Yüksek Seçim Kurulu Başkanı Sadi Güven, “Kimsenin Yüksek Mahkeme olan Yargıtay ve Danıştay Genel Kurullarınca kendi üyeleri arasından salt çoğunlukla seçilen Yüksek Seçim Kurulu Üyelerine, Yüksek Seçim Kurulunun içine çöreklenmiş bir grup çete mensubu deme hakkı yoktur. Bu şekildeki hakaret içeren önceki ifadeleri nedeniyle ilgili hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurularında bulunulmuş, Başsavcılıkça düzenlenen fezlekenin Türkiye Büyük Millet Meclisine iletilmek üzere ilgili merciye gönderildiği öğrenilmiştir” dedi.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun 14 Şubat günü yayınlanan bir programda 16 Nisan 2017 tarihinde yapılan Halkoylamasına yönelik olarak; “Gayrimeşru bir referandum, Yüksek Seçim Kurulu kararıyla aldılar onu, yoksa biz kazandık. Demokrasiye inananlar kazandı. Hayır çıktı elbette. 51.2 hayır çıktı. Yüksek Seçim Kurulunun içine çöreklenmiş bir grup çete mensubu dediler ki hayır efendim buradan evet çıktı. O nedenle biz bunu meşru kabul etmiyoruz” açıklamalarının ardından YSK harekete geçerek Kılıçdaroğlu hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulundu.

“FEZLEKE TBMM’YE GÖNDERİLDİ”

Yüksek Seçim Kurulu Başkanı Sadi Güven’in konuya ilişkin yaptığı açıklamada, “Seçim günü tutanaklar Yüksek Seçim Kuruluna geldiği anda eş zamanlı olarak siyasi partilerle paylaşılmıştır. Yüksek Seçim Kurulu görevi gereği seçmenlerin iradesini tespit etmiştir. Mükerrer seçmen ve sahte oy olduğu ileri sürülmemiştir. Bu şekilde yapılan seçimde siyasi partilerin temsilcileri tarafından sandık başında tutulan ve internet ortamında 80 milyon vatandaşın erişimine açılan tutanakların toplanması suretiyle sonuçlar ilan edilmiştir. Bu ilana göre sonuç yüzde 51.41 ’evet’, yüzde 48.59 ’hayır’ olarak kamuoyuna duyurulmuştur. Kemal Kılıçdaroğlu’nun yüzde 51.2 ’hayır’ çıktı ifadesinin tüm sandık sonuçları kesinleşmiş, açıklanmış ve kamuoyu ile paylaşılmış olmasına karşın, dayanaktan yoksun olduğu açıktır. Anılan oranı yansıtan sandık bazlı belgelerin kamuoyuna ve kurulumuza açıklanması gerekir. Hiçbir kayıt ve belge verilmeksizin böyle bir oran açıklaması da sorumlu bir davranış değildir. Kaldı ki sayım döküm işlerine yönelik olarak 167.072 sandıktan Yüksek Seçim Kuruluna sadece 63 itirazda bulunulmuştur. Hukuki tartışma ve tenkit hak olmakla birlikte, kimsenin Yüksek Mahkeme olan Yargıtay ve Danıştay Genel Kurullarınca kendi üyeleri arasından salt çoğunlukla seçilen Yüksek Seçim Kurulu Üyelerine, Yüksek Seçim Kurulunun içine çöreklenmiş bir grup çete mensubu deme hakkı yoktur. Bu şekildeki hakaret içeren önceki ifadeleri nedeniyle ilgili hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurularında bulunulmuş, Başsavcılıkça düzenlenen fezlekenin Türkiye Büyük Millet Meclisine iletilmek üzere ilgili merciye gönderildiği öğrenilmiştir. İlgili hakkında ayrıca, bu beyanları ile ilgili olarak da suç duyurusunda bulunulacaktır” ifadelerinde bulundu.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) eski Zabıta Daire Başkanı Tayfun Karali, geçen yıl aralık ayında, kızdığı bir zabıta memuruna herkesin gözü önünde şiddet uyguladı. Trafikte emniyet şeridini kullandığı gerekçesiyle zabıta memuru Kenan Fidan’ın maruz kaldığı şiddet ve sonrasında geçirdiği baygınlık, güvenlik kameralarına yansıdı. Görüntülerin televizyon kanalları ve sosyal medyada yayılması, adeta infiale neden oldu. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Mevlüt Uysal, “Zabıta kardeşimize yapılan çirkin muamele nedeniyle Zabıta Daire Başkanı’nı görevden uzaklaştırdım ve hakkında soruşturma başlattım” açıklamasını yaptı.

