İlanı gören Çavuşoğlu, Mersin’e noter huzurunda yapılan işlemlerin ardından 53 bin lira verip aldığı aracın, 2 gün sonra çalıntı olduğunu öğrendi. Birikimini dolandırıcılara kaptıran Çavuşoğlu, yetkililerden mağduriyetinin giderilmesini bekliyor. Ali Çavuşoğlu, yaklaşık bir ay önce saraç satın almak için internetteki bazı sitelere bakmaya başladı. Bir gün, Mersin’den bir araç beğenen Çavuşoğlu, satıcı ile irtibata geçti. İnternet üzerinden anlaştığı şahısla Mersin’de bir araya gelen Çavuşoğlu, aracı satın almadan önce bir ekspertize gösterdi. Araçta herhangi bir sorunun bulunmadığını gören Çavuşoğlu, satıcı ile birlikte notere giderek aracın devrini üzerine aldı.

Noterin dikkatsizliği pahalıya mal oldu

53 bin lira verdiği yeni otomobiliyle Diyarbakır’ın yolunu tutan Çavuşoğlu, aracın bakımlarını yaptırmak için otomobilini sanayiye götürdü. İki gün sonra Mersin 5. Noterliğinden telefon alan Çavuşoğlu, hayatının şokunu yaşadı. Kendisine satılan aracın, kiralık araç olduğunu öğrenen Çavuşoğlu, sahte kimlikte ismi yazan aracın gerçek sahibine ulaştı. Burada dolandırıldığını anlayan Çavuşoğlu, soluğu karakolda aldı.

Mutluluğu iki gün sürdü

Yaşadığı akıl almaz dolandırıcılıkla ilgili İHA muhabirine konuşan Çavuşoğlu, olayın Mersin’de yaşandığını söyledi. Bir internet sitesinden gördüğü araçla ilgili satıcı ile irtibata geçtiğini belirten Çavuşoğlu, “Anlaşmamızı yaptık. 53 bin 500 liraya aracı almamak için anlaştık. Anlaşmanın ardından ertesi gün Mersin’e gittim ve aracı gördüm. Aracı normal bir ekspertize götürdüm ve denildiği gibi iki parçada boyası çıktı. Herhangi bir sorun yoktu. Bu işlemlerin ardından Mersin 5. Noteri’ne gittik. Burada normal satışımızı gerçekleştirdik, herhangi bir sorun çıkmadı. Aracın devrini aldıktan sonra Diyarbakır’a doğru yola koyuldum. Diyarbakır’a geldikten iki gün sonra Mersin noteri beni arayarak aracın çalıntı olabileceğini belirtti. Bunun üzerine aracı yetkili servisine götürüp gerekli kontrollerini yaptırdım. Yaptığımız kontrollerin ardından, bana satılan aracın, araç kiralama şirketinden kiralandığını, plaka ve ön cam şasesinin değiştirildiğini öğrendik. Başka adamın kimlik bilgileri, sahte kimlikle yeni ruhsat çıkarılarak bana satıldı” dedi.

Dolandırıcı aracın plakasını değiştirmiş

Kendisine satılan aracın, İstanbul’da bir araç kiralama şirketine ait olduğunun ortaya çıktığını belirten Çavuşoğlu, şöyle devam etti: “Dolandırıcı, Hakan Can adında bir kişinin sahte kimliğini çıkarmış merdiven altında. Çıkardığı sahte kimlikle, sigortacılara 13. Noter’den vekalet çıkarıyor ruhsat çıkarması için adam Trafik Şube Müdürlüğü’nden sahte kimlikle normal ruhsat çıkarıyor. Bu şekilde adamın elinde hem ruhsat hem kimlik oluyor. Bu şekliyle her şey nizami gibi duruyor sadece kimlik sahte. Buraya kadar her şey normal görünüyor, tek sorun bunların hepsinin sahte kimlikle yapılması. Ayrıca noterin kimliğin sahte olduğunu anlamaması çok anormal, kimlikte mühür adamın kafasına vurulmuş, bu dikkat edilmeyecek bir konu değil. Adam ruhsat ve kimliği çıkardıktan sonra araç kiralama şirketinden aynı renk aynı marka aracı kiralıyor ve plakalarını değiştiriyor, camdaki şaseyi değiştiriyor, ondan sonra internete atıp satışa çıkarıyor.”
Olayın, gerçek Hakan Can’ın, aracını fenni muayeneye götürmesiyle ortaya çıktığını dile getiren Çavuşoğlu, “Hakan Can adındaki gerçek kişi, fenni muayeneye gidince kimlik bilgileri birbirini tutmuyor, yaptığı incelemede ruhsatın çıktığı vekaletle, Mersin noterliğinden satıldığını anlıyor ve olay bu şekilde ortaya çıkıyor. Yani hem araç sahibi, hem araç kiralama şirketi hem de en büyük olarak ben mağdurum” diye konuştu.

