Kemer’in Göynük turizm bölgesinde bir otelde konaklayan ve ismi açıklanmayan Rus kadın turistten şüphelenen görevliler, otelden ayrılacağı gün kadından bavulunu açmasını istedi. Görevliler, çanta açıldıktan sonra gördükleri manzara karşısında şok oldu. Turistin valizinden onlarca tabak, havlu, tuvalet kağıdı, banyo malzemesi, poşet çay çıktı. Bavuldan çıkan eşyaları yatağın üstüne seren görevlilerin ‘bu kadar havluyu ne yapacaksınız?’ sorusuna Rus kadın, ‘çocuklarımın doğum günü’ diye cevap verdi. Ardından ‘bu kadar malzeme çok değil mi?’ diye soran görevliye ise Rus kadın, iki çocuğunun olduğunu ve meyve, pasta yedikleri için çocuklarının sürekli ağzını, yüzünü silmek zorunda kaldığını belirtti. Oteldeki görevliler tarafından cep telefonuyla çekilen görüntülerde, yüzlerce poşet çayının da yer aldığı gözlendi.

Kaşık setine kadar almışlardı 

Sosyal medyada paylaşılan görüntü sonrası olayın nasıl sonuçlandığı bilinmezken, geçtiğimiz yıl Temmuz ayında Manavgat ilçesindeki bir otelde buna benzer bir vaka meydana gelmişti. Olayda, 5 yıldızlı bir otelde konaklayan yabancı uyruklu turistin ağzı açık çantalarında otele ait çok sayıda malzeme gören kat görevlileri, durumu yetkililere haber vermiş, otel yönetiminin yaptığı araştırmada turistin çantasından elma ve portakal, bitki çayı, meyve suları, şampuan, tuvalet kağıdı, başka bir turistin çantasında da çatal, bıçak, kaşık seti çıkmıştı.  

Suat Metin
 

Kocaeli’nin Gebze ilçesi Köşklüçeşme Mahallesi Bağdat Caddesi üzerinde bulunan evde yaşayan Türkan Durmuş (45) Serebral Palsi hastası kızı 21 yaşındaki Tuğçe Durmuş’un eğitimi için hafta bir gün kızını Gebze’den Başiskele’ye otobüsle götürüyor. Sabahın erken saatlerinde kızını sırtına alarak yola çıkan anne,Türkan Durmuş, yaklaşık 2 saatlik yolculuk sonrasında Başiskele ilçesinde bulunan Özel Atlantis Rehabilitasyon Merkezi’ne ulaşıyor. 75 kilometrelik yolculuk sonrasında kızının okuluna ulaşan anne, kızının tedavisi için her türlü zorluğa katlanabileceğini ifade etti. Gebze çevresinde benzer bir çok eğitim kurumu olmasına rağmen onları tercih etmeyen Türkan Durmuş, eğitim gördükleri rehabilitasyon merkezinde verilen eğitim ile birlikte at ve havuz terapisi sayesinde kızının günden güne iyiye gittiğini söyledi.

“Bütün zorlulara çocuğum olduğu için katlanıyorum” 

Kızının 1 yaşından beri Serabral Palsi hastası olduğunu söyleyen anne Türkan Durmuş, “Haftada bir kez buraya geliyorum. Seanslarımı alıp gidiyorum. Gelirken 1.5 saatten fazla yol alıyorum. Benim için çok zor oluyor. Mesafe çok uzak ama buranın eğitimi diğer kurumlara göre daha güzel. Kızım burada havuz ve at terapisi alıyor. Öğretmenlerden de çok memnunum. Onun için bu kadar yolu geliyorum. Gebze’de de benzer yerler var ama onlardan memnun kalmadım. Kızımı sırtımda taşıyorum. Bu da bir anne fedakarlığı. Yapacak bir şeyim yok. Bütün zorlulara çocuğum olduğu için katlanıyorum” dedi.

“Bana mutluluğu anlat deseler, annem yaşıyor der susarım” 

21 yaşındaki Tuğçe’nin annesine en büyük Anneler Günü hediyesi ise günden güne iyileşmesi. Annesini çok sevdiğini söyleyen Tuğçe Durmuş, “Annemin üstümde emeği çok fazla. Onun hakkını ödeyemem. Bütün annelerin hakkı ödenmez ama benimki bambaşka bir şey. Onu çok seviyorum. Bana mutluluğu anlat deseler, annem yaşıyor der susarım. Annem benim için yaşıyorsa ben kimse için ölemem. Annecim seni çok seviyorum. Anneler günün kutlu olsun” ifadelerini kullandı.  

Uğur Konuk

Tüm dünyada global bir sorun olarak ele alınan obezite, yetişkinlerin yanında çocukların da sağlığını ve geleceğini olumsuz etkiliyor. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından obezite; Sağlığı bozacak ölçüde yağ dokularında anormal veya aşırı yağ birikmesi olarak tanımlanıyor. Özellikle okul çağındaki ve ergen çocuklarda endişe verici boyutlara oluşan fazla kilo ve obezite, ileride gelişebilecek diyabet ve kardiyovasküler hastalıklar açısından da önemli bir risk oluşturuyor. Acıbadem Eskişehir Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanlarından Gözde Gence, çocuklardaki obezite artışında genetik yatkınlığın yanında, beslenme alışkanlığının hazır yiyeceklere kaymasının, ayaküstü tüketilen fastfood besinlerin fazla tüketilmesinin ve fiziksel aktivite azlığının en güçlü etkenler arasında yer aldığını söylüyor. 

Obez çocuklar, obez yetişkinler oluyor! 

Obez çocukların çok büyük oranda obez erişkinler olarak hayatlarına devam ettiklerin ve bu nedenle de birçok hastalık açısından risklerinin arttığını hatırlatan Gözde Gence, çocukluk çağındaki kalp-damar hastalıkları, tip 2 diyabetin yanı sıra, ortopedik problemler, zihinsel bozukluklar, okul başarısında düşme ve kendine güvensizliğin gelişiminde de önemli bir oynadığını söylüyor. Obezite ve fazla kilonun önlenebilir sağlık riskleri arasında ilk sıralarda yer aldığına işaret eden Gözde Gence, ayrıca obez olan çocukların psikolojik sorunlar yaşayarak ilerde özgüven eksikliği ve uyumsuzluk problemi yaşayabileceğini anlatıyor. Bu nedenle, çocukların boş kalori kaynakları yerine doğru yiyeceklerle, doğru zamanda beslenmesi gerekiyor. 

