528 gün önce, 1 Kasım 2016’da başlayan 68 sanıklı davanın 26 Ekim 2017’de görüldüğü celsesinde mahkeme heyeti Boydak’ların diğer 5 şirketine de hisse büyüklükleri nedeniyle kayyum atanmasına, olaylara göre bazı sanıkların dosyalarının tefrik edilerek bu dosyadan ayrılmasına karar vererek 14 sanıklı duruşmayı 6 Şubat 2018’e ertelemişti. 6 Şubat’ta görülen davada 14 sanıktan 5’inin bu dosyadan tefrik edilmişti. Boydakların olduğu 9 sanıklı davanın 7’nci celsesi de 13 Nisan’da görülmüştü. Son celse tutuklu sanıkların tutukluluk halinin devamına karar verilmiş, Cumhuriyet Savcısı sanıklar hakkında hazırlayacağı mütalaa için süre verilmişti.

Kayseri 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanan sanıklardan Memduh Boydak, Şükrü Boydak, Hacı Boydak tutuklu, sanıklar Bekir Boydak, Halit Bayhan, Mustafa Boydak, Erol Boydak, İlyas Boydak ve Murat Bozdağ ise tutuksuz yargılanıyor.

Cumhuriyet Savcısı celse arası sanıklar hakkında mütalaasını hazırlayarak, (UYAP) Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi’nden mütalaayı dosyaya gönderdi. Cumhuriyet Savcısı Boydak Holding eski CEO’su Memduh Boydak hakkında ‘Silahlı Terör Örgütü Yöneticiği’ suçundan 15 ila 25 yıl arasında hapis cezası talep ederken, Hacı Boydak, Mustafa Boydak, İlyas Boydak, Erol Boydak, Bekir Boydak, Şükrü Boydak ve Murat Bozdağ hakkında ise ‘Silahlı Terör Örgütüne Üye Olmak’ 6 ila 15 yıl arasında hapis cezası verilmesini istedi.

Memduh Boydak 786 gündür tutuklu

Savcı mütalaasında 786 gündür tutuklu sanık Memduh Boydak yönünden FETÖ silahlı Terör Örgütü’nün Kayseri İl Yapılanması içinde bulunduğu, iş adamları yapılanmasında olduğu, örgüt liderlerinden talimat alarak toplantılar yaptığı tespit edildi. Örgüt adına inisiyatif kullanabildiği, karar alabildiği, toplantı düzenleyebildiği, örgütsel çıkarlar doğrultusunda diğer örgüt üyelerine talimatlar verdiği değerlendirilen Memduh Boydak hakkında ‘silahlı terör örgütü yönetmek’ suçundan 15 yıl ila 25 yıl arasında cezalandırılmasını talep etti. Savcı, Memduh Boydak’ın hükümle birlikte tutukluluk halinin devamına karar verilmesini istedi. 

Diğer sanıklar Hacı, Şükrü, İlyas, Mustafa, Bekir, Erol Boydak ve Murat Bozdağ hakkında verilen mütalaa ise sanıkların suçlarının ‘silahlı terör örgütüne üye olma’ suçunu oluşturduğu gerekçesiyle 7 sanığa 6 yıl 3 aydan 15 yıla kadar hapis cezası istendi.

Boydak Holding’te iki farklı muhasebe kaydı tespit edildi

Savcılık mütalaası ile birlikte ayrıca Boydak Holding ve bağlı şirketlerde resmi muhasebe programı dışında, başka bir muhasebe programının kullanıldığı, iki farklı muhasebe kaydı tespit edildiği, soruşturma süreci içerisinde Merkez Çelik A.Ş.’ye bağlı serverlara tutulan kayıtların iki farklı ve birbirlerine bağlı laptoplara yedeklenmesi sonrası silinmek suretiyle imha edildiği, ikinci ve üçüncü muhasebe kaydının kapalı devre sistemi içerisinde laptoplar üzerinde tutulmaya devam edildiği, ikinci ve üçüncü kayda ilişkin fiziki evrakın sanık Mustafa Boydak’ın talimatı ile Merkez Çelik A.Ş.’nin kazan dairesinde imha edildiği ortaya çıktı.

Savcı, sanıkların Boydak hisselerinin müsaderesini istedi

Savcı mütalaasında son olarak, şirket yöneticisi sanıkların örgütsel talimatlarla devamlılığı sağlamak adına Boydak Holding ve bağlı şirketlerin örgütün amaçlarına hizmet etmek amacıyla kullandıkları, örgütsel aidiyet ve sadakat duygusu ile Holding faaliyetlerini örgütün amaçlarına tahsis ettikleri tespit edilirken, sanıkların Boydak Holding A.Ş. ve bağlı şirketlerde bulunan hisselerini ayrı ayrı olmak üzere TCK’nın 54/4 maddesi gereğince müsaderelerine karar verilmelerini kamu adına talep etti.
Savcı, tutuksuz sanık Boydak Holding eski İnsan Kaynakları Direktörü Halit Bayhan hakkında ise delil yetersizliğinden beraat mütalaası verdi.

