Bursa özel okulda öğrenim gören 11 yaşındaki 7 öğrenci, öğretmenleri sordukları sorulardan bunalınca yapay zekayla çalışan robot yapmaya karar verdi. Öğrenciler okulda gördükleri bilişim teknolojileri dersinde öğrendikleri programla suni zekayla çalışan robot yaptı. Öğrencilerin “Robotan” ismini verdikleri robot bilgisayara bağlı olarak çalışıyor. Robotan, internetten edindiği bilgileri uzun uzun anlatıyor. Öğrencilerin sorduğu her soruya sesli olarak cevap veren robot, sadece 400 liraya mal oldu. Öğrenciler bu robotu seri üretime geçirip, öğretmeni olmayan köy okullarına yollamayı planlıyor. Bu robot ayrıca okulların bilgi köşelerine de konularak, öğrencilerin akıllarına takılan sorulara anında sesli olarak cevap verecek. Öğrenciler şu an için yazılı soruları sesli olarak cevaplayan robotu sesli komutla sorulara cevap verir hale getirecek.

Tan okulları öğrencileri; Egemen Kartallar, Yiğit Yörükoğlu, Selin Barış, Elifnaz Öztat, Hayal Ceylan Güven, İnci İyisoy ve Ebralsu Güçman, robotu geliştirerek, Türkiye’nin çeşitli illerinde ve yurt dışındaki yarışmalarda birincilik için yarışacak.

“Çok soru sorduğumuz öğretmenimiz çıldırınca böyle bir proje yaptık” diyen öğrenciler, “Bilişim teknolojileri öğretmenimize danışarak suni zekayla çalışan robot yapmak istediğimizi söyledik. Vakit kaybetmeden çalışmaya başladık ve 3 aylık bir periyot sonunda yapay zekayla çalışan robotumuzu bitirdik. Robotumuz klavye üzerinden yazdığımız soruları algılayıp bu soruları internet üzerinden araştırarak 3 saniyede sesli olarak sorduğumuz soruya ayrıntılı olarak cevap veriyor” dedi

Bilişim Teknolojileri Öğretmeni Salih Güngör, “Bu robot fikri öğrencilerden geldi. Bir gün ders işlerken öğrenciler heyecanlı bir şekilde yanıma geldi. ‘Kendi robotumuzu kedimiz yapalım’ dediler. Öğrencilerimiz kendi yazılımlarını kendileri yazarak robotu yaptı. Robot bilgisayardan yazılı olarak sorduğumuz soruları sesli olarak cevaplıyor. Aynı zamanda ağzını oynatarak, başını sağa sola çevirip karışındaki kişiyi takip ediyor. Sorduğunuz her soruya yarım saat cevap veriyor. Robot okullarda bilgi köşesine konulacak. Maliyeti çok fazla değil. Kütüphane görevi verecek” şeklinde konuştu. 

Burak Türker
 

Merkez Yenişehir ilçesi Şair Sırrı Hanım Ortaokulu’nda beden eğitimi öğretmenliği yapan Özgür Büyük, imkanı olmayan okullar için spor malzemesi kampanyası başlattı. Kampanyaya başlarken 25 okul hedefleyen Büyük, gelen desteklerle 51 okula ulaştı. Okullardaki birinci sorunun malzeme sıkıntısı olduğuna değinen Büyük, “Biz bu projeyi başlattığımız zamanda da üstüne basarak söyledik. Her şeyi devletten beklememek lazım. Tabi ki devletimizin yaptıkları da ortada ama özel sektörü de ayağa kaldırmak lazım. Diyarbakır’da 24’e yakın özel okul var. STK’lar, işadamları, kulüplerimiz var. Bunları biraz ayağa kaldırmamız lazım. Sosyal medya üzerinden durumu iyi olmayan köy ve ilçe okulları başta olmak üzere okullara sportif anlamda malzeme desteği sunmaya çalışıyoruz. Aslında amacımız 25 okuldu. Bugünden itibaren verdiklerimizle beraber 51’nci okula ulaştık. Malzeme destekleri de gelmeye devam ediyor. Herhalde 110 okula ulaşacağız” dedi.

“Farkındalık oluşturmaya çalışıyoruz”

Verdikleri malzemelerin çok büyük olmadığını ama farkındalık oluşturmaya çalıştığını aktaran Büyük, “Bir kişi bunu yapabiliyorsa birkaç kişi birleşip daha farklı çalışmalar yapabilir diye düşünüyorum. Sportif anlamda destek alabileceğimiz insanlarla görüştük. Çok da güzel dönüşler oldu. Almanya’dan bile ‘Biz ücretini gönderelim topu siz alın’ diyenler oldu ama hiçbir şekilde ücret kabul etmiyoruz. “Topu bize ulaştırın, sizin vasıtanızla meslektaşlarımıza ve öğrencilere verelim” diyoruz. Tepkiler güzel, kampanya büyümeye devam ediyor. Aslında biz kampanyayı bitiririz diyorduk ama bu gidişle bitirmeyeceğiz. Kampanyayı top anlamından çıkarıp artık voleybol, basketbol filesi, badminton seti, dart malzemeleri gibi malzemelere dönüştürmeye çalışacağız. Her şeyi de devletten beklemeyelim. Diyarbakır’da, bölgede iş adamlarımız var. Onları bu konuda uyandırmamız gerekiyor. Onları uyandırırsak devletimize hiç gerek kalmadan bütün okullara çok daha güzel bir şekilde ulaşabiliriz” diye konuştu. 

