Fetullahçı terör örgütünün (FETÖ) para kuryesi olarak kullanıldığı iddiasıyla tutuklu bulunan Betül Karalürt, sevgilisi olan evli firari iş adamı Kemal Elibal’la aralarındaki iş ilişkisinin gönül ilişkisine dönüşmesi üzerine mağdur olduğunu ve FETÖ ile ilgisi olmadığını iddia etti. Karalürt, “Duygusallığımın kurbanı oldum. Beni sevdiğini düşünerek, zarara atmayacağını düşündüm. Gözaltına alındığımda cebimde babamın verdiği 150 lira vardı ama hesabımda trilyonlar dönmüş” diyerek kendisini savundu. 

Adana’da Fetullahçı terör örgütü (FETÖ) Paralel Devlet Yapılanmasına (PDY) yönelik soruşturma kapsamında 36’sı tutuklu 103 sanığın yargılanmasına bugün de devam edildi.

FETÖ/PDY lideri Fetullah Gülen’in de aralarında bulunduğu 14’ü firari 103 iş adamına ‘terör örgütüne üye olmak’ suçundan 15 yıl, ‘terör örgütüne finans sağlamak’ suçundan da 10 yıl olmak üzere toplam 25’er yıl hapis cezası ile cezalandırılmaları istemiyle dava açıldı.

FETÖ/PDY’ye yönelik soruşturma kapsamında örgüte finans sağladıkları iddia edilen 36’sı tutuklu 103 sanığın yargılanmasına Adana 11. Ağır Ceza Mahkemesinde bugün ikinci gününde devam edildi.
Tutuklu sanık Birol Tekin Ünaldı, mahkeme başkanına verdiği savunmasında, işsiz kaldığı süreçte cemaate ait bir okul, daha sonra bir dershanede aşçı olarak işe başladığını, ardından üniversiteye hazırlanan kızına dershane indirimi yapmadıkları için dershaneden araları bozuk olarak ayrıldığını, daha sonra ise 2 yurtta görev yaptığını dile getirdi. 

Bank Asya’ya para yatırmakla da suçlanan Ünaldı, bankaya yatıracak parasının bile bulunmadığını belirterek suçlamaları kabul etmedi. Gözyaşları içerisinde tahliyesini isteyen Ünaldı, 2 çocuğunun eşiyle birlikte mağdur olduğunu, tek mal varlığının 600 liralık bir motosiklet olduğunu ve tedbir olduğu için onu satamadıklarını, eşinin eve gelen faturaları ödeyemediğini söyledi. Ünaldı, yurt dışına çıktığı iddialarını da reddetti.

Tutuklu iş adamı Ali Kazım Başaran da şirketine TMSF el koymadan önce ayda ortalama 100 bin lira geliri olduğunu ifade ederek savunmasına başladı. Örgüte ticari finansman sağlamakla suçlanan Başaran, telefon kayıtları dahil bütün ilişkilerinin ticari olduğunu ve bunların belgelerle kanıtlı olduğunu savunarak suçlamaları reddetti. Bir çocuğunun engelli olduğunu ve tutuklu bulunduğu süre içerisinde aile yaşantılarının kötüye gittiğini ifade eden 2 çocuk babası Başaran, şirketinin de TMSF yöneticileri tarafından zarara uğratıldığını, iflas etme noktasına geldiklerini vurguladı. Beraatını ve şirketinin kendisine devredilmesini isteyen Başaran, hapishanede sağlık sorunları yaşadığını dile getirdi.

“Kaçma riskim olsa bir kamyon parayla kaçardım”
Hakkındaki soruşturmanın sosyal medyada aleyhinde yazılan paylaşımlar nedeniyle başlatıldığını öne süren Başaran, kaçma riski bulunduğu için tutuklu olduğunu söyleyerek, “Mal kaçırmadım, kaçmaya da çalışmadım. Kaçma riskim olsa mallarımı satar bir kamyon parayla kaçardım. Tek bir gayrimenkul satmışımdır o da şirketimin borçlarını sıfırlamak, gücüne güç katmak içindir. Şirketim kötü durumda. Kayyumlar hak ettiklerinden çok daha fazla parayı, emek harcamadan kazanıyorlar. Şirket küçülmeye gittiği için personel sayısını yarı yarıya azalttılar. Şu an 300 civarı personel çalışıyor ama sigortaları ödenmiyor, şirketin vergi borçları ödenmiyor. Buradan çıksam düzeltmem yıllar alır. Adana’da bütün önemli işlerde Başaran imzası var. Yurt dışına çıkış sebeplerim de fuarlara katılmaktır. Devletin bana ‘sen iş adamısın, daha çok gezmen lazım, niye bu kadar az gezdin’ diye kızması lazım. FETÖ ile ilgim yoktur. Tahliyemi ve beraatımı talep ediyorum. Ekonomik olarak şirketi toparlamam uzun yıllar alacak ama işimin başına dönmek istiyorum” dedi.

FETÖ’nün Türkiye’deki paralarını yurt dışına kaçırdığı iddia edilen firari iş adamı Kemal Elibal’a 500 bin dolar himmet parası gönderirken yakalanarak gözaltına alınan ve daha sonra tutuklanan Betül Karalürt ise mahkemede ağlayarak, “Duygusallığımın kurbanıyım” diye konuştu. 

Babasının hastalanması üzerine üniversite öğrenimi göremediğini ve bu sırada evlendiği eşinden boşandıktan sonra ekonomik zorluklar yaşadığını anlatan Karalürt, 2013 yılında firari iş adamı Kemal Elibal’ın yanında işe başladığını ifade etti. FETÖ ile hayatının hiçbir kesitinde bağı bulunmadığını öne süren Karalürt, işe başladıktan sonra Kemal Elibal ile aralarındaki iş ilişkisinin duygusal ilişkiye dönüştüğünü söyledi.

Elibal’ın yurt dışında işleri olduğunu ve o işler için muhasebeci İsmail Burak’a, Kemal Elibal’ın talimatıyla noterden vekalet verdiğini aktaran Karalürt, “Bu süreç tamamen afaki oldu. Güvendiğim için hiçbir şey okumadım bile. Hesabımın yurt dışında arsa alımları, yatırımlar hakkında kullanıldığını biliyordum. ‘İsmail’e güven’ dedi. Daha sonra yurt dışına çıktık. Yabancı bir şirkette beni hissedar yapmak istedi. Resmi nikahlı eşine pay vermek istemedi. Daha sonra 20 dolar gibi bir rakamla o şirkete hesap açtık. Dil bilmediğim için sözleşmeyi okuyamadım. 19 Temmuz’da Türkiye’ye dönecektim ama 20 Temmuz’da döndüm. Hesabımda 317 bin para olduğunu gördüm. Hesabımdaki diğer paraları ifadem alınırken öğrendim. Bankalardan mesaj bile almadım” diyerek kendisini savundu.

“Cebimde 150 lira vardı ama hesabımdan trilyonlar dönmüş”
Kemal Elibal’a çok güvendiği için hesabını kullandırttığını söyleyen Karalürt, yaşadıklarını şöyle anlattı:
“Beni sevdiğini düşünerek, zarara atmayacağını düşündüm. Kemal ile yurt dışına çıktık ama sosyal olarak çok zaman geçirmedik. Tek sosyalliğimiz, benim biraz nazımla onun engelli oğlunu ziyaret etmekti. Gözaltına alındığımda cebimde babamın verdiği 150 lira vardı ama hesabımda trilyonlar dönmüş. Bir gün çocuklarına Bank Asya’ya 100’er bin atmış. Bana zarar gelmemesi için başka bir bankaya atmış. Ocak 2016’da ise ‘diğerlerinin hesabını bozmak istemiyorum, senin hesabı bozalım’ dedi bir para aktarımında. Kemal’in üzerimizde emeği de var. Yıllar önce eşimden ayrıldığım için 9 yaşındaki çocuğum ona ilk kez baba dedi.”