9 sanığın yargılandığı davanın 8. celsesi 28 Mayıs 2018 tarihinde görülecek.  

Şeref Kahraman

Ataşehir’de düzenlenen uyuşturucu operasyonunda tutuklanan Muhteşem Yüzyıl adlı dizide ‘Behram Paşa’ karakteriyle tanınan Adnan Koç ve kardeşleri Ahmet Koç ile Mehmet Hayri Koç’un da aralarında bulunduğu 5 şüpheli hakkında yürütülen soruşturma tamamlandı. Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianamede, 6 polis memuru müşteki olarak yer alırken, 15 Mart 2018 tarihinde polis ekiplerinin takibindeki Sinan B.’den şüpheli Adnan Koç’un uyuşturucu madde satın aldığı ve Ataşehir’de bir kafeye girdiği anlatıldı.

ÜST ARAMASINDA UYUŞTURUCU MADDE ELE GEÇİRİLDİ 

Müşteki 4 polisin kafeye girdikleri, şüpheliler Adnan Koç, Ahmet Koç ve Mehmet Hayri Koç’a kimliklerini göstererek kendilerini tanıttıklarının belirtildiği iddianamede, şüpheli Adnan Koç’un üst aramasında 4 adet şeffaf poşete sarılı satışa hazır halde 2 gram Kokain bulunduğu, şüpheli Ahmet Koç’un üst aramasında ise 1 adet alüminyum folyoya sarılı olarak satışa hazır halde 0.4 gram gelen metamfematin maddesi bulunduğu kaydedildi.

POLİSE DİRENİP HAKARET ETTİLER 

Şüphelilerin polis merkezine götürülmek üzere kafeden çıkarıldıklarının anlatıldığı iddianamede, müşteki polis memurlarının şüpheli Adnan Koç’u polis otosuna bindirdikten sonra şüpheliler Ahmet ve Mehmet Hayri’nin kargaşa çıkardıkları, yakalanan şüphelinin kaçmasına imkan sağlamak adına müşteki polislere mukavemet ederek, “Biz sizin polis olduğunuza inanmıyoruz, polis olsanız da fark etmez. Biz kimseye adam vermeyiz buradan” dedikleri ve bağırıp hakaret ettikleri belirtildi.

POLİS MEMURLARINI DARP ETTİLER 

İddianamede şüpheli Mehmet Hayri Koç’un müşteki polis memuru S.İ.’nin kimliğini el çabukluğu ile çekip aldığı, şüphelilerin müşteki polislerin müdahale etmek için peşinden gittikleri belirtilerek, şüpheliler Adnan Koç ve Ahmet Koç’un yalnız kalan müşteki polis memuru S.İ.’yi darp ettikleri ve şüphelilerin polis memuru M.K.’ya saldırmak için hareket ettikleri anlatıldı.

SİLAHLARINA EL KOYDULAR 

Müşteki polis memuru M.K.’nın şüphelilerin dur ihtarına uymaması üzerine silahını çıkararak havaya kontrollü şekilde 2 el ateş ettiği, şüphelilerin ise uyarı ateşine aldırış etmediklerinin belirtildiği iddianame, şüpheliler Ahmet Koç ve Mehmet Hayri Koç’un polis memuru M.K.’nın üzerine doğru koşarak tekme ve yumruk atıp darp ettikleri ve silahını aldıkları belirtildi.
İddianamede, şüpheliler Ahmet Koç ve Mehmet Hayri Koç’un, diğer müşteki polisler S.İ. ve E.H.’nin yanına koşarak gittikleri sırada yerde yatan polis M.K’nın 155’i arayarak destek istediği anlatılarak, şüpheli Ahmet Koç’un, silahla dolduruş yapma hamlesinde bulunduğu ve müşteki S.İ.’nin kafasına silah kabzası ile vurduğu kaydedildi.
Şüpheli Ahmet Koç’un silahla ateş ederek müştekiler S.İ. ve E.H.’yi öldürmeye teşebbüs ettiğinin belirtildiği iddinamede, şüpheliler Adnan Koç ve Ahmet Koç’un silahı müşteki polisler S.İ. ve E.H.’nin kafasına doğrultarak olay yerine gelen müşteki polis Z.M.’yi tehdit ettiği vurgulandı.
İddianamede, şüpheli Ahmet Koç’un polis memuru Z.M.’nin vücudunun üst kısmını hedef alarak ateş ettiği, ancak silahın ateş almadığı anlatılırken, müşteki Z.M.’nin arkadaşlarının can güvenliğini düşündüğü için silahını şüphelilere doğrultmadığı, şüpheliler Ahmet ve Mehmet Hayri Koç’un Z.M.’yi yere yatırarak darp ettikleri, silahı ensesine dayayarak zorla beklettikleri kaydedildi.
İddianamede, olay yerine giden Ataşehir İlçe Emniyet Müdürlüğü ekiplerinin olaya müdahale ettiği anlatılırken, polis merkezinin önüne giden diğer şüpheliler Şeyhmus Koç ve Mehmet Pınarbaşı’nın yüksek sesle küfür ederek kargaşa çıkarmaya çalıştıkları, müştekiler Z.H., S.B.’yi yaraladıklarının belirtildi.
Şüpheli Mehmet Koç’un rehberinde kayıtlı bir numaraya, “Milleti İçerenköy karakolunun önünde topla, polisle birbirimize girdik” şeklinde mesaj attığı vurgulandı.