Emrah Kızıl – Ejder Ediz Işık
 

Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Cengiz Bahadır, menisküs yırtıkları ile ilgili açıklama yaptı. Menisküslerin diz eklemini oluşturan kemiklerin arasında yeralan, temel görevleri kemiklerin kıkırdak yüzlerinin birbirine sürtünmesini azaltmak ve ekleme gelen yükleri dengeli bir şekilde dağıtmak olan özelleşmiş kıkırdak destekleri olduğunu açıklayan Prof. Dr. Bahadır, “Özellikle gençlerde menisküsler sportif uğraşlar sırasında diz ekleminde anormal bir yüklenme olduğunda yırtılabilirler. Bu tip yırtılmalar dize direk darbe, dizin dönmesi yada düşmeler sonucu oluşabilir. İleri yaşlarda ise meniskusler yıpranmaya bağlı olarak kendiliğinden yada hafif diz travmaları sonucu yırtılabilir” dedi.

Akut menisküs yırtılması denilen durumlarda dizi zorlayıcı bir travma olduğunu ve dizin aniden şiştiğini belirten Prof. Dr. Bahadır, “Diz genelde kitlenir ve dizi hareket ettirmek çok ağrılıdır. Bu tip akut menisküs yaralanmaları genelde gençlerde sportif uğraşlar sırasında olur ve daha seyrek rastlanır. Kronik meniskus yaralanmalarında ise şikayetler yavaş yavaş başlar. Ağrı daha hafiftir. Bazı kronik menisküs yırtıklarında ise hiç ağrı olmayabileceği akılda tutulmalıdır. Dizde kitlenme nadirdir. Aslında bu tip menisküs yaralanmaları hemen daima kireçlenme ile beraberdir” şeklinde konuştu.

“Meniskus yırtıklarında cerrahi tedavi genelde gerekmez”

Toplumda yaygın kanının hemen her menisküs yırtığının cerrahi tedavi gerektirdiği olduğunu kaydeden Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Cengiz Bahadır, aslında bunun doğru olmadığını, aksine meniskus yırtıklarında genelde cerrahi tedavi gerekmediğini belirtti.

Menisküs yırtıklarının akut döneminda günde bir kaç kez 15’er dakikalık buz uygulama, istirahat ve bandaj uygulandığını söyleyen Prof. Dr. Cengiz Bahadır, “Ağrı kesiciler bu dönemde hastayı rahatlatmak için kullanılır. Diz çok şiş ise sıvı iğne yardımı ile boşaltılıp hasta rahatlatılabilir. Bu tedaviler ile genelde bir hafta içinde diz şikayetleri büyük oranda azalır. Özellikle üst düzey profosyonel sporcular dizlerin zorlamaya devam edeceğinden yırtık olan menisküs nedeni ile dizde tekrar kitlenme ve şişme ortaya çıkabilecektir. Bu nedenle bu tip vakalarda genelde cerrahi artroskopi ile tedavi edilir” ifadelerini kullandı.

Hastanın orta ve ileri yaşlarda veya genç olduğu halde dizi zorlayacak aktiviteler yapmıyorsa cerrahi tedavi nadiren gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Bahadır, “Bilimsel araştırmalar kireçlenmesi olan hastalarda meniskuslerin çoğunlukla yırtık olduğunu göstermektedir. Bu vakalarda meniskusu almak hastanın ağrılarını azaltmayacaktır. Çünkü asıl olay menisküsdeki yırtık değil kireçlenmedir. Bu tip vakalarda konservatif tedavi dediğimiz fizik tedavi, buz uygulama, ilaç, bandaj ve enjeksiyon gibi yöntemler ile ağrılar genelde başarılı bir şekilde kontrol altına alınabilir. Kullanılabilecek diz enjeksiyonları çok çeşitli olsada biz daha çok PRP enjeksiyonunu tercih ediyoruz. PRP tedavisinin menisküs lezyonlarında kullanımına dair veriler çok fazla değilse de yapılan uygulamalarda PRP tedavisinin etkili olabileceği tespit edilmiştir. Özellikle hasarlı menisküsün yada menisküsün artroskopik olarak çıkarılmasının zamanla diz kıkırdaklarında yapacağı tahribatı önlemede çok yararlı bir yöntemdir” dedi.

Prof. Dr. Cengiz Bahadır, dizden menisküslerin bir kısmının alınmasının dizdeki kıkırdak harabiyetini hızlandırdığı ve erken kireçlenme yaptığı ispatlandığını açıklayarak sözlerini şöyle tamamladı: “Dizde aralıklı kitlenme olmadığı sürece menikus ameliyatı yapılmamalıdır. Gereksiz menisküs operasyonunun bedeli erken kireçlenmedir. Bu bedeli ödememek için menisküs lezyonlarında tanı doğru konmalı ve tedavi seçimi çok yönlü bir değerlendirme sonunda yapılmalıdır”. 

Trabzon’da öğretmenlik yapan Sibel Sakallıoğlu 34 yaşındayken baş ağrısı şikayeti ile doktora gitti. Kontrolünde doktorlar kendisine ağrı kesici vererek evine gönderdi. Ancak bir hafta sonra Sakallıoğlu’nun vücudundaki trombosit fazlalığından dolayı beynine pıhtı atması sonucu boynundan aşağısı felç oldu, konuşamaz hale geldi. 14 yıldır bu şekilde yaşayan ve tekerlekli sandalyeye mahkum olan Trabzonlu Sibel öğretmenin en büyük yardımcısı olan kızı Buse, annesi ile birlikte yaşadıklarını ve karşılaştıkları zorlukları nasıl aştıklarını anlattı.
Annesinin hastalığa yakalanmadan bir hafta önce baş ağrısı şikayetiyle doktora gittiğini ifade eden Buse Sakallıoğlu, “Annem hasta olduğu zaman hastaneden bize bu hastalıktan yaşayan çok az insan var demişlerdi. Ancak aradan uzun zaman geçti. Doktorlarda bu duruma şaşırdı. Annem felç olmadan bir hafta önce doktora baş ağrısı şikayetiyle gitmişti. Eğer o zaman bu durum anlaşılsaydı annem bu sonuçla karşılaşmayacaktık” diye konuştu.