Çocuklarda obezite nasıl hesaplanır? 

Çocuklarda obezitenin varlığının tespiti için, yaş ve cinse göre hazırlanan Vücut Kitle İndeksi (VKİ) persentil eğrileri kullanılıyor. Çocuğun gelişiminin ve boy, kilo oranının hekim ve diyetisyenler tarafından bu persentil eğrileri üzerinden takip edildiğini söyleyen Gözde Gence, “Persentil eğrilerine göre; çocuğun durumu 85-95. persentilde ise fazla kilolu, 95. persentilden büyük ise obez olarak sınıflandırılıyor” diyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Gözde Gence bununla birlikte yaşa ve boya göre ağırlık, deri kıvrım kalınlığının ölçümü ve içerdiği yağ bakımından vücut kompozisyonunun da kullanılan diğer tanı yöntemleri arasında yer aldığını söylüyor. 

Çocuğunuzun yanında olun 

Çocuklarda kilo kaybının sağlanması için kalori kısıtlaması ve egzersizin bir arada yürütüldüğü bir yaklaşım gerekiyor. Gözde Gence, ebeveynlerin çocukların motivasyonunu artırıcı ve destekleyici cümlelerle onların yanında olduklarını hissettirmeleri gerektiğini söylüyor. Zayıflamasına sağlamak uğruna bilinçsizce uygulanacak düşük kalorili diyetlerin çocukların büyüme ve gelişmesini olumsuz etkileyeceğine dikkat çeken Gözde Gence, diyetisyen ile işbirliği içinde çocuğa sağlıklı beslenme alışkanlığı kazandırmak gerektiğini söylüyor. 

Sağlıklı büyümenin devam edebilmesi ve gerekli besin ihtiyaçlarının karşılanabilmesi için diyetle birlikte haftada 0,5 kg verilmesinin amaçlandığını söyleyen Gözde Gence sözlerine şöyle devam ediyor:
“Çocuğun normal ihtiyaçlarını karşılayacak olan toplam kalori ana ve ara öğünlere bölünerek veriliyor. Hem kilo vermenin hem de uzun dönemde verilen kilonun korunabilmesi için mutlaka çocuğun egzersiz yapması gerekiyor. Haftada en az üç kez ve 30 dakikalık egzersiz başlangıçta yeterli oluyor. Egzersizin yoğunluğu ve süresinin de yavaş yavaş artırılması gerekiyor.” 

Ebeveynler örnek olmalı 

Çocukları obeziteden korumak için öncelikli ebeveynlerin kendilerini koruyarak örnek olmaları gerektiğini söyleyen Gözde Gence, “Çocuğunuza gözlem yoluyla öğretecekleriniz, çocuğunuzun beslenme davranışının oluşmasında anahtar rol oynuyor. Dolayısıyla fiziksel aktivite içeren yaşam sürmeniz, sağlıklı beslenmeniz rol model olduğunuz çocuklarınızın geleceği için çok önemlidir” diye konuşuyor.  

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, “Seçim döneminde gelen bütün mesajları, iletilen tüm ihbarları, gelebilecek tüm uyarıları valilerimiz başta olmak üzere bütün arkadaşlarımız dikkate alsınlar” dedi.
Ankara Gölbaşı’ndaki Vilayetler Evi’nde İçişleri Bakanı Süleyman Soylu başkanlığında “Seçim Bölge Güvenlik Toplantısı” gerçekleştirildi. İçişleri Bakanlığı Müsteşarı Muhterem İnce, Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Arif Çetin ve 19 ilin valisi toplantıda yer aldı. Toplantı öncesi konuşma yapan Soylu, 16 Nisan referandumu münasebetiyle yine bu konuda Türkiye’de belirlenen noktalarda bir dizi bölge toplantısı gerçekleştirdiklerini anımsattı. Türkiye’yi 7 bölge üzerinden ele alarak programlarını gerçekleştireceklerini kaydeden Soylu, toplantıları 11 Mayıs’ta tamamlamayı planladıklarını aktardı. Soylu, “Seçim, vatandaşın, milletin, halkın seçimidir. İçişleri Bakanlığı olarak bizim görevimiz vatandaşımızın özgür iradesine sağlıklı bir şekilde herhangi bir aksiliğe veya güvenlik zafiyetine meydan vermeden sandığa yansıtabileceği ortamı temin edebilmektir. Bu itibarla bilgimiz ve tecrübemiz ne seviyede olursa olsun tedbiri elden bırakmamak gerektiği düşüncesiyle bu toplantıları gerçekleştirdik” ifadelerini kullandı.

“Dünyada seçimi en iyi yapan ülke Türkiye’dir”

Seçimin üç ayrı dönemi olduğuna işaret eden Soylu, “Birincisi kampanya dönemi, ikincisi seçim günü oy verme işleminin oluştuğu dönem, üçüncüsü ise sandıkların kapandığı, oyların sayıldığı ve oyların esas itibariyle güvenli bir şekilde merkezlere gönderildiği dönemdir. Bu üç dönemi de iyi yönetmek, halkımızın özgür iradesini sandıklara yansıtabilmek ve bu demokratik sıçrayışı önemli bir şekilde sona erdirmek durumundayız. Elbette ki seçimle ilgili spekülasyonlar, seçim güvenliğiyle ilgili bir takım iddialar ortaya koyulacaktır. Bu bizim işimiz değildir. Bunu bir çok kez söyledim, tekrar ifade etmek istiyorum. Dünyada seçimi en iyi yapan ülke Türkiye’dir” şeklinde konuştu.