ADNAN KOÇ VE KARDEŞLERİ HAKKINDA 90 YILA KADAR HAPİS İSTEMİ 

İddianamede, şüpheliler tutuklu şüpheliler Adnan Koç, Ahmet Koç ve Mehmet Hayri Koç’un, “kasten öldürmeye teşebbüs”, “zincirleme olarak görevinden dolayı kamu görevlisine alenen hakaret”, “zincirleme şekilde kamu görevlisinin görevini yaptırmamak için direnme”, “zincirleme olarak kamu görevlisini birden fazla kişi ile silahla hürriyetinden yoksun kılma” ve “ruhsatsız silah bulundurma” suçlarından 45 yıl 3 ay 15 günden 90 yıl 7 ay 15 güne kadar hapis cezasına çarptırılması istendi.
Diğer şüpheliler Şeyhmus Koç ve Mehmet Pınarbaşı hakkında ise, “kasten yaralama”, “zincirleme olarak görevinden dolayı kamu görevlisine alenen hakaret”, “zincirleme şekilde kamu görevlisinin görevini yaptırmamak için direnme”, “cebir ve tehditle birden fazla kişinin kaçmasına imkan sağlama” suçlarından 5 yıldan 24 yıl 1 aya kadar hapisle cezalandırılması talep edildi.

OLAYIN GEÇMİŞİ 

İstanbul Emniyet Müdürlüğü Narkotik Suçlarla Mücadele Şube ekipleri, 15 Mart 2018 tarihinde düzenledikleri uyuşturucu operasyonuyla Muhteşem Yüzyıl adlı televizyon dizisinde oynadığı ’Behram Paşa’ karakteriyle tanınan Adnan Koç ve kardeşleri Ahmet Koç ve Mehmet Hayri Koç ile Mehmet Pınarbaşı ve Şeyhmus Koç gözaltına almıştı.
Şüpheliler Adnan Koç, kardeşleri Ahmet Koç, Mehmet Hayri Koç, Şeyhmus Koç ve Mehmet Pınarbaşı, savcılık sorgularının ardından “uyuşturucu ticareti” suçundan serbest bırakılmıştı.
Adnan Koç ve kardeşleri Mehmet Hayri Koç ile Ahmet Koç ise, “birden fazla kişi tarafından birlikte yağma”, “gece vakti yağma”, “görevi yaptırmamak için direnme” ve “kişiyi hürriyetinden yoksun kılma” suçlarından tutuklanarak cezaevine gönderilmişti.
(Gamze Erdemir /İHA) 

Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapılan basın açıklamasında, Çiftlik Bank olarak bilinen sistemin kurucuları hakkında “suç işlemek amacıyla örgüt kurma”, “suç örgütüne üye olma”, “bilişim sistemlerini araç olarak kullanmak suretiyle dolandırıcılık” ve “suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama” suçlarından soruşturma başlatıldığı belirtildi.

Tüm dosyaların birleştirildiği vurgulandı

Geyve Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturma ile Bursa Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturma kapsamında Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı’na yönelik yetkisizlik kararları verildiği anlatılırken, Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı’na ulaşan bu dosyaların mevcut soruşturma dosyasıyla birleştirildiği kaydedildi.

6 şüpheli hakkında kırmızı bülten düzenlendi

Açıklamada, 33 şüpheli hakkında soruşturmanın devam ettiği, bunlardan 13’ünün tutuklu olduğu, 4’ü hakkında ise adli kontrol tedbiri uygulandığı belirtildi. İfadesi alınan 1 şüphelinin serbest bırakıldığı, diğer 15 şüphelinin ise haklarında çıkarılan yakalama kararları doğrultusunda halen arandıkları kaydedildi. Öte yandan şüphelilerden 6’sı hakkında kırmızı bülten düzenlendiği bilgisine yer verildi.

“Bilgi ve belgelere el koyma talebinde bulunuldu”

Haklarında kırmızı bülten çıkarılan Osman Naim Kaya ve Düzgün Genç’in Uruguay ve Bulgaristan ülkelerinden iadelerinin talep edildiğinin belirtildiği açıklamada, “Adalet Bakanlığı aracılığıyla yazı yazılarak Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetindeki eylemlerle ilgili bilgi, belge ve el koyma taleplerinde bulunulduğu” kaydedildi.