Dolandırıcı ikinci kez Çavuşoğlu’nu aramış

Aracı aldığında yedek anahtarı olmadığı için 500 lira eksik ödeme yaptığını anlatan Çavuşoğlu, şunları söyledi: “Ben aracı satın aldığımda ikinci anahtar olmadığı için 500 lira eksik vermiştim. Bunun üzerine dolandırıcı anahtarı bulduğunu ve 500 lirayı göndermesi halinde anahtarı kendisine göndermek için beni bir kez daha aradı. Bunun üzerine dolandırıcılık şubeye gittim ve adamın beni bir daha aradığını belirttim. Onlar da herhangi bir şey yapamayacaklarını söyledi. Ben bir vatandaş olarak tüm bu işlemleri noterin huzurunda yaptım. Burada benim hiçbir suçum yok. Ben normal şartlarda arabamı almışım. Noter sahte kimliği anlamıyorsa ben hiç anlayamam. Mağduriyetimin giderilmesini istiyorum. Az bir para da değil. En azından mağduriyetimin giderilmese bile bu insanların yakalanıp ceza almasını istiyorum. Ben burada kesinlikle noterden davacıyım, biraz dikkat etse kimliğin sahte olduğu mühründen anlaşılacaktı.” 

Aydın Yorat

İstanbul Zeytinburnu’nun Beştelsiz Mahallesi Fauf Denktaş Caddesi üzerindeki 3 katlı eski binanın yıkımı sırasında korku dolu anlar yaşandı. Yıkım ekibi tarafından yıkılan binanın artçıları yan taraftaki binayı da etkileyince vatandaşlar evlerinden çıktı. Son olarak yan taraftaki apartmandan çıkan Kevser Karakoç ile kızları 16 yaşındaki Ceren ve 11 yaşındaki İrem, ölümden kıl payı kurtuldu.

O ANLAR KAMERADA

Vatandaş tarafından cep telefonu kamerası ile saniye saniye kaydedildi. Görüntülerde, Kevser Karakoç ve iki kızı apartman kapısında bekliyor. Tam çıkacakları sırada ise yıkılan binadan büyük parça kopuyor. Kopan çarpa anne ile kızları üzerine düşecekken son bir hamle yaparak kurtuluyorlar.

Olayın ardından büyük şok yaşayan anne Kevser Karakoç, “Bina sallandığı için içerde fazla duramadık. Herkes dışarıdaydı. Bizde fazla duramadık. Çocuklarımı aldım kapıya geldim. Bu sırada arabanın içindeki bir görevli çık çık diye işaret etti. Önce küçük kızım geçti arkasından ben çıktım. Büyük kızım arkadan geliyordu. Biz çıkar çıkmaz taş düştü. Arkasından moloz düştü. Çok korktuk. Önlem alınmamıştı. Önlem alınması gerekirdi. Az daha altında kalabilirdik. Çocuklarıma bir şey olacak diye çok korktum” diye konuştu. 

Yaşadığı korkuyu anlatan 16 yaşındaki Ceren Karakoç, “Biz annemle aşağıya indik. Bina sallanıyordu. Kardeşim önden gitti. Adam bize geçin dedi. Sonra annem kardeşimi geçirdi. Arkasından ben geçerken birden yıkılmaya başladı. O anı hissettim. Bende koştum çıktım” dedi.
 

Mehmet Altunışık

Beyaz TV’de yayınlanan “Söylemezsem Olmaz” programı sonrası Nihat Doğan ile kavga edip programdan ayrılan Ömür Varol Instagram hesabından “zorunlu açıklama” yaptı.

Beyaz TV’nin en çok izlenen programı “Söylemezsem Olmaz”da önceki gün ortalık fena karışmış, programı hazırlayan ve sunan Ömür Varol ile yorumcu Nihat Doğan yayın sonunda yumruk yumruğa kapışmıştı.

İkili arasında yumrukların savrulduğu, çay bardaklarının uçuştuğu büyük kavgayı, araya giren güvenlik görevlileri ve çalışanlar güçlükle yatıştırdığı iddia edilmişti.

