital kimlik projesinin hayata geçirilebilmesi için; retina, DNA, damar yapısı ve parmak izi gibi temel biyometrik verilerin dijitalleşmesi gerektiğini ifade eden Doç. Dr. Sarı, “Kişilerin ekonomik durumları, iş hayatı, adli sicili ve sosyal hayatılarına yönelik yüzlerce hatta binlerce bilginin dijitalleştirilip güvenli bir ortamda depolanması gerekiyor. Bu verilerin çalınması, üzerinde değişiklik veya manipülasyon yapılmasını engelleyecek mekanzimalar ile korunmalı Fakat ilgili merciler tarafından bu bilgiler her an paylaşılabilir hale getirilmelidir” yorumlarında bulundu.

“Blokzinciri ile vatandaşlar devletin şeffaflığını hissedecek”

Blokzinciri teknolojisi ile özellikle KKTC’de yaşanan tapu hizmetlerindeki karışıklıkların önüne geçilebileceğine değinen Doç. Dr. Sarı, “Ülkedeki giriş-çıkışların kontrol altına alınması, sağlık hizmetlerinin kontrolü, araç-kayıt sistemlerinin yenilenmesi ve kayıtların şeffaf şekilde tutulması, vergi sistemlerinin reforme edilmesi ve vergide şeffaflığın getirilmesi bakımından blokzinciri teknolojisi çok büyük kolaylıklar sağlayacaktır. Bu bağlamda yapılacak olan bu değişiklikler, devletin şeffaflığını, adalet ve eşitlik ilkesini Kıbrıs Türk toplumuna daha çok hissettireceğini ve vatandaşın devletine yönelik güvenini tazeleyeceği düşüncesindeyim” dedi.

“Blokzinciri sistemlerine karşı quantum bilgisayarlarına dikkat!”

Devletlerin güvenlik alanında kullanma yönünde öngörüde bulunmuş olduğu blokzinciri yönteminin, gelecekte daha da yaygınlaşacağını ifade eden Doç. Dr. Sarı, “Veri transferi, işlemlerin işleyiş hızı, yedekleme ve ölçeklendirilebilme konuları halen çözülebilmiş görülmemektedir. Buna paralel olarak güvenli olarak nitelendirdiğimiz blokzinciri sistemlerine karşı quantum bilgisayarların da geliştirildiğini dikkate almamız gerektiğini düşünüyorum. Ayrıca bu teknolojide kullanılan “akıllı sözleşmeler” (smart contracts), çeşitli programlama dilleri kullanılarak yazılan kodlardan oluşmaktadır. Günümüzde yazılım sektöründe kod tabanlı zafiyetlerden meydana gelen birçok saldırı, işlem ve veri kaybı örneği bulunmaktadır. Bu kod satırları yazılırken içerisinde kodlayıcıdan kaynaklı oluşabilecek herhangi bir hata veya zafiyet, yapılan “akıllı sözleşmeler” için ciddi bir güvenlik zafiyet içerebilir. Bunun yanında, sistemleri otomasyonlara bağlayan blokzinciri teknolojisinin de oluşturacağı işsizlik problemi dikkate alınması gerekmektedir” açıklamalarında bulundu.

“Türkiye blokzinciri teknolojisi için uygun bir ülke”

Blokzincirinin Türkiye’de ki kamu ve özel sektörün çeşitli alanlarında kullanımımın daha hızlı entegre edilebileceğini söyleyen Doç. Dr. Sarı, Ülkelerin altyapısı incelendiği zaman, Türkiye’nin blokzinciri teknolojisi için gerek yatırımcı gerekse teknolojik altayapı dinamikleri bakımından daha uygundur. Bunun yanı sıra KKTC’nin nüfusun daha az olması ve mevcut altyapısı da göz önüne alındığında blokzinciri teknolojisinin kullanımı ve kamu veya özel sektörün çeşitli alanlarında uygulanması çok daha kolay olacaktır.