4 firmaya kayyum atandığı hatırlatıldı

Çiftlik Bank kurgusunda yer alan Famegame Hayvancılık San ve Tic. A.Ş., Çiftlik Bilgi İşlem Bilişim Tarım Hayvancılık Ticaret Ltd. Şti. ile Çanakkale Dora Gıda İçecek İnşaat Petrol Tarım ve Hayvancılık Turizm Ticaret Ltd. Şti. ünvanlı firmalara kayyum atandığı belirtildi. Kayyum heyetinin firmaların taşınır ve taşınmaz malları, borç ve alacakları ile mali yapılarının tespiti ve maddi gerçeğin ortaya çıkarılması yönünde çalışmalar yürüttüğü, özellikle canlı hayvan bulunan çiftliklerle ilgili ivedi tedbirler aldığı bilgisine yer verildi.
Açıklamada, Mali Suçları Araştırma Kuruluna yazı yazılıp “Suç Gelirlerinin Aklanması” suçu açısından ayrıntılı rapor düzenlenmesinin istendiği belirtilirken, “Vergi Denetim Kuruluna yazı yazılarak vergi usul hukuku çerçevesinde inceleme yapılmasının talep edildiği, gerek Cumhuriyet Başsavcılığımıza ve gerekse diğer illerdeki Cumhuriyet Başsavcılıklarına başvurarak şikayetçi olan vatandaşlarla ilgili dosyaların Cumhuriyet Başsavcılığımızdaki ana dosya ile birleştirilip eldeki mali kayıtlar ile müşteki şikayetlerinde belirtilen maddi kayıpların karşılaştırılması yönündeki çalışmaların da devam ettiği” vurgulandı.  

Gamze Erdemir

İzmir 2’nci Ağır Ceza Mahkemesinde görülen davada, ABD Başkanı Donald Trump’ın Türkiye’den iadesini istediği Amerikalı Papaz Andrew Craig Brunson savunmasını sürdürdü.

Tam 12 saat süren duruşmada, Brunson 6 saat savunma yaptı. Savunmasında tek cep telefonu hattı kullandığını, üzerine kayıtlı diğer hatlarını çocukları için aldığını öne süren Brunson, onlar ABD’ye gittiğinde hattın kapandığını, geri geldiklerinde onlara yeni hat aldıklarını söyledi. Savunmasını tamamlayan sanık Brunson’a duruşma savcısı, “Adınıza 10 hat var. Anne adı, doğum yeri, doğum tarihi gibi bilgilerde farklılık var” sorusunu yöneltti. Bunun üzerine Brunson, hat alırken pasaport fotokopisi verdiğini, görevlinin nasıl kaydettiğini bilmediğini söyledi. Brunson, savcının “Türkiye’de neden bu kadar uzun süre kaldınız, 1993’te gelmişsiniz” şeklindeki sorusuna da, “Türkiye’yi çok seviyoruz. Burada hizmetimiz gelişiyor. Tanrının burada kalmamızı istediğini düşündük” dedi. Duruşmada daha sonra bazı tanıklar ile “Serhat” adlı gizli tanığın ifadeleri okundu.

PKK sempatizanlarına ayrıcalık
Brunson bu ifadelerin doğruluğunun olmadığını söyledi. Duruşmada daha sonra Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi’yle (SEGBİS), sesi ve görüntüsü değiştirilerek duruşmaya bağlanan gizli tanık “Dua” ifade verdi. Dua, Brunson’un her hafta, cuma günleri düzenlenen ve sadece subayların katıldığı toplantıya katıldığını bildiğini, bu toplantılarda Murat Çakır isimli Türk asıllı ABD vatandaşının da bulunduğunu söyleyip, Çakır’ın Pentagon ile ilişkilerinin çok iyi olduğunu anlattı. Türkiye’de özellikle 2002 – 2004 yılları arasında bazı PKK’lıların Hristiyan olarak cemaatlere katıldığını ve böylece dokunulmazlık elde ettiğini ifade eden Dua, Brunson’un Kilisesinin de PKK sempatizanları iyi karşıladığını, ayrıcalık gösterdiğini duyduğunu öne sürdü.
Tanıklardan Emrah Şahin ise Diriliş Kilisesi’ne bir kaç kez gittiğini, Türklerle ilgili hakaret içeren sözler duyduğunu belirtti. Bu sözlerden rahatsızlık duyarak MİT’e durumu aktardığını anlatan Şahin, kilisede Kürtlerin ön planda tutulduğunu söyledi.

7 Mayıs’a ertelendi
İzmir 2’nci Ağır Ceza Mahkemesi, ara kararını açıkladı. Mahkeme heyeti, rahip Brunson’un tutukluluk halinin devamına karar verdi. Duruşmayı da 7 Mayıs 2018 tarihine erteledi.

