Daha önce bir çok hastane WhatsApp hattı kurulmuş fakat WhatsApp hattı üzerinden sadece hastane ile ilgili şikayetleri alırken, Birecik Devlet Hastanesi Türkiye’de bir ilki gerçekleştirerek Merkezi Hekim Randevu Sistemi (MHRS) WhatsApp Randevu Hattı sistemini kurdu. Birecik Devlet Hastanesinde tedavi olmak isteyen hastalar, akıllı telefonlardaki WhatsApp uygulaması ile 0537 656 36 93 numarasıyla Birecik Devlet Hastanesine randevu alabilecek. WhatsApp üzerinden Randevu Alma sistemine ulaşan vatandaşlar ad, soyad ve tedavi olacağı poliklinik ismini personellere bildirerek randevu alabilecek.

WhatsApp Randevu Sistemi ile ilgili bilgi veren Birecik Hastanesi Başhekimi Op. Dr. Güney Cem Bülbüloğlu, sistemin Türkiye’de bir ilk olduğunu belirterek, “Bekleme süresini azaltmak için kullandığımız mesajlaşma programı WhatsApp’tan Merkezi Hekim Randevu Sistemi (MHRS) Randevu programını hayata geçirdik. Hastalarımız adını, soyadını ve hangi poliklinikten randevu almak istiyorsa, o polikliniği bize bildiriyorlar. Bizde onlar adına randevu alarak kendilerine SMS ile randevu bilgilerini veriyoruz” ifadelerini kullandı.

“Randevulu hasta sayımızı arttıracağız”
Bülbüloğlu, ‘WhatsApp Randevu’ hattı sayesinde randevulu hastaların sayısında artış beklediklerini dile getirerek, “Hastalarımızın en büyük problemlerinden olan poliklinik önünde bekleme süresinin artışını göz önünde bulundurarak, Sağlık Bakanlığı tarafından MHRS sistemi geliştirilmiştir. Biz de bu randevu şeklini yaygınlaştırmak adına hastanemiz tarafından sadece randevulara özel bir WhatsApp hattı alınmıştır” dedi.

“Daha kaliteli hizmet sunmak istiyoruz”
Daha kaliteli hizmet sunmak için çalıştıklarını belirten Başhekim Bülbüloğlu, “Hastalarımız bu WhatsApp hattına adını, soyadını ve randevu almak istedikleri polikliniğin adını belirterek, bize ulaşıyorlar. Bizde muayene saati ve tarihi ayarlayarak kendilerine bilgi mesajı olarak randevu bilgilerini yolluyoruz. Bu sayede yüzde 22 olan randevulu hasta sayımız yüzde 35’e kadar çıktı. Hedefimiz Sağlık Bakanlığımızın belirlediği yüzde 50 üzerine çıkmak ve bu sayede daha kaliteli hizmet sunmaktır” şeklinde konuştu. 

Müslüm Dalda

Gençlik ve Spor Bakanı Kılıç, Çubuk Halk Eğitim Merkezi’nde düzenlenen AK Parti Çubuk İlçe Gençlik Kolları Başkanlığı Danışma Toplantısı’na katıldı. Burada konuşan Bakan Kılıç, Meclis’teki anayasa değişikliği çalışmalarını tamamlayıp Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a gönderdiklerini anlatarak, Cumhurbaşkanının onayı ile referandum sürecine başlayacaklarını kaydetti. Şuanda Türkiye’ güçlü bir iktidarın var olduğunu dile getiren Bakan Kılıç, Türkiye halkının yüzde 52 oyunu almış seçilmiş Cumhurbaşkanı olduğunu ifade etti.

Toplantıya katılan partililerin bazı konuları hatırlaması gerektiğini düşündüğü kaydeden Bakan Kılıç, “AK Parti 2001 de kuruldu, 2002 de iktidar oldu ve ondan sonraki dönemler içerisinde kesintisizi AK Parti iktidarlarıyla yolumuza devam ediyoruz. Bizim anayasa değişikliğiyle ilgili olarak ortaya koyduğumuz argümanların içerisindeki asıl sebeplerin orada yattığını iyi anlamamız geriyor. Biz AK Parti olarak özgürlüklerden yanayız diyoruz. Her vatandaşımızın daha fazla özgürlüklere, daha fazla haklara sahip olması gerektiğini söylüyoruz ve bunu yapıyoruz. Bizim karşımızda yer alanlar ‘siz öyle yapmıyorsunuz’ diyorlar. 2001 yılında AK Parti kurulduğu zaman ilk genel başkan olarak Recep Tayyip Erdoğan’ı seçti. Erdoğan, İstanbul Belediye Başkanı olarak seçildikten sonra o koltuktan zorla ayrıldırıldı. Düşünceleri ve ifadeleri yüzünden mahkum edildi. Çukur kazmadı, patlayıcı atmadı, kendisine emanet edilen vatanının kasasına ihanet etmedi, elindeki fonları terör örgütlerine aktarmadı. Fikrini dile getirdi. Sonuç, seçilmiş olduğu İstanbul Belediye Başkanlığından alındı ve mahkum edildi. Şimdi 15 sene sonra bu yanlıştı diyorlar” diye konuştu.