“Terör örgütleri birtakım girişimlerde bulunabilirler”

Soylu, propaganda döneminin kendileri için önemli olduğuna dikkat çekerek şunları kaydetti:
“Mitinglerden ki bu dönem Ramazan ayına gelmektedir, Ramazan ayındaki iftar yemeklerine kadar tüm tedbirleri en üst düzeyde almak zorundayız. Biliyoruz ki özellikle seçimlerin sağlıklı gidişini engelleyebilmek ve vatandaşımıza bir güvensizlik ortamı tesis edebilmek için özellikle terör örgütleri bir takım girişimlerde bulunabilirler. Bunların tüm önlemlerini alabilmek ve vatandaşlarımızın, siyasi partilerimizin propaganda serbestiyetini kanunlar çerçevesi içerisinde yapabilmesini temin edebilmek de elbette bizim görevimizdir. Bir 16 Nisan referandumunda hakikaten çok başarılı bir yönetim tarzı gerçekleştirildi.”

“Gelen tüm ihbarları dikkate alın”

Seçim döneminde gelen tüm ihbarlara dikkat edilmesi yönünde uyarıda bulunan Bakan Soylu, “Seçim döneminde gelen bütün mesajları, iletilen tüm ihbarları, gelebilecek tüm uyarıları valilerimiz başta olmak üzere bütün arkadaşlarımız dikkate alsınlar. Asıllı çıksın, asılsız çıksın yapmamız gereken budur. Bir olay olur Allah muhafaza Türkiye bütün seçim boyunca bu olayı tartışır. Elbette ki olay olabilir ama bizim zafiyetimizden kaynaklanan bir olayın olmaması konusunda da bizim pür ve dikkat olmamız gerekmektedir. Özellikle kampanya sürecinin en önemli konularından bir tanesi de mitinglerin ve propaganda çalışmalarının güvenliği meselesidir. Bu noktada yapılabilecek güvenlik ihmallerinin nelere mal olabileceği elbette ki izaha muhtaç değildir” ifadelerini kullandı.

“Sabotaj ihtimaline karşı özen göstermeli”

Seçim esnasında hassas kişilerin korunmasına önem verilmesi gerektiğinin altını çizdiğini belirten Soylu, seçim büroları ve siyasi partilerin korunmasına da dikkat edilmesi gerektiğini, bunlara yönelik olası saldırıların istismar konusu yapılabileceğini söyledi. Seçim günü oy kullanılacak yerlerde bulunan kameraların çalışıp çalışmadığının kontrol edilmesi gerektiğine dikkat çeken Soylu, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Olayların aydınlığa kavuşması yapacağımız bu tespitlerle mümkündür. Seçimlerde yine çok konuşulan ve sürekli olarak gündeme gelen bir önemli mesele var. Seçim dönemi boyunca gerek seçim çalışması yapılacak yerlerin, gerekse seçim günü oy verme ve oy sayımı yapılacak yerlerin ve çevrelerin aydınlatılmasının saatli yapılması da bizim ilgi alanımızdadır. Bir taraftan kameralara bakacağız, bir taraftan da seçim alanlarının aydınlatılması meselesi de bizim ilgi alanımızdır. Trafo, elektrik dağıtım tesisi gibi yerlere sabotaj yapılması ihtimaline karşı da arkadaşlarımız ayrı bir özen göstermelidir.”

Suriyeli seçmen iddiaları

24 Haziran seçimlerinde Suriyelilere oy kullandırılacağı yönünde asılsız iddiaların olduğuna dikkat çeken Soylu, “Bu konuda ‘onlara oy kullandırtacaklar’ gibi bir tezvirat maalesef her dönem yaşanmaktadır. Bu konuda oy verme hakkına sahip olan kişiler anayasamızda, seçim kanunlarında açık ve nettir. Bu şaibelere boyun eğmemek seçim güvenliği açısından bizim en önemli görevlerimizdir. Bunlar gerçek olmasa da vatandaş arasında algı oluşturmak amacıyla bu işin propagandasını yapanlar elbette ki söz konusudur. Bunu dedikoduya döndürmeye imkan vermemek amacıyla bu göç eden kardeşlerimizin yoğunlukta bulunduğu mahallelerde tedbir almakta temel vazifelerimizden biridir. Burada sizin temel göreviniz kamu düzenini sağlayabilecek bir adımı atabilmektir.”

“7 bin 500 torbacı tutuklandı”

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, PKK, FETÖ, DEAŞ, DHKP-C gibi terör örgütleri ile mücadele ederken bir taraftan da asayiş ve uyuşturucu konusunda da yoğun çalışmalar yürüttüklerini vurguladı. 2017 tarihi ile kıyaslandığında 2018’de ilk 4 ayda mala karşı yapılan suçlarda yüzde 26.2 oranında azalma olduğu bilgisini veren Soylu, aynı tempoyu seçim dönemi ve sonrasında da yürütmeleri gerektiğini ifade etti. Soylu, “Aynı şekilde uyuşturucu konusunda da mücadele söz konusu. İlk 4 ayda uyuşturucu da 7 bin 500 kişi tutuklandı. Bunlar sokak satıcıları, torbacı denilen kişiler. Bu öyle ufak bir rakam değil. Güvenlik birimlerimizin milletimize verdiği sözü yerine getirme konusundaki iradeyi ortaya koyan anlayışın ta kendisidir. 7 bin 500 kişiyi ilk 4 ayda özellikle torbacı dediğimiz, çocuklarımıza okul çevrelerinde musallat olanlara yönelik ortaya koyulan sizin başarınız bu” dedi.

Soylu, “Doğu ve Güneydoğu illerimiz başta olmak üzere sandık kurullarının güvenliği, insanların oy kullanma yerlerine güvenli ve her türlü tesirden uzak şekilde gelebilmelerini temin etme ve sandık çevrelerine üzerinde silah bulunan kişilerin yaklaştırılmaması konusunda arkadaşlarımızın dikkat etmesi gerekmektedir. Seçim günü dikkat etmemiz gereken 3 konu var. Birincisi insanların oy tercihleri üzerinde baskı kurulmasını veya yönlendirme yapılmasını engellemek. İkincisi insanlarımızın, vatandaşlarımızın oy sandığına sağlıklı bir şekilde ulaşıp oyunu kullanmalarını temin etmek. Üçüncüsü sandıkların güvenliğini, oy sayımının güvenliğini sağlayarak sonuçların resmi merkezlere güvenli bir şekilde ulaştırılmasını sağlamak” diye konuştu.  