Zabıta daire başkanının zabıta memuruna dayağı kamerada

Gazete Habertürk’ten Arzu Kaya’nın haberine göre görevden alınan Tayfun Karali hakkında, idari soruşturmanın ardından adli soruşturma da başlatıldı. Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı Memur Suçları Soruşturma Bürosu, emniyete yazı yazarak “kamu görevlisinin sahip bulunduğu nüfuzu kötüye kullanmak suretiyle kasten yaralamak”la suçlanan şüphelinin, müştekinin ve tanıkların ifadesinin alınmasını istedi. Savcılık, olayla ilgili kamera görüntüleri de talep etti. Zabıta memurunun henüz şikâyetçi olmadığı belirtilirken, suç kapsamı itibarıyla resen de başlatılabilecek soruşturmanın bir avukatın Karali hakkında suç duyurusunda bulunmasının ardından açıldığı öğrenildi.

Ankara Cumhuriyet Başsavcı vekili Ahmet Akça tarafından hazırlanan iddianamede, Buldan’ın Anayasanın 83. maddesinde yapılan değişiklik ile dokunulmazlığının kaldırıldığı ve dosyaların ayrı ayrı Cumhuriyet Başsavcılığına intikal ettirildiği ifade edildi. Savcılıkça soruşturma dosyalarının birleştirildiği belirtilen iddianamede, Buldan’ın 2008 yılları ile 2015 yılları arasında 12 farklı etkinlikte yaptığı konuşmalarda terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan’ı özgürlük hareketi lideri olarak yansıttığı, “PKK’nın terör örgütü olmadığını, bir Türkiye gerçeği olduğunu”, Kürt kimliğinin tanınması ve genel af çıkarılmasını istediğini ve Abdullah Öcalan’ın bu af kapsamına alınması gerektiği yönünde ifadeler kullandığı, bu konuşmalar sırasında terör örgütü ve elebaşı lehine sloganlar atıldığı vurgulandı.
İddianamede, Terörle Mücadele Daire Başkanlığı tarafından savcılığa gönderilen rapordaki bilgilere de yer verilerek, “PKK/KCK terör örgütünün çeşitli sol tandanslı legal dernek, vakıf, siyasi parti ve benzeri oluşumlar içinde boy gösteren örgüt yanlısı şahıslarla legal alan faaliyetlerine sızma girişiminde bulunarak 1988 yılından itibaren kendi legal kuruluşlarını oluşturma düşüncesini geliştirip bu alanda partileşme faaliyetlerine yöneldiği, süreç içerisinde bölücü örgütün demokratik özerklik, öz yönetim stratejisi, özgür kürdistan projesi gibi kavramlar ve stratejiler doğrultusunda siyasi ve legal görünümlü faaliyetleri maske olarak kullanmaya başladığı, bu alanda siyasi partiler ve siyasetçiler üzerinden kendisine alan açma çabasına girdiği, giderek ülkenin Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde Şırnak (Merkez, Cizre, Silopi, İdil), Diyarbakır(Sur, Silvan, Lice), Mardin(Nusaybin), Hakkari(Yüksekova) il ve ilçelerinde sözde demokratik özerklik ve özyönetim ilanlarına başladığı, bu yerlerde kamu otoritesini ortadan kaldıracak şekilde ve kişilerin can ve mal güvenliği ile en temel insan haklarını kullanmalarını engelleyecek tarzda halkı yıldırmaya yönelik şiddet eylemleri, hendek kazma, silahlı saldırılar yapma gibi olayları tırmandırdığı, örgüte müzahir kitleyi sokak eylemlerine ve isyana davet ettiği, yine bu süreçte kimi siyasetçilerin ve kamu görevlilerinin bu görevlerinden kaynaklanan yetki ve imkanlarının kullanıldığı görülmektedir” denildi.
Ülke çapında yürütülen soruşturmalarda yakalanan PKK/KCK terör örgütü mensubu bazı şahısların ifadelerinde de terör örgütünün amaçları ve hedefleri doğrultusunda legal alanda faaliyet gösteren kişi ve kurumların nasıl kullanıldığının ayrıntılı olarak belirtildiğine raporda yer verildiği anımsatarak, şunlar kaydedildi:
“Şüphelinin yukarıda özetlenen faaliyetlerinin değerlendirilmesinde; her bir olayın PKK/KCK terör örgütü talimatı ile gerçekleştirilen eylemler olduğunun anılan raporda tespit olunduğu, bu kapsamda 09.03.2008 tarihindeki etkinliğin terör örgütü üst düzey yöneticilerinin verdiği talimatlar doğrultusunda gerçekleştirilen bir etkinlik olduğu, 21.03.2008 tarihli açıklamalarının yine örgüt güdümünde yapılan ve örgütün karar mekanizmalarının emir ve talimatlarına uygun nitelikte bulunduğu, 26.11.2008 tarihli gösteri yürüyüşünün cereyan ediş ve atılan slogan ve söylemler itibarıyla PKK/KCK terör örgütü söylemleri ile birebir benzerlik içerdiği, 29.01.2009 tarihli basın açıklaması muhtevasının yine örgütsel nitelikle olduğu, 06.03.2009 tarihli eylemin örgüt tarafından her zaman aynı tarihte istismar konusu edilip örgütün amaç ve stratejileri doğrultusunda kitleyi istismar niteliği taşıdığı, 27.09.2009 tarihli mitingdeki konuşma içeriğinin tamamen PKK/KCK terör örgütünü yücelten ve örgüt liderini tek otorite olarak kabul eden bir anlayışı ortaya koyduğu, 27.04.2009 tarihli basın açıklamasında yaşanan olaylar atılan sloganlar ve yapılan tespitler itibarıyla örgüt güdümünde ve örgüt üst düzey yöneticilerinin talimatları ile yapıldığı kanaatine ulaşıldığı, 10.07.2010 tarihli toplantıdaki konuşmasının terör örgütünün silahlı mensuplarının meşru silahlı güç olan TSK mensuplarıyla aynı değerde görülüp terör örgütünün meşruiyetini sağlamaya yönelik değerlendirildiği, 23.03.2011 tarihli konuşmanın tamamen PKK/KCK terör örgütü ile Türkiye Cumhuriyeti Devletini aynı düzeyde gören bir anlayış içerdiği, 01.07.2015 tarihli televizyon programındaki konuşmalarında PKK’nın bir terör örgütü olmadığı yönünde anlatımlarının bulunduğu görülmektedir.”