“CUMHURBAŞKANLIĞI SİSTEMİ İSTİKRARI SAĞLAYACAK”

Bakan Kılıç, dönemin cumhurbaşkanı ve başbakanı arasındaki tartışmadan dolayı 3 Kasım 2002 seçimlerine erken gidildiğini hatırlatarak, “O zamanki cumhurbaşkanı o zamanki başbakana masanın bir ucundan diğer ucuna bir anayasa kitapçığı fırlattı ve Türkiye karıştı. Ekonomi alt üst oldu, yurt dışından ithal bakanlar geldi. Daha sonra işler karışmaya başladı faizler fırladı. 50 milyar dolarla gitti ve daha sonra seçime gidildi. Bu seçime gidilme sebebi cumhurbaşkanı ile başbakan arasındaki uyumsuzluktan kaynaklandı. İşte biz bunları yaşamak istemiyoruz. Bizim amacımız bu. Biz parlamentoyu kaldırmıyoruz. TBMM yerinde durmakla beraber kuvvetleniyor. Milletvekillerinin eline çok daha kuvvetli bir yapı geçiyor. Yasalar sadece ve sadece milletvekilleri tarafından yapılabilinecek. Diyorlar ki cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılıyor. Bugünde Bakanlar Kurulu kararı var. Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile kanun arasında bir ihtilaf olması durumunda kanun geçerli. Kanunu TBMM yapıyor. Kendi kendine bütün cevaplar zaten ortaya çıkıyor. Bununla beraber 2002’de bu yaşananlardan sonra hala çıkıp diyorsunuz ki ‘parlamenter sistem çok daha kuvvetli bir sistem.’ Peki 1980’lerdeki durumu hatırlamıyor musunuz? Cumhurbaşkanlarının 100 tur seçimle seçilemediği dönemler vardı. Kapalı kapılar ardında pazarlıklar yapıldığı dönemler vardı. Bu yeni getireceğimiz cumhurbaşkanlığı sistemi hem işlerin hızlanması hem de daha istikrarlı bir şekilde ülkemizi yöneteceğimiz bir sistem olduğuna inanıyoruz” şeklinde konuştu.

“SİZİN MİLLETTEN Mİ KORKUNUZ VAR? SİZ MİLLETE Mİ GÜVENMİYORSUNUZ?”

TBMM’deki kürsünün milletin kürsüsü olduğunu ifade eden Bakan Kılıç, “Biz özgürlüklerden bahsederken birileri geldi kürsüyü işgal etmeye kalktı. 18 yaşındaki genç dahi o kürsünün işgal edilmeyeceğini bilir. Bu geçmesin diyenler siz neye güvenmiyorsunuz? Milletten korkarsanız eğer işte böyle hareketler yaparsınız. Kararı biz vermeyeceğiz millet verecek. Milletin verdiği kararında başımızın üstünde yeri vardır. Gerici tavırlar içerisinde bulunanlara şunu soruyorum; sizin milletten mi korkunuz var? Siz millete mi güvenmiyorsunuz?” değerlendirmesinde bulundu.

“15 TEMMUZ GECESİ TÜRKİYE’YE KARANLIK YAŞATILMAK İSTENDİ”

Bakan Kılıç, “Şimdide TSK çok güçsüz durumda, mücadelesini iyi yapamazmış diyorlar. Önce ağzından çıkanı kulağın duyacak, sonrada konuşurken haddini bileceksin. TSK, şuanda dünya üzerinde teröre karşı en büyük mücadeleyi veren silahlı kuvvetlerdir. Emniyet güçlerimiz teröre karşı dünya üzerinde en büyük mücadeleyi veren emniyet teşkilatıdır. 15 Temmuz hain FETÖ grubunun başını çektiğini darbe girişiminden sonra çok kişiler şüpheye düştü, TSK eski gücünü bulacak mı diye. Bugün uluslararası camianın saygı ile takip ettiği ve başarıyla yürüttükleri operasyonları en kuvvetli şekilleri götürüyor. Buna dil uzatamazsınız. 15 Temmuz gecesi milletine, devletine, bayrağına ihanet edenler teröristlerdi. Onlar TSK’nın içerisine saklanmış. O şerefli üniformayı taşıyıp göğsünde vatan aşkı olan hiçbir TSK mensubu milletine de silah çekmez, bayrağına da silah çekmez, devletine de silah çekmez. Cumhurbaşkanımızın yapmış olduğu o çağrıya akın akın cevap veren asımın nesli bu hainlere de 16 Temmuz sabahının aydınlığında, Türkiye’yi aydınlığa taşımak üzere tarihe gömdü. 15 Temmuz gecesi Türkiye’ye karanlık yaşatılmak istendi” dedi.

