İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Aydın’da düzenlenen Seçim Bölge Güvenlik Toplantısı’nda, Aydın, Burdur, Isparta, Afyonkarahisar, Balıkesir, Denizli, İzmir, Manisa, Muğla,Kütahya ve Uşak illerinin valileri ile bir araya geldi. Türkiye’yi 7 bölge üzerinden ele alarak programlarını gerçekleştireceklerini kaydeden Bakan Soylu, “Seçim, vatandaşın, milletin, halkın seçimidir. İçişleri Bakanlığı olarak bizim görevimiz vatandaşımızın özgür iradesine sağlıklı bir şekilde herhangi bir aksiliğe veya güvenlik zafiyetine meydan vermeden sandığa yansıtabileceği ortamı temin edebilmektir. Bu itibarla bilgimiz ve tecrübemiz ne seviyede olursa olsun tedbiri elden bırakmıyoruz. Tüm personelimize hizmet içi eğitimden geçireceğiz” dedi.

Bugün Aydın’da Seçim Bölge Güvenlik Toplantısı’nın 2’ncisini gerçekleştirdiklerini belirten Soylu, 16 Nisan referandumu öncesi de böyle bir toplantı yaptıklarını ifade ederek, “Bu hafta bütün bölge toplantılarını gerçekleştirmiş olacağız. Hepiniz takdir edersiniz ki her seçimin karakteri, mevzuatı psikolojisi birbirinden farklı olabilir. Daha önceki seçimler vakti geldiği için yapılan seçimlerdi. Ancak 24 Haziran seçimleri, 2016 Nisan’da kararlaştırılan yeni bir sistemin seçimi olacak. Dünyanın da yakından takip ettiği, uluslararasının da yakından takip ettiği seçimi hep birlikte yaşayacağız. Vatandaşımızın özgür iradesinin sağlıklı bir şekilde sandığa yansıtılabileceği bir seçim ortamını oluşturmak vazifemiz. Çalışmalarımızın ve seçimin hayırlara vesile olmasını Cenabı Hak’tan niyaz ediyoruz” diye konuştu.

“SEÇİM GÜVENLİĞİNİ 3 BAŞLIKTA DEĞERLENDİRİYORUZ”

Seçim güvenliğini 3 başlık altında değerlendiren İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, “Birincisi kampanya ve propaganda dönemi. İkincisi seçim günü oy verme işlemi, üçüncü kısım da oyların sayılması işlemi. İnsan için en kıymetli meselelerden biri kendisini yönetecek kişiyi seçebilmesidir. Seçim bu nedenle kıymetli dönemdir. Bu kıymetli dönemde vatandaşın kıymetli tercihinin sandığa yansıtacağı güvenliği tesis etmektir. Özgürlük ve güvenlik dengesi oluşturulmuş bir dengedir. Güvenlik özgürlük için vardır. Bizim yapmamız gereken başkalarının da özgürlüğünü temin edecek bir anlayışı oluşturmaktır” şeklinde konuştu.

“TÜM GÜVENLİK PERSONELİ SEÇİM GÜNÜ GÖREVİNİN BAŞINDA OLACAK”

Seçim gününe ilişkin ayrı bir güvenlik önlemi de alınacağını ve bu konuda da çalışmaların yapıldığını kaydeden Bakan Soylu, “Seçim gününe ilişkin ayrı bir güvenlik önlemi de alınacaktır. 531 bin 7 personel seçim günü görevi başında olacaktır. Bunun yanında İHA’lar, acil durum merkezleri, kameralar seçim günü en hassas şekilde çalışacaktır. Provokatif eylemlere karşı da tüm birim ve görevliler tam kapasite ile görev başında olacak personele seçim için hizmet içi eğitim verilecektir. Basın sürekli bilgilendirilecektir. Seçim alışkanlığı ve seçim güvenliği konusu Türk demokrasisinin en başarılı olduğu konulardan biridir. 16 Nisan referandumunda İçişleri Bakanlığı olarak iyi bir sınav verdiğimizi düşünüyorum. 24 Haziran’da bütün vatandaşlarımızı huzuru ve kardeşlik içinde iradelerini sandığa yansıtacaklarını ve seçim sonunda kazananın ülkemiz ve demokrasi olacağına inanıyorum” ifadelerini kullandı. Toplantı daha sonra basına kapılı olarak devam etti. 