Kızı ile bakarak anlaşıyor
Annesi ile bir araya geldiklerinde normal bir şekilde iletişim kurduklarını belirten kızı Buse Sakallıoğlu, “Annem 14 yıl önce beynindeki damar tıkanıklığı sonucu komaya girdi. Tedaviyle şimdiki haline geldi. Kendi aramızdaki iletişimi annem buldu. Semboller oluşturduk, sesli harfleri belli yerlere yaydık. Örneğin gözünü kapatmak ‘B’ harfi gibi. Annemle normal şekilde de anlaşabiliyoruz. Bilgisayar üzerinden yüz yüze de anlaşabiliyoruz. İlk başlarda bütün alfabeyi sayıyorduk, yazıyorduk. Bundan annem de bende sıkılmıştık. Daha sonra farklı bir program geliştirdik. Program kafa kısmını algılıyor. Annem, ekran klavyesiyle istenilen harfleri kafasını hareket ettirmek suretiyle yazıyor. Yani herhangi bir temas yok sadece kafasıyla birlikte yapıyor” dedi.

“Annemin Stephen Hawking’den farklı bir yanı var”
Amerikalı bilim adamı, matematik ve fizik profesörü Stephen W. Hawking gibi annesinin de vücudunu hareket ettiremediğini ve geliştirilen özel bilgisayarı kullandığını kaydeden Buse Sakallıoğlu, “Ancak o çevresiyle de iletişimde özel bilgisayarı kullanıyor. Annem öyle değil, sadece bilgisayarda yazı yazması, bilgisayar kullanmayı bu programla yapıyor. İletişimini bizimle bire bir kuruyor. Bizimle bilgisayar üzerinden değil iletişimimizi yüz yüze sembollerle sağlıyoruz. Yani iletişim sağlamak için bilgisayara ihtiyacımız yok. Örneğin gözünü kapama ‘B’ harfi, sağ kolunu bir kere göstermesi ‘G’ harfi gibi. Bunları birleştirdiğinde ne istediğini veya ne anlatmak istediğini anlıyorum. Zaten annem bunları kitabında da nasıl yaptığını yazıyor” şeklinde konuştu.

Kendisi gibi olanlara kitapla ulaşmak istiyor
Sakallıoğlu, annesinin kitap yazmaya nasıl başladığını da anlatarak “5 yıl önce annem evde sıkılıyordu. O zaman henüz bilgisayar bölümünü kazanmamıştım. Keşke bir program olsa da kullanabilse falan diye düşünüyordum. Daha sonra bunu arkadaşlarımla paylaştım. Onlarda bana yardımcı oldu. Onların yardımıyla bir program bulduk. Annem ilk başlarda kullanamam diye düşündü. Sonradan buna alıştı. Daha sonra hızlı olabilmesi için başka program bulduk. Şu an en son kullandığı program. Bununla birlikte hızlı yazmaya başladı. Ben dışarıda olduğum zaman WhatsApp ve facebook üzerinden mesajlaşmayı da sağlıyor. Şu an hızlı ve seri şekilde kullanıyor. Son bulduğum program sayesinde bu kitabı yazmaya başladı. Annem kendisi gibi felçli, konuşamayan kişilerin karşı taraf ile anlaşmasına yardımcı olma adına bu kitabı hazırlıyor” ifadelerini kullandı.

“Sahip olduklarınızın şükrünü bilin”
Sibel Sakallıoğlu, kızının anlattıklarına bilgisayarda yazdığı yazı ile katkıda bulunarak şu açıklamalarda bulundu:
“Bu kitabı yazmama arkadaşım vesile oldu ve kızımın da büyük desteği ile kitabı yazmaya başladım. Yazarken daha seri olmak adına sesli harfleri kullanmadım. Daha sonra bunları kızım yerleştirdi. Ben her sabah ezanla birlikte uyanıyorum. Kalkıp oturacağım zamana kadar yazacaklarımı kafamda planlıyorum. Bilgisayar başına oturunca da yazmaya başlıyorum. Benim yazacaklarım bitmek üzere. Şimdi yazdıklarımın editörlüğünü kardeşim Emel ve Türkçe öğretmeni Rıza Özgür Yıldız yapıyor. Kitabım Mayıs ya da Haziran ayında KPSS sınavından sonra çıkarmayı düşünüyorum. Çünkü kızım bu sınava yoğunlaştığı için başka şeylerle oyalanmaması lazım. Kitap bana özellikle kızımın son 5 yılda desteğini anlatıyor. Beni hayatın içine nasıl yerleştirdiğini, hayatı bana nasıl sevdirdiğini ayrıca yaşadıklarımı hissettiklerimi yazdım. Kitap da öyle bir bölüm var ki şükredecek ne çok şeyimiz olduğunu anlatıyor. Sanırım bu bölüm çoğu kişinin sahip olduklarına şükretmesine vesile olacaktır. Şu an kitabın yazımı büyük ölçüde bitti.”