“BİZİM ÖYLE GİZLİ KAPAKLI İŞLERİMİZ YOK”

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş ilkelerinin belli olduğunu ve rejiminin 1923’te kurulduğunu anlatan Bakan Kılıç, “Başbakanımız bunu çok açıkça dile getirdi ama Kılıçdaroğlu bunu duymuyor. Türkiye Cumhuriyeti Devleti 1923’te kuruldu, rejimini kurdu ve anayasasındaki kuralları da bellidir. Bununla hiçbir sorunu olan yok. İlkeler aynen yerinde duruyor. Bizim öyle gizli kapaklı işlerimizde yok. Gizli kapaklı işleri onlar yaparlar. O karşı duranlar, odaların içerisinde hükümetler de kurdular. Milletvekilleri alınır, verilir. Bu pazarlıklara giren onlar, bizler değil. Bu geçmişte yaşananlar bize cumhurbaşkanlığı sistemine ihtiyacımız olduğunu gösterdi. 2023, 2053 ve 2071 hedeflerine hep beraber yürüyeceğiz” ifadelerini kullandı.

“CUMHURBAŞKANINA OTORİTER DEMEK GÜLÜNÇ BİR DURUMA DÜŞMEKTİR”

“Milletin gündeminde olmayan konuyu zamanında suni olarak taşımaya çalışanlar, ‘başörtüsünü serbest bırakırsanız devletin temelleri sarsılır’ dediler” ifadelerini kullanan Bakan Kılıç, “Milletini tanımayanlar, milletinin değerlerini bilmeyenler bunu söylediler. Bizim milletimiz farklılıklarını beraber yaşamak üzere bu günlere geldi. Bizim aramızda ayrı gayrı yok, birlik ve beraberlik var. İşte bunun için diyoruz ki biz özgürlüklerden yanayız. Ama siz karşımıza farklı şeylerle geliyorsunuz. Cumhurbaşkanımıza karşı bir takım ithamlarda bulunuyorlar. Buna ancak gülüp geçiyoruz. Milleti tarafından demokratik bir şekilde seçilmiş cumhurbaşkanına otoriter demek gülünç bir duruma düşmektir. Bunu söyleyenler kendi partilerinin içinde farklı fikre izin vermiyor” diye konuştu.

AVRUPA’YA TERÖRLE MÜCADELE ELEŞTİRİSİ

Bakan Kılıç, Avrupa’dan gelip Türkiye’yi eleştirenlerin olduğuna dikkat çekerek, “Bu anlamda şöyle bir durum var. Türkiye’de seçilmiş belediye başkanları ve milletvekilleri var. Ama bu seçilmişlerin uyması gereken kanunlarda var. Peki, kanunlara uymadığımız zaman ne olur? Bizi eleştiren ülkelerde hemen gelirler kanunu işletirler. Acaba Berlin’in, Paris’in, Londra’nın belediye başkanları çıkıp da belediye imkanları çerçevesinde kendilerine alınmış olan araç ve gereçle yolları kazısalar, içlerine de el yapımı bombalar yerleştirip, emniyet güçleri de oradan geçerken havaya uçurup onları öldürseler ne cevap verirler çok merak ediyorum. Biz emniyet güçlerimizi şehit edenlerin karşısında susacak değiliz. Diyorlar ki terörle mücadele kanunlarınızı gevşetin. Neden gevşeteceğiz, ne yapıyoruz ki biz. 15 Temmuz gecesi ülkenin Cumhurbaşkanını öldürmek için hareket eden hainlere karşı kanunları işlettik. Gittiler aldılar adalete teslim ettiler. Demek ki biz Türkiye’de hukuk devletini işletiyoruz. Seçimle gitmesi gerekir diyenler, sadece ve sadece milletine hizmet edip fikir hürriyeti çerçevesinde fikrini dile getiren bir belediye başkanını kelepçeleyip götürürken, helikopterlerle dosyasını acil acil taşınırken neredeydi bu demokrasi havarileri? Sessiz kaldılar. İşte onun için bağımsız ve tarafsız yargı diyoruz. O Avrupalı dostlarımıza şunu söylüyoruz; seçilmişlerin seçimle gitmesi gerekir. Ama bu yaptıklarından dolayı da kanunun önünde hesap vermeleri gerekiyor. Bir tane milletvekili çıktı intikam alacağız elinde silah var. Ben ne yapacağım bunu?” eleştirisinde bulundu.

ÇUBUK BELEDİYE BAŞKANI ACEHAN’DAN YÜZME HAVUZU TALEBİ

Çubuk Belediye Başkanı Tuncay Acehan ise Çubuk’ta göreve geldiklerinden bu yana insan odaklı çalışmaların içerisinde olduklarını kaydetti. Acehan, Spor Toto Başkanlığıyla Çubuk Belediyesi arasında yapılan protokol ile yeni yapılmakta olan kız imam hatip lisesine yeni spor salonu kazandırdıklarını anlattı. Çubuk’ta 22 bin öğrencinin olduğunu ifade eden Acehan, “Çubuk artık bir üniversite şehri. Yeni gelen üniversitemizle 4 bin 500 öğrenci Çubuk sınırları içerisinde eğitim görüyor. Üniversiteye hazırlık olarak yapılan kız ve erkek öğrenci yurdumuz var. Bütün bu öğrencilerin sokağa her çıkışımızda bizden talep ettikleri bir şey var. Yüzme havuzu istiyorlar. Barbaros Mahallesi üzerinde spor kompleksini yapabileceğimiz bir yerimiz var. Bu havuz inşallah diğer ilçelerimizde olduğu gibi sporcu fabrikasına dönüşür ve bunun müjdesini sizden duyarsak bu bizi mutlu eder” şeklinde konuştu.