Sanıkların duruşması aranın ardından devam edecek. 

Nuri Pir
 

Ayazlı Mahallesi’nde kendi evinin bahçesinde 120 metrekare alanda oluşturduğu kafeslerde her cinsten kuşlara bakan 50 yaşındaki Ahmet İnan, bu işi hobi olarak yaptığını söyledi. Kuşları çok sevdiğini belirten Ahmet İnan, “Araştırmalar yaptım ve bu kafesleri kurdum. Sülün çeşitleri, ördek çeşitleri, papağanlar, kanaryalar, güvercinler olmak üzere 40 çeşit kuşumuz var. Her hafta sonu ve iş çıkışı köydeki evime gelerek onlara bakımlarını yapıyorum. Kuşlarla stres atıyorum. Bu işi hobi olarak yapıyorum. Buraya mahalledeki çocuklar da geliyor ve çok hoşlarına gidiyor. İleriki zamanlarda burayı tüm herkese açacağım. Herkes gelip buradaki kuşlara bakabilecek” dedi.

Kuşları İzmir’den getirdiğini belirten Ahmet İnan, “Kendimi onlara adadım ve moralim bozuk olduğu zaman buraya gelip onlarla konuşuyor ve stres atıyorum. Çocuklarım da kuşları çok seviyor ve birlikte bakıyoruz. Bakımları çok zor değil. Belli günlerde yem ve sularını veriyoruz. Bunları görüp de bizden bu kuşları satın almak isteyenler var ama biz satmıyoruz. Satmak için değil bakmak için burada bakıyorum” diye konuştu.
Evlerindeki kuşları çok sevdiğini belirten Recep Utku İnan ise, “Babam kafesleri kurunca çok mutlu oldum. Kuşları çok seviyorum ve onlarla oyun oynuyorum. Arkadaşlarım da geliyor ve onlarla burada güzel zamanlar geçiriyor. Okuldaki arkadaşlarım da zaman zaman kuşlarımızı sevmeye geliyorlar” şeklinde konuştu.  

Ahmet Altay

Koalisyonun bu ülke için her bakımdan büyük zarara sebep olduğunu ifade eden Kuzu, bakanlık sayısının AK Parti iktidarı öncesinde 40’a kadar çıktığını, bu ülkede Meteoroloji Bakanlığı diye bir bakanlık kurulduğunu belirterek, “İsraftan başka bir şey olmadı. Ne gerek var Meteoroloji Bakanlığına. Dedenize, ninenize zorun dizlerindeki sızının şiddetine göre size kar mı yağacak yağmur mu yağacak, fırtına mı çıkacak söylerlerdi. Ben bile söylerim para da almam” dedi. Burhan Kuzu, muhalefetin en önemli argümanlarından biri olan, Meclisin denetlenemeyeceği iddiasının da aslının olmadığını, gensoru dışında da denetleme mekanizmaları olduğunu söyledi. Kuzu, “Meclisteki çoğunluğun bakanını muhalefet gensoruyla düşürecek biz de ona uyup evet diyerek bakanı düşürecekmişiz. Kendi bakanımı niye düşüreyim, böyle şey olur mu aklımdan zorum yok ki. Muhalefet vermiş gensoruyu, çoğunluk bende. Niye düşürsünler sana uyarak. Şeytana uymak gibi bir şey bu bana sorarsan” dedi.

Antalya Birlik Vakfı tarafından Mimar Sinan Kongre Merkezinde düzenlenen ‘Yeni Türkiye ve yeni hükümet modeli’ konulu konferansta konuşan Kuzu, konuşmasının başında özgeçmişindeki doğum tarihi üzerinden Türkiye’nin geçmişte yaşadığı sıkıntılara örnek verdi. Nüfus kaydında 1.1.1955 doğumlu olduğunun yazıldığını hatırlatan Kuzu, “1.1.1955 deyince zaten yalan olduğu oradan belli, hele köyün yüzde 89’nun doğum tarihi 1.1’ise bunda bir yanlışlık var. Bu da o yıllarda memleketin o zamanki halinden kaynaklanıyor. Çocuk kışın doğuyor baba kıştan gidemiyor, yazın doğuyor işten gidemiyor, tam okul başlayacağı zaman çocuğu götürüyor okula, nüfus cüzdanı olmayınca git al ilçeden diyorlar, ne zaman doğdu bu çocuk diye soruyorlar hani bir sene çok kar yağmıştı ya diyor o zaman doğdu, sanki müdür oralı da, belki adam yeni geldi yaz yavrum 1.1. diyordu. Seninle mi uğraşacak” diye konuştu.

‘Devlet Bahçeli, referandum sonucu ne olursa olsun tarihteki yerini alacaktır’
Yeni Türkiye ve yeni hükümet modelinin Türkiye’nin gelmiş geçmiş belki de bir numaralı meselesi olduğunu, Başkanlık modeli dendiği zaman akıllara çok değişik çağrışımlar gelebildiğini söyleyen Kuzu, hele bir de Kemal beyi dinleyerek gelinmişse kafaların iyice karışmış olabileceğini ifade etti. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun söylemlerine hakikaten cevap verecek bir tablo olmadığının görüldüğünü hatırlatan Kuzu, “Görüyorsunuz, diktatörlük, tek adamlık, Cumhuriyet kalktı, laiklik elden gitti diyor, bizim işimizi zorlaştıran havayı bulandıran ve hepimizi rahatsız eden birtakım tespitlerde bulunuyor. Bir siyasetçi buralara girmemeli, neyse onu doğrudan söylemeli. Öyle anlaşılıyor ki getirilen sistemle alakalı çok fazla şeyi söyleyemeyince bu sefer bel altından vurmalar ve nasıl bunu çamur atarız şeklindeki birtakım iftiralarla işi götürmeye çalışıyorlar. Bu konu benim 40 yıldır emek verdiğim bir ürün. Ak Parti’nin tek başına bir projesi değil senelerden beri bunu birçok siyasetçi yapmak istedi ama biz bunu buraya kadar getirebildik. Bu büyük gelişme Türkiye bakımından. Ben hep şunu söylüyordum, biri çıksa AK Parti’ye dese ki arkadaş senin 316 vekilin var, muhalefetten bir ses gelse halka götürme imkanı veriyorum git halka anlat derdini dese dye konuşuyorduk. Sayın Bahçeli’den Allah razı olsun. Asıl 15 Temmuz’da yaşanan vahşette görüldü ki sıradan hükümetler iktidarlardaki boşluklar sebebiyle bu gibi meselelerde dik durmakta zorlanacaklar. Bu çerçevede AK Parti’ye elini uzattı ve gelin bu işi yapalım dedi. Bu tarihe geçek bir davranıştır sonucu ne olursa olsun Bahçeli görevini yapmıştır, zaman içinde tarihteki yerini alacaktır” dedi.