Kavganın sebebi programın kadın yorumcusu Bircan İpek’in magazin haberlerine neden daha fazla yer verilmediğini sormasının ardından başlayan tartışmaydı.

Bu kavganın ardından Nihat Doğan ve Bircan İpek “Söylemezsem Olmaz” programına devam ederken Ömür Varol ise bu projede çalışmak istemediğini yönetime bildirerek ayrıldı.

Deneyimli televizyoncu kavga ve ayrılık kararının ardından Instagram hesabından “Zorunlu açıklama” yayınladı. Ömür Varol açıklamasında isim vermeden Nihat Doğan’a sert ve ağır göndermeler yaptı.

SÖYLEMEZSEM OLMAZ’DA MODERATÖR DEĞİŞTİ!

Bu arada “Söylemezsem Olmaz” programının moderatörü değişti. “Söylemezsem Olmaz”ın moderatörü Ömür Varol’un ayrılmasından sonra yerine yeni moderatör Tahir Sarıkaya geldi.

Kaynak: Medyaradar

 

Gazeteciler Nedim Şener, Ahmet Şık, Soner Yalçın ve eski Emniyet Müdürü Hanefi Avcı’nın da aralarında bulunduğu 13 sanıklı ODA TV davasında sanıkların son sözleri alındı. İstanbul 18’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmaya, Cumhuriyet yazar yöneticilerine ilişkin soruşturma kapsamında tutuklanan sanık Ahmet Şık, ODA TV imtiyaz sahibi Soner Yalçın, Prof. Dr. Yalçın Küçük ve eski emniyet müdürü Hanefi Avcı’nın aralarında bulunduğu 9 tutuksuz sanık katıldı. Ceza evinden getirilen Ahmet Şık’a, duruşmayı izlemeye gelen ailesi, meslektaşları ve yakınları yoğun ilgi gösterdi.

Mahkeme başkanı tarafından yargılamanın sona ereceği hatırlatılarak sanıklara son sözleri soruldu. Sanık Ahmet Şık, “Aklımdan geçenleri söylersem hakkımda bir dava daha açılabilir. Sizi tenzih ediyorum. Bu adliye, Türkiye’de adaletin mezarı durumuna geldi. Bu mezarın kazıcıları ise hakim ve savcılardır. Bu adliyenin içinde iki tane adalet temsilcisi Themis heykeli var. Bu mezarın içinde yargılananlar için adalet tartısı kullanılmıyor. Hep terazinin kötülük kefesi ağır basıyor” dedi.

Sanıklardan Soner Yalçın, “Söyleyecek tüm sözleri, 7 yıllık süreçte söyledim. Beraatimi istiyorum ve FETÖ’den şikayetçiyim” ifadelerini kullandı. Duruşmada son sözlerini söyleyen diğer sanıklar da beraatlerini istedi. Mahkeme heyeti, kararını açıklamak üzere duruşmaya 1 buçuk saatlik ara verdi.

Savcı tüm sanıkların beraatini istemişti

Davanın 14 Aralık 2016 tarihli duruşmasında Cumhuriyet Savcısı Ali Kaya esasa ilişkin mütalaasını açıklayarak, sanıkların üyesi oldukları iddia olunan ‘Ergenekon’ isimli terör örgütünün varlığı konusunda somut bir tespit yapılamadığı vurgulanmıştı. Sanıkların suçlama konusu yazı ve yorumlarının mesleki açıdan siyasi duruşa göre eleştiri veya övgü konusu olabileceği ancak somut suç olgusu tespit edilemediği anlatılan mütalaada tüm sanıkların beraatini talep edilmişti.

ODA TV Davası’nın geçmişi

İstanbul Cumhuriyet Savcısı Cihan Kansız tarafından hazırlanan 134 sayfalık iddianamede, Ergenekon Silahlı Terör Örgütü yöneticisi olduğu iddia edilen Yalçın Küçük’e yönelik çalışmalar devam ettiği esnada, Küçük’ün ODA TV isimli internet sitesinin imtiyaz sahibi Soner Yalçın ve ODA TV çalışanları ile örgütsel irtibatının bulunduğu öne sürülmüştü. Soner Yalçın’ın da Ergenekon soruşturması kapsamında haklarında işlem yapılan şüphelilerden birçoğu ile irtibatlı olduğu belirtilen iddianamede, “Yalçın Küçük’ün talimatı ile örgütün internet medyasını oluşturan ODA TV’de örgütün amaç ve hedefleri doğrultusunda yönlendirme amaçlı yayın yapıldığı ve bu doğrultuda kamuoyunun şekillendirilmeye çalışıldığı tespit edilmiştir” denilmişti.