(Abdullah Sarıca / İHA)

Ak Parti Bolu İl Teşkilatı 65. İl Danışma Meclisi Toplantısı geniş katılımla Karaçayır Nikah salonunda gerçekleştirildi. Ak Partili Belediye Başkan’ları, meclis üyeleri, teşkilat başkanları ve partililerin katıldığı toplantıda konuşma yapan Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanı Faruk Özlü, “Bu anayasa değişikliğinin en önemli getirilerinden birisi, bir daha Türkiye’de koalisyon dönemi yaşanmayacak olmasıdır” ifadelerini kullandı.

“Türkiye yarım kalmış projeler ülkesiydi”
Türkiye’nin geleceğine damga vuracak olan bir referandum sürecinin arefesindeyiz diyen Özlü, “Ekonomi yerlerde sürünüyordu, siyasetin itibarı dip yapmıştı, devletin içeride veya dışarıda bir etkinliği kalmamıştı. İnsanlar, hele hele gençlerimiz, artık bu ülkeden umutlarını kesmeye başlamışlardı. Eskiden bu ülkede sürekli temel atma törenleri yapılır, ama o atılan temeller yıllarca yapılmazdı. Türkiye, adeta bir yarım kalmış projeler cennetiydi. Bolu bunun en yakın şahitlerinden birisidir. İşte Bolu Dağı Tüneli şurada duruyor. İhalesi 1990’da yapılan projenin temeli bile ancak 1993’te atıldı. Sonraki 10 yılda ise inşaatın ancak yarısı tamamlanabildi. AK Parti göreve geldikten sonra ise sadece 4 yılda, projenin kalan kısmı süratle tamamlandı. Binlerce tünel ve yol yaptık. Nereye gitseniz Ak Parti’nin tünellerini ve bölünmüş yollarını görürsünüz” şeklinde konuştu.

“Seçimlerden sonra bir sürü sorun ortaya çıkıyordu”
Normalde seçimler soruların cevabı olur. Bizde ise seçimlerden sonra ortaya bir sürü soru çıkıyordu şeklinde konuşan Bakan Özlü, “Hükümet kurulacak mı kurulmayacak mı? Hükümet kurulsa bile ömrü ne kadar olacak? Bakanlar Kurulu toplanabilecek mi? Şaka yapmıyorum, 90’lı yıllarda, Bakanlar Kurulu’nun toplanması, daha doğrusu toplanabilmesi, gerçekten de haber değeri taşıyordu. Şu anda güçlü bir lider, güçlü bir parti var. Bu güçlü lider sayesinde 14 yıldır koalisyon dönemi yaşamadık. Ancak buna köklü bir çözüm bulmak gerekiyor. Bunu sistem üzerinden çözmek gerekiyor. Bu anayasa değişikliğinin en önemli getirilerinden biri işte bu olacak. Bir daha Türkiye’de koalisyon dönemi yaşanmayacak” dedi.

“İki başlılık kalkacak”
Tarihte Cumhurbaşkanları ile Başbakanlar arasında uyumsuzluk olduğunu belirten Özlü, “Bir başka önemli konu da yürütmedeki iki başlılığın kalkacak olmasıdır. Cumhuriyet tarihimizde sürekli Cumhurbaşkanları ile Başbakanlar arasında sürtüşmeler oluyordu. Ahmet Necdet Sezer, Süleyman Demirel, Turgut Özal döneminde oldu. Tarihe bakarsak Atatürk ile İsmet Paşa döneminde bile çok iyi bir uyum olduğunu söyleyemeyiz.

Yeni sistemde referandum sonrasında daha güçlü bir yürütme geçecek. Daha doğru ve daha hızlı kararlar almak ve bunları daha iyi uygulamak mümkün olacak. Sadece yürütme değil, yasama da çok daha etkin bir işlev üstlenecek. Yasamanın kanun yapıcı özelliği daha fazla pekişecek. Yargı gerçek anlamda bağımsız ve tarafsız bir yapıya kavuşacak.

Yani yasama, yürütme ve yargı Kamu otoritesini oluşturan bu üç kuvvet arasında bir denge oluşacak. Bunların her biri daha güçlü hale gelirken, hiçbiri bir diğerinin görev alanını ihlal etmeyecek. Böylece Türkiye, güçlü bir sisteme kavuşacak, yeni bir atılım dönemi yaşayacaktır” dedi. 

Bülent Velioğlu – Faruk Çidem

Yılbaşı gecesi Ortaköy’deki bir gece kulübüne düzenlenen silahlı saldırıya ilişkin yürütülen soruşturmada, tutuklama istemiyle mahkemeye sevk edilen aralarında saldırgan Abdulkadir Masharipov’un eşi Zarina Nurullayeva’nın da bulunduğu 11 şüphelinin sorgusu sona erdi.

