Samsun’da 60 bin yıllık tarihi geçmişe sahip olan Tekkeköy Mağaraları Arkeoloji Vadisi, Türkiye’deki en eski 3’üncü insan yerleşkesi olarak biliniyor. Karadeniz’de ise M.Ö. insanlığın ilk yerleşkesi unvanını alan Tekkeköy Mağaraları Arkeoloji Vadisi, geçen binlerce yıla rağmen doğal güzelliğini korumaya devam ediyor. Paleolitik Çağ, Mezolitik Çağ ve Tunç Çağı’na ait kalıntıları içinde barındıran ve kat kat mağaralarıyla ilk katlı yerleşkeyi gözler önüne seren Tekkeköy Mağaraları, her yıl yerli ve yabancı turistler tarafından ziyaret ediliyor.

“Dünyada eşi benzeri olmayan bir yer” 

Tekkeköy Mağaraları Arkeoloji Vadisi hakkında bilgi veren Tekkeköy Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Müdürü Şeref Aydın, “Burası M.Ö. 60 bin yıllık tarihe sahip olan bir vadidir. Daha da ilginç olanı burada 17-18 dönemi birden görüyoruz. Dünyada eşi benzeri olmayan bir yer. Türkiye’de en eski insan yerleşkesi olan 3’üncü yer. Karadeniz’de ise insanlığın ilk yerleşkesidir burası. Bundan eski bir yer şimdiye kadar bulunmamış. Dünyadaki arkeologlar tarafından bu mağaralar çok iyi bilinmektedir. Biz de burayı hem tarihi korumak, hem de yeni nesile aktarmak için bir proje gerçekleştirdik. Arkeoloji Vadisi adıyla bu projeyi gerçekleştiriyoruz. Burada Rumlara ait eski evler vardı. Onları restore ederek projemize başladık. Tabii koruma kurullarının onayıyla tamamen yasalara uygun olarak bu işlemleri yapıyoruz. Burada bir müze yaptık. Müzemiz otantik kafe tarzında inşa edildi ve ödül aldı. Ayrıca biz burada Türkiye’de ilk olacak olan Ekolojik Oyuncak Müzesi açacağız. İnsanlar sürekli buraya doğa ve tarihin içinde piknik yapmaya geliyorlar. Önümüzdeki yıllarda ise buraya bir Arkeolojik Park projemiz var. Burası çok ziyaret edilen bir yer. 1 buçuk yılda burayı 180 bin kişi ziyaret etti. Gelen ziyaretçilerin yüzde 30’luk kısmı ise yabancı turistlerden oluşmakta. Hatta Çin’den bile ziyarete gelenler oldu. Son yıllarda ise Irak, İran ve Azeri uyruklu vatandaşlar gelmeye başladı. Biz bundan sonraki dönemde buranın tanıtımına başlayacağız. Bu tanıtımlar sayesinde de ziyaret akımını ikiye katlayacağız” dedi.  

Şahin Binici
 

Kırmızıtoprak Mahallesi’nde yaşayan Meryem Serçe (39), 9 yaşındaki oğlu Bartu’ya gözü gibi bakıyor. 6 aylık doğan ve serebral palsi hastalığı bulunan Bartu, yaşıtları gibi gezemiyor ve konuşamıyor. Bu süreçte her hafta fizik tedaviye giden Bartu’nun tek arkadaşı olan anne Meryem Serçe, oğlunun yaşıtları gibi gezip konuşacağı günleri bekliyor. 2 yıl önce eşinden ayrılan anne Serçe, evladının yanından bir an bile olsun ayrılmıyor.
Sürekli oğlu ile vakit geçirdiğini belirten Meryem Serçe, hayatının sonuna kadar evladının yanında olacağını belirtti. Anneler Günü’nde en güzel hediyenin oğlu olduğunu ifade eden Serçe, “Oğlum 9 yaşında ve 6 aylık dünyaya geldi. Yürüyemiyor ve konuşamıyor.