Yalçın Küçük’e 41,5 yıla kadar hapis talebi

İddianamenin bir numaralı sanığı Prof. Dr. Yalçın Küçük’ün “silahlı örgüt kurmak, halkı kin ve düşmanlığa tahrik, devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin, yasaklanan bilgileri temin, adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs ve özel hayatın gizliliğinin ihlal” suçlarından 22 yıldan 41,5 yıla kadar hapisle cezalandırılması isteniyordu. Soner Yalçın’ın “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik, yasaklanan bilgileri temin etmek, adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs, Özel hayatın gizliliğini ihlal, kişisel verileri hukuka aykırı olarak kaydetme” suçlarından 14 yıldan 34 yıla kadar, Ahmet Şık, Nedim Şener ve Hanefi Avcı’nın “Ergenekon silahlı terör örgütüne yardım etmek” suçundan 7 yıl 6 aydan 15 yıla kadar hapis cezası isteniyordu.

Diğer sanıklara istenen cezalar şöyleydi: Sanık Barış Pehlivan’ın 10 yıldan 23 yıla kadar, Barış Terkoğlu’nun 8,5 yıldan 18 yıla, Doğan Yurdakul’un 9 yıldan 21 yıla, Müyesser Uğur’un 7,5 yıldan 15 yıla, Coşkun Musluk’un 8 yıldan 18 yıla, Muhammet Sait Çakır’ın “9 yıldan 21 yıla, İklim Ayfer Kaleli’nin 8 yıldan 20 yıla ve Ahmet Mümtaz İdil’in 8 yıldan 18 yıla kadar hapis cezası isteniyordu.

Kaşif Kozinoğlu ceza evinde vefat etmişti

Davanın tutuklu sanıklarından MİT Dış Operasyonlar Dairesi eski başkanı Kaşif Kozinoğlu hakkında, “Ergenekon silahlı terör örgütüne yardım etmekle örgüt üyesi kapsamında olduğu, niteliği itibariyle gizli kalması gereken bilgileri temin ettiği, yasaklanan bilgileri temin ettiği” iddiasıyla 11,5 yıldan 26 yıla kadar hapsi isteniyordu. Kozinoğlu, dava süreci devam ederken 13 Kasım 2011’de tutuklu bulunduğu Silivri ceza evinde vefat etmişti. Kozinoğlu’nun hayatını kaybetmesi üzerine, hakkındaki davanın, TCK’nın “Sanığın veya hükümlünün ölümü”nü düzenleyen 64. maddesi uyarınca 2012 yılında düşürülmesine hükmedilmişti.
İddianamede davanın tek şikayetçisi olan ve şu anda “terör örgütü üyeliği” suçundan tutuklu bulunan gazeteci Nazlı Ilıcak, dava sürecinde şikayetinden vazgeçmişti. 

Başak Akbulut

Edinilen bilgiye göre, Hacıahmet Mahallesi’nde bulunan Delfas Sokağı’nda yer alan bir gecekonduda elektrik sobasından çıktığı iddia edilen yangın, gecekondunun bitişiğindeki ahşap binaya da sıçradı. Ahşap malzemenin kolayca tutuşmasıyla üç katlı binayı da saran alevleri gören vatandaşlar, durumu itfaiye ekiplerine bildirdi.

Olay yerine gelen itfaiye ekipleri yangına müdahale ederek, uzun uğraşlar ve yoğun çalışmalar sonucu yangını kontrol altına aldı. Binanın ve gecekondunun dış yüzeyleri soğutulurken, içeride yangın devam ettiği için kapılar ve pencereler kırılarak, içeride de söndürme çalışmaları yapıldı. Çok sayıda itfaiye ekibinin müdahalesiyle yangın tamamen söndürülürken, soğutma çalışmaları da bir süre devam etti.