10 yıla kadar hapis cezasıyla yargılanacak
İddianamede, Buldan’ın PKK/KCK silahlı terör örgütünün üyesi olduğuna dair kamu davası açmaya yetecek kadar delil elde edildiğinin anlaşıldığı anlatılarak, bu kapsamda “silahlı terör örgütüne üye olmak” suçlamasıyla yargılanması talep edildi. İddianamenin kabul edilmesi durumunda Buldan, 5 yıldan 10 yıla kadar hapis istemiyle yargılanacak.

Anadolu Güvenlik Korucuları ve Şehit Aileleri Konfederasyonu ve 15 Temmuz Demokrasi Şehitleri, Gazileri ve Terör Mağdurları Derneği yetkilileri Ankara Adliyesi önünde basın açıklaması yaptı. Konfederasyon Genel Başkanı Ziya Sözen, PYD’nin PKK tarafından kurulan ve yönetilen, yöneticilerinin tamamının aynı kişiler olduğunu ifade ederek, “ABD bu yardımları yaparken DEAŞ terör örgütünü bahane ederek yapmaktadır. Ancak ABD’nin PYD’ye yani PKK’ya desteği ve süresi dikkate alındığında DEAŞ ile mücdele gerekçesi ile izah edilemez ve meşru görülemez boyuttadır” şeklinde konuştu.

“BM SÖZLEŞMESİNE AYKIRI”