Bekir Koca-Gökmen Şahin 

 

Türkiye genelinde her yıl yaklaşık 400 bin soba imal ediliyor. Bu üretimde önemli role sahip olan Bursa’da 2 milyon dolarlık soba ihracatı gerçekleşiyor. Doğalgazın yaygınlaşması ile her geçen yıl düşüşe geçen soba üretimi perakendecileri de mutlu etmiyor. Geçen yıllar Suriye’den gelen göçmenlerle birlikte soba satışlarında artış söz konusu olsa da, bu yıl soba üretici ve satıcıları işlerin azlığından şikayet ediyor.
Perakende soba satıcısı İsmet Şentürk, geçen yıl Suriyelilerden dolayı satışların iyi olduğunu vurgulayarak, yurt dışından gelenlerin sobaya rağbet gösterdiğini söyledi. Havaların mevsim normallerinden sıcak gitmesinin de işlerini olumsuz etkilediğini dile getiren Şentürk, “Fiyatlar da yüksek kalıyor. Dövizin hareketli olmasından dolayı maliyetler yükseldi. Bizim piyasamız zaten daralan bir piyasa. Havalar da iyi gidince beklentilerimizi bulamıyoruz” dedi
Bu yıl soba fiyatlarında yüzde 30 ile 35 arasında artış olduğuna dikkat çeken Şentürk, “150 TL’den başlayan soba fiyatları bin TL’ye kadar değişiyor. Farklı üretimde soba çeşitleri var. Ortalama vatandaşımızın alacağı soba 150 TL ile 400 TL arasında diyebiliriz” ifadelerini kullandı.
1960 yılından beri soba üretimi yaptıklarını belirten Serdar Avcı, sobadaki düşüşü doğalgazın yaygınlaşmasına bağlayarak, “Doğalgaz yaygınlaştıkça ister istemez işlerimizde düşüş yaşanıyor. Türkiye genelinde ortalama 400 bin yılda soba üretiliyor. Bursa olarak soba ihracatımız 2 milyon dolar civarında. Afganistan başta olmak üzere çeşitli ülkelere ihracat yapılıyor. Bazı Avrupa ülkelerine de ihraç ediliyor. Suriyelilerin geldiği ilk 2 sene satışlarımız olumlu etkilendi. Bu sene Suriyeliler yerleşip sobalarını kurunca biraz daralma hissedildi. Türkiye’de Adana, Diyarbakır, İzmir, Mersin olmak üzere hemen hemen her şehre soba gönderiyoruz. Bursa soba perakendesinde ciddi düşüş var” şeklinde konuştu.

Samet Doğru – Abdullah Çibir 

 

Bakan Ağbal, 2018 Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ve 2016 Yılı Merkezî Yönetim Kesinhesap Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine katıldı. Ağbal, Plan ve Bütçe Komisyonu üyelerine genel bütçe hakkında sunum yaptı. Ağbal, küresel ekonomide 2016 yılının ikinci yarısından itibaren ivme kazanan büyüme trendinin 2017 yılının ilk yarısında gelişmiş ülkelerdeki güçlenen büyüme görünümüyle genele yaygın bir görünüme kavuştuğunu belirterek, “2017 yılının ilk yarısında Amerika Birleşik Devletleri, avro bölgesi ve Çin’de büyümenin ivme kazanmasıyla Rusya ve Brezilya’daki ekonomik koşulların görece iyileşmesi küresel büyümeyi yukarı çekmektedir. Bu çerçevede, 2016 yılında yüzde 3,2’yle kriz sonrası dönemdeki en yavaş büyüme performansını gösteren küresel ekonominin 2017 yılında yüzde 3,6 büyümesi beklenmektedir. 2018 yılında ise gelişmekte olan ülkelerde daha da ivmelenecek büyüme görünümü sayesinde küresel ekonominin yüzde 3,7 büyümesi tahmin edilmektedir. Küresel kriz sonrası dönemde ivme kaybeden küresel ticaret hacmindeki artışın 2017’de güçlü bir toplanmayla yüzde 4,2 oranında büyümesi beklenmektedir” ifadelerini kullandı.

Küresel ticaret hacminin 2018’de ise yüzde 4 oranında büyümesi tahmin edildiğini belirten Ağbal, “Küresel ticaretteki ivmelenmede gelişmiş ülkelerdeki yatırım harcamalarındaki artış, gelişmekte olan ülkelerdeki ithalat talebindeki artış etkili olmuştur. Küresel faaliyetlerdeki ve dış ticaretteki canlanma ekonomilerin birbirini olumlu etkilemesine ve bu büyümenin dünya geneline yayılmasına imkân sağlamaktadır. Sayın Başkan, değerli üyeler; gelişmiş ülkelerde ekonomik canlanma genele yaygın bir hâle gelmiş görünüyor. 2016 yılında yüzde 1,7 büyüyen gelişmiş ülke ekonomilerinin 2017 yılında yüzde 2,2; 2018 yılında ise yüzde 2 büyümesi beklenmektedir” şeklinde konuştu.