MAHALLELİ SOKAĞA DÖKÜLDÜ, FİLM ÇEKER GİBİ YANGINI GÖRÜNTÜLEDİLER

Yangını ve dumanı gören çevredeki vatandaşlar panik halinde evlerinden dışarı çıkarken, binayı saran alevleri ve itfaiye ekiplerinin çalışmalarını izledi. Bazı vatandaşların çocuklarını dumanların arasında yangın mahallinden uzaklaştırdığı görülürken, bazı vatandaşlar da yangını cep telefonlarıyla adeta film çeker gibi görüntüledi. Söndürme çalışmaları devam ederken, olay yerine gelen polis ekipleri de çevreyi güvenlik şeridiyle kapatarak, vatandaşları binadan uzaklaştırdı.

“ELEKTRİK SOBASINDAN ÇIKTI”

Yangının çıktığı konutların karşısındaki bakkalda çalışan ve yangını görünce ihbarda bulunan Emre Eşsiz isimli görgü tanığı, ölen ya da yaralanan kimsenin olmadığını söylerken, “Dükkanın içindeydik, bağrışmaları duyduk. Yangının çıktığı noktaya koştuk, zaten yangın büyümüştü. Elektrik sobasından dolayı çıktı. İçeridekileri çıkarttık. İtfaiyeyi aradık, onlar gelene kadar yangın daha da büyüdü. Her iki konutta toplam 4 ya da 5 kişi yaşıyordu. İlk olarak gecekondudan çıktı yangın, sonra zaten diğer binayı sardı. Yaralı yoktu” dedi.

Yoğun çalışmalar sonucu iki konutu kullanılamaz hale getiren yangın tamamen söndürülürken, itfaiye ekipleri bir süre daha soğutma çalışmalarına devam etti.

Öte yandan, kesin nedeni henüz bilinmeyen yangınla ilgili inceleme başlatıldı.

Çerkezköy Organize Sanayi Bölgesinde faaliyet gösteren boya-kimya fabrikası yetkilileri, sabah saatlerinde meydana gelen yangın hakkında açıklama yaptı. Açıklamada, toksik etki oluşturacak herhangi bir kimyasal bulguya rastlanmadığı belirtilerek, “12 Nisan 2017 saat 06.30 sularında Çerkezköy Organize Sanayi Bölgesinde bulunan polyester reçine üretimi yapılan firmamızda niteliğini araştırdığımız teknik bir problem sonucu üretim bölümümüzün sınırlı bir bölgesinde yangın oluşmuştur. Firmamıza ait yangın söndürme sisteminin anında devreye girmesi ve Çerkezköy Organize Sanayi Bölgesi itfaiyesinin hızlı müdahalesiyle yaklaşık yarım saat içerisinde yangın söndürülmüş olup, soğutma çalışmalarına devam edilmektedir. Yangın sonucunda oluşan dumanın analizi AFAD Yetkili kurumlar tarafından da yapılmış olup, toksik etki oluşturacak herhangi bir kimyasal bulgusuna rastlanılmamıştır” denildi.

“BÜTÜN ÇALIŞANLARIMIZDAN ÖZÜR DİLERİZ”

Hastaneye kaldırılan işçiler ile ilgili bilgi verilen açıklamada, “Olayın vuku bulmasının ardından maruziyet altında kalan sınırlı sayıda bölgemizde bulunan hastanelere başvurduğu bilgisi alınmıştır. Hastane yetkililerinden alınan bilgi çerçevesinde bu kişilerin basit solunum sıkıntıları sebebiyle hafif tedavi altına alındıkları ifade edilmiştir. Yönetim kurulu olarak en büyük tesellimiz, meydana gelen bu olayda herhangi bir can kaybı olmamasıdır. Buna rağmen konuya ilişkin oluşan endişeler sebebiyle tüm kamuoyundan, sanayicilerimizden ve bölgemizde çalışan bütün çalışanlardan özür dileriz” ifadeleri kaydedildi.

(Uğur Arslan/İHA)

Adalet Bakanı Bozdağ, Yeni Türkiye Dergisine yazdığı makalede ‘Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ni anlattı. Rejim değişikliği iddialarına ilişkin görüşlerin paylaşan Bozdağ, “Cumhurbaşkanlığı sistemine geçiş, devlet şekli olan cumhuriyetin değiştirilmesi değil; aksine cumhuriyetin hem lafzına ve hem de ruhuna uygun tam anlamıyla uygulanmasıdır. Cumhurbaşkanlığı sistemi, ilk defa Türk halkına, yürütmeyi doğrudan seçme hak ve yetkisi vermektedir. Artık yürütme yetkisini kullanacak hükümet, meclisten değil, doğrudan halkın asgari yüzde 50+1’inin oyundan çıkacak ve en az aynı oranda halkın güvenine dayanacaktır. Bu, cumhuriyetin lafzı ve ruhuyla tam uygulanmaya konmasıdır. Rejim değişikliği; ancak anayasada yer alan ‘Devletin şekli, cumhuriyettir’ maddesi ile cumhuriyetin dayanağı temel niteliklerin değiştirilmesiyle olur. Bunlar değiştirilmedikçe, rejim değişikliğinden bahsedilemez. Anayasanın ilk dört maddesinde değişiklik yapılmadığına göre, rejim değişikliği iddiaları, geçersizdir; temelsizdir; yalandan da öte açık bir uydurma iftiradır” ifadelerini kullandı.