İstanbul 6’ıncı Sulh Ceza Hakimliği, 11 şüphelinin “örgüt üyeliği” ve “anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs”, 2 şüphelinin ise ayrıca “kasten adam öldürmeye yardım” suçlarından tutuklanmasına karar verdi. Tutuklanan isimler arasında yer alan Zarina Nurullayeva 1 buçuk yaşındaki kızıyla birlikte cezaevine gönderildi.

Şüpheli Nurullayeva, hakimlik sorgusunda eşinin yaptığı saldırıdan gözaltına alınınca haberi olduğunu söyledi. DEAŞ militanları tarafından oğlunun nasıl kaçırıldığını da anlatan Nurulleyava ifadesinde, “Bana söylenen suçlamaların çoğu yalandır. 20 gün kaldığım dairede DEAŞ ile ilgili bir mevzu açılmadı ve onlarında DEAŞ örgütü üyesi olduklarına ilişkin bir bilgim yoktur. Ben Türkiye’ye geleli 1 yıl oldu. Eşim Abdulkadir Masharipov ile birlikte İran’dan Türkiye’ye kaçak yollardan geldik. Bir bayana ‘Burada kalırsanız zarar görürsünüz’ şeklinde bir söz söylemedim” dedi.

“Oğlumu eşimin bilgisi dahilinde İran’a götüreceklerini söylediler”
Olaydan sonra eşimin arkadaşlarının kendisini başka bir yere götürdüğünü belirten şüpheli Nurullayeva, “ Kocam olaydan 3 gün önce evden çıktı ve bu olaylar meydana geldi. Ne yaptığına dair bir bilgim yoktur. Eşim bilgisayarla meşguldü. Olaydan sonra beni bir daireden başka bir daireye götürürlerken eşimi sorduğumda, eşimin arkadaşı bana ‘Çok şey sorma’ dedi. Biz gözaltına alınmadan önce iki kişi gelip çocuğun üstünü giydirmemi ve İran’a götüreceklerini ve eşimin bundan haberi olduğunu söyledi” ifadelerini kullandı.

“Eşim Pakistan’da DEAŞ’a biat ettiğini söyledi”
Şüpheli Nurullayeva, kocasının Pakistan’da DEAŞ’a biat ettiğini anlatarak, “Eşim olaydan 3-4 gün önce evden çıktı ve bir daha kendisiyle görüşmedim. Eşim bana Pakistan’da DEAŞ’a biat ettiğini söylemişti. Eşime ‘Burada DEAŞ yok, sen kime biat verdin?’ diye sordum. Bana ‘Burada temsilcisi var ona biat ettim’ dedi. Ancak DEAŞ’a katılmak üzere Suriye’ye gitmemiz gerektiğini söyledi. Kocam biat etmeden önce ben kendi kendime karar vermiştim. Türkiye’ye gitmek hususunda annemle konuştum. Eğer Türkiye’ye gidersem annem de gelecekti. Bizim yaşadığımızı bölgede savaş vardı. Bundan dolayı Türkiye’de kalmak için karar almıştım. Eşime ‘Ben senle Suriye’ye gelmem’ dedim” diye konuştu.

“Kocamın yasını tutmamı söylediler”
Saldırıdan sonra bir evden başka bir eve nakledildiğini ve nakil işlemini yapan kişilerin kendisine ‘kocanın yasını tut’ dediklerini belirten şüpheli Nurullayeva, “Ancak daha sonra gelerek ‘Yas tutmana gerek yok, eşin ölmemiş’ dedi. Bunu söyleyenin yüzünü görmedim. ‘Ne oldu, kocam nereye gitti neden şehit oldu’ dedim. O da bana ‘Eşin büyük işler yaptı’ dedi. Polisler bizi alan kadar haberim yoktu. Gözaltına alındığımda eşimin Reina saldırısının gerçekleştirdiğini öğrendim. O ana kadar haberim yoktu” dedi.

“Oğlumu bulmama yardım edin”
Şüpheli Nurullayeva cep telefonu kullanmadığını söyleyerek, “Benim telefonum yoktur. Bulunduğum yerde bir bayan şahsın telefonu vardı. O bayanda ‘Kocana söyler misin kocamın nerede olduğunu biliyor mu?’diye sordum. Ancak o bayanın eşi ‘Oturun oturduğunuz yerde’ dedi. Oğlumu bulmama yardım edin. Benim bu işlerle hiçbir alakam yoktur. Serbest bırakılmayı talep ediyorum. Kocam da beni terk etti gitti, iki çocukla ortada kaldım” şeklinde ifade verdi. 

Başak Akbulut

Adana’da yaşayan 1 milyon 717 bin kişiyi aşkın vatandaşa mektup gönderen ve SMS ile telefon masrafları 1 milyon 200 bin lirayı aşan CHP Adana Milletvekili ve Başkanlık Divanı Üyesi Elif Doğan Türkmen, ülke gündemine oturdu.

Türkmen’in, kentte yaşayan vatandaşların yanı sıra nüfus kayıtlarında ölü olarak yer alan vatandaşların adreslerine de mektuplar gönderdiği iddia edildi. CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, 1 milyon 200 bin liralık faturaya ekstra olarak ocak ayında da 800 bin lira haberleşme faturasıyla şoke olan Elif Doğan Türkmen’in Başkanlık Divanı üyeliğinin istifasını istedi.