Seçim Bölge Güvenlik Toplantısı’na İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Arif Çetin, Narkotik Suçlarla Mücadele Şubesi Daire Başkanlığı, Güvenlik Daire Başkanlığı, Asayiş Daire Başkanlığı, Terörle Mücadele Şubesi Daire Başkanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı yetkilileri ve valiler katıldı.  

Başbakan Binali Yıldırım, Türk Polis Teşkilatının 173’üncü kuruluş yıl dönümü vesilesiyle aralarında İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun da bulunduğu Emniyet Genel Müdürlüğünden gelen heyeti kabul etti. Emniyet Teşkilatının Cumhuriyet tarihinden çok daha önce kurulduğunu ve geçen sürede kendisini geliştirdiğini olduğunu anımsatan Başbakan Yıldırım, “Gerek ülkemizin gerekse bölgemizin içinde bulunduğu karmaşık şartlar içerisinde sınırlarımızdaki ülkelerde otorite boşluğu, iç savaş ve ülkemizde bölücü terör örgütüne karşı verilen amansız mücadele, 15 Temmuz ve sonrası FETÖ’yle mücadele ve DEAŞ’la yapılan mücadele görevinizin ne kadar ağır ve zor olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor” şeklinde konuştu. 

2016 yılının Ağustos ayından itibaren alınan kararla, terörle mücadelede savunma değil taarruz prensibine göre hareket etme eylemi başlatıldığını dile getiren Yıldırım, “Bugün itibariyle yurdun her köşesinde devlet otoritesi ve güvenlik tam anlamıyla tesis edilmiştir. Hatta yurt dışı kaynaklı terör odaklarına karşı da hiç müsamaha göstermeden operasyonlarımız icra edilmektedir. Huzur ve güven noktasında günden güne önemli bir başarı elde ettik. Bu başarının arkasında Cumhurbaşkanımızın liderliği, hükümetimizin kararlı tutumu ve siz ülkesini, milletini ve bayrağını seven polis teşkilatımızın memleketin huzuru, vatandaşın canı için ortaya koyduğunuz başarı vardır. Sizleri tebrik ediyorum ama işiniz bitmiş değil, zor bir coğrafyada yaşıyoruz. Maalesef emperyal güçler bölgedeki mücadelelerini açık bir şekilde yapmıyorlar, örtülü hareketlerle yeni yeni örgütleri çıkarak bizi meşgul edip enerjimizi azaltma yönünde bir gayret içindeler. Polis teşkilatımızın ortaya koyduğu başarı sadece Türkiye Cumhuriyeti sınırlarıyla değil, bütün balkanlar ve Avrupa’yı koruyan ve yasa dışı göçe karşı teminat altına alan, NATO çerçevesinde de çok büyük bir görev ifa ediyor. Biz tarihi geçmişi ve devlet geleneği olan bir ülke olarak yapmamız gereken neyse onu yapıyoruz ve bu noktada da dünyaya örnek davranış ortaya koyuyoruz. Bu da Türkiye’nin emperyal bir dava peşinde koşmayıp insanlık davası peşinde olan bir ülke olduğunu açık bir şekilde ortaya koyuyor” ifadelerini kaydetti. 

Yıldırım, tüm teşkilatı temsil eden heyete hitap ederek, “Sizin hem yurt içi hemde yurt dışında sürdürdüğünüz operasyonları hem halkımız hem de hükümet olarak bizler takdir ediyoruz ve başarılarının devamını diliyoruz” mesajını verdi.  