“Türkiye çift başlı yürütmeden çok çekti”

Türkiye’nin çift başlı yürütmeden ve cumhurbaşkanı ile hükümet arasındaki uyuşmazlıklardan çok çektiğini belirten Bozdağ, şunları kaydetti:
“Cumhurbaşkanı ile iktidarın ayrı partilerden olduğu dönemlerde sorunlar yaşandığı gibi, aynı partiden olduğu dönemde de ciddi sorunlar yaşanmıştır. Örneğin, Başbakan Turgut Özal-Cumhurbaşkanı Kenan Evren, Cumhurbaşkanı Turgut Özal-Başbakan Mesut Yılmaz, Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel-Başbakan Tansu Çiller, Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel-Başbakan Necmettin Erbakan, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer-Başbakan Bülent Ecevit, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer-Başbakan Recep Tayyip Erdoğan arasında yaşanan tartışma, sorun ve krizler, daha dün gibi hafızalarımızda tazedir. Yürütmede çift başlılık, ülkemize zaman kaybettirmektedir ve haksız bedeller ödetmektedir. Artık, buna da bir son vermenin vakti gelmiştir.”

“Türkiye’nin bekası da sistem değişikliğini zorunlu kılmaktadır”

“Türk milletinin ve Türkiye’nin bekası da sistem değişikliğini zorunlu kılmaktadır” ifadesini kullanan Bekir Bozdağ, “Etrafımızda yaşanan savaşlar; dışarıdan ve içeriden yapılan terör saldırıları, istikrarsız, zayıf iktidarlarla yönetilen, enerjisini iç kavgalara harcayan, ekonomisi çökmüş, kriz ,kaos ve sorunlarla baş edemeyen bir Türkiye isteyen bazı batılı ülkeler ile böyle bir Türkiye’yi kendisi için fırsat bilen terör örgütlerinin varlığı, ülkemizde siyasi istikrarın ve güçlü iktidarın sürekliliğini sağlayacak sistem değişikliğini zorunlu kılmaktadır” dedi.

“Mesele şahıs meselesi değil Türkiye meselesidir”

Bakan Bozdağ, makalenin devamında şunları kaydetti:
“Cumhurbaşkanlığı sistemi, bir şahıs meselesi değil bir memleket meselesidir. Cumhurbaşkanlığı sistemini, şahsımız veya Cumhurbaşkanımız için değil, Türk milleti ve Türkiye için istiyoruz. AK Parti, yola çıktığı ilk günden beri hem de yasamada ve yürütmede tek başına iktidar olduğu halde, Cumhurbaşkanlığı sistemini istemektedir. Eğer AK Parti’nin meselesi, bir şahıs meselesi olsaydı veya yasama ve yürütme gücünü tek elde toplamak olsaydı, yasama çoğunluğunu tartışmasız elinde bulundurduğu ve de tek başına güçlü iktidar olduğu dönemde, Cumhurbaşkanlığı sistemini istememesi gerekirdi. Türkiye’nin bir daha siyasi istikrarsızlık ve zayıf iktidarlarla karşılaşmaması için güçlü yasama ve güçlü yürütmenin sistemin zorunlu sonucu olan Cumhurbaşkanlığı sistemine geçilmesini istiyoruz.”

Anayasa Mahkemesi üye seçimi değişmiyor

Anayasa Mahkemesine üye seçiminde değişiklik yapılmadığını kaydeden Bozdağ, “Anayasadaki mevcut hükümleri, sanki ilk defa getiriliyormuş gibi takdim etmek, kirli bir çarpıtmadır; kirli bir algı operasyonudur. Mevcut düzenlemeler, parlamenter sistem uygulanırken hukuk devletini ve yargı bağımsızlığını yok etmedi veya hukuk devletine ve yargı bağımsızlığına zarar vermedi de Cumhurbaşkanlığı sistemine geçince mi hukuk devletini ve yargı bağımsızlığını yok edecek ya da hukuk devletine ve yargı bağımsızlığına zarar verecektir? Bu, çifte standarttır; büyük bir mantıksızlıktır; çarpıtma bir önermedir” ifadelerini kullandı.