Brunson Avukatı Halavurt’tan açıklama
Andrew Brunson’un Avukatı İsmail Cem Halavurt duruşma sonunda gazetecilere açıklama yaparak, “Casuslukla ilgili suçlamaların bu duruşmada dinlenen tanıkların konuşmalarıyla çöktüğüne inanıyoruz. Ek belgeler ve tanık beyanları sunduk. Bir sonraki duruşmada müvekkilimizin salınacağına inanıyoruz” ifadelerini kullandı.  

Mihrap Düzöz – Sinan Yeniçeri – Tolga Tahçı

Nasreddin Hoca’nın 1208 yılında Sivrihisar Hortu’da doğduğu tüm kesimler tarafından kabul görüyor. Fakat son yıllarda Sivrihisar’da yapılan çalışmalar, kabrinin bu ilçede olduğu iddiasını güçlendiriyor. Bu durum Akşehir tarafından pek hoş karşılanmasa da, 38 akademisyenin çalışmalarında sona doğru gelindi. Bu çalışmalar ışığında hazırcevap ve mizah anlayışına haiz bir bilge olarak tanınan Nasreddin Hoca’nın Sivrihisar’a dönerek hayatını kaybettiği belirtiliyor. Çalışmalar sırasında Hoca’nın asıl isminin Nasrüddin Hoca Nusrat olduğu ve oğlu Şeyh Ömer’in sanılan mezar taşının kendisine ait olduğu ortaya çıktı. Bu sonuçların yanı sıra Sivrihisar’dan Akşehir’e giden mezar taşlarının belgelerine de ulaşıldı.

1888 Ankara Sal-Namesi’nde ne yazıyor?

Sivrihisar’da çalışmaların sonuna gelen akademisyenler, araştırmaların tüm detaylarını açıklamaya hazırlanıyor. Bu detaylı açıklama öncesi Nasreddin Hoca ve ailesine dair yeni bulguların gün ışığına çıkartıldığı ‘Sivrihisarlı Sinan Paşa ve Nesir Edebiyatı’ kitabının tanıtımı yapıldı. Bu tanıtımda konuşan Anadolu Üniversitesi Öğretim üyesi Prof. Dr. Mehmet Mahur Tulum, yapılan çalışmaları kısaca anlattı. Sivrihisar’da bulunan 2 mezar taşının ve tarihi belgelerin olayı aydınlattığını anlatan Tulum, “Aslında elimizde 2 tane taş var. Sadece Nasreddin Hoca’ya ait olduğunu söylediğimiz taşı değerlendirerek, bu sonuçlara varamayacaktık. Nasreddin Hoca’nın kızına ait olan taşı da inceledikten sonra 2 taşı mukayese ederek, filolojik çalışmalar ile sonuçlara vardık. 1888 Ankara Sal-Namesi ile başlamak istiyorum. Mesela Sivrihisar’da Peygamber Efendimize ait bir asadan bahsediyor. Burada 1888 yıllarında bulunuyormuş. Son cümleye bakalım, ‘Kasabaya şark ceddinden giren yolun sol tarafında Hoca Nasreddin’in kerimelerinin kabri vardır’ kaydı düşülmüş” dedi.

“Taş yerinden alınıyor”

Yapılan tamiratlar sırasında yanlış adımların atıldığını belirten Tulum, “Daha sonra 5 Nisan 1923 ile 31 Aralık 1928 tarihleri arasında Sivrihisar’da Evkaf Memuru olarak görev yapmış Mehmet Necmeddin Efendi’nin yürüttüğü vakıf eserlerinin tadilat işlemlerine dair arşiv belgeleri bulunuyor. Tamiratlar sırasında, ‘Seyyide Hamamı şark cihetinde ve yol üzerindeki duvarı dibinde bulunan atik ve dolgu kabristanın ref ve tesviyesiyle hamam duvarının rutubetten kurtarılması’ kaydı düşülmüş. Aslında kaş yapayım derken göz çıkarmanın güzel bir örneğidir. Atik kabristanın kaldırılması ve düzlenmesi ile duvarın rutubetten kurtarılması olmuş. Orada güzel bir temizlik yapılıp, taş yerinden alınıyor” diye konuştu.