Türkiye ekonomisinin küresel kriz sonrası dönemde büyüme olumlu bir görünüm gösterdiğini kaydeden Ağbal şunları söyledi: 

“2010-2017döneminde ekonomimizin sağlam temelleri, uyguladığımız doğru ekonomi politikaları, dinamik özel sektörümüz, sağlıklı bankacılık sistemi ve kamu mali dengeleriyle Türkiye ekonomisi güçlü büyüme trendini sürdürdü. 2010-2017 döneminde Türkiye ekonomisi ortalama yüzde 6,6 oranında büyüdü. Aynı dönemde, Çin ve Hindistan hariç, gelişmekte olan ülkeler ortalama yüzde 3,6 büyürken, gelişmiş ülkelerde ise büyüme oranı ortalama yüzde 1,9 seviyesinde kalmıştır. 2016 yılının ilk yarısında gelişmekte olan ekonomilerden pozitif yönde ayrışarak yüzde 4,9 büyüyen Türkiye ekonomisi, 15 Temmuz alçak darbe girişiminin etkileri, terör saldırıları, turizmdeki daralma ve zayıf dış talep nedeniyle olumsuz etkilenmiştir. Bu kapsamda üçüncü çeyrekte ekonomi yüzde 0,8 daralmıştır.”
Türkiye ekonomisinin 2017 yılının ilk altı ayında G20 ülkeleri içinde Çin ve Hindistan’dan sonra en hızlı üçüncü büyüyen ülke olduğunu işarete eden Ağbal, “Bu yılın ilk yansında toplam tüketim büyümeye 2,4 puan katkı sağlarken, yatırımlardan ve dış talepten sırasıyla 1,9 ve 2 puanlık pozitif katkı gelmiştir. Yatırım ve dış talep kanalından büyümeye gelen güçlü katkı, büyüme kompozisyonu açısından son derece önemlidir. Ekonomiye ilişkin öncü göstergeler yılın geri kalanında da büyümenin artarak devam edeceğine işaret ediyor. Kredi Garanti Fonu’nun yatırımlar ve ekonomik faaliyetleri desteklemesi, teşvik ve vergi indirimleriyle canlanan iç talep, turizmdeki toparlanma, ihracattaki olumlu seyir ile baz etkisi, hep birlikte ekonomik büyümenin ikinci yarıda da güçlü olacağını göstermektedir. Bu kapsamda sanayi üretimi, PMI, kapasite kullanım oranı ve reel kesim güven endeksi gibi üretim tarafındaki öncü göstergelerde gözlemlenen rekor seviyeler de önümüzdeki dönemde büyüme tarafındaki güçlü seyrin devamını teyit etmektedir. Sanayi üretim endeksi temmuz ve ağustos aylarında ortalama yüzde 15 artarak pozitif seyrini sürdürmüştür. Kapasite kullanım oranı eylül ayında yüzde 79’la son dokuz yılın en yüksek seviyesine çıkmıştır. PMI endeksi de üst üste yedi ay eşik değer olan 50’nin üzerinde gerçekleşerek 2014 yılından beri gözlenen en uzun kesintisiz büyüme eğilimini ortaya koymuştur” diye konuştu.

İstihdamın artmasına rağmen işgücüne katılımında arttığına dikkat çeken Ağbal, “İstihdamın artmasına rağmen iş gücüne katılım oranının da artması nedeniyle işsizlik oranındaki azalış sınırlı kalmaktadır. işsizlik oranının bu çerçevede 2017 yılında ortalama yüzde 10,8 civarında olması öngörülmektedir. Sayın Başkan, değerli üyeler; 2016 yılında yüzde 8,5 olarak gerçekleşen enflasyon 2017 yılında genel olarak artış eğilimini korumuştur. Bu seyirde gıda fiyatları, Türk lirasındaki değer kaybının birikimli ve gecikmeli etkileri, ithalat fiyatlarında yükseliş ile baz etkisi belirleyici olmuştur. Enflasyonun yıl sonunda baz etkisinin de desteğiyle yüzde 9,5 olarak gerçekleşmesini bekliyoruz” ifadelerini kullandı.

2016 yılı bütçe gerçekleşmelerini anlatan Ağbal, “2016 Yılı Kesin Hesap Kanun Tasarısı’na göre, bütçe giderleri 584,1 milyar lira, bütçe gelirleri 554,1 milyar lira, bütçe açığı 29,9 milyar lira, faiz dışı fazla ise 20,3 milyar lira olacaktır. 2017 yılı merkezî yönetim bütçe gerçekleşmelerine ilişkin yıl sonu beklentimiz ise şu şekildedir: 2017 yıl sonunda, merkezî yönetim bütçe giderlerinin 673,7 milyar lira, merkezî yönetim bütçe gelirlerinin 612 milyar lira, bütçe açığının 61,7 milyar lira, faiz dışı dengeni ise eksi 4,2 milyar lira olarak gerçekleşmesini bekliyoruz. 2017 yıl sonu bütçe açığının 61,7 milyar lirayla bütçe başlangıç hedefinin 14,8 milyar lira üzerinde gerçekleşeceği tahmin ediyoruz. Bu açığın millî gelire oranı ise yüzde 2 civarında olacaktır” şeklinde konuştu.