Son olarak Dünya Ekonomi Forumunda geçtiğimiz günlerde gündeme gelen, pasaportsuz yolculuk projesi konusuna da değimnen Doç. Dr. Sarı, ” Pasaportsuz yolculuk projesi 2020 yılında hayata geçirilecektir. Dolayısıyla bu projeye geçiş dijital kimlik uygulamasına geçilmesi vasıtası ile gerçekleşecek. Bu bağlamda dijital kimlik projesinde saklanan veriler blokzinciri (blokchain) teknolojisi kullanılarak değişiklik veya manipülasyona karşı korunur vaziyette tutulacaktır” diyerek sözlerini sonlandırdı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘Afrin operasyonu sahada fiilen başlamıştır’ sözlerinin ardından başlatılan ‘Zeytin Dalı Harekâtı’ ile birlikte terörle mücadeleye devam ediliyor. Türkiye’nin meşru müdafaa hakkını kullandığı harekâtla ilgili değerlendirmelerde bulunan Girne Amerikan Üniversitesi (GAÜ) Siyasal Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Mehmet Sadık Akyar, “Sınırlarımızda yapılmak istenen bir terör koridorudur. Amonos ve Hatay bölgesinde meydana gelen bütün terör olaylarının hem lojistik hem de personel desteği Afrin bölgesinden sağlanmaktadır. Bu harekât Afrin, Azez ve El Bab ile birleştirildiğinde terör koridoruna kapıyı kapatmıştır. Dolayısıyla terör koridorunun ilerlemesini durdurmuştur. Yıllardır güneyimizde meydana gelen terör eylemlerinin ve terörün bu harekâtla sonu gelmiştir” dedi

“Diplomaside doğru adımlar atılıyor”

Türkiye’nin Afrin harekâtında izlediği diplomasiyi değerlendiren Dr. Mehmet Sadık Akyar, ” Türkiye, Afrin Harekâtı’nda izlemiş olduğu diplomaside yapılması gerekenleri harfiyen yerine getirmiştir. Mekik diplomasi şeklinde öncelikle bölgede bulunan güçlerin ve Amerika, Rusya, İran gibi ülkelerin büyükelçilikleri çağılırmış ve bilgilendirilmiştir. Birleşmiş Milletler (BM) gibi uluslararası örgütler bilgilendirilmiştir. En önemlisi de Türk kamuoyu ve uluslararası kamuoyu bilgilendirilmiştir. Böylece harekâtla ilgili oluşturulmak istenen dezenformasyonun önüne geçilmiştir” dedi.

“Bu harekâtta ABD bizim tarafımızda olmalı”

Amerika’nın soğuk savaştan sonra algılamış olduğu güvenlik algısına da değinen Dr. Mehmet Sadık Akyar, “Konseptleri, stratejileri farklı olsa da buna şebeke merkezli güvenlik algılaması diyebiliriz. Amerika kendi menfaatleri doğrultusunda hangi grup cevap veriyorsa bağını onunla kuvvetlendiriyor. Böylece stratejisini ve planlarını o grupla paylaşıyor. NATO’da yıllardır müttefikimiz olan ABD’nin bu süreçte bizim yanımızda olması gerekiyor” yorumlarında bulundu.

“Kullanılan silahların yüzde yetmişi millidir”

Son olarak harekâtın zamanlaması ile ilgili de konuşan Dr. Mehmet Sadık Akyar,” Zaman konusunda harekât eleştirilmektedir. Fakat zaman ve şartlar şu anda oluşmuş. Ancak bu noktada önemli olan harekât için şartların oluşmasıdır. Bu şartlara; birlikler bazında, uluslararası diplomasi bazında şekillendirilme diyoruz. Bu şekillendirmeye göre planlar yapılmıştır. Savunma sanayimiz açısından da harekât çok doğru bir zamanda gerçekleştiriliyor. Bugün Afrin Harekâtında kullanılan silahların yüzde yetmişi Türkiye’nin kendi üretimidir. Sahada bulunan atak helikopterleri, ciritler, gece görüş sistemleri millidir. Dolayısıyla Türkiye artık kendi alternatiflerini oluşturacak durumdadır” diyerek sözlerini sonlandırdı.