“İnşallah taşı ait olduğu yere aktaracağız”

Nasreddin Hoca’nın kızına ait olan mezar taşının Sivrihisar’dan Akşehir’e götürüldüğü tescil fişlerini kaynak göstererek açıklayan Prof. Dr. Mehmet Mahur Tulum, “Taşın buradan alınmasını, taşınmasını, teferruatını ve macerasını daha sonraki yayınlarda paylaşacağız. O yüzden bu kısmı şimdilik atlıyorum. Bu taş bir şekilde Akşehir’e götürülür. Bakın tescil fişinden bahsediyorum, merhum Müze Müdürü Dursun Çağlar ve Prof. Dr. Erol Altınsapan ki kendisi aramızdadır. 2003’de Akşehir Taş Eserler Müzesi’ne giderek, Hoca’nın kızı, o zamanlar bilinen adıyla Fatıma Hatun’a ait mezar taşının tescil fişini kayda alıp fotoğraflarını çekmişlerdir. Burada önemli olan şey, tescil fişinde Sivrihisar’dan Konya Müzesi’ne ardından da Akşehir’e nakil edildiği yazısıdır. Sivrihisar Belediye Başkanımız Hamid Yüzügüllü’nün girişimleri var, en yakın zamanda inşallah taşı ait olduğu yere aktaracağız” şeklinde konuştu.

“Taşın Nasreddin Hoca’ya ait olduğu sonucuna ulaşılmıştır”

Nasreddin Hoca’nın oğlu Şeyh Ömer’e ait olduğunu düşünülen sandukanın aslında Hoca’ya ait olduğunu belirten Tulum, “Şimdi ikinci taşa geçip, konuyu birleştireceğiz. Ulu Camii Kütüphanesi’nde saklanmaktayken, daha sonra Sivrihisar Belediye binasına taşınan taş sanduka uzun yıllardır Nasreddin Hoca’nın oğlu Şeyh Ömer’e ait olduğu bilinegelmiştir. Neden böyle olmuştur? 1962-1966 yılları arasında Eskişehir Valisi olan İhsan Tekin, bu taş sanduka üzerindeki ismi okumuş. ‘Şeyh Ömer, İbn-i Nasreddin Hoca’ olarak okumuş. Bu bilgi de 2013 yılına kadar böyle gelmiş. Belki de bu yüzden bu taş da Akşehir’e gitmedi. Yoksa her an bu da gidebilirmiş. Üzerinde bir müddet çalıştıktan sonra Nasreddin Hoca’nın kızına ait olan mezar kitabesi ile karşılaştırma neticesinde Nasreddin Hoca’nın asıl adının Nusrat olduğu tespit edildi. Bu Nusrat kelimesi kızının mezar taşında da var. Birbirlerini teyit ediyorlar. Sonrasında taş sandukanın oğlu Ömer’e ait değil de, Nasreddin Hoca’nın bizzat kendisine ait olduğunu zaten tespit etmiştik, bu iddiayı da kamuoyuna duyurmuştuk. Aradan 5 yıl geçti ve işte bu taş sandukanın üzerinde Nasrüddin Hoca Nusrat, İbn-i Şemsüddin yazısı var. Dolayısıyla bu iki taşın birlikte değerlendirilmesi ile bu taşın Nasreddin Hoca’ya ait olduğu sonucuna ulaşılmıştır” dedi.  

Mehmet Sıddık Yeşilırmak – Umut Akıncıoğlu
 

MİT tırlarının durdurulmasına ilişkin görüntülerin yayınlanmasına ilişkin davada “gizli belge ve bilgileri açıklamak” suçundan eski Cumhuriyet gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar’a 5 yıl 10 ay, Ankara temsilcisi Erdem Gül’e 5 yıl verilen hapis cezasının Yargıtay tarafından bozulmasının ardından dava dosyası İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesine ulaştı. 

Dosya üzerinde değerlendirmede bulunarak tensip zaptını hazırlayan mahkeme, sanık can Dündar hakkındaki kovuşturmanın sonuçsuz kalmasını sağlamak amacıyla yurt dışında bulunduğu ve bu nedenle kendisine ulaşılamadığı gerekçesiyle gıyaben tutuklanmasına karar verdi.

Sanık Dündar hakkında kırmızı bülten çıkarılmasına da hükmeden mahkeme heyeti, sanığın iadesine ilişkin prosedür için Adalet Bakanlığı’na yazı yazılmasına karar verdi.Mahkeme heyeti yeninden yargılamaya ilişkin, ilk duruşmanın ise 7 Mayıs’da yapılmasına hükmetti.

Yargıtay’ın bozma ilamı

Yargıtay 16’ncı Ceza Dairesi, MİT tırlarının durdurulmasına ilişkin gizli kalması gereken bilgi ve fotoğraflara gazetede yer verdikleri gerekçesiyle “gizli belge ve bilgileri açıklamak” suçundan eski Cumhuriyet gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar’a 5 yıl 10 ay, Ankara temsilcisi Erdem Gül’e 5 yıl hapis cezası veren yerel mahkeme kararını bozmuştu

Daire, Dündar hakkında 15 yıldan 20 yıla kadar hapis cezası öngören “gizli kalması gereken bilgileri casusluk maksadıyla temin etme” suçundan hüküm kurulması gerektiğine karar vermişti.  