“30 yaş altı gençlik, bizden önceyi hatırlamadığı için bizi bizimle kıyaslıyor”
Benzer çağrıyı gerek Bahçeli gerek Başbakanın Kılıçdaroğlu’na ilettiğini söyleyen Kuzu, maalesef CHP’nin o masaya gelmediğini ama şimdi gelen metni de çok ağır şekilde eleştirdiğini kaydetti. Eleştirinin en doğal hakları olduğunu ama asıl rahatsızlığın dozu kaçırılan, doğru olmayan yalan yanlışların anlatılması olduğuna dikkat çeken Kuzu, “Meclis elden gidiyor rejim elden gidiyor gibi birtakım ipe sapa gelmez şeyler anlatıyor. Bugün elimizdeki yönetim nedir biz ne getirmeye çalışıyoruz. 15 yıldır hükümettesiniz, doğru, çok da fazla oy oranlarıyla geldiniz işler de yaptınız. Bu da doğru o zaman Allah’tan belanızı mı arıyorsunuz gibi bir soru var. Haklı bir soru gibi duruyor salonda olan 30 yaş altındakiler sorarsa ona hak verebilirim ama 30 yaş üstü sorarsa ona hak verememem, Türkiye’nin bizden önce nasıl nerelerden geçerek geldiğini en iyi onların bilmesi gerekir. 30 yaş altı olanlar biz geldiğimizde 15 yaşındaysa şimdi yaptı 30. Bizden önceki hükümetleri bilmiyor, bizden önceki sıkıntıları bilmiyor ama bizi bizimle mukayese ediyor. 2002 ‘de böyleydiniz bugün öyle oldunuz diye bizi kenti içimizde tartıp biçiyor. Kötünün kötüsünü görenler bugünkü hükmetin yaptığı icraatların ne kadar tatminkar olduğun görür. 7 Haziran tarihinde bir sıkıntı geçirdi Türkiye, o tablo yeni seçimle 1 Kasım’da düzelmeseydi bugün Türkiye perişan haldeydi. Bu darbe teşebbüsün 7 – 8 Haziran da planlandığını düşünün ülkenin ne hale geleceğini tahmin edin. 7 Haziran’a baktığımızda Google’de en çok tıklanan kelime koalisyon nedir olmuş, koalisyon var ama gençilik bilmiyor, baktılar ki hiç de yenir yutulur bir şey değil” diye konuştu.

“Parlamenter sistemin huyu bozuktur, arıza yapar”
Koalisyonlardan Türkiye’nin her zaman zarar gördüğünü, 2002 de AK Parti’nin göreve geldiğini hatırlatan Kuzu, “Ama Türkiye her zaman böyle gidemez, bu parlamenter sistemin huyu bozuktur bu modelin araba olarak düşündüğünüzde fabrikasyon hatalar vardır bu sistem bu ülkede yaşatmak mümkün değildir, kör topal götürüyoruz ama bu modelden dünya çok çekti Amerika başkanlık modeline geçerek kendini kurtardı, Fransa 70 yılda 104 hükümet kurdu, 11 anayasa eskitti, 5 cumhuriyet eskitti geçti yarı başkanlık sistemine. İtalya sürüm sürüm sürünüyor,, Yunanistan sürüm sürüm sürünüyor, sadece İngiltere’de bu model işleyebilir çünkü kendi modelidir orada doğmuştur ama başka ülkelerde yürümemiştir” dedi.

“Bu ülkeye Meteoroloji Bakanlığı kurdular”
Koalisyonda hizmet olmadığı gibi hükümet ortaklarına pay verebilmek için Bakanlık sayılarının artırıldığını ve görev geldiklerinde Türkiye’de 40 Bakanlık olduğunu hatırlatan Kuzu, 340 milyon nüfusu bulunan Amerika’da 12 bakanlık bulunduğunu hatırlattı. Kuzu, “Ne oluyor koalisyon hükümetlerinde. yüzde 20 alan, 18 alan, 16 alan bakanlıkları bölüşüyor. Kaç vekilin var diyor başbakan 20 vekilim var diyor ne istersin diyor 10 tane bakan isterim diyor, diğerine soruyor 40 vekile 20 bakan istiyor, bir topluyorlar, 50’den fazla bakan oluştu ne yapacak bakanlıkları bölüyor bir bakanlığı üçe dörde bölüyor kurumlar bazında bakanlık kuruyor. Geldiğimiz zaman Meteoroloji Bakanlığı vardı, yağmurdan kardan doludan fırtınadan sorumlu. Bunlar için bakanlığa gerek var mı evdeki ninenize dedenize sorun dizine baksın sızının durumuna göre söylesin size kar mı gelecek dolu mu gelecek yağmur mu gelecek. Ben bile söylerim para almadan. Her bir bakanlık israf masraf, bankaları bölüşüyorlar geldiğimiz zaman 23 milyar dolar bankaların görev zararı vardı. Geldiğimizde 40 bakanlık vardı, indi 25’e. Bu da çok. 340 milyon nüfusu olan Amerika’da 12 bakan var” diye konuştu.
Koalisyonda başka sıkıntıların da olduğunu pazarlıklar yapıldığını kaydeden Kuzu, Mesut Yılmaz hükümetini örnek verdi. Kuzu, “Mesut Yılmaz vardı bir zamanlar, bir işadamının evinde hükümet kuruldu işadamı onu pijamasıyla karşıladı, benim pijamam yok eşofmanım vardı üzerimde dedi ben işin pijamasında eşofmanında değilim ben nasıl oluyor da bir işadamının evinde hükümet kurulabiliyor, bu memleket bakımından benim ciğerimi sızlatıyor şahsı önemli değil işadamının” şeklinde konuştu.

Bulunduğumuz coğrafyada uyursanız çayınızı bardağınızı çalarlar’
Bülent Ecevit’in de tek başına iktidara gelemeyeceğini düşündüğü için zaman zaman bu memlekette koalisyon olsa iyi olacağını söylediğini hatırlatan Burhan Kuzu o zaman başka ülkede var mı denildiği zaman da özellikle bu kuzey ülkelerini örnek verdiğini söyledi. Kuzu, “Örnek verdiği ülkeler İsveç, Norveç, Danimarka falan, buralarda 4 milyon nüfus var Konya kadar toprak var, Anadolu da bir laf var babam da yönetir diye 70 bin dolar kişi başına düşen milli gelir var. 4’lü koalisyon olsa ne olur 5′ li koalisyon olsa ne olur. Başlarında Esad yok, fesat yok, DEAŞ yok, Kemal yok. Adamlar rahat . Böyle bir ülkede işler kolay. Bizim bulunduğumuz topraklar zor yerler. Bu bölgede gözünü yumduğun an çayın bardağın gider burada mecazi anlamda söylüyorum elinde silah her tarafa bakacaksın. Biz bu bölgelerde çok daha dikkatli gözümüzü dört açarak bu ülkeyi yönetmemiz gerekiyor. Yeni gelecek metin ömür billah koalisyonu reddediyor öyle pazarlık falan yok kim yüzde 51 alırsa o yönetecek. O defter kapandı artık. İkincisi iki başlılık denilen bir istem var biri başbakan biri Cumhurbaşkanı. Bizim ülkede olsun başka ülkede olsun. Yer yer sıkıntılar çıkıyor karşılıklı. Aynı parti olmak yetmez, Çiller’le Demirel örneği var. Kızım diye Başbakanlığı verdi partiyi teslim etti sonra bir kavga, kızı ziyarete geldiği zaman camdan atıyordu. Mesut Yılmaz, Özal kavgaları, Özal’la Demirel kavgaları, Ecevit’le Sezer kavgaları. Bir kitapçık fırlattı Türkiye ne hale geldi biliyorsunuz. Şimdi Başbakan ve Cumhurbaşkanı iyi geçiniyor ama bu her zaman öyle gitmiyor iki başlılık bu memlekette bir sorundur, getireceğimiz modelde başbakanlık olmayacağı için iki başlılık paydos. Bu iki özellik tek başına savunmak için yeter de artar”‘ dedi.