Mardin’in Midyat ilçesinin farklı bölgelerinde görev yapan kadın güvenlik korucuları, cesur tavırlarıyla dikkat çekiyor. Bazısı mayına basıp, görme yetisini kaybeden, bazısı da teröristlerle girdiği çatışmada şehit düşen kocasından görevi devralan kadın korucular, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde de görev başında. Görev saatleri dışında ev işlerine koşturan kadınlar, ellerinde tüfeklerle gece gündüz demeden vatan nöbeti tutuyor. Kadın korucular, selam gönderdikleri Zeytin Dalı Harekatı’nda görevli güvenlik güçlerinin yanında yer almak istiyor.

6 çocuk annesi görev başında

1991 yılında teröristlerin yola döşedikleri mayında korucu olan eşinin gözlerini kaybetmesi ile görevi eşinden devralan 6 çocuk annesi Gayde Akıncı, “Elimden gelse hem Afrin’de hem Türkiye’de bir tek terörist kalmayana kadar çatışırım. Mayın eşimin üstüne patlamıştı. Bu iş çok zor ama ben buna katlanabilirim. Yapabilsem bütün terörü yok edeceğim. Çok gururluyum. Afrin operasyonuna ben de gitmek isterim” dedi.

“Vatan borcu namus borcudur”

Ailesinden şehit verdikten sonra 15 yıl koruculuk yaptıktan sonra emekli olan ancak mesleğinden kopamayan Hasine Akıncı, “Vatan için zor yoktur. Her zaman hazırız. Geçmişte çok zorluk çektik yola mayın döşediler. 11-12 şehit verdik mayın saldırısında. Cesuruz, hazırız. Afrin operasyonuna destek vermek için hazırız. Her şey vatan için. Cesuruz, vatan borcu, namus borcudur. Tek devlet, tek vatan ve tek bayrak istiyoruz” diye konuştu.

“Annemle gurur duyuyorum”

Gayde Akıncı’nın kızı Ayşe Akıncı, annesiyle gurur duyduğunu anlatarak, “Tüm kadınların Kadınlar Günü’nü kutluyorum. Annemin tüm kadınlara örnek olmasını istiyorum. Babam mayın patlaması yüzünden emekli oldu. Öğretmen olmak istiyorum. Çocukları yetiştirip annem gibi olsun isterim” ifadelerinde bulundu.

“Vatan için canımızı feda ederiz”

91 yılında mayın patlaması sonucu gözlerini kaybettiğini ve gazi olduğunu ifade eden Hamza Akıncı ise, “İki gözümü vatan için feda ettim. Ben emekli olduğum için eşim korucu olmak istedi. Devlet için, vatan için, Afrin için canımızı feda ederiz, gerekirse hepimiz gideceğiz” dedi.  

Beril Solmuşgül – Bilal Bedir
 

Bugünkü sayıda yayımlanan kararda, Aden Körfezi, Somali karasuları ve açıkları, Arap Denizi ve mücavir bölgelerde vuku bulan korsanlık/deniz haydutluğu ve silahlı soygun eylemleri hakkında 2008 yılından bu yana kabul edilen Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) kararları ve TBMM’nin kararı ile bir yıl için verdiği ve birer yıl arayla uzattığı izin çerçevesinde Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) deniz unsurlarının, bölgede seyreden Türk bayraklı ve Türkiye bağlantılı ticari gemilerin emniyetinin etkin şekilde muhafazası ve uluslararası toplumca yürütülen korsanlık/deniz haydutluğu ve silahlı soygun eylemleriyle müşterek mücadele harekatına aktif katılımda bulunulmasının sağlandığı belirtildi.

Anılan bölgelerde meydana gelmeye devam eden korsanlık/deniz haydutluğu ve silahlı soygun eylemleriyle uluslararası toplumca mücadele edilebilmesine cevaz veren BMGK’nın ilgili kararlarının süresinin son olarak 7 Kasım 2017 tarihli ve 2383 sayılı Kararla bir yıl daha uzatıldığı vurgulandı.