Bugün Anneler Günü, benim için en büyük hediye oğlum. O benim yaşama sebebim ve hayatımın anlamı. Rahatsızlığı serebral palsi, beyin hasarı deniliyor. Şu an fizik tedaviye ve eğitime gidiyoruz. İnşallah ben düzeleceğine inanıyorum. Doktorlar zamanın göstereceğini söylüyorlar. İnşallah düzelecek, ben anne olarak umutluyum. Eşimden ayrıldık ve 2 yıl oldu. Ben annemin yanında kalıyorum. Evladıma hem annelik hem de babalık yapıyorum. Ömrünün sonuna kadar da yapacağım. O benim her şeyim. Yaşadığım zorluklar oluyor, özellikle oğlum artık ağırlaştı. 9 yaşında ve taşırken, kaldırırken ve yatırırken zorlanıyorum. İleride bu nasıl olur bilmiyorum. Mesela sosyal hayatım yok benim, çocuğum ile ilgileniyorum. Ama hiçbir şekilde önemli değil. Yaz kış sürekli oğlumla vakit geçiriyorum. Oğlum mutlu olsun yeter. Anneler Günü’nde hediye alamadım ama dediğim gibi evladım en güzel hediyedir. En başta annem en büyük destekçim, ablalarım da her zaman yanımda oluyorlar. Hepsinden Allah razı olsun. Allah annemi başımdan, beni de Bartu’nun başından eksik etmesin” dedi.  

Mehmet Sıddık Yeşilırmak
 

Dedesinden bu zamana vosvos tutkunu olan Emre Bülbül’ün Bağdagül, Feride, Azize ve Nalan isimlerini verdiği 4 tane klasik aracı bulunuyor. Bülbül, araçlarının bakım ve temizliğini ise sanki evladına dokunur gibi titizlik ile yapıyor. Klasik Volkswagen aşığı Emre Bülbül, ilk otomobilleri Bağdagül’ü kardeşi mezun olduğunda hediye olarak aldıklarını söyledi. Bülbül, “Biz 2 kardeş vosvoscuyuz. Aslında hobimiz dededen gelme. Kardeşim okuldan mezun oldu. Bağdagül’ü onun mezuniyet hediyesi olarak aldık. Sonradan bize 1968 model Feride katıldı. Ardından biraz daha büyütelim dedik. Ailemize Azize katıldı. Bir oğlan bekliyoruz artık. Kızlarımız var ama bir tanede oğlan lazım” dedi. 

“İsteyen çok oluyor ama evladımız yerine koyduğumuz için vazgeçemiyoruz” 

Araçlarına verdiği isimlerin hikayerini de anlatan Emre Bülbül, “Bir efsane vardır. Vosvos iki gider bir durur. Sürekli sanayiye gidersin, ne yapacaksın vosvosu. Onun yerine daha modern bir araba al diye. Ben bu arabayı istiyorum. Hayalim dedim. O yüzden ilk kızımın adını ağlayan, inleyen anlamına geldiği için Nalan koydum. Bağdagül’e de hem eğlenceli olsun hem de türküsü, şarkısı olan bir isim olsun dedik. Biraz daha komik ve ilgi çeken bir isim olmasını istedik. Feride’ye ise Emel Sayın’ın filminden esinlendik. Feride şarkısını ondan koyduk. Azize de en son kızımız olduğu ve azameti olduğu için koyduk. Zeki Müren’inde şarkısı var. Ondan dolayı şarkılı, türkülü isimler tercih ettik” diye konuştu. 