Türkiye’de üniversite çağındaki öğrencilere, yükseköğretimde bir alternatif sunmak ve KKTC’deki üniversite eğitimini tanıtmak amacıyla Girne Amerikan Üniversitesi (GAÜ) tarafından “5. Eğitim Çalıştayı” düzenlendi. GAÜ Milenium Park ve Senato Merkezi’nde gerçekleştirilen çalıştaya alanında uzman 500 eğitimci katıldı. Açılış konuşmasını GAÜ Rektörü Prof. Dr. Kutsal Öztürk’ün gerçekleştirdiği çalıştaya GAÜ Rektör Yardımcısı Doç. Dr. Sualp Davut da katılım gösterdi. Gerçekleştirilen eğitim seminerlerinin yanı sıra Kuzey Kıbrıs’ın tarihi noktalarına gezilerin de düzenlendiği çalıştay, gala yemeği ve sertifika programı ile son buldu.

“KKTC’de yükseköğretimin önemini tanıtmaya çalışıyoruz”

Çalıştayın gala yemeğinde İhlas Haber Ajansı’na değerlendirmelerde bulunan GAÜ Kurucu Rektörü ve Mütevelli Heyeti Başkanı Serhat Akpınar, KKTC’yi eğitim çalıştayı programında tanıtıyor olmanın önemine değinerek, ”Çok önemli bir süreç içerisinde eğitim çalıştayımızı gerçekleştiriyoruz. Bu çalıştay ile birlikte üniversitelerimizin ve yükseköğretimin önemini adada tanıtmaya çalışıyoruz. Bunun yanı sıra Girne Amerikan Üniversitesi’nin faaliyet ve programlarını anlatıyor olmak bizler için çok önemli. Birebir ve fiilen bu bilgileri Türkiye’den gelen eğitimcilerimize aktarıyoruz. Güzel bir çalıştay programı oluşturmayı amaçlıyoruz. Çalıştay ile birlikte adadaki yüksek öğretim olgusunun çok yönlü tanıtılması ve daha doğru algılanmasının önünde doğru adımlar atıldığını görüyorum. Bundan dolayı büyük bir memnuniyet duyuyorum. Tüm öğretmenlerimize, müdürlerimize ve temsilcilerimize KKTC’de bulundukları süreç içerisinde güzel bir dönem diliyorum. Umarım Kıbrıs’dan güzel anılar ile ayrılırlar” ifadelerinde bulundu.

“Öğretmenlerimizle interaktif bir süreç izleyeceğiz” 

Çalıştayın yararlı olması açısından rehber öğretmenler ile iletişim içinde olduklarını söyleyen GAÜ Rektörü Prof. Dr. Kutsal Öztürk , “5. Eğitim Çalıştayı’nı gerçekleştirmekten dolayı gurur duyuyoruz. Rehberlik öğretmenlerimiz ve temsilcilerimiz ile birlikte çalıştayımızı gerçekleştiriyoruz. Rehber öğretmenlerimizin değerlendirmeleri bizler için çok önemli. Dolayısıyla onlardan bizleri objektif olarak değerlendirmelerini istiyoruz. Çalıştayımızın yarar kazanması açısından rehber öğretmenlerimizle iletişim içderisinde olmaya çalışacağız. Çalıştay sürecinde eğitimcilerimiz; bizlere her türlü soruyu sorabilir, gerektiğinde eleştirebilir ve tavsiyelerde bulunabilirler. Bu çalıştayın önemi, öğretmenlerimizin okulumuzu ve bizleri bizzat yerinde görerek tanımalarıdır. GAÜ büyük ailesi olarak samimiyete dayalı saygımızı ve sevgimizi burada onlara sunacağız” dedi.

“135 ülkeden öğrencimiz, 40 farklı ülkeden akademik kadromuz var”