Bu kapsamda, Türk donanmasının söz konusu bölgelerdeki görevinin 10 Şubat 2018 tarihinden itibaren bir yıl daha uzatılmasına, ayrıca denizde terörizmle mücadele harekatlarına katkı sağlanabilmesi maksadıyla unsurların bölge ülkeleri karasuları dışında denizde terörizmle mücadele görevi için yetkilendirilmesi ve bununla ilgili gerekli düzenlemelerin Hükümet tarafından yapılması için izin verilmesine karar verildiği ifade edildi. 

Malatya’nın ilk kadın oto tamircisi Gülcan Coşkun (19) Sanayi Sitesi’nde 42 yıllık motor ustası Rıfat Teke’nin yanında çalışıyor. Küçük yaştan itibaren araçlara ilgisi olduğu için tamirci olmayı seçen 19 yaşındaki Gülcan Coşkun’u karşısında gören müşterilerin çoğu ise şaşkınlığını gizleyemiyor. İHA’ya konuşan oto tamircisi Gülcan Coşkun, Türkiye’nin yerli otomobil üretiminde görev almak istediğini söyledi.

“Makyajım yağ”

Makyajının motor yağı olduğunu belirten Gülcan usta, “Çocukluktan gelen bir hevesti, sadece bir hayaldi Rıfat usta ile tanıştım ve hayalim gerçekleşti” dedi. Oto tamirciliğinin bir kadın için zorlu yanlarının bulunduğunu belirten Coşkun, “Ama benim için şuan tek zorluğu hava şartları. Onun dışında işimi severek yapıyorum” ifadelerine yer verdi.

Hemcinslerine de çağrıda bulunan Coşkun, herkesin istediği işi yapması gerektiğini vurgulayarak, “Buradaki arkadaşlarımız da bana yardımcı oluyor. Şuan öğrenme aşamasındayım, her tamiratı yapamıyorum. Ama yavaş yavaş öğreniyorum işi” dedi.

“Yerli oto yapımında çalışmak isterdim”

Coşkun, Türkiye’nin yerli otomobil üretiminde görev almayı istediğini belirterek, “Yerli oto yapımında çalışmak isterdim. Ülkeme katkımın olmasını, faydamın olmasını isterdim” şeklinde konuştu.
İşini severek yaptığını belirten Coşkun, “Hedefim iyi bir usta olabilmek, esnaf olmak. Ben buraya gelmeden önce hep şunu düşünüyordum, ‘Gidip dükkan açmak, eleman çalıştırmak maaş almak. Ama o iş öyle değilmiş bunu öğrendim” ifadelerini kullandı.

“Hayallerim için bir sorumluluk alabilme yaşını bekliyorum” diyen oto tamircisi Coşkun, “Hedefim ileride kendi iş yerimi açmak” dedi.

“Ben bu işi Malatya’da yapabiliyorsam, bütün kadınlar her yerde bu işi yapabilir”

Oto sanayinde çalışan bir bayan olarak müşterilerden de kendisine yönelik birçok olumlu tepki aldığını ifade eden Coşkun, “Ben bunu bütün samimiyetimle söylüyorum. Ben bu işi Malatya’da yapabiliyorsam, bütün kadınlar her yerde bu işi yapabilir” diye konuştu.

Çalıştığı şartların da kendisini asla rahatsız etmediğini dile getiren Coşkun, “Benim makyajım da yağdır. Motor yağı beni rahatsız etmiyor. Aksine yıkadığımda, elim temiz olduğunda rahatsız oluyorum” dedi.

“Altın bilezik bayanlara lazım”

İşletmenin sahibi Rıfat Teke ise, sanayide meslek edinmek için ‘altın bilezik’ tanımlanmasının yapıldığını bu nedenle altın bileziğin ise bayanlara lazım olacağını ifade ederek, “Onlarda zanaat sahibi olmak zorunda. Bayanların olmadığı bir kuruluş yok bu neden sanayide olmasın” diye konuştu.