Yusuf Melikoğlu

Haberde, Sosyal Demokrat Parti (SPD), Yeşiller, Sol Parti ve Almanya için Alternatif’in (AfD) ise Posta İdaresi ile bu yönde bir iş birliği yapmadığı belirtilirken, Posta İdaresi’nin kurum içi bir broşüründe, “seçim bölgesindeki her bina için, her parti için bir tesadüfi değer belirlendiği” vurgulandı. Bunun da, 1 ile 100 arasında olduğu ve toplam 34 milyon hane içeren 20 milyon bina ve bir milyardan fazla kişisel veri içeren bilginin sunulduğu iddia edildi. Alman Posta İdaresi ise yaptığı açıklamada, yan kuruluşları olan Deutsche Post Direkt’in “kişilere ait verileri Alman verilerin korunması yasasına” göre kaydettiği ve işleme koyduğu belirtilirken, bu kuruluşun faaliyetlerinin Kişisel Verilerin Korunmasından Sorumlu Daire tarafından denetlendiği ifade edildi.

“Veri kullanımı istismarı” 

Almanya’da Berlin Eyalet Mahkemesi, Facebook’un da kullanıcılara ait veri kullanımını yasa dışı olarak yorumlayarak, açılan davada, sosyal ağın kullanıcıların önceden belirlenmiş Kullanım Koşulları ve bazı Hizmet Şartları’nı kullanma biçiminin Almanya’daki veri korumasına yönelik yasaları ihlal ettiğine karar vermişti.

“Genel Veri Koruma Yasası geliyor” 

Mayıs ayı sonunda ise Avrupa Birliği (AB), Genel Veri Koruma Yasasını (GDPR – General Data Protection Regulation) yürürlüğe sokacak. Yeni yasa ile birlikte Facebook da dahil olmak üzere teknoloji şirketleri Kullanım Koşulları ve Hizmet Şartları’nı yeniden düzenleyecek.  

Mustafa Tığlı

Mikkel Borch-Jacobsen, Sonu Shamdasani tarafından inceleme, araştırma, psikoloji alanında yazılan kitap psikanalizin ilk kurulduğu yıllarda yapılan tartışmaları yeniden sahneye koyarken, çoğunlukla bizzat Freud’un yazışmalarından yola çıkarak ve adeta birer dedektif titizliğiyle, psikanalizin bilinçli olarak oluşturulmuş “efsaneler” etrafında nasıl şekillendiğini anlatıyor. 

Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’ndan 440 sayfa olarak çıkan kitap, “Psikanaliz diğer psikoterapi ve psikoloji ekolleri arasında ayrıcalıklı ve seçkin kültürel konumuna nasıl erişti? Neden öteden beri, öncellerine borcunu inkar edip, benzersizlik iddiasıyla çağdaşlarıyla arasına özellikle mesafe koymaya çalışmıştır? Ve neden kendi tarihine karşı tuhaf bir alerji duymaktadır?”sorularını soruyor. 

Kitabın yazarlarından, Mikkel Borch-Jacobsen,Washington Üniversitesi’nde Fransız edebiyatı ve karşılaştırmalı edebiyat profesörüdür. Jean-Luc Nancy ve Philippe Lacoue-Labarthe gibi isimlerle birlikte felsefe çalıştı. Psikanaliz ve psikiyatrinin tarihi ve felsefesi üzerine büyük etki oluşturan ve polemik konusu olan çalışmalara imza atmıştır. Le livre noir de la psychanalyse [Psikanalizin Kara Kitabı] adlı çok satan kitabın eş-yazarıdır.
Sonu Shamdasani ise, University College London bünyesindeki Psikolojik Disiplinler Tarihi Merkezi’nde öğretim üyesidir. Carl Gustav Jung’la ilgili yazdığı kitaplar ve editörlük faaliyetleriyle tanınır. En son yayına hazırladığı Jung’un, The Red Book. Liber Novus (2009) adlı eseri, New York Kitap Fuarı’nda son yirmi beş yılın en iyi kitabı ödülünü almıştır. 

Her iki yazarın kitapları Ulusal Psikanaliz Gelişim Derneği’nden (National Association for the Advancement of Psychoanalysis) Gradiva Ödülü’nü almıştır.  

FETÖ’nün Türk Silahlı Kuvvetleri yapılanmasına yönelik Muğla Cumhuriyet Başsavcılığınca alınan gözaltı kararı sonrası Muğla Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri bu sabah eş zamanlı operasyonlar başlattı. Muğla merkezli ankesörlü telefonlardan ardışık arandığı tespit edilen şüphelilere yönelik düzenlenen operasyon kapsamında Ankara, İzmir, Denizli, Sivas, Kilis, Artvin, İstanbul, Aydın, Zonguldak, Elazığ, Diyarbakır, Kocaeli, Kayseri, Şanlıurfa ve Erzurum illeri yer alıyor. FETÖ silahlı terör örgütünün TSK yapılanması kapsamında düzenlenen operasyonlarda gözaltı sayısı hakkında açıklamanın Muğla Emniyet Müdürlüğünce ileriki saatlerde yapılacağı açıklandı.