Asırlık tartışmaya son nokta konulacak

Bozdağ, Türkiye’de sistem tartışmasının hiç eksik olmadığını belirterek makalesinin sonunda şunları dile getirdi:
“Geçmişte siyasette ve ülke yönetiminde söz sahibi olmuş merhum Turgut Özal, Alparslan Türkeş, Necmettin Erbakan ve Süleyman Demirel, Türkiye için başkanlık sistemine geçilmesini önermişlerdir. Ancak bugüne kadar sistem değişikliği, başarılamamıştır. Bir yanda seçilmiş Cumhurbaşkanı, bir yanda seçilmiş hükümet, Cumhurbaşkanına görev ve yetkilerine ilişkin anayasa hükümleri karşısında, yeni durumun sürdürülebilir olmadığı açıktır. Bu tartışmayı, oluşabilecek sorunları şimdiden görerek çözüm üretmek, hepimizin vazifesidir. 16 Nisan 2017 tarihinde yapılacak olan halk oylaması, hükümet sistemi tartışmasını sona erdirmek için tarihi bir fırsattır. Tük halkının 16 Nisan’da sandıkta vereceği ‘evet’ oylarıyla asırlık bir tartışmaya son noktayı koyacağına yürekten inanıyorum. “

Pelin Üzek 

 

Elazığ ile Tunceli arasındaki mesafeyi 20 dakika kısaltan ve 2014 yılında başlanan yoldaki çalışmanın yüzde 70’i tamamlandı. Kentin Elazığ’a olan mesafesini 82 kilometreden 74 kilometreye düşürecek olan yolun maliyetinin 250 milyon lira olduğunu belirtildi. 

Yolun son derece büyük öneme sahip olduğunu belirten Pertek Belediye Başkanı Recai Vural, yolun Elazığ-Erzincan yolunun birleşimini de sağladığını ifade etti. Başkan Vural, “Yolun bitince Güney’i Kuzey’e bağlayacak. Daha önce bu yolu büyük otobüsler ve tırlar İran’a giderken kullanırlardı. 1974 yılında Keban Baraj Gölü nedeniyle Pertek Köprüsü su altında kaldıktan sonra ulaşım feribotlarla sağlanmaya başlandı. Yolun şu an yüzde 70’e yakın bölümü tamamlanmış durumda. Pertek şehir geçişi ortalama 4,5 kilometre duble yol olacak. Diğeri 14 metre genişliğindeki sıcak asfaltla üç şeritli yol olacak. Tunceli-Elazığ arasındaki mesafe 50 dakikadan 30 dakikaya inecek. Ulaşımı zorlaştıran bir yoldu. Virajlar kalkmış olacak” dedi.

Yol yapımının ilçe ekonomisine de büyük katkısı olacağını ifade eden Başkan Vural, “İnşallah Pertek, Çemişgezek ve Hozat yolunun da yapımıyla ulaşımda büyük bir rahatlama olacak. Biz bu yola köprünün ayakları diyoruz. Bu yollar bittikten sonra trafiğe feribotların cevap vermesi söz konusu olmaz. Tüm bunlardan kurtulacağız. Hükümetimize ilimize ve ilçemize büyük yatırımlarından dolayı minnettarız. Her tarafta otoyollar ve köprüler yapılıyor. En büyük beklentimiz köprü. Yol olmadan köprü istemenin çok bir anlamı yok. Bu olduktan sonra sanırım yetkililer de köprünün önem ve aciliyetini anlayacaklardır” şeklinde konuştu. 

Ercan Topaç
 

Olay Kadıköy Atatürk Caddesi üzerinde meydana geldi. İddiaya göre; cadde üzerindeki bir dükkana hırsızlık için girmeye çalışan 4 kişiyi gören bir apartmanın güvenlik görevlisi olan Osman Karabulut, şahıslara müdahale etti. Silahlı ve sopalı oldukları öğrenilen 4 şahıs, Karabulut’u kovaladı. Bu sırada şahıslardan 3’ü cadde üzerinde yere düşen apartman görevlisini darp etmeye başladı. Şahısların sopayla dövdüğü Osman Karabulut, aldığı darbelerle ağır yaralanarak, beyin kanaması geçirdi. Çevredeki vatandaşların haber vermesi üzerine gelen ambulansla Medeniyet Üniversitesi Göztepe Eğitim ve Araştırma Hastanesine kaldırılan Karabulut, hayatını kaybetti.