2018 bütçesi, hakkında bilgi veren Ağbal, “2018 yılı bütçesi, AK parti hükümetleri tarafından hazırlanan on altıncı bütçedir. Çok partili dönemde arka arkaya 16 defa bütçe hazırlama görevini bizlere veren milletimize şükranlarımızı arz ediyoruz. 2018 yılı bütçemizi, konuşmamın önceki bölümlerinde sizlerle paylaştığım, orta vadeli hedefler, ekonomik, mali ve sosyal çerçeveye uygun olarak hazırladık. 2018 yılı bütçemizde, bütçe giderleri 762,8 milyar lira, faiz hariç giderler 691,1 milyar lira, bütçe gelirleri 696,8 milyar lira, vergi gelirleri 599,4 milyar lira, bütçe açığı 65,9 milyar lira, faiz dışı fazla ise 5,8 milyar lira olarak öngörülmüştür. 2018 yılı bütçesi, bundan önceki bütçelerde olduğu gibi ekonomik büyümeyi, istihdamı ve vatandaşlarımıza hizmeti esas alan bir bütçe olacaktır. AK Parti hükümetlerinin uygulamaya koyduğu bütçelerin en önemli özelliklerinden bir tanesi, bütçeden faize harcanan kaynakları azaltırken doğrudan vatandaşlarımıza hizmet olarak yansıyacak kaynakları artırmak olmuştur. Nitekim, AK Parti 2002 yılında iktidara geldiğinde bütçenin yüzde 43,2’si doğrudan faiz harcamalarına gidiyordu. Hükümetlerimiz döneminde bu oran sürekli olarak aşağıya indi; bütçeler faiz bütçesi olmaktan çıktı, hizmet bütçesine dönüştü. 2018 yılında bu oran yüzde 10’un altına kadar düşürülmüş. 2002 yılında toplanan her 100 lira verginin 86 lirası faize giderken 2018 yılında toplayacağımız her 100 liralık verginin sadece 12 lirası faize gidecek. Ekonomide yakaladığımız sürekli ve güçlü büyüme trendi, ekonomik ve siyasi istikrar ve güçlü kamu maliyesi dengeleri birbirlerini desteklemek suretiyle bir taraftan borçlanma ihtiyacını düşürürken diğer taraftan kamunun reel borçlanma maliyetlerini de önemli ölçüde aşağı çekmektedir” dedi.  

Ahmet Umur Öztürk – İbrahim Berat Yılmaz
 

Başbakan Yardımcısı Fikri Işık, “Rakka DEAŞ’tan temizleniyor. Eğer Rakka’yı siz bir başka terör örgütü militanlarına teslim ederseniz, orada etnik bir çatışmayı kaçınılmaz hale getirirsiniz” dedi.

“Kuzey Kore’deki Kim, bir şey yaparsa dünya bir nükleer savaşın eşiğine her an gelebilir”

Açılışta konuşan Başbakan Yardımcısı Fikri Işık, “Her halde dünya tarihinde belirsizliklerin bu kadar arttığı fazlaca dönem yok. Bir kıvılcımın yangına döneceği, küçük bir rüzgarın adeta kasırgaya döneceği bir dönemdeyiz. Kuzey Kore’deki Kim, bir şey yaparsa dünya bir nükleer savaşın eşiğine her an gelebilir. Bölgemizdeki bir kıvılcım felakete sebep olabilir. Zaten 6-7 yıldır Suriye’deki iç savaştan, Irak’taki gelişmelerden dolayı bütün bedelleri ödedik, ödemeye de devam ediyoruz. Medeniyet değerlerimizin bize kazandırdığı güçlü duygular sayesinde bunlar, ensar muhacir kardeşlik hukuku içerisinde yok ediliyor. 5 bin 10 bin mültecinin Avrupa’ya ayak bastığı bir dönemde Avrupa’nın siyaseti karışıyor. Onlar 5 bin 10 bin insanı misafir etmekte zorlanırken, Türkiye 3 milyondan fazla insanı misafir ediyor. Aramızdaki fark bizdeki ensar muhacir kardeşlik duygusu” dedi.

“Bir terör örgütünü yenmek için başka bir terör örgütü kullanılır mı?”

“İstiyoruz ki Suriye, Irak artık bir an önce huzura kavuşsun” diyen Başbakan Yardımcısı Işık, “Maalesef ittifak içerisinde olduğumuz bazı ülkeler bölgeyi doğru okumuyorlar. Bölgede güya DEAŞ ile mücadele edelim derken, bir başka terör örgütünü bölgenin başına musallat etmekten çekinmiyorlar. Geçen gün Türkiye’de büyük bir infial oldu. Terörist başının resmini Rakka’ya asıyorlardı. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu. Bir terör örgütünü yenmek için başka bir terör örgütü kullanılır mı? Bunu yapmak yılan ile çuvala girmektir. Ondan sonra başlıyorsunuz bu yılan niye bizi soktu demeye. Yılanla çuvala girersen yılanın yapacağı başka şey var mı? Onun için bir an önce bu yanlışlıktan dönmek lazım. Şimdi önümüzdeki tehlike ne? Rakka DEAŞ’tan temizleniyor. Eğer Rakka’yı siz bir başka terör örgütü militanlarına teslim ederseniz, orada etnik bir çatışmayı kaçınılmaz hale getirirsiniz. Bu yanlışa düşmeyin. Rakka’yı Rakka’nın gerçek sahiplerine teslim edin” ifadelerini kullandı.

Konuşmasın ardından Başbakan Yardımcısı Işık Sosyal Yaşam ve Gençlik Merkezi’nin kurdelesini kesti. Ardından Işık ve beraberindekiler Sosyal Yaşam ve Gençlik Merkezi’ni gezdiler.

Uğur Konuk – Murat Kanber

Beynindeki damar tıkanıklığı nedeniyle aniden rahatsızlanarak tedavi altına alınan CHP Antalya Milletvekili Deniz Baykal’ın hastalığı ile gündeme gelen İnme hastalığına ülkemizde yılda yaklaşık 200 bine yakın vakaya rastlanıyor.

İnmenin özellikle 60 yaş üstü ve erkeklerde görülme olasılığının arttığını ifade eden Özel Gözde İzmir Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Hilal Togan, ilk belirtiler görülmeye başladığından itibaren her dakikanın hayati önem taşıdığını belirtti.

Bu belirtilere dikkat

Dr. Togan, İnmenin vücudun bir tarafında (yüz, kol, bacak) uyuşukluk, güçsüzlük, konuşma güçlüğü, anlamada zorluk, görme bozukluğu baş ağrısı, baş dönmesi, yutma güçlüğü ile kendini gösterdiği bilgisini verdi. İnme hastalığındaki risk faktörlerini sıralayan Dr. Togan, alkol ve sigara kullanan, hipertansiyon, şeker ve kalp hastalığı olan, obezite (şişmanlık) hastalığı olan, fiziksel hareketsizliği ve yüksek kolesterolü olan kişilerin risk grubunda bulunduğunu dile getirdi.