Gülcan’ın oto tamircisinde çalışma isteğinin olduğunu kaydeden Rıfat usta, “Gülcan’a karşı torpil yapmıyoruz ama erkeklere karşı biraz fedakarlık yapmak lazım. El becerisi, işe yatkınlığı iyi gayet güzel” dedi.
Yerli oto projesini de desteklediklerini belirten Teke, kendilerine görev verilmesi durumunda her zaman hazır olduklarını söyledi. 

Mehmet Türel

Türk Hava Kuvvetlerinin Hawk Batarya Komutanlığı birlikleri Suriye üzerinde uçan uçaklar, hava araçları ile İnsansız Hava Araçlarını (İHA) tespit ve gözetleme yaparak, 40 kilometreye kadar mesafedeki hava araçlarını anında yok etme yeteneğine sahip son teknolojik imkanları kullanan birlikler günün 24 saati görev yapıyor. 15’inci Füze Üst Komutanlığı 1. Filo Komutanlığı’na bağlı 13’üncü Hawk Batarya Komutanlığı birlikleri Suriye’deki gelişmeler üzerine Şehit Mehmet Hudut Karakolu’nda üst bölgesi oluşturdu. İhlas Haber Ajansının (İHA) özel izinle girdiği ve Türkiye’de ilk kez görüntülenen 13’üncü Hawk Batarya Komutanlığında görevli birlikler, Suriye hava sahasındaki tüm hareketlilik, Suriye hava sahası üzerinden Türkiye’ye doğru yaklaşan uçaklar, hava araçları ile İHA’lar tespit ve gözetlemesi yapılıyor. Birkaç saniye içerisinde hazır hale gelen sistem son teknolojik imkanları kullanarak Türkiye’ye tehdit olacak havadaki bütün konuşulu bulunan kadar havada füzelerle anında imha edebiliyor. Suriye hava sahasındaki uçan ve Türkiye’ye yaklaşan herhangi bir hava anında entegre sistem ile hem Genelkurmay Başkanlığı hem de Hava Kuvvetler Komutanlığı tarafından görülebiliyor.

13’üncü Hawk Batarya Komutanlığında görev yapan Mehmetçik, uzman çavuş astsubay ve subaylar, yeni yıla Suriye sınırındaki birliklerinde Suriye hava sahasındaki gelişmeleri takip ederek girdi. 

Mehmet Ali Dağ

26 Haziran 2017 tarihinde Hakkari’de şehit olan sözleşmeli er Oğuzhan Küçük’ün cenaze törenine katılmak üzere geldiği memleketi Karaman’da izin süresi dolan şehidin ağabeyi uzman erbaş Mücahit Hamza Küçük için bir kez daha baba ocağında asker uğurlaması düzenlendi. Asker uğurlamasında ilk olarak Kur’an-ı Kerim okundu. Yapılan duanın ardından Güneydoğu’daki birliğine gidecek olan Mücahit Hamza Küçük’ün asker kınasını Garnizon Komutanı Albay Yurdakul Kazım Türkmen yaktı. Küçük’ün eline kına yakılmasının ardından “Ölürüm Türkiyem” şarkısı söylendi. Mücahit Hamza Küçük’ün yakınları ve arkadaşlarıyla vedalaştığı sırada şehit kardeşi Oğuzhan Küçük’ün kendi sesiyle söylediği, “Biz babadan böyle gördük” şarkısının çalınması ise duygulu anların yaşanmasına neden oldu.

“Söz konusu vatan olunca, bizde bayrak yere düşmez”

Oğlunu yeniden birliğine gönderen şehit babası Alaaddin Küçük, “Söz konusu vatan olunca, bizde bayrak yere düşmez. Biri şehit olur diğeri hiç tereddüt etmeden kapar ve bayrağı yere düşürmez. O da şehit olur ise diğer arkasından gelen bayrağı düşürmeyeceğini bilir, vatan için şehit olmaktan asla tereddüt etmez. Bu inanç bizim Türk milletinde her zaman vardır. Bizde asla tereddüt olmaz” dedi. 