Olay yerine çok sayıda polis ekibi sevk edildi. Polis ekipleri havaya silahla ateş açtıktan sonra bir markete giren Oğuzhan T.’yi yakaladı. Şüpheli Oğuzhan T.’nin market raflarının altına attığı ruhsatsız silah ile buna ait bir şarjör ve darp olayında kullanılan sopa da aramalarda ele geçirildi. Olayın ardında kaçan Cem D. ve Meriç A.’yı Maltepe’de saklandıkları adreste yakalanarak gözaltına alındı

Şüphelilerin, “uyuşturucu madde ticareti”, “iş yerinden hırsızlık”, “oto hırsızlığı”, “kasten yaralama” gibi suçlardan kaydı oldukları öğrenildi.

Yakalanan 3 şüpheli emniyetteki işlemlerinin ardından Kartal’daki Anadolu Adliyesi’ne sevk edilirken, kaçan dördüncü şüpheli Anıl Y.’yi ise arama çalışmaları sürüyor.

Olay anı Mobese kameralarına yansıdı

Kadıköy’de meydana gelen vahşet, Mobese kameralarına saniye saniye yansıdı. Görüntülerde şüphelilerin apartman görevlisini kovaladıkları görülüyor. Apartman görevlisi şahıslardan kaçarken yere düşüyor. Yere düşen Osman Karabulut’u 3 şahıs ellerinde sopalarla ve tekmelerle döverek darp ediyor. Şahıslardan ikisi bir süre sonra kaçarken, diğer bir şahıs ise bir süre daha vurmaya devam ediyor. Daha sonra şahsın da olay yerinden hızla kaçtığı görülüyor.

Mustafa Esen
 

Gazeteciler Nedim Şener, Ahmet Şık, Soner Yalçın ve eski Emniyet Müdürü Hanefi Avcı’nın da aralarında bulunduğu 13 sanıklı Odatv davası 6 yıl sonra karara bağlandı.

İstanbul 18’inci Ağır Ceza Mahkemesi, sanıklar Odatv imtiyaz sahibi Soner Yalçın, Prof. Dr. Yalçın Küçük, eski emniyet müdürü Hanefi Avcı, gazeteci Ahmet Şık, Odatv Genel Yayın yönetmeni Barış Pehlivan, sorumlu haber müdürü Barış Terkoğlu, Ankara Haber Müdürü Müyesser Yıldız, Ankara temsilcisi Ahmet Mümtaz İdil, gazeteciler Nedim Şener, Doğan Yurdakul, Coşkun Musluk, Muhammet Sait Çakır ve İklim Ayfer Kaleli hakkındaki kararını saat 13.30’da açıkladı.

Mahkeme heyeti, toplanan delilleri, sanık ve avukatlarının savunmaları, bilirkişi heyeti raporları, tanık beyanları ve sanıklara isnat edilen suçlamaların sanıklar tarafından işlendiğinin sabit olmaması gerekçesiyle, tüm sanıkların ayrı ayrı beraatlerine hükmetti. Sanıkların karar kesinleştikten sonra tazminat davası açma haklarının bulunduğu hatırlatıldı.

Dijital delilleri oluşturanlar ve kamu görevlileri hakkında suç duyurusu

Sanıklar hakkında açılan kamu davasında suçlamaya konu dijital delilleri oluşturan, sanıkların bilgisayarlarına gönderen kişiler ve bu kişilerle bu dosyanın soruşturma ve kovuşturma aşamasında fikir ve eylem birliği içerisinde hareket eden kamu görevlileri hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunulmasına karar verildi. Mahkeme heyeti, sanıkların ikamet ve iş adreslerinde ele geçirilen bazı delillerin saklanmasına, bazı delillerin ise adli emanetten çıkarılarak sanıklara iadesine hükmetti.

Kararın ardından, Cumhuriyet yazar ve yöneticilerine yönelik soruşturmadan tutuklu gazeteci Ahmet Şık, “Bu karar Cumhuriyet iddianamesini yazan savcılara ders olsun” diye bağırdı. Salondaki seyirciler de Şık’a destek vererek, “Ahmet çıkacak yine yazacak” diye slogan attı. 

Başak Akbulut