Sezer eleştirisi
Konuşmasında Cumhurbaşkanlığı makamının tarafsızlık ilkesi konusuna da değinen Burhan Kuzu, bir kişinin partili olduğu zaman tarafsız olamayacağı anlayışının yanlış olduğunu söyledi. Kuzu, “Tarafsız olmak hukuken haklının yanında yer almaktır. Gelmiş geçmiş Cumhurbaşkanları partili değildi bugün de öyle anayasa gereği aslında. Bu işi en iyi uygulayanlardan birisi Sezer oldu ama Sezer tarafsız olabildi mi bana sorarsanız en tarafgir Cumhurbaşkanı Sezer’dir. Rektör atayacak 1 oyu olan rektörü filan mezhepten diye atamıştı. O bir oy da kendi oyu. Anayasa Mahkemesine üye seçiyor diyelim ki 40 yaşını doldurma şartı var öyle bir ayarlıyor tam 40 yaşına yeni girmiş olanı, kendine en yakını seçiyor hiç de konuşmuyor kırmızıda duruyor yeşilde geçiyor marketten kendi alışverişini kendi yapıyor ne oluyor yani. Ben de diyorum ki madem böyle sevdiğiniz bir insan Sezer, aday olsun bakalım ne kadar oy alıyor” diye konuştu.

‘Gensoruda muhalefete uymak şeytana uymak gibidir’
Mecliste denetim yetkisinin kaldırılacağını iddia eden Kılıçdaroğlu’nu eleştiren Kuzu, denetim yetkisinin gensorudan ibaret olmadığını söyledi. kuzu şöyle devam etti: “Bugün var mı diyorsun var diyor ne var gensoru varmış. Ne demek gensoru, bir bakanın düşürülme meselesi. Muhalefet gensoruyu verir filan bakan icraatları sakat bunu düşürelim der gensoruyu veren kim muhalefet, kim için veriyor bir bakan için veriyor, kimin bakanı çoğunluğun içinden çıkan bakan. Ben şimdi Allah aşkına muhalefete uyarak evet diyerek kendi bakanımı niye düşüreyim, böyle şey olur mu aklımdan zorum yok ki. Muhalefet vermiş çoğunluk bende. Niye düşürsünler sana uyarak. Şeytana uymak gibi bir şey bu bana sorarsan. Bugüne kadar 260 adet gensoru verilmiş ikisi kabul görmüş. Yeni sistemde bal gibi denetim var hem meclis araştırması hem meclis soruşturması var. Bunu önemsiyorum. Demek ki denetim kalktı diye bir şey doğru değildir.’

‘CHP’nin derdi bu modelde iktidar şansının bulunmaması’
CHP’nin bu sisteme kaşı çıkmasının sebebinin bu modelde iktidara gelemeyeceği endişesi olduğunu söyleyen Burhan Kuzu, bu sözünün doğruluğunun nereden bakıldığına göre değişeceğini ifade etti. Burhan Kuzu sözlerini şöyle tamamladı: “Onlar şöyle diyor yüzde 65 sağ var, yüzde 35 sol var Türkiye genelinde. Biz gelemeyiz. 60 yıldır parlamenter rejim var kaç defa geldin tek başına. O modelde gelemiyorsun ama bu modelde gelirsin. Yanılgı şu, 1970’lerde Anadolu’da baba ölürken çağırır, zannedersin ki giderken bir şey bırakacak. Kırattan koparsan hakkımı helal etmem, kırat Demirel, diğeri çağırır altıoktan koparsan hakkımı helal etmem. Altıok da CHP. Yıllarca sırf babamdan vasiyet diye yoldan gitmiştir. Ben 15 yıldır sahadayım sağdan dört kişilik aile, sorduğunuzda dördünün farklı partiye verdiğini görüyorsunuz, biz diyeceğiz ki babamıza senin tuttuğun partiyi tutmuyorum ekmeğimizi keser nasıl söylersin. Sana yol gösteriyorum artık kazanabilirsin ama sen değişeceksin Toplum değişmiş seni bekliyor. Sol kesim sağ kesim olsun getirdiğimiz modelin özeti şu, yüzde 20’lerle memleket yönetilmeyecek, yüzde 51 alacaksın bunun için ne kadar çok insanı kucaklarsan o kadar kazanacaksın. Yoksa bir taraftan irtica diyeceksin, bir taraftan yaşam biçimlerine müdahale diyeceksin sonra çıkıp başkanlığa heves edeceksin tabii ki olmaz. Biz bu modelde merkeze yakın insanlar gelsin istiyoruz. Ortayolu bulsun, yüzde 51’in bulduğu yol orta yoldur. Bu model Ekmeleddin Bey gibi merkezdeki insanlara şans verip Ahmet Necdet Sezer gibi adayların gelmesinin önünü tıkayan bir modeldir’.

Burhan kuzu, konferansın sonunda dinleyicilerden gelen soruları da cevapladı. Konferansa, Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Menderes Türel, AK Parti Antalya İl Başkanı Rıza Sümer, milletvekili Mustafa köse, Kepez Belediye Başkanı Hakan Tütüncü, Birlik Vakfı Antalya Başkanı Bekir Asri ile vatandaşlar katıldı.

CAFER ESER 

İzmir’in Kiraz ilçesinde iki dağ köyü olan Sırımlı ve Olgunlar’da kız çocuklarının kaçırılıp para karşılığında evlendirildiği iddiaları üzerine jandarma ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ekipleri incelemelerini sürdürüyor. Ekipler, Olgunlar ve Sırımlı Mahalleleri başta olmak üzere tüm aileleri ziyaret ederek, eğitim ve bilinçlendirme çalışmaları yapılıyor.

İzmir Barosu heyet gönderdi

İddialar üzerine İzmir Barosu Çocuk Hakları Merkezi Sorumlu Yönetim Kurulu Üyesi Avukat İlke Erol başkanlığında çocuk hakları merkezi üyesi avukatlardan oluşan bir heyet de bölgede ziyaretler gerçekleştirdi. Görüşmeler sonunda yapılan açıklamada, “Yörede erken yaşta evliliklere yönelik bir gelenek oluştuğu ve 18 yaşından hatta 15 yaşından küçük çocukların evliliklerinin onay gördüğü anlaşılmıştır. Ülkemizde erken yaşta evlilikler uzun yıllardan beri var olan bir olgu olmasına rağmen toplumun çoğunluğu tarafından bir sorun olarak değerlendirilmemektedir. Evliliğin en önemli meşruluk kaynaklarından birisinin toplumsal mutabakat olduğu ve bu evliliklerin de daha çok bu mutabakat çerçevesinde gerçekleştiği görülmektedir. Bu toplumsal mutabakat Kiraz ilçesinde yetkililerin de sessiz kalmasına ve ihmallerine neden olmuştur” denildi.