Eğitim çalıştayı hakkında değerlendirmelerde bulunan GAÜ Rektör Yardımcısı Doç. Dr. Sualp Davut ise Kuzey Kıbrıs’daki yükseköğretim olanaklarına değinerek şu açıklamalarda bulundu: “Çalıştayımızı her iki yılda bir gerçekleştiriyoruz. Bu yıl onuncu yılımız. Çalıştay ile birlikte yükseköğretimde Kıbrıs’ı tercih edecek olan öğrencilerin tercih dönemlerinde, onları yönlendiren rehber öğretmenlerine okulumuzu bizzat tanıtmayı hedefliyoruz. Girne Amerikan Üniversitesi olarak Kıbrıs’ın ilk üniversitesi olma özelliğini taşıyoruz. Üniversitemizde 135 ülkeden öğrencimiz ve 40 farklı ülkeden akademik kadromuz bulunmaktadır. 160’ın üzerinde programımız var. Geniş yelpazede eğitim vermeyi hedefliyoruz. Verdiğimiz eğitimde İngilizce eğitimini ön planda tutuyoruz. Bizlerden mezun olacak olan öğrencilerimizin çok iyi derece İngilizce bilmelerini sağlıyoruz. Yedi farklı ülkede uluslararası kampüslerimiz var. ‘Dışarıda Eğitim Al’ programımız ile öğrencilerimize bu kampüslerimizde aynı şartlarda eğitim alma olanağı sunuyoruz. Her fakültemiz akredite oluştur. Böylece mezun olan öğrencinin diplomasının dünyadaki geçerliliği sağlanıyor. Dolayısıyla öğrenciler, dünyada istedikleri üniversitede yüksek lisans, doktora eğitimini alabiliyor. Bunun dışında çok sosyal bir üniversiteyiz. Her yıl binin üzerinde gerçekleştirdiğimiz etkinliklerimiz var.”

Son olarak eğitim çalıştayına Samsun’dan katılan Samsun Rehberlik Araştırma Merkezi Müdürü Ali Cengiz Ciğerci ve İzmir’den katılan Rehber Öğretmen İpek Alyaprak da eğitim çalıştayının gala yemeğinde 5. Eğitim Çalıştayı hakkında eğitimci bakış açısıyla şu değerlendirmelerde bulundu:

Samsun Rehberlik Araştırma Merkezi Müdürü Ali Cengiz Ciğerci, çalıştay sürecinde çok iyi olanaklarla karşılaştıklarını ve çalıştayda verilen mesajları aldıklarını kaydetti. Ayrıca eğitim çalıştayında verilen mesajların Türkiye’deki öğrencilere yansıtmak adına ve diğer meslektaşları ile de paylaşmak adına çok etkili olduğunu da söyleyen Cengiz, “Tercih döneminde öğrencilerin Kıbrıs’taki üniversiteleri de değerlendirmelerini tavsiye ederim” dedi.

Çalıştaya İzmir’den katılan Rehber Öğretmen İpek Alyaprak ise çalıştay ile birlikte KKTC’deki üniversiteler hakkında bilgi sahibi olduklarını söyleyerek, “Bu çalıştay ile birlikte üniversiteleri yerlerinde göme fırsatı bulduk. Çalıştaya katılan öğretmenlerin bir çoğu rehber öğretmen. Böylece diğer illerdeki öğretmen arkadaşlarımız ile burada edinmiş olduğumuz izlenimleri paylaşma olanağı bulduk. Çalıştay ile birlikte edinmiş olduğum izlemlerde Girne Amerikan Üniversitesi’nin, öğrencilere sağlamış olduğu fırsatlar ile tercih döneminde düşünülebilecek bir üniversite olduğunu gördüm. Öğrenciler il ve ülke dışında eğitim almak ve tercih ettikleri üniversitede yurt dışı bağlantısı kurmak istiyorsa, yükseköğretimde KKTC’Yİ düşünebilirler” yorumlarında bulundu.

Girne Amerikan Üniversitesi Hemşirelik ve Ebelik Yüksek Okulu Öğretim Üyesi Dr. Emine Güllüelli; obezite sorunu ile karşı karşıya kalan bireylerin öncelikle, kendi irade güç ve refleksleri ile, sorunlarına karşı bir duruş sergileyebilme imkanları olduğunu söyledi. Dr. Güllüelli; çare olarak psikolojik yardım ile tıbbi ve benzer müdahaleler içeren aşamalara kadar varılmadan önce obezite ile etkili ve ucuz mücadelede tek yöntemin; Beslenme ve diyetetik formasyonları doğrultusunda yeterli, dengeli beslenme ile düzenli fiziksel aktivite olduğunu belirtti.