Son olarak araçlarını çok sevdiğini ve onlarsız bir hayat düşünemediğini ifade eden Emre Bülbül şunları söyledi:
“Evin içerisine, odamıza sırayla birisini alasım geliyor. Bir tanesi 3 yıldır kapalı bir yerde. İnşallah toparlanacak. Artık vosvossuz bir hayat düşünemiyorum. Hem evlat gibi oldu hem de felsefesi olan araçlar. Yağmur yağdığı zaman üşüdüğünü, güneşin altında kaldığı zaman sanki beyin kanaması geçireceğini düşünüyoruz. İsteyen çok oluyor ama evladımız yerine koyduğumuz için vazgeçilemiyor. Evlat nasıl yerine konulmuyorsa bir vosvosun da ikamesi olmuyor. Farklı bir vosvos gelmiş olsa Bağdagül Bağdagül’dür, Azize Azize’dir. O yüzden vazgeçmek imkansız. Çünkü kimyası olan arabalar. O yüzden Bağdagül’ün yerine başka bir turuncu araç gelse asla Bağdagül olamaz.”  

Çağatay Gür – Mustafa Kaplan
 

Olay, geçtiğimiz 30 Ocak Salı günü saat 19.00 sıralarında Kağıthane Sanayi Mahallesi’nde meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, akşam saatlerinde işten evine dönen Paşa Acar, 34 EE 5951 plakalı 10 bin lira değerindeki motosikletini direksiyonunu kilitleyerek park etti. Acar’ın evine gitmesinin ardından yine akşam saatlerinde kimliği belirsiz 2 hırsız, yolun karşısından motosikletin yanına geldi. Hırsızlar çevrede dolaşan vatandaşların gözleri önünde motosikletin direksiyon kilidini kırdı. Ardından da motosikleti itekleyen hırsızlar üstüne binerek kayıplara karıştı. O anlar güvenlik kameralarına saniye saniye yansıdı.

Vatandaşların gözleri önünde 20 saniyede çaldılar
Güvenlik kameralarına yansıyan görüntülerde, 2 hırsız yolun karşısına geçiyor. Motosikletin yanına gelen hırsızlar, direksiyon kilidini kırıyor. Hırsızlar daha sonra motosikleti yola çıkartıyor. Hırsızlardan biri motosikleti sürerken diğeri de arkasından itekliyor. Daha sonra hırsızlar vatandaşlar çevrede yürüdüğü esnada motosikletle birlikte kayıplara karışıyor.

Yan sokak motosikletin malzemelerini buldular
Olayın ardından sabah saatlerinde evden çıkan Paşa Acar, motosikletinin yerinde olmadığını görünce önce çekildiği düşündü. Çevredeki güvenlik kameralarını izleyen Acar, motosikletinin akşam saatlerinde 2 hırsız tarafından çalındığını fark etti. Güvenlik kamera görüntülerini alan Acar, polis merkezine giderek şikayette bulundu. Olayın ertesi günü ise yoldan geçen bir vatandaşın ihbarı sonucu motosikletimin aynaları, plakalığı ve sepeti ile sepetin koyulduğu demir aparat bulundu.

“Kredi çekip almıştım, motosiklet gitti ama hala ödüyorum”
Motosikletin sahibi Paşa Acar, “2 kişi buradan gelip motosikletin direksiyon kilidini kırdılar. Ardından da itekleyerek aşağıya götürdüler. Sonra motosikletin parçaların otoparkın kenarında bulduk. 1 tane kadın köpeğini gezdirirken plakayı görüyor. Polis ekiplerini arıyor, onlar da parçaları bana veriyor ama motosiklet hala piyasada yok. Motosikletler trafikte çevrildiği zaman araç muamelesi görüyor ama çalındığı zaman da bisiklet muamelesi görüyor. Biz bundan şikayetçiyiz. Motosikletimin bulunmasını ve polis ekiplerinin bu konuda duyarlı olmasını istiyorum. Motosikletimin değeri 7-8 bin lira civarındaydı. Kredi çekip almıştım, halen daha 6-7 bin lira ödemem var. Motosiklet ekipmanlarıyla beraber bana yaklaşık 10 bin liraya patladı. Mağdurum” dedi.
Güvenlik kamera görüntülerini incelemeye alan polis, hırsızları yakalamak için çalışma başlattı.