Milletvekili adaylığı sürecinde kendisini dolandırdığı iddia edilen bir müvekkili tarafından bacağından vurulan Elif Doğan Türkmen, günlerce gazetecilerin sorularını yanıtlamaktan kaçındı, kameralara yakalanmamak için de pek çok önemli CHP etkinliğine katılmadı. Türkmen, sessizliğini bozarak Kanal D Ana Haber Bülteni’nde Ahmet Hakan’ın sorularını yanıtladı.

Gönderdiği mektupların arkasında olduğunu belirten Türkmen, sorumluluğu mektup maliyetlerine yükledi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da aynı yönteme başvurduğunu savunan Türkmen, mektup başına maliyetin abartılı olduğunu savundu. Mektupların posta giderleriyle birlikte birim başına ortalama 60 kuruş olduğu öğrenildi.

Kılıçdaroğlu’nun istifa çağrısını da yanıtlayan Türkmen, “Ben bu noktada istifa gerektiren bir durum olduğunu düşünmüyorum. Partimin alacağı karara uyarım. Genel Başkanımız Kılıçdaroğlu ile konuştuktan sonra gereğini yapacağım” ifadelerini kullandı. 

Avusturya’da faaliyet gösteren onlarca sivil toplum örgütünün katılımıyla gerçekleşen gösteriye yaklaşık 3 bin kişi katıldı. Göstericiler Viyana Üniversitesi önünde saat 17’de toplanarak, tarihi Stephan Meydanı’na kadar yürüdüler. Yüksek seviyede güvenlik önlemlerinin alındığı gözlenen gösteride 2 bin 700 polis görev yaptı. 3 saat süren eylem olaysız sona erdi.

Aşırı sağcı, Avusturya Özgürlükcüler Partisi’nin (FPÖ) düzenlediği balonun, Cumhurbaşkanlığına ait Hofburg Sarayı’nda yapılmasına tepki gösterdiler. Polisin, tarihi Stephan Meydanı’na kadar yürümelerine izin verdiği göstericileri balonun yapıldığı Hofburg Sarayı’na yaklaştırılmadı.
Göstericiler ellerinde, “Hofburg’ta Nazilere hayır”, “Mülteciler hoş geldiniz”, “Hofburg’ta FPÖ balosunu engelle” ve “Faşistler dışarı” şeklinde slogan atarak balonun yapıldığı bölgeye doğru polis eşliğinde taşkınlık tapmadan yürüdüler.

Avusturya Polis sözcüsü Johann Golob, 65 kişinin kimlik kontrolünden geçirdiğini bildiren Golob, ’’gösteri barışçıl bir şekilde gerçekleşmesini bekliyoruz” dedi. Tarihi Stephan Meydanı’nda yapılan basın açıklamasında, bu eylemin yalnız bir baloya karşı olmadığını, ülkede artan ve kanıksanmaya başlanan aşırı sağ, yabancı karşıtı ve faşist söyleme yönelik olduğunu söylediler. İçişleri bakanı Wolfgang Sobotka’ya ve hükümete Eleştirilerde bulunularak, İçişleri Bakanı Sobotka, ’’özellikle, gösteri yapma hakkının kısıtlanması talebinden endişe duyuyoruz. Böylece bizi korkutmaya çalışıyor” dedi. Federal Başbakan Christian Kern (SPÖ), diğer taraftan: “Irkçılığa teşvik etmeyi bırak” dedi.

SOS sivil toplum örgütü sözcüsü Alexander Pollak, Aşırı sağcıların Hofburg’ta balo düzenlemelerine tepki gösterip eleştirerek, bizim tarafımızdan olduğu gibi anlaşılmaz bir yaklaşımla karşılanıyor” şeklinde konuştu.
Viyana’da, 2 bin 700 polisin görevlendirildiği ve herhangi bir gerginlik yaşanmadığı 3 saat süren eylem olaysız sona erdi. 

Mehmet Emin Avcı

Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından yayınlanan genelgeyle toplu taşıma araçları ve şehirler arası yolcu otobüslerinde sivil trafik polisleri denetleme yapmaya başladı. Bu uygulama kapsamında Ankara’dan İstanbul’a yolcu olarak gelen sivil polis memuru güzergah üzerinde otobüs şoförü tarafından gerçekleştirilen ihlalleri 15 Temmuz Demokrasi Otogarı’na kadar takip etti. Yolculuğun bitiminde kendini tanıtan sivil trafik polisi yolculara uygulama hakkında bilgi verdi. Yolculuk sırasında yaşanabilecek trafik kazalarını asgari seviyeye indirmeyi amaçladıklarını ifade eden polis memuru Aslan Yılmaz,’’ Uygulamanın amacı uzun yol otobüslerimizin ve yolcularımızın emniyet kemerlerinin taktırılması ve bilinçlendirilerek alışkanlık haline getirilmesi, yaşanabilecek kazaların asgari seviyeye indirilmesidir. Ben ve arkadaşlarım Emniyet Genel Müdürlüğü Trafik Hizmetleri Daire Başkanlığınca görevli olarak otobüse binmiş bulunmaktayız. Otobüs firması ve şoförünün bilgisi olmadan biletli bir şekilde yolculuğa başladık. Amacımız şoför ve yolcuların emniyet kemerinin takıp takmadıkları, yolcuların bu konuda uyarıp uyarılmadıkları konusunda çalışma yapmaktı. Ayrıca otobüs şoförünün yolculuk sırasında yapmış olduğu ihlalleri tespit ederek cezai işlem uygulamaktı’’ şeklinde konuştu.