“Acil eylem planı oluşturulmalı”

Çocuk evliliklerine karşı başta Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, kolluk kuvvetleri, sivil toplum kuruluşları, meslek örgütleri ve yerel yönetimlerin işbirliği ile acilen bir eylem planı oluşturulması gerektiği belirtilen açıklamada, “İzmir Barosu, bu oluşuma her türlü hukuksal destek vermeye hazırdır. Her koşul ve ortamda çocukların evlendirilmelerini cinsel sömürünün bir türü ve hak ihlali olarak gören İzmir Barosu bu toplumsal olguya karşı dün olduğu gibi bugün ve gelecekte de mücadelesine devam edecektir” ifadelerine yer verildi. 

Ceren Atmaca – Sinan Yeniçeri
 

Zonguldak Adliyesi 2. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen duruşmaya “kasten öldürme” suçundan yargılanan tutuklu sanık Ömer B.’nin yanı sıra taraf avukatları ve olayda ölen Fahrettin Berber’in eşi Gözde Berber katıldı. Duruşmada Ömer B.’nin torunu Sinan B., olay günü yaşananları anlattı.

Dedesi Ömer B. ile olay günü dayısının çiftliğine gittiklerini anlatan Sinan B., şöyle devam etti: “Fahrettin Berber orada alacak verecek meselesini konuşuyordu. Önce dayımla sonra dedem konuşmaya dahil oldu. Aralarında tartışma çıktı. Fahrettin Berber, dedemle dayıma ‘siz yalancısınız yeter artık sıkıldım sizden, bıktım sizden’ dedi. Dedemle dayım borcu ödeyeceklerini söylediler. Fahrettin Berber daha sonra arabaya binerek uzaklaştı. Biz dedemle birlikte dedemin evine gittik. Otururken dedemin Fahrettin Berber ile telefonda konuştuğunu duydum. Alacak verecek meselesini konuşuyorlardı. Dedem, ‘istersen hayvanları gel al’ diyordu. Daha sonra Fahrettin Berber bir arkadaşıyla geldi. Hep birlikte kapının önünde oturduk. Dedem, Fahrettin Berber’e borcunu ödeyeceğini söyledi. Fahrettin Berber ise ‘yeter bıktım sizden, senin ümüğünü sıkarım’ dedi. Ondan sonra ayağa kalktı. Elindeki tabureyi yere atıp kırdı. Dedeme küfür etti. O da içeri kaçtı. Kaçmasının nedeni Fahrettin’in dedemin üzerine yürümesiydi. Bir iki dakika sonra patlama sesi geldi. Fahrettin yere yığıldı. O sırada dedem 112’yi aramamı söyledi.”

“Savcılığa şikayet ettim”
Mahkemede konuşan tutuklu sanık Ömer B. ise “Benim maktulden milyarlarca alacağım vardı. Ben her yere kendisini şikayet ettim. Çaycuma Savcılığına aramızda geçen olayla ilgili şikayette bulunmuştum. Onun da araştırılmasını talep ediyorum” dedi.

Bunun üzerine söz alan Fahrettin Berber’in eşi Gözde Berber ise “Sanık tarafından şikayet dilekçesi verildiği halde sanık tarafından öldürülen eşim 17 defa arandı. Madem şikayetçiydi neden eşimi arıyordu” diye tepki gösterdi. Mahkeme, dosyadaki eksiklikler ve sanık Ömer B.’nin raporlarıyla Adli Tıp Kurumu’na sevk edilerek görmenin yüzde kaç olduğu, gözün bu haliyle hedef belirleyip belirleyemeyeceği, hedef belirleyebiliyorsa mesafe sınırının belirlenmesini istedi.

Sanığın tutukluluk halinin devamına karar verilirken, duruşma da ileri bir tarihe ertelendi.

Olay günü
İddialara göre olay, Zonguldak’ın Gökçebey ilçesine bağlı Bodaç köyünde geçen yıl 7 Haziran’da meydana geldi. Akaryakıt istasyonu sahibi olduğu öğrenilen Fahrettin Berber (32) ile Ömer B. (77) alacak verecek meselesi yüzünden tartışmaya başladı. Büyüyen tartışma kavgaya dönüştü. İddialara göre Ömer B., av tüfeği ile Fahrettin Berber’e tek el ateş etti. Fahrettin Berber, olay yerine çağrılan ambulansla hastaneye kaldırıldı ancak tüm müdahaleler rağmen kurtarılamadı. 

Onur Altındağ

TOBB Türkiye Ekonomi Şurası’nda konuşan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Dikkat edin Türkiye ne zaman güvenlik sorunları ile karşılaşsa hemen ekonomiyi durdurma ile ilgili çağrılan, döviz ve faiz manipülasyonları, üreticileri ürkütmeye yönelik taktikler beraberinde zuhur ediyor” açıklamasında bulunarak, kredi derecelendirme kuruluşlarının Türkiye ile ilgili attıkları adımın altında ekonomik terör yattığını söyledi. Erdoğan “Hepimizin aynı gemide olduğunun farkında olmayan birileri sırf kaptanı sevmedikleri için geminin dibini delmeye, direğini devirmeye çalışanlara destek veriyor” ifadelerini kullandı.

“Yaşadıklarımız Türkiye’nin FETÖ, DEAŞ, PKK’nın başını tamamen ezmeden, güvenle ve tam kapasite ile yoluna etmekte zorlanacağımızı gösteriyor”

İstişarenin önemine değinen ve “Sizlerin ülkemize, şehirlerimize ve sektörlerinize ilişkin görüşleri bizim için kıymetlidir. Türkiye’nin büyümesinde yaptığımız istişarelerin büyük katkısı vardır. Bundan sonra yapacağımız işbirliği 2023 hedeflerimiz doğrultusunda yürüyüşümüzü hızlandırmamızı sağlayacaktır” ifadelerini kullanan Cumhurbaşkanı Erdoğan, FETÖ ihanet çetesinin Türkiye’nin her yerinden olduğu gibi iş dünyasından da temizlenmesi konusunda işadamlarından hassasiyet göstermelerini istedi. Erdoğan “Yaşadıklarımız ve ortaya çıkan hakikatler bize Türkiye’nin FETÖ, DEAŞ, PKK gibi terör örgütlerinin başını tamamen ezmeden, güvenle ve tam kapasite ile yoluna etmekte zorlanacağımızı gösteriyor. Sadece kendiniz için değil, ülkeniz, milletiniz, özellikle de gelecek nesiller için yürütülen mücadeleye destek vermeniz şarttır” dedi.

“Bugün yaşadıklarımızı ancak Çanakkale ve Kurtuluş Savaşımızla mukayese edebiliriz’

Türkiye’nin yeni İstiklal Mücadelesi verdiğinin altını çizen Erdoğan “Türkiye sınırları içinde ve dışında yaşanan gelişmeler sebebiyle tarihinin en kritik mücadelelerinden birisini veriyor. Biz buna ‘yeni İstiklal Mücadelesi’ diyoruz. Bugün yaşadıklarımızı ancak Çanakkale ve Kurtuluş Savaşımızla mukayese edebiliriz. Sınırlarımızdan ekonomimize, huzurumuzdan refahımıza kadar her alanda yoğun saldırı altındayız. Suriye ve Irak’ta ülkemizin Orta Doğu ve Kuzey Afrika ile ilişkisini fiilen kesmeye yönelik bir terör koridoru inşa edilmeye çalışılıyor. Bunun için tüm terör örgütleri kullanılıyor, gizli ya da açık destekleniyor. Terör örgütleri malum merkezlerden aldıkları güç ile ülkemizde de eyleme yönlendiriliyor. Bölücü terör örgütünün 6-7 Ekim olaylarında, çukur eylemlerinde ortaya koyduğu strateji kendi aklı, kendi imkanlarının ürünü değil. Yine DEAŞ’ın ülkemizde yaptığı ya da yapmaya çalıştığı eylemlerin akıl ve mantık ile izah edilebilecek bir tarafı yoktur. Türkiye’nin yakın tarihte gördüğü en büyük ihanet olan 15 Temmuz darbe girişiminin ardından ‘çalışma arkadaşlarımızın hepsi hapiste’ serzenişinde bulunanların niyetleri de gayet açıktır” diye konuştu.