PKK/PYD’nin ABD tarafından bu şekilde desteklenmesinin, terörle mücadele konusundaki sözleşmelere ve BM sözleşmesindeki İçişlerine müdahale etmeme yasağına aykırı olduğunu belirten Sözen, “ABD’nin verdiği silahlarla ülkemize yönelik bu saldırıları BM sözleşmesinin ikinci maddesindeki saldırı yasağının ihlalidir. PKK’nın silahlandırılması bağlamında ABD’nin Türkiye’ye karşı kuvvet kullanma yasağını ihlal ettiğini değerlendirmek de mümkündür. ABD ve sorumluluk sahibi yetkililerine karşı bütün bu hukuki ve cezai sorumluluklar ortadayken, AB yönetimi ve PKK-PYD/YPG’ye verdiği silahlarla Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da askerimizi, polisimizi, güvenlik korucumuzu ve sivil vatandaşlarımızı şehit ettiği, Fırat Kalkanı Harekatında 67 güvenlik görevlimizin şehit edildiği, Zeytin Dalı Harekatında 15 güvenlik görevlimizin şehit edildiği 62’sinin yaralandığı ortadadır. ABD’nin bu örgütlere verdiği silahlar içinde roket atarlar, füzeler gibi ağır silahlar olduğu ve Kilis’te, Hatay’da savunmasız vatandaşların şehit edilmesi gerekçesiyle ABD ve sorumluluk sahibi yetkililerinin BM kararlarına ve uluslararası anlaşmalara aykırı davrandığı gerekçesiyle cezalandırılmasını, ülkemize verdiği maddi ve manevi zararlardan dolayı ayrıca cezalandırılmasını istiyoruz” diye konuştu.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçlar Soruşturma Bürosu Savcısı Velihattin Eldemir tarafından hazırlanan iddianame, Ankara 16. Ağır Ceza Mahkemesine gönderildi. Şüpheliler Burak Akın, Ayşe Söylemez, Fuat Söylemez, Hüseyin Çetinkaya ile Mustafa Çopuroğlu’nun “silahlı terör örgütüne üye olmak” suçlamasından 7,5 yıldan 15 yıla kadar hapsi istendi. Etkin pişmanlık yasası kapsamında itirafçı olarak adli kontrol şartı ile serbest bırakılan 5 isme FETÖ üyeliği suçlamasıyla hazırlanan iddianamede, örgütün genel yapısına ayrıntılı bir şekilde yer verildi. Ankara TEM Şube Müdürlüğüne gelen Burak Akın’ın FETÖ hakkında bilgi vererek etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanmak istediğini belirtmesi üzerine soruşturmaya başlanıldığı belirtilen iddianamede, Akın’ın FETÖ içerisinde yer alan mahrem imam ve askerlerin isim ve fotoğraf teşhisini yaptığı, yapı içerisinde yer aldığı zaman dilimi hakkında detaylı bilgiler verdiği kaydedildi. Akın’ın verdiği ifadede yüzbaşılar Abdülkadir Koçyiğit ve Fuat Söylemez ile belli dönemler içerisinde aynı mahrem imama tabi olup, aynı grup içerisinde yer aldığını belirtmesi üzerine şüpheli Fuat Söylemez hakkında da soruşturmaya başlanıldığı belirtilerek, Söylemez’in de etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanarak FETÖ terör örgütü içerisinde yer aldığı zaman dilimi ile ilgili detaylı bilgiler verdiği, kendi eşinin de FETÖ içerisinde yer aldığını, eşi ile katalog evliliği yaptığını belirtmesi üzerine şüpheli Ayşe Söylemez hakkında da soruşturma başlatıldı ifade edildi.

Burak Akın, savcılığa verdiği ifadede, “Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğüne kendi isteğim ile geldim. Geçmiş zamanda Fetullah Gülen cemaati olarak tanıdığım ve bildiğim, şu an için Fetullahçı Silahlı Terör Örgütü olarak gördüğüm yapılanma hakkında bildiklerimi ve yaşadıklarımı anlatmak istedim. Çünkü geçmiş zamanda böyle bir yapı içerisinde bulunduğumdan dolayı pişmanım. Bu terör örgütünün gerçek yüzünü görememiştim” dedi.

Örgüt ile 13 yaşında tanışmış

FETÖ içerisinde “Cenk” kod adını kullandığını kaydeden Akın, “Bu kod adını bu yapılanma içerisinde askeri lise hazırlık sınıfı okurken kod adı kullanmak gerektiği söylendiği için kendi isteğim ile bu kod adını seçmiştim. Bana o zaman için başka bir isim söylenmişti, ben onu istemediğimden Cenk kod adını kullandım. Bu dönem kod adı kullanmam gerektiğini Mustafa Çopuroğlu söylemişti. 1996 yılında Adana ilindeki Işık Dershanesine gitmem ile birlikte benim bilgilerime dershaneden ulaşılarak, okumuş olduğum Adana ili Çukurova ilçesinde Emine-Nabi Menemencioğlu İlköğretim Okuluna okul çıkışında gelen Ali isimli bir şahıs benimle tanışmak istedi. Derslerde bana yardımcı olabileceğini söyleyerek kalmış olduğu üniversite evine beni davet etti. Bu yapılanmayla bu şekilde tanışmış oldum. O dönem daha 13 yaşında bir öğrenciydim ve derslerimde başarılı bir öğrenciydim. Ali isimli şahsın kaldığı cemaat evinde Mustafa Çopuroğlu isimli şahısla tanıştım” diye konuştu. 

Abdullah Sarica

CHP İstanbul Milletvekili Enis Berberoğlu’nun MİT tırlarının durdurulmasına ilişkin görüntüleri yayınlaması için Can Dündar’a verdiği iddiasıyla İstinaf Mahkemesi’nde yargılandığı davanın ikinci celsesi görüldü.