Uygulamadan memnun olduklarını ifade eden bir vatandaş,’’ Uygulama gayet yerinde. Keşke bütün firmalara bu yaptırımlar uygulansa. Bizlerinde bilinçlendirilmesi lazım. Ben şimdiye kadar otobüslerde emniyet kemerinin takmak zorunda olduğumu bilmiyordum. Bu sayede öğrenmiş olduk. Bundan sonra kaptanlarımız da dahil olmak üzere hep beraber kemerlerimizi takacağız’’ ifadelerini kullandı.

Uygulama kapsamında otobüs şoförüne kapalı alanda tütün ürünü kullanmak ve emniyet kemeri takmamaktan toplam 190 TL para cezası kesildi. Uygulamanın 81 il genelinde sürdüğü öğrenildi. 

Oğuzcan Yazar

Trakya’nın en büyük alışveriş merkezi olan Tekira AVM, 8’inci yılına özel düzenlediği otomobil kampanyasının çekilişini gerçekleştirdi. Yaklaşık 100 bin TL’lik lüks otomobil, 100 TL’lik alışveriş karşılığında kupon alan ve çekilişin olduğu gün eşine doğum günü hediyesi almaya AVM’ye gelen Yeliz Durak’a çıktı.

Önce inanmadı şaka zannetti
Tekira Alışveriş merkezinin giriş katında noter huzurunda yapılan çekilişte lüks aracın talihlisi belli olduktan sonra, telefondan aranan Yeliz Durak bunun bir şaka olduğunu zannetti.
Telefonla arandıktan sonra AVM’ye gelen Yeliz Durak burada gazetecilere yaptığı açıklamada, “Çekilişe katılırken, bunu hayal bile etmemiştim. 5-6 tane kuponum var. Çok inanılmaz ama akşam biz bunun sohbetini yaptık. Bir arkadaşımın tam 50 tane çekiliş hakkı vardı. Ona dedim ki bizim bütün şansımızı bitirdin. Bilmiyorum ama bana çok inanılmaz geliyor. Bugün eşimin doğum günüydü buraya geliyordum. Ona hediye almak için işten izin aldım, bir saat erken çıktım. İlk başta ben şaka zannettim ve çok inanılmaz geldi bana. Çekiliş olduğunu da unutmuştum” dedi.

“Eşimin en büyük hediyesi bu oldu”
Çekilişte lüks araba kazanan Yeliz Durak’ın eşi Yalçın Durak ise, “Çok heyecanlıyım. Bugün benim yaş günüm ve eşimin bana en büyük hediyesi bu oldu herhalde. Nasipmiş kısmetmiş bize kısmet oldu” şeklinde konuştu.

“Araç vermeye devam edeceğiz”
Tekira Alışveriş Merkezi Müdürü Serkan Subay, “Tekira Alışveriş Merkezi olarak, bu yıl 2’ncisini düzenlediğimiz ticari kampanyada, yine talihlimiz bir bayan oldu. Biz çok mutluyuz. Her yıl 2 tane araç vermeyi hedefliyoruz. Umarım kazananlar icin hayırlısıyla binmek, gezmek ve kullanmak nasip olur” ifadelerini kaydetti.
 

Halil Dağ – Yakup Güler
 

Çocuklarda iştahsızlık, ailelerin en çok şikayetçi oldukları konuların başında geliyor. Birçok anne babadan “Çocuğum hiçbir şey yemiyor”, “Bütün gün hiç yemek yemese umurunda olmaz”, “Yemeklerini hep zorla yediriyorum” şeklinde yakınmalar duymak, çoğumuza hiç yabancı değil. Ebeveynlerin ortak problemi olan çocuklardaki iştahsızlık, çok çeşitli nedenlere bağlı olarak gelişebiliyor. Az yemek yiyen, çok yemek seçen, tek yönlü beslenen ve yemeğe karşı aşırı isteksiz olan bir çocuğun iştahsız olarak değerlendirildiğini belirten Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Vildan Ertekin, hastalıklardan erken doğuma beslenme alışkanlıklarından anne baba tavrına kadar iştahsızlığın en sık görülen 5 nedenini açıkladı ve önemli önerilerde bulundu.

Çocuğun yapısı
Ertekin, prematüre doğmak, konjenital kalp hastalığı, yarık damak ile otizm gibi durumlarda anne ve babanın çocuğun sağlığı için daha kaygılı olduğunu ve bu nedenle açlık belirtileri göstermeden onu yemeğe zorlayabildiklerini, bir tür “Ne kadar çok yerse, o kadar çabuk büyür” düşüncesine kapıldıklarını belirtti.