“Kredi derecelendirme kuruluşlarının Türkiye ile ilgili attıkları adımın altında ne yatıyor sanıyorsunuz

Türkiye’nin güvenliğinden öte istiklalini ve istikbalini hedef alan bu saldırıların tamamın ekonomi ayağı ile birlikte yürütüldüğünün altını çizen Erdoğan “Ben buna ‘ekonomik terör’ diyorum, ‘ekonomik terörün aktörleri’ diyorum. Dikkat edin Türkiye ne zaman güvenlik sorunları ile karşılaşsa hemen ekonomiyi durdurma ile ilgili çağrılan, döviz ve faiz manipülasyonları, üreticileri ürkütmeye yönelik taktikler beraberinde zuhur ediyor. Kredi derecelendirme kuruluşlarının Türkiye ile ilgili attıkları adımın altında ne yatıyor sanıyorsunuz. Ortada yatan, kesinlikle bir ekonomik terör estirmek suretiyle ‘acaba bir Türkiye’yi nasıl ürkütürüz’ gayreti içine girdiler. İstediklerini alamadılar, iddia ediyorum, alamayacaklar. Dünyadaki kredi derecelendirme kuruluşlarının iradesi bu topluluğun iradesinin üstünde değildir, olamayacaktır. Yeter ki biz dik, sağlam duralım. Derecelendirme kuruluşları bu milletin girişimcisinin kaderini belirleyemez, bu kaderi siz belirleyeceksiniz. Şunu da bilin, bu kaderin üstünde de bir kader vardır, biz buna da inanıyoruz. Bazı çevrelerin de sırf kendi siyasi çıkarları uğruna bu koraya katılıklarını görüyoruz. Hepimizin aynı gemide olduğunun farkında olmayan birileri sırf kaptanı sevmedikleri için geminin dibini delmeye, direğini devirmeye çalışanlara destek veriyor. Milletimiz tüm bu oyunları görüyor” açıklamasında bulunarak tek vatan, tek devlet, tek bayrak ve tek millet vurgusu yaptı. 

Derya Yetim-Goncagül Özcan
 

Başbakan Yıldırım, TOBB Konferans Salonunda düzenlenen TOBB Ekonomi Şurasına katıldı. Yıldırım, “Bugün bir sorumluluk almak üzere buradasınız. Sayın Cumhurbaşkanımızın geçmiş yıllardan beri söylediği bir şey var; TOBB, iş camiamızın en büyük çatı örgütü. Bünyesinde 1,5 milyon üyesi var. Her bir üye 1 kişi istihdam etse 1.5 milyon yeni iş alanı anlamına geliyor. Bugün burada az önce Sayın Cumhurbaşkanımızda ifade etti; en az 1 bu sayıyı arttırdığımız zaman 2 olduğunda 3 milyondan bahsediyoruz. Siz ekonomiyi büyütmek için insanlarımıza yeni iş alanı oluşturmak için bir adım attığınızda, biz de hükümet olarak 2 adım atacağız. Bu yükü sadece size taşıtmayacağız. Planlanan 1.5 milyon çalışan için bir yılda 12 milyar TL’lik kaynağı hükümet olarak karşılıyoruz. Bunların iş başı eğitimi, 3 ay sırayla eğitim programları ve eğitim programları boyunca 500 bin çalışanın maaşını veriyoruz ve ondan sonra sayı 1.5 milyona kadar olan bütün çalışanların sigorta primlerini, vergilerini Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ve Maliye Bakanlığı karşılayacak, siz sadece net ücretini vereceksiniz. Burada önemli bir yük paylaşımı var. Çalışmalar bununla sınırlı değil. 200 bin toplum yararına çalışma amacıyla istihdam oluşturuyoruz, 200 bin kadarda mesleki eğitim programı için bir istihdam alanı oluşturuyoruz. En az 2 milyon vatandaşımıza ekmek kapısı açmış oluyoruz. Sizin, uzun bir zamandan beri TOBB’a yapmış olduğunuz çağırı bugün karşılık buldu. Ülkemiz için ve bu istihdamdan yararlanacaklar için güzel bir iş oldu. Emeği geçen herkese teşekkür ediyorum” diye konuştu.

“Bilirkişi müessesi artık kokuşmuştu”
Ekonominin, küresel ve bölgesel etkilerden en az etkilenmesi için gerekli tedbirlerin alındığını söyleyen Yıldırım, “Bir yandan demokrasimizi kesintiye uğratmaya çalışan şer odakları ile mücadele ederken, 15 Temmuz’u bertaraf ederken, bölücü terör örgütü ile amansız mücadele ederken, sınırlarımızın ötesinde ülkemizin güvenliğini sağlamak üzere Fırat Kalkanında operasyonları sürdürürken, diğer yandan ekonomimizin bölgesel ve küresel etkilerden en az etkilenmesi için gerekli tedbirleri alıyoruz. Bu geçtiğimiz 6 ay içerisinde birçok büyük değişim ve dönüşüme imza attık. Ar-Ge Kanununu çıkardık ve her türlü tasarıma Ar-Ge desteği vereceğiz. İş gücü piyasasında reformu gerçekleştirdik. Özel istihdam büroları kısmi zamanlı çalışmanın önündeki engelleri kaldırdık. İstinaf mahkemeleri kurmak suretiyle yargının daha hızlı işlemesinin yolunu açtık. Bilirkişi müessesi artık kokuşmuştu. Hem yargılamayı geciktiriyor, hem de yargıda doğru olmayan kararlara sebep oluyordu. Bu müesseseye yeni bir yasal düzenleme yaptık. Tasarruf arttırılmasına yönelik Bireysel Emekliliği otomatik katılma yolunu açtık. Bugünlerde işletmelerimizin en fazla talepleri kaynak ihtiyacı ve teminat ihtiyacı. Bu konuda da birkaç düzenlemeyi gerçekleştirdik. Özellikle teminat için taşınırların teminat olarak gösterilmesinin yolunu açtık. Böylece, sadece duran varlıklar değil, taşınan varlıklarda teminat gösterilebilecek. Piyasanın, iş adamlarımızın, sanayicimizin ihtiyacı olan nakit ihtiyacını karşılamak için kredi garanti fonunu 25 milyarlık bir kaynak ayırmak suretiyle ilave 250 milyarlık bir kredi hacmi oluşturduk. Şuana kadar 6 milyar ancak kullanılabildi ve süratle bu kullanılacak. Bütün piyasanın Türkiye’de ihtiyacının 40 milyar TL olduğunu düşünürsek, bu kaynağın çok önemli bir anlam ifade ettiği kolayca anlaşılacaktır” açıklamasında bulundu.