Doğan Can Cesur
 

AGROEXPO Uluslararası Tarım ve Hayvancılık Fuarı’na katılmak üzere dün İzmir’e gelen Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Ahmet Eşref Fakıbaba, AK Parti İl Başkanı Bülent Delican’ı ziyaret etti.
İzmir’de 2019 seçimleri için canla başla çalışılması gerektiğini belirten Bakan Fakıbaba, İzmir için elinden gelen tüm imkanları seferber edeceğini söyledi.

“Kimsenin toprağımızda gözü olamaz”
Türk Silahlı Kuvvetlerinin Afrin bölgesine başlattığı Zeytin Dalı Harekatı’na değinen Bakan Fakıbaba, “Şu anda Mehmetçiğimizin Afrin’de savaşıyor, çarpışıyor. Ne için? Suriyeliler için. Türkiye’nin kimsenin bir karış toprağında gözü olamaz, ama barış için her türlü girişimi yaparız. Kimsenin de Türkiye’nin bir karış toprağında, bir çakıl taşında gözü olamaz. Gözü olanın gözünü patlatırız. Türkiye’de hepimiz kardeşiz. Alevisi, Türkü, Kürdü bunlar zenginliktir. Art niyetli insanların yapmak istediği ‘Bu zenginliği nasıl kavgaya dönüştürürüz’dür. Zaten artık foyanız ortaya çıkmıştır. Onlar ajandır, birileri onları satın alır. PKK’sı, DEAŞ’ı olsun bunlar başka ülkeler tarafından satın alınmış ajanlardır” dedi.

Başkan Kocaoğlu’na metro eleştirisi
AK Parti İl Başkanı Bülent Delican da İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’nun hükümete devredilen metroyla ilgili ‘Halkapınar istasyonunu ellerim kırılsaydı da teslim etmeseydim’ sözlerine tepki göstererek, “Belediye başkanı sözlerine dikkat etmeliydi. Ellerim kırılsaydı ne demek, biz başka bir ülkede mi yaşıyoruz? Hükumet ve belediye arasına bu ayrımı koymak nedir. Bu dediği söz var ya, yarın proje başladığında nasıl bu sözün altında kalacağını göreceğiz. Biz hizmet için buradayız. Asla CHP AK Parti ayrımı yapmadık, yapmayız da. Asla kimseye bunlar gibi beddua etmiyoruz, biz insanı seviyoruz” dedi.

Mihrap Düzöz – Sinan Yeniçeri
 

Henüz 2 yaşındayken gözüne bilinmeyen bir cismin batması sonucu sağ gözünün görme yetisini kaybeden Mustafa A. eşini muayene için getirdiği Özel Adana Ortadoğu Hastanesi’nde Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Asım Kayıklık’ın dikkati sayesinde tekrar görmeye başladı.

Op. Dr. Asım Kayıklık, hastanın sağ gözündeki anormalliği fark ettiğini belirterek, “Mustafa amcamıza gittiği tüm sağlık kuruluşlarında bir daha göremezsin denilmiş. Hatta askerlik görevini bile böyle yerine getirmiş. Eşine refakat etmek için hastanemize geldi. Kendisini muayene teklifimi kabul etti ve yaptığımız muayene sonucu gözünün tekrar görebileceğini anladık” dedi.

Op. Dr. Kayıklık, hastanın gittiği başka bir sağlık kuruluşunda da kendisine sağ gözünü zaten kaybettiğini, sağlam olan sol gözünü tedavi edelim denildiğini ifade ederek, “Hastamızı muayene sonucu travmatik katarakt + korneal lökom + pupiller sineşi tanısının ardından, travmatik katarakt cerrahisi operasyonu uyguladık. Hastamız ameliyattan 6 gün sonra sağ gözü yüzde 80 görmeye başladı, zaman ilerledikçe görmesi yüzde 90’ları geçecek” dedi.

Mustafa A. ise duyduğu memnuniyeti dile getirerek, “Doktorumuz Asım beyden Allah razı olsun. Gittiğim her yerde sağ gözün kör artık göremezsin dediler. Eşimi muayene için getirdim, doktorumuz sağolsun çok ilgilendi 62 yaşında sanki yeniden doğdum. Doktorumuz Asım Kayıklık ve Ortadoğu Hastanemize teşekkür ediyorum” dedi. 