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2’inci Ceza Dairesi’nde kapalı olarak görülen duruşmaya tutuklu sanık Enis Berberoğlu Sesli ve Görüntülü Bilişim Sistemi(SEGBİS) ile katıldı. Berberoğlu’nun avukatları Murat Ergün, Yiğit Acar ve Zeynel Öztürk ile Başbakanlık Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı avukatları Fuat Midas, Ümit Ulvi Canik katılırken Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın avukatı Sara Kanalka ile Hatice Özay da hazır bulundu.
2,5 saat süren duruşmanın ardından ara kararını açıklayan mahkeme heyeti, sanık avukatlarına dosyanın esası hakkındaki savunmalarını hazırlamaları için süre verdi. Sanık Enis Berberoğlu’nun tutukluluk halinin devamına hükmeden mahkeme, duruşmayı 13 Şubat tarihine erteledi.

Olayın geçmişi

MİT Tırlarının durdurulmasına ilişkin görüntüleri yayınlaması için Can Dündar’a verdiği iddiasıyla Enis Berberoğlu hakkında “Devletin gizli kalması gereken bilgi ve belgelerini askeri ve siyasal casusluk amacıyla temin etme” ve “FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne bilerek ve isteyerek yardım etmek” suçlarından 20 yıldan 30 yıla kadar hapis istemiyle dava açılmıştı.

İstanbul 14’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde yapılan yargılama sonucunda Enis Berberoğlu hakkında “Devletin gizli kalması gereken bilgilerini, siyasal ve askeri casusluk maksadıyla açıklamak” suçundan müebbet hapis cezasına çarptırmış ardından ‘cezanın failin geleceği üzerindeki olası etkileri gibi hususları, sanık lehine takdiri hafifletici sebep’ olarak niteleyen mahkeme, Berberoğlu’nun cezasını 25 yıla indirmişti.

Karara itiraz eden Enis Berberoğlu’nun avukatı İstinaf Kanun yoluna başvurdu. İstinaf mahkemesi, kararı bozarak Berberoğlu’nun yerel mahkeme olan İstanbul 14’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde yeniden yargılanmasına hükmetti. İstanbul 14’cü Ağır Ceza Mahkemesi, bozma kararını usul ve yasaya aykırı bularak , dosyayı İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2’nci Ceza Dairesi’ne iade etti. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2’nci Ceza Dairesi de Enis Berberoğlu hakkında açılan davanın yeniden görülmesine hükmederek duruşma günü vermişti. 

Cenk İşver – Gamze Erdemir
 

Erdoğan’ın avukatı Hüseyin Aydın, Kılıçdaroğlu hakkındaki suç duyurusunu Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına verdi. Dilekçede, Kılıçdaroğlu’nun 5 Ocak 2018’de Beşiktaş Belediyesi’nde yaptığı konuşmaya yer verilerek, Kılıçdaroğlu’nun kullandığı ifadelerle Erdoğan’a alenen hakaret ettiği vurgulandı. Dilekçede, “Öncelikle şunu ifade etmek gerekir ki şüphelinin Fetullahçı Terör Örgütü tarafından alçakça ve sahte olarak üretilen telefon konuşmalarına atfen Cumhurbaşkanımıza yönelik olarak sarf ettiği ifadeler, her türlü ahlaki, vicdani ve insani değerden yoksundur. Bir babanın oğlu ile olan telefon görüşmelerinin dinlenmesi ve daha sonra bu dinlemelerden kelime, ses ve hecelerde tahrifat yapılarak sahte bir görüşme üretilmesi ve kamuoyuyla paylaşılması FETÖ’ye özgü alçakça ve ahlaksızca bir girişim olarak tarihin sayfalarında yerini almıştır. Böyle bir girişimin yaklaşık dört yıl sonra da önce hukuken yaptırım altına olmasına rağmen ana muhalefet partisinin lideri şüpheli tarafından tekraren dillendirilmesi şüphelinin Cumhurbaşkanımıza yönelik olarak hiçbir insani ve ahlaki ilke gözetmeden muhalefet yaptığının açık bir göstergesidir” denildi.

Kılıçdaroğlu’nun şikayete konu açıklamalarında bahsettiği telefon görüşmelerine ait ses kayıtlarının sahteliğinin bilirkişi raporuyla sabit görülmüş olan kayıtlar olduğu kaydedilen dilekçede, ses kayıtlarının sahte olduğunun Kılıçdaroğlu tarafından bilindiği belirtildi. İddianamede, şunlar kaydedildi: “Sonuç itibariyle şüpheli, seçilmiş ilk Cumhurbaşkanımızı hedef alarak kullandığı ifadelerle Cumhurbaşkanımıza karşı onur şeref ve saygınlığının rencide edici bir tutum sergilemiş, kişiliği, saygınlığı ve itibarını hedef alınarak atılı suçu alenen işlemiştir. Aleniyet, hakaret suçunun belirsiz sayıdaki kimse tarafından bilinip görülebileceği şekilde işlenmesidir. Çok sayıda katılımcının yer aldığı, basın mensuplarının önünde bir etkinlikte yapılan konuşma ile suça konu ifadelerin belirsiz sayıda kişiye ulaştığı açık olduğundan aleniyet unsuru gerçekleşmiş olup somut olayda suçun nitelikli hali olan ikinci fıkranın uygulanması gerekir. Arz olunan ve re’sen göz önünde bulundurulacak hususlar çerçevesinde şüpheli hakkında atılı suçtan soruşturma yapılarak hakkında kamu davası açılmasını vekili olarak saygıyla arz ve talep ederim.”