“Konutta KDV’nin indirilmesi gibi teşvik edici tedbirler sonuç verdi”
İhracatta önemli teşviklerin verildiğine dikkat çeken Yıldırım, konuşmasına şöyle devam etti:
“2017 yılının ilk günlerinde ihracattaki son 4-5 yılın rekor artışıyla bu verilen teşviklerin ne kadar yerinde olduğunu görme fırsatımız oldu. İç ticareti canlandırmak için özellikle beyaz eşyada KDV’nin indirilmesi, konutta KDV’nin indirilmesi gibi teşvik edici tedbirler sonuç verdi. Otomotivde bazı vergilerin düşürülmesi ile rekor düzeyde otomobil satışlarının olduğunu gördük. Ayrıca, geçmiş yıllardan kaynaklı sicil affı getirmek suretiyle firmalarımızın kaynağa erişiminin önündeki engelleri kaldırdık. İşsizlik fonuna benzer bir fonu da Ahilik Ve Esnaf Fonu olarak bugünlerde Meclis Genel Kuruluna getirmek suretiyle çıkaracağız. Böylece küçük ölçekli esnaflarımız, işlerini kaybettikleri zaman belirli bir süre bu fondan yararlanmak suretiyle sıkıntılarını gidermiş olacak. KOBİ’lere 50 bin liraya kadar 1 yıl ödemesiz 2 yıl geri ödemeli faizsiz destek veriyoruz. Geçen yıl 15 bin KOBİ’ye bunu vermiştik. Bu sene 250 binin üzerinde müracaat var. Bütün müracaat edenlere, şartlarını karşılayan herkesi bu imkandan yararlandıracağız. Şirket kuruluşlarında devrim denilebilecek kolaylıklar getirdik. Şirket tasfiyelerinde de kolaylıklar getirdik. Terörden uzun yıllar etkilenen Doğu ve Güneydoğu’daki 23 ilimize cazibe merkezleri oluşturulması için burada yatırım yapacak iş adamlarımıza fevkalade önemli avantajlar sağlıyoruz. İşlerinizin bir kısmını Doğu ve Güneydoğu’ya kaydırmanızı talep ediyorum. Bütün şartlar müsait. Terörün etkilerini ortadan kaldırmak ve oralarda tekrar vatandaşlarımızın yerlerine dönmelerini sağlamak için böyle bir sosyal sorumluluğa ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Bununla ilgili bütün detayları çeşitli toplantılarla Kalkınma Bakanımız il il giderek sizlerle paylaşıyor. Ülkemiz bir yandan bölücü ve FETÖ’cü terör örgütü ile amansız mücadelesini verirken, bir yandan da iş alemimizi, ekonomimizi ihmal etmiyoruz. Bugün burada yapılan devlet-millet iş birliğinin en güzel örneğidir. Ekonomiyi tekrar şaha kaldırmak, istihdama alan açmak için TOBB’un mensubu bütün oda ve borsa başkanları, bünyelerinde çalıştırdıkları şirketlere en az bir kişi almak suretiyle bu konuda ki başlattığımız ekonomideki seferberliğe ben de varım diye katkı sağlıyor.”

Nisan ayında sandığın milletin önüne gideceğini belirten Yıldırım, “Bu bir seçim değildir. Bu sadece 18 sefer değiştirilmiş ama bir türlü milletin ihtiyacını karşılayamayan yamalı bohçaya dönmüş anayasanın 19. değişikliğidir. Bu değişikliğin diğerlerinden önemli bir farkı var. 2007’de Cumhurbaşkanını 363 milletvekili olan AK Parti mecliste seçemedi. Ana muhalefet partisi o gün bir hukuk icadı ortaya koydu. Türkiye Cumhuriyeti kuruluşundan beri hiçbir şekilde uygulanmamış böyle bir garabet uygulamayı meclise dayatmaya kalktı. O gün AK Parti başından beri sorunların gerçek çözümünün kaynağı millettir dedi ve 21 Ekim 2007’de Cumhurbaşkanını madem mecliste siz seçtirmiyorsunuz, biz de millete gideriz millet seçer dedik ve o referandumda millet yüzde 70’e yakın oyla ‘Evet’ dedi. Bunun ilk uygulamasını 10 Ağustos 2014’te partimizin kurucusu Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı seçmek suretiyle Türkiye’de yeni bir dönem başladı. Bu dönem geniş yetkileri olan ancak sorumluluğu olmayan bir Cumhurbaşkanlığı dönemidir. Bu mevcut durumun, bu iki başlılığın anayasada düzeltilmesinden başka yolu yoktu. Bu değişikliği istedik ki, bütün partiler ile beraber yapalım. Onun içinde gerekli temasları yaptık. Dedik ki; ‘gelin beraber yapalım, biz sadece değişikliği halkın onayına sunacağız. Gelin burada uzlaşalım işi burada halledelim’ dedik ama bu mümkün olmadı. CHP Genel Başkanına başka bir teklif götürdük. Siz farklı düşünüyorsunuz eyvallah. ‘Siz de teklifinizi getirin, biz de teklifimizi getirelim, ikisini birden oylayalım ve millete ikisini götürelim’ dedik fakat ses yok. MHP ile beraber ülkenin bu önemli sorununu çözmek ve 2007’de başlanan yarım kalmış işin devamı olan değişiklik önerisini Meclis Genel Kuruluna getirdik. Mecliste komisyon genel kurul çalışmaları ile 339 milletvekilinin evet kabul oyuyla teklif kabul edildi ve şimdi halk oylaması süreci devam ediyor. İşin özeti budur. Bundan sonra söz sizin karar da sizin. Türkiye’nin muhasır medeniyetler seviyesine ulaşmasının yolunu daha da hızlandıracak bu değişikliğe hazır mı iş alemi? Türkiye’nin artık vesayet odakları ile siyaseti uğraşmasının önünü kapatmasını engelleyecek ve Türkiye’nin demokrasisini daha da güçlendirecek bu muazzam değişikliği hazır mıyız iş adamları? Önümüzdeki halk oylamasında milletimiz elbette ki her şeyi enine boyuna değerlendirip kararını ona göre verecektir. Dedim ki; PKK, FETÖ, HDP ‘Hayır’ diyorsa biz tabi ki evet diyeceğiz. Onlardan ses çıkmadı, ses CHP’den geldi. Bu çok manidar ve düşündürücü. CHP’nin, Türkiye’nin Cumhuriyetin kuruluşundan beri siyasi hayatında varolan Atatürk’ün partisini, bugün bölücü marjinal örgütlerin ağına düşmesi bu ülkeye yakışmıyor. Sırtını dağa yaslamış, bölücü terör örgütlerine yaslamış, ülkenin demokrasisini yok etmeye çalışan FETÖ terör örgütü ile Türkiye’nin ana muhalefet partisinin aynı safta yer almasını ben milletin takdirini sunuyorum. Eminim ki; bu halk oylamasında millet her şeyi inceden inceye değerlendirecek ve istikrar için, güven için, Türkiye’nin aydınlık yarınları için en isabetli kararı verecektir” dedi.

İlker Turak
 

Kış aylarında güneş ışığının daha az alınmasının beyindeki bazı hormonların işleyişinde bozulmalara neden olabildiğini ve bu sebeple de depresif duyguların artmaya başladığını söyleyen Psikiyatri Uzmanı Dr. Katre Doğan, “Kış depresyonu kışın sık rastladığımız bir tablo oldu. Kış depresyonun da kişiler de gördüğümüz belirtiler, uykusuzluk, iştah değişikliği, mutsuzluk, dikkat dağınıklığı, sosyal alandan içe çekilme gibi belirtilerle ortaya çıkıyor. Bunun sebebine bakarsak en önemli sebebi, kış döneminde güneş ışığından mahrum kalmamız. Güneş ışığı vücuda direkt gözlerimizden girerek beyinde bizim hipotalamus dediğimiz bölgeye etki eder. Orada iştahımızla, uykumuzla, günlük yaşama isteğimiz ile bir takım hormonlar salgılar. Bununla birlikte bizim yaşama katkımızı daha da arttırır. Gün ışığından mahrum kaldığımızda bu hormonların salgılanması azalır” dedi.