Müslüm Gürses, Hakkı Bulut gibi birçok ünlü sanatçıya sazı ile eşlik eden Eskişehirli Geniş, yaşadığı trafik kazasının ardından görme yetisinin neredeyse hepsini kaybetti. Sadece sol gözü yüzde 1,5 gören Geniş ayrıca şeker, tansiyon, böbrek yetmezliği gibi sağlık problemleriyle de uğraşıyor. Sağ bacağını da yüksek oranda şeker sonucu kaybeden Ahmet Geniş, tüm olumsuzluklara rağmen hayata küsmeden devam ediyor. Haftada 3 gün diyalize giden ve kalan zamanda bağlamasıyla hayata tutunan Geniş, aynı zamanda söz ve müzik yazarlığı da yapıyor.

“6 YAŞINDAN BERİ MÜZİKLE İLGİLENİYORUM”

Eskişehir’in arabesk kralı olarak bilinen Geniş, “Kıbrıs’tan 1997 yılında Türkiye’ye döndüm. Geldikten sonra annem rahatsızlandı. Onunla ilgilendim. 2004 yılında Kıbrıs’a tekrar döndüm ve kaza yaptım. Benim bütün rahatsızlıklarım kazadan sonra çıktı. Kazada gözümü kaybettim. Göz damarlarım patladı. Sol gözüm yüzde 1,5 görüyor. 2007 yılından beri diyalize giriyorum. 2016 yılında da sağ bacağım diz altından kesildi yüksek oranda şekerden dolayı. Ben 6 yaşından beri müzikle ilgileniyorum. İlkokula başladığım yıllarda futbol okuluna başladım. Halk eğitim merkezinin derneği vardı orada başladım. Müzikle olan iç içeliğim, sanatçılığın verdiği birçok yerlerde sahneye çıktım. Türkiye’de gitmediğim yer yok. Avrupa’da hemen hemen her yere gittim. Kıbrıs’ta 11 yıl kaldım. Bayrak Radyo Televizyon Kurumunda programlar yaptım. Çok tanınmış sanatçılarla program yaptım” dedi.

“GÖNÜL GÖZÜYLE GÖRÜYORUM VE GÖNÜL DİLİYLE SÖYLÜYORUM”

Tüm sorunların ardından en büyük destekçisinin bağlaması olduğunu vurgulayan Geniş, “Hayat öyle ya da böyle devam ediyor. Ben müziği hiç bırakmadım. Müzik de beni hiç bırakmadı. Bağlamamın ve sesimin sayesinde kendimi bırakmadım. Yaşamaya çalışıyorum. En büyük destekçim de müzik ve bağlamam oldu. En büyük arkadaşım bağlamam. Hayat sırdaşımdır bağlamam. Her şeyi ona döktüm. Bestelerim var, yazdığım sözler var. Türk Halk Müziği de okuyorum, bağlama çalıyorum, söz yazarlığı yapıyorum. Kendime göre yazdığım şeyler var. Şiirlerim var, sözlerim var. Derlemeye çalışıyorum. Diyalizden kalan zamanda evde dinlenirken biraz bağlama çalıyorum. Sosyal hayatın getirdiği şeylerle ilgileniyorum. Yıllardır bağlamayla haşır neşir olduğum için, hafızamda olan yerlerde kendimi zorlayarak çalıyorum. Bazı yerleri eksik çalsam da kendimi tamamlamaya çalışıyorum. Yaptığım sanatta gözlerim görmese de, dilim söylemese de diyeyim artık ben gönül gözüyle görüyorum ve gönül diliyle söylüyorum” diye konuştu.