Abdullah Sarica – Nurullah Geylani

UCB Pharma Türkiye’nin koşulsuz desteğiyle hayata geçirilen “Hareket Özgürlüktür” projesi kapsamında düzenlenen etkinlikte uzun yılladır tedavi gören AS hastaları, hayata yeniden başladıklarını ve ikinci baharlarını yaşadıklarını İkinci Bahar şarkısı eşliğinde dans ederek gösterdi. Türkiye’de çok bilinmemesine rağmen hastalığın her 200 kişiden birinde görüldüğünü söyleyen İç Hastalıkları Uzmanı ve Romatolog Prof. Dr. Süleyman Özbek de erken teşhis ve tedavi ile hastalığın kamburluk, kalıcı hareket kısıtlığı gibi sonuçlarının önüne geçilebileceğine dikkat çekti.

Türkiye’de her 200 kişiden birinde görülen ve halk arasında omurgayı tutan iltihaplı romatizma olarak bilinen AS, erken teşhis edilmemesi ve etkili tedavi uygulanmaması durumunda hareket kısıtlılığına, kalıcı sakatlıklara ve deformasyonlara neden olabiliyor. 

Her yıl Mayıs ayının ilk cumartesi günü kutlanan Dünya Ankilozan Spondilit Günü kapsamında toplumda çok fazla bilinmeyen ve genelde ‘bel fıtığı’ ile karıştırılan hastalık hakkında farkındalık oluşturmak amacıyla, 2 Mayıs Çarşamba günü UCB Pharma’nın koşulsuz desteğiyle özel bir etkinlik düzenlendi. ‘Hareket Özgürlüktür’ adlı etkinlikte tedavi süreçleri devam eden 6 AS hastası partnerleriyle Adana Arkeoloji Müzesi’nin tarihi atmosferinde bir dans gösterisi sundu. Uygun tedavi ile AS hastalığının tek başına hareket etmeyi güçleştiren semptomlarının üstesinden gelen 6 hasta, İkinci Bahar şarkısı eşliğinde dans ederek adeta ikinci baharlarını yaşadıklarını ve AS hastalığıyla daha kaliteli bir yaşam yaşanabileceğini gözler önüne serdi.

“AS, bugün en sık görülen romatizmal hastalıklardan biri” 

Yaklaşık 2 aydır gösteri için hazırlanan hastaların tedavilerini yürüten Romatoloji ve İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Süleyman Özbek, AS hastalarının yaşadıkları tüm sıkıntılara ve zorluklara rağmen erken teşhis ve tedavi ile yaşama sarılmalarının hastalığı yaşayan herkese umut olmasını istediklerini söyledi.
Hastalık hakkında bilgiler veren Prof. Dr. Özbek, açıklamasında şu ifadelere yer verdi: 

“AS, bugün en sık görülen romatizmal hastalıklardan biri. Erken teşhisin hayati önem taşıdığı bu hastalık omurga, kuyruk sokumu kemiği ve leğen kemiğini birleştiren eklemleri etkiliyor. Geç teşhis ve tedavi edilirse ciddi sakatlıklara ve deformasyonlara neden olarak insanlarda önemli derecede iş gücü kaybı, yaşam kalitesi ve yaşam süresinde azalmaya neden oluyor. Bu nedenle her ağrıya, özellikle de şiddetli bel ağrılarına ağrı deyip geçilmemeli ve bir Romatoloğa gidilmeli. Toplumumuzda bu hastalık çok fazla bilinmediğinden genelde geç teşhis konuluyor ve tedavi sürecine geç başlanıyor. Bu durum da hastanın dayanılmaz ağrılar ve zorluklar çekmesine neden oluyor. Adeta hayatını cehenneme çeviriyor. ‘Hareket Özgürlüktür’ Projesi ile erken teşhis ve tedavinin önemine dikkat çekmeyi amaçladık. Hastalığın erken teşhisi ile kalıcı deformasyonların önüne geçilebileceğini anlatmak istiyoruz.”

“Erken teşhis, düzenli tedavi ve egzersiz” 

AS hastalarının hareketleri çok kısıtlandığı için kampanyalarının ismini özellikle “Hareket Özgürlüktür” seçtiklerini belirten Prof. Dr. Süleyman Özbek, projede yer alan AS hastalarının çoğunun uzun süredir tedavi gördüklerini ve bu tedaviler sonucunda normal insanlar gibi hareket özgürlüğüne kavuşabildiklerini söyledi. Tedavi gören tüm AS hastalarının yanı sıra toplumda da bu konuda farkındalık oluşturmak amacıyla dans gösterisi organize ettiklerini ve hastaların proje için haftalardır hazırlandıklarını kaydeden Prof. Dr. Özbek, hastaların düzenli doktor kontrolleri ve tedavilerine ek olarak, doğru egzersiz programlarının da hem eklemlerdeki hareket kısıtlılıklarının önlenmesinde hem de ağrıların giderilmesinde destekleyici etkisi olduğunu ifade etti. 

Etkinliğe katılan hastalar ise AS teşhisi konulmadan önce uzun süre yanlış tedaviler uygulandığını belirtirken, doğru tedaviyle acılarından kurtularak dans eder hale geldiklerini kaydetti. 

Etkinlik, katılımcıların Prof. Dr. Özbek’e hastalık hakkında sorular sormasıyla son buldu.  

Cumhurbaşkanı Erdoğan, temaslarda bulunmak üzere geldiği Özbekistan’da, Özbekistan Cumhurbaşkanı Şevket Mirziyoyev ile Türkiye-Özbekistan İş Forumu’na katıldı. Forum’da yaptığı konuşmada Özbekistan’ın coğrafi konumuna değinen Erdoğan, “Özbekistan Orta Asya nüfusunun yarısına yakınını barındıran, güçlü tarım sektörüne ve sanayi potansiyeline sahip, zengin doğal kaynaklarına sahip bakir yatırım alanları bulunan kardeş bir ülkedir” şeklinde konuştu. Özbekistan’ın 27 yıl önce bağımsızlığını kazanmış olmasının Türkiye için oldukça önemli olduğunu belirten Cumhurbaşkanı, “Türkiye Özbekistan Cumhuriyetini ilk tanıyan ülkedir, ilk tanıyan devlettir” ifadelerini kullandı.