Doğru ve dengeli beslenme

Doğru ve dengeli beslenme konusunda örnek bir tablo üzerinden yorumlarda bulunan Dr. Emine Güllüelli şöyle konuştu; “ İçerdikleri besin öğeleri benzeyen besinler bir araya toplandığında 4 grup oluşmaktadır. Bunlar; Süt grubu, Et-yumurta-kuru baklagil grubu, Taze sebze ve meyve grubu, Ekmek ve tahıl grubudur. Bunlardan süt grubunun sağladığı önemli besin öğeleri, Kalsiyum Protein D vitamini ila bazı B grubu vitaminleri ve fosfordur. Tıbbi olarak herhangi bir kısıtlama yoksa; Günde 2-3 su bardağı süt veya yoğurt tüketilmelidir. Et-yumurta-kuru baklagil grubu ise; Protein, demir ve bazı B grubu vitaminler konusunda rakipsizdir.Özellikle; Yumurta en iyi kalite proteindir. Demirden zengindir. Karanlıkta görmemizi sağlayan, gözlerimizi güçlendiren A vitamini açısından da zengindir. Bu grup öğelerinden günde en az 2 porsiyon öneriyoruz. Porsiyonların hacmi tabi ki, obez birey açısından ölçü ve denge içermelidir. Sebze ve meyve grubundan özellikle C ve A vitaminleri ile mineraller anlamında yararlanmak gerektiğini kaydeden Dr. Emine Güllüelli, bu grup dahilinde gün içerisinde 5 porsiyon tüketilebileceğini vurgularken; karbonhidrat, bazı B grubu vitamin ve mineral sağlayıcı ekmek ve tahılgillerin günde 4 ila 6 dilim veya kaşık düzeyine indirgenmesinin yararlı olacaktır“ diye konuştu.

GAÜ Sağlık Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Emine Güllüelli; Kritik evre geçilmeden kişilerin obeziteye karşı “kendilerince” alabilecekleri tedbirlerin bir diğer halkasını da, fiziksel aktivitenin artırılması olabileceğini de hatırlattı. 

Güllüelli “Günde en az 30 dakika süre ile gerçekleştirilecek bir yürüyüşün bile çok ciddi katkısı olacaktır. Ancak, tempo veya egzersizlerin ağırlığı tıbbi ve uzman gözetimi altında artmalıdır. Bütün bunlar ile birlikte; Meyve, ayran, süt, taze meyve suları, peynir-ekmek, küçük kek gibi besinlerin tercih edildiği ara öğünler planlanabilir.Tatlı yemek istenilen zamanlarda da en iyi seçim; sütlaç veya muhallebi gibi sütlü tatlılar olmalı” şeklinde konuştu.

Bu anlamda; en çarpıcı hamleler ve yaklaşım önerilerinin sahipleri ise; “Okul Öncesi Öğretmenliği” eğitimi verilen akademik çevrelerden gelmekte. Doğumdan, zorunlu okul yaşına kadar alınması gereken eğitim süreci ile ilgili bir diğer yaklaşım da Girne Amerikan Üniversitesi Öğretim Görevlisi Mehmet Ali Ateş’ten geldi.

Ateş “Okul öncesi eğitimi daha alt yaş dilimine indirgenmeli”

Ateş; Okul öncesi eğitimin, Kuzey Kıbrıs’ta ve Türkiye’de genellikle 4 ila 6 yaş grubu çocuklara yönelik olarak düşünüldüğünü belirterek, bu yaş diliminin daha alt dilime indirgenmesinin yerinde olacağını değerlendirdi.