Çağatay Gür – Yaşar Arda

Olay, Güngören ’de bir iş hanında gerçekleşti. Edinilen bilgiye göre, iş hanına giren iki şüpheli asansörle hanın üçüncü katına çıktı. Şüphelilerden biri asansörden inerek etrafı kolaçan etti. Diğer şüpheli ise asansörün kapısını açık tutmak için kabinde bekledi. İş hanında çalışan esnafların boş anını yakalayan şüpheliler, içerisinde 250 adet tişörtün bulunduğu çuvalı çalarak asansöre koydu. Asansöre binen şüpheliler çuvalı alarak hızla olay yerinden uzaklaştı.

Hırsızlık anı kamerada
Güvenlik kameralarına yansıyan görüntülerde, iki şüpheli asansörle üçüncü kata çıkıyor. Biri etrafı kolaçan ederken diğeri asansörün kapısını açık tutuyor. Etrafta kimsenin olmadığı anda 250 adet tişörtün bulunduğu çuvalı alıp asansörün içine atıyorlar. Asansörle zemin kata inerek olay yerinden uzaklaşıyorlar.

“250 tane tişörtüm çalındı”

Yaklaşık 45 gün önce de 90 Bin TL değerinde malının çalındığını belirten işyeri sahibi Yusuf Algan Tekin, “Bu benim başıma gelen ikinci olay. Bundan yaklaşık 45 gün önce Söğüt sokakta sabah yedide arabanın camlarını kırıp 4 bin tane malımı götürdüler. Gittim şikayetçi oldum. 250 tane tişörtüm çalındı. 4 bin TL değerindeydi. Biri asansörü tutuyor. Diğeri bir tur atıyor. Kimse bakmıyorsa omuzlayıp alıp götürüyorlar. Biz de sonra güvenlik kameralarına bakınca tespit ettik” dedi.
Şikayet üzerine güvenlik kameralarını inceleyen polis ekipleri kayıplara karışan hırsızların yakalanması için çalışma başlattı.
 

Bolu’da AK Parti Merkez İlçe 6’ıncı Olağan Kongresi, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Faruk Özlü’nün katılımıyla İl Kültür Merkezi’nde gerçekleştirildi. Ahmet Eker’in tek aday olarak yer aldığı kongreye Ekonomi Bakan Yardımcısı Fatih Metin, AK Parti milletvekilleri Ali Ercoşkun, Fehmi Küpçü, Bolu Belediye Başkanı Alaaddin Yılmaz, AK Parti İl Başkanı Nurettin Doğanay ve partililer katıldı.
Kongrede konuşan Bakan Özlü, 16 yıl önce ne için yola çıktıklarını unutmayacaklarını belirterek, “Bundan sonra da, o yolda birlikte ıslanmaya, birlikte yürümeye devam edeceğiz. Türkiye artık karanlık oyunlarla, tezgâhlarla, kurgularla, senaryolarla etkisiz kılınacak bir ülke değildir. Türkiye artık hain odakların, şer güçlerin bölecekleri bir ülke değildir. Kalplerimiz aynı heyecanla çarptığı sürece, bizim hızımızı kimse kesemez” dedi.

“Onlara da Türkiye’nin büyüklüğünü göstereceğiz”
Bakan Özlü, ana muhalefeti de eleştirdiği konuşmasında, meclis binasından çıkıp vatandaşların arasında gezemediklerini belirterek şunları kaydetti:
“Biz Antarktika’ya bilim üssü kurmaya gidiyoruz. Ama ana muhalefetin gözü, Edirne’den ötesini göremiyor. Biz, bütün dünyadaki mazlumlara kol kanat geriyoruz. Ama bunlar, Meclis binasından çıkıp vatandaşın arasında gezemiyor. Biz Kerkük diyoruz, İdlib diyoruz, Musul diyoruz. Onlar, haritaya bakıp, “orada ne işimiz var” diyorlar. Çünkü bunlar tarih bilmiyorlar, Türkiye’yi sadece 780 bin kilometre kareden ibaret sanıyorlar. Bizim Orta Asya’dan Balkanlara, Akdeniz’den Afrika’ya uzanan manevi coğrafyamızdan haberleri bile yok. Ama olsun, biz onlara da Türkiye’nin büyüklüğünü öğreteceğiz.”