Abdullah Sarica

Balıkesir’de eski meclis üyesi Mesut Akbıyık ve ekibi, Balıkesir Adliyesi bahçesinde açıklamada bulunarak CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu hakkında Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusunda bulundu. Akbıyık, “Bir süredir, İçişleri Bakanı Sayın Süleyman Soylu ile 12 Eylül 2010 referandumunda ülkemiz demokrasisinin yükselmesi amacıyla yapmış olduğumuz sivil inisiyatif çalışması üzerinden bizler hakkında CHP Genel Başkanı ve Grup Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun talimatıyla yapılmakta olduğu anlaşılan ve tüm Grup Başkan Vekilleri tarafından ortaya atılan FETÖ kaynaklı olduğu çok açık olan hayadan uzak, iftiralara dayalı bir FETÖ kampanyası ile karşı karşıya kalmış bulunmaktayız. 12 Eylül 2010 Anayasa Değişikliği Referandumu öncesi Süleyman Soylu ve bir grup arkadaşımızla İstanbul’da Eurasia Otel’de ve Sur Restoran’da 2 gün üst üste bir araya gelerek nasıl bir tutum içerisinde olmamız gerektiğini tartıştık. Netice de ülkemizde milli iradenin güçlenmesine katkı sağlayacağı, vesayet odaklarının gücünü kıracağı düşüncesiyle bu sürece olumlu katkı sağlamamızın demokrasimiz ve milletimiz açısından uygun olacağını değerlendirdik. Aldığımız karar çerçevesinde; referandum kampanyası süresince illerde birtakım toplantılar yaparak vatandaşlarımızı, ’Demokrasi Buluşmaları’ adı altında sivil toplum örgütlerimizi ’Evet’ tercihimiz yönünde bilgilendirmek, referandumun içeriğini anlatmak üzere bir program dahilinde arkadaşlarımızla birlikte çalışmaya başladık” dedi.

“KILIÇDAROĞLU ARTIK KÖŞEYE SIKIŞMAYA BAŞLAMIŞTIR”

Akbıyık, CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun artık köşeye sıkıştığını ifade ederek, “Süleyman Soylu bu toplantılarda bizlere refakat etmiş, arkadaşlarımızın kendi illerinde organize ettiği toplantılara katılmıştır. Türk Siyasi hayatının örnek sivil inisiyatif çalışmalarından biri olan bu çalışmanın bir örgütün finansman desteğiyle yapıldığı iftirasının atılması, CHP’nin ve onun Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun mevcut siyaset tarzına uygun düşse de, hem gerçeklere aykırı hem de bizim açımızdan kabul edilemez bir durumdur. Bu iftiranın bir FETÖ projesi ve saldırısı olduğu çok açıktır. Kemal Kılıçdaroğlu’nun izah etmekten kaçındığı, izah edemediği, Fetullahçı Terör Örgütü ile ilişkilerini ortaya koyan birtakım başlıklar, artık sıklıkla gündeme gelmektedir. Kumpas sonrası genel başkan olan Kılıçdaroğlu artık köşeye sıkışmaya başlamıştır” şeklinde konuştu. Akbıyık, sözlerini şöyle tamamladı:

“Balıkesir’deki 2010 referandum çalışması 5 Ağustos tarihinde Basri Otel’de gerçekleştirilmiştir. Süleyman Soylu da bu çalışmada bize eşlik etmiştir. O çalışmanın tüm giderlerini biz arkadaşlarımızla birlikte karşıladık. Hatta faturasını da az önce ilgili kurumda aldık. Burada da görüleceği üzere ödeme işlemi benim tarafımdan yapılmıştır. Yani CHP’lilerin ileri sürdüğü ’2010 referandumunu FETÖ finanse etti’ şeklindeki alçak iftirayı kesinlikle kabul etmiyoruz. Bunun kocaman bir yalan olduğunun en büyük ispatı da budur. 2010 Referandumunda yaptığımız çalışmanın aynısını son hükumet başkanlığı sistemi referandum çalışmalarını da bu arkadaşlarımla beraber gerçekleştirdik. Biz ülkemiz zor dönemden geçerken bir cendere içerisindeyken, tüm emperyal güçler ülkemize saldırıyorken, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı dünyadaki tüm mazlumların umudu olmuşken, bu şartlarda evimizde oturmayacağız. Kimse bizden evimizde oturmamızı beklemesin. Sayın Cumhurbaşkanımızın omuzlarındaki o yükü bir nebze de olsa alabilmek için ben ve arkadaşlarım yine sahada olacağız.”