Türk yatırımcıların Özbekistan’ın kalkınmasında etkin rol oynadığını söyleyen Cumhurbaşkanı, iki ülke liderleri tarafından yapılan karşılıklı ziyaretlerin ekonomik ve siyasi anlamda meyvelerini verdiğini vurguladı. Daha önce gerçekleştirilen temaslarda iki ülke arasındaki ilişkilerin stratejik ortaklık düzeyine çıkarıldığını hatırlatan Erdoğan, “Bu seyahatimizde de bunu bir ileri aşamaya taşıyoruz, stratejik ortaklığımızın pratikte de uygulamaya konulması için gerekli mekanizmayı, Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi’ni artık kuruyoruz” dedi. Bugün iki taraf arasında toplamda 25 anlaşmanın imzalandığının altını çizen Cumhurbaşkanı, yapılan anlaşmaların masada kalmaması gerektiğini ve pratikte de uygulanması gerektiğinin önemine dikkat çekti.

“Özbek kardeşlerimizin başarılarını yakından takip ediyoruz”

Türkiye’nin ekonomik kalkınma sürecinden ve gücünden bahseden Cumhurbaşkanı Erdoğan, Özbekistan’ın da Mirziyoyev döneminde önemli adımlar attığına değindi. Özbekistan’ın ekonomik kalkınmaya verdiği önemi takdir eden Erdoğan, “Özbek kardeşlerimizin bu başarılarını yakından takip ediyoruz, Türkiye olarak Özbekistan’a hedeflerini gerçekleştirme yolunda elimizden gelen her türlü desteği vermeye hazırız” şeklinde konuştu.

İki ülke arasındaki diplomatik temasların artarak devam edeceğini söyleyen Erdoğan, “Yüksek düzeyli stratejik işbirliği rastgele bir protokol değildir. Artık bakanlarımız sürekli karşılıklı çalışacaklar, 1 yıl kardeşim Mirziyoyev’in başkanlığında, 1 yıl benim başkanlığımda bakanlarımızı toplayacağız” dedi.

“Kadim dostluk paslanmaz”

Türkiye ile Özbekistan arasındaki ticaret hacmindeki artıştan memnun olduğunu fakat bunun artması gerektiğini vurgulayan Erdoğan, “Bunu yapar mıyız yaparız. 33 milyon Özbekistan, 81 milyon Türkiye toplam 114 milyon, bu gömlek artık bize dar” ifadelerini kullandı.
Türkiye ve Özbekistan arasındaki ilişkilerin yalnızca kâr amacı gütmemesi gerektiğini söyleyen Erdoğan, “Ekonomik, ticari ilişkilerimizi aramızdaki kardeşlik bağlarını güçlendiren birer sıçrama tahtası olarak görmeliyiz. Tıpkı iki kardeş gibi biri yükseldikçe diğeri de yükselmeli, iyi ve kötü gününde dayanışma içinde olan birbirine asıl bu yönden bağlı ülkeler olduğumuzun bilinciyle hareket etmeliyiz” şeklinde konuştu. Türk ve Özbek işadamlarının birbirlerine karşı açık ve dürüst olmaları gerektiğini söyleyen Cumhurbaşkanı, “El birliği olduğu zaman aşamayacağımız sorun yoktur. Bizim Özbekistan’la dostluğumuz eskidir ve ebedidir. Kardeşler arasında sınırların ve mesafenin önemi yoktur. Atasözünde söylendiği gibi; Kadım dostluk paslanmaz” diye konuştu.  

Dilmurod Cumabayev

Seçim çalışmalarının startını vermek için İzmir’e gelen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Başbakan Binali Yıldırım, İzmir Ticaret Odasını (İZTO) ziyaret etti. Özel gündemli meclis toplantısında İzmirli iş adamlarına seslenen Cumhurbaşkanı Erdoğan, seçim çalışmaları kapsamında ilk mitingi yaptıkları İzmir’de yeni seçilen İZTO Başkanı Mahmut Özgeneri de tebrik etmek istediklerini belirtti. İZTO’yu ziyaret eden üçüncü cumhurbaşkanı olmasının kendisine guru verdiğini belirten Erdoğan, “Gerek Gazi Mustafa Kemal Atatürk, gerek Turgut Özal ve şahsımın burada olması bu kurumlara verdiğimiz önemin göstergesidir. Biz Türkiye için çalışan, yatırım yapan, istihdam sağlayan, ihracat yapan herkesin yanındayız ve yanında olmayı sürdüreceğiz. Böylesine bir gücün Türkiye ekonomisine çok daha fazla katkı sunmasını istiyoruz. İzmir ticaret hayatının serencamı Türkiye ticaret hayatının göstergesi gibidir. Yunan askerlerinin çekilirken İzmir’i yakmaları bu güzel şehrin birikimine vurulmuş en büyük darbedir. Bakmayın Türklerin adının çıktığına. Bu coğrafyaya en büyük darbeleri kendilerine ‘medeni’ diyenler vurmuştur” dedi.

Cumhuriyet döneminin en önemli girişimlerinden olan İktisat Kongresi’nin İzmir’de toplanmasının tesadüfi olmadığına vurgu yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “İzmir, ekonomik özgürlüğün de sembolü olarak görülmüştür. İzmir, çok değerli ilerlemeler kaydetmiştir. Buna rağmen kendisinden beklenen büyük atılımı gerçekleştirememiş olmasını üzülerek ifade ediyorum. Yapılanlar, İzmir’in potansiyelinin yanında yetersiz. 2023 hedeflerimiz için daha çok çalışacağımız bir döneme giriyoruz. Yaşanan ekonomik krizlerin sonuçlarının en çok hissedildiği yerlerin biri de İzmir’dir. Güven ve istikrarın üzerinde durmamız lazım. İzmir’in rahmetli Adnan Menderes’e verdiği destekle demokrasiye gösterdiği inancın da göstergesidir” diye konuştu.