Dr. Hilal Togan, şunları söyledi:

“İnme, dünyada en fazla fonksiyon kaybına neden olan ve yaşam kalitesini en fazla etkileyen hastalıkların başında gelir. Ülkemizde yılda yaklaşık 200 bine yakın inme vakası ile karşılaşılmaktadır. İnme tedavisinde ilk 3 saat çok önemlidir. Bu süre içinde yapılan müdahaleler geri dönüşü olmayan güç kayıplarının yaşanmasını engeller.” 

13 Ekim Dünya Tromboz Günü nedeniyle İstanbul’da bilgilendirme toplantısı yapıldı. Sosyal sorumluluk projesinin tanıtıldığı ve tromboz ile ilgili güncel bilgilerin paylaşıldığı toplantıya Türk Kalp ve Damar Cerrahisi Derneği Başkanı Prof. Dr. Ahmet Rüçhan Akar, Ulusal Vasküler ve Endovasküler Cerrahi Derneği Başkanı Prof. Dr. Cengiz Köksal ve Türk Kalp ve Damar Cerrahisi Derneği Pulmoner Hipertansiyon ve Pulmoner Tromboemboli Tedavileri Çalışma Grubu Başkanı Doç. Dr. Gökçen Orhan katıldı. Toplantıda tromboz hakkında bilgiler verilirken, ‘Pıhtı Küçük, Risk Büyük’ isimli proje hakkında bilgiler verildi. Toplantıda projeye destek sanatçıların ve ünlülerin tromboz farkındalığı ile ilgili videolu mesajları izletildi.

Farkındalık için etkinlik düzenlediklerini belirten Prof. Dr. Ahmet Rüçhan Akar, ”Pıhtı dediğimiz durum; insan genom haritasının yüzde 10’u pıhtı ve pıhtıyı önleyici genlere ait. Dünyadaki her 4 ölümden 1 tanesi pıhtılaşma nedeniyle oluyor. Pıhtı hem kalp krizine neden olabiliyor hem de felce neden olabiliyor. Kamuoyunda çok fazla bilinmeyen toplardamarlarda pıhtı ile seyredebilmekte. Toplardamarlardaki pıhtı daha az biliniyor. Ayaklarda, bacaklarda veya kalça civarındaki pıhtı oluşumu hayati ve önlenebilir risk teşkil etmekte. Bu pıhtılar akciğere gittiği zaman ani ölümlere neden olabilmekte. Bütün bu problemler, önlenebilir ve erken tanınabilir. Hasta ölümlerin yaklaşık yüzde 60’ı toplardamar sistemindeki pıhtılar nedeniyle olmaktadır. Hastayı kurtarsanız bile daha sonra bacak şişlikleriyle seyreden problemler yaşanmakta” dedi.

”Uzun seyahatlerde mutlaka hareket edilmeli”

Pıhtı oluşumunda ailevi nedenler ile artan yaşla birlikte giderek sıklığı artmakta olduğunu ifade eden Prof. Dr. Akar, ”Özellikle 60 yaşın üzerinde, sigara içenlerde ve obezlerde pıhtılaşma riski daha yüksek. Kadınlarda ayrı problemler olabilmekte. Hamilelik, hamilelik sonrası ve doğum kontrol hapı kullananlara daha yüksek risk var. Uzun seyahatler; uçak yolculukları ve otobüs yolculuklarında 4 saati geçtikten sonra eğer hareketsiz kalıyorsanız o zaman pıhtı oluşumuna yol açmış oluyorsunuz. Önerimiz; uzun seyahatlerde mutlaka hareket edilmesi, özellikle uçak yolculuklarında alkolden sakınılması ve bol sıvı alınması gerekir. Bunlar önleyici tedbirler” şeklinde konuştu.

”DTV ciddi ölüm nedeni”

Derin ven trombozu (DVT) ne olduğunu açıklayan Prof. Dr. Cengiz Köksal, ”Bacaklarda toplardamarlarda kanın birikmesi ve bacaklarda şişme ile ortaya çıkıyor.Dünyada 30 saniyede bir kişi DVT yani bacaklardaki pıhtını akciğerlere atması yüzünden hayatını kaybediyor. Sorun çok büyük. DVT en önemli nedeni hareketsizlik. Hareket etmemiz lazım, DVT ciddi ölüm nedeni. Risk gurupları, gelişen dünya ile birlikte hareketsiz kalan, özellikle ofiste bilgisayar başında çalışan insanlar ciddi risk grubunda. Saatleri, ofiste bilgisayarın başında hareketsiz geçirdikçe bacaklarda pıhtı oluşumu ve buna bağlı akciğer embolisi ve ölümler çok sık artıyor. Diğer risk faktörleri kanser, kilo, sigara ve varisin varlığıdır. En önemlisi ofiste beyaz yakalıların hareketsiz geçirdiği saatler. Belirtisi bacakta tek taraflı şişme, gerginlik ve ağrı hissi. Bunları hissettiğimiz zaman mutlaka bir doktora başvurmalıyız. Pıhtıda çözüm çok basit hareket,hareket, hareket etmek lazım. Sorun büyüdükçe, dünya bu fark edildikçe tedavi hakkında iyi gelişmeler oluyor. İlaçlarla etkileşmeyen yeni kan sulandırıcılar var. Test yapılması gerekmeyen ve pıhtıyı fark ettiğimiz an değişik yöntemlerle elemine edebiliyoruz, buda çok önemli” diye konuştu.