Beslenme geçişleri
Bebeklerin, anne sütünden ek gıdalara geçerken zorluk yaşayabildiklerine dikkat çeken Ertekin, “Anne sütünden biberona suludan katı gıdaya geçişler sırasında eğer zorlanırsa, yemeyi reddedebiliyor. Bu da ‘Bebeğim iştahsız’ düşüncesine yol açıyor. Bu gibi durumların oluşumunun önlenmesi için öncelikle çocuğun ek gıdaya hazır olup olmadığının değerlendirilmesi gerekiyor. Öncelikle bebeğin başını tutabilmesi ve tam olarak oturabilmesi şart. Ek besinin aylara göre günlük verilme miktarı, kıvamı, zamanı ve sunumu da çok önemli” ifadelerini kullandı.

Beslenme geçişlerinde çocuğun daha kolay uyum sağlayabilmesi için annelere çeşitli tüyolar veren Dr. Vildan Ertekin, “Besinlerin aşırı tatlı veya tuzlu, ekşi, çok baharatlı ve kötü kokulu olmasından kaçının. Aynı şekilde estetikten yoksun bir şekilde sunmak ve sürekli kuru gıda vermek de iyi değil. Yemek kaşığı, kase, tabak, biberon ve kap gibi beslenme araçları da çocuğun yaşına uygun olmalı” açıklamalarında bulundu.

Mekanik besleme
Bebek beslenmesinde uygun zaman aralıkları ve miktarların aylara göre değiştiğini ifade eden Ertekin, bebekte acıkma belirtileri olmadan beslenmesinin yanlış olduğunu vurguladı. Ayrıca duyguları katarak beslemenin önemine değinerek bu yapılmadığında, eylemin ‘mekanik beslenme’ye dönüştüğünü söyleyen Ertekin, “Besleyen kişi ile bebek arasında uyumlu ve sevgi dolu bir ilişki olmalı” dedi. Prof. Dr. Ertekin, bebeği besleyen kişinin sabırlı, hoşgörülü, özendirici ve teşvik edici olması gerektiğini de sözlerine ekledi.

Organik nedenler
“Çocuklar sık sık hastalanıyor, bazen düşüyor ya da bir yeri ağrıyor” diyen Ertekin, şunları ifade etti:
“Böyle zamanlarda iştah azalması ya da yeme isteksizliği oluşması gayet normal. Bunu göz ardı edip çocuğa zorla yedirilmeye çalışılması, aslında onu yemekten daha da soğutabiliyor. Bu durumun geçici olduğunu düşünüp ısrarcı olmamakta fayda var.”

Travmatik nedenler
Ertekin, tüple beslenmek zorunda kalma, fiziken zorlanarak beslenme gibi oral bölge ile ilgili travmatik olaylar yaşanmış olması durumunun da çocukta yeme isteğinin azalmasına sebep olduğuna vurgu yaptı.

Onur Emre Durak

 

İlçeye bağlı tarihi Kızkalesi’nde yaşayan 35 yaşındaki inşaat işçisi hayvansever Bilal Bozkurt, hobi olarak nadir kuş türlerini yetiştirerek doğaya kazandırıyor. Çocukluğundan bu yana kuşlara karşı bir merakının olduğunu söyleyen Bozkurt, “Hobi olarak bu işe başladım, gönül verdim. Zamanla bu hayvanları aldım, büyüttüm, artık arkadaş gibiyiz, dostum gibi bunlar. Nesli buralarda bulunmayan, nadir cinsler olduğu için bu hayvanlara gözüm gibi bakıyorum” dedi.

Özellikle altın sülünlerin kendisi için çok değerli olduğunu anlatan Bozkurt, “Şuan bu kırmızı altın sülünden 4-5 tane var. Toplamda da 100’e yakın kuş türlerinden var. Süs tavuklarım var. Bazıları Türkiye’de bulunmayan güzel ırklı kuşlar” diye konuştu.

“Bu güzellikleri doğada görmek istiyorum”
Bozkurt, “Benim amacım bunların neslinin tükenmemesi. Bu canlıların doğada olmasıdır. Bu güzellikleri doğada görmek istiyoruz. Maalesef bilinçsiz avlanma nesillerini tüketti. Bu ırklardan bildiğim kadarıyla Türkiye’de yok” ifadelerini kaydetti.

Kuluçka makinası da aldı
Hayvanlar için kuluçka makinası da aldığını dile getiren Bozkurt, “Bu kuluçka makinasında keklik de çıkararak elimden geldiği kadarıyla doğaya salıyorum. Bu kuşları doğada görmek istiyorum, seslerini duymak istiyorum. Yıl içinde 100’e yakın keklik salımı yaptım. Doğada da onları görmeye başladım, bu da beni memnun ediyor” dedi.

Hayvanseverin evinin bahçesinde yaptığı kümeslerde kırmızı altın sülün, sıra altın sülün, Macar sülünü, beyaz keklik gibi nadir türlerin yanı sıra kınalı keklik, tavuz kuşları, ilginç tavuk cinslerinden oluşan yaklaşık 400 kanatlı hayvan bulunuyor. ,

Oktay İnce