Eski Yarbay tutuklandı 

Muğla Cumhuriyet Başsavcılığınca sürdürülen Cumhurbaşkanına suikast girişimi davası kapsamında KHK ile açığa alınan eski Yarbay Emin Keskin çıkarıldığı mahkemece tutuklandı. 

15 Temmuz darbe girişimi sırasında Marmaris’te Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a yönelik düzenlenen suikast girişimi davası kapsamında Dalaman Deniz Hava Meydan Komutan Yardımcısı Yarbay rütbesindeki Emin Keskin Muğla Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talimatı ile Muğla Emniyet Müdürlüğü TEM Şube Müdürlüğü ekiplerince gözaltına alındı. Cumhurbaşkanına suikast timinde görevli askerlerin kullandığı helikopterin Dalaman Deniz Hava Meydan Komutanlığından yakıt ikmali yapması olayına adı karışan Emin Keskin çıkarıldığı mahkemece tutuklanarak cezaevine gönderildi.  

Yüksek Seçim Kurulu Başkanı Sadi Güven, “Kimsenin Yüksek Mahkeme olan Yargıtay ve Danıştay Genel Kurullarınca kendi üyeleri arasından salt çoğunlukla seçilen Yüksek Seçim Kurulu Üyelerine, Yüksek Seçim Kurulunun içine çöreklenmiş bir grup çete mensubu deme hakkı yoktur. Bu şekildeki hakaret içeren önceki ifadeleri nedeniyle ilgili hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurularında bulunulmuş, Başsavcılıkça düzenlenen fezlekenin Türkiye Büyük Millet Meclisine iletilmek üzere ilgili merciye gönderildiği öğrenilmiştir” dedi.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun 14 Şubat günü yayınlanan bir programda 16 Nisan 2017 tarihinde yapılan Halkoylamasına yönelik olarak; “Gayrimeşru bir referandum, Yüksek Seçim Kurulu kararıyla aldılar onu, yoksa biz kazandık. Demokrasiye inananlar kazandı. Hayır çıktı elbette. 51.2 hayır çıktı. Yüksek Seçim Kurulunun içine çöreklenmiş bir grup çete mensubu dediler ki hayır efendim buradan evet çıktı. O nedenle biz bunu meşru kabul etmiyoruz” açıklamalarının ardından YSK harekete geçerek Kılıçdaroğlu hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulundu.

“FEZLEKE TBMM’YE GÖNDERİLDİ”

Yüksek Seçim Kurulu Başkanı Sadi Güven’in konuya ilişkin yaptığı açıklamada, “Seçim günü tutanaklar Yüksek Seçim Kuruluna geldiği anda eş zamanlı olarak siyasi partilerle paylaşılmıştır. Yüksek Seçim Kurulu görevi gereği seçmenlerin iradesini tespit etmiştir. Mükerrer seçmen ve sahte oy olduğu ileri sürülmemiştir. Bu şekilde yapılan seçimde siyasi partilerin temsilcileri tarafından sandık başında tutulan ve internet ortamında 80 milyon vatandaşın erişimine açılan tutanakların toplanması suretiyle sonuçlar ilan edilmiştir. Bu ilana göre sonuç yüzde 51.41 ’evet’, yüzde 48.59 ’hayır’ olarak kamuoyuna duyurulmuştur. Kemal Kılıçdaroğlu’nun yüzde 51.2 ’hayır’ çıktı ifadesinin tüm sandık sonuçları kesinleşmiş, açıklanmış ve kamuoyu ile paylaşılmış olmasına karşın, dayanaktan yoksun olduğu açıktır. Anılan oranı yansıtan sandık bazlı belgelerin kamuoyuna ve kurulumuza açıklanması gerekir. Hiçbir kayıt ve belge verilmeksizin böyle bir oran açıklaması da sorumlu bir davranış değildir. Kaldı ki sayım döküm işlerine yönelik olarak 167.072 sandıktan Yüksek Seçim Kuruluna sadece 63 itirazda bulunulmuştur. Hukuki tartışma ve tenkit hak olmakla birlikte, kimsenin Yüksek Mahkeme olan Yargıtay ve Danıştay Genel Kurullarınca kendi üyeleri arasından salt çoğunlukla seçilen Yüksek Seçim Kurulu Üyelerine, Yüksek Seçim Kurulunun içine çöreklenmiş bir grup çete mensubu deme hakkı yoktur. Bu şekildeki hakaret içeren önceki ifadeleri nedeniyle ilgili hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurularında bulunulmuş, Başsavcılıkça düzenlenen fezlekenin Türkiye Büyük Millet Meclisine iletilmek üzere ilgili merciye gönderildiği öğrenilmiştir. İlgili hakkında ayrıca, bu beyanları ile ilgili olarak da suç duyurusunda bulunulacaktır” ifadelerinde bulundu.