Trabzon’da eski Demokrat Partili, AK Parti Trabzon İl Başkan Yardımcısı Ahmet Uğur Zihni, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun da destek verdiği 2010 Referandumunda yaptıkları ‘evet’ çalışmalarında FETÖ’nün finansman sağladığını iddia eden CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu ve parti yöneticileri hakkında suç duyurusunda bulundu. Trabzon Adliyesi’nde suç duyurusunda bulunarak, basın açıklaması yapan Zihni, iftiralara dayalı bir FETÖ kampanyası ile karşı karşıya kaldıklarını söyledi. AK Partili bazı yöneticilerinin destek verdiği basın toplantısında İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun destek verdiklerini dile getiren Zihni, “Bir süredir İçişleri Bakanı Sayın Süleyman Soylu ile 12 Eylül 2010 referandumunda ülkemiz demokrasisinin yükselmesi amacıyla yapmış olduğumuz sivil inisiyatif çalışması üzerinden bizler hakkında CHP Genel Başkanı ve Grup Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun talimatıyla yapılmakta olduğu anlaşılan ve tüm Grup Başkan vekilleri tarafından ortaya atılan FETÖ kaynaklı olduğu çok açık olan hayadan uzak, iftiralara dayalı bir FETÖ kampanyası ile karşı karşıya kalmış bulunmaktayız” dedi.

Suç duyurusunda bulundular

“CHP’nin ve onun Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun mevcut siyaset tarzına uygun düşse de, hem gerçeklere aykırı hem de bizim açımızdan kabul edilemez bir durumdur” diyen Zihni “Bu iftiranın bir FETÖ projesi ve saldırısı olduğu çok açıktır. Kemal Kılıçdaroğlu’nun izah etmekten kaçındığı, izah edemediği, Fetullahçı Terör Örgütü ile ilişkilerini ortaya koyan birtakım başlıklar, artık sıklıkla gündeme gelmektedir. Kumpas sonrası genel başkan olan Kılıçdaroğlu artık köşeye sıkışmaya başlamıştır” şeklinde konuştu.
Klıçdaroğlu’nun yanı sıra Bülent Tezcan, Özgür Özel, Engin Altay, Engin Özkoç hakkında iftira ve FETÖ terör örgütüne iltisakı nedeniyle suç duyurusunda bulunduklarını vurgulayan Zihni, “Kemal Kılıçdaroğlu’nun son olarak bizlere ve Süleyman Soylu’ya yönelik iftiralarda bulunmasının nedeni bu terör örgütü ile iltisaklı olduğunun ortaya çıkmasını önlemeye yönelik bir hedef saptırmadır. Gelinen aşamada bu durumun adli makamlarca soruşturulmasını ve kamu davası açılmasını arz ve talep etme zorunluluğu hâsıl olmuştur. Bu itibarla, ismi bulunanlar ve Anadolu’nun her köşesinde ismini sayamadığımız birçok arkadaşımız; 2010 Referandumu çalışmalarımızı itibarsızlaştırmak ve bizi bir terör örgütü ile ilintili göstermek maksatlı olarak ortaya konulmuş iftira neticesinde CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve bu tezgâhın sözcüleri; Bülent Tezcan, Özgür Özel, Engin Altay, Engin Özkoç hakkında iftira ve FETÖ terör örgütüne iltisakı nedeniyle suç duyurusunda bulunuyoruz” ifadelerini kullandı.