“İzmir, Binali Beye talip olmayınca…”

İzmir’in her alanda gelişmesi için gereken altyapı adımlarını attıklarını da açıklayan Erdoğan, “Normal şartlarda belediyelerin yapması gereken yatırımları bakanlıklarımız eliyle yaparak İzmir’e destek olduk. En üretken bakanımızı Büyükşehir Belediye Başkan Adayı olarak İzmir’e gönderdik. İzmir kendine talip olmayınca biz de Binali Beyi başbakan olarak görmek istedik. Verdiğimiz tüm desteğe rağmen İzmir hala patinaj yapıyorsa hepimizin düşünmesi gerekir” şeklinde konuştu.

“Her şehirde bu kadar potansiyel yok”
Dünyanın en büyük organizasyonlarından biri olan EXPO’yu İzmir’e kazandırmak için çok çalıştıklarını da anlatan Erdoğan, “Ama olmadı. İzmir’in tüm kurum ve kuruluşlarının ‘aynı performansı ortaya koyduk mu’ diye düşünmesi gerekir. Rabbimiz, ‘İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır’ buyuruyor. Çok ve birlikte çalışacağız. Aksi takdirde herkesi farklı bir yere çekersek çok enerji harcarız ama bu arabayı yerinden kıpırdatamayız. Burada İzmir’e diyoruz ki ‘gelin bu düzeni değiştirelim, farklılıkları çekişme değil zenginlik unsuru haline getirelim’. İzmir’i aritmetik değil geometrik büyütmeye götürelim. İzmir’i şaha kaldıralım. İzmir’in bu önemini İzmir’in bazı kesimleri hala anlayamadı. Türkiye’yi iki kat büyüteceksek İzmir’i daha fazla büyütmemiz şarttır. Her şehirde bu kadar yüksek potansiyele sahip değiliz” dedi.

24 Haziran’da yapılacak seçimlerin önemli ve kritik olduğuna vurgu yapan Erdoğan, “Türkiye bu seçimlerle cumhuriyetin kuruluşundan sonra en önemli değişimi gerçekleştirecek ve yeni yönetim sistemine geçecek. Cumhurbaşkanı bütçe dışında meclis çalışmalarında hiçbir yetkiye sahip olmayacak. Gerçek anlamda güçlerin birbirinden ayrıldığı döneme giriyoruz. Hem seçimimiz, hem yeni yönetim sistemimiz hayırlı olsun. Her geçen gün artan terör olaylarının ortaya çıkış sebebini daha iyi anlayabiliyoruz. Özal’ın ortaya koyduğu çağ atlatma çabalarının nasıl ve kimler tarafında kesildiğini bugün daha iyi anlıyoruz. AK Parti böyle bir siyasi, ekonomik mirası devralmıştır. 15 yıllık iktidarımızda nelerle mücadele etmek zorunda kaldığımızı çok iyi biliyorsunuz. 2007 yılında başlayan bu süreç 24 Haziran’da Türkiye’yi bambaşka bir yönetim sistemine geçirmemizle sonuçlanacak. Eski sistemin arızalarının, çarpıklıklarının farkında olan kim varsa hepsinin ruhunu şad ettiğimize inanıyorum” ifadelerini kullandı.

Başbakan Yıldırım’dan imar barışı müjdesi

İzmir’in ilklerin şehri olduğunu aktaran Başbakan Binali Yıldırım ise, “İlk kurşunun atıldığı, istiklal mücadelesinin başlatıldığı ve İstiklal Harbinin zaferle sonuçlandığı şehir İzmir. Çok partili hayatın denemesinin yapıldığı, demokrasiye inan ve siyasi hayatımıza iz bırakan şehir, Adnan Menderes’in siyasetle buluştuğu şehir. İzmir iktidarımızda birçok yeni hizmetle buluştu. Biz iktidara geldiğimizde çevre yolu yoktu. İzmir’in şimdi 53 kilometrelik çevre yolu var. O da yetmiyor. Şuan İzmir’in bir numaralı sorunu trafik. İzmir’in tüm sorunlarını çözdüğümüz gibi yeni dönemde de çözeceğiz. 24 Haziran yeni bir dönem. Türkiye yönetim şeklinde değişikliğe gitti. Doğrudan sandıkta vatandaşlarımızın ülkeyi kimin yöneteceğine karar vereceği bir seçim yapacağız” dedi.

Yapacakları yeni düzenlemenin müjdesini de veren Yıldırım, “İzmir’in konutlarının yüzde 62’sini ilgilendiren bir düzenleme yapıyoruz. Mülkiyetle, imarla ilgili bir sorun var. Binası var, elektriği yok, ruhsatı yok, mülkiyeti kendisine ait değil. Tüm bunları ortadan kaldıracak ve bu yılların biriktirdiği sorunu çözecek düzenlemeyi önümüzdeki 10 gün içinde çıkarıyoruz. Bununa adı imar barışıdır. Vatandaşımızla barışıyoruz ve şehirlerin daha güzel inşa edilmesi için düzenlemeyi yapıyoruz. Bu imar affı değil imar barışıdır. Son başbakan olsak da İzmir’e olan sevgimiz, hizmetimiz son olamayacak. Bundan sonra da devam edecek” şeklinde konuştu.

İZTO’ya üçüncü ziyaret

İzmir’in en büyük ekonomik hikayelerini yazan şehirlerden biri olduğunu kaydeden Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu ise, “İzmirli bir Başbakanımızın olmasının bunda büyük payı var. Binali Yıldırım’ın icracı yapısıyla İzmir atağa kalktı. Cumhurbaşkanımızın talimatlarıyla dev yatırımlara başlandı” diye konuştu.