Girne Amerikan Üniversitesi Eğitim Fakültesi, Okul Öncesi Öğretmenliği Bölümü Öğretim Görevlisi Mehmet Ali Ateş, konuyla ilgili olarak düzenlenen bir söyleşi sırasında şunları söyledi; “iyi bir okul öncesi eğitiminin ve iyi donanımlara sahip bir kurumun, çocuğun yeteneklerini keşfetme konusunda yeterli olacağını düşünüyorum. Eğer, eğitim programı ve öğretmenin hedef aldığı göstergeler doğrultusunda bir program söz konusu ise; süreç amaca uygun ilerleyecektir. Aslında, birçok ülkede; artık okul öncesi eğitimi, neredeyse bebeklik yaşından itibaren başlıyor. Ama ülkemizde okul öncesi dendiği zaman; 4-6 yaş gruplarında görülüyor. Bence; bu dilimin daha da aşağılara, hem Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti için, hem de Türkiye Cumhuriyeti için indirilmesi gerekiyor. Okul öncesi eğitimi dendiği zaman; bizim işimizin, yüzde 50’si çocuğunyüzde 50’si ailenin eğitimidir. Bizim için zor olan kısım, ailelerin eğitimidir. Aile ile iletişim vazgeçilmezdir. Öğrencilerimize bu konuda; Ailelerin endişelerine yönelik empati tavsiye ederek, iyi bir danışma sağlanması gerektiğini söylüyoruz. Haftalık veya aylık aile eğitim programları düzenlenebilir. Medya aracılığıyla ailelere ulaşıp, okul öncesi eğitimi almış ve almamış çocuklar arasındaki belirgin farklardan ailelere bahsedilmesi gerekiyor. Okul öncesi eğitimin değişimi veya yönü artı eksi olarak düşünülecek olursa veya ‘iyi bir okul öncesi eğitimi ve kötü bir okul öncesi eğitimi’ söz konusu olduğunda şöyle düşünülebiliyor, okul öncesi eğitimi aldı, o zaman iyidir. Aslında böyle düşünmemek gerekiyor. Aynı zamanda yetişkinlerin eğitimi için de bunu söyleyebiliriz. Ancak; Donanımlı ya da iyi bir eğitimciden çıkmış bir çocuk ila tamamen günü birlik yaşayan bir eğitimciden çıkmış çocuğun yetenekleri ve düşünceleri arasında belirgin farklar vardır.”

“Oyun, bir tür bellek oluşturur”

Çocuk ve oyun konusunda uyarılarda bulunan Ateş; “Oyun, bir çocuğun öğrenme laboratuvarıdır. Çocuk birşeyleri deneyerek öğreniyorsa, bu öğrenimin kalıcılığından kesinlikle bahsedebiliriz. Şu an; kendi çocukluğumuzu düşündüğümüzde, oyun oynayarak öğrendiğimiz bilgilerin belleğimizde yer aldığını söyleyebiliriz. Çocuğun teknolojik oyunlardan hazedebileceği şeyler kısıtlıdır. Ben, bunu oyun olarak görmüyorum. Çocuğun bilişsel gelişimine destek oluyor olabilir, ama yeterli değildir. Günümüzde, çocukların çıkıp oyun oynayabileceği yeterli ve güvenlikli alan da yok. Belediyeler ve sivil toplum kuruluşlarının bir araya gelip, onlara yeterli alanları sağlaması gerekir. Oyun bir eğlence aracı olarak görülüyor, aslında oyun bir yere kadar eğlence aracı olabiliyor. Ancak, çocuk aynı zamanda eğlenerek öğrendiğini biliyorsa, bizim de bunun farkında olmamız gerekiyor. Hiç birbirini tanımayan iki çocuk bir araya geldiği zaman, bu çocukların yapacağı ilk şey oyun oynamaktır. Oyun dünyadaki tüm çocukların ortak dilidir.” şeklinde konuştu.

Girne Amerikan Üniversitesi (GAÜ) İletişim Fakültesi Radyo Televizyon ve Sinema Bölüm Başkanı Yrd. Doç. Dr. Martin Gansinger, radikal ideolojilerin rap ve reggae müzikleri üzerindeki etkilerini ele aldığı ‘Radical Religious Thought In Black Popular Music. Five Percenters and Bobo Shanti in Rap and Reggae’ isimli yeni bir kitap hazırladı.

İngilizce dilinde kaleme alınan kitap, Aralık 2017’de Almanya Hamburg Şehrinde, Anchor Academic Publishing Yayınevinden çıktı.

Radikal ideolojilerin rap ve reggae gibi siyahî müzikleri üzerindeki etkilerinin kaleme alındığı kitabı ile ilgili açıklamalarda bulunan Gansinger, kitabın çıkış noktasının büyük ölçüde radikal ideolojilerin rap müzik üzerindeki etkileri ve siyahî müziklerin büyük ölçülerde inançlardan etkilendiği düşüncesinden kaynaklandığını ifade etti.

Yol gösterecek bir eser

Gansinger, radikal dini düşünce kalıplarının popüler siyahî müzik biçimleri olan rap ve reggae üzerindeki etkisinin araştırıldığı kitabın, roots sanatçılarının rastafarian düşünceden etkilenerek, yaygın olarak popüler hale getirilen güçlü ırkçılık modelini ortaya çıkaran tarzların, çok katmanlı karşılaştırmalı bir vaka incelemesiyle alana önemli katkılar sağlayacak, dilin yeniden bağlamlaştırılması, dogmatik algılamalar ve sembolizm, diğer dini gruplara karşı tutum ve etnik ayrımcılık unsurlarına ışık tutması açısından önemine değindi.