Of’ta destek yürüyüşü

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun memleketi Trabzon’un Of ilçesinde destek yürüyüşü düzenlendi. Çok sayıda vatandaşın katılımıyla gerçekleşen yürüyüşte AK Parti Trabzon İl Başkanı Haydar Revi, Of Belediye Başkanı Salim Salih Sarıalioğlu ve AK Parti Of İlçe Başkanı Hakan Terzi hazır bulundu. Ellerindeki döviz ve Türk bayraklarıyla Bakan Soylu’ya destek veren sivil toplum kuruluşları ve hemşerileri adına bir konuşma yapan Yüksel Yaşar, “Ülke olarak milli güvenlik açısından çok sıkıntılı süreçlerden geçtiğimiz bu dönemde İçişleri Bakanımız, Trabzon Milletvekilimiz Oflu hemşerimiz Sayın Süleyman Soylu’nun yanında olduğumuzu beyan ederek terörle mücadelenin kesintiye uğramadan devam etmesi adına üzerimize düşen sorumluluğu yerine getiriyoruz” dedi.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya yönelik her türlü saldırı ve iftiraların terör örgütlerinin işine geldiğini vurgulayan Yaşar, “Bizler Sivil Toplum Kuruluşları olarak Trabzonlular adına İçişleri Bakanımız Süleyman Soylu’ya yönelik her türlü iftira ve saldırıyı kınıyoruz. Sırf siyaset yapayım derken terörle mücadele sürecine zarar verecek şekilde siyaseten etik olmayan açıklamalar yapılarak aslında güvenlik güçlerimiz yıpratılmaktadır. Bizler Trabzon’da bulunan sivil toplum kuruluşları olarak İçişleri Bakanımıza sahip çıkmayı milli bir vazife olarak görüyoruz. Hep birlikte teröre karşı büyük bir mücadele veren Bakanımızın yanında olmalıyız. Özellikle bizler Trabzon olarak bakanımızı asla yalnız bırakmayacağız. Bu Milli bir duruştur. Her konuşmasında Trabzon Milletvekili olmasından onur ve gurur duyduğunu ifade eden bakanımıza şunu söylemek istiyoruz. Sayın Bakanım bizler seninle gurur duruyoruz. Teröre karşı verdiğin mücadelenle gurur duyuyoruz. Trabzon seninle gurur duyuyor. Trabzon’da faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşları olarak İçişleri Bakanımız Süleyman Soylu’nun yanında olduğumuzu belirtiyor, herkesi terörle mücadele veren içişleri bakanımıza destek olmaya davet ediyoruz. Şehir olarak tüm Trabzonlular, Süleyman Soylu’nun yanındadır” diye konuştu. 

Ozan Köse
 

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, CHP Muğla Milletvekili Ömer Süha Aldan hakkında katıldığı bir radyo programında sarf ettiği sözler nedeniyle soruşturma başlatıldığını açıkladı.

Bozdağ’dan CHP’li Aldan’a sert tepki

Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Bekir Bozdağ, yeni çıkan KHK hakkında yaptığı açıklamalar nedeniyle CHP Muğla Milletvekili Ömer Süha Aldan’ı sert bir dille kınayarak, özür dilemeye davet etti.

Bir radyo yayınına katılan CHP Milletvekili Aldan, 15 Temmuz gecesinde sokağa çıkıp darbeye direnen sivilleri korumaya yönelik çıkartılan son KHK’yı eleştirilerek, “Bu düzenleme, benim bir sürü itim var, bunları salarım sokağa ve onlara af bile getirebilirim mantığını toplumda yayma anlayışıdır” sözlerini kullanmıştı. Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Bekir Bozdağ, Twitter’dan yaptığı açıklamada, Aldan’ın ifadelerini sert bir dille kınayarak, özür dilemeye davet etti. Bozdağ açıklamasında, “CHP Muğla Milletvekili Ömer Süha Aldan, son KHK hakkında yaptığı açıklama ile 15 Temmuz şehitlerine, gazilerine, şehit yakınlarına ve hem de 15 Temmuz darbe teşebbüsüne canı pahasına karşı koyan Türk milletine hakaret etmiştir. Edep, ahlak, izan dışı ve seviyesiz açıklamaları nedeniyle CHP Milletvekili Aldan’ı şiddetle kınıyor; 15 Temmuz şehitlerinin maneviyatından, şehit yakınlarından, gazilerden ve 15 Temmuz’da destansı bir mücadele ve zafere imza atan Türk milletinden özür dilemeye davet ediyorum. Ayrıca CHP’yi ve Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nu bu edep, ahlak ve izan dışı seviyesiz açıklamasıyla şehitlerimiz, gazilerimiz, şehit yakınları ve aziz milletimize açıkça hakaret eden milletvekili Aldan hakkında disiplin hukukunu işletmeye çağırıyoruz. Milletvekili Aldan hakkında disiplin süreci işletilmediği takdirde CHP ve Genel Başkanı Kılıçdaroğlu da seviyesiz, edep, ahlak ve izan dışı üslup ve siyaset ile millete yönelik bu hakarete destek vermiş demektir. Bu asil milletin evlatları, tarihin her döneminde varlığına, birliğine, dirliğine, egemenliğine, bağımsızlığına ve geleceğine yapılan her saldırıyı en son 15 Temmuz’da olduğu gibi kahramanca püskürtmüştür. Ne mutlu o kahramanlara! Ne mutlu o kahramanları sevenlere ve sayanlara” dedi.