İzmir’in Türk ekonomisinin önemli merkezlerinden olduğunu kaydeden İzmir Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Mahmut Özgener, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün İktisat Kongresini İzmir’de yapmasının da tesadüf olmadığını söyledi. İzmir Ticaret Odasını daha önce iki Cumhurbaşkanının ziyaret ettiğini hatırlatan Özgener, “Odamızı ziyaret eden iki Cumhurbaşkanımız da tarihte çığır açan insanlardı. İlki Gazi Mustafa Kemal Atatürk, diğeri de Turgut Özal’dı. Üçüncü Cumhurbaşkanı konuğumuz siz oldunuz, onur verdiniz” dedi.

Özgener, İnciraltında yapılması planlanan Körfez Geçişi Projesinin de bir an evvel hayata geçmesini temenni ettiklerini kaydetti.  

Ali Gözeten – Sinan Yeniçeri
 

Kadına yönelik şiddet, tüm dünyada en yaygın toplumsal sorun ve insan hakları ihlallerinden biri. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, dünya çapında kadınların yüzde 35’i, eşi veya birlikte yaşadığı kişinin fiziksel ve/veya cinsel şiddetine ya da partneri olmayan bir kişinin cinsel şiddetine maruz kalıyor. Ancak bazı ülke araştırmaları, kadınların yüzde 70’inin yaşamları boyunca erkeklerden fiziksel ve/veya cinsel şiddet gördüklerini ortaya koyuyor. 

AB’de her 20 kadından 1’i tecavüze uğradı 

Avrupa Birliği Temel Haklar Ajansı tarafından 2014 yılında 28 Avrupa Birliği üyesi ülkede, 42 bin kadınla yüzyüze gerçekleştirilen araştırmanın sonuçlarına göre, her üç kadından biri, 15 yaşından itibaren fiziksel veya cinsel şiddete maruz kaldı. Her 20 kadından 1’i ise tecavüze uğradı. Araştırmada, kadınların yaygın biçimde istismara uğradığı ancak bunların çok azının kayıtlara geçtiği, aile içi şiddet vakalarının sadece yüzde 14’ünün ve diğer şiddet vakalarının ise sadece yüzde 13’ünün rapor edildiği belirtildi.

Türkiye, Avrupa ülkelerinin gerisinde 

TBMM Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu raporuna göreyse, AB’de 15 yaşından büyük her 3 kadından 1’i, bir erkeğin fiziksel ya da cinsel şiddetine maruz kalıyor. Rapora göre, AB’de kadının en çok şiddet gördüğü ülkeler yüzde 52 ile Danimarka ve yüzde 47 ile Finlandiya. Almanya’da bu oran yüzde 35, İngiltere ve Fransa’da yüzde 44, Hollanda’da ise yüzde 45. Bu rapora göre, Türkiye genelinde yaşamlarının herhangi bir döneminde fiziksel şiddete maruz kalmış olanların oranı ise yüzde 36.

Türkiye’de kadına şiddet geriledi 

Türkiye’de 2008 yılında yapılan araştırma sonucuna göre kadına yönelik şiddetin oranı yüzde 39 iken, 2013-2014 yıllarında Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı (ASPB) Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü (KSGM) tarafından yürütülen ve Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü tarafından gerçekleştirilen araştırmada bu rakamın yüzde 3 düşerek yüzde 36’ya gerilediği görüldü.

Çocuk istismarında da zirve Avrupa’nın 

Çocuklara yönelik şiddet ve cinsel içerikli yayınlarının 2016 yılı rakamları incelendiğinde, çocuk istismarına dair içeriklerin yer aldığı 57 bin 335 internet sitesi tespit edilirken, internet kurbanlarının yüzde 89’unun kız çocukları olduğu ve bu içeriklerin de yüzde 60’ının Avrupa merkezli sunuculardan elde edildiği bilgisine ulaşıldı. Yapılan araştırmalardan elde edilen bir başka sonuç ise her yıl 15 yaş altı yaklaşık bin çocuğun cinayete kurban gittiği bilgisi oldu. Buna ek olarak, her 7 dakikada bir gencin şiddet sonucu öldürüldüğü belirlendi.

Fransa’da şok olay ! 

Geçen ay Fransa’da tecavüze uğrayan kadınla karakoldaki kadın polis arasında geçen konuşmaysa şok ediciydi. Zira kadın polis memuru, mağdureye, “Nasıl giyinmiştiniz?” diye soruyor ve ekliyordu:
“Pek tahrik edici bir görünüşünüz yok, niye bunu size yaptı acaba?”

Fransız sanatçının soruna skandal yorumu 

Öte yandan, ünlü Fransız oyuncu Catherine Deneuve ise, Ocak ayında cinsel taciz skandallarıyla başlayan “Metoo” hareketinin “aşırılığa” varmaya başladığını savunmuş, “Erkeklerin kadınlara asılmakta serbest olması gerektiğini” söylemişti. Bu açıklama, Avrupa’nın kadına yönelik tacize bakış açısını da ortaya koyar nitelikteydi.  

Başbakan Binali Yıldırım, temaslarda bulunmak için geldiği Afganistan’da, Kabil şehrinde bulunan Türk Üssü’ne bir ziyaret gerçekleştirdi. Ziyareti esnasında yaptığı konuşmada Türk askerinin gittiği her coğrafyada sevgiyle karşılandığına değinen Yıldırım, “Kahraman ordumuz bulunduğu her yerde, her ülkede barış için huzur için vefa için vardır. Bosna’da derdimiz barıştır, Kosova’da tek meselemiz barıştır, Somali’de Irak’ta Katar’da ve burada Afganistan’da tek amacımız var, barışı sağlamaktır. Bizim askerimiz Suriye’de El Bab’da Afrin’de aynı şekilde barış için gitmiştir. Barış için vardır. Rabbime hamdolsun Türk askeri her nereye giderse oranın halkı tarafından da bağrına basılıyor, sevinçle karşılanıyor ve hüsnü kabul görüyor” şeklinde konuştu.
Türk askerinin Afganistan halkı üzerinde bıraktığı olumlu imaja değinen Başbakan Yıldırım, “Afganistan’da dost ve kardeş ülkede ay yıldızlı bayrağımızın buranın halkı üzerinde nasıl olumlu etki yaptığını biz en başta yabancı devlet adamlarından duyuyoruz, bununla da gururlanıyoruz. Komutanlarımız burada barışın sağlanması, Afgan halkının acılarının azaltılması yönünde yaptıklarınızı bize sınırlı bir zaman içinde anlattılar. Nasıl ki Afganistan halkı omzunda ay yıldız olan askeri gördüğünde onu kucaklamak istiyorsa, inanın ki Suriye’de, El Bab’da, Afrin’de aynı manzarayı aynı sahneleri yaşıyoruz” dedi.