Pıhtının akciğere etkisini değerlendiren Doç. Dr. Gökçen Orhan, ”Bacakta oluşan bir pıhtı, bacaktan yola çıkarak kalbi geçip akciğer ana atardamarına atabilir. Bu, ani ölümlere ya da çok ciddi uzun süreli sonuçlara neden olabilir. Uzun sürede nefes darlığı ve kalp yetmezliğine yol açabilir. Bu pıhtılar zamanında erimezse bunun oranı 25’de 1’dir, kronik tromboemboli hipertansiyon diye bir hastalık oluşur. Burada akciğer basıncında hipertansiyon oluşur. Buda kalp yetmezliğine ve ölüme kadar gidebilir. Bunun tek tedavisi ameliyattır. Bu ameliyat için mutlaka kalp damar cerrahına başvurmak gerekir. İlaç tedaviler için multidisipliner davranılabilse de bazı durumlarda özel ameliyatlar gerekiyor ki; bunlar kalp ve damar cerrahları tarından yapılmaktadır” açıklamasında bulundu.

‘Pıhtı Küçük, Risk Büyük projesi

Pıhtı Küçük, Risk Büyük projesi hakkında bilgi veren Doç. Dr. Orhan, ”Bizim çalışma grubumuzun projesi. Sanatçı arkadaşlarımız, dostlarımız bize küçük videolarla destek oldular. Topluma pıhtı konusunda önemli mesajlar vermeye çalıştık. Burada en önemli şey; pıhtının küçük, riskinin büyük olduğunu aklımızda tutmak. Bacağımızda kızarıklık, şişlik, renk değişikliği ve ani başlayan ağrı olursa birde bunlara öksürük, nefes darlığı ekleniyorsa acilen doktora baş vurmanız gerekmektedir. Pıhtı hayatı olumsuz etkiliyor. Şiş bir bacakla tüm ömrümüzü geçirmek zorunda kalabiliriz, konforsuz bir yaşam olur. Pıhtı küçük, risk büyük. Lütfen riski kendinizde gördüğünüzde ihmal etmeyin. Pıhtı tedavi edilebilir. Bir kalp damar cerrahisi uzmanına başvurun” ifadelerini kullandı.
 

Premenstrüel sendromunu, her ay düzenli adet gören kadınlarda adet öncesi şişkinlik, bulantı, karın ağrısı, sinirlilik, duygu durum değişikliği gibi belirtiler olarak tanımlayan Doç. Dr. Gökalp Öner, genellikle hormonal nedenlere atıfta bulunulsa da, altta yatan fizyolojik bir rahatsızlıktan dolayı da sendromun görülebileceğine işaret etti.

Vücutta seratonin hormonu düzeyi düşüyor

Adet kanamasından önce vücutta seratonin adı verilen mutluluk hormonunun deşarj edildiğini ve bu durumun gerginliğe neden olduğunu belirten Doç. Dr. Gökalp Öner, sendromun fizyolojik sebeplerine dair şu bilgileri verdi:

“Çikolata kistinin varlığı durumunda bu tür ağrılar, sancılar ve gerginlik halleri olabilir. Bazen miyomlar bile ağrı yapabilir ve hatta polikistik over sendromu dediğimiz yumurtlayamama durumunda da kadınlarda stres oluşur. Bir kadının düzenli yumurtlayamaması demek, düzenli adet görememesidir. Bu nedenle her biri iyi tespit edilmeli, farkı ayırt edilmeli ve tanıya yönelik tedavi uygulanmalıdır. Bu nedenle kadınlar önce bir kadın doğum uzmanına muayene olmalıdır.”

Duygu durum bozukluklarına işaret ediyor

Memorial Kayseri Hastanesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Şaban Karayağız da, psikiyatri anabilim dalında Premenstrüel Disforik Sendrom (PMS) olarak tanımlanan hastalığın bir duygu durum bozukluğu olduğunu ifade etti. Fazla sayıda faktörün eşlik ettiği sendromu yaşayanların kendilerine huzursuzluk, kaygı ve içinde hafif sinirlilik ve öfke haliyle başvurduklarını dile getiren Yrd. Doç. Dr. Şaban Karayağız, “Diğer psikiyatrik tanılarda olduğu gibi, bunun bir hastalık olarak tanımlanabilmesi için bu durumun, kişinin günlük yaşantısını ve işlevlerini etkilemesi gerekir. Örneğin bir ev kadını için günlük işlerinde aksama, çocuklarının ve kendinin bakımında aksama; çalışan bir kadın için iş hayatı, öğrenci için okul hayatı etkilenmeye başladığı andan itibaren bizim için tedavi edilmesi gereken bir durum haline gelmiştir” dedi.

Seratonin hormonunu yükseltecek aktiviteler tedavi edici

Sendrom yaşayanların, vücutta seratonin hormonu düzeyini artıracak yüzme, yürüyüş gibi sporların yanı sıra, günlük yaşamda yapmaktan hoşlandıkları aktiviteleri yerine getirmesini öneren Yrd. Doç. Dr. Şaban Karayağız, “İstemesek de yapay bir şekilde şekerleme ve çikolatalar da seratonin düzeyini yükseltiyor. Uyku ve uyanıklık döngüsünün de iyi bir şekilde sağlanması gerekir. Çünkü seratoninle yakından ilişkili olan melatonin dengesinin düzenli olması düzenli uyku alımına bağlıdır” ifadelerini kullandı. 

Selma Kara