‘Bu yeni ama sürekli devam eden bir gelişme. 90’ların sonuna doğru çoğu müzik türü kendilerini belli bir inanç grubuna tanımlayan sanatçılar tarafından hakim olundu” diyen Gansinger, “Çalışmalarım süresince Five Percent Nation ile Bobo Ashanti’nin etkilerini karşılaştırmaya çalıştım. Araştırmalar gösterdi ki, ideolojilerin iki sanatçı grup üzerinde de güçlü etkileri vardı. Five percenters harfler ve sayılar kaynaklı kodlar ve semboller üzerine kasıtlı bir sistem kullanıyordu. Bobo Ashanti’nin mesajı daha netti. Böylece insanlar daha net algıladı. Ancak genellikle eleştirel ve homofobik eğilimlerle ilişkilendirildiler. Bunun rastafarian toplulukla ilgili bir sıkıntısı yoktu ancak Jamaica topluluğu için problemdi. 90’ların sonlarında bu radikal düşünceleri görmek diğer sanatçılar, topluluklar tarafından eleştirildi.” ifadelerini kullandı.

 

Girne Amerikan Üniversitesi (GAÜ) bünyesinde dispanser hizmetleri veren “Smart Health Life Center” doktorlarından İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Hüseyin Cenkler yaptığı açıklamada, Sağlıklı ve doğru beslenmenin, günümüzün en büyük sorunlarından birisi olan kanser ile savaşmada ve önlemede büyük rol oynadığını belirtti.

“Şeker tüketimini kesmeliyiz”

Kanser hücrelerinin vücuttaki işleyişi ile ilgili açıklamalarda bulunan Dr. Cenkler, “Kanser hücreleri oksijensiz ortamda çoğalırken, normal hücrelerimizden 10 kat daha hızlı çalışıyor ve sürekli şekere ihtiyaç duyarlar. Kansere yakalananların 1 deri 1 kemik kalmasının sebebi bütün yağların şekere dönüşmesi. Normal hücremiz 120 günde ölür ama kanser hücreleri sonsuza kadar yaşar. Kanser hücreleri normal hücrelerin aksine, karbondioksitli ortamlarda çoğalırken, oksijenli ortamda ise ölür. Bunu önlemek için ise, bazı gıdalardan uzaklaşmamız gerekmektedir. Örneğin; ilk olarak şekeri kesmeliyiz. Un ve şekerli mamullerden uzak duracağız. Hiçbir şekilde rafine edilmiş bir yiyecek yiyip içmeyeceğiz. Amerika’da kanser cemiyeti hükümete şöyle bir öneride bulundu ve kabul edildi. İçinde sakarin olan yiyeceklerin kabında şöyle bir ibare var: “Hayvanlarda kansere yol açmıştır.” Yalnız sakarin değil, früktoz ve bütün meyve şekerleri ile light ürünler tehlikelidir. Katkı maddeleri ilave edilmiş ve raflara girmiş hiçbir yiyeceği yemeyiniz. Uzun ömürlü ürünlerin hepsi için geçerlidir bu durum. Paketlenmiş gıdalar tehlikelidir. Genellikle kansere yakalananlar ömürlerini uzatmak için taş devri diyetini uygulamalıdırlar. Yani oranları dikkate alarak bol meyve ve sebze tüketmek gerekmektedir” dedi.

“Yiyecekleri kimyasallardan arındırarak tüketin”

Sebze ve meyvelerde bulunan kimyasalları arındırmak için bir de formül öneren Dr. Cenkler, “Öncelikle meyve ve sebzeleri tüketmeden önce kimyasallardan arındırmak gerekiyor. Bunu da şu formülle gerçekleştirebiliriz. Bir cam kabın içerisine bir bardak su, bir bardak sirke, bir çay kaşığı karbonat yarım limon sıkıyoruz. Bu karışımın içerisine kullanacağımız sebzeleri yıkayıp daldırıyoruz ve %90’dan fazla kimyasalı arındırmış oluyoruz. Kesinlikle plastik kap olmayacak, cam kap olacak. Ayrıca Yapılan çalışmalar gösterdi ki; her gün vücudumuza binlerce kanserojen madde giriyor. Eğer sistemimiz sağlamsa bunları def ediyor. Ama eğer sistemimiz çökerse o kanserle savaşan hücre sayısı azalır ve başımıza bela olur” açıklamalarında bulundu.
 