“Türk askeri varsa orada emniyet, barış vardır”

Tarihten bu yana Türk askerinin gittiği yerlere barış, huzur ve güven götürdüğünü belirten Yıldırım, “Bir yerde Türk askeri varsa orada güven var, emniyet var, hakkaniyet var orada barış vardır” dedi. 1. Dünya Savaşı’nın efsanevi komutanlarından olan Fahrettin Paşa’nın İstiklal Harbi sırasında Afganistan’da Büyükelçilik görevi yürüttüğünü hatırlatan Başbakan Yıldırım, “Fahrettin Paşa’nın buraya büyükelçi olarak atanmış olması, Türkiye- Afganistan dostluğunun ta en başta, ne kadar önemli olduğunu göstermektedir. Türk halkı İstiklal Harbi sırasında Afgan halkının desteklerini asla unutamaz. Zor zamanlarda Afgan halkının yanında olmak bizim için tarihi bir sorumluluktur. Bu sorumluluğu yerine getirmek için sizler buradasınız. Görevinizi en iyi şekilde yaptığınız için göğsümüz kabarıyor, sizlerle gurur duyuyoruz” ifadelerini kullandı.

“Size Türkiye’den Başkomutanımızın ve 81 milyonun selamını getirdim”

Afganistan’da çok farklı ülkelerden askerlerin bulunduğunu, öte yandan Türk askerinin Afgan halkı için çok farklı bir yere sahip olduğunu söyleyen Başbakan Yıldırım, “Size Türkiye’den Başkomutanımız, Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın ve 81 milyon Türk milletinin selamını getirdim. Burada bayrağımızı dalgalandıran siz kahraman askerlerimize ülkemiz milletimiz minnettardır. Burada yaşayan insanlar minnettardır. Burada 59 ülke var. 59 ülke içerisinde farklı bir konumunuz var. Afgan halkı üzerinde farklı bir yeriniz var. Bu şüphesiz iftihar edilecek bir şey. Aynı zamanda sorumluluğunuzu da o derece arttıran bir durum. Allah yar ve yardımcınız olsun” şeklinde konuştu.  

Çeyrek asrı bulan profesörlük kariyerinde birçok proje ve kitapta imzası bulunan İstanbul, Galatasaray ve Bilim Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Suat Gezgin, Yeşilköy’de düzenlenen 5. Kitap Fuarı’nda okuyucularıyla bir araya geldi. 20 ülkeden yerli ve yabancı 350 yayınevinin katıldığı fuarda Eğitim Yayınevi’nin standında “Yeni Medya Analizleri”, “İletişim ve Kültür”, “Gelişen Teknoloji Değişen Mekân” ve “Basın Fotoğrafçılığı” adlı kitaplarını imzalayan Prof. Dr. Gezgin, gösterilen ilgiden dolayı mutluluk duyduğunu ifade etti. İHA muhabirine açıklamalarda bulunan Prof. Dr. Suat Gezgin, öğrencilerin faydalanabilecekleri bir el kitabı niteliğinde çalışmalar yaptıklarını belirterek, “2017 yılında gerçekten de çok güzel kitaplar yayınladık; ‘İletişim ve Kültür’, ‘Yeni Medya Analizleri’ var. Yeni medya dediğimiz zaman her şey duruyor. Gençler tamamıyla yeni medyaya yönlendiler. Hatta fakültelerde yeni medya çerçevesinde yeni bölümler açılmaya başlandı. Uzmanlık alanları oluşturuldu. Diğer taraftan ‘Basın Fotoğrafçılığı’ kitabım var. Tamamıyla basın fotoğrafçılığında fotoğraf karelerinin nasıl yer alması gerektiğini anlatıyor. Bütün öğrencilerin bir el kitabı olarak kullanabilmesi için yazılmıştır” diye konuştu.

“Çok mutlu oldum”

Öğrencilerin fuara yoğun katılım göstermesinden dolayı mutlu olduğunu ifade eden Gezgin, “Fuarın şehre uzak olmaksızın böyle bir yerde olması çok yerinde ve kalabalık. Hatta ilk, ortaöğretim ve lise öğrencilerinin geldiğini görünce okuma olgusunun yaşatıldığını ve aşılandığını görüyorum. Çok mutlu oldum” dedi.
Prof. Dr. Suat Gezgin ile birlikte ‘Yeni Medya Analizleri’ ve ‘Gelişen Teknoloji Değişen Mekân’ adlı kitapları kaleme alan Nişantaşı Üniversitesi Gazetecilik Bölümü Araştırma Görevlisi Ali Efe İralı ise, kitapların duyarlı tasarım sürecine geniş bir perspektiften bakılmasına yol açtığını söyleyerek şu ifadeleri kullandı:  “Yaptığımız dört çalışma da aslında Türkiye’de daha önce üzerinde durulan çalışmalar ancak bir farklılık var, 2011 yılından sonra duyarlı tasarım dediğimiz bir sürece başladı internet siteleri. Bu süreçle beraber basında ve medyanın bütün kanallarında çeşitli teknolojik değişimler meydana geliyor. Bu dört kitap aslında 2011 sonrasındaki sürecin 2017’ye ve 2018’e açılan penceresini biraz daha geniş bir perspektiften bakmasına yol açıyor. Onu biraz daha genişleterek akademiye bir tık daha ekstradan bilgi sağlamaya çalışıyor.”

Prof. Dr. Suat Gezgin’in imza gününe Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) İstanbul Bölge Temsilcisi Dr. Murat Soysal, İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Atilla Girgin ve Milliyet Gazetesi Fotoğraf Servisi Müdürü Bünyamin Aygün ile geniş bir okuyucu kitlesi katıldı.  

Rıfat Fırat – Fatih Gavuz