Askere uğurladığı oğluna sarılırken duygulanmasıyla ilgili de konuşan baba Alaaddin Küçük, “Duygulandığımız şehitlik makamının güzelliğinin duygusuydu. Yoksa herhangi bir pişmanlık, tereddüt gibi bir şey yok. Zaten bunun en büyük kanıtı şehit olan bir çocuğundan sonra tekrar abisini yeniden görevinin başına göndermek. Duygulandığımız çocuğu askere giden her anne ve baba gibi onların yaşadığı duygudur. Kesinlikle bir pişmanlık ve tereddüt asla olmadı, olamaz da. Annesi evlatlarını ayırmadığı için, şehitlik makamına da inandığı için vatan söz konusu olunca bayrağın inmemesi, ezanın dinmemesi önceliğimizdir. Bu yüzden gerekirse diğer oğlum da şehit olabilir. Çünkü Mücahit’in Oğuzhan’dan ne eksiği vardır. Bunu (annesi) daha önce şehit Ömer Halisdemir’in mezarını ziyaret ettiğimizde orada söylemiş zaten. Sen rahat ol iki tane daha arkanda yiğit var, onlar da bizden, bu vatan savunmasız kalmaz, hiçbir zaman diye orada söylemiş. Bunu bana daha sonra anlattı” diye konuştu.

“Silahlı İHA’lara karşı çıkanın ya mayası bozuktur, ya vatan hainidir”

SİHA’ların terörle mücadelede kullanılmaması konusundaki tartışmalara da değinen baba Alaaddin Küçük, SİHA’ların üretilmesinden kesinlikle memnun olduğunu ifade ederek, “Bundan doğal bir şey olamaz. Bu silahlar daha önce üretilmiş olsaydı, Oğuzhan şu anda yanımızdaydı. Elbette Oğuzhan şehit oldu, büyük bir makam. Vatan savunmasında silahlı insansız hava araçlarının önemi çok büyük. Şimdi ben baba olarak keşke bu silahlar bir yıl önce çıksaydı. Oğuzhan’a havan ve roket atan bu alçakları silahlı İHA’larla tespit edip havanı atmadan önce imha edebilselerdi. Tamam, üzülmedik, vatan için feda ettik ama Oğuzhan sağ olsaydı iyi değil miydi? Biz yıllarca başkalarının silahlarını kullandık ve onların izin verdiği kadar kullandık. Şimdi çok şükür ki bu hükümet bu silahları üretiyor, biz çok memnunuz. Çocuğumuzu şehit vermemize rağmen. Diğer kalan çocuklar da bizim. En azından diğerleri görevlerini tam olarak yapsınlar ve sağ salim evlerine dönebilsinler. Şimdi bu silahları üretiyor olmamızdan ben gayet memnunum. Artık kimse bize talimat veremeyecek. Bu vurulanların da öyle piknik yapma gibi bir durumu yok, açıkça terörist oldukları bellidir. Türk milletini salak mı zannediyorlar? Biz hepsini görüyoruz. Dağdaki çoban bile biliyor bunu ki ben de bir çobanım. Bu memlekette en iyi kafası çalışanlar çobanlardır. Öyle milletvekili olup, avukat olmak değil. Gelsinler çobanlara sorsunlar, neler oluyor bu memlekette diye. O yüzden silahlı İHA’lara karşı çıkanın ya mayası bozuktur, ya vatan hainidir. Bu memleket için şehit vermiş birisi olarak elbette benim hakkım var, ben söyleyeceğim ve ben konuşacağım. Biz memnunuz. Sakın ola sakın, hükümet bundan geri adım atmasın, asla başkalarının talimatı ile hareket etmesin, zaten bunları yapmayacaklarına inanıyorum. Bundan sonra inşallah düşmanın görüldüğü yerde başları ezilecek ve uzaktan kalleşçe başkalarının sattığı silahlarla bizim askerlerimizi şehit edemeyecekler. Asla bu vatanı bölemeyecekler. İşte Oğuzhan şehit oldu ama Mücahit tekrar görevinin başına gidiyor. Türk milletini asla yıldıramayacaklar, asla başaramayacaklar. Tabii ki birlik beraberlik içinde olduğumuz sürece” şeklinde konuştu. 