“Mutluluk kış depresyonunu tetikliyor”
Mutluluk ve melatonin hormonlarında düşmesinin kış depresyonunu tetiklediğini belirten Psikiyatri Uzmanı Dr. Katre Doğan, “Halk arasında serotonin (mutluluk) hormonu olarak bilinen hormonun azalması. Serotonin hormonu gün içi enerji artışı, iştah ve duygu halimizle değişikliklerle ilgili bir hormon. Kış döneminde serotonin hormonunda bir düşüş yaşarız. Diğer bir faktör ise, melatonin hormonu. Özellikle biz vücutlarımızda geceleri yükselen bir hormon olarak görüyoruz. Melatonin yükseldiği zaman yani uyuduğumuz karanlık dönemlerde melatonin miktarı artıyor ve sabaha karşı gün aydınlandığı zaman melatonin miktarı düşmeye başlıyor. Depresyonda yapılan araştırmalarda melatonin hormonunun depresyona giren kişilerde yüksek olduğunu bulunmuştur” diye konuştu.

“Günde ortalama 30 dakika gün ışığı alınmalı”
Kış deprosyonunun tedavi yöntemini anlatan Psikiyatri Uzmanı Dr. Katre Doğan, “Gün ışığı çok önemli bir faktör. Işık terapisi ilk seçeneklerden birisidir. Örneğin, ışık terapisi yaptığınız alanlara ve mekanlara yaklaşık günde ortalama 30 dakika kadar ışığa maruz bırakılma ile iyileşme sağlayabiliyoruz. İkinci seçeneğimiz antidepresanlar ilaçlar ve üçüncüsü ise psikoterapi. Psikoterapi depresyonla birlikte oluşan olumsuz düşünceleri değiştirmek için kullandığımız bir yöntem” dedi.

“Kış depresyonuna engel olunabilir”
Spor, sosyal aktivite ve sağlıklı beslenme ile kış depresyonuna engel olunabilecğini vurgulayan Psikiyatri Uzmanı Dr. Katre Doğan, “Spor çok önemli. Spor ile mutluluk hormonunda artış oluyor ve spor yaparsak kış depresyonunu engellememiz çok daha kolay. Beslenme düzenimize dikkat etmeliyiz, sağlıklı bir beslenme düzeniyle yine depresyona engel olabiliyoruz. Kış vakti eve çekilmek sakin bir yaşantı sürmek daha kolayımıza gitse de ne kadar sosyalleşirsek depresyonun üstesinden o kadar kolay geliriz” önerisinde bulundu. 

Ahmet Cafer

TBMM Başkanlık Divan Üyesi iken 1 milyon 200 bin liralık telefon faturasıyla tartışmaların odağı haline gelen CHP Adana Milletvekili Elif Doğan Türkmen hakkında yeni bir gelişme yaşandı. Avukat eşi Rabia Kanmaz aracılığı ile savcılığa 2 sayfalık dilekçe veren ve dilekçede adı müşteki olarak yer alan Avukat Fatih Kanmaz, İzmir Adliyesine milletvekili hakkında suç duyurusunda bulundu. 

Av. Fatih Kanmaz, “Milletvekilleri milletin temsilcileri olarak her konuda özenle davranmakta yükümlüdürler. Milletvekilleri görevlerini yerine getirirken, kamu kaynaklarını kanunun kendilerine verdiği yetki çerçevesinde kullanmada muhtariyete sahiptirler. Kamu hizmetleri görülürken makuliyet sınırı açılmamalıdır. 1 milyon 200 bin liralık telefon görüşmesi yapan CHP Milletvekili Elif Doğan Türkmen, görevini kötüye kullanmıştır. Oluşan kamu zararının kendisi tarafından karşılanmasını talep ettim” dedi.

“Kamuyu ciddi manada zarara uğratmıştır”
Kanmaz, şöyle devam etti:
“Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir. Adı, ismi, unvanı, soyu, dini, ırkı ne olursa olsun herkes kanunlar önünde eşittir. Bir kişinin milletvekili olması bu denli kamu kaynaklarını kullanma hakkını kendisine vermez ve vermemelidir. Bu harcama normal bir harcama olmayıp kamuyu ciddi manada zarara uğratmıştır. Meclisteki diğer milletvekillerinin iletişim harcamaları göz önüne alınınca haklılığım bir kez daha ortaya çıkacaktır. Bu durumun yargılamayı gerektirecek bir husus olduğunu düşünmekteyim. CHP Adana Milletvekili Elif Doğan Türkmen’in görevi kötüye kullanma suçundan yargılanması gerektiğini düşündüğüm için avukat olarak değil, müşteki sıfatıyla dava açtım. Bu davayı açarken parti gözetmeksizin açtım.”
Yapılan suç duyurusunu Başsavcı vekili Ömer Ömeroğlu incelemeye aldı. 

TOBB Ekonomi Şurası’nda konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, bankaların yüzde 15’le ve nazlanarak kredi bahşettikleri bir ortamda TOBB’un nefes kredisi ile 9,9 maliyetli kredi imkanı sağlayarak KOBİ’lere adeta yeni bir can suyu, taze bir nefes verdiklerini vurguladı. 

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Ülkemin faiz politikasından şikayetçiyim, bu faiz politikasıyla ülkem kalkınmaz, bu faiz politikası aslında bir sömürü aracıdır bunu da özellikle söylemek istiyorum. Zira girişimci atacağı adımları ne ile atacak, alacağı düşük faizli kredi ile yapacak. Fakat kalkıp Merkez Bankasının ilan ettiği faiz oranını ikiye katlayarak kalkıp da kredi vermeye yönelirsen yüzde 15, 16, 17 ile bu ülkede biz bir yere varamayız” ifadelerini kullandı.

“Finans sektörünün patronlarını insafa davet ediyorum”

“Finans sektörünün patronlarını insafa davet ediyorum” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Başta tabii kamu bankaları olmak üzere ve bunu kararlı bir şekilde bu adımı atmaya mecburuz çünkü enflasyon için bazıları farklı sebepler üretiyorlar, yok domates fiyatları artmış, yok patates fiyatları artmış, yok hıyar fiyatları artmış hepsi hikaye, hepsinin dayandığı yer faizdir faiz bunu böyle bilin. Enflasyon neticedir, faiz sebeptir bunu böyle biliniz ve enflasyonu doğuran bir numaralı sebep faizdir ve faizle enflasyon doğru orantılıdır, ters orantılı değildir. Kimse bunu bize yutturmasın ama ne yazık ki bakıyoruz güvendiğimiz, inandığımız birçok mahfil burada hala aynı yanlışı işliyor ve ben diyorum ki; TOBB çatısı altında hep birlikte bu mücadeleyi vereceğiz, hükümetimiz de inanıyorum ki bu konuda kararlı duruşla bu süreci işleyecektir ve böylece faizin sömürüsü altında çöken birçok firmalar var, inşallah bundan sonra bu çöküşleri de ülkemizde yaşamayacağız diye düşünüyorum” şeklinde konuştu. 

Goncagül Özcan