Şahin, 2011-2012 Akademik yılı itibariyle öğrenci alımına başlamış olan bölümün ders programlarının hazırlanırken, klasik dönemlerden itibaren Çince olarak kaleme alınmış olan materyallerden yararlanarak, İslamiyet’ten önceki Türk Tarih ve Uygarlığı sahasında araştırma yapabilecek uzmanların yetiştirilmesine ön ayak olunduğunun altını çizdi. Klasik ve Çağdaş Çin Edebiyatı’nın yanı sıra, Klasik Çince, Çağdaş Çince, Yazılı Anlatım, Sözlü Anlatım, Çeviri, Basın Dili ve Çin Kültürü gibi temel dersler de verilmekte olduğu konusunda bilgiler veren Şahin, bölümün Kıbrıs için çok önemine dikkat çekerek; KKTC Ticaret Odası ve Turizm Bakanlığı’nın Çin Dili ve Edebiyatı Bölüm öğrencilerine mezuniyet sonrası istihdam için gerekli güncellemeleri yapmaları gerektiğini vurguladı.

  Şahin, yoğun talebin olduğu GAÜ Beşeri Bilimler Fakültesi, Çin Dili ve Edebiyatı Bölümü’nün, Çin’den öğretim elamanları ve Çin deneyimli akademik kadrosu ile akademik çalışmalarına devam ettiklerini bu çerçevede Türk tarih ve kültür araştırmalarına önemli katkılar sağlamakta olduklarının altını çizdi. Çince’nin, Türk Edebiyatı ve Tarihinde işlevsel bir dil olarak önemini her zaman korumakta olduğunu ve bu özelliğinin de dilin öğrenilmesine olan ilgiyi arttırmakta olduğunu ifade eden Şahin, “Çin Dili ve Edebiyatı Bölümü Kıbrıs için çok önemli bir fırsattır. Özellikle ithalat-ihracat başta olmak üzere KKTC Ticaret Odası ve Turizm Bakanlığı Çin Dili ve Edebiyatı Bölüm öğrencilerine mezuniyet sonrası istihdam için gerekli güncellemeleri yapmalıdır” diye konuştu.

  GAÜ Beşeri Bilimler Fakültesi Çin Dili ve Edebiyatı Bölümü Öğretim Görevlisi Sait Şahin, GAÜ Medya’ya yaptığı açıklamada, akademik faaliyetlerin yanında, KKTC-TÜÇİAD (Türkiye-Çin Halk Cumhuriyeti İş Adamları Dostluk ve Dayanışma Derneği) Temsilciliğini de yürüttüğünü, bu çerçevede TÜÇİAD’ı temsilen Lefkoşa Tarafsız Bölge Ledra Palas’ta Kıbrıs Türk-Kıbrıs Rum İş Adamları ortak toplantılarına katıldıklarını ve çeşitli temaslarda bulunduklarını belirtti. Şahin, “KKTC’de sektörün gelişmesinde, üretiminde, yeni iş fırsatları ve sektör arayışlarına çözüm kaynağı olarak, İŞAD (Kıbrıs Türk İş Adamları Derneği) ile işbirliği içinde Uzakdoğu Çin’e ticaret amaçlı fuar turları düzenleneceği ve önde gelen firmalar ile KKTC’de uluslararası fuarlar organize etmek istediklerini ifade etti. Şahin, dünyanın üretim merkezi Çin ile Kıbrıs’ta faaliyet gösteren sektörlerin yedek parça, yeni modeller için dünyanın en büyük fuarı olan kanton fuarına katılmaları gerektiğine olan inancını belirterek, ‘TÜÇİAD ve Çin temsilcilik ofislerinin rehberliği ile daha uygun fiyata ürün bulmaları ve güvenilir uzun süreli dostluk ticaretlerinin kurulması için iki dernek başkanı tarafından gayret gösterildiği vurgulanmıştır” dedi.