Mehmet Dağlı
 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 998 gün sonra tekrar Ak Parti’nin başına geçeceği kongrede, Aile ve Sosyal Politikalar Kurucu Bakanı ve Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin’in divan üyeliğine seçilmesi bölge ve ülke siyasetinde büyük ses getirdi. Fatma Şahin’in sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımlarla duyurduğu üyeliği sosyal medyada yankı uyandırdı. Bölge ve ülke siyasetindeki bir çok isim, Şahin’in divan üyeliğine seçildiğini belirterek, kutlarken sosyal medya kullanıcıları ise Fatma Şahin, “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı bu yürüyüşünde yalnız bırakmadı. Cumhurbaşkanı Erdoğan da, kendisini yalnız bırakmayanları bugüne kadar olduğu gibi her zaman sahiplendi” yorumları yaptı.
Fatma Şahin 2. Olağanüstü Kongresinde de Bekir Bozdağ’ın başkan olduğu divanın üyeleri arasında da yer almıştı.

Fatma Şahin kimdir?

Fatma Şahin, Gaziantep’te Ak Partinin il Kurucu üyesi olan Fatma Şahin, 16 yıllık yıllık siyaset hayatında hiç Ak Parti’den ayrılmadı. Aile ve Sosyal Politikalar kurucu Bakanlığını yapan Fatma Şahin, TBMM’deki, Terör Namus cinayetleri, Çocuklara Karşı Şiddeti Araştırma, Sanayi Ticaret ve Enerji, AB Uyum, AB Karma Parlamento komisyonlarında görev aldı. AK Parti Kadın Kollarında bir dönem teşkilattan ve bir dönem de Siyasi İşlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcılığı görevlerini de yapan Şahin, Ak Parti’nin ikinci olağan kongresinde ise Ak Parti Merkez Karar Yürütme Kuruluna seçilmişti. 

 Bu beceri, kurumsal yaşamdaki birçok kişinin aynı anda birden fazla iş yapmasını zorunlu kılarken, insanlar bu durumun nelere mal olduğunu fark edemiyor.

Yapılan araştırmalar, ‘Çok Görevli’ olduğumuz zamanlarda, her bir görevi tamamlama süremizin uzadığını ve böylece görev kalitesinin de düştüğünü gösteriyor. Psikologlar ise bundan çok daha kötüsünün, stres düzeyinin yükselmesi olduğu konusunda hemfikir.

Madalyon Kurumsal Psikoloji Odaklı Eğitim Merkezi, çalışanların sıklıkla karşılaştığı bu sorunu çözmek için kurumsal çalışmalar yapıyor. Merkezin öncelikli amacı, kişinin ruhsal sağlığını olumsuz yönde etkileyen faktörlere, yine kişinin kendi potansiyelini kullanarak müdahale etmesini sağlamak. Çünkü eğer kişi olumsuz düşüncelerle, iletişim güçlükleriyle ve kalıp yargılarla baş etmesini biliyorsa, karşılaştığı sorunlar karşısında zorluk yaşamıyor. Merkezin bu müdahale noktasında kullandığı tekniklerden biri ‘Farkındalık (Mindfulness) Egzersizleri’. Yaşam koşullarının zorlaştığı ve rekabetin arttığı iş dünyasında, yapılacak görevleri yavaşlatmak ya da hızını düşürmek belki mümkün olmayabilir ama çalışanlar kendi kendilerine yapabilecekleri ufak teknikler ile zihinsel esnekliklerini arttırabilir ve stres düzeylerini düşürebilirler.

İnsanların, bu yöntemleri çok basit buldukları için uygulamaya gerek bile duymadıklarını söyleyen Psikolog Hande Cesur, ”Oysaki bütün dünyanın kabul ettiği ve bilimsel çalışmalarla desteklenen bu basit farkındalık egzersizleri, ruh sağlığımızı korumak için birebir. Stres düzeyinin her gün belli oranda artması çok normal. Ancak düzenli olarak müdahalede bulunmazsak, her gün artan stres, bir süre sonra kişinin kendisini tükenmiş hissetmesine neden olabilir. Telefonlarımızı verimli kullanmak için şarjını her gün nasıl dolduruyorsak, zihnimizin ve bedenimizin tükenmemesi için de basit yöntemler uygulamamız gerekiyor” diye konuştu.

Bir dakikalığına zamanı durdurun

Madalyon Kurumsal Psikoloji Odaklı Eğitim Merkezi, yapmamız gereken çok basit egzersizler konusunda şu tavsiyelerde bulunuyor: Diyelim ki uzun bir süre aynı anda birden fazla iş yaptınız ve sonrasında ise mola vermeniz gerekti. Ancak mola sırasında da başka şeylerle uğraşıyorsunuz. Bunun yerine, sadece olduğunuz yerde sakince durun, bir yere oturun, bedeninize odaklanın. Bedeninizdeki baskıları, kıyafetlerinizin ağırlığını, ayaklarınızın yerle temasını düşünün ve vücut ısınını fark etmeye çalışın. Bu egzersizi gün içinde birkaç kere tekrarlamanız, birkaç saatlik iş stresinizin düşmesine, yaptığınız işe odaklanma sorununuzun da zamanla azalmasına neden olacak.

Ne yediğinizin farkında olun

Çalışan insanların çoğu, öğlen aralarında yemeklerini hızlıca yerler ve artan zamanlarını daha çok sigara içmeye ya da sosyal medyayı takip etmeye harcarlar. Oysa öğlen araları zihinsel rahatlama için büyük fırsattır ve bu süreyi yoga ya da meditasyonla geçiren çalışanlarda zihinsel ve bedensel iyileşme görülmektedir. Bunlar için fırsat bulamıyorsanız bile çok küçük farkındalık egzersizleri yapabilirsiniz. Örneğin yemeğinizi başka hiçbir şeyle uğraşmadan yalnızca yediklerinize odaklanarak yemeniz, iyi bir egzersiz olacaktır. Emin olun, bu egzersizlerden sonra rengini, tadını, dokusunu, kokusunu fark ederek yemeğe çalıştığınız bütün yiyeceklere, hatta küçük bir mandalinaya bile çok şey borçlu olacaksınız.

Yürüyüş yaparken başka bir şey düşünmeyin

Birçok insan, yürürken bir yandan telefonla konuşur, gideceği yerde yapacağı konuşmayı düşünür, kafada sürekli dolaşan yapılacaklar listesi ile adımlar atılır. Önemli bir farkındalık egzersizi de bu alışkanlığı durdurup, yürürken sadece yürümeyi başarabilmektir. Adımlarınıza, beden duruşunuza odaklanarak bunu başarabilirsiniz. Bu yürüyüş egzersizi sayesinde, zihninizin çok daha iyi bir performans göstermesi için ona fırsat tanımış olursunuz.

Egzersizlerin özellikle hızlı yaşamaya alışkın kişiler için ilk başta hiç kolay olmadığını dile getiren Psikolog Cesur, ”Ancak bir süre alıştırma yaptıktan sonra, çok rahat bir şekilde kendilerini ruhsal sakinliğe bırakmayı başarabilecekler ve sonuçta eve gittikleri zaman televizyon ekranına kitlenerek dış dünyayla bağlantılarını kesmek zorunda kalmayacaklar. Bu egzersizler, insan potansiyelinin gün boyu sağlıklı ve etkili bir şekilde kullanabilmesini sağlayarak hem iş hem de yaşam kalitesini her yönden artıracak” ifadelerini kullandı.